Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi Kararının İptali Talebi

May 26, 2020 | İdare Hukuku Avukatlığı, Yabancılar Hukuku Avukatlığı

Uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi olasılık dahilindedir. Böyle bir durumda ret kararının iptali istenebilir. Bu yazımızda Av. Saim İncekaş uluslararası koruma başvurusunun reddi kararının ne şekilde iptal edilebileceğini sizlerle paylaştı.

Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi Kararının İptali Talebi

X İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACI                     : 

DAVALI                      : İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü

KONU                        : Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM)’ne bağlı olarak ………. Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesinin idaresindeki ………. Geri Gönderme Merkezi (GGM)’nde idari gözetim altında tutulan davacının, uluslararası koruma başvurusuna karşılık GİGM’NÜN ……….. tarihli olurları ile ………. TARİH VE …………………… sayılı yazısına istinaden Kendisine ……………… tarihinde ……………… dosya No.lu tebellüğ belgesi ile tebliğ edilen, RED (MENFİ) kararının İPTALİ istemidir.

TEBLİĞ TARİHİ        : 

AÇIKLAMALAR

Alınan karar; usul ve hakkaniyete aykırıdır. Tebliğ edilen karar bu haliyle uygulanır ve davacı sınır dışı edilirse davacının bir daha telafi edilemeyecek zulüm görmesi, hatta hayati zarara uğraması ve öldürülmesi ihtimali vardır. Bu nedenle alınan kararın iptali ile davacının uluslararası koruma başvurusu hakkında olumlu karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

USULİ NEDENLER:

Başvurucu ile yapılan mülakat Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK)’nun Mülakat başlıklı madde 75’e uygun yapılmamıştır. Aşağıda kanunun ilgili maddesinden de anlaşılacağı üzere “başvuru sahibinin talebi üzerine avukatı gözlemci olarak katılır” şeklinde belirtilmesine rağmen avukat mülakata alınmamıştır. Avukat ve başvurucunun müteaddit defalar başvurusuna rağmen avukatın mülakata gözlemci olarak katılamayacağı ifade edilerek mülakata alınmamıştır.

(Mülakat MADDE 75 – (1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir.)

(4.1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6: Adil Yargılanma Hakkı

Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre  içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir  toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak  değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve  dinleyicilere kapatılabilir.

Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.

Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;)

İptali istenen uluslararası koruma başvuru talebinin REDDİ kararı TAMAMEN GEREKÇESİZDİR. Öyle ki, matbu kopya olarak evvelce hazır olduğu belli olan tebliğ belgelerinde sadece “talebinizin reddine (MENFİ) karar verildiği” şeklinde bir ifade söz konusudur. Oysa 04.04.2013 tarihinde kabul edilerek 11.04.2014 tarihinde yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) madde 78/6 açıkça “olumsuz karar tebliğinde, kararın maddi gerekçeleri ve hukuki dayanakları da belirtilir” şeklinde amir bir düzenlemeye sahiptir. Bu haliyle ne başvurucu tarafından, ne de vekili olarak bizim tarafımızdan kritik edilemeyen, başvurucunun hangi beyanının niçin kabul edilmediği anlaşılamayan bir karar söz konusudur. Dolayısıyla bu kararın iptaline yönelik açılan işbu davada da kararın içerik ve esas yönünden kritik edilmesi ve tartışılması mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle kanunun amir hükmüne aykırı oluşturulan kararda şekli eksiklik vardır ve bu husus kararın iptalini gerektirir.

Başvurucuya sadece başvurusunun reddedildiğine ilişkin olarak EK-1’de sunulu “TEBLİĞ TEBELLÜĞ BELGESİ” imzalatılmış ve bir örneği kendisine verilmiştir. (EK-1 …………. tarihli Tebliğ Tebellüğ Belgesi) Bunun haricinde davacıya hakkında düzenlenmiş olan mülakat formları ve ret kararının bir örneği verilmemiştir. Böylelikle başvurucunun söylediği bilgilerin ne kadarının mülakat formuna yansıdığı ve ne kadarının değerlendirildiği anlaşılamamaktadır. Başvurucunun verdiği bilgilerin nasıl ve hangi kriterlerle değerlendirildiği, hangi menşe ülke bilgilerinin kullanıldığı, bu bilgilerin güncel olup olmadığı görülememiştir. Dolayısıyla SAVUNMA HAKKINA açık bir aykırılık uygulandığı ortadadır. Dosyasını yeterince inceleyemeyen bir kişinin sağlıklı ve içerikli bir dava açılabilmesi mümkün değildir. Bu uygulama Yabancılar Şube ve GİGM tarafından bir rutin olarak uygulanırsa Mahkemeye avukatlar ve başvurucular tarafından her zaman matbu dilekçelerle dava açmak zorunluluğu doğacak, bu da belki matbu kararlara netice verecektir. Bu ise Türkiye’de göç hukukunun gelişmemesine neden olacaktır. Bu durum Avukatlık Kanunu ve YUKK’a aykırı olduğu gibi YUKK’a bağlı olarak çıkarılan “Uluslararası Koruma Genelgesi” madde 17.5’e de açık bir aykırılık oluşturmaktadır:

3 no.lu paragrafta dile getirilen hususlara bağlı olarak; başvurucunun uluslararası koruma talepleri gerekçesiz ve hukuki dayanaktan yoksun olarak oluşturulunca, ………………’lu olan başvurucunun YUKK madde 62 yanı sıra ikincil korumaya ilişkin 63. Madde kapsamında da başvurularının değerlendirilip değerlendirilmediği, değerlendirildi ise bunun niçin kabul edilmediği anlaşılamamıştır. ……………’daki yoğun ve yaygın iç çatışma durumu, vatandaşlarının maruz kaldığı olağanüstü ayrımcılık politikaları göz önüne alındığında başvurucunun 62. maddeden ziyade 63. madde kapsamında olumlu bir karar almaları beklenmekte iken bunun değerlendirilmemiş olması büyük bir eksikliktir ve bu nedenle anılan kararın iptali gerekir.

ESASA İLİŞKİN NEDENLER / Genel Olarak

İltica, tarihin her dönem ve coğrafyasında genel kabul görmüş, “geleneksel hukuk” içinde her ülke tarafından uygulanmış, öğretide birinci kuşak haklardan sayılan temel bir insan hakkıdır. 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) madde 14’te yazılı hukuk alanında ifade edilmiştir. Hemen sonrasında oluşturulan ve ilk BM Sözleşmelerinden olan “Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme” 1951 yılında Cenevre’de kabul edilmiştir. Türkiye de bu sözleşmenin hazırlayıcısı ve ilk imzacı ülkelerinden olup halen bu Sözleşmenin Yürütme Komitesi (EXCOM) üyesidir. Ancak 1951 Sözleşmesinin imzalanması aşamasında koymuş olduğu coğrafi sınırlamayı sonrasında taraf ülkelerin 1967 yılında New York’da imzaladığı genişletme Protokolünde muhafaza etmiştir ve halen 1951 Sözleşmesini dünyada coğrafi sınırlama ile uygulayan 3 ülkeden birisidir. 1951 Sözleşmesi halen dünyada sığınma arayan kişiler için en temel uluslararası insan hakları hukuku düzenlemesidir. 1. Madde “mülteci” yi ilk kez yazılı hukuk kapsamında tanımlamıştır. Sözleşmenin özellikle 33. maddesi geleneksel hukukta “non-refoulement” olarak bilinen ve uluslararası korumanın temel taşını oluşturan “geri gönderilmeme” ilkesini içermektedir.

Bunun dışında Türkiye’nin de taraf olduğu BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmenin 3. maddesi açık bir şekilde kişinin iade edileceği ülkede işkence ve kötü muameleye uğrama riski varsa bunu taraf ülkeye yasaklamaktadır. Yine, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 3. Maddesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin oluşturduğu içtihat külliyatı sadece 1951 Sözleşmesinde tanımlanan durumlarda değil, adi suçlardan dolayı dahi ülkesini terk eden kişilere duruma göre sığındığı ülkeden sınır dışı edilmeme konusunda bir koruma sağlamaktadır.

1982 Anayasası madde 90/son “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Sözleşmeler kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (EKLENMİŞ CÜMLE KANUN NO: 5170/7 RGNO: 25469 RGT: 22.05.2004): Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmünü içermekle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin hukuk sistemimiz ve hiyerarşisi içindeki yerini net olarak ifade etmektedir.

ESASA İLİŞKİN NEDENLER / Özel olarak

Başvurucu, ……….. uyrukludur. ………… …………….’e karşı verilen özgürlük mücadelesinden sonra Cumhuriyet rejimini kabul ederek altı sene bu yönetim şekliyle idare edildi. Fakat 1980 senesinde yapılan bir hükümet darbesi neticesinde, ülke yönetimi askerlerin eline geçti. Ülkede halen darbe hükümeti görev yapmaktadır. Ülkeden gelen haberlerde artık özgürlük mücadelesinden, devrimden değil de, darbelerden, deniz kıyısına atılan oy sandıklarından, beş yaşını doldurmadan açlıktan ölen her dört çocuktan biri, bir işçinin 10 DM’lik maaşı karşısına dikilen 25 DM’lik pirinç çuvallarından, sokakta bırakılan cesetlerden ve kolera salgınından bahseder.  Ancak ……………’da yaşayan sıradan insanların hayatı pamuk ipliğine bağlıdır. Her an kaçırılma ve öldürülme riski mevcuttur.

Başvurucunun ……………. ülkesini terk etmesinin sebebi, “ekonomik nedenler” değildir. Tamamen can güvenliğinin tehdit altında olması nedeni ile emniyet endişesidir. Somut olaya bakıldığında başvurucunun içinde bulunduğu koşullar, 6458 sayılı “Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanununun” 63/1-c maddesine tamamen uygunluk göstermektedir. Başvurucunun içinde bulunduğu koşullar, bu haliyle “ikincil koruma” statüsünü hak etmektedir. İdari personelinin başvurucu ile yapmış olduğu yetersiz mülakat neticesinde, başvurucunun ülkesini terk etmesi yanlış nedenlere bağlanmış, 63. madde koşullarına yönelik hiçbir araştırma yapılmadan başvurucunun koruma başvurusu reddedilmiştir. Bu nedenle bu işlemin iptal edilmesi gerekir.

(Madde 63 – (1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde;

a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek,

b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak,

c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak,

olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.)

Bu nedenle, başvurucu uluslararası hukuktan kaynaklı korunma taleplerini Türkiye’de deklare etmiştir.

Bilindiği üzere ……….. darbe ile başlayan süreçten sonra güvenlik açısından bir türlü durulmamıştır. Son süreçte darbe hükümeti ülkede yaygın bir kaos ortamının oluşmasına neden olmuştur. Ülkede hemen her gün çatışma yaşanmakta, bir yerlerde bombalar patlamaktadır. Ülkede genel ve yaygın bir çatışma ve iç karışıklık hali yaşanmaktadır. Başta BM raporları olmak üzere dünyada saygın insan hakları örgütleri olan Uluslararası Af Örgütü (AI) ve Human Rights Watch (HRW)’un ……………’daki yaygın şiddet ortamına ilişkin birçok raporu vardır. Bu nedenle BMMYK da …………’dan kaçan insanlara bireysel anlamda “mülteci” statüsü tanımasa da ülkedeki yoğun ve yaygın şiddet ortamını dikkate alarak ……………..’a dönüşleri son derece riskli görmekte ve yoğunlukla “extandate mandate” statüsü tanımaktadır. Bu kavram YUKK’da madde 63’de düzenlenen “ikincil koruma” statüsüne denk düşmektedir.

Yukarıda ayrıntılı olarak beyan ve izah edildiği üzere; başvurucu hakkında tebliğ edilen ret kararı tamamen gerekçesiz olduğu için bu bilgilerin nasıl değerlendirildiği ve başvuruların niçin reddedildiği anlaşılabilmiş değildir. Oysa ……….. hakkında menşe ülke bilgisi olan uzman statü belirleme memurlarının bir uzman değerlendirmesi yapması gerekirdi. Tüm bu değerlendirmeler yapılmadan müvekkil hakkında böylesi hayati bir karar vermek doğru değildir, bu nedenle anılan kararın iptali gerekir.

HUKUKİ NEDENLER            : İYUK, MHK, YUKK ve ilgili mevzuat

DELİLLER                              : İlgili kişilerin GİGM nezdindeki dosyaları, menşe ülke güvenilir raporları, tebligat metinleri, ekteki belgeler

SONUÇ VE İSTEM                : Arz ve izah etmeye çalıştığımız nedenler ile davacının uluslararası koruma başvurusuna karşılık GİGM’NÜN ……….. tarihli olurları ile ……….. tarih ve …………………. sayılı yazısına istinaden kendisine …………. tarihinde …………… dosya No.lu tebellüğ belgesi ile tebliğ edilen, RET (MENFİ) kararının İPTALİ ile buna bağlı fer’i sonuçlara, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. tarih

                                                                                                          DAVACI BAŞVURUCU

EKLER           :

EK-1 X tarihli Tebliğ Tebellüğ Belgesi

Uluslararası koruma başvurusunun reddi kararının iptali

ADANA İDARE MAHKEMESİNE

ADLİ YARDIM TALEPLİDİR

DAVACILAR :

REFAKATİNDEKİLER:

VEKİLİ                      :

DAVALI                     : Adana Valiliği-İl Göç İdaresi Müdürlüğü

İDARİ İŞLEMİN TARİHİ VE NO’ SU: Tarih ve 568 Sayılı kararı

TEBLİĞ TARİHİ      :

DAVA TÜRÜ : İptal davası

KONUSU: Davalı idarenin … tarihli ve … tarihinde müvekkile  tebliğ ve tebellüğ edilen uluslararası koruma talebnin reddi kararının iptali istemlidir.

OLAY

Müvekkil doğumlu olup … uyrukludur. Yine müvekkilin refakatinde TÜRKİYE’ye beraber sığındıkları eşinden olan müşterek çocukları bulunmaktadır.

Müvekkiller  uluslararası koruma başvurusu sahibidirler. Müvekkiller 20/10/2017 tarihinde ülkelerinden kaçarak Türkiye’ye sığınmışlardır. Adana ili Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube’ye kayıt olarak bu ilde ikamet etmeye başlamışlardır.

-Müvekkil … ve … çocukları …’da doğup büyümüş fakat din olarak Hristiyanlığın Protestan inancını benimsedikleri için  önce müvekkilin eşi … hakkında keyfi olarak tutuklama kararı çıkarmış, akabinde hapishaneden koşullu salıvermeyle salındıktan sonra ivedilikle eşi olan müvekkili ve çocuklarını alıp TÜRKİYE’YE SIĞINMIŞTIR.

-Müvekkil İran’da yaşadığı zamanlarda da eşi petrol mühendisi olmasına rağmen İRAN devleti sırf devletin resmi dinine mensup değil diye, çalıştığı yerde de iş akdine son verilmiş tabiri caizse, kendi ülkesinde bu aileye yaşama ve hayatını özgür bir biçimde idame ettirme şansı tanımamışlardır.

-Diğer müvekkiller ailenin küçük çocukları olup eğitim hayatları devam etmekte sınır dışı edilmeleri durumunda Hristiyanlık   düşmanları tarafından öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olup yine radikal dini örgütlerin hedef kitlesi içerisindedirler.

Malumumuz son yıllarda radikal islam gruplarının ortaya çıkması, ve sırf aynı dini mensubiyetten değil diye yapılan kanlı eylemler ve bunun sonucu olan belli bir dini tebanın soykırımının tohumlarının atılması, devlet eliyle türlü işkencelere maruz kalınacak olması zamanımızın güncel sorunu iken verilen bu kararın ağır sonuçlarının değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Şartlı mülteci olmayan ancak menşe/ikamet ülkesinde, ölüm cezasına mahkûm olacak veya işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak veya uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahıslarına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olma ve ülkenin korumasından yararlanamama/tehdit nedeniyle yararlanmak istememe nedeniyle ikincil koruma statüsü talep etmektedirler.

Mahkemenize sunduğumuz eklerde müvekkilin kocasının  vaftiz sertifikası ve kendisinin gitmiş olduğu protestan kilisesinin üyelik belgesi sunulmuştur.

Uluslararası İnsan Hakları Koruma Örgütü (IOPHR) tarafından düzenlenen web seminerinde 18. maddenin savunucusu olan Mansour Borji, hükümetin sonradan Hristiyan olanları tutukladığını ve onlara “ulusal güvenliğe karşı hareket etme” gibi belirsiz şartlar altında 15 yıla kadar hapis cezası verdiğini söylemiş ve bu vurgu kayıtlara geçmiştir. Ama daha elim bir durum mevcudiyet bulmuştur ki, halihazırda İran da basına da yansıdığı üzere din değişikliği yapan vatandaşlara  soyut suç ilavesi yapılarak idam kararları çıkmaktadır.Verilecek kararda bu hususun da göz ardı edilmemesini talep ediyoruz.

“Uluslararası koruma başvurusunun reddi” kararının yukarıda anlattığımız koşullar göz önünde tutularak, İRAN’a geri gönderildikleri taktirde  insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak veya uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsıslarına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olma neden(ler)iyle iptal edilerek, uluslararası koruma başvuru taleplerinin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında ve uluslararası hukuk bağlamında ele alınarak yeniden değerlendirilmesini arz ederiz.

II. İPTAL NEDENLERİ

Davaclar, Türk hukukuna göre; ülkesine geri gönderildikleri takdirde insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak veya uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsıslarına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olma neden(ler)iyle ikincil koruma statüsünde bulunmaları anlamına gelmektedir. İkincil koruma statüsünün getirdiği hak da Türkiye’de kalmaya izin verilmesidir.  Bu nedenlerle müvekkiller hakkında  verilen uluslararası koruma talebinin reddi kararının iptalini ve başvurunun yeniden değerlendirilmesini talep etmekteyiz.

III. MEVZUAT

1) 6458 sayılı YUKK’un 4. maddesi “geri gönderme yasağı”nı düzenlemektedir. Bu maddeye göre; “[b]u Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez”.

2) 6458 sayılı YUKK’un 63. maddesi “ikincil koruma statüsü”nü düzenlemektedir. Bu düzenlemeye göre; “Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.”

3) 6458 sayılı YUKK’un “idari itiraz ve yargı yolu”nu düzenleyen 80. maddesinin (ç) bendine göre, 68. maddede düzenlenen yargı yolu hariç olmak üzere, 72. ve 79. maddeler çerçevesinde alınan kararlara karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün, alınan diğer idari karar ve işlemlere karşı kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı tarafından yetkili idare mahkemesine başvurulabilir. Aynı maddenin (e) bendi uyarınca göre itiraz süreci boyunca ülkede kalmama izin verilmelidir.

4) 6458 sayılı YUKK’un “avukatlık hizmetleri ve danışmanlık” ile ilgili 81. maddesinin 2. fıkrasına göre avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayan başvuru sahibi ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişiye, ilgili kısım kapsamındaki iş ve işlemlerle ilgili olarak yargı önündeki başvurularında 1136 sayılı Kanunun adli yardım hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanır.

Müvekkiller maddi imkansızlıklar içinde olup yukarıda zikredilen mevzuat hükümleri uyarınca Yalova Barosu Adli Yardım Komisyonu tarafından kendilerine avukat olarak atanmış bulunmaktayım. Ailenin içinde bulunduğu maddi imkansızlıklar ve kimlik kartlarının Göç İdaresince alıkonulmaları nedeniyle vekaletname çıkarmakta dahi zorlanmışlardır. Hayati önem taşıyan bu şahsın kendisini vekille temsil ettirme hakkını bile Türkiye sınırları içerisinde kullanamayan bu zulümden kaçmış ailenin hayatını Türkiye şartlarında idame ettirmesinin ne kadar zor olacağı  hususunu da mahkemenizin takdirine sunmaktayız.

5) 6458 sayılı YUKK’un 54. maddesinin (i) bendi uyarınca uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınır.

6) 6458 sayılı YUKK’un 55. maddesinin 1. fıkrası 54. madde kapsamında olsalar dahi hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacak kişileri saymıştır. Bu fıkranın (a) bendine göre sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar; (b) bendine göre ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik durumu nedeniyle seyahat etmesi riskli görülenler; (c) bendine göre hayati tehlike arz eden hastalıkları için tedavisi devam etmekte iken sınır dışı edileceği ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar; (d) bendine göre mağdur destek sürecinden yararlanmakta olan insan ticareti mağdurları; (e) bendine göre tedavileri tamamlanıncaya kadar, psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet mağdurları bu kapsamda sayılmıştır.

7) T.C. Anayasası 90. madde gereğince “[u]sulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır”.

8)Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Hukuklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin12. ve 13. maddeleri “ülkede bulunan yabancıların, ulusal güvenliğin zorunlu kıldığı haller istisna olmak üzere, sınır dışı etme kararına karşı itirazlarını ileri sürme ve kararı yetkili makama incelettire hakkına sahip” olduğunu vurgulamaktadır.

9) Türkiye’nin taraf olduğu, Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 3. maddesi, taraf devletlerin bir kişiyi, işkenceye maruz kalma tehlikesinin bulunduğu bir devlete sınır dışı veya iade etmeyeceğini, ayrıca yetkili mercilerin sınır dışı veya iadenin yapılacağı devletin sistemli bir biçimde, yaygın, açık-seçik veya genel insan hakları ihlalleri bulunup bulunmadığı dahil tam hususları göz önünde tutacağını hüküm altına alınmıştır.

10) Türkiye’nin taraf olduğu, Mülteciler Hukuki Durumuna İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin, 32. maddesi uyarınca taraf devletlerin, ülkelerinde bulunan mültecileri sınır dışı etmeleri sınırlandırılmıştır. 32. madde, mültecilerin ancak ulusal güvenlik ya da kamu düzeni gerekçesiyle sınır dışı edilebileceklerini düzenlemektedir ve mültecinin bir suça itham edilmesi durumunda bile “acil emniyet mülahazaları mani değilse, mültecinin, suçsuzluğunu ispat eylemesine salahiyetli makam tarafından hususi surette seçilmiş bir veya birkaç kimse nezdinde itiraz etmesine ve bu maksatla temsil olunmasına müsaade edilmesi”ni öngörmektedir. 1951 Sözleşmesi’nin 33. maddesi ise mültecilerin geri gönderilmesini ve iadesini sınırlamaktadır. Buna göre, “HİÇBİR AKİD DEVLET BİR MÜLTECİYİ, IRKI, DİNİ, VATANDAŞLIĞI, MUAYYEN BİR İÇTİMAİ ZÜMREYE MENSUBİYETİ VEYA SİYASİ FİKİRLERİ DOLAYISIYLAHAYAT VE HÜRRİYETİNİN TEHDİT EDİLECEĞİ ÜLKELERİN HUDUTLARINDANHER NE ŞEKİLDE OLURSA OLSUN SINIR DIŞI VEYA İADE EDEMEZ” denilmiş ve aynı maddenin 2. fıkrasında da bunun istisnası olarak ancak “bulunduğu memleketin emniyeti için tehlikeli sayılması hususunda ciddi sebepler mevcut olan veya bilhassa vahim bir cürümden dolayı katileşmiş bir hükümle mahkum olan”ların sınır dışı edilebileceğini belirtilmiştir.

11) Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve ceza yasağını düzenlemektedir.

12) Türkiye’nin taraf olduğu, AİHS’e Ek 4. ve 7. Protokollerde, yabancıların sınır dışı edilmesi usulü güvencelere bağlanmıştır. AİHS’ ye Ek 7. Protokol’ün 1. maddesi yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usulü güvenceleri ele almakta, maddenin I. bendine göre, taraf devletler,  sınır dışı edilmesi kararı verilen yabancıya usulü güvenceleri (sınır dışı nedenlerinin kendisine bildirilmesi, hakkındaki kararın yeninden incelenmesi talebine imkan sağlanması ve yetkili bir merci ve kişi önünde gerektiğinde temsil imkanı verilmesini sağlamakla) yükümlüdür.

VI. KONUYLA İLGİLİ İÇTİHATLAR:

1) AİHM içtihatlarına göre, sınır dışı edilen kişinin, gönderileceği ülkede işkence ve benzeri kötü muamelelere maruz kalma riski veya ölüm cezasına mahkum edilmesi tehlikesi konusunda ciddi endişeler varsa, sınır dışı etme işlemi AİHS’e aykırılık oluşturur. Ayrıca, işkence yasağının ihlalinin sadece bu nedenlerle değil, kişilerin genel ve ayrım gözetmeyen şiddetin hüküm sürdüğü ülkelere gönderilmesi şeklinde de ortaya çıkabileceği açıklanmıştır.

2) AİHM, ‘’Jabari / Türkiye’’ (40035/98) kararında, İranlı bir mülteci olan başvurucunun sınır dışı işlemi sonucunda Sözleşmenin 2. ve 3. maddedeki haklarının riske girme ihtimalinin yüksek olması nedeniyle Sözleşme’nin ihlal edildiğine karar vermiştir. Keza, “Mamatkulov ve Abdurrasiloviç/ Türkiye”(46827/99 ve 46951/99) kararında, Özbek asıllı iki mültecinin riskli olmasına rağmen kendi ülkelerine gönderilmesi nedeniyle Sözleşme’nin ihlal edildiğine karar verilerek, Türkiye aleyhinde tazminata karar verilmiştir.

3) AİHM’in Türkiye’ye ilişkin çok yakın bir zamanda verdiği karar, sınır dışı etme olaylarında başvurucuların durumunun çok özenle ele alınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, 22 Haziran 2006 tarihinde karara bağlanan “D. Ve Diğerleri / Türkiye”(24245/03) davasında BMMYK tarafında iltica başvurusu reddedilen fakat ülkeleri İran’a göndermeleri halinde kırbaç cezasıyla karşılaşacak olan başvurucuların davasını kabul ederek Türkiye aleyhinde tazminata karar vermiştir. Bu karar göre; 3. maddede yer alan yasaklama, sınır dışı edilmesi konusunda da kattidir. AİHM, bu hükme aykırı olan hukuki fiziksel cezalar da dâhil olmak üzere ceza şekillerine başvurmanın hiçbir şekilde kabul edilmeyeceği konusunun üzerinde durmaktadır. Böylece kimsenin gideceği ülkede böyle bir MUAMELEYE MARUZ KALMA RİSKİNİN BULUNDUĞUNA İNANMAK İÇİN KESİN VE CİDDİ GEREKÇELERİN BULUNDUĞU HER DEFASINDA, SÖZLEŞMECİ DEVLET’İN SORUMLULUĞU sınır dışı edilme durumunda söz konusu olmaktadır. (Bkz. Mutatismutandis, adı geçen Müslim, ß66, Vilvarajah ve diğerleri – Birleşik Krallık, 30 Ekim 1991 tarihli karar, A serisi n’’215, s. 34, ß103, Chahal-Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996-v, s.1855, ß80 ve Tyrer-Birleşik Krallık, 25 Nisan 1078, A serisi n’’ 26, s. 15-16,  ß31 ve 33) Böylece AİHM’ ye göre Türk makamlarının konuya gerekli özeni göstererek başvuranların davasının bütün girdisi çıktısını değerlendirip değerlendirmediklerinden çok (örneğin sözü edilen Jahari, ß39) bu davada söz konusu cezanın niteliğini göz önüne alıp almadıklarının incelenmesi söz konusudur.” (Vurgular tarafımızca yapılmıştır).

4) Anayasa Mahkemesi 2013/293 numaralı bireysel başvuru sonucunda verdiği 17.07.2014 tarihli kararında AİHM’in kişinin kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade edilmesinin insanlık dışı muamele olarak nitelendirdiğini belirtmiştir ve bu muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin 3. fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebileceğini karara bağlamıştır.

5) Danıştay uygulamasında da, sığınmacı ve mültecinin sınır dışı edilmesi ile ilgili açılan davalarda, kişinin sınır dışı edileceği ülkede zulme maruz kalma ihtimali nedeniyle idarenin sınır dışı etme kararı, Cenevre Sözleşmesi’ ne ve Türk Mevzuatı’na aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmektedir. Danıştay uygulamasında, MÜLTECİLER HUKUKU İLE İLGİLİ KONULARDA idarenin ülkeye sığınmacı olarak giren kişiler aleyhinde bir karar almadan önce, bu kişilerin gerçek durumunu ortaya koyabilmek açısından gerekli araştırmayı yapmak ve bunun için DİKKAT VE ÖZEN GÖSTERMEK mecburiyeti olduğu vurgulanmaktadır. ( Danıştay 10. Dairesi, 20.01.2000, E. 1998//1481, K. 200/131; Danıştay 10. Dairesi, 25.05.2000, E. 1999/154, K. 2000/2576; Ankara 4. İdare Mahkemesi 17.7.1997 tarih ve E.1997/286-K.1997/824; Ankara 8. İdare Mahkemesi 9.10.1997 tarih ve E. 1997/276-K. 1997/967 vs.)

6)1194/6196 Yönetmeliğinde öngörülen süre koşuluna uymadığı gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı tarafından verilen sınır dışı edilme kararları idari yargı organları tarafından Cenevre Sözleşmesi 31. maddesine uygun olarak iptal edilmektedir. (Danıştay 10. Dairesi, 20.01.2000, E. 1998/1481, K. 2000/131; Danıştay 10. Dairesi, 25.05.2000, E. 1999/154, K. 2000/2756).

V. Karar HUKUKA AÇIKÇA AYKIRIDIR.

Yukarıda belirtilen ulusal ve uluslararası mevzuat ve içtihat müvekkillerin ikincil koruma statüsü almaya hakkının  olduğunu ve alınan başvurunun reddi kararının hukuksuzluğunu gözler önüne sermektedir.

Kararın uygulanması halinde TELAFİSİ İMKÂNSIZ ZARARLAR doğacaktır.

Kararın uygulanması halinde,müvekkiller  hakkında bu karara bağlı olarak verilebilecek sınır dışı kararı dolayısıyla, ülkesine geri gönderildikleri takdirde insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak veya uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsıslarına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olma neden(ler)iyle ülkelerine dönmeleri halinde telafi edilmeyecek maddi ve manevi büyük zarar ve mağduriyetin ortaya çıkacağı kesindir.

6458 sayılı YUKK’un idari itiraz ve yargı yolunu düzenlemeyen 80. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca göre itiraz süreci boyunca müvekkillerin ülkede kalmalarına izin verilmelidir.

HUKUKİ NEDENLER          : 1951 Tarihli Cenevre Sözleşmesi. 6458 sayılı YUKK ve konu ile ilgili diğer ulusal ve uluslararası tüm mevzuat, Anayasa madde 10,12,16,17,23.

HUKUKİ DELİLLER: İlgili karar, Mülteci-sığınmacı dosyası, her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda izah edilen ve resen dikkate alınacak sair sebeplerle;

  1. Davalı idarenin tüm müvekkiller için uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin idari işlemin İPTALİNE,
  2. Yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini müvekkillerim adına vekaleten saygıyla talep ederim. tarih

DAVACI VEKİLİ

EKLER:

  1. Noter Onaylı Vekaletname Sureti
  2. … Barosu Adli Yardım Komisyonu Avukat Görevlendirme yazısı
  3. Tebliğ Ve Tebellüğ Belgesi
  4. Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi Kimlik Belgesi
  5. Uluslararası Koruma Talebi Başvuru Belgesi
  6. Müvekkilin Eşinin Vaftiz Sertifikası
  7. Davacının Sürekli Gittiği Protestan Kilisesi Kabul Formu
  8. Pasaport Sureti ve Noter Onaylı Çevirisi

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Sadece üyeler bu işlemi gerçekleştirebilir. Bilginin fonlanması ve geliştirilmesi amacıyla sitemize kayıtlı olmayan ziyaretçilerimizin günlük 3 makale görüntüleme hakkı bulunmaktadır.