Yargıtay Kararı: Y8HD, 20.01.2015, E. 2014/12747, K. 2015/1086

Ara 2, 2020 | Boşanma Yargıtay ve Mahkeme Kararları

Anlaşmalı boşanma davalarında beyanın mal rejiminin tasfiyesine yönelik açıklıkta olması gerekir.

Davacının İddiası ve Talebi

Davacı Namık vekili, evlilik birliği içinde davalı adma alman 168 ada 44 parseldeki 4 numaralı meskenin alımında davacının çalışarak elde ettiği gelir ve aracının satışından gelen parayla katkıda bulunduğunu, yine 2002 yılı soması edinilen 2603 parselde 19 numaralı bağımsız bölüm üzerinde Yasa hükümleri gereği katılma alacağı hakkı olduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 20.000 TL katkı payı, 20.000 TL katılma alacağının dava tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalının Savunması

Davalı Hülya vekili, tarafların anlaşmalı boşanma dosyasında yaptıkları protokolün 3.maddesindeki düzenlemenin aksine dava açılmasının iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağını, davacının katkı yapacak imkanı da olmadığını, boşanmaya bakan mahkeme tarafından da bu düzenlemenin kararın birinci sayfasında uygun bulunduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur

Yargılama Neticesi

Mahkemece, taraflar arasında boşanma dosyasında düzenlenen protokoldeki imzaların taraflarca inkar edilmediği ve Mahkeme tarafından da protokol hükümlerinin uygun bulunduğu, protokoldeki düzenlemenin mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından
temyiz edilmiştir.

Taraflar 23.02.1980 tarihinde evlenmişler, 31.08.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hüküm 17.09.2010 tarihinde kesinleşmekle evlilik birliği son bulmuştur. TMK’nun 225. maddesinin 2. fıkrasına göre evliliğin boşanma ile sona erdirilmesi durumunda, eşler arasında mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle son bulur. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında tarihine kadar 743 sayılı MK’nun 170.maddesi gereğince mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, 4721 sayılı TMK’nun 202. maddesi uyarınca yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesine dayalı olarak açılan boşanma davalarında, evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek
iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlan ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek protokolü uygun bulması şarttır. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı (TMK.md. 184/3) hükmü uygulanmaz” (TMK.md. 166/3). Taraflar tek bir konuda anlaşamamış olsalar dahi, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 .maddesi uyannca delil toplanmadan karar verilemez. Bu gibi hallerde tarafların iddia ve savunmalan çerçevesinde delilleri toplanıp Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin 1, 2. ve 4. fıkralarına göre değerlendirme yapılmalıdır. Anılan maddede, boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşma şartı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. Maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle
maddi ve manevi tazminat, 175.maddesinde düzenlenen yoksulluk ve 182. maddesinde düzenlenen iştirak nafakası talep haklanna ilişkindir. Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse tarafların aralarındaki akdi ilişkiyi tasfiye ettikleri kabul edilemez.

Görüldüğü üzere, mal rejiminin tasfiyesi anlaşmalı boşanma kapsamında değildir. Başka bir anlatımla boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenleme, mal rejiminin tasfiyesine yönelik istemleri içermez. Ancak, bu durum tarafların boşanma davasının görüldüğü sırada aralarındaki mal rejiminin tasfiyesini amaçlayan protokol ve sözleşme yapmalarına engel değildir.
Kaldı ki, yargılama (oturum) tutanakları resmi belge niteliğindedir. Aksinin ispatı aynı nitelikte belge ile kanıtlanmalıdır. Ya da tutanağın beyana aykırı düzenlendiğine ilişkin kesinleşmiş bu mahkeme kararı olmalıdır.

Davalının savunmasında yer alan ve mahkeme kararına esas alınan tarafların boşanma dava dosyasında bulunan 31.08.2010 tarihli anlaşmalı boşanmaya dair protokol başlıklı belgenin 3.maddesinde “Boşanma sebebiyle her iki taraf birbirlerinden tedbir, yoksulluk nafakası veya her hangi bir şekilde maddi ve manevi tazminat talebinde
bulunmamaktadırlar, Tarafların üzerlerine kayıtlı menkul ve gayrimenkul kendi üzerlerinde kalacak, taraflar birbirlerinden herhangi bir talepte bulunmayacaklardır” ve 5.maddesinde ise” iş bu protokol Hülya Kınay tarafından açılacak boşanma davasında anlaşmalı boşanmanın esası olarak Mahkemede delil olarak kullanılacaktır” yazılıdır.

Boşanma dava dosyasında 06.09.2010 tarihli yargılama oturumunda ise davacı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşanmak istediklerini ve beyanlarının alınmasını talep etmiş, davacı Hülya ile davalı Namık ise “Karşılıklı olarak nafaka, tazminat istemiyoruz, ortak çocuğumuz 1995 doğumlu Buse’nin velayeti davacıya bırakılacak, çocukla
şahsi ilişki kurulmasını mahkemenin takdirine bırakıyoruz, davalı ortak çocuk Buse için karar kesinleştikten sonra geçerli olmak üzere 1.000 TL nafaka ödeyecektir, ayrıca davacı davalının “Kınay” olan soyadını kullanacaktır, bu duruma davalı da muvafakat etmektedir. Bu koşullarda boşanmamıza karar verilsin” şeklinde imzalı beyanda bulunmuşlardır.

Karşıyaka l.Aile Mahkemesi’nin 06.09.2010 tarih 2010/908 Esas 2010/811 Karar sayılı ilamı ile gerekçe bölümünde “…tarafların bizzat dinlendikleri, boşanmanın sonuçları ile ilgili düzenlemenin de Mahkeme’ce uygun bulunduğu…” açıklanarak tarafların TMK’nun 166/3 .maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, bu karar temyiz edilmeksizin 17.09.2010 tarihinde kesinleşmiştir.

Kural olarak, anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler.

Somut olayda, boşanma dava dosyasında davacının dava dilekçesinin ekinde sunulan boşanma protokolünün havale edilmeksizin mahkemeye sunulmuş olması, dava dilekçesinde ve duruşma sırasında protokolden bahsedilmemesi, her iki tarafın da 06.09.2010 tarihli imzalı beyanlarında anlaştıkları hususlara ilişkin ifadelerinin alınması, mahkeme gerekçesinde yer alan “…tarafların bizzat dinlendikleri, boşanmanın sonuçları ile ilgili düzenlemenin de Mahkemece uygun bulunduğu…” şeklindeki ifadenin protokolle ilgili değil, 06.09.2010 tarihli yargılama oturumundaki tarafların anlaştıkları hususlara ilişkin bulunması, bu ifadenin protokolün mahkeme tarafından onaylandığı, kararın eki şeklinde hükme esas alındığı anlamına gelmeyeceği, bunun dışında da protokolün mahkeme tarafından onaylandığına dair bir ifade de bulunmadığı, tarafların duruşmada alınan ifadelerinin mahkeme içi ikrar olarak nitelendirilmesi mümkün ise de bu beyanlarda mal rejiminin tasfiyesine yönelik hiçbir açıklama olmaması dikkate alındığında mahkemece tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delilleri toplanarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken protokolden ve mahkeme içi ikrardan hareketle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır. (Y8HD, 20.01.2015, E. 2014/12747, K. 2015/1086)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

Kategoriler

error: Uyarı: Sadece üyeler bu işlemi gerçekleştirebilir.