Yargıray Kararı: İdrak Yaşındaki Çocuk Dinlenmeden Velayet Hükmü Kurulamaz

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas: 2017/2418
Karar: 2017/1720
Tarih: 13.12.2017

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 5. Aile Mahkemesince “velayetin davacı babaya verilmesine” dair verilen 30.04.2014 gün ve 2013/188 E., 2014/363 K. sayılı karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1.10.2014 gün ve 2014/19078 E., 2014/19055 K. sayılı kararı ile;

“…Mahkemece; Dairemiz bozma kararına uyularak Kanada’da yaşayan küçüğün velayet düzenlemesi konusunda Türkiye’ye geldiği takdirde beyanının alınması, aksi halde bulunduğu yerde dinlenerek uzman raporu alınması yönünde ara kararı kurulmuştur. Bu ara kararı gereği yerine getirilmeden ve küçük dinlenmeden düzenlenen uzman raporu esas alınarak eksik soruşturma ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.…”

gerekçesiyle karar oyçokluğuyla bozulmakla yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının yurt dışında yaşamaya ve çalışmaya başlamasından sonra tavır ve davranışlarının değiştiğini, evi ve çocuğuyla ilgilenmediğini, müvekkilinin, müşterek çocuğun Türk gelenek ve göreneklerine göre yetişmesini istediğini ileri sürerek boşanma kararı ile birlikte velayet hakkının müvekkili babaya verilmesini, 50.000,-TL maddi tazminat ile 50.000,-TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının evlilik süresince çalışıp bir gelir elde etmediğini, “bir umut düzelir” düşüncesiyle tarafların Kanada’ya yerleştiğini ancak bir iyileşmenin sağlanamadığını, Kanada’da devam eden bir boşanma davası olduğunu, davacı tarafın haksız boşanma davasını kabul ettiklerini ancak tazminat talebini kabul etmediğini, derdestlik itirazında bulunduklarını, geçici velayet kararının kaldırılmasını istemiştir.

Yerel Mahkemece ilk kararda tarafların kendi aralarında fikren uyumsuz oldukları ve geçinemedikleri sonucuna varıldığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun halen anneyle kaldığı ve eylemli olarak velayetininanne tarafından kullanılması sebebiyle velayetinin anneye verilmesine, davalının daha fazla kusurlu olduğu davacı tarafça kanıtlanmadığından davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir

Hükmün davacı vekili tarafından “velayete” yönelik temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece ilk bozma kararında; “idrak çağındaki çocuğun mahkemece görüşüne başvurulması ve velayetle ilgili tercihinin sorulması, gerektiğinde uzman bilirkişilerden de rapor alınması, tüm deliller birlikte değerlendirilip velayet hakkında sonucu uyarınca karar verilmesi” gerektiğinden söz edilerek hüküm bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu verilen ikinci kararda, çocuğun Kanada’da görüşünün alınmasına ilişkin ara karardan vazgeçildiği belirtilerek kişisel ilişkinin davalı anne tarafından engellenmesi, ısrarla çocuğun Türkiye’ye gönderilmemesi, ses ve görüntü kayıtlarından müşterek çocuğun Türkiye’ye gelmek istemesini açıkça beyan etmesi karşısında davacı tarafın velayet konusundaki talebinin kabulü ile küçüğün velayetinin davacı babaya bırakılmasına karar verilmiştir.

Hüküm, her iki taraf vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık kısmında gösterilen gerekçelerle ve oy çokluğuyla bozulmuştur.

Yerel mahkemece Kanada mahkemeleri tarafından verilmiş boşanma kararı ile birlikte velayetin anneye bırakılması ve Kanada ile Türkiye arasında adli yardım sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle Kanada’ya yazılacak talimattan sonuç çıkmayacağından çocuğun Kanada’da dinlenmesi konusundaki ara kararından vazgeçildiği, Uluslararası Sözleşmelerin çocuğun mutlaka hâkim huzurunda dinlenmesi şeklinde bir hüküm içermediği, çocuğun herhangi bir şekilde velayet konusundaki görüşünün mahkemeye yansıtılmasının yeterli olduğu, görüntüler üzerinde yapılan inceleme ve uzman raporu birlikte değerlendirildiğinde uzun zamandır Türkiye’ye gönderilmeyen, babası ile sadece telefonlarda ve görüntülü olarak görüşme şansı bulunan Onur’un Türkiye’ye gelme konusunda ısrarcı olduğunun gözlemlendiği belirtilerek direnme kararı veirlmiştir.

Direnme kararı her iki taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 05.11.1999 doğumlu müşterek çocuğun velayeti konusunda mahkeme huzurunda bizzat görüşüne başvurulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında işin esasına girilmeden önce iki ön sorun tartışılmıştır.

Bu ön sorunlardan ilki, boşanma davasına konu somut olayda, taraflarca boşanma hükmünün temyiz edilmemesi üzerine mahkemece kurulan direnme hükmünde boşanma talebi hakkında karar verilmeyip sadece uyuşmazlık konusu olan velayet yönünden hüküm kurulması karşısında usulüne uygun bir direnme kararı oluşturulup oluşturulmadığı hususu olup, hükmün bir bölümünün, taraflarca o yönden temyiz yoluna gidilmemesi veya temyiz edilip de bozma kapsamı dışında kalması hallerinde o bölümün kesinleşmiş sayılacağı, kaldı ki boşanma hükmünün çoğu kez asıl hükmün yanı sıra buna bağlı yan hükümlerden oluştuğu, somut olayda da boşanma talebi ile birlikte velayet isteminde bulunulduğu, boşanma kararının taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği, kesinleşen bu yön hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığı, bu durumun aksinin infaz güçlüğü doğuracağı sonucuna varılarak yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla birinci ön sorun aşılmış ve ikinci ön sorunun incelenmesine geçilmiştir.

İkinci ön sorun ise, temyiz edilen husus ve Özel Daire bozma kararı dikkate alındığında somut uyuşmazlığın “velayete” yönelik olduğu, velayet konusu 05.11.1999 doğumlu müşterek çocuk …’un inceleme tarihi itibariyle ergin (reşit) olduğu anlaşılmakla davanın konusuz kalıp kalmadığı hususudur.

İlke olarak her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması, eş söyleyişle tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması hâlinde bu olayın hükümde göz önüne alınması ve böyle bir hâlde mahkemenin, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerektiği de her türlü duraksamadan uzaktır.

Somut olaya gelince, velayete konu müşterek çocuk …’un 05.11.1999 tarihinde doğduğu, direnme kararının temyiz incelemesinin yapıldığı 13.12.2017 tarihinde 18 yaşını doldurduğu dosyada bulunan nüfus kayıt örneğinden açıkça anlaşılmaktadır.

Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan bir olgu nedeniyle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir.

Görülmekte olan davada müşterek çocuk …’un ergin olması nedeniyle velayet kendiliğinden ortadan kalktığı için, yerel mahkemece bu durum gözetilerek velayet talebinin konusuz kalması nedeni ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

Yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.12.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.


T.C.
YARGITAY
İKİNCİ HUKUK DAİRESİ
 
Esas: 2012/13134
Karar: 2012/17522
Tarih: 25.06.2012

 

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle birleşen davada, davalı-davacı annenin boşanma kararı ile birlikte velayetleri kendisine verilen ve halen yanında kalan müşterek çocukları Okan ve Gürkan için iştirak nafakası talep etmiş olmasına ve mahkemece de bu iki çocuk için ayrı ayrı 350’şer TL iştirak nafakasına hükmedildiğinin anlaşılmasına göre; davacı-davalı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece 1997 doğumlu tarafların ortak çocuğu Volkan’ın velayetinin boşanma kararı ile davalı-davacı anneye verilmiş olmasına karşılık; toplanan delillerden, çocuğun sürekli babasıyla birlikte yaşadığı, velayetinin babasına verilmesini talep ettiği ve annenin bu çocuğa fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. İdrak çağında olan bu çocuğun açıkladığı görüşüne değer verilmemesini gerektirebilecek ve çocuğun üstün yararı olabilecek nitelikte bir durum mevcut değildir. O halde; Volkan’ın velayetinin davacı-davalı babaya verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle reddi doğru görülmemiştir.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.06.2012(Pzt.)

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.