Yargıtay Kararı: Y8HD, 02.06.2015, E. 2014/26924, K. 2015/12268

Ara 2, 2020 | Boşanma Yargıtay ve Mahkeme Kararları

Taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde, davacının talebi aşılarak karar verilemez.

Davacı İddiası ve Talebi

Davacı Hülya vekili, evlilik içinde edinilmiş olan iki taşınmaz, iki adet araç ve banka hesabından oluşan malvarlığının yarısının davacıya ait olduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 41114 ada 1 parseldeki 9 numaralı konut, aynı parselde davalının 1/69 hissesi bulunan 22,23 ve 24 numaralı dükkanlar için
100.000 TL, İvedik’teki taşınmaz için 200.000 TL, iki araç için 25.000 TL ve bankadan gelen müzekkere cevabına göre davalının, dava açıldıktan sonra banka hesabındaki 1.400.000 TL’sını çekerek hesabı kapattığı belirgin olduğundan bu nakit değerden 400.000 TL katkı payının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalının Savunması

Davalı Fahri vekili, davacının belirttiği taşınmazların 2001 yılından önce edinildiklerini, her iki taşınmaza da kooperatif üyeliği ile sahip olunduğunu, araçların ise davalının 2001 yılından önce yaptığı çalışmalardan elde ettiği gelirlerin birikimi ile alındığını açıklayarak davacının tüm taleplerinin reddini savunmuştur.

Yargılama Neticesi

Mahkemece, davacının taşınmazlara ilişkin davasının reddine, davacının iki araçtaki katılma alacağının 27.350 TL
olduğu anlaşıldığından karar tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının banka hesaplarındaki dava tarihindeki mevduatının 1.400.000 TL, katılma alacağı olarak davacı tarafın hesaplardan talebinin ise 400.000 TL olması sebebiyle bu miktarın karar tarihinden işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi üzerine hüküm kabul edilen bölümlere yönelik olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 20.01.1991 tarihinde evlenmiş, 16.06.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.11.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrığı (TKM’nin 170. m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar (TMK’nun 225/2. m) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK’nun
202.m).

Temyize konu edilen 06 F 1000 plakalı araç 02.01.2009, 06 AJ 0001 plakalı araç ise 16.06.2004 tarihinde taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı adına satın alınmışlardır. Dava konusu banka mevduat hesapları bakımından ise kısmen 01.01.2002 öncesi kısmen 01.01.2002 tarihi sonrası döneme ilişkin ekstrelerin bulunduğu görülmektedir. Öncelikle, davacı vekili tarafından hüküm süresi içinde temyiz edilmemiştir.

Davalı vekilinin kararı temyizine ilişkin temyiz dilekçesinin davacı vekiline tebliği üzerine, davacı vekili tarafından katılma yolu ile temyiz süresi içinde 20.03.2014 tarihinde verilen dilekçede, davalı vekilinin temyiz isteğinin reddi gerektiği, Mahkemenin taleple bağlı olacağından henüz talep edilmemiş kısımla ilgili hüküm kurulamayacağı, bu nedenle hükmün 3 numaralı fıkrasında geçen “fazlaya ilişkin istemin reddine” ibaresinin kaldırılması, yine reddedilen kısımla ilgili değer 300.000 TL olduğundan hükmün 8 numaralı fıkrasında geçen davalı vekalet ücretinin de 23.200 TL olarak düzeltilmesi suretiyle hükmün onanmasına karar verilmesini talep etmiş, herhangi bir temyiz harcı yatırılmamıştır.

Dosyanın bu hali ile temyiz incelemesi için Dairemize gelmesi üzerine, davacı vekilinin dilekçesindeki taleplerinin temyiz isteği niteliğinde olduğu açıklanarak temyiz harçlarının tamamlattırılması için eksiğe gönderilmiş, usule uygun olmayacak şekilde işlem yapıldığı görülerek, yeniden dosyanın eksiğe gönderilmesi sonucu, davacı vekiline çıkartılan ihtaratlı tebligatın 08.12.2014 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, davacı vekili tarafından temyiz harçları yatırılmadığı gibi, 09.12.2014 tarihli dilekçe ile davacı vekilinin, dilekçelerinin temyiz dilekçesi niteliğinde olmadığını, temyize cevap dilekçelerinde belirttikleri hususların Mahkeme hükmünde sehven yer aldığını düşündüklerinden kamu düzenine aykırı bu hususların Yargıtayın dikkatine sunulmak üzere dile getirdiklerini, bu hususları hiç dile getirmemiş olsalar dahi Mahkeme tarafından resen dikkate alınması gerekeceğini, aksinin kamu düzenine aykırılık teşkil edeceğini, Mahkeme kararının bozulmasına yönelik bir istekleri olmadığını bildirdiği görülmüştür.

Davacı vekilinin süresi içinde hükmü temyiz etmemesi, katılma yolu ile temyiz süresi içinde verdiği 20.03.2014 tarihli dilekçede yazılı hususlar esasen temyiz niteliğinde olmakla beraber eksikten davacı vekiline çıkartılan muhtıraya rağmen temyiz harçlarını yatırmaması, 09.12.2014 tarihli dilekçe ile de hükmü temyiz etmediklerini bildirmesi, dilekçede dile getirdikleri hususların resen gözönüne alınması gereken kamu düzenine yönelik hususlar olduğunu bildirmesi karşısında, dilekçede dile getirilen hususlarla ilgili gerekli temyiz harçları yatırılmadığından, gerek fazlaya ilişkin isteğin reddine gerekse vekalet ücretine yönelik bu hususlar temyiz incelemesi sırasında resen inceleme yapılması gereken kamu düzeni ile ilgili hususlar olmadığından, davacı vekili tarafından temyiz isteğinde bulunulmadığı kanaatine varılarak, bu hususta bir temyiz incelemesi yapılmamış, sadece davalı vekilinin temyiz itirazlarına yönelik inceleme yapılmıştır.

1- Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller toplanarak karar verildiğine, dava dilekçesi ile 08.09.2011 tarihli açıklama dilekçesi karşısında dava 4721 sayılı TMK’nın 202 ve devamı maddeleri uyarınca katılma alacağı niteliğinde bulunduğuna göre davalı vekilinin aşağıda yazılı hususlar dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- Davacı vekili tarafından katılma alacağı talep edilen iki araç bakımından yapılan hesaplama usul ve
miktar itibarıyla doğrudur. Ancak davacı vekili harcını da tamamladığı 08.09.2011 tarihli açıklama dilekçesi ile açıkça fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak iki araç bakımından değerlerinin yarısı olan 25.000 TL talep etmiştir. Mahkeme tarafından karar tarihine en yakın tarih itibarıyla iki aracın toplam değeri 54.700 TL üzerinden 27.350 TL katılma alacağı bulunması doğru ise de, HMK’nın 26.maddesi (HUMK m.74) gereği taleple bağlı kalınarak 25.000 TL.ye hükmedilmesi gerekirken, taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde, davacının talebi aşılarak 27.350 TL.ye hükmedilmesi doğru değildir.

3- Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde banka hesabından bahsedilmiş, 08.09.2011 tarihli açıklama dilekçesinde de bankadan gelen müzekkere cevabından hareketle dava açıldıktan sonra davalının banka hesabından 1.400.000 TL çektiği, hesabı kapattığı açıklanarak, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle 400.000 TL alacak istendiği bildirilmiş, tefrik sonrası 16.10.2012 tarihli dilekçede de 3421059-5021 numaralı hesabın açılış tarihinden itibaren tüm hesap özetinin getirtilmesi istenmiştir.

Mahkeme tarafından alınan 22.08.2013 tarihli bilirkişi raporunda mal rejiminin sona erdiği tarihte hesapta bulunan para dikkate alınarak davacının 473,35 TL katılma alacağı olduğu bildirilmiştir. 5021 numaralı banka hesabı ile ilgili Ziraat Bankasından alınan cevabi yazı ve ekindeki belgelerde, 3421059-5021 numaralı Fahri Kılıç’a ait hesabın 23.06.2010 kapama bakiyesinin faizi ile birlikte 1.400.000 TL olduğu, 5021 numaralı hesabın 13.01.2010 tarihinde açıldığı, bu hesaba 1.375.000 TL.nin 5001 numaralı hesaptan aktarıldığı görülmüştür. Mahkeme tarafından ise, bankadaki mevduat hesabının 1.400.000 TL olmasına rağmen bilirkişinin maddi hata ile değerlendirme yaptığı kabul edilerek, taleple bağlı şekilde 400.000 TL.ye hükmedildiği açıklanmıştır.

Dosyaya getirtilen banka hesapları, ekstreler ve yazı cevapları dikkate alındığında 5021 numaralı hesabın vadesiz açılmış asıl hesap gibi durmakla beraber, birçok vadeli ve yatırım hesaplarında değerlendirilen paralardan oluştuğu, açılan ve kapanan birçok hesabın, bu hesaplara değişik tarihlerde yatan paralar bulunduğu görülmektedir. Bu hesaplar incelendiğinde, 5001 numaralı hesabın 11.06.1997, 5002 numaralı hesabın
04.06.1997 tarihinde, diğer hesapların ise 01.01.2002 sonrası açıldıkları, hesapların vadelerin dolması üzerine kapatıldıkları, devamında yeni hesabın açılarak paraların değerlendirilmesine devam edildiği, hesaplar arasında sürekli aktarmaların olduğu açıktır. Davalı taraf ise, bu hesaplardaki paraların büyük bölümünün davalının kişisel
malı olup, ayrıca kısmen davalının anne ve babası ile kardeşlerine ait ortak muristen gelen taşınmazların kira gelirlerinin bu hesapta biriktirildiğini, tüm varislere ait olduğunu savunmuş, dinlenen davalı tanıkları da bu savunma doğrultusunda beyanda bulunmuşlardır. Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde banka hesabı ile ilgili Mahkeme kararının bir gerekçesi olmadığı gibi bu konuda yeterli inceleme yapıldığından da sözedilemez.

Bu durumda Mahkeme tarafından, davacı vekilinin açıklamasında bildirdiği 3421059-5021 numaralı hesabın evvelinden itibaren kapatılan ve sonrasında açılan diğer hesaplar da ilk açıldıkları tarihlerden itibaren gözönünde bulundurularak, tüm hesap hareketlerini içeren ekstrelerin ilgili bankadan getirtilmesi, banka hesapları arasında aktarmalar, hesaplara gelen paraların kimden veya nereden ne şekilde geldikleri, getirdikleri faiz getirileri itibarıyla 5021 numaralı hesabın kapatılması sırasında çekilen 1.400.000 TL.nin ne kadarının davalının kişisel malı, ne kadannın ise edinilmiş mal olduğunun tespit edilmesi, davalıya mirasen kalan taşınmazlardan gelen kira gelirleri edinilmiş mal olmakla birlikte diğer mirasçıların bir hakları olup olmadığının belirlenerek ayrılmaya çalışılması, bu hususlarda konusunda uzman bankacı bilirkişi veya bilirkişilerden yararlanılarak, artık değer ile ilgili bildirilen hususları içeren hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli rapor alınması, devamında tarafların bu hususta sundukları diğer deliller de birlikte değerlendirilerek sonucuna göre davacının artık değere katılma alacağı ile ilgili talep ve tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde
hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. (Y8HD, 02.06.2015, E. 2014/26924, K. 2015/12268)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.