Sgk rücu tazminat davası cevap dilekcesi

Oca 21, 2021 | Sigorta Hukuku

ADANA … İŞ MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO:

DAVALI:

VEKİLİ:

DAVACI: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

VEKİLİ:

KONU : Dava dilekçesine ilişkin cevap dilekçemizin sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı(“Davacı Kurum”) tarafından 07.09.2020 tarihinde mahkemenize sunulan dava dilekçesine karşı cevaplarımızı sunmaktayız.

Davacı kurum dava dilekçesinde özetle;

Davalı müvekkil çalışanı Y…… B……..  02.11.2016 tarihinde iş kazası geçirmiş ve meydana gelen iş kazası neticesinde % 25 oranında malul kalmış,

Söz konusu kaza sebebiyle davacı kurum tarafından kazazede sigortalı için 59.715,79 PDG, 8.994,82 TL iG ödeneği, 15.054 TL hastane gideri olmak üzere toplam 83.714,61 TL harcama yapıldığı,

Kazazedenin yaralanması ve % 25 malul kalması neticesinde işveren müvekkilin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun ve gerekli önlemleri almaması neticesinde gerçekleştiğinden bahisle,

Müvekkil çalışanı Y…… B……’a ödenen peşin sermayenin şimdilik 41.857,30 TL’sinin davalı müvekkilden tahsil edilmesini talep etmektedir. Davacı kurum tarafından ileriye sürülen iddiaların tümü asılsız olup iş bu dava usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeple itiraz etme zarureti hasıl olmuştur. Şöyle ki;

USULE İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ

A.  DAVANIN BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILMASINDA HUKUKİ YARAR YOKTUR.

Belirsiz alacak ve tespit davasını düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi,

“Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” hükmüne yer vermiştir.

Davacı Kurum asgari ücret miktarını belirleyebilecek durumdayken ve hâlihazırda belirlemişken huzurdaki davayı belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Kaldı ki, davacı vekili dilekçesinde davayı belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava olarak mı açtığı hususunda bir açıklamada bulunmamıştır. Hukuki yarar dava şartı olup bu nedenle esasa girilmeden önce Sayın Mahkemece huzurdaki dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilmelidir.

DAVANIN ESASINA İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ

DAVA KONUSU KAZA İŞÇİNİN DİKKATSİZLİĞİ NETİCESİNDE GERÇEKLEŞMİŞ OLUP MÜVEKKİLİN KAZAYA İLİŞKİN HERHANGİ BİR KUSURU BULUNMAMAKTADIR.

Bu kapsamda; İş Kanunu m.77 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.19 incelendiğinde,

“İşçiler çalışma esnasında, kendi can güvenlikleri ve şahsi emniyetleri açısından son derece tedbirli ve dikkatli hareket edecekler, kendi can güvenliklerini ve sağlıklarını tehlikeye düşürecek, herhangi bir kazaya sebebiyet verecek türde HATALI ÇALIŞMA HAL VE HAREKETLERİNDEN KAÇINACAKLARDIR. İşçiler işyerinde işverene alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyacaklardır” hükümleri ortada olup,

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m.2 hükmüne göre,

“İşçilerin yapmakta olduğu işte iş kazalarına uğramamaları için yeterince tedbirli ve dikkatli davranmaları, iş kazalarına sebebiyet vermemeleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği usul ve esaslarına uymaları gerekir”.

Yargıtay 9.H.D. 26.11.1991 tarih 1991/13260 E., 1991/14880 K. sayılı  kararı ile;

“İşçiler TAKSİRLİ EYLEMLERDEN KAÇINARAK işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkındaki usuller ve şartlara uymakla yükümlüdür” .

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.02.2010 tarihli ve 2010/21-36 E. ve 2010/67 K. sayılı kararında bu esas açıkça,

“İşverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunmadığı hallerde, işverenin sorumluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir”.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 18.02.2014 tarih, 2013/19318 E., 2014/2598 K. sayılı yeni tarihli bir kararına göre  ise;

“İşvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. HUKUK GENEL KURULU’NUN 20.03.2013 TARİH 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.”

Yukarıdaki Yüksek Mahkeme kararlarında da belirtildiği üzere “olay ile sonuç”, “kazazedenin eylemi ile sonuç” ya da “müvekkilin eylemi ile sonuç” arasındaki illiyet bağı değerlendirildiğinde, dikkatsiz ve tedbirsiz hareketleri ile kazaya sebebiyet veren sigortalı asli kusurlu olup bu anlamda Müvekkil Şirketin sorumluluğuna gidilemeyeceğini ortadadır.

İşbu sebeplerle, davalı müvekkil gerekli önlemleri almadığı iddiası ile kusur izafe etmek yerinde değildir.

Davacının dilekçesi ile yer verdiği rapor dosyanın tarafı olan “DAVACI KURUM İŞ MÜFETTİŞLİĞİNCE” hazırlanmış olup iş bu taraflı rapora dayanarak kurumun uğradığını iddia ettiği zararı müvekkile rücu etmek istemesi hukuka uygun değildir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 21 inci maddesine göre; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.”

Kanun maddesinde de belirtildiği üzere, iş kazasının, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Oysa ki; davalı müvekkil iş yerinde iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili alabileceği bütün tedbirleri almış olduğu ve gerekli eğitimleri vermiş olduğu görülecektir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu konunun özünü:

 “….mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı yönlerinin YARGISAL DENETİME ELVERİR BİÇİMDE İRDELENDİĞİ RAPOR ALINARAK SONUCUNA GÖRE HÜKÜM KURULMASI gerekirken, işyeri koşulları gereğince ve yeterince araştırılıp saptanmadan, kusur raporunun hükme dayanak yapılmış olması isabetsizdir” ifadeleri ile açıklamaktadır. (YHGK 10. HD 27.02.2013 T., 2012/1141 E., 2013/282  K.)

Yine başka bir rücu davasında Yüksek Mahkeme konuyu:

 “…maddi olgunun nasıl meydana geldiğine ilişkin olarak, kusur belirlenmesine etkili olabilecek bütün kuşkular yapılacak inceleme ve araştırma ile giderildikten sonra, konusunda uzman bilirkişiden gerçek kusurlu olan/olanlar ile kusur oranlarının belirlendiği rapor alınarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir” (Yargıtay 10. HD 14.04.2015 T., 2015/3135 E., 2015/7243 K.) ifadeleri ile açıklamaktadır.

Açıklanan kararlar doğrultusunda İŞ BU DAVANIN TARAFI OLAN davacı kurum müfettişince tanzim edilen rapora itibar edilmemeli ve Sayın Mahkmece yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır.

 Öyle ki Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 24.05.2011 T., 2011/3837 E., 2011/7349 K. sayılı kararına göre;

 “Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, İŞ MÜFETTİŞİ TARAFINDAN VERİLEN RAPOR İLE İŞ BU DAVANIN YARGILAMA SÜRECİNDE ALINAN KUSUR RAPORLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİYİ GİDERECEK, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oran ve aidiyeti konusunda oluşa uygun rapor alındıktan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, …usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir”.

Tüm hususlar dikkate alındığında, toplanacak deliller ve ilgili mevzuat kapsamında Sayın Mahkemece ………… Mühendisi, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Ve Akademisyen Bir Hukukçudan oluşan konunun uzmanı 3 kişilik bilirkişi heyetinden kusur raporu alınması için, dosyanın bu üç kişilik bilirkişiden oluşan uzmanlara tevdii edilerek, davalı müvekkilin kusur sorumluluğunun tespit edilmesi gerekmektedir.

Aynı yönde olmak ve kabul anlamına gelmemek üzere yukarıda belirttiğimiz hususlara rağmen davalı müvekkil aleyhine bir kusur tespit edilmesi halinde BK m.44’e göre sigortalının müterafik kusuru oranında ve ayrıca BK m.43’e göre durumun gereği ve hakkaniyet ölçüsünde indirim yapılması gerekmektedir.

Davacı kurum dilekçesinde toplamda 83.714,61 TL zararın oluştuğunu beyan etmişse de; davacı kurum tarafından nasıl hesaplandığı bilinmeyen ve açıklanmayan peşin değer sonuçları bildirilmeli, hesap tabloları ve geçici iş görmezlik dosyası sunulmalıdır. Bu sebeple de iş bu belgelere ilişkin itiraz hakkımızı bu aşamada saklı tutuyoruz.

Kabul anlamına gelmemekle birlikte- davacının faiz talebine ilişkin iddiaları hukuka aykırı olup reddi gerekmektedir. Zira davacı kurum dava dilekçesi ile peşin değerli gelirin tahsis onay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte iadesini talep ve dava etmiştir.

Oysa dava konusu gelirin bağlandığı tarihler dikkate alındığında dava ve alacağa kavuşmak için talep hakkını dava yoluyla kullanan ve bu hakkını saklı tutan davacının faize ilişkin taleplerinin hakkaniyete aykırı düşeceği açıkça ortadadır.

Öyle ki faiz, parayı bugün kullanamamanın bedeli olup alacaklının paradan BELİRLİ BİR SÜRE yoksun kalmasından dolayı ödenen hukukî bir üründür. Fakat önemle belirtmek gerekir ki bu husus, borçlu bakımından PARAYI BELİRLİ BİR SÜRE KULLANMANIN bedeli niteliğindedir. Huzurdaki olayda ise davalı müvekkile atfedilecek böyle bir durum söz konusu değildir.

Sonuç olarak -kabul anlamına gelmemek üzere, dava dışı kurum sigortalısının bu kusurun da müvekkil şirket ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.

DELİLLER                              : Karşı tarafın sunacağı delillere karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla huzurdaki davaya ilişkin delillerimiz şunlardır:

1. Tanık Beyanları (Ayrıca bildirilecektir)

2. Bilirkişi İncelemesi (Kusur ve Hesap yönlerinden ayrı ayrı),

3. SGK kayıtları ve sigortalıya bağlanan gelire ve ödemeye ilişkin belgeler (Sayın Mahkemece celbi talep olunur),

4. Keşif, yemin, ilmi ve kazai içtihatlar ile her türlü yasal delil.

HUKUKİ NEDENLER         : İş Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı, 5510 ve 506 SK, HMK, BK ve ilgili tüm yasal mevzuat.

SONUÇ VE TALEP             : Yukarıda açıklanan resen dikkate alınacak nedenlerle, davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini müvekkil şirket adına saygılarımızla arz ve talep ederiz. 18.01.2021

DAVACI VEKİLİ

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: