Yağma Suçu Savunma Dilekçesi Örneği

Yağma suçlaması ile karşı karşıya kalan sanığın kendisini etkili bir şekilde savunabilmesi için hazırlanmış “yağma suçu savunma dilekçesi” aşağıda yer almaktadır.


Yağma Suçu Savunma -1-

() AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO          : …..

SANIK                 : ……

MÜDAFİİ             : Avukat Saim İNCEKAŞ- Turhan Cemal Beriker Bulvarı, Ziya Algan İş Merkezi No:9 K:5 D:41, 01010 Seyhan/ADANA

DAVACI               : K.H.

MÜŞTEKİLER     : ……

D.KONUSU          : Davaya yazılı savunmalarımızın ve tutukluluğa itirazlarımızın sunulması hk.

AÇIKLAMALAR  :

Müvekkil Sanık hakkında “birden fazla kişi tarafından gece vakti silahla yağma,yaralama, birden fazla kişi tarafından birlikte silahla tehdit, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, hakaret” suçlamasından soruşturma başlatılarak müvekkilin bu suçları işlediği konusunda somut delillerin olduğu iddia edilmiş ve hakkında ….. . Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hukuki mesnetten yoksun ve kanuna aykırı bir TUTUKLAMA kararı verilmiştir.

Müvekkil hakkında atılı suçlamanın somut herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Zira, iddia makamı müvekkilimi yağma suçunda müşterek fail olarak suçlamaktadır. İştirak konusunu işleyen kanun maddeleriyle aynı yönde olan öğretide müşterek fail olmak için iki şartın birlikte varlığı gerekmektedir. Bunlardan birincisi failler arasında birlikte suç işleme kararının bulunması, ikincisi ise suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurmalarıdır. Ancak bunların oluştuğuna dair dosyada hiç bir somut delil bulunmamaktadır.

Müvekkilimin suçun işlenişi üzerinde bir hakimiyeti bulunmamaktadır, vuku bulan olayda suça hiçbir katkısı olmamış hatta zararın büyümesini önleyerek meydana gelen kavgayı ayırmaya çalışmıştır. Zaten müştekinin vermiş olduğu ilk ifade ile duruşma esnasında vermiş olduğu beyan birbiriyle çelişmiştir.

Müvekkilim diğer sanıkların da ifadelerinde yer aldığı üzere yalnızca kavgayı ayırmaya yönelik fiillerde bulunmuştur. Bundan dolayı müvekkilimin yağma suçuna iştirak ettiği iddiası hukuki dayanaktan yoksun ve gerçek dışıdır.

Dava dosyasında müşteki beyanları dışında hiç bir delil bulunmaması hukukumuzda geniş bir uygulama alanına sahip olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince müvekkilimin beraatine karar verilmesi gerekir. Zira soruşturma evresinde müvekkilimin suçu işlediğine dair kesin, şüpheden arındırılmış ve mahkumiyetine yeterli bir kanıt elde edilememiştir. Bununla beraber müştekinin duruşma esnasında alınan beyanlarında ve ilk ifadesinde gözle görülür derecede önemli bir fark bulunmakla beraber çelişkili ifadeler mevcuttur.

Müşteki olayın gerçekleştiği tarihin ertesi günü alınan ifadesinde,olay henüz yaşanmışken ve hafızası daha tazeyken ” Aracı park edince sağ tarafımda oturan ….. elinde bulunan sarı renkli beyzbol sopası sağ elinde,diğer elinde de gümüş gri muşta takılı idi” demiştir. Ancak duruşma esnasında alınan beyanında müvekkilimin tutuklanmasına da sebebiyet veren bununla birlikte çelişki içeren ifadelerde bulunmuş müvekkilime iftira atmıştır. Muştanın müvekkilimin elinde olduğunu aylar sonra nasıl düşünmüş ve belirtmiştir bu konu hiç bir mantık sınırlarına uymamaktadır.

Müvekkilim tutuklu yargılanmaktadır. Tutuklu yargılanma bir ceza değil tedbirdir. Ancak müvekkilim için uygulanan bu tedbir kararı hukuki dayanaktan yoksun olup Yargılamanın hukuk zemininde yürütülmesine de aykırıdır. Yargılama sürecinde müvekkilin müştekiler üzerinde baskı kurma olasılığı olmayıp hiç bir husumeti yoktur. Ayrıca tutuklama kararı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. Maddesindeki koşullar dikkate alınarak verilmelidir. Bu koşulların müvekkil açısından oluşmadığı kanaatindeyiz.

CMK 100. maddeye göre tutuklama kararı verilebilmesi için sanığın kaçma ihtimalinin bulunması gerekir. Oysa müvekkilim zaten halihazırda başkaca dosyalarda adli kontrol hükümleri gereği yaklaşık üç senedir imza atmak suretiyle tedbirlerine uymuş hiçbir kaçma şüphesi barındırmamıştır. Müvekkil bununla beraber delil karartma kastı barındırmamakta olup, olaydaki tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimaline sebep olacak bir tanık da mevcut değildir. Müvekkilim ifade vermeye kendisi gelmiştir, yani kaçma şüphesi de bulunmamaktadır. Müvekkilimin tutuklu bulunması telafisi mümkün olmayan zararlar meydana getirmektedir. Kendisi özel sektörde işçi olarak çalıştığı için maddi anlamda da zarara uğramaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı müvekkilimin tutuksuz yargılanması gerekmektedir.

Tutukluluk durumuna ilişkin kanunda düzenlendiği kadarıyla da  yine müvekkile ilişkin verilen işbu karar hakkaniyete, adil yargılanma hakkına ve hukuk sistemimizin öngördüğü uygulamaya ilişkin kurallara uygun düşmeyecektir. Müvekkil sabit ikamet sahibidir, kaçma şüphesi yoktur, dosyadaki mevcut delillerin de zaten bir çoğunu kendisi beyan etmiş olup delil karartma şüphesi barındırmamaktadır.

Esasen de müvekkilin kast ve davranışları bu suç tipiyle uymamaktadır. Müvekkilin fiillerinde yağma suçunun unsurlarının gerçekleşmediği görülmektedir. Bununla birlikte eylemin manevi unsurlarının da oluşmadığı aşikardır. Müvekkilin eylemindeki manevi unsur, kendisine maddi yarar sağlamak değildir. Yağma suçunun oluşması için kişinin cebir veya tehdit kullanarak failin kendisine veya başkasına maddi bir yarar sağlama amacı olması gerekmektedir.

Yağma suçunun manevi unsuru olayda gerçekleşmemiştir. Gerçekleşmeyen yağma suçundan ötürü de tutuklama kararının verilmesi kanunilik ilkesine aykırılık oluşturmuştur. Tutuklama kararına gerekçe olarak belirtilen yağma fiili suçlaması ile müvekkilim kendisinin hiçbir şekilde dahil olmadığı bir durum neticesi ile tutuklanmış ve kanuna aykırı bir şekilde özgürlüğünden mahrum tutulmuştur.

Müvekkilimin tutuklanması sonrasında ….. Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevki sağlanmıştır. Ancak haftalardır rahatsız olan ve revire gitmeyi talep eden müvekkilimin henüz bu talebi bile gerçekleştirilmemiş, cezaevi idaresi sorumsuz davranmıştır. İşlemediği bir suçtan yargılanan üzerine bir de İNSAN HAKLARINA AYKIRI koşullarda hayatta kalma mücadelesi veren müvekkilimin bu hak gaspının derhal sonlandırılması gerekmektedir.

Ceza İnfaz Kurumunun koşulları elverişsiz olup 10 kişilik koğuşta 37 kişi kalmak mecburiyetine mahkum edilmiştir. Ranzalar birleştirilmek suretiyle bir yastığa üç tutuklunun düştüğü bu sağlıksız ortamda müvekkilimin geçmişte geçirdiği omurilik ameliyatı sebebiyle yaşadığı rahatsızlık günbegün artmaktadır. ….Açık Cezaevindeyken de müvekkilimin kullanmış olduğu işbu rahatsızlığı sebebiyle kendisine reçeteyle verilen ilacı(…. isimli bir ilaç) şimdi tutuklu bulunduğu infaz kurumunda yasak kabul edilip verilmemektedir. Müvekkilimde kaza sebebiyle platin takılı olup omuriliği zedelenmiştir. Cezaevi koşullarında kalmaya devam ederse felç dahi geçirebilir. Bu riskli süreçte tedbir olarak kendisine öngörülen tutukluluk ne hukuka ne de insan onuruna uymamaktadır.

Müvekkilim nişanlıdır. Kendisi evlilik hazırlığı yaptığı bir dönemde tutuklanmış olup müstakbel eşi endişe içindedir. Kurmak istediği yuva için eli kolu bağlı oturmak onun maneviyatını da zedelemektedir. Bu sebeple tutuksuz yargılanması gerekmektedir.

Esasen de; bir mürekkep suç türü olan, hırsızlık ile cebir veya tehdidin birleşmesinden oluşan, Türk Ceza Kanunu’nun 148 ila 150. maddelerinde düzenlenen yağma suçunda korunan hukuki yarar, mağdurun malvarlığı, yani mülkiyet ve zilyetlik haklarıdır.

Tck M. 148/1’e göre; yağma suçunun oluşabilmesi için, bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden veya malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir ve şiddet kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılma, yani zorunda bırakma şartı gerçekleşmelidir. Ancak dosya incelendiğinde tüm bu sayılanlar gerçekleşmemiştir.

SONUÇ                : Yukarıda Arz ve izah ettiğimiz nedenlerle ve Sayın Mahkemenizce re’sen nazara alınacak nedenlerle, müvekkilimiz aleyhinde SOMUT BİR DELİL bulunmadığından öncelikle Tutuklama kararının kaldırılması ile tutuksuz yargılanarak serbest bırakılmasına aksi kanaat mevcutsa suçtan beraatine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. tarih

                                               Sanık Müdafii

Yağma-Suçu-Savunma-Dilekçesi-Örneği

Yağma Suçu Savunma -2-

ADANA 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO   :

SANIK           :

MÜDAFİİ     :

KONU           :Savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı ve esasa ilişkin savunmalarımız.

AÇIKLAMALAR

Yukarıda esas numarası yazılı bulunan dosyada tutuklu yargılanan sanık X müdafii olarak yer almaktayım. X tarihli X Celsede iddia makamı tarafından esas hakkındaki mütalaası sunulmuştur. İş bu mütalaa ile müvekkilin nitelikli yağma suçundan cezalandırılması ve hükümle birlikte tutukluluk halinin devam etmesi talep edilmiştir. Mütalaaya karşı savunmalarımız aşağıda sunulmuştur. Savcılığın ortada somut, kesin, her türlü şüpheden uzak delil olmadan müvekkilin cezalandırılmasını talep etmesi usul ve yasaya aykırı olup dosya kapsamına uymamaktadır. Şöyle ki;

Olayın Kısaca Sunumu: Olay tarihinden yaklaşık bir hafta öncesinde sanık X müvekkilin yanına gelerek bir süre önce çalıştığı iş yerinde hırsızlık yapacağını, bir kamyona ihtiyacı olduğunu, fabrika bekçisinin haberinin olduğunu, anahtarları ayarladığını ve hırsızlığı kolayca yapacağını söylemiştir. Müvekkil de sanık X bu durumu anlatmış o da kamyonla gitmeyi kabul etmiştir. Kararlaştırılan gün olan X günü saat X sıralarında müvekkil ve sanık X kamyonla X ilçesinden X’deki olay yerine doğru yola çıkmışlardır. Sanık X müvekkile “iş yerinin önüne gelip bekçi kulübesini geçip orada durun burada kayıt cihazı var, bu kayıt cihazının da görüntüsünü kamyonla kapatmış oluruz” şeklinde direktiflerde bulunmuştur. Müvekkil ve Sanık X kamyonu Sanık X’ın söylediği yere park etmişlerdir. Sanıkların kamyonu park etmesiyle birlikte sanık X yanlarına gelmiştir. Daha sonra bekçinin yanına gitmiş ve X dakika sonra elinde kayıt cihazıyla gelmiştir, kamyona bırakmıştır, müvekkil ve sanık X dış kapının anahtarlarını vermiştir. Müvekkil ve Sanık X dışarı kapısıyla uğraşırken anahtar kilit içerisinde kırılmıştır. Kapıyı açamadıkları ve korktukları için sanık X aramışlardır. Sanık X geldikten sonra hırsızlıktan vazgeçip olay yerinden aynı araçla ayrılmışlardır.

İsnat edilen suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır: Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Somut olayımıza baktığımızda olay yerinden hiçbir şey çalınmamıştır. Olay yerinden alınan kayıt cihazı hırsızlık amacıyla değil ortada delil bırakmama amacıyla alınmıştır. İsnat edilen suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Bu nedenle suçu kabul etmemiz mümkün değildir.

Faydalanma kastının (mülk edinme kastı) olmaması: Olay yerinden sadece ve sadece kayıt cihazı alınmıştır. Bu cihazın faydalanma kastıyla alınmadığı sabittir. Kayıt cihazının alınması ortada delil bırakmama amacı taşımaktadır. Zaten kayıt cihazının da maddi bir değeri yoktur. Bu husus ile ilgili olan Yargıtay Genel Kurul kararını dosyanıza sunuyoruz:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2015/6-709 K. 2016/33 T. 26.1.2016 “Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir. “

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2016/3460 E., 2016/2561 K. 31.03.2016 tarihli kararında “Yağma suçu, kastla işlenebilen bir suçtur. Failin, yukarıda belirtilen suçun hareket unsurlarına bilerek ve isteyerek yönelip gerçekleştirmesinin yanısıra, yağma suçunda failin amacı, kural olarak mülk edinmeye yönelik olmalıdır. Başka amaçlara yönelinmiş ise, yağma suçunun unsurları oluşmaz.”

Yukarıda sunmuş olduğumuz Yargıtay kararları ışığında müvekkilime isnat edilen yağma suçunun unsurları oluşmadığından beraatına karar verilmesi gerekmektedir. Maddi değeri olmayan kayıt cihazının ortada delil bırakmamak amacıyla alındığı sabittir.

Müşteki X şikayetinin olmaması: Müştekilerden X dosyanızın X Celsesinde mahkemeniz huzurunda sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan etmiştir. Müştekiye ait olan iş yerinde hiçbir şey çalınmamıştır ve kameraların da zararı soruşturma aşamasında müvekkilin ailesi tarafından giderilmiştir. Savcılık soruşturma dosyasına X tarihli dilekçemiz ekinde X TL banka dekontunu sunmuş idik. Yani müştekinin zararı soruşturma aşamasında zaten giderilmiştir. Mütalaada zararın kovuşturma aşamasında giderildiği hususu gerçeği yansıtmamaktadır.

Müşteki X şikâyetinde ve duruşmadaki beyanlarında çelişkili ifadeler kullanmıştır: Yine iddianamede katılan ifadeleri ile bir takım sanıkların ifadelerinin benzer olduğu iddia edilmiştir. İddia makamı deliller üzerine değil sadece varsayımlar ve X beyanları üzerine mütalaayı tanzim etmiştir. Hukuka aykırı olan teşhis işleminde sanıkları teşhis edip, duruşmada da “polisler söyledi” şeklinde önemli çelişkiler içeren ifadeleri olmuştur. Kolları ve ayaklarının bağlı olduğunu iddia edip doktor raporunda hiçbir izin çıkmaması ayrı bir çelişki konusudur. Ayrıca müvekkilin ailesine “bu işten X TL zararım var” diyerek fahiş fiyat teklifinde dahi bulunmuştur.

Müştekinin adli muayene raporunda herhangi bir cebir izine rastlanılmaması: Dosyada delil olarak sunulan ve savcının mütalaasında iddia edilen suça dayanak olarak gösterdiği mevcut doktor raporunda hiçbir cebir izine rastlanılmamıştır. Müşteki kendisine biber gazı sıkıldığını, kafasına vurulduğunu, elleri ve ayağının bağlandığını iddia etmiştir. Bütün bunlar gerçekten yapılsa idi doktor raporunda kesinlikle bir cebir izine rastlanırdı. En azından kendi imkanlarıyla bağlarından kurtulduğunu iddia eden müştekinin ellerinde ve ayaklarında kızarıklık olurdu. Fakat doktor raporuna baktığımızda ‘’Muayenede Bulgu Yok, Muayenede Patolojik Bulgu Yok’’ ibareleri mevcuttur.

Olay yerinde herhangi bir eşyanın çalınmamış olması: Müşteki X X tarihli ifade tutanağında yaptığı incelemede iş yerinde “hiçbir şeyin çalınmadığını” beyan etmiştir. Müştekinin bu ifadesi de bizim iddiamızı doğrulamaktadır.

Soruşturma aşamasında müştekilerin zararlarının giderilmiş olması: Savcılık soruşturma dosyasına X tarihli dilekçemiz ekinde banka dekontu, X belgesi ve telefon faturasını dosyaya sunmuş idik. Yani müştekilerin zararı soruşturma aşamasında müvekkilin ailesi tarafından zaten giderilmiştir. Mütalaada zararın kovuşturma aşamasında giderildiği hususu gerçeği yansıtmamaktadır. Dosya incelendiğinde bu durum zaten görülecektir.

Teşhis işlemi ve ön görüşme tutanağının kanuna ve yargıtay içtihatlarına aykırı olması: İddia makamı tarafından mütalaaya konu delillerden bir tanesi de ön görüşme tutanaklarıdır. Polisler tarafından düzenlenen bu ön görüşme tutanaklarının yasada yeri yoktur. İlk baştan itibaren nitelendirilen suç nitelikli yağma olup burada zorunlu müdafilik durumu söz konusudur. Müdafiisiz hiçbir şekilde şüphelinin ifadesi alınamaz. Ancak kanuna aykırı davranılmış müdafiisiz bir şekilde ifadeler alınmış, mütalaada da bu ifadeler delil olarak kullanılmıştır. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Kanuna aykırı delille müvekkil aleyhine hüküm kurulamaz.

Ayrıca dosyada yazılı bir şekilde teşhis işleminin yaptırılması için bir savcı talimatı bulunmamaktadır. Bu durumda tartışmasız bir şekilde teşhis tutanağı kanuna aykırıdır. Bununla ilgili Yargıtay kararlarını duruşma esnasında mahkemenize sunmuş idik.

Olay yerinde müvekkilin parmak izine rastlanılmaması: Olay yerinde yapılan incelemede alınan parmak izlerinde müvekkilin parmak izine rastlanmamıştır. Dosyada delil olarak tutulan parmak izi raporları da müvekkilimin samimi ifadelerini doğrulamaktadır.

Müşteki İfadesinden Ve Sanıkların Atfı Cürum Niteliğindeki Beyanlarından Başka, Suçun İşlendiğine Dair Hiçbir Emare olmaması: Müvekkilin üzerine atılı suçun işlendiğine dair müştekinin soyut ve çelişkili beyanları haricinde hiçbir emare yoktur. Diğer sanıklar da suçtan kurtulmak için atfı cürum niteliğinde beyanlarda bulunmuşlardır. Müvekkil aynı zamanda evli olup X çocuk babasıdır. Bu şartlar altında müvekkilin, cezası bu denli ağır olan bir suçu işlemiş olabileceği bile düşünülememektedir. Bu sebeplerle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince müvekkilin beraatına karar verilmesi gerekmektedir.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Ve Hiçbir Delil Olmayışı: Şüpheli ve aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. (YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ 2010/20342 E. 2011/938 K.) Sırf müşteki beyanına dayanarak şüphelinin tutuklanmasına ve cezalandırılmasına karar vermek hukuka ve kanuna aykırıdır. Müvekkilin tutuklanması ve cezalandırılması için hiçbir gerekçe yoktur. Ortada suçun işlendiğine dair hiçbir delil ve tanık yoktur.

Müvekkilin Tutukluluğuna İlişkin Beyanlarımız: Müvekkil çok uzun süredir tutukludur. Tutuklama bir koruma tedbiridir. Tüm deliller toplanmış, müvekkilin kaçma şüphesi bulunmamaktadır. Delilleri karartma ihtimali yoktur. Bakmakla yükümlü olduğu eşi ve X çocuğu bulunmaktadır. Bu nedenlerle müvekkilin hükümle birlikte tahliye edilmesini talep ediyoruz.

Dosyadaki deliller ile desteklenmeyen, tamamen delillere aykırı düzenlenen bu mütalaa tarafımızca ve yasalar tarafından kabul edilemezdir. Mevcut deliller ile mütalaa birbirinden tamamen farklıdır. Ayrıca yukarıda açıkladığımız nedenlerle kanuna aykırı delillerle müvekkil aleyhine hüküm kurulamaz. Ayrıca isnat edilen yağma suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Bu nedenle suçu kabul etmemiz mümkün değildir.

Bu nedenlerle müvekkilin beraatine, aksi kanaat hasıl olursa teşebbüs, malın değerinin azlığı, etkin pişmanlık ve diğer lehe olan hükümlerin uygulanmasına; tutuklulukta geçirdiği süre nazara alınarak bihakkın tahliyesine, aksi kanaat hasıl olursa adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.

SONUÇ VE TALEP: Yukarıda arz ve izah olunan ve resen tespit edilecek nedenlerle; müvekkile isnat edilen yağma suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından

beraatine, aksi kanaat hasıl olursa teşebbüs, malın değerinin azlığı, etkin pişmanlık ve diğer lehe olan hükümlerin uygulanmasına; tutuklulukta geçirdiği süre nazara alınarak bihakkın tahliyesine, aksi kanaat hasıl olursa adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesine karar verilmesini saygılarımla bilvekale arz ve talep ederim. (tarih)

Sanık X

Müdafii

Yağma Savunma Dilekçesi -3-

ADANA X AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO               :

SANIK                       :

MÜDAFİİ                 :

KONU                       : Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarımız ile müvekkilimin üzerine atılı suçu işlememiş olması sebebiyle BERAATİNE ve TAHLİYESİNE karar verilmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR    :

Her ne kadar, müvekkil sanık hakkında yağma suçunu işlemekten ötürü cezalandırılması talep ve mütalaa olunmuşsa da olayımızda yağma suçunun gerçekleşmemiş olduğu çok açıktır.

Şikayetçiler X müvekkilimin işyerinin karşısında tekstil işi ile uğraşmaktadırlar. Müvekkilim şikayetçileri 5 yıldan bu yana esnaf olmalarından dolayı tanımaktadır. Şikayetçilerden X’in olay tarihinden 5-6 ay kadar önce çok acil ve sıkışık olduğunu söyleyerek müvekkilimden borç para istemiş ve müvekkilim de aralarında esnaflık ilişkisi bulunduğundan bu ricayı kabul ederek esnaf arkadaşına borç vermiştir. Parayı alırken şikayetçi 10-15 gün içinde ödeyeceğini söylemişse de ödemede bulunmamış müvekkilim de bunun üzerine ……… tarihinde işyerlerine yakın bakkalın önünde gören müvekkil sanık alacağını istemiş ve şikayetçi de parayı vereceğini söyleyerek müvekkilimin işyerine gelip ödemede bulunmuştur. Ancak daha sonra polisler tarafından seri numaraları alınan paralarla müvekkilim yakalanmıştır.

……… tarihli celsede dinlenen tanık N.D. da, müşteki A.R.D.’in işyerinde 5-6 yıl çalışmış ve müvekkil sanığı da aynı çevrede esnaf olmasından dolayı tanımaktadır. Tanık, işçiler olarak alacaklarını alamadıklarını ve bunu müştekilerden talep ettiklerini, bunun üzerine de müştekinin müvekkil sanıktan para istediğini, müşteki A.R.D.’in müvekkilimin …… TL para ayarladığını söyleyerek para getirdiğini ve getirdiği parayı müvekkilimden aldığını söylediğini beyan etmiştir.

Açıklanmaya çalışıldığı gibi müvekkil sanık müştekiye borç vermiş fakat müştekinin iade edeceğini söylediği tarihte iade etmemesi sebebiyle borcunu ödemesini istemiştir. Müvekkil sanık alacağını istemekten başka bir şey yapmamıştır. Yağma suçunun vasıfları oluşmamıştır. Her ne kadar iddia makamı müvekkilimin 148/1. maddesi gereği cezalandırılmasını talep etmişse de olayda ancak 5237 S.Y.’nın 150/1. maddesi uygulama alanı bulabilir.

MADDE 150 – (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Müvekkil sanık verdiği borcu ödemesini istemekten başka bir eylemde bulunmamıştır. Bu konuda dinlenen tanık beyanı da açıkça durumu gözler önüne sermektedir. Bu nedenle de isnat edilen suçun vasıfları oluşmadığından müvekkil sanığın beraatine ve tahliyesine karar verilmesi talep olunur.

SONUÇ ve İSTEM   :

Yukarıda açıklanan nedenlerden ve sayın başkanlığınızca re’sen görülecek nedenlerle, müvekkilimin üzerine atılı suçu işlememiş olması sebebiyle BERAATİNE ve TAHLİYESİNE karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

Sanık Müdafii

Yağma Suçu Esas Hakkında Savunma

ADANA 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

ESAS NO                                :

ESAS HAKKINDA

SAVUNMA YAPAN SANIK   :

MÜDAFİİ                               :

ADRES                                   :

TUTUKLAMA TARİHİ         :

TALEP KONUSU       : Davaya karşı son savunmalarımızın sunulması ve söz konusu suçtan Müvekkilin beraatine karar verilmesi talebidir.

SAVUNMALARIMIZ :

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müvekkil hakkında, TCK m. 149/1-c, d, h ve TCK m.109/1-3-e kapsamında iddianame düzenlenmiş ve yine iddianamede hukuki bir alacağı tahsil amacıyla mağdurun iş yerine giderek, mağdura darp ve tehditlerde bulunup bir kısım eşyalarını aldıklarına, bu süre zarfında bir saat kadar mağduru özgürlüğünden yoksun bıraktıklarına kanaat getirmekle yargılamaya konu bu olayların TCK 150/1 kapsamında kalma ihtimalinden söz edilmiştir. İşlendiği iddia edilen bu suçlara delil olarak ise mağdur iddiası ve adli muayene neticesinde ortaya çıkan ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmaya ilişkin rapor gösterilmiştir.

Sanıkların, kollukta ve savcılıkta ifadeleri alınmış, ancak tutuklamaya sevk edilmemişler ve hatta haklarında diğer adli kontrol tedbirleri de uygulanmamıştır. Sayın Mahkeme,  iddianamenin kabulüne müteakip,  kaçma ihtimali dahi bulunmayan sanıkların tutuklanmasına yönelik yakalama kararı çıkarmıştır. Müvekkil Sanık hakkında yakalama kararı olduğunu bile bile duruşmaya gelip adalete teslim olmuş ve sayın mahkeme huzurunda açık, samimi beyanlardan bulunarak ifadesini vermiştir. Kendi isteği ile duruşmaya gelen ve kaçma şüphesi olmayan müvekkil 08.05.2018 tarihli duruşmada tutuklanmıştır. Gelinen aşamada 06.12.2018 tarihli duruşmada, Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıklamış ve mütalaasında; Her ne kadar açılan dava ile sanıklar hakkında TCK’nun 150/1. Maddesinin uygulanması istenilmiş ise de; söz konusu madde uygulanma koşullarının oluşmadığı, sanıkların üzerlerine atılı yağma ve hürriyeti tahdit suçunu işledikleri anlaşılmakla sanıkların eylemlerine uyan TCK’nun 37/1 yollamasıyla 109/1, 109/2, 109/3-b, 109/3-e, 149/1-c-d-h maddeleri gereğince cezalandırılmasını talep etmiştir. Sayın Mahkemenin 06.12.2018 tarihli celsede verdiği ara karar gereği hem mütalaaya hem de dosya kapsamına ilişkin savunmalarımız  aşağıda sunulmuştur.

1- Yağma Suçu Unsurlarının Oluşmadığı, Fiillerin TCK.m.150/1 Kapsamında kalması

Yağma sucunun oluşabilmesi için sucun unları olan tehdit veya cebir fiilerinden birinin gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Öğretide ve yargıtay kararlarında da benimsendiği üzere ; Malın taşınabilir olması, mal sahibinin rızasının olmaması, malın alınması, faydalanmak cürmü kastının varlığı, zilyedin malın alınmasına sükut etmesini sağlamak bakımından cebir ve şiddet veya tehdit kullanarak bu suç işlenebilir. Yağma suçundaki cebiri kullanmaktaki amaç, bir kimseyi malı teslim etmeye veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için olmalı, fail tarafından yapılan fiili ve fiziki zor ve cebir amacı yanında belli bir yoğunluğa ulaşması belli bir eşiği geçmesi gerekir.

Yağma suçu, amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma suçunun işlenebilmesi için saydığımız unsurlardan en az birinin işlenmesine bağlıdır.

Suça konu olayda, müvekkilin müştekiye ait bir kısım malları alma gibi bir amacı yoktur. Atılı suçu oluşturduğu iddia edilen bir adet motosikletin alınması fiili, hukuki bir alacağa dayalı senedin ertesi gün ödeneceği sözüne teminat amacıyla ve müştekinin kendi rızasıyla müvekkile teslim edilmiştir. Nitekim, müşteki de ifadesinde bu hususu açıkça ifade etmiştir.

Ayrıca ne müvekkil sanık ne de diğer sanık müştekiye karşı tehdit  veya cebiri söz konusu olmamıştır. Müşteki 19.07.2018 tarihli duruşmada ; benim atölye de çalışıyordu, işten ayrıldı, benden işçilik 3.750 tl alacağı vardı, ben işten ayrıldığında senet vermiştim, sanıklar senedi gösterdiler, bunun üzerine motosikletimi verdim,  ertesi gün motosikletimi geri getirdiler, parayı veremedim, parayı veremediğim halde motosikletimi geri getirdiler, olay sonrası şoku nedeniyle gidip şikayetçi oldum, maddi zararım yoktur, şikayetçi değilim” diyerek motosikleti kendi istek ve arzusu ile hiçbir zorlama olmadan kendisinin teslim ettiğini ifade etmiştir.

Yağma suçunda alınan maldan faydalanma kastı olması gerekmektedir. Söz konusu olayda motor faydalanma amacıyla alınmış olsa, olayın akşam saatlerinde olduğu varsayıldığında hemen ertesi gün sabahtan müştekiye götürülmesi, faydalanmadan ziyade teminat olarak alındığının açık ve net göstergesidir. Faydalanma kastının olmaması yağma suçunun oluşmasına engeldir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/33 sayılı kararı da bu yöndedir.

Yağma suçunun unsurlarının oluştuğu biran için kabul edildiğinde, bu kere de söz konusu fiiller TCK.m.150/1 kapsamında kalacağı açıktır. Müvekkilin hukuki alacağını tahsil etmek maksadıyla yapmış olduğu eylemleri nedeniyle suçun vasfı değişmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 150/1. fıkrasında; “Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Görüldüğü üzere, TCK’nın 150/1. maddesiyle alacağını alamamanın kendisinde meydana getirdiği etki ile mağdura karşı cebir veya tehdit uygulayan fail lehine bir tür haksız tahrik hükmü getirilmiştir.

Söz konusu maddede, failin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacı ile tehdit veya cebir kullanması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, yani eylem yağma olmasına rağmen yağmaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu madde ile failin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağından dolayı suçu işlemesi nedeniyle cezalandırılma açısından faile kolaylık göstermiş, tam olarak uymasa bile bir nevi haksız tahrik hükmü getirmiştir. Çünkü fail yasal alacağını tahsil edememenin kendisinde meydana getirdiği kızgınlıkla ve alacağını tahsil etmek amacıyla suçu işlemektedir.

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ 2012/9556 E. 2012/23354 K. 12.12.2012 TARİHLİ Kararda: Adı geçen sanığın hukuka uygun şekilde elinde bulundurduğu ve süresinde ödenmeyen çekin tahsili amacıyla adı geçen yakınanı tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK.nın 150/1 maddesi yollaması ile aynı yasanın 106/2-d maddesine uyan tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması …. BOZMAYI gerektirmiştir. İlgili kararlarda da görüldüğü üzere yağma sucunun hukuki bir alacağın tahsili amacıyla işlenmesi durumunda yağma suçundan bahsedilemeyeceği, şartları oluşması durumunda yaralama ve tehdit suçlarının oluştuğu kabul edilecektir.

Alacaklı sıfatı hukuki ilişkinin kurulduğu anda kazanılabileceği gibi, sonradan üçüncü bir kişinin alacaklıdan alacağını usulüne uygun şekilde devralmasıyla da kazanılabilir. Alacağı devralan yeni alacaklının borçluya karşı cebir veya tehdit kullanması durumunda yeni alacaklının TCK’nın 150/1. maddesi hükmünden faydalanabileceği açıktır. Zira hukuki ilişkinin alacaklı tarafı değişmiş olsa da borçlunun yeni alacaklıya karşı genel yükümlülükleri devam etmektedir.

Alacağın devrini, tahsil amaçlı devir olgusundan ayırmamız gerektiği de şüphesizdir. Uygulamada sıklıkla çek senet tahsilâtı yapan kişilere alacağın tahsil amaçlı devrinin yapıldığı ve bu şekilde alacağı devralan kişiler tarafından borçluya cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alacağın tahsil edildiği görülmektedir.

Yargılamaya konu olayda, tüm tarafların aynı bölgede benzer nitelikteki işlerle iştigal etmeleri hukuki anlamda gerçek bir alacağın varlığının göstergesidir. Müvekkil, diğer sanık ve müşteki, aynı bölgede mobilya üretim sektöründe çalışmaktadır. Tüm tarafların aynı sektörde faaliyet göstermesi ve yine olaya konu senedin miktarının düşüklüğü (3.700TL), tahsil amaçlı bir devrin olmadığının ve hukuki alacağın varlığının açıkça delilidir. Müvekkilin aylık geliri ve birden fazla taşınmazı olduğu göz önüne alındığında düşük miktarlı böyle bir alacak için bu suçu işlemeyeceği açıktır. Ayrıca mahkeme heyeti huzurunda; İşçilik alacaklarına karşılık senedi müştekiden aldığını, müvekkilimiz e yaptırdığı koltukların bedelini bu senet ile ödediğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Müşteki, diğer sanık ve tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamından hukuki bir alacağın varlığının sabit olduğu kesindir. Kaldı ki taraflar arasında hukuki bir alacağın varlığı iddia makamının da kabulüdür.

2- Cezalandırmaya Yeter, Her Türlü Şüpheden Uzak Somut Delil Bulunmaması

Sanıkların atılı suçu işledikleri yönünde her türlü kuşkudan uzak, hukuken geçerli, somut ve inandırıcı deliller bulunmamaktadır. Şöyle ki;

İddia makamınca delil olarak; mağdur iddiası ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmaya ilişkin rapor gösterilmiştir. Öncelikle müşteki ifadeleri çelişkilidir. Müşteki kollukta, savcılıkta ve mahkemede farklı ifadeler vermiş ve ilk ifadesi dışındaki diğer tüm ifade ve beyanları yargılamaya konu suçların oluşması için yeterli değildir. Kabul etmemekle birlikte sayın heyetin, müştekinin baskıyla ilk ifadesinden döndüğünü düşündüğünü varsaysak, bu kere de ilk ifade ile adli rapor çelişmektedir. Müşteki şikayet dilekçesinde; toplamda 6-7 kişinin yaklaşık bir – bir buçuk saat süreyle aralıksız olarak kendisine şiddet uyguladığını ifade etmiştir. Fakat sağlık raporu bu durumun gerçeği yansıtmadığının en somut kanıtıdır. Altı yedi kişinin bir buçuk saat süreyle şiddet uyguladığı bir kişide sadece basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanmanın olması hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.

Ayrıca müşteki ilk ifadesinde;  İş yerinin dağıtıldığını bazı eşyaların kırıldığını iddia etmiştir. 13.11.2017 tarihli Olay Yeri İnceleme Tutanağında;” İş yerinin demir giriş kapısının açık, zorlama izinin olmadığı, girişe göre sol tarafta bulunan afis kısmının ahşap giriş kapısının açık ve zorlama izinin olmadığı tarafımızdan görüldü. Ofis içerisinde bulunan çalışma masalarının dağınık olduğu, koltuk takımının minderlerinin dağınık olduğu görüldü. Başkaca herhangi bir olumsuzluğa rastlanılmadı” denilmiştir. Olay yeri inceleme raporundan da anlaşılacağı üzere müştekinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ve iş yerinde herhangi bir kırık cam, kırık çerçeve veya iş yerinin yağmalandığına ilişkin herhangi bir emarenin olmadığı sabit olmuştur. Müştekinin diğer çelişkili ifadesi ise; “Yüzünün ve elinin kanadığını, bu kanı peçetelerle sildiğini kanın durmadığını, iş yerine 8- 10 kişinin geldiğini ” iddia etmesidir. Olay yeri incelemesinde böyle durumun olmadığı, düzenlenen iddianame ile 8-10 kişi geldikleri iddiasının da gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır.

Müşteki, işlerinin iyi olmadığını ve piyasaya çok fazla borç yaptığını kendisi ifade etmiştir. Mevcut sanıklar ve olaya karıştığını iddia ettiği diğer kişilerin tamamı müştekiden alacaklıdır ve bu alacaklıların birbirlerini dahi tanımadığı dosyada mübrez telefon kayıtlarından da anlaşılmaktadır. Müşteki bir alacaklısı ile yaşanan arbedeyi fırsata çevirmeye kalkmış ve mevcut dosyada tanık olarak dinlenen diğer alacaklıları da suçlayarak, hukuku bir silah olarak kullanmak suretiyle alacaklılarından topyekün bir kurtulma çabası içine girmiştir.

Şüpheli ve aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. (YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ 2010/20342 E. 2011/938 K.)

YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NUN 2012/1-1289 Esas- 2013/84 Karar SAYILI 05.03.2013 TARİHLİ İÇTİHATINA DA AÇIKÇA AYKIRIDIR : “Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”

Yargıtay kararında da belirtildiği üzere her türlü şüpheden uzak, kesin ve açık bir ispat olmadan sanığına ceza verilemeyecektir.  Yukarıda detaylı olarak açıkladığımız üzere müştekinin çelişkili ifadeleri dışında dosyada her türlü şüpheden uzak, somut, açık ve kesin bir delil yoktur.

3- TCK.m.109/1, 109/2, 109/3-b, 109/3-e Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Yönünden                 

Hukuki bir alacağa dayalı senedin ödenmemesi nedeniyle müvekkilimiz, borçlu müştekiyle telefon ile irtibata geçmeye çalışmış ve başarılı olamayınca, müştekiye ait iş yerine gitmiştir. Müştekiye ait iş yeri herkese açık olduğundan içeri girilmiş ve borcun neden ödenmediğine ilişkin konuşmalar, tartışmaya dönüşmüştür. Taraflar bir süre sonra sakinleşmişler ve borçlu müşteki, borcunu ertesi gün sabah ödeyeceğini ve ödemeye ilişkin teminat olarak da motosikletini sanıklara teslim etmiştir.

Suçun maddi unsurunu, mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması teşkil eder. Kişinin iradesi dışında bulunduğu yerden götürülmesi, bir yere kapatılması, bir yerde tutulması yahut bulunduğu yerden gitmesine izin verilmemesi gibi fiiller suçu oluşturmaya yeterlidir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun meydana gelebilmesi için yukarıdaki seçimlik hareketlerden herhangi birinin hukuka aykırı bir şekilde yapılması gerekir. Müvekkilim herkese açık olan ve girmek için izin şartının aranmadığı bir iş yerine gitmiştir. Ayrıca mağdurun rızası ve onayı ile iş yerine girmiştir.  Mağdurun rızası varsa bir hukuka uygunluk nedeni olduğu kabul edilir ve  kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu oluşmaz. Sanıkların eylemleri suçun maddi unsur açısından gerçekleşmediğinin göstergesidir.

Kabul etmemekle birlikte bir an için suçun unsurlarının oluştuğu kabul edilse, suçun nitelikli unsuru TCK 109/3-e’ nin (Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,) dayanağı ve gerekçesi yoktur. Müşteki ve sanıklar arasında herhangi bir akrabalık bağı yoktur.

4- Anlatımlarımızın olayın gerçekliği ile bağdaşmadığı düşünüldüğünde de; hukukumuza 5237 sayılı TCK’ nın 168. maddesiyle getirilen ‘Etkin pişmanlık’ hükümleri devreye girecektir. TCK’ nın etkin pişmanlık başlıklı 168. Maddesi;

(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, … Şeklindedir.

Müvekkilin eylemlerinin TCK 168/1-3 kapsamında kaldığı tartışmasızdır.

Etkin pişmanlık hükümleri uygulandığında, müvekkile TCK.m.109 ve 149′ dan alt sınırdan uzaklaşılarak dahi verilecek ceza, hali hazırda uygulamada olan infaz hukukuna göre müvekkilin kapalı ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken süreyi aşmaktadır. Açık ceza infaz kurumuna ayrılma ve yine koşullu salıverilme süreleri dikkate alındığında; Yedi buçuk (7,5) aydır tutuklu bulunan müvekkile uygulanan tedbirin şimdiden peşin bir cezaya dönüştüğü açıktır.

SONUÇ VE İSTEM     :Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenler ve resen dikkate alınacak nedenlerle;

1- Öncelikle sanık müvekkil hakkında beraat, Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise eylemlerinin TCK 150/1 kapsamında değerlendirilmesini ve sonucuna göre bir karar verilmesini ve müvekkil lehine olan tüm hükümlerin uygulanmasını,

2- Kapalı cezaevinde geçen süreler de dikkate alınarak, müvekkilin derhal salıverilmesini, mümkün değilse adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmasını saygılarımızla talep ederiz. tarih

                                                Sanık Müdafii

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Avukatlık ve Hukuk Ofisi

Son düzenleme tarihi 30 Ağustos 2020 17:23

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.