Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? Bu yazımızda uygulamada sık karşılaşılan ve kritik öneme sahip olan “tasarrufun iptali davasına cevap dilekçesi” konusunu ele aldık. İncekaş Hukuk Bürosu icra avukatları olarak sürecin önemine binaen aşağıda yer alan dilekçelerin size yol göstereceğinden eminiz.

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi -1-


ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO:

DAVAYA CEVAP

VEREN- DAVALI :

DAVACI:

VEKİLİ:

KONU: Davaya karşı cevaplarımı içerir dilekçemdir.

AÇIKLAMALAR:

Öncelikle İk m. 277 uyarınca Tasarrufun iptali davasını açabilmenin ön koşulu olan aciz belgesi dosyaya sunulmamıştır. Bu davada davacı yan tarafından borçlu aleyhinde alınmış geçerli bir (geçici/kesin) bir aciz vesikası bulunmamaktadır. Dava şartları yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ederim.

Davacı tarafın alacağını tahsil etme  amacı olsa idi 2016 yılından beri borçlunun tüm taşınır/taşınmaz mallarına haciz konulmasını talep etmesi  ve bunun akabinde haciz koydurduğu taşınmaz paylarının satışını talep ederek tahsil etme yoluna gitmesi gerekirdi.

Borcun doğumundan itibaren alacağı tahsile yönelik somut adımlar atılmadan dava konusu olan bu kadar taşınmazda yapılan tasarrufların iptalini talep etmesi davacı tarafın kötüniyetli olduğunu gösterir.

Davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu kötü niyetli olduğum, dava konusu olaylarda asıl borçlu Osman Sarıaslan’ın alacaklılara zarar verme kastının olduğu ve bunlardan da haberdar olduğum aynı zamanda diğer davalı Erhan Yazıcı ile ortak olduğum iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum. Bunlar hukuki dayanaktan yoksun mesnetsiz iddialardır. Davacı taraf bunlara ilişkin herhangi bir delil de sunamamıştır.

… parselde bulunan taşınmazları satın almış olduğum dönemde (02.08.2017 tarihinde) borçlunun aynı ada parsellerdeki payına haciz konmuş olmasına rağmen benim satın aldığım kısımda herhangi bir şerh bulunmamaktaydı. Borçlunun borcunu ödeyeceğini ve haczedilen mallarının borcunu karşılamaya yeter olduğunu bildiğimden ve de o dönemde elimdeki para ile yatırım yapmak istediğimden taşınmazları satın aldım. Bahsetmiş olduğum gibi borçlunun durumundan tam anlamı ile bilgim olmadığı gibi kimseyi zarara uğratma amacım da bulunmamaktadır.

Yukarıda anlatılan tüm bu nedenlerden dolayı;

  • Davacı tarafın davayı açtığı sırada bulunmayan hukuki yarar ve dava şartı yokluğu sebebi ile usulden reddini;
  • Esasa yönelik olarak tüm tanıkların dinlenilmesini;
  • İspat külfetinin davacıda olması hususu gözetilerek keşif ve bilirkişi incelemesi de dahil tüm delillerin toplanmasına müteakip davanın reddine karar verilmesini yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz.

HUKUKİ SEBEPLER    : İİK , BK , HMK  Yargıtay kararları  ve ilgili yasal Mevzuat

HUKUKİ DELİLLER   : Davacının sunacağı delillere karşı delil sunma hakkım saklı kalmak kaydıyla, Tanık beyanları Keşif, Bilirkişi incelemesi Yemin ve Hukuka Uygun bütün deliller

İSTEM VE SONUÇ        : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler üzere ;

1-) Davacı alacaklının elinde İİK 277 de yer alan “Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı” demek sureti ile elinde usulüne uygun bir aciz belgesi bulunmayan davacının davasının USULDEN REDDİNE;

2-) Davacının dava dilekçesinde yer verdiği hususlar gerçeği yansıtmadığından açmış olduğu davanın ESASDAN REDDİNE;

3-) Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz  ve talep ederim.

DAVALI


Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi -2-


ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DAVALI:

VEKİLİ:

ADRES:

DAVACI:

VEKİLİ:

ADRES:

KONU: Davaya cevap ve itirazlarımızdır.

CEVAP VE İTİRAZLARIMIZ

Müvekkile karşı açılan tasarrufun iptali davasında, davacının dayandığı belge ve delillere ait hiçbir belge veya delil müvekkile tebliğ edilmemiştir. Müvekkile sadece dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup, dava dosyası incelendiğinde de davacının dayandığı belge ve delillerin de dava dosyasında bulunmadığı gözükmektedir. Bu durum HMK usul ve yönetmeliğine aykırıdır. Bu sebeple davacının öncelikle dayandığı belge ve delillerinin dosyaya celbi ile müvekkile tebliğini talep ederiz. Bu sebeple ilk itiraz ve davaya cevap haklarımızı saklı tutarak sayın mahkemenizce HMK doğrultusunda tarafımıza ek cevap süresi verilmesini talep ederiz.

Öncelikle belirtmek gerekirse davacı bir faktorink şirketidir. FİNANSAL KİRALAMA, FAKTORİNG VE FİNANSMAN ŞİRKETLERİNİN KURULUŞ VE FAALİYET ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK   Bölüm ;  Şirketlerin yapamayacakları iş ve işlemler başlığı altında

MADDE 22 – (1) Şirketler; a) Ana faaliyet konuları dışında faaliyette bulunamazlar, b) Teminat mektubu veremezler, c) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması dışında mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar. (2) (Değişik:RG-24/2/2011-27856)7 Birinci fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak faktöring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacaklar ile Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde tevsik edilemeyen mal veya hizmet satışına bağlı doğacak alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler. Denmiştir.

Davacı faktöring şirketi dava dilekçesinde açıkça söz konusu çekleri ciro ile temlik aldığını belirtmiştir. Bu sebeple ilgili yönetmelik kapsamında bir mal veya hizmet satışından doğmuş fatura ve benzeri belgelerle tevsik edilmeyen bir alacaktan dolayı takip yapamayacağı gibi bu takibe dayanarak da müvekkile karşı tasarrufun iptali davası açma hakkı bulunmadığından davanın usulden reddi gerekmektedir.

Diğer bir dava şartı yokluğu ise; tasarrufun iptali davasında, borçlunun tasarrufundan önce davacıya karşı önceden borçlanması gerekmektedir. Davaya konu taşınmaz müvekkile 25.04.2014 tarihinde satılmıştır. Davacının icraya koyduğu çekler ise dava dilekçesinde belirttiği üzere tamamı 2014 yılının 5. Ayına ait çeklerdir. TTK uyarınca çek de vade olmaz. 2012 yılında yapılan yeni düzenleme ile çekler üzerinde yazılı tarihte ödenir ibaresi eklenmiştir. Kanunun lafzı yorumu gereği diğer davalı söz konusu çeklerden dolayı davacıya çekin üzerinde belirtilen tarihlerde borçlanmıştır. Bu sebeple müvekkile satış yapılan tarihte, diğer davalının, davacıya bir borcu bulunmamaktadır. Diğer davalının, davacıya tasarruf tarihinde borcu bulunmadığından, davanın bu sebeple dava şartı yoklu nedeniyle reddi gerekmektedir.

NETİCE-İ TALEP: Dava dilekçesinde gösterinden belge ve deliller dosyaya ibraz edilmediği gibi müvekkile de tebliğ edilmediğinden HMK uyarınca davacının dava dilekçesinde belirtilen delil ve belgelerin tarafımıza tebliğine bu süre zarfına kadar tarafımıza ek cevap süresi verilmesini talep ederiz.

Yukarıda belirtildiği üzere davacının elinde geçici ya da aciz vesikası bulunmadığından, ayrıca tasarrufun iptali istenen taşınmaz, diğer davalının davacıya borçlanma tarihinden önce müvekkile satıldığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine,

Yargılama, masraf, gider ve vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını vekâleten sayın mahkemenizden talep olunur.                                                          

Av. Saim İNCEKAŞ

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi(Olumlu Netice) -3-


X 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO                        :

DAVALILAR                      :

VEKİLİ                                 :

DAVACI                               :

DİĞER DAVALILAR        :

KONU                                   : Haksız ve hukuka aykırı olarak açılmış olan davaya karşı cevap dilekçemizdir.

AÇIKLAMALAR                :

Sayın Mahkemenizde görülmekte olan huzurdaki davada, davacı müvekkillerim ve karşı hukuki mesnetten yoksun olan işbu tasarrufun iptali davasını ikame etmiştir.

Davacı taraf dava dilekçesinde, X 13. İcra Dairesi’nin X sayılı dosyasında diğer davalı X’den alacaklı olduğunu beyan etmiştir. Diğer davalının mal kaçırma amacıyla dava konusu taşınmazları devrettiğini iddia edip, dava konusu taşınmazlara ilişkin tasarrufun iptali davası açmıştır. Davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları kesinlikle kabul etmiyoruz ve aşağıdaki şekilde dava dilekçesine karşı itiraz ediyoruz.

USULE İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ

  1. Davacı taraf, işbu davayı kötü niyetli olarak ikame etmiştir. Şöyle ki, davacı şahıs, davalı/borçlu X’nin yeğenidir. Müvekkil X ise davalı X’nin eşidir. X ile müvekkilim arasında boşanma davası açılmış olup, müvekkilimin boşanma davasında müşterek mal varlıklarından daha az pay alması için böyle bir yol seçmişlerdir. Davacı ve borçlu birlikte hareket etmektedirler. İkisinin işbu davadaki amacı, müşterek malvarlığının ellerinden çıkarak müvekkilimin daha az katılma payı almasını sağlamaktır.
  2. Davacı işbu davayı açarken davalı ve borçlu olan X aciz durumunda değildir. İcra dosyasından açıkça görüleceği üzere, borçluya ait iki tane aktif taşınmaz bulunmaktadır. Davacının gerçekten alacağına kavuşma amacı olsaydı öncelikle maliki borçlu olan taşınmazların satışı yoluna gitmesi gerekirdi. Davacı icra dosyasında satış talebinde dahi bulunmamıştır.
  3. Borçlu X, aciz durumunda değildir. Huzurdaki dosya tasarrufun iptali davası olup, gerek öğretide gerekse yargı kararlarında tasarrufun iptali davası açılabilmesi için borç ödemeden aciz belgesinin ibraz edilmesi gerektiği ve aciz belgesinin özel bir dava şartı olduğu kabul edilmektedir. Oysa huzurdaki dosyanın icra dosyasında hacze dahi çıkılmamıştır. Alacaklı alacağına kavuşmak için hacze çıkmamış, borçlunun hacze kabil mal varlığının bulunmadığını belgelememiş ve usulüne uygun olarak da icra dairesinden aciz belgesi almamıştır. Aciz belgesinin alınmış olması huzurdaki dava türü için özel bir dava şartıdır. Sayın Mahkemece öncelikle işbu dava şartı bulunmadığından dolayı davanın REDDİNE karar verilmesi gerekmektedir.

İİK 277. MADDESİNE GÖRE TASARRUFUN İPTALİNİ DAVASINI AÇABİLECEK ŞAHISLAR:

  1. Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı,
  2. İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri

şeklinde düzenlenmiştir. Davacı işbu iki bentte de sayılan şahıslardan değildir.

Gene bilindiği üzere borçlunun haczedilebilecek veya haczedilmiş malları var ve bunların bedeli alacaklının alacağını ödemeye yetmekte ise, alacaklının, borçlunun üçüncü kişilerle yapmış olduğu tasarrufların iptalini dava etmekte hiçbir hukuki yararı yoktur. Alacaklı bunu ancak aciz belgesi ile ispat edebilir; işte bu nedenle, aciz belgesi, iptal davası için özel bir dava şartıdır ve mahkeme, davacının aciz belgesine sahip olup olmadığını kendiliğinden gözetir

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2016/104 K. 2017/1457 T. 14.2.2017
sayılı ilamında;

“Dava İİK’nun 277 vd. maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davasının elinde geçici veya kati aciz belgesi bulunan alacaklılar ile, borçlu iflas etmiş ise iflas idaresi ya da İİK’nun 245 maddesi gereğince iflas idaresi tarafından dava hakkı kendisine devredilen alacaklılar açabilir.”

Şeklindeki ifadelerle hüküm kurmuştur. İşbu Yargıtay kararı ışığında da davanın, dava şartı yokluğundan dolayı, reddedilmesi gerekmektedir.

  1. Davaya esas teşkil eden icra dosyasına bakıldığında, takip çıkışı 200.000,00 TL’dir. Güncel kapak hesabı ise 250.000,00 TL civarındadır. Davacı söz konusu davayı 7 adet taşınmaza ilişkin olarak açmıştır. Dava konusu 7 adet taşınmazın toplam bedelinin 30.000,00 TL olmayacağı açık ve sabittir. Oysa davacı davasını 30.000,00 TL üzerinden açmış ve harcını da buna göre yatırmıştır.

Tasarrufun iptali davalarında, taşınmaz değeri veya takip tutarından hangisi az ise onun üzerinden harç alınacağı düzenlenmiştir. Davacının harcını, 7 adet taşınmaza göre daha az değerde olan icra takip dosyasının kapak hesabına göre tamamlaması gerekmektedir. Aksi taktirde harçlar kanununa göre harç tamamlatılmadığından dolayı, davanın reddedilmesi gerekmektedir.

  1. Davacının işbu davayı açarken asıl davalı borçlunun aciz durumda olduğunu öncelikli olarak ispatlaması gerekmektedir. Oysa davalı borçluya ait taşınır taşınmaz pek çok malvarlığı bulunmaktadır. Davacı gerçekten alacağına kavuşmak isteseydi, öncelikle borçluya ait malvarlığının satışının yapılmasını talep ederdi. Oysa böyle bir şey olmaksızın sadece takip kesinleşmiş ve huzurdaki dava açılmıştır. Bu da davacı ve borçlu diğer davalının müvekkili zarara uğratmak istediklerinin açık göstergesidir.
  2. Tasarrufun iptali davaları İİK 277. ve 278. maddelerine göre süreye tabidir. İşbu süreler hacizden önce 1 ve 2 yıllık sürelerdir. Somut olayda herhangi bir haciz bulunmamaktadır. Bu durum bile davanın USULDEN REDDİNİ GEREKTİRMEKTEDİR. Müvekkiller söz konusu taşınmazları para karşılığında satın almışlardır. Dava konusu taşınmazların muvazaalı bir şekilde müvekkillere geçtiğini kesinlikle kabul etmemekteyiz. Ayrıca davacı, dava dilekçesinde dava konusu taşınmazların davalılardan X’a 15.05.2014 tarihinde satıldığını ifade etmiştir. İİK 278 ve İİK 279 .maddelerine göre 1 ve 2 yıllık süreler dava tarihinde dahi dolmuştur. Kaldı ki bu tarihler, dava tarihini değil, haciz tarihine göre esas alınacak sürelerdir. Somut dosyada herhangi bir haciz bulunmamaktadır.
  3. Davacı dava dilekçesinde müvekkiller hakkında muvazaa iddiasında bulunmuştur, ancak işbu iddiasını ispatlar nitelikte herhangi bir somut delil dosyaya sunmamıştır. Müvekkiller söz konusu taşınmazları devralırken kesinlikle bir muvazaalı işlem yapmamışlar ve mal kaçırma amaçları da bulunmamaktadır. Müvekkiller davacı ve borçluya göre iyi niyetli 3. kişidir. Müvekkiller dava konusu taşınmazları borçlu davalıdan satın almamışlardır.
  4. Davacı taraf, dava konusu taşınmazlar üzerine İHTİYADİ TEDBİR talep etmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, işbu davanın müvekkile ait taşınmazlara yönelik açılması zaten haksız olup, hukuki olarak da ihtiyadi tedbir konulamaz. Şöyle ki, dava konusu, müvekkil ve davacı arasındaki sözleşmeden kaynaklanan bir uyuşmazlık değildir. İhtiyadi tedbir ancak dava konusu malın aynına ilişkin olan davalarda konulabilir. Oysa bu davanın konusu taşınmazın aynı değildir. Taşınmaza ilişkin yapılan sözleşmelere ilişkindir. Sayın Mahkemece gene de ihtiyadi tedbir kararı verilecekse HMK gereği davacıdan teminat alınmasını talep ederiz. Müvekkillerin haksız ihtiyadi tedbirden dolayı, her türlü maddi manevi tazminat haklarını saklı tutmaktayız.
  5. Yukarıda açıklanan tüm nedenlerden dolayı, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan işbu davanın müvekkiller açısından reddine karar verilmesini talep ederiz.

HUKUKİ SEBEPLER        : İİK, HMK, TMK, Yargıtay kararları ve her türlü yasal mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER        : Davacının sunacağı delillere karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla, Tapu kayıtları, İcra dosyası, tanık (isim ve adresleri bildirilecektir.), bilirkişi, uzman görüşü, yemin, keşif, ilgili kurumlara yazılacak müzekkere ve cevapları, her türlü yasal delil.

NETİCE-İ TALEP              : Yukarıda açıklanan nedenler ve Sayın Mahkemece de re’sen nazara alınacak diğer sebeplerden dolayı,

  1. Öncelikle davanın DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN REDDİNE,
  2. Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise, müvekkiller açısından haksız ve hukuka aykırı olan ispatlanmamış davanın REDDİNE,
  3. Davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun İHTİYADİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİNE,
  4. İşbu yargılamada yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına,

Karar verilmesini Sayın Mahkemenizden saygılarımızla talep ederiz. (tarih)

Davalılar

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi(Olumlu Netice) -4-


ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO       :

CEVAP VEREN

DAVALI             :

DAVACI             : 

VEKİLİ                :

KONU                : Cevap dilekçemizin sunulması hakkındadır.

AÇIKLAMALAR  :

Davacı taraf dava dilekçesinde X …. İcra Müdürlüğü’nün …..E. Sayılı dosyasında diğer davalı …..’den alacaklı olduğu beyan etmiştir. Diğer davalı …..’nin mal kaçırmak amacıyla dava konusu taşınmazları devrettiğini iddia edip dava konusu taşınmazlara ilişkin tasarrufun iptali davası açmıştır. Davacının dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu iddiaları kesinlikle kabul etmiyoruz. Şöyle ki;

  1. Borçlu X aciz durumunda değildir. Huzurdaki dosya tasarrufun iptali davası olup gerek öğretide gerekse yargı kararlarında tasarrufun iptali davası açılabilmesi için borç ödemeden aciz belgesinin ibraz edilmesi gerektiği ve aciz belgesinin özel bir dava şartı olduğu kabul edilmektedir. Oysa huzurdaki dosya kapsamında aciz belgesi sunulmamış mahkemece dava şartı bulunmadığından dolayı davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
  2. Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için alacaklının elinde kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Alacaklıya (kesin veya geçici) aciz belgesi verilebilmesi için de her şeyden önce alacaklının haciz yoluyla takip yapmış olması ve bu takibin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle ihtiyati haciz veya geçici haciz esnasında tutulan haciz tutanaklarının geçici aciz belgesinin yerine geçebilmesi için ihtiyati veya geçici haczin kesin hacze çevrilmiş olması gerekir. Aksi takdirde tutulan bu tutanaklar geçici aciz belgesi hükmünde olmadığından tasarrufun iptali davası açma hakkı da vermezler.
  3. İhtiyati haciz esnasında, haczi kabil mal olmadığına ilişkin tutulan tutanaklarla tasarrufun iptali davası açılamaz. Karar şu şekildedir; “… Gerçekten borçlu hakkında alınan X günlü ihtiyati haciz kararı üzerine X tarihinde haciz uygulanmış ve haczi kabil mal bulunamamıştır. X‘de de borçlu hakkında ilamsız takibe geçilmiş olup bu takibe karşı borçlu tarafından itiraz edilmiştir. İİK.nun 277 ve devamı maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesinin diğer bir koşulu da alacaklı tarafından borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmesidir. Alacakla ilgili icra takibi kesinleştirilmeden iptal davası dinlenemez.” Açıklanan nedenler ile davanın usulden reddi gerekmektedir.
  4. Dava konusu bir takım taşınmazlar muvazaalı olarak davalı …..’den devralınmamıştır. Söz konusu taşınmazlardaki davalı …..’nin hisselerini para karşılığında satın alınmıştır. Davacı dava dilekçesinde muvazaa iddiasında bulunmuştur ancak bu iddiasını ispatlar nitelikte herhangi bir somut delil sunamamıştır. Müvekkil söz konusu taşınmaz hisselerini devralırken kesinlikle bir muvazaalı işlem yapılmamış, mal kaçırma amacı da bulunmamaktadır.
  5. Diğer davalı ….’den alınmış olan hisselerin piyasa rayiç bedeli .… teslim edilmiştir. ( EK ) Söz konusu taşınmazların bedellerinde ve devrinde herhangi bir muvazaa bulunmamaktadır.

 NEDENLER : İİK, HMK, TMK vs ilgili mevzuat ve Yargıtay İçtihatları.

DELİLLER : Tapu kayıtları, tanık, yemin vs her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM   : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, öncelikle davanın dava şartı yokluğundan reddine, mahkeme aksi kanaatte ise hukuka ve yasalara aykırı olarak açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim. (tarih)

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Avukatlık ve Hukuk Ofisi

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi 5

ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO:

CEVAP VEREN DAVALI :

VEKİLİ :

DAVALI :

DAVACI :

VEKİLİ :

KONU: …… tebliğ tarihli, cevaba cevap dilekçesine karşı sunulan beyanlarımız ile itirazlarımızı içermektedir.

AÇIKLAMALAR :

Davacı tarafın ….. tarihli cevaba cevap dilekçesinde belirttiği iddiaların hukuki dayanaktan yoksun ve haksız olarak yapıldığı aşağıdaki açıklamalarımızdan da anlaşılacaktır. Şöyle ki;

Davacı taraf sunmuş olduğu dilekçede; hacze kabil mal bulunmadığı gerekçesiyle verilen geçici aciz vesikasının da aciz vesikası hükmünde olduğunu, bu sebeple dava şartı yokluğunun bulunmadığını ifade etmektedir. Ancak bu iddia asılsız olup bu durum Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 11.2.2002 tarihli, 2002/348 E ve 2002/631 K sayılı kararıyla da sabittir. Zira kararda hacze kabil malın bulunmadığını tespit eden haciz zaptının aciz vesikası hükmünde olması için borçlunun menkul ve gayrimenkul hiçbir malının bulunmaması gerektiğine içtihat edilmiştir.

Şu durumda yapılması gereken … adına kayıtlı başkaca menkul, gayrimenkul malın bulunup bulunmadığının araştırılmasıdır.

Bu şekilde bir araştırma yapıldığında …… adına kayıtlı davaya konu edilen gayrimenkul haricinde başkaca taşınmazların da bulunduğu görülecektir. Dahası bu gayrimenkuller birden fazla olup ….. içerisinde ….. ilçesi ve ….. ilçesinde yer almaktadır. Davacı taraf bu gayrimenkullerin varlığından haberdar olup gayrimenkullerin üzerine davacı lehine haciz şerhi işlenmiştir.

İzah edilmek istenen şudur ki; sadece borçlu adına kayıtlı menkul mal bulunamadığından hareketle düzenlenen haciz zaptının aciz vesikası hükmünde olmadığı ortadadır.

Şu durumda ortada geçici/kesin aciz vesikasının bulunduğundan bahsedilemez.

2- Davacı taraf yapılan tasarruf işleminin muvazaalı olduğunu ve müvekkilin kötü niyetli olarak gayrimenkulü aldığını iddia etmektedir. Ancak bu iddiaya itibar edilmemesi gerekir. Öncelikle belirtmek isteriz ki İİK´in 280. maddesine göre kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğü davacı taraf üzerindedir.

Müvekkilden noter huzurunda yapılan işlemin hangi niyetle yapıldığını bilmesi beklenemez. Nitekim yapılan satış işlemi sırasında başka alıcıların da bulunuyor olması müvekkilin yapılan işleme güven duymasını sağlamıştır. Şu durumda kendisinden talep edilen miktarı ödeyen ve gayrimenkulü satın alan müvekkilin kötü niyetli olduğundan bahsedilemez.

Hukukumuzda bir kimsenin kötü niyetli olduğunu iddia etmenin yeterli olmadığı ve bu iddianın somut delillerle ispatlanması gerektiği izahtan varestedir.

Dolayısıyla davacı tarafın iddialarını ispatlaması gerekmektedir.

3- Davacı taraf ısrarla devir işleminin muvazaalı olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiasına gerekçe olarak da devir işleminin borcun doğumundan sonra gerçekleştirildiğini söylemektedir. Ancak bu iddia hukuka aykırıdır.

Zira borcun doğum tarihi satış vaadi sözleşmesinin imzalandığı tarih değil, icra takibinin kesinleştiği tarihtir. Zira satış vaadi sözleşmesi geçersiz olup borcun doğum tarihi olarak sözleşmenin imzalandığı tarih esas alınamaz.

Burada bir hususu açıklamak isteriz; Davacı taraf dilekçesinde müvekkilin satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğini ileri süremeyeceğini iddia etmişse de bu iddia tarafımızca kabul edilemez. Zira müvekkil huzurdaki davanın tarafı olup, davanın açılmasına neden olan tüm hususlar bakımından beyanda bulunabilir. Aksini kabul ise hukukun kabul edeceği türden bir durum olmayıp müvekkilin hakkındaki iddiaların asılsızlığı ispatlamasını engelleyici türden bir karar olacaktır.

Gayrimenkulün müvekkile satıldığı tarih ……. tarihidir. İcra takibi ise ……… tarihi itibariyle kesinleşmiştir. Şu durumda İPTALİ TALEP EDİLEN TASARRUF İŞLEMİ BORCUN DOĞUMUNDAN ÖNCE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR. Dolayısıyla davacının dava açma hakkı bulunmamaktadır.

4- Davacı taraf gayrimenkulün satış bedelinin düşük olduğunu ve bu nedenle muvazaalı bir işlemin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Davaya cevap dilekçemizde debelirttiğimiz üzere satış bedelinin düşük olması muvazaa olgusunun ispatı için yeterli değildir. Davacının muvazaanın varlığını yeterli delillerle ispatlayabilmesi gerekir.

Huzurdaki dava bakımımdan davacı taraf muvazaa olgusunun varlığını ispatlayamamıştır. İzah edilen gerekçelerle itirazlarımızın kabulü ile davanın reddi gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEPLER : Medeni Kanun, Türk Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat hükümleri

NETİCE VE TALEP : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz, keza resen dikkate alınacak nedenlerle;

-Davacı tarafın dilekçesinde yer alan iddialarının gerçeğe aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle dikkate alınmamasına ve neticede DAVANIN REDDİNE,

-Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili

Tasarrufun İptali Davasına Cevap Dilekçesi 6

ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO:

CEVAP VEREN DAVALI :

VEKİLİ :

DAVALI :

DAVACI :

VEKİLİ :

KONU : Davaya cevap ve beyanlarımızdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR :

Davacı tarafından mahkemenizin yukarıda evsafı bildirilen dosyası üzerinden müvekkil aleyhine huzurdaki dava ikame edilmiştir. Tarafımızca süre uzatım talebinde bulunulmuş ve mahkemenizce talebimiz kabul edilmiştir.

Davacı taraf, dava dilekçesinde özetle; “diğer davalı ……… maliki olduğu gayrimenkulün alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla müvekkile satıldığı, bu tasarrufun muvazaalı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği” şeklinde iddialarda bulunmuş ve tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı tarafından ikame edilen tasarrufun iptali davası haksız olup, işbu davaya karşı yasal süresi içerisinde cevaplarımızı sunmaktayız. Şöyle ki;

1- DAVA ŞARTI YOKLUĞU NEDENİYLE DAVANIN ESASA GİRİLMEKSİZİN USULDEN REDDİ GEREKİR.

6100 sayılı HMK’nun 114. Maddesinde dava şartları düzenlenmiştir. İptal davasının düzenlenmiş olduğu İcra ve İflas Kanunu’nda ise bu şartlara ek olarak bazı özel şartlar daha düzenlenmiştir.

Bunlar: Dava tarihinde kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması -Geçici/kesin aciz vesikası alınmış olması – Tasarruf işleminin takibe konu olan borcun doğumundan sonra yapılması – Davanın tasarrufun yapıldığı tarihten sonraki beş yıl içinde açılmış olması şeklindedir. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği davanın görülmesine engeldir. Aynı zamanda HMK 115. Maddesi gereği dava şartı eksikliği, davanın usulden reddine neden olmaktadır.

DAVA KONUSU TASARRUF İŞLEMİ BORCUN DOĞUMUNDAN ÖNCE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR.

Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için davaya konu edilen tasarrufun borç doğduktan sonra yapılmış olması şarttır. Borçlu tarafından borcun doğumundan önce gerçekleştirilmiş olan tasarruflar tasarrufun iptali davasının konusunu teşkil etmez.

SOMUT OLAYA BAKILDIĞINDA İSE; BORCUN DOĞUM TARİHİ DAVACI TARAFINDAN BAŞLATILAN İCRA TAKİBİNİN KESİNLEŞTİĞİ TARİHTİR.

Her ne kadar davacı tarafından borcun doğum tarihi olarak satış vaadi sözleşmesinin imzalandığı tarih gösterilmiş olsa da bu iddiaya itibar edilemez.

Bilindiği üzere 4721 sayılı MK’nun 706. Maddesi hükmü gereğince taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan bütün sözleşmelerin geçerliliği resmi şekilde yapılmasına bağlıdır. O kadar ki şekil şartı kamu düzeni ile alakalı olup sözleşmenin noter tarafından düzenleme şeklinde yapılması zorunludur.

Dava dilekçesi ekinde sunulan satış vaadi sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere davaya konu satış vaadi sözleşmesi noter tarafından yapılmamıştır. Resmi şekilde yapılmayan satış vaadi sözleşmeleri geçersiz olup taraflar arasında herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu sözleşme nedeniyle tarafların herhangi bir edim yükümlülüğü de bulunmamaktadır.

Buna rağmen davacı taraf, diğer davalı …….. aleyhine İstanbul ….. İcra Müdürlüğü’nün ……. E sayılı dosyası üzerinden ……. tarihinde icra takibi başlatmıştır. İcra takibine dayanak olarak ise …….. tarihli HARİCEN YAPILAN taşınmaz satış vaadi sözleşmesi gereğince ödendiği iddia edilen ödemeler gösterilmiştir.

İcra takibinin akabinde de huzurdaki dava açılmıştır. Davacı taraf, dava dilekçesinde davaya konu tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleştiğini iddia etse de bu iddia asılsız ve hukuka aykırıdır.

Zira yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ GEÇERSİZDİR. ŞU DURUMDA BORCUN DOĞUM TARİHİ OLARAK SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİNİN İMZALANDIĞI TARİH DEĞİL, İCRA TAKİBİNİN KESİNLEŞTİĞİ TARİH ESAS ALINMALIDIR.

Bu kapsamda somut olaya bakılacak olursa icra dosyasından gönderilen ödeme emri davalı …….. ……… tarihinde tebliğ edilmiş olduğundan icra takibi borçlu hakkında ……. tarihi itibariyle kesinleşmiş durumdadır. Yani borcun doğum tarihi olarak kabul edilmesi gereken tarih bu tarihtir.

Gayrimenkulün müvekkile satıldığı tarih ise ……… tarihidir. İzah edilmek istenen odur ki; İPTALİ TALEP EDİLEN TASARRUF İŞLEMİ BORCUN DOĞUMUNDAN ÖNCE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR. Dolayısıyla davacının iptal davası açma hakkı bulunmamaktadır.

Doktrin ve Yargıtay İçtihatları da bu doğrultuda olup Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 28.5.1996 tarihli 1996/1781 E. Ve 1996/2984 K. sayılı kararı uyarınca tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için borcun, tasarruf tarihinden önce doğmuş olması şarttır. İptali talep edilen tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleştirilmiş olması tasarrufun iptali davasının açılabilmesinin ön şartıdır.

Dava şartı eksikliği resen gözetilmesi gereken bir husus olup mahkemenizce huzurdaki davanın esasa girilmeksizin USULDEN REDDİ gerekir.

GEÇİCİ/KESİN ACİZ VESİKASININ ALINMASI TASARRUFUN İPTALİ DAVASI İÇİN DAVA ŞARTI OLUP RESEN GÖZETİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için gerekli olan ön şartlardan birisi de alacaklının elinde geçici ya da kesin aciz vesikasının olma zorunluluğudur.

İİK. 105/2’de geçici aciz vesikası ve İİK. 105/1’de ve İİK. 143’te de kesin aciz vesikası ayrı ayrı düzenlenmiştir. Alacaklının İİK 277 nci maddede yazılı haklarını kullanabilmesi için haczedilen malların borcu karşılamayacağının anlaşılması gerekmektedir.

Davacı tarafından …. İcra Müdürlüğü’nün …….. E sayılı dosyası üzerinden ……… tarihinde hacze çıkılmıştır. Gidilen adres boş olduğundan adreste borçluya ait mal bulunamadı denilerek işleme son verilmiş ve bu hacze ilişkin haciz zaptı geçici aciz vesikası olarak kullanılmıştır. Ancak Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 11.2.2002 tarihli, 2002/348 E ve 2002/631 K sayılı kararıyla içtihat altına alındığı üzere hacze kabil malın bulunmadığını tespit eden haciz zaptının aciz vesikası hükmünde olması için borçlunun menkul ve gayrimenkul hiçbir malının bulunmamasının gerekmektedir.

“…Tasarrufun iptali davasını elinde muvakkat yada kati aciz vesikası bulunan alacaklılar iflas idaresi yada iflas idaresince kendilerine yetki verilen alacaklılar açabilirler. Borçlunun haczi kabil malının bulunmaması halinde, durumu tespit eden haciz zaptı, geçici aciz vesikası niteliğinde kabul edilerek, iptal davasının açılabileceği ortadadır. Haciz zaptında haczi kabul menkul malının bulunmadığını belirtilmesi şüphesiz dava hakkını vermeyecektir. Daha açık bir ifadeyle, haciz zaptında yer alan bu açıklamanın anlamı, başkaca malın bulunamaması halinde değer kazanacaktır. Aksi takdirde pek çok taşınmazı mevcut olduğu halde bunlar araştırılmadan sadece menkul malları olmadığından dolayı iptal davası açılması, alacaklı ve borçlu dışındaki kişilerin de haklarını önemli derecede etkileyecektir. Bu durumda dava konusu olayda borçlunun aciz halini gösteren kesin aciz vesikası da alınmadığından, dava şartından olan aciz halinin gerçekleşmediğinin kabulü icap etmiştir…”

Davaya konu edilen icra dosyasından görüleceği üzere …….. adına kayıtlı, davaya konu edilen gayrimenkul haricinde başkaca taşınmazlar da bulunmaktadır. Davacı tarafından bu gayrimenkullerin satılarak, alacağı tahsil etme imkanı varken bu yola başvurulmamıştır.

Davacı taraf dava dilekçesinde gayrimenkuller üzerinde haciz bulunduğundan bahisle alacağı tahsil etme imkanı bulunmadığından bahsetmiş olsa da bu iddia gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Zira davalı ….. adına …. ili …. ilçesi ve … ilçesinde birden fazla gayrimenkul bulunmakta olup davacı tarafından gayrimenkullerin hepsine haciz konulmuştur.

Şu durumda sadece borçlu adına kayıtlı menkul mal bulunamadığından hareketle düzenlenen haciz zaptının aciz vesikası hükmünde olmadığı ortadadır. Zira söz konusu gayrimenkullerin kıymet takdiri yapılmaksızın alacağın tahsil imkanı bulunmadığından bahsedilemez.

Neticede aciz vesikası olmaksızın iptal davası açılamayacağından davanın usulden reddi gerekmektedir.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI ANCAK KÖTÜNİYETLİ 3. KİŞİLERE KARŞI AÇILABİLİR.

Tasarrufun iptali davası nedeniyle üçüncü kişilerin haklarının ihlal edilmemesi gerekir. Nitekim İİK Madde 280 – (Değişik: 18/2/1965 – 538/115 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/66 md.) hükmü gereğince davanın kötü niyetli 3. Kişilere karşı açılabileceği düzenlenmiştir.

“Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.”

Davacı taraf, yapılan tasarrufun alacaklılara zarar verme kastı ile yapıldığını iddia etmiştir. İİK´in 280. maddesine göre kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafta bulunmakta olup, davalılar arasında kötü niyeti gösterir bir durum da kanıtlanmamıştır. Dava dilekçesinde “….. davacı alacaklıyı ızrar kastı ile dava konusu taşınmazlarını diğer davalıya devir etmiş, diğer davalı da borçlunun ızrar kastını bilerek taşınmazı devir almıştır…”

Şeklinde beyanda bulunmuştur. Ancak davacı taraf müvekkilin kötü niyetli şekilde gayrimenkulü satın aldığı iddiasını somut delillerle ortaya koymamıştır.

Müvekkil uzun bir süredir kendisi ve ailesi ile birlikte ikamet edebilecekleri bir daire aramaktadır. Diğer davalı ……’nun gayrimenkulünü satacağını öğrenmiş ve talip olmuştur. Yapılan işlem noter huzurunda yapılmış olduğundan ve müvekkil haricinde başkaca alıcıların da bulunması hasebiyle müvekkil herhangi bir şeyden şüphelenmemiştir. Talep edilen miktarı ödemiş ve gayrimenkulü satın almıştır. Dolayısıyla davacı taraf müvekkilin kötü niyetli olduğunu ispatlayamamıştır.

2- DAVACI TARAFINDAN İDDİA EDİLEN MUVAZAA OLGUSU İSPATLANAMAMIŞTIR.

Bilindiği gibi muvazaalı işlerde taraf olanlar, bu muvazaanın varlığını yeterli delillerle ispatlayabildiklerinde, muvazaaya dayalı talepte bulunabilirler.

Davacı taraf satış bedelinin piyasa fiyatlarının altında olduğundan bahisle yapılan işlemin muvazaalı olduğunu iddia etmektedir. Ancak satış bedelinin düşük olması muvazaa olgusunun ispatı için yeterli değildir.

Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 11.10.2011 tarihli, 2011/6263 E. 2011/14218 K sayılı kararıyla da içtihat edildiği üzere salt değerin düşük olması muvazaanın kabulü için yeterli sayılmamış, başka delillerle de desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yine bir başka karar olan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2013/4642 E ve 2013/8698 K sayılı kararında;

“…Bilindiği üzere; TMK’nın 6.maddesine göre herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Somut olayda; davacı bildirdiği deliller ve tanık beyanları ile yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde temlikin mal kaçırma amaçlı, muvazaalı olduğunu kanıtlamış değildir. Eldeki davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile hak sahibi olacak olan tanık G..’ın; “… annemiz öldükten sonra biz miras hakkımızdan feragat ettik ve dava konusu evi kardeşimiz K.. ve H..’ye verdik…” yönündeki beyanı ile de yapılan temlikin muvazaalı olmadığı açıktır. Her ne kadar, bedeller arasında fahiş fark var ise de, bu husus tek başına muvazaanın kanıtı değildir.

Hal böyle olunca, davalı K.. hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Şu durumda davacı tarafından muvazaa olgusunun ispatlanması gerekmektedir.

Gelinen noktada haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen huzurdaki davanın reddi gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEPLER : Medeni Kanun, Türk Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat hükümleri

HUKUKİ DELİLLER : İcra dosyası-Taşınmaz satış sözleşmesi-Bilirkişi incelemesi, -Tanık, yemin,-Karşı tarafın delillerine karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydı ile sunulması mümkün her türlü delil

NETİCE VE TALEP : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz, keza resen dikkate alınacak nedenlerle;

1) Dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE,

2) Neticede haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen huzurdaki davanın reddine,

3) Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine,

Karar verilmesini arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili

Tasarrufun İptali Davasına İyiniyetli 3. Kişinin Cevap Dilekçesi 7

ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DOSYA NO :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVACI :

VEKİLİ :

KONU : Davaya ilişkin beyanlarımızın sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR :

1-) Sayın Mahkemenizde ikame edilmiş davaya göre müvekkilim Ahmet ve davalı şirket arasında muvazaalı bir satış ilişkisinin mevcut olduğu iddia edilmiştir. Oysaki müvekkil Ahmet’in ne davalı şirket ile ne de diğer davalılarla muvazaa şüphesi uyandırabilecek herhangi bir bağı ve ilişkisi mevcut değildir. Müvekkil ve davalı şirket yetkilisi arasında kan bağı veya başkaca herhangi bir ilişki olması söz konusu değildir. Aralarındaki ilişki yalnızca tazminat istemine konu olan taşınmazların devridir. Müvekkil ile davalı şirket arasında muvazaalı bir işlem yapılmasına neden olacak hiçbir bir ilişki yoktur. Ve davacı tarafın bu hususa ilişkin elinde herhangi bir delil ya da belge bulunmamaktadır.

Zira söz konusu olayda müvekkil ile davalı yan arasında herhangi bir muvazaalı işlem olmadığını destekler nitelikte emsal bir olayla ilgili Yargıtay içtihadına bakacak olursak;

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2017/752 K. 2020/1035 T. 18.2.2020 sayılı kararı:

MUVAZAA İDDİASINDAN KAYNAKLANAN TAPU İPTALİ VE TESCİL İSTEMİ

‘’…Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır…’’

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2012/6395 K. 2012/7369 T. 5.6.2012 sayılı kararı:

‘’…Adı geçen davalılar ile borçlu arasında akrabalık, arkadaşlık veya ticari ilişki gibi borçlunun alacaklıdan mal kaçırma ya da alacaklıyı ızrar kastını bilecek kişilerden olduğunun da ispat edilmemiş olması karşında davalı yönünden söz konusu taşınmazlar yönünden davanın reddine karar vermek gerekir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilirken gerekçe olarak edimler arasındaki fahiş fark gösterilmiş ise de yapılan inceleme ve toplanan deliller varılan sonuç için yeterli ve uygun değildir.’’

2-) Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere borçlu davalı ile ilişki kuran 3. Kişilere karşı tazminat isteminde bulunabilmek için, bu kişilerin borçlunun durumunu ve muvazaalı işlem yapma amacını bilebilecek yakınlıkta kişiler olması gerekir.

3-) Müvekkilim ve davalı şirket arasında kurulan alım-satım ilişkisinde davalı şirketin bu satım işlemini kötü niyetli yapmış olduğunu varsaymış olsak dahi müvekkilim, söz konusu satış işleminde kesinlikle kötü niyet taşımamaktadır. Müvekkilim davalı şirketten söz konusu meskenleri uygun fiyatlı olmaları sebebiyle satın almıştır. Ve daha sonra yine kar elde etmek amacıyla 3. bir kişiye devretmiştir. Zira satış işlemlerindeki bedellere bakıldığında müvekkilin söz konusu taşınmazları uygun fiyata alıp karla sattığı açıkça görülmektedir. Davalı şirket bakımından bir muvazaa amacı olsa dahi müvekkilim satış işleminde aynı kötü niyetli irade ile hareket etmemiştir. Müvekkilimin şirket yetkilisinin amacından haberdar olması hayatın olağan akışına uygun değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun 19. Maddesinde muvazaalı işlemler tanımlanmıştır.

D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler

MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

Somut olayda müvekkilin davalı şirket ile herhangi bir ortak bir iradesinin ve çıkarının olmadığı açıktır. Bu sebeple olayda müvekkilin muvazaalı bir işlem içerisinde yer almadığı kanuna bakıldığında da açıkça anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda, müvekkil bu taşınmazları gerçekten satın almış ve kar elde etmek amacıyla satmıştır.

4-) Ayrıca dava dosyasında karşılaştığımız bir başka durum şudur; müvekkilin davalı şirketten satın aldığı evlere bilirkişi tarafından biçilen değer, evlerin sahip olduğu özellikler, bodrum katta bulunması gibi sebepler göz önüne alındığında oldukça yüksektir. Ayrıca, bilirkişinin biçtiği değer ile müvekkilin taşınmazı satın aldığı değer arasında büyük bir fark gözükmesinin sebebi; müvekkilin davalı şirketten taşınmazları satın aldığı tarih ile bilirkişi raporunun hazırlandığı tarih arasında bir zaman farkı olması ve bu süreçte ev fiyatlarının oldukça yükselmiş olmasıdır. Piyasa koşulları, ekonominin yıllara göre değişimi göz önüne alındığında bu farklılığın muvazaadan değil, ekonomik değişimlerden kaynaklandığı açıkça görülmektedir.

TALEP VE SONUÇ: Yukarıda arz ve izah ettiğimiz sebeplerle ve mahkemenizin re’sen göz önüne alacağı sebeplerle;

1-) Sayın mahkemenizde ikame edilmiş hukuki mesnetten uzak işbu davanın reddine,

2-) Yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı yan üzerine tahmiline karar verilmesini saygılarımızda vekaleten arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili

Hakkında: Avukat Saim İncekaş

blank
Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Epistemofili teşhisi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Ayrıca

blank

Tasarrufun İptali Davasında Bankanın Sunduğu Kredi Sözleşmesine Karşı Beyan

ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ NE İlgili dosya no: DAVACI: VEKİLİ: DAVALI: KONU : Davalı bankanın …

Yorum var.

  1. blank

    Saim bey ben ankaradan yazıyorum benim bir arkadaşım kardeşinden imzalı arkası cirolu bir çek almış aralarında husumet varmış çeki damadı adıma tahsile koymuş yazdırmışlar kardeşiyle mahkemelik olmuşlar mallarına haciz yapmış damadı adına temlik almış bu arkadasım Ali Telli’ne damadı kızından ayrılmış babada bu temligi sana vereyim güveneceğim kimse yok dedi. Bende iyi niyetli olarak tamam dedim. Bunlar mahkemelikmiş davayı kaybetmişler bana
    23/01/2021 gerekçeli karar tebliğ edildi çek tutarı 660 bin %20 mahkeme benden taleb etmiş 131.815.43 tl benim adıma bir evim vardı ben 04.12.2020 tarihinde sattım . Karşı tarafın avukatı 12.icra dairesi 07/08/2021 evime haciz getirdi eşyaları yazdılar yediemine bana bıraktılar icra dairesinden evrakları istediğimde sattığım ev için tasarrufun iptali davası açmak için icra dairesine dilekçe verip Keçiören tapu müdürlüğünden tüm devir evraklarını 12. icra dairesinin taleb etmiş onlarda tapuya yazı yazmışlar.
    Ben yazılarınızı okudum bunlar icraya 07/08/2021 de geldiler ben evi 04/12/2020 de sattım icra kesinleşme tarihi evi sattığım tarihten sonra
    Ben nasıl bir yol izlemem gerekir itiraz için bir bilgi bekliyorum. Evdekilerlede aram bozuldu benim olmayan bir alacak borçtan mağdur oldum selamlar lütfen Bana bir yol gösterin bu işten benim çıkmam lazım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: