Siteden ayrılmadan önce tarafımca yazılan site içi arama motorunu deneyin.

Türk Borçlar Kanunu Madde 30

TBK 30. Madde

Türk Borçlar Kanunumuzun 30. maddesi şu şekildedir:

Sözleşme – İrade bozuklukları – Yanılma – Yanılmanın hükümleri

Madde 30: Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.

Başlık

TBK’nın 30. maddesinin ait olduğu bölüm başlık ismi şu şekildedir: BİRİNCİ KISIM: Genel Hükümler – BİRİNCİ BÖLÜM: Borç İlişkisinin Kaynakları – BİRİNCİ AYIRIM: Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri

Madde başlığı şu şekildedir: Sözleşme; İrade bozuklukları; Yanılma; Yanılmanın hükümleri.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 30. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 23. maddesini karşılamaktadır.

Tasarının tek fıkradan oluşan 30. maddesinde, sözleşmenin kurulduğu sırada esaslı yanılmaya düşen tarafın, o sözleşmeyle bağlı olmayacağı düzenlenmektedir. Esaslı yanılma hallerine ilişkin Tasarının 31. maddesinden de anlaşılacağı gibi, esaslı yanılma, sözleşmenin geçerliliğini etkileyebilen bir irade bozukluğudur.

818 sayılı Borçlar Kanununun 23. maddesinin kenar başlığında kullanılan “F. Rızadaki Fesat / I. Hata / 1. Hatanın hükümleri” şeklindeki ibareler, Tasarının 30. maddesinde, “G. İrade bozuklukları / I. Yanılma / 1. Yanılmanın hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

ADALET KOMİSYONU RAPORU

– Tasarının 30. maddesinde yer alan “o” ibaresi gereksiz görüldüğünden redaksiyon yetkisi kapsamında madde metninden çıkartılarak madde kabul edilmiştir.

TBMM Tartışma ve Kabul Metni

Madde 30’un başlığını okutuyorum:

G. İrade bozuklukları

I. Yanılma

1. Yanılmanın hükümleri

MADDE 30-

BAŞKAN – Madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan “Türk Borçlar Kanunu Tasarısı”nın 30. maddesinin üst başlığında yer alan “yanılma” kelimesi yerine “hata” kelimesinin yazılmasını,

Madde alt başlığında yer alan “yanılmanın” kelimesi yerine “hatanın” kelimesinin yazılmasını,

Madde metninde yer alan “yanılmaya düşen” ibaresi yerine “hataya düşen” ibaresinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal

Mehmet Şandır

İzzettin Yılmaz

Konya

Mersin

Hatay

Rıdvan Yalçın

Osman Ertuğrul

Ordu

Aksaray

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan Borçlar Kanunu Tasarısının 30. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk

Halil Ünlütepe

Ensar Öğüt

Mersin

Afyonkarahisar

Ardahan

Rahmi Güner

Birgen Keleş

Ordu

İstanbul

Madde 30: Sözleşme kurulurken sözleşmenin ana unsurlarında yanılan taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, siz mi konuşacaksınız?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Borçlar Kanunu Tasarısı’nın 30. maddesinde eski yürürlükteki Kanun’a göre “hata” yerine “yanılma” kelimesi burada kullanılmış ama hemen ileride devam eden yerlerde de “hata”nın karşılığı olarak “saikte yanılma” gibi ifadeler kullanılmış.

Şimdi, öteden beri bizim itiraz ettiğimiz husus zaten şudur: Hangi kelimenin hangi anlamda ve nerede kullanıldığını kime sorarak, ne zaman öğreneceğiz? Yarın bu mesleği uygularken bunları nasıl öğreneceğiz?

Şimdi, bakın, burada, 30. maddede “Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.” Yani bir kişinin yanılmaya düşmesi diye bir şey söz konusu olmaz. Burada söz konusu olan şey yanılan kişi olabilir. Biz de sözleşme kurulurken sözleşmenin ana unsurlarında yanılan bir kimsenin o sözleşmeyle bağlı olmayacağı şeklinde maddenin düzenlenmesini istedik. Sayın Komisyonumuzla Sayın Hükûmet temsilcimiz katılmadılar. Buna zaten katılırlarsa şaşırırdım. Burada demin MHP Grubu Genel Başkan Yardımcısı arkadaşımız “Bu mevcut Borçlar Kanunu Tasarısı’nın dörtte 3’ü mevcut yürürlükteki Kanun’dan alınmadır.” dedi. Mevcut yürürlükte olmayan dörtte 1’lik kısmı ise -1911 İsviçre Borçlar Kanunu’ndan- bizim Borçlar Kanunu kabul edildikten sonra 1911’de kabul edilen Borçlar Kanunu’ndan alınan kısımlardır. Yani bu tasarı aslında mevcut Kanun’un ve İsviçre Borçlar Kanunu’nun tamamen taklididir. Sadece arılaştırma, Türkçeleştirme iddiasıyla yola çıkılmıştır ama Türkçe mahvedilmiştir. Gerçekten, cümleler arasında bir kelimenin anlamı bir maddede başka bir başka maddede başka kullanılmaktadır. Tabii benim gönlüm isterdi ki bunları biz çok güzel bir şekilde tartışalım ama söylüyorum, tartıştırmıyorsunuz arkadaşlar. Yani ısrarla arkadaşlarımız laf atıyorlar.

Demin kürsüden inerken Sayın Samsun Milletvekilimiz İmralı’ya kimin gittiğini söyledi. Vallahi ben gitmedim İmralı’ya ama kim gitti kim gitmedi, onu ben bilmem. Onu kendisine soracak, kimin gittiğini kimin gitmediğini. Yalnız arkadaşımızın kastettiği şey: Habur Sınır Kapısı’nda çadır mahkeme kurulmasına ilişkin olarak Sayın Bakanın verdiği bir örnek ise, bu nedenle bunu kastetmiş ise… Çünkü Sayın Bakan çadır mahkemesi kurulurken Silivri davasını örnek verdi, İmralı’da Abdullah Öcalan’ın yargılanmasını örnek gösterdi. Şimdi, bu iki örnek aslında Sayın Bakanı kurtarmıyor, eğer arkadaşımız da bunu kastetmişse. Neden kurtarmıyor? Mahkeme, ceza mahkemelerinde, bir soruşturma evresi vardır bir de kovuşturma evresi vardır. Şimdi, hem Silivri’de görülmekte olan davayla ilgili hem de İmralı’da geçmişte görülen davayla ilgili mahkemenin kendi aldığı güvenlik tedbiri nedeniyle yargılamanın oralarda yapılmasına ilişkin karar alması söz konusudur ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da onu onaylaması söz konusudur. Şimdi, burada, bir kere, soruşturma… Yani söz konusu olan kovuşturma değildir, soruşturmadır. Bugüne kadar bizim söylediğimiz konu şudur: Hiçbir şüphelinin ayağına hâkim gitmemiştir, hiçbir şüphelinin ayağına, suçu ne olursa olsun, işlediği suç ne olursa olsun, kim suç işlemişse işlesin bunun ayağına bir yargıç gitmemiştir, bir savcı gitmemiştir. Silopi bu yönüyle ilktir, hukuksuzluğa ilktir, mevcut CMK kanununa açıkça aykırılık oluşturması nedeniyle ilktir.

Şimdi, böylesine bir hukuksuzluğu siz bir başka yapılan ki ben Silivri’deki veya İmralı’daki yargılamanın hukuka çok uygun olup olmadığı meselesinin tabii ki tartışılmasını isterim ama velev ki onları örnek göstererek buradaki hukuksuzluğu örtemezsiniz. Deminden de konuşmamda ben onu söyledim. Bugün Silivri soruşturmasıyla ilgili yapılan soruşturmada, soruşturma sırasında -hiçbir şüpheli, savcı tarafından- hâkim şüphelilerin ayağına götürülmemektedir.

Bizim üstünde durduğumuz konu şudur: Bakın, günlerdir gazetelerde yazılıyor. İşte Albay Dursun Çiçek’e davetiye gönderildi mi gönderilmedi mi? Madem öyle, gelsin –eğer Bakanın dediği doğruysa- İstanbul’da bu davayla ilgili soruşturma yapan sayın savcılarımız gelsinler, Ankara’da Albay Dursun Çiçek’in makamında, gitsinler, onun ifadesini alsınlar ve tutuklama istemiyle de yapacaklarsa Ankara mahkemesinde yapsınlar eğer Sayın Bakanın dediği doğruysa.

Arkadaşlar, benim söylemek istediğim konu şudur: Bakın, farklı siyasi düşüncemiz olabilir, kendi siyasi iddialarımızı tartışabiliriz, bunu ortaya koyabiliriz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …ama siyasi iddialarımızı kabul ettirmek uğruna hukuka takla attıramayız, gerçekten hukuku eğip bükemeyiz. Eğer kendi siyasi iddialarımızın kanıtı olarak hukuku bükersek, hukuka takla attırırsak bundan öncelikle o hukuku bükenler yara alır, hukuk yara alır. Bizim söylemek istediğimiz konu budur ve burada ben gerçekten çek mağdurlarının meselesinin tartışılmasını isterim Borçlar Kanunu tartışılırken, bu konuların tartışılmasını istemem ama lütfen… AKP’li arkadaşlarımız laf attığı müddetçe onların lafına verilecek, her cümlesine verilecek yanıtımız vardır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan “Türk Borçlar Kanunu Tasarısı”nın 30. maddesinin üst başlığında yer alan “yanılma” kelimesi yerine “hata” kelimesinin yazılmasını,

Madde alt başlığında yer alan “yanılmanın” kelimesi yerine “hatanın” kelimesinin yazılmasını,

Madde metninde yer alan “yanılmaya düşen” ibaresi yerine “hataya düşen” ibaresinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın İyimaya, bir defa bir değişiklik yap da “Katılıyorum.” de, belki doğru olur, tesadüfen doğru olur.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Mengü, Medeni Kanun’a bir bakın.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun efendim.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonun ve Sayın Bakanın katılmadığı önergemizi iki cümleyle ifade ettikten sonra başka bir konuya geçeceğim.

“Hata” kelimesini içinizde anlamayan var mı? Yok. “Hata”nın ömrümüzde ya da kırk yıllık, seksen yıllık, yüz yıllık hukukumuzda ne hatasını gördük? Bir hatası da yok. Dolayısıyla, hatasını görmediğimiz “hata”yı hatalı bir şekilde “yanılma” hâline getirmenin ne anlamı var?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hatadan dönmek fazilettir.

FARUK BAL (Devamla) – Bir tek anlamı var: Abesle iştigal.

Değerli arkadaşlarım, “yanılma” kelimesi “hata”nın tam karşılığı değildir. “Yanılma” kelimesi bir isim fiildir ve bir emir kipidir dilbilgisinde. “Hata” kelimesinin tam karşılığını arıyorsanız o “yanılgı”dır.

Dolayısıyla yaptığınız bu yanlışla sizi baş başa bırakıyorum çünkü makulde buluşma, uzlaşma, ortak aklı yaratma ve herkesin günlük hayatının her zerresinde birkaç defa “Tatbik et.” diye bu temel kanunu, Borçlar Kanunu’nu olgunlaştırma konusundaki çabalarımızın boşa gittiğini görüyorum. İyi niyetli gayretlerimize karşı parmak demokrasisinin hâkim olduğunu da anlıyorum.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – O parmaklar milleti temsil ediyor.

FARUK BAL (Devamla) – Ama bunun ne gibi tehlikeler doğuracağını size başka bir konuyla izah etmeye çalışıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu Meclisi kuran güç, bu devletin rejimini “Parlamenter demokrasi” olarak tanımlamıştır, parlamenter demokrasi. Parlamenter demokrasi dediğimiz kavram üç tane kuvvetin, yasama, yürütme, yargının kendi içinde dengelendiği ve denetlendiği bir rejimdir. Yasama, yürütme ve yargı kendi içinde dengelenir ve denetlenir iken bu mekanizmalar düzgün çalışabildiği takdirde bizim burada ifade etmeye çalıştığımız ortak aklı yaratabilirsiniz, makulde buluşabilirsiniz, kanunları daha olgun çıkarabilirsiniz.

Meclisin denge ve denetim noktasındaki fonksiyonu iktidar grubunun getirdiği tasarıya karşı, muhalefetin önerilerini değerlendirmektir ancak biraz önce şahit oldunuz, bir maddede iktidar grubu “istisnalar” ifadesinin değiştirilmesini teklif ediyor, o kabul ediliyor, Milliyetçi Hareket Partisinin teklif etmiş olduğu “istisnai durumlar” ifadesi reddediliyor. Burada parlamenter demokrasinin özündeki uzlaşma, anlaşma gibi mübarek ve mukaddes kavramlardan zerresi var mı? Yok. Burada parti düşüncesi galip geliyor, burada partinin akıldan, hukuktan, haktan ziyade kendi çıkarının galip geldiği bir yere geliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, aynı durumu diğer kuvvetlerin dengesi içerisinde de görüyoruz. İki tane örnek de oradan vereceğim. Nasıl yasama yargıyı dengeli ve denetleyici bir şekilde yürütmeyi -yasama gücü- sınırlandırırsa, aynı zamanda yürütme gücünü de yargı gücü sınırlar. İşte, yargı gücünün, hâkimlerin, mahkemelerin bağımsızlığını, tarafsızlığını etkilememesi için, yürütmenin yargı üzerindeki etkisini zayıflatmak için 1960 Anayasası’ndan itibaren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuştur. Burada bugün gördüğümüz olayın, siyasi kırılmanın aynısını Adalet Bakanının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bakışında aynen görüyoruz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Adalet Bakanının, Adalet Bakanlığının bağımsız yargıyı etkileme gücünü sıfırlamak veya zayıflatmak için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kurulmuştur. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Adalet Bakanını frenlemek, dengelemek ve denetlemek için kurulmuştur, ancak Adalet Bakanı, cumhuriyet tarihinde ilk defa, geçtiğimiz temmuz ayında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu fonksiyon gasbı yapan bir kurum olarak ilan etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

FARUK BAL (Devamla) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asli fonksiyonu Adalet Bakanını sınırlandırmaktır. Adalet Bakanına getirdiği sınırlamayı fonksiyon gasbı olarak nitelendirmek ise, sözlerimin başında ifade ettiğim parlamenter demokrasiyi özümseyememenin dışa vurumudur.

Değerli arkadaşlarım, işte, bunu alın, Yargıtay Başkanının ifadesinde bulunan “yandaş yargıç” tabiriyle örtüştürün. Bunu alın, çadır mahkemesinde sanığa akıl veren, sanığa avukatlık yapan bir hâkimin tutum ve davranışıyla örtüştürün ve yargının devri iktidarınızda gelmiş olduğu hâli pürmelali dikkatlice görün ve izleyin.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. 2016 yılından bu yana Merkezi Adana'da bulunan ve kurucusu olduğu İncekaş Hukuk Bürosu'nda çalışmaktadır. Yüksek lisans derecesi ile hukuk eğitimini tamamladıktan sonra bu alanda birçok farklı çalışma yürütmüştür. Özellikle aile hukuku, boşanma, velayet davaları, çocuk hakları, ceza davaları, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul, miras ve iş hukuku gibi alanlarda uzmandır. Saim İncekaş, sadece Adana Barosu'nda değil, aynı zamanda Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi dernek ve kuruluşlarda da aktif olarak görev almaktadır. Bu sayede, hukukun evrenselliği konusundaki farkındalık ve hukuk sistemine olan güveni arttırmaya yönelik birçok çalışmada yer almaktadır. Randevu ve Ön Görüşme İçin WhatsApp Üzerinden Hemen İletişime Geçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir