Yargıtay Kararı: Y8HD, 01.04.2015, E. 2013/22773, K. 2015/7351

Kas 29, 2020 | Boşanma Yargıtay ve Mahkeme Kararları

Yargıtay Kararı

Davacı Berrin Yavuzkasap vekili, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı Halil Ömer Kanber vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 44.731,30 TL alacağın karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, her iki taraf vekillerince ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

Taraflar 26.01.1992 tarihinde evlenmiş, 12.10.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma dava tarihi itibariyle sona ermiştir. (TMK md 225/son). Eşler arasında evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa 10. md. ve TMK’nun 202. m.). Dava konusu 1501 parsel 20.06.1995 tarihinde annesinden, 367 ada 41 parseldeki 8 nolu bağımsız bölüm 20.07.1999 tarihinde 550 ada 30 parseldeki 3 nolu bağımsız bölüm ise 13.10.2004 tarihinde üçüncü kişiden satın alınmak suretiyle davalı adına tescil edilmişlerdir. 550 ada 30 parseldeki 3 nolu bağımsız bölüm sonradan 14.10.2009 tarihinde üçüncü kişiye satılarak devredilmiştir.

Maddi olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir (HMK’nun 31.m.). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mal varlığı için katkı payı alacağı, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mal varlığı yönünden ise değer artış payı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Davacı tarafça 550 ada 30 parseldeki 3 nolu bağımsız bölüm yönünden de alacak talebinde bulunulduğu halde mahkemece hükme esas alınan bilirkişi Sevgi Saikaya tarafmdan düzenlenen 20.05.2013 tarihli raporda söz konusu taşınmaz göz önünde bulundurulmadan bunun yerine yanlışlıkla dava konusu olmayan 452 ada 41 parseldeki 3 nolu bağımsız bölümün (Sakarya Mah. Zambak Sok. 18/13) göz önünde bulundurularak hesaplama yapılması doğru olmamıştır. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre davalı kocamn iş akdi 06.10.2004 tarihinde fesh edilerek kendisine 31.712,47 TL kıdem tazminatı ödenmiştir. Bu ödemeden 7 gün sonra tasfiyeye konu dava konusu 550 ada 30 parseldeki 3 nolu bağımsız bölüm satın alınarak davalı adına tescil edilmiştir. Davalının kıdem tazminatını başka şekilde değerlendirdiği veya harcadığı iddia edilip ispatlanamadığından hayatın olağan akışına göre söz konusu bağımsız bölümün alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Kıdem tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, en az bir yıl süre çalıştıktan sonra ayrılan işçiye, iş veren tarafından çalıştığı her bir tam yıl için ücretinin 30 günlük tutan kadar ödenen tazminattır. Kıdem tazminatını haketmek için en az belirtilen süre kadar çalışmak ve yasada açıklanan koşullarda iş akdinin sona ermesi yeterli olup, pirim ödenmesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Başka bir anlatımla, geçmişe dönük çalışma karşılığında ve çalışma süresi ile orantılı olarak ödenen pirimsiz tazminat sistemidir. 743 sayılı TKM’nin yürürlükte olduğu döneme ilişkin çalışmanın karşılığı olarak hak edilen kıdem tazminatı o eşin kişisel malı (TKM’nin 189.m.) 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonraki çalışma karşılığında ödenen kıdem tazminatı ise edinilmiş mal grubuna girer (TMK’nun 219/1. m). Eşin çalışma süresinin bir bölümünün 01.01.2002 öncesi, bir bölümünün sonrasına denk gelmesi durumunda ise, ödenmiş toplam tazminatın çalışma süresi esas alınarak kişisel ve edinilmiş mal oranlan ayn ayn belirlenmelidir. Kıdem tazminatı kullanılarak sahip olunan mal varlığının tasfiyesinde de aynı yöntem kullanılır.

İşyeri tarafından gönderilen belgelere göre davalı 11.02.1986 ila 06.10.2004 tarihleri arasında çalıştıktan sonra belirtilen kıdem tazminatı ödenmiştir. Bu belirleme ve yukarıda açıklanan bilgiler ışığında dava konusu 550 ada 30 parseldeki 3 nolu bağımsız bölümün tasfiyesi ile alacak isteği hakkında bir karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Diğer yandan, tasfiyeye konu 1501 parsel davalı kocanın annesi Ayşe Kanber adına kayıtlı iken 20.06.1995 tarihinde satış gösterilmek suretiyle davalı adına tescil edilmiştir. Aynı tarihli işlemle de annesi tarafından dava dışı 1749 parsel davalının diğer kardeşlerine satış suretiyle intikal ettirilmiştir. Davalı savunmasında annesi Ayşe Kanber’in sağlığında mallarını evlatları arasında paylaştırdığını bildirmiştir.

Açıklanan bu bilgilere ve hayatın olağan akışına göre annesi tarafından davalıya yapılan devrin, bağış niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Yargıtay ve Dairemiz’in kabulü de bu yöndedir. Buna göre, sonradan katkıda bulunduğu da ileri sürülüp ispatlanmadığından 1501 parsel üzerinde davacı kadının mal rejimi tasfiyesi sonucunda herhangi bir hakkı olamaz. Bu parsel yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken davacı lehine tasfiye alacağına karar verilmesi doğru değildir.

367 ada 41 parseldeki 8 nolu bağımsız bölüme gelince; dava dışı 452 ada 41 parseldeki 3 nolu bağımsız bölümün satışından 5 gün sonra alındığına, satıştan elde edilen paranın başka bir yere harcandığı iddia edilip kanıtlanmadığına göre 8 nolu bağımsız bölümün alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Buna göre, dava dışı 3 nolu bağımsız bölümün satış tarihindeki, dava konusu 8 nolu bağımsız bölümün ise alış tarihindeki gerçek değeri belirlenerek toplu katkı oranı öncelikle belirlenmelidir. Diğer yandan tarafların evlendikleri tarihten taşınmazın satın alındığı 20.07.1999 tarihine kadarki gelirleri toplanmalı, eşlerin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözönünde bulundurularak yapabilecekleri kişisel harcamalar ile davalı kocanın TKM’nin 152. maddesi uyannca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapabileceği harcamalar çıktıktan sonra her birinin toplam yapabileceği tasarruf miktarları belirlenmeli, bundan sonra başlangıçta dava dışı taşınmazın satışından elde edilen gelirde göz önünde bulundurularak her bir eşin, toplam tasarruf içerisindeki kendi tasarruf oranı bulunmalı bulunan bu oran katkı oranı kabul edilerek, 8 nolu bağımsız bölümün dava tarihindeki değeri ile çarpılarak bu parsele yönelik katkı payı alacağının belirlenmesi gerekirken, delillerin yanlış değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Bundan ayrı davalı savunmasında, dava dışı 452 ada 41 parseldeki 3 nolu bölümü satışı ile elde ettiği gelirle dava konusu 367 ada 41 parseldeki 8 nolu bağımsız bölümün satın alındığını, ayrıca yine dava dışı 45 EH 963 plakalı aracın satımından elde edilen geliri de dava konusu 45 E 6264 plakalı aracın alımında kullandığını belirtmesine rağmen, dava dışı 3 nolu bağımsız bölümün alım tarihi ile dava konusu araç ve
dava dışı aracın alış ve satış tarihlerinin bulunduğu yerden getirilmediği görülmüştür. İlgili yerlere yazı yazılarak söz konusu eksiklikler tamamlandıktan sonra diğer delillerle birlikte değerlendirilerek hüküm kurulmasında nazara alınması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiştir.

4721 sayılı TMK’nun 239/son maddesi uyarınca edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde sahip olunan mal varlıklarının tasfiyesi sonucunda oluşacak alacak miktarına tasfiye tarihi olarak kabul edilen karar tarihinden itibaren faiz yürütülür, Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözüme kavuşturulacak ve mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen malların tasfiyesi sonucunda belirlenecek alacak miktarına ise daha önceden temerrüde düşürüldüğü kanıtlanamamışsa dava tarihinden İtibaren faiz yürütülmesi gerekir. Az yukarıda açıklandığı gibi tasfiyeye konu taşınmazların bir kısmı mal ayrılığı bir kısmı ise edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden sonra edinildiğine göre ayrım yapılarak katkı payı alacağı miktarına dava tarihinden, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı miktarına ise karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken mahkemece bu ayrıma gidilmeksizin hüküm altına alman alacak miktarının tamamına karar tarihinden itibaren faizin işletilmesi doğru değildir. (Y8HD, 01.04.2015, E. 2013/22773, K. 2015/7351)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.