Tam Kusurlu Eş Boşanma Davası Açabilir Mi?

Tam Kusurlu Eş Boşanma Davası Açabilir Mi?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu ve bu durumun eşlerden biri için artık çekilmez ve katlanılmaz bir hal aldığını tespit eden hakimin; ikinci aşamada bu olguda tarafların kusur durumlarını da re’sen araştırması gerekmektedir.

Bu araştırma sonunda; olayda bütün kusurun davacıda olduğu ve fakat davalının hiçbir kusurunun bulunmadığının anlaşılması halinde; tamamen kusurlu eşin boşanma isteme hakkı olamayacağından, davanın reddine karar verilecektir.

Çünkü; yukarıda metni verilen 25.12.1991 tarih ve 543 / 663 sayılı Yargıtay HGK Kararında da belirtildiği üzere; geçimsizlik konusunda daha az kusurlu olan tarafın dava açma hakkı olup, tam kusurlu eşin boşanma talep hakkı bulunmamaktadır.

Nitekim; evine soba almamakta direnen, başka bir kadınla yaşayan, eşini döven, sadakatsiz olan, alkol alıp yangın çıkaran, zina eden, eş ve çocuklarına bakmayan, eşine ağır hakaretlerde bulunan, karısını huysuz ana-babasıyla birlikte oturmaya zorlayan, eşine kalabalık ailesinin oturduğu evde oturması için baskı yapan, eşine ev tutmayan, sağlıklı olduğu halde cinsel ilişkide bulunmayı kabul etmeyen, metres tutan, eşine müessir fiilde bulunan, sonradan elde ettiği servet sebebiyle şımarık hareketlerde bulunan, eşini sokağa atan, başka kadınlardan çocuğu olan, eşine frengi hastalığı bulaştıran, eşine bıçakla saldıran, çocuklarıyla ilgilenmeyen, eşi hakkında dedikodu yapan tarafların; geçimsizlikte tam kusurlu olmaları halinde açtıkları boşanma davalarının reddi gerekmektedir.

Her ne kadar; İsviçre Federal mahkemesince: ‘Yasa, boşanma davasını yalnız kusursuz olan eşin açabileceği merkezinde değildir, kusursuz veya kusuru daha az olan tarafın arzusu hilafina boşanma talep edilemeyeceğini ifade eder. Kusursuz taraf bizzat dava açmayarak, sadece diğer tarafın açtığı davaya itiraz etmediği takdirde, bu mani ortadan kalkmış olur” denilmekte ise de; vurgulamak gerekir ki; Türkiye’de ki uygulama bu görüşe tamamen karşı bulunmaktadır.

Öyle ki; tamamen kusurlu eşin açtığı bir boşanma davasını kusursuz eşin kabul etmesi halinde dahi, boşanmaya karar verilmesi mümkün değildir.

Çünkü Türk yargısı; böyle bir durumda, kendisine dava hakkı tanınmamış bulunan bir kimseye haksız yere bir dava hakkı tanınmış olması gibi hukukun onaylayamayacağı bir olanak sağlanmış olur görüşündedir.

Kaldı ki; davalının böyle bir beyanının hakim tarafından dikkate alınmaması; boşanma davalarında, davalının kabul ve ikrarının hakimi bağlamayacağı kuralının da doğal bir sonucu durumundadır.

Ancak; bu konuda Yargıtay’ın; değişik konularda ve hakkaniyet düşüncesiyle bazen, kusurlu tarafa da dava açma hakkı tanıdığı görülmektedir.

Nitekim: Kusursuz eşin, diğer eş tarafından vaki davet üzerine evlilik birliğine dönmemesi halinde; “şayet diğer taraf evlilik birliğine avdetten imtina ederse, kusuru üstün taraf dahi boşanma davasında bulunabilir” şeklinde kararlar verdiği anlaşılmaktadır.

Keza yine; davacının başka bir kadınla zina etmekte olmasının boşanma talebinde bulunmasına engel oluşturmayacağı ve ne taraflar ve ne de toplum için bir yarar sağlamayacak bu birliğin bozulmasının zorunlu bulunduğu da kabul edilmiştir.

Ayrıca belirtilmesinde yarar bulunan bir husus da; hakimin böyle bir karara ulaşabilmesi için, davacının olayda tamamen kusurlu olduğunun davalı tarafından ileri sürülmesinin şart olmadığıdır. Çünkü bu husus hakemin re’sen araştırması gereken konular arasındadır.

Davacının Ağır, Davalının Az Kusurlu Olması

Eğer dava konusu yapılan olayda, davacı davalıya oranla daha fazla kusurlu bulunmuş ise; böyle bir olasılıkta davalının, davacı tarafından açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır.

Bu itiraz üzerine yapılan incelemede davacı, geçimsizlik ya da anlaşmazlığın ortaya çıkarak aile hayatını temelinden sarsılmasında davalıdan daha fazla kusurlu bulunursa: hakimin boşanma davasını reddetmesi gerekir.

Ancak; davacının kusurunun ağır olmasına karşın; eğer aile birliği temelden sarsılmış ve davalının itirazı da, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup; evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yararın kalmadığı saptanmış bulunursa; hakimlikçe, yine de, boşanmaya karar verilmesi gerekir.

Bu sonuç, Türk Medeni Kanunun 166/11 maddesinin gereği olduğu kadar; “Hiç kimsenin kusuruna dayanarak bir hak kazanamayacağı “ilkelerinin de doğal sonucudur.

Davacının kusurunun daha fazla olmasına karşılık; eğer buna rağmen davalı itirazda bulunmazsa; diğer ögelerin tümünün oluşması halinde, hakimin davayı kabul ederek boşanmaya karar vermelidir.


Kaynak:

  1. Akıntürk

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.