Evliliğin Temelinden Sarsılması (Şiddetli Geçimsizlik) Boşanma Davası

Şiddetli Geçimsizlik ( Evliliğin Temelinden Sarsılması) Boşanma Davası

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Ne Demektir?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ne demektir?

Evlilikte karşılıklı saygı ve sevginin yitirilmesi ile evlilik birliğinden beklenebilecek herhangi bir yarar kalmamış olması durumunda “evliliğin temelinden sarsılmış” olduğu konusu gündeme gelecektir. Eşler arasındaki şiddetli geçimsizlik örnek olarak verilebilir.(1) Günümüzde boşanma sebepleri arasında en çok başvurulan sebep “evlilik birliğinin temelinden sarsılması”dır.(4)

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, karı-kocalık zihniyetinin son bulması, bağlılık şuurunun kaybolması, evlilik birliğinin beraberinde getirdiği zorunlu şartların yerine getirilmemesi veya getirilemeyecek hale gelmesi anlamındadır.

Belirtmekte fayda var ki; eski kanunda yer alan “şiddetli geçimsizlik” başlığı, yeni kanunda artık “evliliğin temelinden sarsılması” olarak ele alınmaktadır. Dolayısı ile bu terimler aynı anlamı ifade etmektedir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, eşler arasında çok ciddi ve şiddetli bir geçimsizlik veya anlaşmazlık bulunması demektir. Boşanma, ancak eşler arasındaki geçimsizlik veya anlaşmazlığın evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ciddi ve şiddetli olması durumunda söz konusu olabilecektir.

Bilimsel makaleler ve Yüksek Mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, eşler arasındaki sevgi ve saygının ortadan kalkması, düşünce ve duygu birliğinin zayıflaması, eşlik etme arzusunun (görevinin) tamamen sönmesi, sevginin yerini nefretin alması, saygının ise yerini korkuya terk etmesi, güvenin yerini güvensizliğin alması, özet olarak, eşlerin artık birbirinden sadece bedenen değil duygu yönünden de uzaklaşmış olması halinde ortak hayata devam imkanı kalmamış sayılır.

Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir“.

Böylece evlilik birliği, eşlerden birisi ya da her ikisi için ortak hayatı çekilmez hale getirecek şekilde temelinden sarsılmışsa, bu durumda boşanma davası açılabilir. Bu sebeple açılan boşanma davalarında kusur şartı aranmayacaktır. Eşlerden her ikisi kusurlu veya kusursuz olsa dahi boşanma davası açılabilir. Ancak davacının kusuru daha ağırsa, davalı açılan davaya itiraz edebilecektir.

Bununla beraber, itiraz hakkının kullanılması dürüstlük kuralına uygun değil ve evliliğin devamında davalı eş ve varsa çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmamış ise, itiraza rağmen hakim  boşanmaya karar verebilir. Adana boşanma avukatı Saim İncekaş evlilik birliğinin temelinden sarsılması birçok nedenden kaynaklanabilir demektedir.

Evliliğin Temelinden Sarsılması Nasıl Gerçekleşir?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel bir boşanma sebebidir. “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.(3)Temelinden sarsılmaya dayalı boşanma davası için diğer boşanma sebeplerinden farklı olarak boşanmaya sebep olacak vakıalar belirlenmemiştir. Eşler arasında geçimsizliğe veya anlaşmazlığa yol açan olaylar çok çeşitli olabilir. Önemli olan, geçimsizlik veya anlaşmazlığa sebep olan olayın evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ciddi ve şiddetli olmasıdır.

Evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayanılarak açılmış olan bir davada hakimin boşanmaya karar verebilmesi için ne gibi şartları arayacağı MK. m. 166/1 hükmünden çıkarılabilir;

Genel boşanma sebebi(2) olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasından dolayı boşanmaya karar verilebilmesi için evlilik birliğinin eşler bakımından ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış -çekilmez hal alması- olması, evliliğin devamında gerek taraflar gerek toplum ve varsa taraf çocukları için hiçbir yararın kalmadığının anlaşılması ve evlilik birliğinin çekilmez hal almasında davalının az da olsa kusurlu olduğunun kanıtlanması gerekir.

Hakimin boşanmaya karar verebilmesi için biri objektif, diğeri sübjektif olmak üzere başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması lazımdır. Objektif şart, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması; sübjektif şart ise, ortak hayatın çekilmez hale gelmiş bulunmasıdır.

Belirtilen bu unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği her somut olaya göre ve tarafların gösterecekleri delillerin değerlendirilmesiyle anlaşılacaktır. Akıl hastalığı ve terk dışındaki diğer özel boşanma sebepleri aynı zamanda şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmanın dayanağını oluşturabilir.

Geçimsizliğin Boyutu (Objektif Gözlemlenebilir)

Evlilik birliğinin temelden sarsılması; evlilikten beklenen amacın gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğu bir durumu anlatır.

Eşler arasındaki birçok geçimsizlik sayılabilecek olayın boşanma sebebi olarak kabulünün mümkün olmayacağı, eşler arasında geçimsizlik kabul edilecek bir olayın boşanma sebebi olabilmesi için; o olay sebebi ile eşler arasındaki evlilik birliğinin tarafların bir daha bir araya gelmelerine imkan vermeyecek şekilde temelinden sarsılmış olması gereği ifade edilmiştir.” Bu duruma öğretide “objektif şart” denilmektedir. Yani temelinden sarsılması hadisesi herkes tarafından gözlemlenebilir ve yorumlanabilir olmalıdır.

Bu koşul; “eşler arasında evliliği sürdürme hususunda ruh ve istek kalmadığını, aralarındaki anlaşmazlıkların onlardaki bu ruh ve bilinci söndürdüğünü” gösterir.

Yani yasa; eşler arasındaki her anlaşmazlık ya da geçimsizliğin evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı anlamına gelmeyeceğini, böyle bir durumun ancak eşler arasındaki çok şiddetli ve devam edegelen bir anlaşmazlıktan doğabileceğini kabul etmiştir. Örneğin; ani ve fevri hareketlerin bu anlatılan hali yaratmayacağı ortadadır.

Boşanmaya karar verilebilmesi için objektif ve sübjektif unsurların birlikte varlığı gerekir. Yani hem bir başarısızlık hem de bir kusur söz konusu olmalıdır. Eşler hangi gerekçelerle olursa olsun evlilik birliğini devam ettirmede başarısız kalmışlardır ve boşanmaya karar verilmelidir.

Eşler arasında baş göstermiş olan geçimsizlik veya anlaşmazlığın ciddiyet ve şiddet derecesinin saptanmasında, bunun eşler arasında kurulmuş olan ilişkiyi evlilikten beklenen amacı gerçekleştiremeyecek derecede sarsmış olup olmadığına bakmak gerekir.Eğer eşler arasında bu evliliği sürdürme konusunda ruh ve istek kalmamışsa, aralarındaki anlaşmazlık onlardaki bu ruh ve bilinci söndürmüşse, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu sonucuna varılmak gerekir.Yoksa hemen her ailede rastlanabilen ufak tefek geçimsizlikler, “ani ve fevri hiddet ve hareketler” evlilik birliğini temelinden sarsacak ve boşanmaya sebep olabilecek olaylar değildir.(7)

Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmesi(Subjektif Koşul)

Evlilik birliğinin temelden sarsılan olayların varlığı tek başına yeterli değildir. Böylesine ciddi olaylara karşın, eşler ortak yaşama katlanıyor ve evlilik birliğini sürdürmeye hazır bulunuyorlar ise, boşanmanın koşulları gerçekleşmemiştir. Gerçekten de; herkesin kendine göre bir dayanma gücü ve sabır sınırı bulunur.Bir kişiye göre çekilmez ve dayanılmaz görünen olaylar; başka bir kişi için o kadar önemli olmayabilir.

Boşanmaya hükmedilmesi için, meydana gelen olayların, ortak yaşamı eşler için çekilmez duruma getirmesi gerekir. Ortak yaşamın her iki eş için de çekilmez hale gelmiş olması zorunluluğu yoktur. Eşlerden yalnızca biri yönünden çekilmezlik olsa bile, bu eş boşanmayı isteyebilecektir. Yani eşlerden birisinin “katlanabilme kabiliyeti” sona ermiş olmalıdır.

Bu koşul; evlilik birliğine devam etmek ruh ve arzusunun ve hayat iştiraki şuurunun eşlerde yaşamamakta olduğunu gösterir. Evlilik birliği çökmüş, eşler birbirlerinden kopmuş olmalıdırlar.

Aşağıda örnek olarak verdiğimiz evlilik birliğini temelinden sarsan olaylara rağmen ortak hayat çekilmez hal almamışsa boşanmaya karar verilemez. Yine evlilik birliğini temelinden sarsan olaylara rağmen evlilik birliğinin devam etmesi yanında bu olaylar çok önceleri meydana gelmiş, boşanma davası açılmamış ise birliğin çekilmez hale gelmediğinin kabulü gerekir. Artık bu olaylara dayanılarak boşanma davası açılamaz.

Şunu da belirtmek gerekir ki, çok ağır şartlara senelerce tahammül eden eş, bazen küçük bir olaya tahammül edemeyebilir. Önemli olan evliliğin temelden sarsılıp sarsılmadığıdır.

Eşin Kusurlu Davranışlarının Anlamı

Kusur, hukuka aykırı bir fiil işleyen kimsenin hukuk  düzenince beğenilmeyen bir zihin ve ruh hali içinde bulunmasını ifade eder. Kusur bir irade eksikliği olarak ortaya çıkan davranıştır. Sebebi ise zarar verenin başka türlü davranması mümkün ve zorunlu iken; o şekilde davranmayıp zarara yol açacak şekilde davranmış olmasıdır. Kusur, yasaca hoş görülmeyen, kınanan davranışlarda söz konusu olmaktadır.

♦Kusur çoğu kez kişilerin sosyal ve kültürel yapılarına, değer yargılarına ve çevrelerine göre değişen, bir ölçüde soyut, göreli bir kavramdır. O halde önceden şu yada bu eylemin ve davranışın daha ziyade kusur veya daha az kusur olarak kabulü ve bu konuda kesin, değişmez, nesnel bir ölçü konulması olanak dışıdır. Bu nedenle Türk Medeni Yasasının 166. maddesine dayanılarak açılan boşanma davalarında taraflardan hangisinin tutum ve davranışının daha ziyade kusur sayılacağını, başka bir söyleyişle kusurun daha ziyade hangi tarafa ait olduğunu saptamak ve değerlendirmek hakimin takdir yetkisine aittir.  Elbette hakim bu konudaki takdir yetkisini ve hakkını olayların kendi yapılarına ve oluşlarına özgü yönleri içinde kullanacaktır.

Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az Kusurlu Eş Davaya İtiraz Ederse

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK 166/2) Bu durumun tespiti mahkeme tarafından yapılacaktır. Sonuçta az kusurlu eşin boşanmaya karşı çıkmasına rağmen evlilik birliğinin çekilmez hal aldığı gerek toplum gerek taraflar ve müşterek çocuklar için bir yarar kalmadığı anlaşıldığında boşanmaya karar verilmesi gerekecek, az kusurlu eşin itirazına boşanmaya karar verilmesi noktasında itibar edilmeyecektir.

Örneğin karının cinsel ilişkiden kaçındığı buna rağmen kocanın da başka kadınla cinsel ilişkiye girdiği, yıllardır tarafların ayrı yaşadıklarının ispatlandığı bir boşanma davasında kadın kocasına rağmen daha az kusurlu ise de bu evliliğin korunmasında hukuki yarar kalmadığından ve davalı kadının boşanmaya karşı çıkması iyi niyetli bir davranış olarak yorumlanamayacağından boşanmaya karar verilmesi gerekecektir.

Ayrıca kusurun aranmadığı yani tamamen başarısızlığın temel alındığı olaylar da karşımıza çıkabilmektedir.

Bazen eşlerde hiç kusur yokken bile yuva temelli bir sarsıntıya uğramış olabilir. Bu takdirde boşanma kararı verilmesine engel yoktur. Kusurun ağırlığı, karşılıklı kusur söz konusu olan hallerde, dava hakkı yönünden önem taşır. 

Kusur Olmaksızın Evlilik Temelinden Sarsılmış Olabilir 

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması bazen eşler arasında geçimsizlik olmadan da söz konu olabilir. Nitekim; “Boşanma için evlilik birliğinin objektif olarak kökünden sarsılmış olması kafidir; eşlerden birinin kusurunun iddia veya ispat edilmesi zaruri değildir.

Örnek; Kadının ırzına geçilmiş olması, koca açısından ortak hayatı çekilmez hale getiren bir olaydır. Türk toplumu, karısı böyle bir duruma düşen kocadan, onu şefkatle bağrına basması beklenemez. Aksine kocanın bunu hoşgörü ile karşılaması toplum içindeki değerinin yitirilmesine yol açar. Bu yargı giderek onu herkesin gözünden düşürür. Öte yandan eşinin isteği dışında da olsa başka birisi tarafından ırzına geçilmesi hali kocada, istemeyerek de olsa, eşine karşı tiksinti ve benzeri duyguların doğumuna yol açar.

Yine başka bir örnekte; “Birbirlerini hala sevmelerine rağmen, bir kazanın taraflardan birini evliliğin icaplarını yerine getirememek durumuna düşürmesi halinde bir geçimsizlik söz konusu olmadan, duygu ve fikir ayrılığı ortaya çıkmadan, evlilik birliği sarsılmış olabilir. Bu şartlar altında kocayı ortak hayatı devam ettirmeye zorlamak haksızlık olur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu benzeri bir olayda bu görüşü benimsemiştir.

Başka bir örnek olarak; eşler arasındaki anlaşmazlık ve geçimsizlik eğer onların mizaçlarından ya da karakter ve yetişmelerinin farklılıklarından ileri geliyorsa; hiç birine kusur izafe dilemez”. Yani eşlerin her ikisi de olaylarda kusursuz olsalar bile; eğer aile birliği temelinden sarsılmış ise; tarafların boşanmaları mümkün bulunmaktadır.

Bu nitelikteki davalarda geçimsizliğe yol açan olayların mahiyetleri itibariyle dava dilekçesinde genel bir biçimde belirtilmesi yeterli olup, olayların dava dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklanması zorunluluğundan söz edilemez.

Bunun doğal sonucu olarak olayların yargılama sırasında açıklanması, iddianın genişletilmesi niteliğinde sayılamaz. Ancak 4787 sayılı Kanun’daki düzenleme uyarınca tarafların duruşmada hazır bulunmaları halinde hakimin genel nitelikteki dava dilekçesini geçimsizlik sebeplerinin nelerden ibaret olduğunu tespit etmek zorunda olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Aile mahkemelerinde görülen dava ve işlerdeki özel yargılama usulü özel olarak işlenmiştir. 

Temelinden Sarsılmayı Hakimin Takdir Yetkisi

Doğaldır ki; eşler arasındaki geçimsizlik ve anlaşmazlıklar çok çeşitli ve değişik sebeplerle doğmuş olabilecekleri gibi; yine bir çok nedenlere de dayanabilirler. Örneğin; kocanın karısını dövmesinden, kadının müsrifliği ya da başka bir erkekle cinsel ilişki, öpüşme, mektuplaşma, sarkıntılık anlamına gelen sadakatsizliğine kadar türlü biçimlerde ve türlü görünümlerde ortaya çıkabilirler. Onun için bu sayısız olgulardan hangisinin; evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikle olduğu ancak hakimin vereceği kararlarla bir sonuca bağlanabilir.

Temelden sarsılmayı objektif Türk ailesi yapısına göre hakim takdir edecektir. Hakimin takdir hakkı Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde düzenlenmiştir.(5) “Hakimin takdir hakkı sınırsız olmayıp objektif esaslara dayanması dosyada mevcut olaylara uygun olması gerekir.”(6) Bu çerçevede hakim takdir yetkisini kullanırken şu hususları dikkate alacaktır:

  1. Aile birliğinin korunması ilkesini gözeterek olayları yorumlayacaktır.
  2. Kişisel önyargı ve eğilimlerinden arınmış olarak olayları değerlendirecektir.
  3. Eşlerin menfaatleri arasında adil bir dengeyi kurmaya çalışacaktır.
  4. Mümkün olduğunca benzer durumlarda da uygulanma niteliğine sahip çözümler bulacaktır.
  5. Hukukun sosyolojik boyutunu devamlı göz önünde tutacaktır.
  6. Türk toplumunun sosyal ekonomik ve ahlaki yapısı ile tarafların gerçek durumlarını tartacaktır.
  7. Yabancı ile evlilikte veya iki Türk’ün yurtdışında yaşamasında yabancının ve yabancı ülkenin şartlarını da gözetecektir.
  8. Evlilik birliğini temelden sarsan olayın zamanını dikkate alarak önceki ve sonraki şartları ve aradan geçen zamanın hoş görülme anlamına gelip gelmediğine dikkat edecektir. Ayrıca olaya sebep olan kişide zamanla düzelmede olmuş olabilir.
  9. Evlilik birliğini hayatta tutma ilkesi ve gereğini kişilere ızdırap veren bir evliliği devam ettirmeye zorlamak şeklinde uygulamamalıdır.

Takdir yetkisinin kullanılmasında hakim; eşlerin sosyal ve kültürel durumlarını, eğitim düzeylerini; çocukların etkilenme olasılığını, aile birliğinin yaşantısını sürdüğü sosyal çevreyi gözetmek durumundadır. Ancak eşlerin kültürel durumları değerlendirilirken, tamamen a-tipik özellikleri değil, makul eş konumunun ölçü alınması gerekir.

Şu gibi hallerde hakim boşanma kararı vermelidir;

  1. Asılsız şikayet ve suçlamalar,
  2. Eşlerin hakim kararına rağmen müşterek konut belirlemesine ve teminine katılmamaları (TMK, md. 186-195),
  3. Aşırı kıskançlık, evlilik birliğinin yüklediği görevleri yerine getirmemek,
  4. Yemek yapmamak,
  5. Eşi eve almamak,
  6. Kadının başka erkeklere satılması,
  7. Bir kere bile olsa eşin dövülmesi,
  8. Kocanın anne ve babasının eşini dövmesine seyirci kalması,
  9. Evden kovulması, korkutma,
  10. Kadının başka bir erkeği eve alması,
  11. Kadının ilk gece bakire çıkmaması,
  12. Issız yerlerde başka erkekle görülmesi,
  13. Kocasını devamlı aşağılaması,
  14. Ona hakaret edilmesi,
  15. İntihara teşebbüs,
  16. Cinsel görevlerin yapılmaması,
  17. Kadının geç saatlerde sokaklarda dolaşması, belirsiz yerlere gitmesi,
  18. Evden izinsiz ayrılması,
  19. Hastalıkta ilgilenmemek,
  20. İktidarsızlık,
  21. Güven duygularını sarsmak,
  22. Eşi sevmediğini, bir üçüncü kişiyi sevdiğini söylemek,
  23. Aşırı içki, kumar alışkanlığı nedeniyle evlilik birliğinin yüklediği görevlerin yerine getirilmemesi,
  24. Kadının kötü tanınan ev ve iş yerlerine girip çıkması,
  25. Erkeğin başka kadınla ilişkisi,
  26. Kadının kendisini aldatan kocaya devamlı hakareti, kocasının doğru olmadığı halde başka kadınlarla ilişkide olduğunu söylemesi,
  27. Kocanın kadının birlik devam ettiği halde bakire çıkmadığını yayması,
  28. Eşin evin kilidini değiştirmesi,
  29. Evlilik sırlarını ulu orta yayması,
  30. Sık sık evi terk etmesi,
  31. Eşin hastalığı ile ilgilenmeme,
  32. Eşin başka biriyle birlikte görülmesi, vb.

gibi olaylar eğer birliği temelinden sarsmış ve birliğin sürdürülmesi diğer eşten beklenemiyorsa, birlik çekilmez, katlanılmaz, tahammül edilmez hal almışsa, boşanma kararı verilmelidir.

Hakim evliliğin temelinden sarsılmasındaki kanaatini oluşturmak için başlıca şu hususlara dikkat eder;

  1. Davacının veya Davalının Kişiliği
    Davacının rahi ve fiziki gücü, karakteri, tahsili, dünya görüşü v.s. göz önünde tutularak, evlilik birliğindeki geçimsizliğin kendisi üzerindeki etkisi tespite çalışılır. Burada eşlerin tutumu, görüşleri önem taşır. Bazı eşler aynı geçimsizlik nedenlerine senelerce tahammül etmekte ve bunları evlilik birliğini ortadan kaldıracak nitelikte bulmamaktadır. Bu ölçütler evlilik birliğini ayakta tutma ilkesi gereği oluşmuştur. Ancak bu değerlendirmeyi çok katı bir uygulamaya götürmemek gerekir çünkü, kişi dava açmakla olayları kaldıramadığım ortaya koymaktadır.

  2. Reşit Olmayan Çocukların Menfaati
    Her çocuğun ana ve babası ile birlikte yetişmesinde menfaati vardır. Bu nedenle eşlerden yapabilecekleri fedakarlığı son haddine kadar yapmış olmaları istenir. Evliliğin devamı, çocukların yetişmesi üzerinde menfi etki yaratacaksa, boşanmanın engellenmesine gidilmez.

     

  3. Evlenme Esnasında Geçimsizlik Yaratan Olayın Bilinmesi
    Evlenme akdi yapılırken davacı eş geçimsizliğe neden olan olayları biliyor ise, burada hakim davacı eşten evliliğin devamının beklenebilir olup olmadığına karar verirken daha sıkı davranacaktır. Diğer taraftan önce eşinin bar, içkili lokanta gibi yerlerde çalışmasına izin veren eş daha sonra çalışan eşinin hiçbir kusuru yokken, bu çalışmanın evlilik birliğini temelinden sarstığını ileri sürerek boşanma davası açamaz, açarsa bu dava hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedilmelidir

     

  4. Zaman Unsuru
    “Evliliğin eskiliği müşterek hayatın idamesi hususunda bir karine teşkil ettiğinden”, evliliğin kaç yılını doldurduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

    Dava açmak her ne kadar belli bir süreye bağlı tutulmamış ise de dayanılan olayların uzun yıllar öncesinde kalmış olması durumunda birlikteliğin dava tarihine kadar sürdürülebilmiş olması, bundan sonra da evlilik birliğinin devamına olanak bulunduğu düşüncesine ulaşılabilir.

