Yargıtay Kararı: Y8HD, 13.03.2018, E. 2016/18025, K. 2018/9256

Ara 14, 2020 | Boşanma Yargıtay ve Mahkeme Kararları

ÖZET: Eşlerden birinin mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.

Karar Metni:

“Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karşı davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı-karşı davacı S. Dökmeci vekili, duruşmasız olarak davacı-karşı davalı C. Emre vekili tarafından istenilmiştir.

Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.03.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı-karşı davacı Serap Dökmeci bizzat ve vekili Avukat A. Coşkun geldi. Karşı taraftan temyiz eden davacı-karşı davalı Cenap Emre bizzat ve vekili Avukat B. Şimşek geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacının İddiası ve Talebi

Davacı-davalı Cenap Emre vekili, evlilik birliği içinde davalı kadına 1/3 hissesi mirasen intikal eden 9 nolu meskenin kalan 2/3 hissesinin diğer mirasçılardan davacı erkek tarafından bedeli ödenerek alındığını açıklayarak bu meskenin 2/3 değeri karşılığı
140.000,00 TL, yine davalı kadın adına satın alman 58 nolu mesken yönünden 2/3 değeri karşılığı 160.000,00 TL, davalı kadın adına alınan araç yönünden yarısı değeri TL, 58 ve 9 nolu meskenlerin kira gelirlerinin yarısı olarak sırasıyla … TL ile 10.800,00 TL ve davalı kadın adına banka hesaplarındaki para ve mevduat yönünden yarısı olan 10.000,00 TL olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 367.500,00 TL’nin tahsilini talep etmiştir. 21.10.2013 tarihli kısmen ıslah başlıklı dilekçe ile fazlaya ilişkin haklarını yine saklı tutarak talep edilen toplam alacak miktarını değiştirmeksizin; 9 ve 58 nolu meskenler yönünden 220.000,00 TL, banka hesapları yönünden 90.000,00 TL olarak taleplerini açıklamış, diğer kalemler yönünden ise talep edilen miktarları aynen tekrarlayarak tüm alacakları için faiz istekleri bulunduğu belirtilmiştir. Karşı davaya cevaben; alacak talep edilen taşınmazın borçları ödenemeyince zararına satılmak zorunda kalındığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Davalının Savunması

Davalı-davacı Serap Dökmeci vekili, karşı dava dilekçesinde, evlilik birliği içinde davalı erkek adına edinilen villanın, boşanma davası öncesi iz bırakmamak için arkadaşına devredildiğini, vadesi gelmeden taşınmaz için çekilen kredinin kapatıldığını izah ederek taşınmaz yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL’nin faiziyle tahsilini talep etmiş, 28.06.2012 tarihli harcını yatırmak suretiye sundukları dilekçe ile 188.600,00 TL olarak talep miktarını arttırmıştır. Asıl dava yönünden tasfiye konu malvarlığının edinilmesinde davacı erkeğin katkısının bulunmadığını ileri sürerek reddini savunmuştur.

Yargılama Neticesi

Mahkemece, davacı-davalı Cenap tarafından açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine; taşınmazlar yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 169.577,50 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren, 50.422,50 TL katkı payı alacağının ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-davacıdan alınarak, davacı-davalıya verilmesine, kira bedelleri yönünden 28.984,29 TL alacağın karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin kısmının reddine; araç yönünden 18.159,81 TL alacağın karar tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine; bankadaki para, döviz ve diğer mevduat yönünden 90.000,00 TL katılım alacağının davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya
verilmesine, davalı-davacı Serap tarafından açılan karşı davanın ise reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerinde asıl dava ve karşı dava yönünden davalı-davacı Serap vekili, asıl davada banka hesapları yönünden hükmedilen alacak ile asıl dava ve karşı davada hükmedilen vekalet ücretleri yönünden ise davacı-davalı Cenap vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanaklan münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, her iki taraf vekillerinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan
sair temyiz itirazlan yerinde görülmemiştir. Asıl dava yönünden davalı-davacı Serap vekilinin diğer temyiz itirazlarının
incelenmesine gelince;

2-a. Mahkemece, tasfiyeye konu edilen 58 nolu mesken yönünden davacı-davalı lehine yazılı şekilde alacağa hükmedilmiş ise de hükme esas alınan 14.03.2016 tarihli bilirkişi heyet raporu incelendiğinde hesaplama yönteminin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. 01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).

Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin mallan, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir.

Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.

Açıklanan ilkeler ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde taraflar, 11.11.1982 tarihinde evlenmiş, 07.12.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 23.01.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m).

Dosya kapsamından dava dilekçesinde belirtilen 9 nolu meskenin 1/3 hissesinin davalı Serap’a annesinin ölümü ile mirasen intikal ettiği, 06.04.2001 tarihinde kardeşi dava dışı Semih’ten 1/3, 16.08.2001 tarihinde kardeşi dava dışı Selma’dan 1/3
olmak üzere kalan 2/3 hissenin bedeli ödenmek suretiyle eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı Serap adına satın alındığı, 08.04.2005 tarihinde 9 nolu mesken üçüncü kişiye satılarak ele geçen para ile eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 19.04.2005 tarihinde 58 nolu meskenin satın alınarak tapuda davalı Serap adına tescil edildiği, 58 nolu meskenin 12.10.2006 tarihinde dava dışı üçüncü şahsa satıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı Cenap, davalının kardeşlerinden satın alınan miras hisselerinin bedelinin kendisi tarafından ödendiğini ileri sürerek mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak isteğinde bulunmuş, kardeşlere yapılan havalelere ilişkin belgeler sunmuştur. Yukarıda izah edildiği üzere mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar yönünden düzenli ve sürekli gelire sahip eşin,
aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Somut olayda da tarafların evlilik birliği içinde düzenli ve sürekli gelire sahip oldukları tartışmasızdır. Hükme esas alınan raporda; 58 nolu mesken için hesap yapılırken kök taşınmaz olan 9 nolu meskenin 2/3 hissesi yönünden tarafların katkı oranlarının tespiti gerekirken hisselerin alımında kullanılan paranın davacı erkeğin banka hesabından gönderilmesi nedeniyle 2/3 hissenin tamamı davacı erkeğin kişisel malı olarak kabul edilmesi hatalı olmuştur. Bundan ayrı 9 nolu mesken satımından gelen paranın kalan 1/3’ünün ise dosya kapsamına uygun düşmeyen şekilde 58 nolu mesken alınırken kullanılmadığı, 58 nolu mesken alımında kalan bedelin tarafların edinilmiş mallarından karşılandığı kabul edilerek davacı erkek lehine hem katılma hem değer artış payı alacağı hesaplanması da doğru olmamıştır. Mahkemece yapılacak iş, 9 nolu meskenin satın alınan 2/3 hissesi yönünden Dairenin yerleşmiş ilke ve esasları doğrultusunda tarafların katkı oranlan belirlenmeli, dosya içeriği ve değer bilirkişi raporlarına göre 9 nolu meskenin satımından gelen para ile 58 nolu mesken alındığı anlaşıldığından davalı kadının 9 nolu meskendeki mirasen gelen 1/3 hissesi ve kalan 2/3 hisse üzerindeki yapılacak hesaplama sonucu ortaya çıkacak katkı miktarı davalı kadın lehine gözetilmeli, 58 nolu meskenin tasfiye tarihi (günceliğini yitirdiğinden bozmadan sonra verilecek karara en yakın tarih) itibariyle değeri belirlendikten sonra bu değer üzerinden davacı erkek lehine sadece değer artış payı alacağı hesap edilmelidir.

2-b) Mahkemece, banka hesapları yönünden yazılı şekilde alacağa hükmedilmiş ise de dosya kapsamında yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Davalı Serap asıl davaya konu 58 nolu meskenin satımından gelen parayı banka
hesabına yatırdığını savunmuştur. Yapı kredi Bankası tarafından Mahkemeye gönderilen yazı ekinde yer alan dekontlarda (58 nolu meskenin satıldığı gün) 12.10.2006 tarihinde davalı Serap’ın 0010336 nolu hesabına 190.000,00 TL nakit para yatırıldığı
ve aynı gün bu para ile B tipi likit fon alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu 190.000,00 TL paranın akıbeti ile savunmada geçer şekilde bu paranın 58 nolu meskenin satımından gelen para olup olmadığı hususları araştırılıp açıklığa kavuşturulduktan sonra toplanmış ve toplanacak taraf delilleri çerçevesinde mükerrer ödemeye sebebiyet vermeyecek şekilde banka hesapları yönünden davacı erkeğin katılma alacağı belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi yerinde değildir.

2-c) Asıl dava konusu araç yönünden yazılı şekilde hem değer artış payı hem katılma alacağına hükmedilmiş ise de hükme esas alınan 14.03.2016 tarihli bilirkişi heyet raporu incelendiğinde hesaplama yönteminin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Tasfiyeye konu aracın eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 21.10.2005 tarihinde davalı Serap adına satın alındığı, bu araç alınırken evlilik birliği içinde eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen dava dışı iki adet aracın sırasıyla alınıp satılmaları ile ele geçen paralarında kullanıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki yukarıda da izah edildiği üzere tarafların düzenli ve sürekli gelir elde etmelerine karşın hükme esas alınan raporda dava dışı satılan araçların bedellerinin tamamının davacı erkek hesabından ödenmesi nedeniyle hatalı bir şekilde bu bedeller davacı erkek lehine kişisel mal olarak gözetilmiştir. Mahkemece yapılacak iş, dava dışı önceki alınıp satılan iki araç yönünden hem davacının hem davalının katkı miktarları Dairenin açıklanan ilke ve esaslarına uygun şekilde ayrı ayrı belirlendikten sonra dava konusu araç yönünden davacı erkeğin değer artış payı ve katılma alacağı hesaplanmalıdır.

2.d) Kira bedelleri yönünden temyiz itirazlarına gelince;

4721 s.lı TMK’nun 235/1 maddesinde mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edileceği hükme bağlanmıştır. Mahkemece, kira gelirleri üzerinden yazılı şekilde katılma alacağına hükmedilmiş ise de; boşanma davasından
2 yıl önce satılan 9 nolu meskenden, boşanma davasından 1 yıl önce satılan 58 nolu meskenden elde edilen kira gelirinin mal rejimi sona erdiğinde mevcut olduğunun dosya kapsamından ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin, kira gelirinden
kaynaklı katılma alacağı talebinin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabule karar verilmesi hatalıdır.

2.e) Kabule göre de; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 239/3.maddesi hükmüne göre; Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına faiz yürütülür. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi buna ilişkin
mahkeme kararının verildiği tarihtir. Mahkemece, asıl dava yönünden hükme esas alınan raporda davacı erkek lehine taşınmazdan kaynaklı 50.422,50 TL katılma alacağı hesap edilmiş olup, hüküm fıkrasında bu alacağa ıslah tarihi olan 21.10.2013 tarihinden itibaren faiz işletilmesi doğru değildir.

Asıl dava yönünden davacı-davalı Cenap vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

a) Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Mahkemece, banka hesapları yönünden yazılı şekilde alacağa hükmedilmiş ise de; hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda seçenekli hesap yapıldığı ve seçeneklere göre toplam alacak miktarları değiştiği halde gerekçeli karar yerinde hangi hesap yöntemi ve dolayısıyla toplam alacak miktarının kabul edildiği açıklanmaksızın taleple bağlı kalarak banka hesapları yönünden 90.000,00 TL alacağa hükmedilmesi hatalıdır. Mahkemece, yukarıda (2- b) bendinde belirtilen şekilde gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra banka hesapları yönünden kanuni düzenlemeler ve Dairenin yerleşmiş ilke ve esaslarına uygun şekilde hesaplanacak alacağa ilişkin tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. (Mülga HUMK’nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurulmalıdır.

3.b) 6100 sayılı HMK 297/2. maddesi uyarınca taleplerden her biri hakkında hüküm verilmesi gerekir. Davacı-davalı taraf dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş, 21.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile tüm alacaklar yönünden faiz talebinde bulunulmuştur. Mahkemece, davacı tarafın banka hesapları yönünden katılma alacağına faiz isteğine ilişkin olumlu olumsuz hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırıdır.

Karşı dava yönünden davalı-davacı Serap vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

Mahkemece, karşı dava konusu Bilkent bahçe konutlanndaki 10 parsele kayıtlı taşınmaza ilişkin olarak, bu taşınmazın karşı davalı erkeğin kişisel malları ile elde edilen gelirlerle alındığı, bakiyesinin bankadan çekilen kredi ile tamamlandığı fakat
çekilen kredinin dava dışı Spridon Elie Gelat tarafından kapatılmasından sonra devredildiği yapılan denkleştirme ve borçların düşürülmesi ve hesaplamaları sonucunda artık değere katılma alacağı konusunda, (-89.086,55 TL) negatif bakiye sonucuna ulaşıldığı; bu haliyle dava konusu taşınmaz hakkında herhangi bir katılma alacağının doğmadığı, kaldı ki dava konusu taşınmazın 03/02/2007 tarihinde, mal rejiminin sona erdiği, 07/12/2007 tarihindeki boşanma dava tarihinden önce, davalının yardımcı olmaması nedeniyle davacı tarafından devredildiği, yasa gereği mal paylaşımına dahil edilecek mallardan olmadığı ve yine dosyada TMK’nun 229. Maddesine ilişkin katılma alacağının azalması için muvazaalı devir yapıldığına dair, herhangi bir iddia ve ispatta bulunmadığından açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve beyanlardan dava konusu taşınmazın TEPE inşaat şirketi ile karşı davalı Cenap arasında 05.10.2005 tarihinde yapılan sözleşme ile satın alındığı, satım bedelinin 250.000,00 TL’sinin 02.12.2005 tarihinde Finansbank’tan çekilen konut kredisi ile, geri kalan 305.068,86 TL’nin ise nakit ödendiği, boşanma davasından önce
2007 yılında taşınmazın üçüncü şahsa devredildiği, taşınmazı devralan dava dışı kişi tarafından 13.06.2007 tarihinde 247.800,00 TL ödenerek banka kredi borcunun kapatıldığı, 14.08.2008 tarihinde taşınmazın devralan kişi adına tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan rapor incelendiğinde; taşınmaz satın alınırken, karşı davalı adına kayıtlı dava dışı 3 adet taşınmazın satımından gelen paranın kullanıldığından hareketle hesap yapılması doğru ise de devredilen bu üç taşınmazın tamamının davalı erkeğin kişisel malı olarak kabul edilmesi hatalı olmuştur. Dosya içindeki tedavüllü tapu kayıtları ve sözleşmeler incelendiğinde; karşı davalı erkek adına eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 1995 yılında edinilen 23 nolu meskenin 19.12.2005 tarihinde, 1993 yılında edinilen 5 parseldeki arsanın 18.11.2005 tarihinde, 2000 yılında edinilen 3 nolu meskenin 24.11.2005 tarihinde satıldığı anlaşılmaktadır.

Yukanda izah edildiği üzere mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar yönünden düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece yapılacak iş, satılan üç taşınmaz yönünden tarafların katkı miktarları Dairenin açıklanan ilke ve esaslarına uygun şekilde ayrı ayrı belirlendikten sonra yine tasfiyeye konu taşınmazın borçları da dikkate alınarak karşı davacı kadının dava konusu taşınmaz yönünden mal rejiminin
tasfiyesinden kaynaklı alacağı olup olmadığı hesaplanmalıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan usul ve yöntemler doğrultusunda asıl ve karşı dava yönünden eksiklikler giderildikten sonra tarafların talep miktarları, temyiz edenlerin sıfatı da nazara alınarak kazanılmış haklar korunmak suretiyle bir karar verilmek üzere hüküm bozulmuştur. (Y8HD, 13.03.2018, E. 2016/18025, K. 2018/9256)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

Kategoriler

error: Uyarı: Sadece üyeler bu işlemi gerçekleştirebilir.