Husumet İtirazı Dilekçesi

Husumet itirazı mevcut bir davanın yanlış kişi veya kurum aleyhine açıldığına dair itiraz beyanını belirtir. Davacının veya davalının taraf sıfatına karşı husumet itirazı yapılabilir. Husumet itirazında bulunmak için mahkemeye bu konuyu anlatır bir dilekçe sunulması gereklidir. Örnek dilekçe aşağıdaki gibidir.

Husumet İtirazı Dilekçesi 1

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DOSYA NO :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVACI:

VEKİLİ :

KONUSU :

AÇIKLAMALAR

Davacı taraf; … açıklaması ile 5.000,00 ₺ bedelli iki adet dekont ile Bursa 10. İcra Müdürlüğünce … Esas sayılı dosyası ile müvekkil aleyhine icra takibinde bulunmuştur. Yetkiye ve borca itiraz edilmesi ve daha sonra yetki itirazından feragat edilmesi üzerine müvekkil aleyhine açılan itirazın iptali davasının yapılan yargılama sırasında dosyayı tekemmül etmiş olmakla aşağıda izah olunacak sebeplerden dolayı, müvekkilin hak kaybına uğramaması ve hukukun vuku bulması açısından davanın reddine karar verilmesi ve müvekkil yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir.

1. İhtilafın Özeti:

1.1. Davacı, müvekkile ait … IBAN numaralı banka hesabına “… Numaralı Villa İçin Peşinat – Hasan Hakyedi” açıklaması ile 30.06.2020 tarihinde 200.000,00 ₺ ve “… Numaralı Villa İçin Peşinat Kalan Kısım – Hasan Hakyedi” açıklaması ile 01.07.2020 tarihinde 5.000,00 ₺ EFT yoluyla ödeme yaptığını, yapılan ödemeye rağmen peşinatı ödenen taşınmazın tapu devrinin yapılmaması üzerine ödenen bedelin iadesi istemiyle icra takibine girişildiğini ancak takibe itiraz edildiğini ifade ederek icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamına ve lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş; tarafımızca sunulan cevap dilekçesiyle, ihtilaf konusu paranın gönderilme sebebinin 30.06.2020 tarihli sözleşme olduğu, sözleşmede müvekkilin; … ifade edilerek davanın reddine ve müvekkil yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

1.2. Görüldüğü üzere, ihtilaf bir bedelin ödenip ödenmediği noktasında değil; davacının aktif husumetinin, müvekkilin ise, pasif husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Bir davada taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkiyi tarif eder. Dolayısıyla davacı sıfatı (aktif husumet) dava konusu hakkın sahibine; davalı sıfatı (pasif husumet) o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir. Bu bilgiden hareketle, yukarıda özet halinde belirtildiği üzere, davacı; takip dayanağı dekontların açıklamalarında görüleceği üzere ödemeleri kendi nam ve hesabına değil, Hasan Hakyedi nam ve hesabına yapmış; müvekkil de cevap dilekçesi ekinde sunulan ve davacının da kabulünde bulunan sözleşmeden anlaşılacağı üzere ödemeleri kendi nam ve hesabına değil, … Kuaför Est. Koz. Ürün. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin vekili sıfatıyla, anılan şirketin nam ve hesabına alarak parayı müvekkiline teslim etmiştir. Aşağıda daha detaylı olarak izah edileceği üzere, eldeki davada; ne davacının aktif husumeti ne de müvekkilin pasif husumeti bulunmamaktadır.

2. Aktif Husumete İlişkin İzahat

2.1. Bilindiği üzere en kısa tabiriyle, sübjektif bir hakkı dava edebilme ehliyeti olarak tanımlanan “Aktif Husumet” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d bendi gereğince dava şartı niteliğinde olup, aynı kanunun 115. maddesi uyarınca davanın her safhasında ve taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece re’sen nazara alınması gereken, usul hukukuna ilişkin ancak sonuçlarını maddi hukuk boyutunda doğuran son derece önemli bir müessesedir. Bu nedenle davacının, davada aktif husumetinin bulunup bulunmadığının öncelikle ve re’sen incelenerek karara bağlanması gerekir.

2.2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.03.2010 Tarih, 2010/135-136 Esas ve Karar sayılı ilamında : “Bu noktada, mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur” ifadelerine yer verilmiş ve aktif husumet meselesinin hakkın doğrudan özünü belirleyen bir maddi hukuk sorunu olduğu belirtilmiştir.