    Farklı deyişle; eski olayların bir sebep olmaktan çıkıp “bahane” vasfına dönüşüp dönüşmediğine dikkat edilmelidir. Diğer önemli bir husus da, evlilik birliğini temelinden sarsan, müşterek hayatı çekilmez hale getiren olayların dava açılmadan önceki tarihlerde meydana gelmesi, affedilmemesi ve hoşgörü ile karşılanmaması veya hoşgörü ile karşılandığını, ortak hayatın çekilebilir olduğunu gösteren davranışlar içine girilmemesi gerekir. Dava açıldıktan sonra meydana gelen olaylar açılmış olan davada boşanma nedeni olarak kabul edilmez, sonradan meydana gelen bu olaylarla ilgili olarak yeni dava açılması gerekir. 

Temelinden Sarsılmayı İspat Yükü

Çekilmez hale gelmeyi iddia eden ispat edecektir.(8)Boşanma davasında, sadece evlilik birliğini temelinden sarsan bir olayın varlığını kanıtlamak yeterli değildir. Bir de bu olayın davacı için ortak hayatı çekilmez hale koyması, ortak hayatın katlanılmaz, tahammül edilmez hale gelmesi gerekmektedir.

Temelinden sarsılmanın açık ve kuşkusuz kanıtlarla ispat edilmesi gerekir. Kabule elverişli olmayan beyan ve sebep ya da saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahatlara dayanarak karar verilemez.

Bu koşul TMK.nın 163’üncü maddesinde düzenlenen suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, yine TMK.nın 165’inci maddesinde düzenlenen akıl hastalığı nedeniyle boşanmada da ortak koşuldur. Yani evlilik birliğinin sürdürülmesi, boşanmaya neden olan olay sonucu diğer eşten beklenemez, ondan birliğin devamı istenemez olmalıdır.

Birliği temelinden sarsan ve birliğin devamı diğer eşten beklenemeyecek derecede, ortak hayatı çekilmez hale getiren tüm olaylar TMK.mn 166/1’inci maddesi gereğince boşanmaya neden olabilir.

Temelinden sarsılmaya neden olan olayların ayrı ayrı açıklanmasına gerek yoktur. Bu nedenle boşanmaya neden olan olayların duruşmada ortaya konulması halinde diğer taraf iddianın genişletildiği savında bulunamaz, dilekçede genel bir açıklama yeterlidir.

Boşanmaya karar verilebilmesi için boşanmaya neden olan olayların görgüye dayalı tanık bilgileriyle açıklanması bu olaylardan sonra ortak hayatın devam etmemesi gerekir.

Tamamen kusurlu eşin dava hakkı bulunmamaktadır. Evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmasına karşın bu sonuç da kusur tamamen davacıda olup, onun tutum ve davranışlarından kaynaklanıyorsa ve davalıya yüklenebilecek hiçbir kusur kanıtlanmamışsa davanın reddi gerekecektir.

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir.(9)

Temelinden Sarsılmaya Neden Olan Olayın Ortadan Kalkması

Evlilik birliğinin sarsılmasına neden olayın dava açıldıktan sonra ortadan kalkması halinde çekilmezlik oluşmamıştır.

Örneğin kumarbaz veya ayyaş olması ve birliğin sarsılmasına bu alışkanlığı nedeniyle sebep olan eş uzun süre önce bu illetten kurtulmuş ve kendine düşen ödevleri yerine getirmeye başlamış ise çekilmezlik unsuru gerçekleşmemiş demektir. Fakat, başka bir geçimsizlik nedeni ile evlilik birliğinin yeniden çekilmez hale gelmesi mümkündür.

Temelinden Sarsılma Sayılabilecek Olaylar

  1. Davalı kadının eşini ve ailesini küçük düşürücü davranışlar içerisine girmesi, birlik görevlerini yerine getirmemesi,
  2. Türk Medeni Kanunu’nun 338/1. maddesi uyarınca; eşlerin, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlülüğü bulunmasına rağmen eşin üvey çocuklarına özen ve ilgi göstermemesi,
  3. Eşini evden kovup, hakaret etmek,
  4. Birlik görevlerini yerine getirmeyerek eşi ve çocuğuyla ilgilenmemek, borçlanıp eve haciz gelmesine neden olmak,
  5. Eşin zina yapması, buna karşın diğerinin de zina yapana “…bu iş bitti ben istemiyorum… diyerek, bu suretle birlikte yaşamaktan kaçınması,
  6. Eşine saldırıp, küfretmek,
  7. Eşin diğerinin ailesi ile birlikte oturması hususunda baskı yapması, kendi ailesi ile görüşmesine engel olması,
  8. Ailesinin eşini dövmelerine karşı duyarsız kalmak, eşinin annesinin ameliyatından sonra annesini ziyaret için göndermemek,
  9. Eşinin hastalığı ile ilgilenmemek, hastalığı sırasında eşini terk ederek çocuklarının yanına gitmek,
  10. Eve bakmamak, sürekli içki içip kumar oynamak suretiyle birlik görevlerini yerine getirmemek,
  11. Davalı ve ailesinin, davacının yakınlarına “kızınız şeker hastası, akıl hastası, bize hastalıklı kızı sattınız, alın götürün, kızınızı istemiyoruz” diyerek davacıyı evden göndermeleri,
  12. Davalının, davacının elini ısırıp, zehirlemekle tehdit etmesi,
  13. Güven sarsıcı davranışlar içerisine girmek. Örneğin eşin parklarda yabancı kişilerle oturup, geceleyin kocasının vardiyalı işçi olmasından da yararlanarak eve birden fazla kişiyi alması, alınan bu kişilerin geceleyin evde kalması, eve girenlerden birinin kartının da yatağın altında bulunması güven sarsıcı ve boşanmaya neden olan kusurlu davranışlar olarak değerlendirilebilecektir.
  14. Eşine sen adam mısın, alçak, deyyus şeklinde hakaret etmek, evin eşyalarını kırıp, eşini dövmek,
  15. Eşine karşı sırık, hayvan, hayvan oğlu hayvan gibi sözlerle hakaret etmek,
  16. Eşin kumar oynayıp borçlanması, alacaklıların diğer eşi rahatsız etmelerine neden olması,
  17. Eşi ve çocukları yokken eve karşı cinsten başkasını almak,
  18. Kendisi ve ailesi tarafından davacının başkaları ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıkartmak, müşterek çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmek, eski kayınvalidesiyle birlikte yaşamak,
  19. Eşin evlilik birliği görevlerini yerine getirmemesi, eve haciz gelmesine neden olması,
  20. Kocanın başka bir kadın ile gayri resmi olarak yaşaması ve o kadından çocuğunun olduğunun anlaşılması,
  21. Eşin yatağını ıslatmasına rağmen tedaviye yanaşmaması,
  22. Eşine okumuş cahil, aptal, sersem, aşağılık, eşek oğlu eşek, kayınvalidesine orospu diye hakaret etmesi,
  23. Eşin başka birisiyle birkaç gün aynı otel odasında beraber olması,
  24. Eşin boşandığı ilk eşi ile birlikte yaşamaya devam etmesi,
  25. Eşin daha önceki nişanlısı ile görüşmesini sürdürmesi ve eşi ile bir arada yaşamak istemediğini söylemesi,
  26. Seni sevmiyorum, seni ve çocuğunu istemiyorum, köpek, pezevenk şeklinde söz ve hakaretlerde bulunmak,
  27. Eşlerin sürekli olarak kavga edip, birbirlerine vurmaları ve karşılıklı hakaret etmeleri,
  28. Eşi ve çocuğu ile ilgilenmemek,
  29. Kadının evliliğe ısınamadım, evliliğinin umduğu gibi olmadığını, eşi ile cinsel ilişki kuramadıklarını, eşinin erkekliğinin olmadığını başkalarına söylemek suretiyle kocasını aşağılaması,
  30. Eşini zaman zaman dövüp, ailesinin de dövmesine sessiz kalması,
  31. Eşin anne ve babasının azarlamalarına maruz kalması, eşin bu davranışlara sesiz kalması,
  32. Birlik görevlerini yerine getirmemek,
  33. Nedensiz olarak eve geç saatlerde gelmek,
  34. Başkalarının yanında eşine karşı ağır hakaretlerde bulunmak,
  35. Eşine sen anlamazsın, bilmezsin, kültürsüzsün demesi, onu ergin olan çocuklarıyla birlikte oturmaya zorlaması,
  36. Kocanın seni boşadım, boşsun diyerek eşini evden kovması,
  37. Eşini sürekli tehdit etmek,
  38. Eşlerden birinin bağımsız müşterek konut belirlenmesine (TMK. m. 186) yanaşmaması,
  39. Eşin diğer eşe kişiliksiz, kişiliği gelişmemiş, bana layık değilsin diyerek hakaret etmesi,
  40. Sürekli kumar oynamak,
  41. Eşine sen kaç paralık adamsın diye hakaret edip onu itelemesi,
  42. Eşler arasında cinsel uyumsuzluk bulunması,
  43. Eşine tabak fırlatmak, diğerinin de papaz demesi,
  44. Eşin diğer eşi devamlı olarak silahla tehdit etmesi, dövüp, halıya sararak üzerine oturması,
  45. Eşini kastederek yakınlarına alın götürün, istemiyorum, başımı belaya sokacak demesi,
  46. Kocanın davacı karısı için ziynetleri çaldı, bakire değildi diyerek itham etmesi,
  47. Eşini itekleyip, kollarından tutup sarsması,
  48. Davalı kadının eniştesi ile ilişki kurduğu yolunda köyde yaygın bir dedikodu bulunduğunun gerçekleşmiş ve söylentiyi kocanın çıkarmadığının anlaşılması,
  49. Kocanın, tenasül organı normal yapıda olmasına rağmen psikolojik sebeple dahi olsa bir yıllık evlilik süresi içinde eşinin kızlığını bozamamış olması, (Aylarca kocasının cinsi ilişkiyi başaramamış olması gerçekleşeceği belli olmayan ve ondan sonra da devam edip etmeyeceği şüpheli bulunan cinsel yakınlaşmayı beklemek için kadını zorlamak haksızlık olur.)
  50. Kadının kocası ile yatak hallerini başkalarına anlatması, aynca sık sık (amcasının oğlunun aklından hiç çıkmadığını) söyleyerek başka bir erkeğe karşı özlemini dile getirmesi ve zaman zaman da kocası ile yatmaktan kaçınması,
  51. Davalı kadının evini ve çocuklarını ihmal ederek devamlı şekilde taksiyle dolaşması ve kadının bu tutumu sonucu davalının başka erkekle ilişkide bulunduğu yolunda çevrede yaygın söylentinin çıkması,
  52. Evlilik birliği sırasında, fiili ayrılık döneminde nişanlanmak ve güven sarsıcı davranışlarda bulunmak,
  53. Davalının evin kapısını kilitleyip davacının evden çıkmasına engel olup, davalı ve ailesinin, davacının yakınlarına “kızınız şeker hastası, akıl hastası, bize hastalıklı kızı sattınız, alın götürün, kızınızı istemiyoruz’ diyerek davacıyı evden göndermeleri,
  54. Kadının, kocasının cebinden habersiz para alması,
  55. Davalı kadının muhtelif zaman ve yerlerde kocasına “pezevenk seni boynuzlatacağım” diye ağır hareketlerde bulunması, kocasını ölümle tehdit etmesi,
  56. Tarafların cinsel organları normal yapıda olmasına rağmen, psikolojik sebeple de olsa uzun evlilik süresinde cinsel ilişki kuramamaları,
  57. Cinsel ilişkiye engel bulunmayan rahatsızlığını bahane ederek sürekli cinsel ilişkiden kaçınmak,
  58. Davalı kadının aile birliğine karşı yükümlü olduğu sadakat görev ve sınırlarını aştığı yolunda yorumlanmaya elverişli ve özellikle kocada gerçekten şüphe uyandıracak bir takım davranışlar içinde olması, bununla da yetinmeyerek eşini küçük görüp hakaret etmesi, kocasının verdiği paraları yırtıp atacak kadar dengesiz harekette bulunması, hiç bir kocanın hoşgörü ile karşılamayacağı istemleri kapsayacak biçimde başka bir kadına mektup yazması,
  59. Evli bir erkeğin; başka bir kadınla baş başa vermiş, elini boynuna dolamış biçimde ve samimi bir şekilde özel fotoğraf çektirmesi o kadınla ilişkisinin derecesi ne olursa olsun Medeni Kanunun 151. maddesinin (TMK 185) öngördüğü sadakat yükümlülüğüne aykırı ve en azından davacı eş açısından güven duygularını sarsıcı bir davranması ve davalının evlilik dışı ilişkileri konusunda mevcut dedikodularında bu şekilde davalının davranışlarından kaynaklandığının anlaşılması,
  60. Kadının açtığı boşanma davasının reddedilmesinden sonra, baba ile çocuk arasında kurulan şahsi ilişkinin yerine getirilmesi ve çocuk teslim zaptı düzenlendiği sırasında kadının (davalının) av tüfeğini alıp davacının üzerine yürüyüp, tehdit etmesi eyleminin bu olaydan sonra açılacak boşanma davasında şiddetli geçimsiz sayılacağı,
  61. Başka kadınla evlilik dışı birlikte yaşamak,
  62. Eşinin hastalığı ile ilgilenmemek,
  63. Evin kilidini değiştirerek eşini eve almamak,
  64. Eşini evden kovmak ve hakaret etmek,
  65. Çalışmayıp, karısını kendi anne-babasıyla oturtmak,
  66. Kadının eğlence hududunu aşacak şekilde ve para kazanmak amacı ile konken oynaması, kocasının apartman yöneticisi olarak topladığı paraları kumarda harcaması, bununla yetinmeyerek evden bir yatak satacak kadar kendisini bu işe kaptırması, yakınlarından borç para alıp, bu tutkusu yüzünden evini, eşini ve çocuklarım ihmal etmesi, ayrıca ailede ekonomik sıkıntıya ve yıkıntıya yol açması.
  67. Erkeğe kusur olarak yüklenen kadına babasının tarlasını satması hususunda baskı yapması eylemi,
  68. Karısının kocası hakkında (erkekliği yok kocalık yapamıyor) şeklinde beyanlarda bulunması,
  69. Kadının kocasına karşı saygısızlık ve sadakatsizliğini gösteren sözler sarf etmesi ve ona hakaretlerde bulunması, onunla alay etmeye başlaması,
  70. Bakire olarak alındığı kabul edilen kızın bakire olmaması,
  71. Evli kadının bekar erkeklerle birlikte gazino ve plaj gibi mesire yerlerinde görülmesi,
  72. Ortak hayatı çekilmez hale getiren aşırı kıskançlık,
  73. Karının frengiye yakalanmış olması,
  74. Karının cinsel vazifelerini ifa kabiliyetinin bulunmaması,
  75. Kocanın şok sonucu cinsel ilişkide bulunamayacağının sağlık kurulu raporuyla tespit edilmiş olması,
  76. Karısı aleyhine boşanma davası açmış olan kocanın bir başka kadınla karı koca gibi yaşadığının sabit olması,
  77. Kocanın başka bir kadınla ters ilişkide (livatada) bulunması,
  78. Kadının (karının) haklı bir sebep olmadığı halde cinsel ilişkiden kaçınması,
  79. Yıkanmak gibi medeni bir gereği haklı sebep olmaksızın yerine getirmeme,
  80. Kocanın taşınmazının yarısını vermesi için karısı üzerine baskı yapması ve onun kabul etmemesi üzerine de camları kırıp eşyayı yırtması,
  81. Cinsel iktidarsızlık,
  82. Eşe hakaret ederek başkalarının önünde küçük düşürme,
  83. Bir işte çalışarak eve ve çocuklarına bakma ödevini savsaklama,
  84. Kocanın başka bir kadınla baş başa vermiş ve elini boynuna dolamış durumda fotoğraf çektirmesi,
  85. Eşlerden birinin diğerinin cebinden habersiz para alması,
  86. Karının çocuğunu kasten düşürmesi,
  87. Kocanın içkiye düşkün olması,
  88. Soğukluk,
  89. Lakayıd olmak,
  90. Millî ve dinî duygulara tecavüz,

Temelinden Sarsılma Sayılmayacak Olaylar

  1. Gerek özel daire ve gerekse Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış olan uygulamalarına göre; bir taraf boşanma nedeni olacak olaylardan sonra karşı tarafı bağışlamış ise yeni olaylar meydana gelmedikçe boşanmak arzusunda olan taraf önceki olaylara dayanarak boşanma davası açamaz. Ancak kendisin döven eşini cezadan kurtarmak amacıyla kadının şahsi davasından vazgeçmesi ise boşanma davası yönünden eşini affettiği anlamına gelmez.
  2. Oyun alışkanlığının evlilik birliğini temelinden sarsan bir neden kabul edilebilmesi için oyun sebebiyle davalının evliliğin çeşitli yükümlülüklerini yerine getirmediği ekonomik sıkıntı doğurduğu, aile yapısında ve çevre ilişkilerinde çeşitli olumsuzluklar yarattığı hususlarının da sabit olması gerekir.
  3. Kadının ileri sürdüğü gibi kocanın, almayı vaadetse bile altınları almamış olması boşanma sebebi olamaz,
  4. Kadının doğurgan olmaması tek başına boşanma sebebi oluşturmaz. Vajinadaki cinsel ilişkiyi engelleyen olgunun tıbbi müdahale ve tedavisinin mümkün olduğu tıbben belirlenmiş ve kadında tedavi olmayı kabul etmişse ve bunun dışında şiddetli geçimsizliği ispatlayacak başkaca delil yoksa davanın kabulü mümkün değildir. Aksine kadın tedaviye yanaşmıyorsa bu durum boşanma sebebi olur.
  5. Ağız ve vücut kokusu başlı başına boşanma nedeni değildir. Davalıda varolduğu iddia edilen bu rahatsızlığın tedavisinin mümkün olup olmadığı, davalının tedaviden kaçınıp kaçınmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı koca için çekilmez hale getirip getirmediğinin uzman hekimlerden oluşan sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece davalıda iddia edilen bu rahatsızlığın bulunup bulunmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı için çekilmez hale getirip getirmediği hususunda sağlık kurulu raporu alınması için davalıya bu konulan içerir meşruhatlı davetiye tebliğ edilmesi, müracaat ettiğinde hastaneye sevk edilerek bu konularda rapor alınması gerekir.
  6. Davalının irade dışı oluşan davranışları Medeni Kanun’un 134/1. (TMK. 166/1) maddesi anlamında boşanma nedeni yapılamaz.
  7. Evlilik kader birliğini zorunlu kılıp, tasada ve kıvançta beraberlik ister. Evlilik devam ederken kadının rahminin ameliyatla alınması ve bu yüzden doğum yeteneğini yitirmesi bir çeşit Semavi afettir. Öyle ise eşlerin bunu birlikte göğüslemeleri gerekir. Kadının geçirdiği ameliyat sonucu çocuk yapamaz hale gelmesi kocaya, boşanma hakkı vermez.
  8. Babasından emekli maaşı almak için kadının boşanmak istemesi ve kocanın da buna razı olması boşanma kararı vermeyi mümkün kılmaz.
  9. Kadının gusul (boy abdesti) almakta ihmalkar davranması başlı başına boşanma sebebi sayılamaz.
  10. Fiili ayrılık başlı başına boşanma nedeni değildir.
  11. Nikahtan sonra eşlerin birleşmemiş olmaları, boşanma davası açılmasına engel değildir. Başka bir anlatımla, taraflar birleşmemiş olsalar bile, şartları bulunduğa takdirde boşanma davası açabilir. Davada, taraflar arasında aile birliğini temelli sarsıntıya uğratacak ve şiddetli geçimsizlik yaratacak bir olayın varlığı iddia ve ispat edilmesi gerekir. Kadının ileri sürdüğü gibi kocanın, almayı vaadetse bile altınları almamış olması da boşanma sebebi olamaz.
  12. Eşlerin ayrı yaşamakta olmaları, şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davasının kabulünü gerektirmez. Evvelce davacı tarafından açılan ve redle sonuçlanan boşanma davalarından sonra taraflar arasında herhangi bir olay meydana gelmemişse davanın reddi gerekir.
  13. Bağımsız evi boşaltıp anasının evine giden kocaya karşı kapı önündeki tartışmada kadının sırta vurması bu taşınmaya direnme niteliğinde olup, boşanma nedeni değildir.
  14. Eşler arasında kan uyuşmazlığının bulunması, boşanma sebebi sayılamaz. Çünkü: her şeyden önce bugünkü tıbbi imkanlar doğacak çocuğun geleceğini güven altına almaya elverişlidir. Esasen, evlilik tasa ve kıvanç paylaşmasıdır. Aslında eşlere kusur bile yükletilemeyecek böylesine talihsiz bir rastlantıdan dolayı karı kocanın birbirine destek olması gerekirken, aksine eşin aşırı bir duyarlık gösterip kan uyuşmazlığını boşanma sebebi olarak ileri sürmesi kanunen korumaya değer bir mazeret sayılamaz. Doğmuş çocuğun felçli olduğuna bakılarak, ileride doğacakların da aynı durumda olacakları endişesi ile de olsa kocanın cinsel ilişkiden çekinmesi az önce açıklanan, tasaları birlikte göğüslemek kuralına ters düşeceği kadar, kısırlığı boşanma sebebi olarak kabule de yol açar. Öte yandan, bu davranışı boşanma sebebi olarak ileri sürmek bir ölçüde iyi niyetle de bağdaşmaz.
  15. Kadının kocasının yaşayış tarzına ayak uydurmadığından bir gerçek payı mevcut olmakla beraber bu, felçli çocuğun bakımı ve özellikle onunla ilgilenmek gibi, aslında kocanın kıvanç duyması gereken bir davranış olup, çocuğun babaya gönderilmesi olayı ise kocayı yuvayı dağıtma hakkı vermez.
  16. Nikahtan sonra kocanın düğüne yanaşmaması (Kanunun öngörmediği bir konuda görenek ve geleneklere üstünlük tanımak caiz olamaz.) boşanma sebebi değildir.
  17. Hoşgörü ile karşılanabilecek; süreklilik arzetmeyen kızgınlık sonucu öfkeyle sarfedilen sözler, görgüye dayalı olmayan tarafların anlattıklarını aktaran tanık anlatımları veya neden ve sonucu, yer ve zamanı açıklanamayan tanık anlatımlarına istinaden boşanmaya karar verilemez. Boşanma davalarında tanıkların görgü ve bilgilerinin çok ayrıntılı olarak alınmasında fayda vardır. Unutmamak gerekir ki, kurtarılabilecek bir evliliğin devamı asildir.
  18. Nikahsız yaşanılan dönemde gerçekleşen olaylar boşanmaya esas alınamaz.
  19. Olaylardan sonra davacı Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu şikayet dilekçesinde eşinin eve dönmesini istemiştir. Bu nedenlerle önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Bu nedenle önceki olaylara dayalı boşanmaya karar verilemez.
  20. Eşin ağır kusuruna dayanmayan iflas,
  21. Karının kocanın kısıtlanmasını talep etmiş olması,
  22. Karı koca arasında yaş farkının bulunması
  23. Karı koca arasında din ve milliyet farkı bulunması
  24. Karının çocuk yapma iktidarından yoksun olması
  25. Karının iş arkadaşı ile sokakta görülmüş olması
  26. Kadının üvey çocuğuna bakmaması

Hakim, evlilik birliğinin devamında ahlaki ve toplumsal fayda olup olmadığını da göz önünde tutmalıdır

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Eşlerden herhangi birisi. Davacı eşin yargılamanın devamı sırasında ölümü halinde mirasçılarının davaya davalının daha ziyade kusurlu olduğunun tespitine ilişkin olarak devamı mümkündür. Bu konuda zina nedenine dayalı boşanma davasında ayrıntılı açıklama yapıldığından işaret edilmekle yetinilmiştir.

DAVALI: Diğer eş.

Evliliğin Temelinden Sarsılması Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Evliliğinde Temelinden Sarsılması Davasında Zamanaşımı

Davanın açılması için herhangi bir süre söz konusu değildir.

Evliliğin Temelinden Sarsılması Davasında Mahkeme Ücreti

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin de davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, davalının kendisini avukatla temsil etmesi durumunda ayrıca davalı lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Davada boşanmanın eki olan tedbir-iştirak-yoksulluk nafakaları, maddi ve manevi tazminat talepleri için ayrıca herhangi bir harç veya avukatlık ücretine hükmedilmez.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Davası

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, nispi bir boşanma sebebidir . Çünkü evlilik birliğini temelden sarstığı iddia edilen vakıa tek başına boşanmaya karar verilebilmesi için yeterli değildir. Hakimin ayrıca boşanma davasının açılmasına sebep olan olayın, eşlerden birisi veya her ikisi için ortak hayatı çekilmez hale getirip getirmediği konusunda ikna edilmesi gerekmektedir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan boşanma davalarında ispatın öncelikli konusu, evlilik birliğini temelden sarstığı iddia edilen vakıalardır. Bunun üzerine ispatı gereken ikinci husus, bu vakıaların en azından davacı eş için evlilik birliğini sürdürmeyi çekilmez hale getirmiş olmasının ispatlanmasıdır .

Bu iki husus ispatlandığında hakimin boşanmaya karar vermesi gerekir. Ancak davalı eş, yaşanan olaylara rağmen evlilik birliğinin temelden sarsılmadığı, ortak yaşamın halen sürdürülebilir olduğu yönünde savunmalar ileri sürerse, bunları ispat etmesi gerekir.

Eşin Yurt Dışına Gitmemesi Kusur Olarak Yüklenemez

Ayrıca davacı erkek tanıklarının beyanlarına göre davacı erkek, davalı kadını Türkiye’ye bırakıp … dönmüştür. Bu sebeple davalı kadına eşiyle yurt dışına gitmediği vakıası da kusur olarak yüklenemez. ( 2016/8960 E.  ,  2017/14777 K. )

Bağımsız Konut Tesis Etmeyen Eş Kusurludur

Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; tarafların mahkemece gerçekleşen ve kabul edilen kusurlu davranışları yanında bağımsız konut tesis etmeyen erkeğin ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. (2016/8747 E.  ,  2017/14491 K. )

Davalı Kadının Evi Terketmekte Kusurlu Olduğu

Davalı kadının çocuğu da alıp evden ayrıldığı, eşini istemediği, başkası ile evlenmek istediğini söylediği, bu nedenle kusurlu olduğu mahkemece dinlenen davacı tanığı …’ün beyanından anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır.

Fiili Ayrılık Başlı Başına Sarsılma Sebebi Değildir

Fiili ayrılık başlı başına Boşanma nedeni yapılamaz. Terk nedenine dayalı bir dava da bulunmamaktadır. (2016/13748 E.  ,  2017/14352 K.)

“Çaldıysam Kocam Ödesin” Sözü Boşanma Sebebidir

Aynı tarihli duruşmada davalı-karşı davacı tanığı … da gelini olan…’ın evinden sürekli para ve altın kaybolduğunu, davacı karşı davalı kadını üst katta oturan oğlunun evine girerken gördüğünü, o gün oğlunun evinden 100 TL. para kaybolduğunu, davacı-karşı davalı ve eşi …’ın konuşmak için geldiklerinde, davacı-karşı davalı kadına 100 TL parayı kendisinin çaldığını söylediğini, bunun üzerine davacı-karşı davalı kadının da kendisine “çaldıysam kocam ödesin” dediğini beyan etmiştir. Gerçekleşen bu duruma göre, davalı-karşı davacı erkek de dava açmakla haklıdır. Öyleyse erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. (2016/8766 E.,  2017/14312 K.)

Dava Dilekçesinde Dayanılmayan Vakıa Dikkate Alınmaz

Mahkemece davacı erkeğin açmış olduğu Boşanma davası, davacı erkeğin asıl kusurlu, davalı kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle kabul edilmişse de; mahkemece davalı kadına kusur olarak yüklenen hakaret vakıasına davacı erkeğin dilekçelerin karşılıklı verilmesi sırasında dayanmadığı anlaşılmaktadır. Dayanılmayan vakıa tarafa kusur olarak yüklenemez. Bunun yanı sıra davacı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği vakıasına ilişkin Tanık beyanları da görgüye dayalı değildir. Bu sebeple sadakatsizlik vakıası da davacı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Mahkemece davalı kadına yüklenen hakaret vakıasından başka davalının boşanmayı gerektiren başkaca kusurlu bir davranışı da ispat edilememiştir. Gerçekleşen duruma göre davanın reddi gerekir.

Facebookta Uzun Zaman Geçirmek Boşanma Sebebidir

“Facebook bağımlılığı boşanma nedeni İvrindi’de mahkeme, zamanının çoğunu Facebook’ta geçiren eşinden boşanmak isteyen kocayı haksız buldu. Koca itiraz edince dosya Yargıtay’a gitti. “Facebook’ta fazla kalmak boşanma nedeni” diyen Yargıtay ise yerel mahkemenin kararını bozdu” şeklinde yer alan habere ilişkin Yargıtay Kararı. Facebook’a fazlaca girip orada çokca zaman geçirmek diğer eş açısından haklı boşanma gerekçesidir.(11)


Kaynak:

  1. T.M.K. 166/1-2,Evlilik birliğinin temelinden sarsılması 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.
  2. Neden evliliğin temelinden sarsılmasına “genel boşanma sebebi” denilmektedir? Şöyle ki; boşanma sebepleri genellikle belli bir olgu veya olaya dayanmayan, önceden belirlenmesi ve saptanması mümkün olmayan çok çeşitli ve farklı olgulardan ve olaylardan doğan bir “durumu” esas aldıklarından, genel boşanma sebepleri olarak isimlendirilmektedir.
  3. 166. Madde yani evliliğin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davasının TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesine dair tutanak şu şekildedir: BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Sayın Şahin, buyurun. MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Alt komisyonda ne değişti efendim? FAHRETTİN KUKARACI (Erzurum) – “Her hangi” birleştirilmiş. Ayrı yazılıyordu. MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Üç defa okudum bunu, bir türlü çıkaramadım. BAŞKAN – Bir redakte olmuş. Madde üzerinde söz talebi var mı? Sayın Ilıcak, buyurun. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Ben, yine, Sayın Bakanımıza bir soru yöneltmek istiyorum bu boşanma konusunu daha iyi anlayabilmek için. Eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış diyorsunuz. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – En az bir yıl sürmüş ise yalnız. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Anladım, bir yıl sürmüşse. Şimdi, öbür eş kabul etmezse ne olacak? O çok önemli. Yani, o zaman yine üç yılda boşanma olabiliyor mu? Bir vatandaş bize sordu “ben mahkemeye gittim, öbür eş gelmedi, dava düştü” dedi. Şimdi, o adam, öbür eş kabul etmezse boşanamıyor mu, bunu öğrenmek istiyoruz. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Evlilik birliğinin temelinden sarsılması bakımından bazı kriterlerde getiriliyor; buradaki, şimdi sizin sorduğunuz kriter de onlardan birisi. Ya eşler birlikte başvuruyor ya da bir eşin açtığı davayı diğer taraf kabul ediyor; yani, tartışma konusu yapmıyor. Her ikisi de, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu kabul etmiş oluyor. O durumda sorun yok; ama, eğer etmiyorsa, zaten, o zaman bu konu tartışılacaktır. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Yani, o zaman, bir kusur da yoksa ortada, yine ilânihaye boşanamayacak değil mi efendim, onun altını çizelim. Yani, ya burada bir kusur olacak veya eşlerden her ikisi de -öbürü de kabul etmekle, zaten her ikisi de ortak bir fikir altında- evlilik temelinin sarsıldığını kabul etmiş olacaklar. Aksi takdirde, ancak o zaman bu üç yıl mekanizması işleyecek; ama, eşlerden biri boşanmak istiyorsa, diğer taraf boşanmak istemiyorsa ve ortada görünen zina vesaire gibi bir kusur yoksa, bir akıl hastalığı yoksa, yine ilânihaye boşanmamak mümkün mü oluyor? ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Orada, işte, dava reddedilecek olursa, üç ve son fıkra o zaman. AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – O zaman, otomatik yine son fıkra devreye giriyor. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Tâbiî, dava reddedilirse… AYŞE NAZLI ILICAK (İstanbul) – Anladım, eşlerden biri “hayır, evlilik temelli sarsılmadı” dese bile dava reddedilmiş sayılıyor. O tarihten üç yıl başlayacak. ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Evet. BAŞKAN – Başka söz talebi var mı? Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
  4. Yayımlanan istatistiki bilgilerden anlaşıldığına göre, Ülkemizde gerçekleşen boşanmaların yüzde itibariyle çok büyük bir çoğunluğu eski ismiyle “şiddetli geçimsizlik”, yeni ismiyle “evlilik birliğinin sarsılması” sebebine (MK. m. 166) dayanmaktadır. Hatta bu sebebe dayanan boşanma davaları, bütün boşanma davalarının yaklaşık %90’ından fazlasını oluşturmaktadır. Nitekim 1998 yılında gerçekleşen 32717 boşanmadan 29898’i (%92,95) ve 1999 yılında gerçekleşen 31540 boşanmadan 29535’i (%93,64) bu sebebe dayanıyor.” Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü verilerinden derlenen bilgilere göre, 2004 yılında toplam 88 bin 357 çift boşandı. Söz konusu yılda geçimsizlik nedeniyle boşanan çift sayısı 87 bin 454 olarak kayıtlara geçti.
  5. Yargıtay 2. HD’nin 13.09.1999 tarihli ve 8860/8830 sayın Kararında hakimin takdir hakkı; “Hakim takdir hakkını kullanırken dosyaya uygun dayanaklarını göstermek zorundadır. (Anayasa 141, HUMK. 388) Mücerret bir yargı, hükmün ve takdirin gerekçesini oluşturmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.07.1978 tarihli 5-6 sayılı Kararı gerekçesi; Y.HGK.nın 15.03.1978 tarih 214- 239 sayılı, 06.03.1985 tarihli 106-157 sayılı kararları; Y.2. HD.nin 02.07.1998 tarihli 7127-8332 sayılı Kararı)”
  6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 04.03.1987 tarihli ve 2-250/130 sayılı Kararı
  7. Y. HGK.nın 19.03.2003 tarihli ve 2-93/164 sayılı kararından
  8. (TMK. m.6)
  9. (TMK. md. 170/1)
  10. Akıntürk, Gençcan, Velidedeoğlu
  11. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, “davalıya yüklenebilecek ve davacı için boşanmayı haklı gösterecek herhangi bir kusurlu hareket kanıtlanamadığı” gerekçesiyle dava reddedilmiş, davalının internet ve facebook adlı sosyal paylaşım sitesine sıklıkla girmesi kusur olarak görülmemiş, bu durumun Almanya’da yaşayan kadın için normal olduğu yargısına varılmıştır. Davalının hem mobil telefonundan, hem de bilgisayardan sürekli olarak internete girdiği ve facebook isimli sosyal paylaşım sitesini kullandığı, bu şekilde kuşku çeken tutum ve davranışlarda bulunduğu, son olarak da Almanya’ya döndükten iki gün sonra “Talat’tan ayrılacağını, boşanmak istediğini” söyleyerek evi terk ettiği yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinde eşler, birlikte yaşamak ve birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamakla yükümlüdürler. Davalının “eşinden boşanacağını” söyleyerek evi terk etmesi, birlikte yaşamaktan kaçınma ve zamanının çoğunu sosyal paylaşım sitesi ve internette geçirmesi, evlilik birliğinin mutluluğunu sağlama konusundaki özen yükümlülüğüne (TMK.md.185/2) aykırı olup, diğer taraf için ortak hayatı çekilmez kılar. Gerçekleşen bu duruma göre, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı, dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md.166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.Esas : 2014/19849, Karar : 2015/4186, Tarih : 11.03.2015

Boşanma Davasında Aynı Evde Kalmak Aleyhime Mi Olur?

Eşlerin birlikte yaşamaları bir zaruret halinden ileri geliyor ve birliktelik; cinsel ilişki dahi olmadan ve birlikte olmak evlilik hayatını sürdürmek amacı dışında sırf aynı çatı altında bulunmaktan ibaret bulunuyorsa; bu durum doğal olarak çekilmezlik ha-
linin yokluğu şeklinde yorumlanamaz.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.