Yargıtay HGK Kararı: E. 2010/14-154 K. 2010/177 T. 24.3.2010

Ara 16, 2020 | Borçlar Hukuku

ÖZET : Şu maddeleri ilgilendirmektedir: 1086/m.75,230,287,288,289,290,293 – Dava, inanç ilişkisine dayalı mülkiyet aktarımı ve ödeme tutarının tahsili istemidir. Anne ile kızı arasında görülmekte olan alacak davasında tanık deliline dayanılması usul hükümleri yönünden mümkündür. Keza, mülkiyetin nakline ilişkin diğer talep yönünden de, bankaya yapılan ödemenin hangi maksatla gerçekleştirildiği konusunda da tanık dinlenebilecektir. Ayrıca, Usulün 75. maddesine göre davanın her aşamasında yargıç; taraflardan açıklama yapmalarını ve gerekli delilleri ibraz etmelerini isteyebilir.

DAVA : Taraflar arasındaki “İstirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine karar verilen 25.12.2007 gün ve 2006/434 E. – 2007/400 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 24.06.2008 gün 2008/3347 E.- 8347 K. sayılı ilamı ile;

( … Dava, inanç ilişkisine dayalı mülkiyet aktarımı ikinci kademedeki istek ise, dava konusu taşınmazın alımında davalı adına yapılan ödeme tutarı 39.000,00 TL’nin tahsili istemleriyle açılmıştır.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona ( inanana ) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Karan uyarınca ancak yazılı delil ile kısıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri vebaların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.

Somut olayda; yanlar arasında inanç ilişkisini kanıtlayan yazılı delil bulunmadığından, davacının teklif ettiği yemin de davalı tarafından eda edildiğinden, mülkiyet aktarımı isteminin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.

1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davacının ikinci kademedeki yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerince istirdadı istemine yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Taşınmazın davalıya tapuda satış tarihi 21.11.2005’dir. Davacı bu tarihten önce 18.11.2005 tarihinde T.C. İş Bankası Ş. Şubesi’nden, Nazmi ve Meryem ortak hesabına 39.000,00 TL. havale yapmıştır. Davalıya tapuda satış yapan Selma, davacının havale yaptığı kişilerle aynı soyadı taşımaktadır. Havale tarihi ile taşınmazın satış tarihlerine bakılırsa, yapılan havalenin bir anlamı olması gerekir. Mahkemece, bu saptama üzerinde durulmamış, davacının alacak istemine ilişkin talebi bir gerekçe gösterilmeksizin reddolunmuştur.

Mahkemece yapılması gereken iş; isticvabı suretiyle havalenin nedenini kendisine açıklatmak, gerekirse havale yapılan kişiler de isticvap olunmak, bu kişiler arasında taşınmaz satım ilişkisi bulunup bulunmadığını bu ilişkinin hangi nedenle kurulduğunu, aralarında başka bir ilişki olup olmadığını açığa kavuşturmak, davacının yaptığı havale davalının satın aldığı çekişme konusu bağımsız bölüm için yapılmışsa, bu miktarın davalıdan tahsiline karar vermek olmalıdır.

İkinci kademedeki isteğin, eksik inceleme ve araştırmayla reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, alacak istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davanın reddine dair verdiği karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle tapu iptal ve tescil yönüyle temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, alacak istemi bakımından ise hüküm bozulmuştur.
Yerel mahkemece, alacak istemi yönüyle önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre, davacı yanın alacak istemi hakkında mahkemece yapılan araştırmanın hüküm vermeye yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yanlar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde yarar vardır.

Davacı ( anne ), kendisine bakması için kızı olan davalıya taşınmaz alımında satım bedelini ödediğini ileri sürdüğüne göre, eldeki dava alacağın tahsili niteliğindedir.

Yeri gelmişken uyuşmazlığın çözümüne esas olmak üzere ispat hukuku yönünden geçerli kurallar, somut olayda bu kuralların hangilerinin geçerli olacağı ve tarafların anne ve kız olmalarının bu kurallara etkisi irdelenmelidir;

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 287. maddesi;

“Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka ispat olunamaz. İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında o veçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz” hükmünü amirdir.

Aynı Kanunun 288. maddesinde “senetle ispat” ve 289. maddesinde de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir.

Yine aynı Kanunun 290. maddesinde; “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler… liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunmaz” denilmekte; maddesinde de;

“Aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir;
1-Usul ve füru, birader ve hemşire veya kan koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler,
2-Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller,
3-Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler,
4-Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmayan muameleler,
5-Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu.” Hükmü yer almaktadır.

Açıklanan bu usul kurallarının somut olay ortaya konularak değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Eldeki davada, davacı anne, kendisine bakması için davalı olan kızı lehine daire alımında üçüncü kişiye para verdiğini ileri sürmüş, ancak bu ilişkiyi herhangi bir yazılı belgeye bağlayamamışlardır. Dolayısıyla hukuki ilişkiyi kanıtlayan, taraflar arasında yazılı bir sözleşme ya da belge bulunmamaktadır.

Taraflar arasındaki hukuki ilişki, değerce senetle ispat sınırında kalmakla birlikte, yakın akrabalık bağının ( anne-kız dolayısıyla usul-füru ilişkisinin ) varlığı nedeniyle yine yukarıya metni aynen alınan HUMK’un 293. maddesinin 1. bendi uyarınca tanıkla ispatı olanaklıdır.

Diğer taraftan davanın tarafları dışındaki üçüncü kişiler tanık sıfatıyla dinlenebilirse de, isticvap yoluyla dinlenmelerine usulen olanak bulunmamaktadır. ( HUMK. m. 230 )

Dosya kapsamına göre, satıma konu 1436 ada, 4 nolu parselde kayıtlı taşınmazda 188/2160 pay Nazmi ve Meryem kızı Selma adına kayıtlı iken, 21.11.2005 tarihinde yapılan resmi senetle, taşınmazdaki 3 no’lu bağımsız meskenin davalı Yaşar’a pay sahibi tarafından satışının yapıldığı, satış bedelinin nakden ve peşin olarak ödendiği belirgindir.

Ayrıca, davacı Hatice, İş Bankası Antakya/Ş. Şubesi’ndeki kendi hesabından 18.11.2005 tarihinde 39.000,00 TL. parayı imza karşılığında nakden almış; yine aynı şubeden ve aynı tarihte Nazmi tarafından, 39.000,00 TL. para, Aynı Bankanın Antalya/Merkez Şubesi’nde bulunan Meryem-Nazmi ortak hesabına herhangi bir açıklama yazılmaksızın havale ettirilmiştir.

Öte yandan yukarıda adı geçen Selma ve Nazmi adındaki kişiler, davacı yanın delil listesinde tanık olarak bildirilen kişiler arasında yer almaktadır.

Şu durumda, taşınmazın satım tarihi ile banka havalesinin yapıldığı tarihlerin birbirlerine yakın olması ve taşınmaz satımında satıcı konumunda bulunan Selma ile banka havalesinde adı geçen Nazmi’nin soyadlarının aynı olması karşısında, havalesi yapılan bu paranın taşınmaz satım bedeli olarak alınıp alınmadığı konusunda ve davanın tarafları arasındaki hukuki ilişki hakkında, bu adı geçen kişilerin, ayrıntılı beyanlarının tanık sıfatıyla tespitine yasal bir engel yoktur.

Ayrıca hakim, HUMK’un 75. maddesi gereği, yeterli açıklıktan yoksun dava konusu ile ilgili taraflardan açıklama isteyebileceği gibi, davanın her aşamasında iki tarafın iddia ve savunmaları kapsamında kendilerini dinleyip, gerekli olan delillerin ibraz ve ikamesini emredebilir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında mahkemece yapılacak iş; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir alacak davası olduğu dikkate alınıp, tarafların sıfatı ( anne-kız dolayısıyla usul-füru ) göz önünde tutularak; HUMK’un 75. maddesi gereğince, yeterli açıklıktan yoksun dava dilekçesindeki alacak istemine ilişkin talep konusu davacı asile açıklatmak, banka havalesinde adları geçen Meryem ve Nazmi ile aralarında ne gibi bir hukuki ilişkinin olduğunu tespit etmek, davacı asilin bankada kendi hesabından çektiği parayı kime, hangi nedenle verdiğini, satıma konu taşınmazla bir ilgisinin bulunup bulunmadığını araştırmak, aynı konularda tarafların tanık listesinde adları geçen kişileri etraflıca dinleyerek, davayı aydınlığa kavuşturmak suretiyle, dosyada bulunan ve toplanacak diğer deliller de bir bütün olarak değerlendirilip, eldeki davaya konu alacak istemi hakkında oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır. Böylece dosyada maddi ve hukuki olgulara dayanmayan ve yanılgılı değerlendirme ile eksik inceleme ve araştırma sonucu alacak istemine ilişkin mahkemece, davanın reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.

Bu nedenle direnme kararı, bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2010/14-154 K. 2010/177 T. 24.3.2010)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.