Nişanın Bozulması Nedeniyle Tazminat Davası

Nişanlanma Ne Demektir?

Nişanlanma, bir erkekle bir kadının karşılıklı olarak evlenme vaadinde bulunmalarıdır. Bir erkekle bir kadının karşılıklı olarak evlenme vaadinde bulunmalarıyla meydana gelen nişanlanma ile kadın ve erkek arasında oluşan nişanlılık denilen hukuki ilişkinin yanlarına da nişanlı denilir.

Yargıtay’a göre nişanlanma; evlenme yaşına gelmiş kız ve erkeğin aileleri ile yakın dostları tarafından yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine ilişkin bir çeşit söz vermedir.  Bir erkekle bir kadının karşılıklı olarak evlenme vaadinde bulunmaları ile nişanlanma kendiliğinden gerçekleşir. Bu törenin söz kesme olarak nitelendirilmesi, hukuken gerçekleşmiş kabul edilen nişanlanmanın hukuksal sonuçlarını doğurmasına kural olarak engel teşkil etmez.

Hemen belirtmek gerekir ki nişanlanma evlilik hukukunun bütün sonuçlarını kendiliğinden doğurmaz. Örneğin nişanlanma ile nişanlılardan doğmuş bir çocuk varsa evlilik dışı bu çocuğun soybağı kendiliğinden düzelmez. Ancak nişanlılar arasında daha sonra bir evlilik gerçekleşirse soybağı kendiliğinden düzelir.

Nişanın Bozulması Nedeniyle Tazminat Davası Açmak

Nişanın bozulmasının sonuçları TMK md 120-123 hükmüyle düzenleme konusu yapılmıştır.

Maddi Tazminat Davası (TMK md 120)

Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir  maddi tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.

Davacı yanın isteyeceği tazminat menfi zararın karşılanmasıdır. Başka bir anlatımla nişanlanma olmasaydı uğranılmayacak olan parasal zarar istenebilir. Ancak nişanlanma bir Borçlar Hukuku sözleşmesi olmayıp Aile Hukuku sözleşmesi olduğu için menfi zararın tamamen karşılanması da düşünülemez.

Şöyle ki, nişan bozma görüşmesine gelirken davacının geçirdiği trafik kazası sebebiyle oluşan zararları menfi zarar kapsamında sayılamaz. Evlenmenin yapılmamasından kaynaklanan müspet zarar ise maddi tazminat kapsamında bulunmamaktadır. Maddi tazminat davasında davacı taraf davasını kanıtlarsa aile mahkemesi (=yoksa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hâkimi uygun bir tazminata hükmeder. Davacı iddiasının her türlü kanıtla ispatlayabilir.

Hâkim, uygun tazminatı belirlerken tazminatın indirilmesini gerektiren durumları göz önünde bulunduracaktır. Örneğin evlenme inancıyla alınan mobilya satılarak paraya dönüştürülmüşse mobilya satışından elde edilen miktar ödenecek olan maddi tazminattan indirilir. Maddi tazminat isteminde davacı zarar kalemlerini ayrı ayrı göstererek istek miktarlarını da açıklamalıdır. Bu yönde açıklama yoksa aile mahkemesi (=yoksa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukıik mahkemesi) hâkimi açıklama yapılmasını davacıdan istemelidir.

Manevi Tazminat Davası (TMK m. 121)

Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Manevi tazminat ise, manevi zararın giderim biçimidir. Manevi tazminat ile, kişinin, kişilik değerlerinde meydana gelen zarar giderilmeye çalışılmaktadır. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, hukuka aykırı bir fiilin bulunması, bu fiil ile kişilik hakkının ihlal edilmesi, ihlal fiilinin kişilik değerlerinde objektif bir eksilmeye sebep olması ve zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.

Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu gerek tüzel kişileri ve bilinçsizleri ve gerekse acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanun koyucu, manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. Nişan bozulması sebebiyle manevi tazminat da bu hallerden biridir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davası

Nişanlının haksız bir fiille ölümü sonucunda sağ kalan nişanlı doğal olarak müstakbel eşinin desteğinden yoksun kalmaktadır. Bu sebeple haksız bir fiil sonucunda nişanlılardan birinin ölümü halinde sağ kalan nişanlı, haksız fiil failinden destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahiptir.

Ölüme Sebep Olandan Manevi Tazminat İsteme Davası

Nişanlılardan birinin ölümü durumunda ölüme sebebiyet veren kişiden sağ kalan nişanlının ayrıca manevi tazminat isteme hakkı da bulunmaktadır.  Ölüm anında tarafların birbirlerine karşılıklı olarak evlenme vaadi bulunmuyorsa/yoksa manevi tazminat istenmesi mümkün değildir.

Yargıtay Kararları

Nişanın bozulması sebebiyle manevi tazminat davasında zararın somut olay ve nedenlere dayanılarak ispat edilmesi gerekir.

“Kural olarak nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. (TMK m. 121) Nişanın bozulmasından dolayı davacı lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için, nişanın haksız olarak bozulmasının yanında, davacının kişilik haklarının da ihlal edilmiş olması gerekir. Nişamn bozulması, doğal olarak taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratır ve menfaat ihlaline neden olur. Ancak sırf, nişanın bozulmasından dolayı duyulan üzüntü ve hayal kırıklığına uğranılmış olması manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir.

Doğal olan üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Zira, manevi tazminata karar verilebilmesi için istemde bulunan nişanlının kişisel haklannın fahiş olarak zarara uğramış olması gerekir. Bu fahiş zararın somut olay ve nedenlere dayanılarak ispat edilmesi gerekir. Somut olayda; nişanı, davalı bozmuştur. Her ne kadar davacı, davalının hiç bir geçerli haklı bir neden yok iken nişanı bozduğunu iddia etmiş ise de, davalının kusurunu ve nişanın bozulmasından dolayı kişilik haklarının fahiş olarak zarara uğradığını usulünce ispat edememiştir. Hal böyle olunca mahkemece; davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yanılgılı değerlendirme sonucu salt üzüntü nedeniyle davacının manevi tazminat isteminin kısmen de olsa kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.” (Y3HD, 30.10.2018, E. 2017/158, K. 2018/10751)

Nişanın bozulması sebebiyle maddi tazminat istek dışı karar verilmemelidir.

“6100 sayılı HMK’nm 26. maddesinin 1. fıkrası “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmünü ihtiva etmektedir. Yasanın bu açık hükmünden de anlaşılacağı üzere hakim, iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına veya başkasına hükmedemez. Somut olay incelendiğinde, davacı dava dilekçesinde düğün salonu kira bedelini 2.000,00 TL olarak belirtmesi karşısında mahkemece taleple bağlılık kuralına aykırı biçimde, 2.500,00 TL düğün salonu kira bedelinin iadesine şeklinde talep aşılarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 26.02.2018, E. 2016/11421, K. 2018/1662)

Nişanlanmanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.

“Nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesi olup, TMK md 118’de düzenlenmiş ve şekil şartı koyulmamıştır. Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması(ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.” (Y3HD, 04.10.2018, E. 2016/22515, K. 2018/9548)

Nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye saydır

“Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre; nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle nişanın bozulması nedeniyle nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları ziynet eşyaları verenler tarafından geri istenebilir.” (Y3HD, 02.10.2018, E. 2016/21682, K. 2018/9357)

Nişanın bozulması sebebiyle maddi tazminat açıklık bulunmayan hallerde hakim davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde dava dilekçesinin açıklanmasını ilgili taraftan her zaman isteyebilir.

“HMK md 119/1-ğ’e göre, dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini istiyorsa onu açık bir şekilde yazar. Talep sonucunun açık olmaması durumunda, HMK md 31 e göre mahkemece, davacıya talep sonucunun açıklattırılması gerekir. Bu hükümde, “hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişki gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir” denilmekte ise de, bunu sadece hakime tanınan bir yetki şeklinde değil, aynı zamanda hakime verilen bir ödev olarak anlamak gerekir.

Somut olayda, davacının maddi tazminat talebinin içeriği, sebepleri ve delillerinin dava dilekçesinde açık olmadığı anlaşılmıştır. O halde, mahkemece davacının maddi tazminat talebinin açıklattırılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu hususlar bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 09.05.2018, E. 2016/17979, K. 2018/4933)

“Dul bir bayanla nasıl zaman geçirirsin?” şeklindeki tepki manevi tazminatı gerektirir.

