Yargıtay Kararı: 8. Hukuk Dairesi 2013/18689 E. , 2014/152 K.

Ara 19, 2020 | Genel Yazılar

ÖZET : TMK’nun 236/1- son cümlesine göre takas def’i emir niteliğinde olup, istekle bağlılık ilkesi ile harçsız dava açılamaz kuralına takılmadan isteğin (takas defi’nin) değerlendirilmesi görüşü Dairece benimsenmiştir.

MAHKEMESİ : İzmir 10. Aile Mahkemesi TARİHİ : 27/06/2013 NUMARASI : 2009/1135-2013/535

Z.. Ü.. ile B.. A.. aralarındaki katkı payı alacağı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair İzmir 10. Aile Mahkemesi’nden verilen 27.06.2013 gün ve 1135/.535 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.01.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat D. Ş. ve karşı taraftan davacı vekili Avukat M.A. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacının İddiası ve Talebi

Davacı Zeynep vekili, evlilik içinde dava dilekçesinde yazılı taşınmazların davalı adına edinildiğini, davalının banka hesabında para, adına da şirket bulunduğunu, aralarında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olduğundan Bornova 3040 ada 11 parseldeki 4 katlı taşınmaz için önce davalıya ait 2/4 payın davacının kişisel mallarından sayılmasına, bu olmazsa davacının tasfiye tarihindeki değeri üzerinde katkı payı ve olmazsa katılma alacağı, Alaşehir 1037 parsel ve T. 32 parsel, davalıya ait İ. Bankası Bornova ve Yenişehir, Y. K.. Bankası Bornova ve Yenişehir şubelerindeki hesaplardaki birikimleri, A. Limited Şirketinde davalıya ait hisse ve gelirler yönünden de katılma alacağı olduğu açıklanarak toplam 5.000 TL katkı ve katılma alacağının tasfiyenin sona ermesinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, talebini 11.06.2013 tarihinde harcını da tamamladığı dilekçesi ile ıslah ederek 559.087,86 TL’ye yükseltmiştir

Davalı Bahri vekili, davacının ev hanımı olduğunu, evliliğin başından beri hiç bir işte çalışmadığını ve hiçbir gelir elde etmediğini, davacının üzerine kayıtlı D. S. köyünde 292 ada 1 parseldeki 5 nolu meskenin 1/2 hissesini 08.12.2009 tarihinde arkadaşı S.B.’e muvazaalı şekilde sattığını, 3040 ada 11 parsele 16.12.2009 tarihinde aile konutu şerhi koydurup, 17.12.2009 tarihinde boşanma davası açtığını, planlı ve kötü niyetle hareket ettiğini, davalının 1987 yılından beri kalorifer kazanı ve buhar kazanı tamircisi olarak çalıştığını, evlenmeden önce D.-S. O.A.Ş’de usta olduğunu, 6.000 Dolar, 9.000 Mark nakit birikimi, … plakalı aracı, A.’da arkadaşı ile içme suyu satış istasyonu ortaklığı,T. Bankası B. şubesinde nakit parası,1990 yılında eniştesi ile ortak aldığı 3 katlı gecekondudan gelen kira gelirleri bulunduğunu, 25.6.2000 tarihinde çalıştığı yerdeki iş akdi feshedilince 13.500 TL tazminat aldığını, bu tazminatın bir kısmı ile 04.07.2000 tarihinde A. Limited Şirketini kurduğunu, 1994 yılında ortak olduğu su istasyonundan devrettiği 1/2 hisse karşılığı 2000 yılında 9.500 Dolar nakit para aldığını, aracı da 2005 yılında 7.000 TL’ye sattığını, davacının kullanması için 21.12.2005 tarihinde … plakalı araç alındığını ve bu aracın da 11.07.2008 tarihinde satıldığını, Bornova 11 parselde davalının aldığı hissenin bağış olmadığını, davacının babasına ait evin 3/4 hissesinin tüm maddi imkanların zorlanarak 2002 yılında alındığını, evin gerçek bedelinin ödendiğini ve gerçek satış olduğunu, Alaşehir 1037 parseli ise 02.06.2009 tarihinde alırken ekonomik sıkıntı yaşadığından 11 parselin 1/4 hissesini davacının babasına geri sattığını, S. Köyü 292 ada 1 parseldeki 5 nolu taşınmazın davalı tarafından alındığını ancak eşi davacı üzerine yapıldığını, Torbalıda alınan taşınmaza davacının katkı sağlamadığını, davacının katkısından söz edebilmek için davacının kazanımlarının neler olduğunu tespit etmek gerektiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Yargılama Neticesi

Mahkemece, dava konusu Bornova 3040 ada 11 parsel numaralı taşınmaz için 105.750 TL katılma alacağının karar tarihi olan 27.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bu taşınmaz ile ilgili fazlaya ilişkin isteğin reddine, ayrıca alacağa karar verildiğinden terditli istekler hakkında karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu Torbalı 32 parsel numaralı taşınmaz için 1.706,25 TL, Alaşehir 1037 parsel için 346.369,17 TL, davalıya ait İş Bankası Alaşehir şubesindeki hesaptaki nakit para için 13.323,56 TL katılma alacağının karar tarihi olan 27.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, A. Limited Şirketi nedeniyle istenen katılma alacağı isteği ispatlanamadığından reddine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 07.07.1996 tarihinde evlenmiş, 14.12.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 17.01.2012 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir (TMK.nun 225/2.m.). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM.nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 s.Y.nın 10.m.).

Dava konusu Bornova 3040 ada 11 parselde iki katlı bahçeli kargir bina olarak tapuda kayıtlı taşınmazın 3/4 payı davalı Bahri adına satın alınmış, bilahare 1/4 payı 29.05.2009 tarihinde satılmıştır. Tapuda davalı B. adına 2/4 pay kayıtlıdır. A. Ç. Köyünde damlı bağ niteliğindeki 1037 parselin 107/120 payı 02.06.2009, T.H. Köyü tarla vasfındaki 126 ada 32 parsel 18.07.2008 tarihinde Bahri adına satın alma ile tapuya tescil edilmişlerdir. İş Bankası Alaşehir şubesindeki davalı adına 06.10.2004 tarihinde açılan ve ilk hesap hareketlerinin 2009 yılında başladığı anlaşılan hesapta ise mal rejiminin sona erdiği tarihte 20.788,26 TL bulunmaktadır. Dava dilekçesindeki açıklamalar, taşınmazların edinme, banka hesabının açılma tarihi itibarıyla davacının talebinin katılma alacağına yönelik olduğu açıktır.

Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). TMK’nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, dava konusu yapılan Bornova 3040 ada 11 parselin 2/4 payı,T.H. Köyü 126 ada 32 parsel ve İ. Bankası Alaşehir şubesinde davalı adına kayıtlı hesapta mal rejiminin sona erdiği tarihte bulunan paranın aksi davalı tarafından ispat edilememesi sebebiyle edinilmiş mal kabul edilmesinde, her ne kadar banka hesabındaki paranın mal rejimi sona erdiği tarihteki miktarı dikkate alınması gerektiğinden bu tarih sonrası karar tarihine yakın tarih itibarıyla yasal faiz yükseltilerek bu miktarın dikkate alınması doğru değil ise de, bu hususta davalı vekilinin temyizi etmesi sebebiyle bozma sevk edilemeyeceğine,

Karar tarihine en yakın tarihte belirlenen piyasa sürüm değerleri artık değer kabul edilerek yarı oranda sırasıyla 105.750 TL, 1.706,25 TL ve 13.323,56 TL katılma alacağı belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmediğine, 01.01.2002 tarihi öncesi gelirlerle ilgili bilirkişi raporundaki açıklamalarda da bahsedildiği gibi davalının 01.01.2002 tarihinden sonra alınan dava konusu malların alımında davalı adına olup kapatılan banka hesapları veya elindeki nakit paranın kullanıldığına dair bir belge veya delil sunulamadığına, kapatılan banka hesaplarındaki hareketlerde de alım tarihlerine yakın tarihlerde bir hareketlilik, para çekimi veya havale olmadığı gibi bir kısım EFT tarihlerinin ise 2001 yılı itibarıyla alım tarihlerinden çok önceki tarihlere ilişkin olmaları ve alımlarda kullanıldığına ilişkin iddia ispatlanamadığına, alımlarda kullanılan aracın da edinilmiş mal niteliğinde olduğu belirlendiğine, ayrıca davalıya işten çıkması sebebiyle ödendiği iddia edilen kıdem tazminatı ile şirketin açıldığı davalı tarafından cevap dilekçesinde bildirildiğine, katılma alacağı bakımından Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas 2013/520 Karar sayılı kararıyla da belirtildiği gibi TMK’nun 5. maddesi yollamasıyla Türk Borçlar Kanunu’nun 146 (eski Borçlar Kanunu 125). maddesine tabi olduğu belirlendiğine göre somut olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 10 yıl olduğuna göre edinilmiş mal karinesinden hareketle hesaplama yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışındaki diğer temyiz itirazları bu bakımdan yerinde değildir.

Dava konusu A. Ç. Köyünde damlı bağ niteliğindeki 1037 parselin 107/120 payının toplanan delillere göre edinilmiş mal olarak kabul edilmesi de yerindedir. Ancak artık değerin belirlenerek katılma alacağının hesaplanmasında dikkate alınacak değer TMK’nun 232 ve 235.maddeleri gereği taşınmazın özellikleri ve çevre taşınmazlar da dikkate alınarak piyasa rayiç (sürüm) değeri olması gerektiği halde 06.11.2012 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporunda net gelirin kapitilizasyonu yöntemi uygulanarak, üstelik katılma alacağı davalarında yeri olmayan objektif değer artışı da eklenerek bulunan değere itibar edilmesi doğru olmamıştır.

Piyasa rayiç (sürüm) değerinin belirlenmesinde taşınmazın tüm özelliklerinin, sınırdaki yol veya kanalın, değeri artırıcı veya azaltıcı tüm niteliklerinin dikkate alınacağında tereddüt de yoktur. Bu durumda davalı vekilinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüştür.

Mahkemece usul ve yasaya uygun şekilde bulunacak yeni karar tarihine en yakın bir tarihte güncelleştirilmiş piyasa rayiç (sürüm) değerinin dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonunda tespit edilecek katılma alacağının yazılı (hüküm altına alınan) miktardan fazla olması durumunda, hükmün davacı tarafından temyiz edilmemesi ve bu hususta davalı lehine kazanılmış hak oluşması sebebiyle şimdiki gibi (hükümde yazılı) miktarın yeni hükümde göz önünde bulundurulması, gerekmektedir (346.369,17 TL) Çünkü ilk hüküm davacı tarafından temyiz edilmediğinden hüküm altına alınan miktar kendisi tarafından kesinleşmiş kabul edilmelidir.

Diğer yandan davalı vekili cevap dilekçesinde, D.S. köyü 292 ada 1 parseldeki 5 numaralı meskenin 1/2 payı davalı tarafından bedeli ödenerek 2.9.2002 tarihinde davacı Zeynep adına satın alındığı ve bu taşınmazın boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 08.12.2009 tarihinde davacı tarafından elden çıkartıldığını açıklayarak bu durumun da dikkate alınması gerektiği savunmuştur. Mahkeme kararında bu savunmaya ilişkin bir açıklama yoktur.

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak taleplerine yönelik davalarda Daire tarafından daha önceki kararlarında; “…takas ve mahsup yapılmış ise de; böyle bir isteğin değerlendirmeye alınması için öncelikle talepte bulunulmuş olması, talepte bulunan kişinin de yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle açmış olduğu bir davasının ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağının bulunması gerekir.” şeklinde uygulama kabul edilmekteydi. Bu husus Dairenin 07.02.2013 tarih 2012/6734 Esas 2013/1233 Karar sayılı ilamında da “TMK’nun 236/1. fıkrasının son cümlesinde “alacaklar takas edilir” amir hükmüne yer verilmiştir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada takas için ayrı bir davanın açılma zorunluluğu bulunmayıp, def’i olarak ileri sürülmesi yeterli görülmektedir. Ancak her ne kadar 236/1. fıkranın son cümlesinde “takas edilir” ibaresi emir niteliğinde ise de, karşılıklı alacakların takas edilebilmesi için takas def’ini ileri süren kişinin takas edilmesini istediği alacak miktarının da kesinleşmiş, kabul ve infaz edilebilir bir alacak olması gerekir. Yani kesin olarak hak edilmiş bir alacak olsun ki takas edilebilsin” şeklinde açıklanmıştı. Diğer bir anlatımla; sadece takas ve mahsup isteğinde bulunmanın yeterli olmadığı, davacı adına kayıtlı malvarlığı ile ilgili usule uygun açılmış dava veya karşı dava olmadan talebe konu malvarlığının hesaplamaya dahil edilerek katkı payı alacağının belirlenemeyeceği görüşü hakimdi. Fakat Daire, doktrinde ileri sürülen görüşler ile savunmalarda yer alan beyanları gözeterek bu görüşünden dönmüştür.

Ancak mal rejimi davalarının niteliği, eşler arasındaki uyuşmazlıkların en seri ve en az masrafla usul ve yasaya uygun şekilde çözülmesi gerekliliği, aynı tarafların birbirleriyle sürekli davacı davalı durumunda bulunmalarının her iki tarafın geleceği ve aile yaşantıları açısından doğuracağı sakıncalar da tümü ile gözetildiğinde eşlerden birinin açtığı mal rejiminden kaynaklanan alacağa ilişkin davada, davalı durumundaki diğer eşin takas mahsup talebinde bulunması, bu talep tarihinde kesinleşmiş ve belirlenmiş bir alacağının olmaması halinde de isteğinin usul ve yasaya uygun bir talep olarak kabul edilip yargılamaya bu şekilde devam edilmesinin doğru olacağı, diğer bir deyişle davada tam (çifte) tasfiyenin yani külli tasfiyenin dikkate alınması gerektiği kararlaştırılmıştır. Külli (tam) tasfiyenin ve takasın yapılabilmesi için en azından bu konuda davalı tarafından davacıdan ne istediğinin savunma olarak getirilmesi gerektiği, ayrıca kesinleşmiş ve belirlenmiş hak edilmiş bir alacağın olmasına gerek bulunmadığı kabul edilmiştir.

Hiç şüphesiz bu belirlenmiş kesinleşmiş ve böylece hak edilmiş bir alacağın takas edilmeyeceği anlamına gelmez. Talep olmadan ve davacı üzerinde ya da nezdinde hangi mal/malların veya bu tür bir alacağın bulunduğu bilinmeden Mahkemece, kendiliğinden takas ve mahsup işlemini yapması güçtür ve pek olanaklı görülmemektedir.

Fakat külli tasfiyenin söz konusu olduğu durumlarda takas ve mahsubun Mahkemece, değerlendirilmesi ve bu konudaki görüşünün ortaya konulması zorunludur (TMK. m. 236/1 son cümle). TMK’nun 236/1- son cümlesine göre takas def’i emir niteliğinde olup, istekle bağlılık ilkesi ile harçsız dava açılamaz kuralına takılmadan isteğin (takas defi’nin) değerlendirilmesi görüşü Dairece benimsenmiştir.

Davalı tarafın savunmasında bildirilen 292 ada 1 parseldeki 5 numaralı mesken bakımından edinme tarihi itibarıyla edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu durumlarda uygulanması mümkün olan TMK’nun 236.maddesinin olayda uygulanma imkanı olduğu açıktır. Mahkemece, bu savunma dikkate alınarak 292 ada 1 parseldeki 5 numaralı meskenle ilgili Bahri lehine katılma alacağı doğup doğmayacağının toplanacak taraf delilleri değerlendirilerek belirlenmesi ve neticede Zeynep lehine bulunacak toplam katılma alacağı ile birlikte çifte (tam) tasfiye yani kulli tasfiyeden hareketle takas ve mahsubun gözetilmesi gerekirken bu savunma ile ilgili bir delil toplanmaması ve hüküm kurulurken gerekçede bahsedilmemesi de doğru değildir.

Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınıp Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve 7.978,00 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine, 14.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (8. Hukuk Dairesi 2013/18689 E. , 2014/152 K.)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.