Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Nedeniyle Boşanma

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Nedeniyle Boşanma (Fiili ayrılık sebebiyle boşanma)

Bu dava türünde tamamen başarısızlık esasının kabul edildiğini görmekteyiz. Kanunumuz uyarınca fiili ayrılık başlı başına bir boşanma sebebi değildir. Şu ya da bu nedenlerle evliliği yürütemeyen eşlerin evliliklerinin ölene kadar devamını savunmak ve eşleri gerek kendileri gerek müşterek çocuklar gerekse toplum için hiçbir fayda getirmeyeceğinden artık evliliğin sonlandırılması gerektiği fikrinden hareketle bu düzenleme kabul edilmiştir.

Türk Medeni Kanununa dayanan davalarda ana olgu tarafların evlilik birliğini bozmuş ve bir daha bir araya gelememiş olmalarıdır. Kanunun boşanmayı daha önce açılmış ve redle sonuçlanmış bir davaya da bağlanması öncelikle ciddi bir ayrılığı resmen belgelemeye yöneliktir.

Davayı Açabilmek İçin Gereken Şartlar

1-) Taraflar arasında herhangi bir nedenle daha önce açılıp redle sonuçlanan ve kesinleşen boşanma davasının bulunması gerekir.

Redle sonuçlanan önceki boşanma davasında red gerekçesinin nedenleri sonuca etkili değildir. Başka bir ifade ile yasa koyucu yalnızca kesinleşen red kararını yeterli görmüş ye önceki red kararının hukuksal gerekçesi ve nedenleri ile ilgili olarak başkaca bir unsur ve koşul aramamıştır. Bu nedenle önceki red kararı ister iddiasının ispat edilmemiş olmasına ister feragata isterse yasanın unsur ve koşullarının gerçekleşmemiş bulunmasına dayansın bütün bu yönler Medeni Kanun’un 134/son (TMK 166/son) maddesinin uygulanması açısından önemli değildir.

Hangi nedene dayanırsa dayansın ortada kesinleşmiş bir red kararının bulunması, süre ve müşterek hayatın kurulamaması unsurlarının da varlığı halinde boşanma kararının verilmesi için yeterlidir.

Davanın dayanağının redle sonuçlanıp kesinleşen boşanma dava dosyası oluşturduğundan tensiben söz konusu dava dosyasının celbedilerek kararın kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşmişse

3 Yıl Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

        3 Yıl Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

kesinleştiği tarihten iş bu davanın açıldığı tarihe kadar asgari 3 yıllık sürenin geçip geçmediği kontrol edilmelidir. Celbolunan dosyada kararın kesinleştiğine ilişkin bir husus yoksa karar veren mahkemeden söz konusu kararının kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşme tarihinin bildirilmesi veya karar altına bu hususta şerh verilmesi istenmelidir. Dosyadaki tebligat evraklarına göre kararın kesinleşmiş olduğuna kanaat getirilse dahi kesinleşme durumunun mutlaka kararı veren mahkemeden sorulmasında fayda vardır.

Dava dilekçesi açık değilse davacıdan davanın 166/1-2 mi yoksa 166/son maddesine mi ilişkin olduğu hususunda beyanı alınıp tutanağa da geçirilmek suretiyle davanın esasına girilmelidir. Eğer dava 166/son maddesine ilişkin ise ve dayanak önceki redle sonuçlanan boşanma davası kesinleşmemiş veya kesinleştiği tarihten itibaren henüz 3 yıllık süre geçmemişse başka bir inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar verilmelidir.

Dava dilekçesi şekli bir sebeple reddedilmişse (dilekçe iptali gibi) veya dava açılmamış sayılmışsa Medeni Kanunun 134/son (TMK 166/son) uygulamasında dikkate alınmayacaktır. Ret kararının davanın esasına ilişkin olması zorunludur. Nitekim, dava feragat sebebiyle bile reddedilse hakkın esasını ilgilendirdiğinden  HUMK. madde 91, 95/, 134/son maddenin uygulanmasına esas alınabilecektir.

İlk davanın davacının hiçbir delil ibraz etmemesinden dolayı reddedilmiş olması bu davanın açılmasına engel teşkil etmez. Bu durumda yasanın tanıdığı hakkın kullanılması söz konusu olduğundan önceki davada hiçbir delilin gösterilmemiş olması hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez.

Yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddi, tarafların davayı takip etmemeleri nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar bu davanın dayanağını oluşturmaz. Keza daha önce taraflar arasında görülen evlenmenin iptali davaları da niteliği itibariyle boşanma davası olmadığından bu davanın dayanağını oluşturmaz.

Üç yıllık süre dolmadan açılan yeni davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacı veya davalı önceki red kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık sürenin geçmesi halinde 166/son uyarınca dava açmaya hak kazanır. Yani sonra açılan davanın reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerinden 3 yıl geçmesini beklemeye gerek yoktur. Ancak ilk dava davacının feragati üzerine redle sonuçlanmış ve 2. açılan davada yine davacının feregatı üzerine reddedilmişse aynı davacının 166/son maddesi uyarınca üçüncü açacağı boşanma davasında önceki ilk açtığı davanın reddi değil en son açtığı ve feragat ettiği davanın kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre başlayacaktır.

Davanın açılabilmesi için 3 yıllık sürenin dolması şartıyla herhangi bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi söz konusu değildir.

Red edilen davaya ait karar Türk Mahkemelerinden alınmış bir karar olabileceği gibi 2675 sayılı Kanunun şartları yerine getirilmek kaydıyla bir yabancı mahkeme kararı da olabilir. Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarım taşıdığının mahkemece tesbitine bağlıdır” (2675 sayılı Kanun 42). Daha başka bir ifade ile o ilamın tanınması yönünde alınan Türk Mahkemesi kararı kesinleşmiş olmalıdır. Tanıma (tenfiz) isteminin ne suretle yapılacağı sözü geçen Kanunun 36,37,39 ve 40. maddelerinde gösterilmiştir.

Yabancı mahkemede açılan ve reddedilen dava ile ilgili kararın tanınması halinde, bu tanıma ile ilgili Türk Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesine rağmen yine evlilik birliği kurulmamış ise boşanmaya karar verilmelidir. Ancak yabancı mahkeme red kararı tanınmamış ise 134/son (TMK. 166/son) maddeye dayalı dava konusu olamaz.

2-) 3 yıllık süre içerisinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerekir.

Süre koşulu dışında bu davadaki en önemli belki de yalnızca bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği problem olmaktadır.

Anlaşmalı boşanma ve bu fıkrada düzenlenen halde bir nevi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı karinesi kabul edilmekte ve mahkemece temelinden sarsılma unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamaktadır.

Davalının savunması genelde bu süre içerisinde yeniden evlilik birliğinin kurulduğu yönünde olmaktadır. Bu bağlamda tarafların delileri bilhassa tanıkları dinlenerek konu aydınlığa kavuşturulmalı ve neticeten yeniden ortak hayat kurulmamış ise boşanmaya karar verilmelidir.

Eşlerin çocuğu görmek, hasta ziyaretleri, düğün veya cenazelerde görüşmeleri, bir konuyu konuşmak için görüşmeleri gibi insani ilişkilerden kaynaklanan evlilik birliğinin devamını gütmeyen kısa sürelerle bir araya gelmeleri ortak hayatın yeniden kurulması olarak değerlendirilemez. Örneğin davacının annesinin ölümü nedeniyle davalının da yaşadığı köyüne gelmesi, davacının ayrı şehirde oturduğu ve ameliyat olan babasını ziyaret amacıyla davalının da yaşadığı şehre gitmesi evlilik birliğinin yeniden kurulduğu şeklinde yorumlanamaz.

Buna rağmen bu süre içerisinde eşlerin birlikte tatile çıkmaları, sık sık birlikte yemeğe çıkmaları, sık sık birbirlerine ziyaretlere gidip geceleri birlikte olmaları ise ortak hayatın yeniden kurulması olarak değerlendirilecektir. Süreler nazara alınmayacak, son feragatle reddedilen davanın kesinleşme tarihinden itibaren Usulün 95. maddesi gereğince feragat kesin hükmün hukuki neticelerini doğurur ve feragat beyan tarihinde hukuki sonucunu doğurur. Feragat üzerine verilen kararın taraflara tebliği suretiyle kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. 3 yıllık süre başlayacaktır. Ancak önceki davaların davalısının 166/son maddesi uyarınca dava açması halinde ise ilk feragat nedeniyle red kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre başlayacaktır.

Bu davada davalının yeniden bir araya gelmedikleri yönündeki ikrarının TMK’nın 184. maddesi uyarınca bir anlamı yoktur, tanık anlatımları ve diğer delilerle bunun ispatlanması gerekir. Ancak önce 3 yıllık süre içerisinde bir araya gelmediğini kabul edip sonra aksine beyanda bulunulması halinde ise bu durum davalının aleyhine takdirde değerlendirilmelidir.

3 yıllık süre içerisinde nafaka davasının açılıp nafaka alınması halinin varlığı halinde ise evliliğin kurulamadığını kabul etmek gerekecektir. Neticeten her somut olaya ve delil durumuna göre ortak hayatın yeniden tesis edilip edilmediği hususu halledilecektir.

Önceki davanın reddedilmesi davacının kusurlu olduğunun karinesini teşkil edeceğinden talep halinde diğer yasal şartlar da oluşmuşsa yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinin
de kabulü gerekecektir. Ancak manevi tazminata hükmedilebilmesi için redle sonuçlanan davanın davacısı aleyhine manevi tazminata karar verilebilmesi için ağır kusurlu olan davacının boşanmaya neden olan olaylarından dolayı davalının kişilik haklarına saldırısının da olması gerekir. Eğer reddedilen önceki boşanma davasında bu husus halledilmişse manevi tazminat konusunda bir problem yaşanmayacaktır. Aksine bu durum önceki davada halledilmemişse örneğin hiçbir delil ibraz edilmemesi veya önceki davada davacının henüz taraf delileri toplanmadan davasından vazgeçmesi hallerinde olduğu gibi mahkemece tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak önceki reddedilen dava dönemine ilişkin olarak boşanmaya neden olan olaylarda önceki davanın davalısının kişilik haklarına saldırının var olup olmadığı tespit edilerek sonuçta kişilik haklarına saldırının varlığının kabulü halinde manevi tazminata hükmedilecek, aksi durumda ise manevi tazminat talebi reddedilecektir.

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Eşlerden herhangi birisi. Yani daha önce herhangi bir boşanma nedenine dayalı olarak açılan ve redle sonuçlanan davanın davacı veya davalısı olan eşin açması mümkündür.

DAVALI: Diğer eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nm 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ VEYA ZAMANAŞIMI SÜRESİ

Davanın açılması için eşler arasında daha önce açılan boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren yasal 3 yıllık süre geçmek şartıyla davanın açılması için herhangi bir süre söz konusu değildir. Yasal üç yıllık sürenin geçmediğinin anlaşılması halinde ise başkaca bir delil toplanmadan davanın reddine karar verilir.

YARGILAMA GİDERİ

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davalının davayı henüz deliler toplanmadan ve esasa girilmeden kabul etmesinin bu davada (tüm boşanma davalarında) bir önemi yoktur. Boşanmanın eki talepleri de ayrıca herhangi bir harç ve avukatlık ücretine tabi değildir.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İLETİŞİM
Sosyal Medya
Soru Sor
WhatsApp
Telefon Görüşmesi ( Sadece Müvekkil )
tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.