“Davacı (birleşen dosyada davalı) Yasemin’in manevi tazminat talebine yönelik temyizinde, kişilik değerlerinde oluşan manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Objektif eksilmeden ise, sadece o kişi için değil; toplumdaki diğer bireylerin de aynı zarara (duruma) düşmeleri anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Yasanın 23. ve devamı maddelerinde kişilik haklarının korunmasına yönelik hükümler düzenlenmiş olup ilgili yasal hükümlerle manevi tazminat verilebilecek olgular sınırlandırmıştır. 4721 sayılı TMK. nun 121.maddesine göre, nişamn bozulması yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Bilindiği üzere; manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir
ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır. Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Ne var ki, davacı nişanın bozulması nedeniyle fahiş bir zarara uğramış ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebilir. Temyize konu uyuşmazlık konusunda; davacı Yasemin’in iş yerinde birlikte çalıştığı bayan müdüresi ile iş çıkışı ailesinin bilgisi dahilinde dışarıda çay içmeye gitmesi davalı ve ailesince “dul bir bayanla nasıl zaman geçirirsin?” şeklinde tepki gösterilip davacı ile görüşmeyi reddederek nişanı bozdukları anlaşılmaktadır. Bu hali ile davalının nişanı bozmasında kusurlu olduğunun kabulü gerekir.

Bu itibarla düğün davetiyesi basılan, düğün salonu kiralanan ve düğüne 9 gün kala nişanı bozma sebebini dul bir bayanla iş çıkışı çay içmeye gitmesi gösterilerek davacının ahlaksızlıkla suçlanıp küçük düşürülmesine neden olduğu olayda manevi tazminat koşulları bulunduğundan tazminata hükmedilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru olmamış, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 26.04.2018, E. 2016/17785, K. 2018/4632)

Manevi tazminata hükmedilebilmesi için nişanın bozulması sebebiyle oluşacak doğal üzüntüyü aşacak şekilde objektif zarar gerçekleşmiş olmalıdır.

“Davacı, davalı ile 20.09.2014 tarihinde görücü usulü tanışarak nişanlandıklannı, 06.07.2015 tarihine de düğün salonu kiralayarak evlenmeyi düşündüklerini, nişanda takılan bileziklerin koluna dar gelmesi nedeniyle kuyumcudan genişletme talebinin olması üzerine davalının ailesi tarafından olayın büyütüldüğünü, davalı tarafından makul ve mantıklı hiçbir neden yokken nişanın bozulup babasına ağır ithamlar ve nişanda takılan takıların iadesini içerir noter aracılığıyla ihtarname keşide edildiğini, davalının annesinin de kendisi hakkında 4 kere nişandan ayrıldığı ve nişan dolayısıyla herkesi dolandırdığı şeklinde savcılığa şikayette bulunduğunu, oysa ki sadece bir kere nişandan ayrıldığını onu da nişanlanmadan önce davalıya söylediğini ancak davalının da daha önce bir kere nişanlandığını, nişan bozulduktan sonra duyduğunu, nişanda takılan altınları ve nişan bohçasını aynen iade ettiğini, nişan dolayısıyla davalıya aldığı takım elbise, ayakkabı ve nişan bohçasının değeri olan 1.000 TL’nin nişanın bozulma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı tarafın kusuru ile bozulan nişan dolayısıyla yaşadığı psikolojik bunalım ve toplum içinde düştüğü durum dolayısıyla 15.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

Davalı, nişanın bozulmasında kusurunun bulunmadığını, kusurun eylemleri ile nişanın bozulmasına sebebiyet veren davacıda olduğunu, etrafta davacının daha önce zengin biriyle nişanlı olduğu, davacı ve ailesinin bitmek bilmeyen istekleri karşısmda davacının eski nişanlısının nişanı bozduğu, nişanda taktıklarını davacıya bıraktığı, davacının ayrıca daha önce iki kişiyle de sözlendiği, onlardan da ayrıldığının söylenmekte olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, maddi tazminat talebinin kabulü ile, 1.000,00TL maddi tazminatın nişanın bozulma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 10.000,00TL manevi tazminatın talep gereği dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişin talebin reddine, karar verilmiş, manevi tazminat yönünden hüküm süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmiştir. Dava nişanın bozulması nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup temyiz isteminin manevi tazminata yönelik verilen hüküm olduğu gözetilerek yapılan incelemede, Kişilik değerlerinde oluşan manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Objektif eksilmeden ise, sadece o kişi için değil; toplumdaki diğer bireylerin de aynı zarara(duruma) düşmeleri anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Yasanın 23. ve devamı maddelerinde kişilik haklarının korunmasına yönelik hükümler düzenlenmiş olup ilgili yasal hükümlerle manevi tazminat verilebilecek olgular sınırlandırmıştır. 4721 sayılı TMK. nun 121.maddesine göre, nişanın bozulması yüzünden kişilik haklan saldınya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Bilindiği üzere; manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acılann giderilmesini amaçlayan bir
ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin hükümlerin getiriliş amacı kişilik haklarına yönelik saldırıların bertaraf edilmesidir. Bu hali ile tek başına nişanın bozulması olgusu, manevi tazminata yol açan haksız fiilin eylemi kabul edilmeyecektir. Ayrıca, nişanın bozulması ile oluşan doğal üzüntü ve menfaat ihlalinin tazminat bakımından yeterli görülmesi halinde tazminat yaptırımı taraftan evlenme akdi yapmaya yönelteceğinden, bu durum kişilerin evlenme sözleşmesine ilişkin irade serbestisini ortadan kaldırma sonucunu doğuracaktır. Bu bakımından manevi tazminat giderimi yerine kişinin evlenme akdine yönelik irade özgürlüğüne değer atfetmek muhakkak ki daha doğru olacaktır. Temyize konu uyuşmazlık konusunda; davacının davalıdan önce dört kez nişanlanıp ayrıldığına ilişkin iddiaların davalı tarafından yayıldığına dair dosyada delilin bulunmadığı, davalı tarafından değil davalının annesi tarafından davacı ve ailesi hakkında şikayette bulunulduğu ve davalının, davacının babasına hitaben noterden ihtarname keşide ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; davalının bizzat davacının kişilik hakkına saldırıda bulunup doğal üzüntüyü aşacak şekilde manevi zarara (objektif zarar) yol açtığından söz edilemez. Hal böyle olunca, manevi tazminat koşullarının gerçekleştiği ispat edilemediğinden manevi tazminat yönünden davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.” (Y3HD, 07.06.2018, E. 2016/20113, K. 2018/6557)

Alışılmış hediyelerin kural olarak iadesine karar verilemez.

“TMK md 122 e göre, nişanlılık evlenme dışında bir nedenden dolayı sona ererse, nişanlıların birbirlerine vermiş oldukları, alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir. Nişanm bozulması nedeniyle mutad dışı hediyelerin geri alınmasına ilişkin davalarda kusur aranmaz. Nişanm bozulması halinde alışılmışın dışındaki hediyeler aynen, mevcut değilse mislen geri verilir veya karşılığı sebepsiz zenginleşme kurallarına göre, geri istenir. Hediyelerin verildiği ve iade edilmediği hususu her türlü delil ile ispat edilebilir. Alışılmış (mutad) hediyelerden kasıt; giymekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır. Kural olarak giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen (elbise, ayakkabı vs. gibi) eşyaların iadesine karar verilemez. Somut olayda nişan kıyafetinin kullanılmakla giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen eşya olduğu gözetilmeksizin bu masraf ve eşya yönünden maddi tazminat talebinin kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 26.02.2018, E. 2016/11421, K. 2018/1662)

Davacı tarafın kendisine ait olan ev için yaptığı tadilat ve onarım maddi tazminat kapsamında sayılamaz.

“Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacı Yasir Çakırarslan ile davalı Hanım Batur’un 11.08.2013 tarihinde nişanlandıklarını, düğün günü alınıp davacılar tarafından düğün hazırlıklarına başladığını, davalıların isteği üzerine evlenecek çiftin otura- cağı evde birtakım tadilatlar yapıldığını, mobilyaların alınıp döşendiğini, davalı Hanım için kişisel alışveriş yapılarak giyim eşyası alındığını, bu şekilde düğün hazırlıkları devam ederken davalı Hanım Batur’un 22.01.2014 tarihinde başka bir şahsa kaçtığını, bu durumun köy yerinde yaşayan davacıları manevi çöküntüye uğrattığını, adeta insan içine çıkamaz hale geldiklerini belirterek, fazlaya dair haklan saklı kalmak kaydıyla davacı Seyhan lehine 13.496,00 TL maddi tazminata, davacı Yasir lehine 10.000,00 TL, diğer davacılar Müyesser ve Seyhan lehine 5.000,00’er TL manevi tazminata hükmedilerek davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Yunus Batur vekili cevap dilekçesinde; altınlann ve hediyelerin davacı tarafa teslim edildiğini, nişanm bozulmasının manevi sonuçlarının yalnızca nişanlanan taraflar arasında etkisini gösterecek olup mevcut davada müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini bu sebeple husumet itirazında bulunduklarını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Hanım Batur usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamış ve duruşmalara katılmamıştır. Mahkemece; Yunus Batur’a karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasının husumet yönünden reddine, davacı Seyhan Çakıraslan tarafından davalı Hanım (Batur) Kocaöz’e karşı açılan maddi tazminat davasının kabulü ile, talep doğrultusunda 11.996,00 TL maddi tazminatın davalı Hanım (Batur) Kocaöz’den alınarak davacı Seyhan Çakıraslan’a ödenmesine, davacı Yasir Çakıraslan tarafından davalı Hanım (Batur) Kocaöz’e karşı açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile, 5.000 TL manevi tazminatın davalı Hanım (Batur) Kocaöz’den alınarak davacı Yasir Çakıraslan’a ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı Seyhan Çakıraslan ve Müzeyyen Çakıraslan tarafından davalı Hanım Batur’a karşı açılan manevi tazminat davasının ise reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ile davalı Hanım Batur tarafından temyiz edilmiştir. 4721 sayılı TMK 120/1.maddesinde; “Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacı ile yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır” hükmü yer almaktadır. Anılan Kanunun 122.maddesinde ise; “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.” düzenlemesine yer verilmiş olup, kural olarak giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen eşyaların iadesine karar verilemez.

1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı tarafın tüm, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Somut olayda; davacı Seyhan Çakırarslan çiftin evlendiklerinde oturacakları evde tadilat ve onarım yapıldığı, mobilya alınıp evin döşendiği ve davalı için kişisel alışveriş yapıldığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinde bulunmuş ise de; söz konusu tadilat ve onarım masraflarının nişanlı karşı tarafa verilen hediye niteliğinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira, evlilik gerçekleşse idi çiftler tadilat ve onarım yapılan bu evde birlikte yaşayacakları için tadilat ve onanm ile evde meydana gelen
konfordan çiftler birlikte faydalanacaklardı. Kaldı ki; bu ev davacı tarafın kendisine ait olduğu için söz konusu tadilat ve onanm nedeniyle evin değerinde meydana gelen artış da davacı tarafta kalmış olup, davacının yaptığı bu masraflann nişanın bozulmasından doğan maddi tazminat ya da verilen nişan hediyelerinin iadesi kapsamında değerlendirilmesi doğru görülmemiştir.

Aynca anılan onarım masraftan davalı tarafın sebepsiz zenginleşmesine de neden olmaz. Zira; sebepsiz zenginleşme için, bir taraf zenginleşirken diğer tarafın fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Sebepsiz zenginleşmeden söz edebilmek için öncelikle, davalının mal varlığında bir çoğalmanın meydana gelmesi gerekir. Bu zenginleşme, mal varlığının artması şeklinde olabileceği gibi, azalmasının önlenmesi şeklinde de olabilir.

Zenginleşmenin miktarı istenebilecek alacağın da üst sınırını oluşturur. Sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan, tahakkuk etmemiş veya varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hata sonucu verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı geri verme borcu altındadır. Somut olayda ise, davacının ödediği tadilat ve onanm bedeli nedeni ile davalı tarafın mal varlığının arttığını iddia etmek mümkün değildir. Aynı şekilde eve döşenen mobilyalar da evde kalmış olup bunlann da nişanlı karşı tarafa verilen hediye niteliğinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Davalı Hanım için yapılan alışverişte alındığı iddia edilen giyim eşyalan ise yukanda belirtilen ilke gereğince; giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen nitelikte eşyalar olduğundan ve bunlann bedelinin iadesine karar verilemeyeceğinden, davacı Seyhan Çakırarslan’ın maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece; açıklanan nedenlerle, maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçeler ile davanın kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.” (Y3HD, 20.02.2018, E. 2016/13448, K. 2018/1362)

Davalının sebep göstermeden nişanı bozması halinde davacının kişilik haklarına saldırarak doğal üzüntüyü aşan şekilde manevi zarara yol açtığından söz edilemez.

“Kişilik değerlerinde oluşan manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Objektif eksilmeden ise, sadece o kişi için değil; toplumdaki diğer bireylerin de aynı zarara(duruma) düşmeleri anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Yasanın 23. ve devamı maddelerinde kişilik haklarının korunmasına yönelik hükümler düzenlenmiş olup ilgili yasal hükümlerle manevi tazminat verilebilecek olgular sınırlandırmıştır. 4721 sayılı TMK. mm 121 .maddesine göre, nişanın bozulması yüzünden kişilik haklan saldmya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Bilindiği üzere; manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acılann giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır.

Kişilik haklarının korunmasına ilişkin hükümlerin getiriliş amacı kişilik haklarına yönelik saldırıların bertaraf edilmesidir. Bu hali ile tek başına nişanm bozulması olgusu, manevi tazminata yol açan haksız fiilin eylemi kabul edilmeyecektir. Ayrıca, nişanm bozulması ile oluşan doğal üzüntü ve menfaat ihlalinin tazminat bakımından yeterli görülmesi halinde tazminat yaptırımı tarafları evlenme akdi yapmaya yönelteceğinden, bu durum kişilerin evlenme sözleşmesine ilişkin irade serbestisini ortadan kaldırma sonucunu doğuracaktır. Bu bakımından manevi tazminat giderimi yerine kişinin evlenme akdine yönelik irade özgürlüğüne değer atfetmek muhakkak ki daha doğru olacaktır. Temyize konu uyuşmazlık konusunda; davalının sebep göstermeden nişanı bozduğu anlaşılmaktadır. Bu hali ile davalının, davacının kişilik haklarına saldırarak doğal üzüntüyü aşan şekilde manevi zarara(objektif zarar) yol açtığından söz edilemez. Bu itibarla manevi tazminat koşullarının somut olayda bulunmadığı gözetilerek bu istem bakımından red kararı verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamış, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 26.02.2018, E. 2016/11421, K. 2018/1662)

Gayri resmi şekilde bir araya gelme halinde gerçekleşen maddi tazminat istemi, nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün olmadığından haksız fiilden kaynaklanmakla aile mahkemesi görevli değildir.

“Davacı; davalı ile ortaokul arkadaşı olup, 2009 yılında aralarında duygusal yakınlaşma başladığını, evlenecekleri inancıyla aile ile yakınları arasmda ve toplum içerisinde nişanlı olarak addedilmeye başladıklarını, davalının samimi ve dürüst olduğu
inancıyla ve evlenmek üzere davalı ile uzun süre birlikte olduğunu, davalının bedelli askerlik imkânı doğunca bedelli askerliğini yapması halinde evleneceklerini düşünerek bedelli askerlik için gerekli 15.000 TL’yi borç olarak yakınları ve arkadaşlarından tedarik ettiğini ve bankaya birlikte giderek ödediklerini, bu tarihten itibaren de davalının kendisine karşı tutum ve davranışının değiştiğini, bedelli askerlik görevi biter bitmez de bir başkası ile evlendiğini beyan ederek 15,000 TL askerlik bedeli, davalı ile aralarındaki ilişki gereği ve evliliğin gerçekleşeceğine inanarak harcamalar yaptığından şimdilik 7.000 TL maddi tazminat ile davalının başka biri ile evlenerek ağır hayal kırıklığına uğramasına, psikolojisinin bozulmasına, insanlara ve evliliğe olan güveninin sarsılmasına ve çevresinde küçük düşmesine sebebiyet vermesi nedeniyle 25.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 47.000 TL’nin ihtarname tarihi olan 05.12.2012 tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı; davacının bütün iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacı ile olan arkadaşlığını 2011 yılında bitirdiğini ve 2012 Temmuz ayında evlendiğini, ancak arkadaşlığının bitmesini istemeyen ve kabullenemeyen davacının tek taraflı görüşme girişimi yollarına başvurduğunu, insanların nişan yapması ve nişanlı olmasının hayatın olağan akışı içerisinde, iki tarafın ortak niyet ve irade beyanı ile mümkün olduğunu, halbuki davacı ile nişan yapmak konusunda karşılıklı ve ortak bir irade beyanlan bulunmadığı gibi kendisinin dahi davacı ile nişanlı olduğundan haberi olmadığını, bir kişinin diğer kişiden beklentisi ile nişanlı olmasının hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; taraflar arasında yasanın aradığı anlamda nişanlanmanın gerçekleştiği ve evlilik hazırlıklarına geçildiği, bu süreçte davacının, gerek ev ve gerekse davalının kişisel harcamaları gerekse davalıya aldığı hediyeler ile 7.000 TL’nin üzerinde harcama yaptığı, davalının 15.000 TL askerlik borçlanmasını ödediği ve davalının, davacıya evlenme vaadinde bulunması, aile ve arkadaşlarının nişanlandıkları bilinmesi, evlenecekleri beklentisinin oluşması ve davacı ile birlikte ev bakacak kadar da evlilik hazırlıklarına başlamalarına rağmen davalının, ortada haklı bir neden yok iken ve davacının haberi olmaksızın bu nişanlılık ilişkisine tek taraflı son vererek davacıyı başka bir kadınla aldattığı, bu yönden davacının kişilik haklarının büyük zarar gördüğünün kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava; maddi ve manevi tazminat ve alacak istemine ilişkindir. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi uyarınca 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2.kitabı ile (3 kısım hariç) 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanış Şekli Hakkında Kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür. 04.06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir.

Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK. madde 33). Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olmasına göre uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hukuki nitelendirme yapılmalıdır. Mahkemece, uyuşmazlığın TMK’nın 121. maddesine dayalı nişanın bozulması nedenine dayalı olduğu belirtilerek, davanın esası hakkında karar verilmiştir. Nişan; evlenme yaşma gelmiş kız ve erkeğin aileleri ile yakın dostlan tarafından yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine ilişkin bir çeşit söz vermedir. Nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesi olup, TMK’nın 118’inci maddesinde düzenlenmiş ve şekil şartı koyulmamıştır.  Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması(ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Davacı dava dilekçesinde nişanın bozulması nedeni ile kişilik haklarınızedelendiğini iddia ederek, maddi ve manevi tazminat ile alacak isteminde bulunmuş ise de; taraflar arasında geleneksel anlamda nişan merasimi bulunmamaktadır. Somut olayda; taraflar gayri resmi şekilde bir araya gelmiş olup, bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün değildir.

Dosya kapsamından tarafların nişanlanmadıkları anlaşıldığına göre, taraflar arasındaki ilişkinin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına, özellikle de haksız eyleme ilişkin hükümlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olup, HMK’nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartlarındadır. Mahkeme, görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetmelidir. O halde; eldeki davada, istem nişana dayalı tazminat talebi olmayıp, haksız fiilden kaynaklanmakla, bu çerçevede değerlendirme yapılarak görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında; uyuşmazlığın Aile Mahkemesi’nin görevine girmediği düşünülerek, görevsizlik karan verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esası hakkında hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 04.10.2018, E. 2016/22515, K. 2018/9548)

Doğal olan üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz.

“Kural olarak nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. (TMK md 121) Nişanın bozulmasından dolayı davacı lehine manevi
tazminata hükmedilebilmesi için, nişanın haksız olarak bozulmasının yanında, davacının kişilik haklarının da ihlal edilmiş olması gerekir. Nişanın bozulması, doğal olarak taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratır ve menfaat ihlaline neden olur. Ancak sırf, nişanın bozulmasından dolayı duyulan üzüntü ve hayal kırıklığına uğranılmış olması manevi tazminata hükme dilmesi için yeterli değildir. Doğal olan üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Zira, manevi tazminata karar verilebilmesi için istemde bulunan nişanlının kişisel haklarının fahiş olarak zarara uğramış olması gerekir. Bu fahiş zararın somut olay ve nedenlere dayanılarak ispat edilmesi gerekir. Somut olayda; davacı – karşı davalı tanıkları nişanın bozulmasının nedeni ve hangi taraftan kaynaklandığını bilmediklerini beyan ettiği, davalı – karşı davacı tanığı Nahide Harma’nın “…davacı Evren bana ‘bu iş olmayacak, Ece ailemin dediği hiçbir şeyi yapmak istemiyor, ailemin sözünden dışarı çıkamam’ dedi, yanımda Ece de vardı, daha sonra kızım davacıya ulaşmaya çalıştı ama davacı telefonlara çıkmadı, 15 gün sonra görüştüklerinde davacı Evren kızıma, artık düğünün olmayacağını söyledi…” şeklinde; davalı – karşı davacı tanığı Vecih Çamdere ise “…davalı ve annesinin çalıştığı işyerine gitmiştim, tarafların tartışma seslerini koridordan duyabiliyordum, davacı, davalıya hitaben ‘annem senden bir şeyler yapmanı istiyor, sen neden annemi dinlemiyorsun, birlikte oturmamızı neden istemiyorsun’ dedi, davalı da karşılık veriyordu, o sırada taraflar dışarı çıktı ve davacı’ bu iş bitti artık düğün yapmaya gerek yok’ dedi…” şeklinde beyanda bulundukları anlaşılmaktadır. O halde, davacı – karşı davalı, nişanın davalı – karşı davacı Ece’nin kusurlu davranışları sonucu bozulduğunu ispat edemediğinden manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile manevi tazminat isteminin kısmen de olsa kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir.” (Y3HD, 27.04.2016, E. 2015/11152, K. 2016/6663)

Nişan için kiralanan salon bedeli yönünden maddi tazminat talep edilemez.

Karşı davacı (asıl davalı) tarafından nişan için kiralanan salon bedeli yönünden verilen kabul kararında bir isabet bulunmamaktadır. Karşı davacı (davalının) maddi tazminat davasının reddi gerekirken; salon kira bedeli yönünden verilen kabul kararı isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir” (Y3HD, 21.01.2016, E. 2015/2469, K. 2016/521)

Manevi tazminat verilebilmesi için kişilik haklarının fahiş olarak zarara uğradığının ispatı gerekir.

“Taraflar arasındaki nişanın, davalı tarafından bozulduğu sabit ise de, nişanın bozulmasından dolayı, davacının kişilik haklarının fahiş olarak zarara uğradığı, davacı tarafından usulünce ispat edilememiştir. O halde, mahkemece; nişanın bozulmasının, davacının hayat, vücut bütünlüğü, sağlık, özgürlük, isim, resim, şeref, haysiyet gibi değerlerinde bir ihlale yol açmadığı, davacının kişilik haklarına herhangi bir saldırının söz konusu olmadığı, bu itibarla, manevi tazminata hükmedilmesi için gereken koşulların oluşmadığı gözetilerek; davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (Y3HD, 27.01.2015, E. 2015/3073, K. 2016/836)

Sırf, nişanın bozulmasından dolayı duyulan üzüntü ve hayal kırıklığına uğranılmış olması manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir.

Davacı Yunus vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının görücü usulüyle nişanlandıklarını, başlangıçta tarafların ilişkilerinin iyi olduğunu ancak bir köyde sözleşmeli öğretmenlik yapan davalının, okulların kapanmasından sonra ailesinin yanına dönmesiyle müvekkiline karşı tavırlarının olumsuzlaştığını, davalı ve ailesinin düğünün yapılmaması için bahaneler üretmeleri üzerine müvekkilinin nişanı bozduğunu, nişan töreninde ve nişanlılık döneminde müvekkili ve ailesinin davalıya ziynet eşyası ve 450,00 TL değerinde cep telefonu hediye ettiğini, nişanın bozulmasının ardından hediyelerin iade edilmediğini belirterek; nişan töreninde takılan 1 adet 22 ayar 30,14 gram bilezik, 2 adet her biri 18 gram 22 ayar bilezik, 8 adet her biri 21 gram 22 ayar bilezik, 13 adet gramise, 1 adet küçük çeyrek, 1 adet nişan yüzüğü, 1 adet tek taş yüzük, 1 adet küpe ile müvekkilinin davalıya nişanlık döneminde hediye ettiği 1 adet nokia marka cep telefonunun aynen iadesini, bunun mümkün olmaması halinde fazlaya ilişkin haklan saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini, diğer taraftan davalının kusurlu hareketleri sonucu nişanın bozulması nedeniyle müvekkilinin uğradığı maddi ve manevi zarar karşılığı olarak, 10.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 07.04.2014 havale tarihli ıslah dilekçesiyle dava dilekçesinde ziynet ve cep telefonunun değeri olarak talep ettiği 30.000,00 TL’yi 2.779,50 TL artırarak 32.779,50 TL’ye çıkarmıştır.

Davalı Emine Mavitaş vekili cevap dilekçesinde; tarafların yaklaşık beş ay nişanlı kaldıklarını, bu süreçte davacı ve ailesinin sudan sebeplerle kavga çıkarıp, nişanı sona erdirmek için ellerinden geleni yaptıklarını, nişanı davacı Yunus Emre’nin bozduğunu, müvekkilinin nişanın bozulmasından sonra nişan hediyesi olarak verilen tüm hediyeleri davacıya iade ettiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Birleşen dosyanın davacısı Emine vekili dava dilekçesinde; nişanlılık dönemi boyunca davalı Yunus Emre’nin, müvekkili Emine’yi toplum içinde azarladığını, sudan sebeplerle tartışma çıkarıp, sebepsiz yere küsüp, uzun süre müvekkilini arayıp sormadığını, davalı Yunus Emre’nin, 08.08.2012 tarihinde nişanı bozduğunu, müvekkilinin köyde yaşıyor olması ve köyde nişan bozulmasının olumsuz karşılanması nedeniyle müvekkilinin evlenme şansının azaldığını, nişanın bozulmasının ardından müvekkilinin hayata küstüğünü, psikolojik yardım alıp, tedavi kapsamında ağır ilaçlar kullanmak zorunda kaldığını, halen tedavisinin devam ettiğini belirterek; davalının ortada hiçbir sebep yokken nişanı bozmasından dolayı müvekkilinin uğramış olduğu manevi zararın karşılığı olarak 50.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği 08.08.2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İş bu dosya, davacı Yunus Emre’nin açtığı dosya ile birleştirilerek yargılamaya devam olunmuştur.

Mahkemece; davalının nişanlılık ilişkisinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmediği, ailesinin telkinleriyle hareket ederek nişanın bozulmasına sebebiyet verdiği, nişan bozulmasında davalının (birleşen dosyanın davacısının) asli kusurlu olduğu, altınların davalıda kaldığının kesin olarak anlaşıldığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile, 1 adet 22 ayar 30,14 gram ağırlığındaki bilezik, 2 adet 22 ayar 18,00’er gram ağırlığındaki bilezik, 8 adet 22 ayar 21,00’er gram ağırlığındaki bilezik, 13 adet 22 ayar darphane altını olan 4 çeyreklik, 1 adet 22 ayar darphane altını olan küçük çeyreklik, 1 adet 14 ayar nişan yüzüğü, 1 adet 14 ayar tek taş yüzük, 1 çift 14 ayar küpe ve 1 adet Nokia 6500 Slayt marka telefonun davacıya aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelleri toplamı olan 32.779,50 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan (birleşen dosyanın davacısından) tahsiline, 1.000,00 TL maddi tazminat ile 2.000,00 TL manevi tazminatın davalı (birleşen dosya davacısından) tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davalı (birleşen dosyanın davacısı) vekili tarafından, duruşma istemli olarak temyiz edilmiştir.

Asıl dava; nişanın bozulması nedeniyle, nişan hediyelerinin aynen, bunun mümkün olmaması nakden davalıdan tahsili ile nişanın bozulmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Birleşen dava ise; nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı (birleşen dosyanın davacısı) vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

Davalı (birleşen dosyanın davacısı) vekilinin kabul gören temyiz itirazlarına gelince;

Asıl davanın davacısı lehine hükmedilen manevi tazminat yönünden;

Kural olarak nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. (TMK m. 121) Nişanın bozulmasından dolayı davacı lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için, nişanın haksız olarak bozulmasının yanında, davacının kişilik haklarının da ihlal edilmiş olması gerekir.

Nişanın bozulması, doğal olarak taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratır ve menfaat ihlaline neden olur. Ancak sırf, nişanın bozulmasından dolayı duyulan üzüntü ve hayal kırıklığına uğranılmış olması manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir. Doğal olan üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Zira, manevi tazminata karar verilebilmesi için istemde bulunan nişanlının kişisel haklarının fahiş olarak zarara uğramış olması gerekir. Bu fahiş zararın somut olay ve nedenlere dayanılarak ispat edilmesi gerekir.

Somut olayda; nişanı, asıl davanın davacısı Yunus Emre bozmuştur. Her ne kadar davacı Yunus Emre, nişanı davalı (birleşen dosyanın davacısı) Emine’nin kusurlu hareketleri sonucu bozmak zorunda kaldığını iddia etmiş ise de, davalı Emine’nin kusurunu ve nişanın bozulmasından dolayı kişilik haklarının fahiş olarak zarara uğradığını usulünce ispat edememiştir.

Hal böyle olunca mahkemece; davacının (birleşen dosyanın davalısının) manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yanılgılı değerlendirme sonucu salt üzüntü nedeniyle davacının (birleşen dosyanın davalısının) manevi tazminat isteminin kısmen de olsa kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Hediyelerin iadesi istemine ilişkin olarak;

Nişan, evlenme dışında bir nedenden dolayı sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. (TMK md 122) Nişanlılık dolayısıyla verilen hediye, olağan bir hediye ise geri istenemez. Hediyelerin geri istenebilmesi için alışılmışın dışında hediyelerden olması gerekir.

Alışılmış (mutad) hediyelerden kasıt; giymekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır. Kural olarak giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen eşyaların iadesine karar verilemez. Nişanın bozulması nedeniyle mutad dışı hediyelerin geri alınmasına ilişkin davalarda kusur aranmaz. Diğer taraftan hediyelerin iadesi yönünde hüküm kurulabilmesi için eşyanın davalıya hediye edildiğinin ve nişanın bozulmasından sonra iade edilmediğinin ispatlanması gerekir. Zira; TMK’nın 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkım dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.

Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Hediyelerin verildiği ve iade edilmediği hususu her türlü delil ile ispat edilebilir. Nişan nedeniyle kendisine verildiğini kabul ettiği hediyelerin iade edildiğini ileri süren davalı, bunu kanıtlamalıdır. Ancak davalının verildiğini kabul etmediği hediyelerin verildiğini ispat yükü kuşkusuz davacıdadır. Somut olayda; davacı nişanlılık döneminde davalıya cep telefonu hediye ettiğini ve nişanın bozulmasından sonra davalının telefonu kendisine iade etmediğini iddia etmiş, davalı ise davacının kendisine cep telefonu hediye etmediğini savunmuştur. Buna göre cep telefonunun davalıya hediye edildiğini ispat yükü davacıdadır.

Davacı usulüne uygun olarak davalıya cep telefonu hediye ettiğini ispat edememiştir. O halde mahkemece; asıl davanın davacısının, cep telefonunun iadesine yönelik isteminin reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu talebin kabulü doğru görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Davacı (birleşen davanın davalısı) lehine hükmedilen maddi tazminat yönünden;

Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır. (TMK md 120) Davacı yanın isteyeceği tazminat menfi tazminattır. Başka bir anlatımla nişanlanma olmasaydı uğranılmayacak olan parasal zarar istenebilir. Menfi tazminatın kapsamı yasada gösterilmiş olup, bunlar, dürüstlük kuralları çerçevesinde yapılan harcamalar, evlenme amacıyla yapılan harcamalar ve evlenme amacıyla katlanılan maddi fedakarlıklardır. Maddi tazminat istenebilmesi için nişan haklı bir sebep olmaksızın bozulmuş olmalı ya da nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulmuş olmalıdır. Davacı iddiasını kanıtlarsa uygun bir tazminata hükmedilir.

Davacı iddiasını her türlü delille ispat edebilir. Somut olayda davacı taraf, nişanın bozulması nedeniyle maddi zarar uğradığını
iddia ederek maddi tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, davacı taraf, nişanın davalının kusurlu davranışları sonucu bozulduğunu ispat edememiştir. Kabule göre de; tazminatın nelere ilişkin olduğu bulunduğunun miktar ve tutarlarıyla birlikte tek tek açıklanması gerekirken, mahkemece maddi zararın kapsamı davacıya açıklattmlmadan karar verilmiştir. Bu nedenle mahkemece; asıl davanın davacısının maddi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu talebin kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.

Ziynetlerin iadesi yönünde kurulan hükme ilişkin temyiz itirazları yönünden;

Nişanın bozulması nedeniyle nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları ziynet eşyaları verenler tarafından geri istenebilir. Ziynet eşyaları aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade yapılır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre; nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye olarak kabul edilmiştir.

Eldeki davada mahkemece; nişan yüzüğünün de iadesi yönünde karar verilmiştir. Mutad hediye olan ve iadesi gerekmeyen nişan yüzüğünün iadesi yönünde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir. Diğer taraftan, asıl davanın davacısı, nişan töreninde takılan tüm ziynet eşyalarının davalıda kaldığını iddia etmiştir. Asıl davanın davalı ise, ziynetlerin nişanın bozulmasının ardından davacı tarafa iade edildiğini savunmuştur. Her iki taraf da iddia ve savunmalarını ispat edebilmek için tanık deliline dayanmıştır. Davacı (birleşen dosyanın davalısı) tanığı Emine beyanında; nişandan hemen sonra davacı Yunus Emre’nin annesinin, nişanda takılan gremese ve çeyrek altınların bir kısmını elindeki siyah renkli çantaya koyduğunu beyan etmiştir. Davacı tanığı Tuba beyanında; Yahyalı’da nişanda takılan çeyrek altınların, geline takılan bilezik, gremese gibi pahalı ziynetlerin bedelini sarrafa ödemek üzere, nişandan sonra kız tarafından alınıp sarrafa verildiğini beyan etmiştir. Asıl davanın davalısı Emine’nin annesi beyanında; nişanda takılan takıların 2/3’nü davacı Yunus Emre’nin annesinin nişandan hemen sonra alıp götürdüğünü, kalan takılan da nişanın bozulduğu gün davacımn annesine teslim ettiğini beyan etmiştir. Davalının babası ise; nişanda kızma takılan takılan eşinden duyduğuna göre, davacının annesinin alıp götürdüğünü, davacı ve ailesinin evlerine misafir olarak geldikleri gün davacının yüzüğü çıkarıp gittiğini, kendisinin sinirlenip, kalan takılann da iade edilmesini istediğini, bunun üzerine eşinin kalan takıları davacılann alması için avluya attığını beyan etmiştir. Davacı tanıklan nişanda takılan takıların bir kısmının, nişandan önce kıza takmak üzere erkek tarafınca satın alınan ziynetlerin bedelinin ödenmesi amacıyla erkek tarafınca sarrafa verildiğini, bunun o yörede geçerli olan bir gelenek olduğunu beyan ettiğine ve davalı Emine’nin annesi de nişandan sonra Yunus Emre’nin annesinin, takılann 2/3’nü alıp götürdüğünü belirttiğine göre, mahkemece bu yönde araştırma ve inceleme yapılarak toplanacak tüm deliller doğrultusunda hasıl olacak sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Kabule göre de, ziynetlerin nişanın bozulduğu tarihteki bedellerinin tespiti gerekirken, dava tarihindeki bedellerinin tespiti ile bu miktarın hüküm altına alınmış olması da doğru görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Birleşen davada davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücreti yönünden;

Birleşen dosyanın davacısı Emine, nişanm bozulmasından dolayı uğradığı manevi zararın tazmini için; davalı Yunus Emre’den 50.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davada kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine, 5.800,00 TL nisbi vekalet ücretine hükmedilmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10/3 maddesi uyannca; manevi tazminat davasının tümden reddi halinde, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. O halde mahkemece, davacı Emine’nin manevi tazminat talebi tamamen reddedildiğine göre yukarıdaki yasal düzenleme göz önünde bulundurularak, kendisini vekille temsil ettiren davalı (birleşen dosyanın davacısı) yararına maktu vekalet ücretine hükmolunması gerekirken, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiş, bu husus da hükmün bozulmasını gerektirmiştir. Buna göre mahkemece yapılacak iş; asıl davanın davacısının; maddi ve manevi tazminat talebi ile cep telefonuna ilişkin istemini reddetmek, nişan yüzüğünün iadesine karar vermemek, birleşen davada davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmetmek ve nişanda takılan ziynetlere ilişkin olarak, o yöredeki örf ve adeti usulünce araştırarak, hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır. (Y3HD, 17.03.2015, E. 2014/18045, K. 2015/4348)

Doğal olan üzüntü ve menfaat ihlali, manevi tazminata esas alınamaz.

Davacı- karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ile davalının tarihinde nişanlandıklarını, nişanın ardından davalının karşılanması güç taleplerde bulunduğunu, davacının imkanları içerisinde sunduğu çözümleri kabul etmediğini, müvekkilinin ailesine ve kendisine küfıir ve hakaret ettiğini ve nişanı bozduğunu, sonrasında da zorluk çıkartırsa dayısı tarafından dövülecekler! yönünde tehdit ettiğini, davalının abisinin de tehdit mesaj lan yolladığını ve davalı tarafından nişanın bozulduğunun bu mesajlarda bildirildiğini, nişan sebebiyle evlenme düşüncesiyle iki adet burma bilezik, üç adet normal burma bilezik, zincir, tek taş kolye, küpe, çerçeve künye ile bir tane tekli altının alındığını, bunların aynen iade edilmesini ya da yasal faizi ile beraber fazlası saklı 2.000 TL’sınm tazminini, ayrıca fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 5.000 TL maddi tazminat, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili talep etmiştir.

Davalı – karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle, davacının müvekkilinin kardeşinin yedi yıllık arkadaşı olduğunu, pek çok kez evlerine geldiğini, onu tanıyıp mali durumunu bildiklerini, tarafların flört ettiklerini ve iki hafta sonra nişan yapıldığını, bu süreçte davacının müvekkilini rahat yaşatacağını söylediğini, fakat müvekkilinin hiçbir talepte bulunmadığını, davacının Rize’de çalıştığı inşaat firmasından müvekkilinin yanında patronu tarafından aranarak benzin çaldığı için kovulduğunun bildirildiğini, bu nedenle davacının kendisinin işinden istifa etmek zorunda kaldığını ve bundan iki gün sonra nişanın yapıldığını, nişan sırasında ve öncesinde davacının çeşitli bahanelerle tartışmalar çıkarttığını, müvekkilini akrabalarının ve arkadaşlarının yanında aşağılayıcı sözler sarfederek kırdığım, nişandan 6 gün sonra tarafların Kızılay’da beraber oturdukları kafede davacının davalıya evlendikten sonra ailesiyle birlikte oturmayı teklif ettiğini, davalının bunu kabul etmemesi üzerine bağırarak kabul ettirmeye zorladığını ve kabul etmediği taktirde “bu iş burada biter” diyerek davalıyı itekleyip vurmaya kalktığını, orada bulunanların ve çalışanların araya girmesiyle eylemini gerçekleştiremediğini, ardından davacının annesi, babası ve abisinin arayarak davacının davalıyı terkettiğini bildirdiklerini ve ertesi gün davacının annesinin telefon edip “senden bana gelin olmaz seni istemiyoruz, senin başın açık nişanı atıyoruz” diyerek nişanı bozduklarını, sonrasında yapılan görüşme taleplerini de geri çevirdiklerini, nişanın bozulması üzerine davalının psikolojik travma geçirdiğini bu nedenle hastanelerde tedavi olmak zorunda kaldığını, tarihinde ziynetlerin tamamının davacıya müvekkilinin zararının ödenmesi şartıyla teslim edildiğini, fakat bir ödemenin yapılmadığını, nişan nedeniyle kültür merkezi için 2.500 TL, fotoğraflar için 600 TL, davacının kıyafetleri için 507 TL ödeme yapıldığını, bu nedenle fazlası saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL nin davacı – karşı davalıdan alınarak tazmini ile 10.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece; davacı-karşı davalının davasının reddine, karşı davanın kabulü ile 1.000 TL maddi tazminatın davacı- karşı davalıdan alınıp davalı- karşı davacıya ödenmesine, 4.000 TL manevi tazminatın davacıdan alınıp davalı- karşı davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. 4721 sayılı TMK.nun 121.maddesine göre, nişanın bozulması yönünden, kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Anılan maddeye göre, nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, istemde bulunan nişanlının kişilik değerlerinin ağır bir şekilde ihlal edilmiş olması gerekir. Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali, manevi tazminata esas alınamaz. Bu nedenle, davacı tarafın manevi tazminat isteminin reddi gerekir. (Y3HD, 25.03.2015, E. 2014/11875, K. 2015/4910)

Nişan tarihinde bir başkası ile evli olma halinde taraflar arasında yapılan nişan mutlak butlanla batıl sayılır.

Davacı vekili dilekçesinde; davaya konu dairenin 1/3 hissesinin davacı tarafından nişan hediyesi olarak bedelsiz davalıya devredildiğini, ancak nişanın bozulduğunu, nişanın bozulması nedeniyle dairenin 1/3 hissesinin davacı adına tesciline karar verilmeşini talep ve dava etmiştir. Birleşen ecrimisil davasında ise; davalı Sakine Alagöz’ün davaya konu daireyi haksız olarak işgal ettiği gerekçesiyle 38.000 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsili dava ve talep edilmiştir.

Davalı Türkiye Halkbank A.Ş. vekili cevabında; davalı bankanın taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunmadığını, devir işleminin tarafının davacı ile Sakine Alagöz olduğunu, devir işleminin tarafı olmayan banka aleyhine açılan davanın husumetten reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı Sakine Alagöz vekili cevabında; davanın zamanaşımı nedeniyle
reddine karar verilmesini ayrıca davacı ile davalı arasında nişan akdinin gerçekleşmediğini, davaya konu dairenin de davalıya bedelsiz olarak deviredildiği iddiasının doğru olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, 07.11.2012 tarih ve 2010/645-2012/1138 K. ile; birleşen ecrimisil davası yönünden görevsizlik kararı verilmiş, asıl dava yönünden, davalı Halkbankası A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine, davalı Sakine Alagöz aleyhine açılan davanın kabulü ile, Halkalı Toplukonut İdaresi 3. Etap Al5 Blok 38 nolu taşınmazda bulunan davalının 1/3 hissenin davacı adına tesciline karar verilmiş, hükmün davalı Sakine Alagöz vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 12.06.2014 günlü ve 2014/5635-9584 E.K. sayılı ilamı ile;”… karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılması gereken miktarı ile maktu başvuru harcı ödenmedikçe, davaya devam edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gözetilmeksizin, yargılamaya devamla hüküm kurulmuş olması, doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucunda, mahkemece; bozma doğrultusunda işlem yapılarak, bozma öncesi gerekçe ve hüküm çerçevesinde, temyize konu karar verilmiş, verilen hüküm da-
valı Sakine Alagöz tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda; davacı, davalı ile aralarındaki nişanın bozulması nedeniyle, nişan hediyesi olarak sahibi olduğu dairenin 1/3 hissesini 09.06.2003 tarihinde davalıya bedelsiz devredildiğini ileri sürerek asıl davada tapu iptali ve tescil, birleşen davada ise ecrimisil talebinde bulunmuştur. Aile mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerine dair kanunun 4.maddesi uyarınca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 2.kitabı ile (3 kısım hariç) 4722 sayılı Türk Medeni Kanunun yürürlüğü ve uygulanış şekli hakkında kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.

Taraflardan birinin nişan tarihinde veya dava konusu dairenin nişan hediyesi olarak devredildiği tarihte bir başkası ile evli olmaları halinde, taraflar arasında yapılan nişan mutlak butlanla batıl olup, hukuken tarafları bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. Bu durumda, davanın dayanağı haksız fiil olacağından; uyuşmazlığa genel mahkemede (Asliye Hukuk Mahkemesinde) bakılması gerekecektir.

Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Usul kuralları (görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hata) kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşturmamaktadır. Bu nedenle, görev hususunun mahkemenin her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) nazara alınması gerekir. (HGK.nun 29.3.1995 gün ve 1994/14 – 855 E, 1995/242 K. sayılı ilamı; Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 Baskı, Cilt 5, sayfa 4786-4791 vd.) Dosyada dinlenen, davacı tanıklarından Nilgün tarafların 1998 yılında nişanlandıklarını, diğer tanık Haydar ise tarafların 2002-2003 döneminde nişanlandıklarını beyan etmiştir. Dosya kapsamında taraflarca, dava konusu nişanlılığın hangi tarihler arasında olduğuna dair bir başka beyan bulunmamaktadır.

Dosya içerisinde mevcut olan davalı Sakine’nin nüfus kayıt örneğinden, davalının 1983-1999 yıllan arasında bir başkası ile evli olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle iken mahkemece, taraflar arasındaki nişanlılığın başlangıç ve bitiş tarihleri saptanmalı, davacı ve davalının vukuatlı nüfus kayıt örneklerinin sağlıklı biçimde dosya içerisine alınarak, mahkemece saptanacak nişanlılık tarihlerinde ve dava konusu nişan hediyesi olarak verildiği iddia edilen daire hissesinin devir tarihinde tarafların bir başkası ile resmi evliliklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bu husus tereddüte mahal vermeyecek şekilde saptanmalı ve sonucuna göre öncelikle mahkemenin görevi değerlendirilmeli, sonrasında işin esasına girilerek oluşacak sonuç dairesinde hüküm kurulmalıdır. Buna göre, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. (Y3HD, 01.07.2015, E. 2015/6128, K. 2015/12227)

Nişan bozulması nedeni ile maddi ve manevi tazminat davası aile mahkemesinde incelenmelidir. (Y3HD, 28.03.2012, E. 2012/3207, K. 2012/8356.)

Davalının dava dışı kişi ile resmen evli olduğu dönemde davacı ile birlikte yaşamaları nişanlanma niteliğinde sayılamaz. (Y3HD, 17.01.2012, E. 2011/17216, K. 2012/880)

Nişanın bozulması yüzünden kişilik haklan saldmya uğrayan taraf kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. (Y3HD, 18.01.2012, E. 2011/17857, K. 2012/998)

Hakaret ve küfür etme nedeniyle nişanın bozulması manevi tazminat verilmesini gerektirir.

Davada, nişan hediyelerinin aynen veya bedeli 5000,00 TL’nin tahsili istenilmiş, birleşen dava dilekçesinde ise, nişan giderleri 3000,00 TL ile nişanın haksız bozulması nedeniyle 10 000,00 TL manevi tazminatın tahsili istenilmiş, mahkemece, davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulü ile 2 610,00 TL maddi ve 3000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Dosyadaki yazılara, karann dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının (birleşen davacı) tüm davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, TMK madde 121 gereğince; “nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Salt nişanın bozulması manevi tazminatı gerektirmez. Somut olayda, dosya içeriğine göre, nişanın davacının davalıya hakaret ve küfür etmesi nedeniyle bozulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, tarafların ekonomik ve sosyal durumuna ve özellikle (davacının gelirine) göre davalı Burcu lehine TL manevi tazminata hükmedilmesi ve miktarın TMK.nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun kabul edilemeyecek oranda fazla olması usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince bozulma- sına… (Y3HD, 23.01.2012, E. 2011/18421, K. 2012/1375.)

“Eski eşe” karşı açılan nişan masraflarına ilişkin davalara “genel görevli mahkemelerce” bakılması gerekir.

Davacının, eski eşe karşı açtığı birleşen davada işini kaybetmesi, nişan, nikah masrafları, takı yol giderleri vs. giderleri için talep ettiği 2000 TL. maddi tazminat ile eski eşin anne ve babasına karşı açtığı manevi tazminat talepleri Türk Medeni Kanunu 174/1-2. madde kapsamındaki boşanmanın eki niteliğinde maddi ve manevi tazminat olmayıp, Borçlar Kanununa dayandığından; bu taleplere ilişkin davalara genel görevli mahkemelerce bakılması gerekir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınmalıdır. O halde davacının bu taleplerine ilişkin davaları hakkında görevsizlik karan verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden isteklerin esası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. (Y2HD, 19.01.2012, E. 2010/13484, K. 2012/626.)

Manevi tazminat talebinin reddedilen kısmı bakımından kendisini vekille temsil ettiren karşı davab yararına vekalet ücretine hükmedilmelidir.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin lO.maddesinin 2.bendi uyarınca manevi tazminat talebinin reddedilen kısmı bakımından kendisini vekille temsil ettiren karşı davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olması doğru değilse de; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm fıkrasına “AAÜT’nin 10/2.maddesi uyarınca 1.100 TL vekalet ücretinin karşı davacıdan alınarak, karşı davalıya verilmesine” bendinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle onanmasına (Y3HD, 16.01.2012, E. 2011/17641, K. 2012/740.)

Nişan tazminatına faiz talebi olmamasına rağmen, mahkemece faize hükmedilemez.

Davacı vekilinin faiz talebi olmamasına rağmen, mahkemece; dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi doğru değilse de, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasında yazılı bulunan “Dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline” cümlesinin silinmesi suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle onanmasına (Y3HD, 10.01.2012, E. 2011/16217, K. 2012/231.)

Evlilikten kaçınma nedeniyle tazminat isteminde davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Davacı Şükriye ile davalı arasında resmi bir evlilik bulunmamaktadır. Davacı Şükriye, davalının evlilikten kaçınması, sürekli fiziksel şiddet uygulaması, hakaret ve tehdit etmesi nedeniyle maddi-manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Bu istek Borçlar Kanununun 41. ve 49. maddesine dayalı olup nispi harca tabidir (Harçlar Kanunu md.30-32). Davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece res’en gözönünde bulundurulur. Başvurma harcı yatırılmış olup, davacıya eksik peşin nispi harcı tamamlaması için süre verilmeli, tamamlandığında ise davacı Şükriye’nin manevi tazminat isteğiyle ilgili davanın ayrılarak bu talep yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (Y2HD, 16.02.2012, E. 2010/17924, K. 2012/2955)

Tarafların nikahsız yaşamaları bu birleşmenin kanuni ve medeni evlenmeye tekaüdüm eden bir nişanlanma mahiyetinde olmadığını gösterir.

Dava, nişan bozulması gerekçesi ile açılan ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde nakten iadesi için açılan alacak ve manevi tazminat davasıdır. Yerel mahkemece manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine, alacak yönünden ise kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz olunmuştur. Davacı vekili davacı ile davalının 2008 yılı haziran ayı içerisinde evlenmek üzere sözleştiklerini, ve birlikte yaşamaya başladıklarını, taraflar birlikte yaşamaya başlamadan önce müvekkilinin mutlu bir yuva kuracağını düşünerek davalıya 9.025,00 TL değerinde ziynet eşyası hediye ettiğini, davalının, müvekkili ile birlikte kalmış olduğu ikametgahı terk ettiğini beyan ederek, ziynet eşyalarının aynen iadesi, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedeli ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; taraflar arasındaki ilişkinin gayri resmi evlilik olduğunu, toplumca tarafların evli olarak bilindiğini, her iki tarafın da nikahsız yaşamayı kabul ettiklerini, müvekkilinin tüm eşyalarını davacının evine taşıdığını, davacımn müvekkilini kovduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece dinlenen davacı tanıklarından bazıları ve davalı tanıklan taraflann toplumda evli olarak bilindiklerini beyan etmişlerdir. Öte yandan dosya içerisinde yer alan 23/06/2008 tarihli Osmancık haber gazetesinde “Nilgün ve Banş çifti oğullannı sünnet ettirdi” şeklinde haber yapıldığı ve taraflann aile fotoğraflarının yayınlandığı görülmüştür. Yine tarafların bir müddet birlikte yaşadıklan taraflann kabulündedir. Tüm bu hususlardan anlaşılacağı üzere taraflar arasında nişan değil, gayri resmi evlilik vardır. Taraflann nikahsız yaşamaları bu birleşmenin kanuni ve medeni evlenmeye tekaddüm eden bir nişanlanma mahiyetinde olmadığını göstermektedir. Bu nedenle davacının davalıya verdiği ziynet eşyalannm meşru olmayan bir maksadın istihsali için verilmiş olduğunu kabul zarureti vardır. BK’nın 65. maddesine göre gayri ahlaki bir amacı sağlamak için verilen şeylerin geri alınması mümkün değildir. Nişanın bozulmasında hediyelerin iadesi ile ilgili hükümlerin burada kıyasen uygulanması yoluna gidilerek davanın kısmen kabulünde isabet yoktur. Yine bir kadın ile bir erkek nikahsız da olsa bir araya gelirlerken gerek kadın ve gerekse erkek yahut bunların yakınları tarafından satm alınarak veya başka türlü sağlanarak kadına verilen eşyanın mülkiyeti teslim edilmekle ona geçer. Çünkü eşyanın bu şekilde verilmesi nitelikçe bağış olup elden verilmekle kadının şahsi malı olur. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (Y4HD, 29/09/2011, E. 2010/8156, K. 2011/9793.)

Nişanlıların birbirlerine karşı nafaka yükümlüğü yahut başka bir bakım ve gözetim mükellefiyeti yoktur.

Davalının diğer temyiz itirazına gelince; dava destekleri trafik kazasında ölen da- vacıların tazminat talebinden ibaret olup, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacılar ile davalı Yüreğir Belediye Başkanlığı tarafından temyiz olunmuştur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci maddesi gereğince destek tazminatı ölenin yakınları lehine takdir olunur. Destekten yoksun kalma tazminatı hükmolunabilmesinin asgari şartı; destekten yoksun kalmadır. Desteğin ölümü yüzünden kendisine bakılan kimsenin bu bakımdan kısmen veya tamamen yoksun kalması lâzımdır. Bu yoksun kalma maddî bir zararı ifade eder. Nişanlılık evlilikten önceki fiili hali ifade eder. Bu dönemde nişanlıların birbirlerine karşı nafaka yükümlüğü yahut başka bir bakım ve gözetim mükellefiyeti yoktur. Kaldı ki destek tazminatı, fiili ve sürekli bakımdan yoksun kalınması halinde takdir edilen bir tazminattır. Somut olayda davacı nişanlı, destek ile nişanlılık yahut nişanlılık öncesi döneme dair yoksun kaldığı zararın tazmini değil, evlilik sonrası döneme ait olarak destekten yoksun kaldığını iddia etmiştir. Buna göre davacı nişanlının, desteğin ölüm tarihi itibari ile destek tazminatını gerektiren bir kazanç kaybı yoktur. Yukarıda açıklanan nedenlerle desteğin nişanlısı davacının des- tek tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekir iken kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamış, temyiz olunan kararın bu yönden bozulması gerekmiştir. (Y4HD, 29/09/2011, E. 2010/8484, K. 2011/9785.)

Resmi nikah yapmaya yanaşmama üzerine birlikte yaşadıkları evden ayrılmak zorunda kalan kadın uğradığı manevi zararın ödetilmesini isteyebilir.

Dava haksız eylem nedeni ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı; resmi nikah yapılacağına söz verilmesi nedeniyle düğün yapılarak davalı ile evlendiğini, 2 ay süreyle davalı ile evlilik yaşamı sürdürdüklerini, ancak davalının resmi nikah yapmaya yanaşmaması üzerine birlikte yaşadıkları evden ayrılmak zorunda kaldığını belirterek, uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur. Resmi nikah yapılacağı konusunda verilen söze inanarak, tarafların ailelerinin ve yakınlarının katılımı ile gerçekleştirilen düğün töreninden sonra davalı ile birlikte olan davacı, daha sonra resmi nikah işlemi gerçekleştirilmediğinden ortak konuttan ayrılmak zorunda kaldığından, ortaya çıkan bu olgu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturur. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. (Y4HD, 23.03.2011, E. 2010/3735, K. 2011/3070.)

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Boşanma ve Aile Hukuku Avukatı

Son düzenleme tarihi 23 Şubat 2020 21:35

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.