2.3. Bu kısa açıklamadan sonra dava konusu ihtilafa dönüldüğünde; davacı, takip dayanağı yapmış olduğu dekontlarda sırasıyla “… Numaralı Villa İçin Peşinat – Hasan Hakyedi” ve “… Numaralı Villa İçin Peşinat Kalan Kısım – Hasan Hakyedi” açıklamasıyla ödeme yapmış olup, ödeme açıklamalarının son kısmına “Hasan” açıklamasını ekleyerek, ödemeyi Hasan Hakyedi nam ve hesabına yapmış olduğunu açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla, yapılan ödeme nedeniyle bir hak iddia edilecekse, bu hakkın davacıya değil, Hasan Hakyedi’ye ait olduğu bizzat davacı tarafından sunulan dekontlarla sabittir.

2.4. Kaldı ki dekontlardan kolaylıkla anlaşılacağı ve dava dilekçesinde de açıkça kabul edildiği üzere sözü edilen ödemeler … için yapılmış olmakla, tarafımızın cevap dilekçesi ekinde sunmuş olduğu sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin taraflarının; …………. İhtilaf konusu ödemelerin, sözleşmenin 3. maddesi kapsamında satış için peşinat bedeli olarak yapılmış ödemeler olduğu, davacının bizzat kendi iddiasıdır. Dolayısıyla, dava konusu edilen alacak üzerinde davacının ileri sürebileceği bir hak bulunmayıp varsa bir hak, bu hakkın da dava dışı Hasan tarafından ileri sürülebileceği gözetilerek davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekecektir.

2.5. Nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2016 Tarih, 2015/11352-6615 Esas ve Karar sayılı ilamında “…davaya dayanak olan Kurum Maaş Ödeme Protokolünün … İl Özel İdaresi ile … Bankası … Şubesi arasında 19/08/2010 tarihinde imzalandığı ve 15/09/2015 tarihine kadar süre belirlendiği, protokotol üçüncü kişi yararına sözleşme özelliği gösterse de eksik üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu, davacının işbu protokole taraf olmadığı ve sözleşmenin tarafı olmayan davacının bu sözleşmeye dayalı olarak dava açma yetkisinin bulunmadığı, sözleşmeye dayalı her türlü talep hakkının Kurum’a ait olduğu gerekçesiyle davanın HMK.nın 114/1-d maddesi gereğince taraf ehliyeti yokluğu (aktif husumet) nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir… (…) onanmasına …” denilerek sözleşmede taraf olmayan ve tarafı olmasa bile tam üçüncü kişi yararına sözleşme şartlarını taşımayan bir sözleşme mesnet gösterilerek alacak iddiasında bulunulamayacağı kabul edilmiştir.

3. Pasif Husumete İlişkin İzahat

3.1. Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere; mahkeme önünde, maddi hukuka dayalı hakkına dair ihtilafın çözümünü ve himayesini isteyen kişi davacı, kendisine karşı hakkın himayesi istenen kişi de davalıdır. Davacı, dava konusu hakkın sahibi, davalı ise hakka uymakla yükümlü olan ve bu hakkı ihlal ettiği ileri sürülerek kendisine karşı himaye istenen kişidir. Bir davada, davacı ve davalı sıfatının kime ait olduğu tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Dava dilekçesinde, davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen tarafsa da bu kişilerin gerçekte hakkın sahibi veya kendisine karşı hakkın himayesi istenmesi gereken kişiler olmadıkları belirlenirse, davanın sıfat yokluğundan (husumetten) reddi gerekir. Husumetten ret kararı usule ilişkin bir karar olmayıp; davada taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını belirleyen esasa ilişkin bir karardır. Nitekim, uygulamada sıfat yerine genel olarak “husumet”, davacı bakımından yukarıda izah edildiği üzere “aktif husumet” ve davalı bakımından da “pasif husumet” kavramları kullanılmaktadır.

3.2. Bu açıklamaya uygun olarak, davacının aktif husumetinin bulunmadığına ve davanın öncelikli olarak aktif husumet bulunmadığından reddi gerektiğine ilişkin savunmamız saklı kalmak kaydıyla, müvekkile yapılan ödemenin kendi nam ve hesabına yapılmış ödemeler olmadığı, müvekkilin gerek sözleşmenin imzalanması gerekse ödemelerin alınmasında vekil sıfatıyla hareket ettiği asıl sözleşmenin taraflarından ve daha önceki dilekçelerimizden açıktır. Esasen, davacının da müvekkilin bu ödemeleri kendi namına aldığına dair bir iddiası bulunmamakta, sadece ödemenin müvekkilin hesabına yapılmış olması nedeniyle iade sorumluluğu bulunduğu iddia edilmektedir. Yine davacı taraf, sözü edilen ödemelerin borç ödemesi için olmadığını ifade etmekteyse de müvekkilin bu ödemenin bir ödüncün iadesi niteliğinde olduğuna ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere; kendi namına herhangi bir ödeme almayan ve vekil sıfatıyla hareket eden ve sözleşmede taraf sıfatı da bulunmayan müvekkilin aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan da reddi gerekeceği açıkça görülmektedir.

3.3. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2019 Tarih, 2017/7990-4088 Esas ve Karar sayılı ilamında aynen “…Dosyada yer alan 07.01.2013 tarihli vekaletnameye göre davalı …’ın, kira sözleşmesinde kiracı konumunda olan …’ın vekili olduğu ve vekaletname kapsamında davanın konusunu oluşturan teslim fişini imzaladığı anlaşılmaktadır. Davalı …’ın kira sözleşmesine taraf olmaması, vekil sıfatı ile hareket etmesi karşısında davada pasif husumetinin bulunmadığı dolayısıyla kira alacağından yükümlü olmayacağı açıktır. Hal böyle olunca mahkemece, pasif taraf sıfatının (husumetin) davanın her aşamasında ve re’sen gözetilebileceğinden davalılardan …’ın davada pasif taraf sıfatının (husumetinin) bulunmadığının dikkate alınmak suretiyle, davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” ifadelerine yer verilerek sözleşmeyi vekaleten imzalayan kişinin o sözleşmeye dayalı olarak açılan davada pasif husumetinin olmayacağına işaret edilmiştir.

3.4. Yine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.04.2016 Tarih, 2015/5940-9609 Esas ve Karar sayılı ilamında “…Her ne kadar mahkemece, davalı …’nın da diğer davalı ile birlikte araç bedelinin davacıya iadesinden sorumluluğuna karar verilmiş ise de; davalı …’nın, dosyada mevcut 28.05.2013 tarihli satış sözleşmesini davalı … adına Çorlu 5. Noterliği’nin 28.05.2013 tarihli vekaletnameye istinaden vekil sıfatıyla imzaladığı dosya kapsamı ile sabittir. Eğer bu satış sözleşmesinden dolayı bir sorumluluk doğacak ise, bu sorumluluk sözleşmenin tarafı olan davalı araç sahibine ait olacaktır. Davalı …’nın yetkisine binaen vekil olarak imzaladığı sözleşmeden dolayı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. O halde mahkemece, temyiz eden davalı … yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucunda bu davalının da sorumluluğuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” denilerek kendisine verilen vekaletname kapsamında temsil hükümlerine göre sözleşmeyi imzalayan kişinin asıl olarak sorumluluğu cihetine gidilemeyeceği vurgulanmıştır.

3.5. Son olarak Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 14.02.2017 Tarih, 2016/479-565 Esas ve Karar sayılı ilamında “…Somut olayda davalılar ve sözleşmede taraf olmayıp malikin de vekil sıfatıyla hareket etmesi onları sözleşmenin tarafı haline getirmez. Bu davalılar yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken tahsil kararı verilmesi doğru olmamış, bozulması gerekmiştir…” ifadesine yer verilmek suretiyle pasif husumet yokluğu halinde davanın reddi gerekliliği vurgulanmıştır.

3.6. Görüldüğü üzere, davanın öncelikli olarak aktif husumet yokluğundan reddi gerekmekteyse de mahkemece davacının aktif husumetinin bulunduğu sonucuna ulaşılması halinde bu kez müvekkilin pasif husumetinin bulunmadığı açık olduğundan davanın bu yönüyle pasif husumet yokluğundan reddi gerekecektir.

4. Tazminata İlişkin İzahat

4.1. Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2 maddesinde “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.” düzenlemesi yer almaktadır.

4.2. Yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere davacı taraf, esasen kendi sunduğu dekont içerikleriyle davada aktif husumetinin olmadığını ortaya koymuş, buna rağmen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 29. maddesinde “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.” şeklinde ifade edilen “Dürüst Davranma Yükümlülüğü” ilkesini ihlal ederek eldeki davayı açmıştır. Ayrıca, davacı ödemenin müvekkile asıl sıfatıyla değil, vekil sıfatıyla yapıldığını da bilmek durumundadır. Bu halde, sözleşme ilişkisini ve müvekkilin vekil sıfatıyla hareket ettiği gerçeğini saklayarak takibe girişen ve itiraz üzerine eldeki davayı açan davacının kötü niyetli olduğu sabittir.

4.3. Nitekim, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 18.02.2016 Tarih, 2015/15855-2554 Esas ve Karar sayılı ilamında “…hükme esas alınan 04.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu icra takibine konu alacağın davalının kefalet imzasının bulunmadığı 31.05.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hal böyle olunca davacının, davalının kefalet imzasının bulunmadığı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak için kefalet sorumluluğunun bulunmadığını bildiği davalı aleyhine icra takibi yapmasında haksız ve kötü niyetli olduğu gözetilerek, İİK.nun 67. maddesi uyarınca davalı yararına tazminata hükmedilmesi gerekirken bu yöndeki talebin reddinde isabet görülmemiştir….” ifadelerine yer verilerek, sözleşmede kefil sıfatıyla imzası bulunmayan kişi aleyhine icra takibine girişilmesinin kötü niyet tazminatını gerektirdiği ifade edilmiştir. Somut olayda müvekkilin durumu da emsal kararda kefil olmadığı halde aleyhine icra takibine girişilen kişiden farksızdır.

4.5. Bu durumda, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yanında müvekkil yararına 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2 maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesi gerekeceği kabul edilmelidir.

Açıklanan hususlar bütün halinde değerlendirildiğinde; davanın reddi ile müvekkil yararına tazminata hükmedilmesini teminen işbu dilekçenin sunulması zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ VE TALEP:

Yukarıda açıklanan ve sayın mahkemece re’sen nazara alınacak nedenlerle;

Davanın REDDİNE,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2 maddesi uyarınca takip talebinde gösterilen miktarın %20’sinden aşağı olmamak üzere belirlenecek tazminatın davacıdan alınarak müvekkilime ÖDENMESİNE,

Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

Karar verilmesi hususunda gereğinin saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili

Husumet İtirazı Dilekçesi 2

(İkamet Edilen İl) MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

DAVACI:

VEKİLİ:

DAVALI:

KONU: Husumet itirazlarımızın sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR

1-) Davacı tarafından müvekkilimiz … Sulama Birliği Başkanlığı aleyhine, sulama borularının patlaması nedeniyle ürünlerinin zarar gördüğü iddiasıyla … Mahkemesinin … sayılı dosyası ile maddi tazminat davası açılmıştır. (EK-1)

2-) Ancak sulama borularının mülkiyeti DSİ ‘ye ait olup, müvekkilimiz sulama birliği sadece işletme ve bakımdan sorumludur.

3-) Dolayısıyla davanın, mülkiyet sahibi DSİ’ye karşı açılması gerekmekte olup, müvekkilimizin ilgili olayda husumeti bulunmamaktadır ve davanın husumet yokluğundan reddi gerekmektedir.

4-) Ayrıca bir kamu tesisinin gerek yapılmasındaki, gerekse kullanılması veya korunmasındaki kusurdan doğan zararlar; idari karar ve eylemlerden doğan zararlar niteliğinde bulunduğundan tam yargı davasının konusunu oluşturmakta olup, bu nitelikteki davaların idari yargı yerinde açılması gerekmektedir.

HUKUKİ NEDENLER: 6100 S. K. m. 27, 50, 2577 S. K. m. 14, 15

HUKUKİ DELİLLER: 1-) …. Mahkemesinin … E. …. K. sayılı dosyası

SONUÇ VE İSTEM:  Yukarıda açıkladığımız sebeplerle, husumet itirazımızın kabulüne ve müvekkilimiz hakkındaki uyuşmazlığın esasını inceleme olanağı bulunmadığından davanın incelenmeksizin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini, müvekkilimiz adına vekaleten arz ve talep ederiz.

EKLER: 1-) …. Mahkemesinin … E. …. K. sayılı dosyası

2 -) Bir adet onaylı vekaletname örneği

Davalı Vekili

İlgili Kanunlar

  • Hukuk Muhakemeleri Kanunu


Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 114 - Dava Şartları

Dava Şartları

Madde 114 – (1) Dava şartları şunlardır:

a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.


Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 115 - Dava şartlarının incelenmesi

Dava şartlarının incelenmesi

Madde 115 – (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.

(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.

(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.


Yargıtay Kararları

Güncellenecek

Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. 2016 yılından bu yana Merkezi Adana'da bulunan ve kurucusu olduğu İncekaş Hukuk Bürosu'nda çalışmaktadır. Yüksek lisans derecesi ile hukuk eğitimini tamamladıktan sonra bu alanda birçok farklı çalışma yürütmüştür. Özellikle aile hukuku, boşanma, velayet davaları, çocuk hakları, ceza davaları, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul, miras ve iş hukuku gibi alanlarda uzmandır. Saim İncekaş, sadece Adana Barosu'nda değil, aynı zamanda Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi dernek ve kuruluşlarda da aktif olarak görev almaktadır. Bu sayede, hukukun evrenselliği konusundaki farkındalık ve hukuk sistemine olan güveni arttırmaya yönelik birçok çalışmada yer almaktadır. Randevu ve Ön Görüşme İçin WhatsApp Üzerinden Hemen İletişime Geçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir