Miras Hukuku Nedir? Miras Hukuku Ne Anlama Gelir?

Miras Hukukunun Tanımı

Miras Hukuku, bir gerçek kişinin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi durumunda, ölenin mallarının ve borçlarının kimlere, ne oranda ve nasıl intikal edeceğini düzenleyen hukuk kurallarından meydana gelen özel hukuk dalıdır.

Miras Hukuku Nedir?

♦ Miras hakkı Anayasal teminat altındadır (AY. m. 35).

Daha geniş anlamıyla, Miras Hukuku, gerçek kişinin ölümünden sonraki
özel hukuk ilişkilerinin hukuki geleceğini düzenleyen hukuk kurallarıdır.

Medeni hukukun miras dalı, ölüm veya ölüme benzer haller gerçekleştiğinde, bir kimsenin hak ve hukuksal ilişkilerinin geleceğini tayin eder. Bu yönü ile miras hukuku, ölen ile mirasçı adını verdiğimiz kalanlar arasında hak ve hukuksal ilişkiler için bir köprü vazifesi görür.

Ölüm veya ölüme benzer haller nedeni ile hak ve ilişkiler el değiştirir. Miras hukuku bunun nasıl gerçekleşeceği, mirasın kimlere nasıl geçeceği sorularının yanıtını verir.

Miras hukuku, sadece hakların intikalini değil, ölenin hakları yanında, borçlarını da içeren tüm hukuksal ilişkilerinin kimlere nasıl geçeceğini tayin eder. Mirasçılar sadece hakları değil, borçları da edinirler.

Miras Ancak Kişilerin Ölümünde Söz Konusu OlurMiras Hukuku Ne Anlama Gelir

Miras hukuku gerçek kişilerin hak ve hukuksal ilişkilerinin intikali ile ilgilenir. Miras bırakan gerçek kişidir, tüzel kişi miras bırakamaz, tüzel kişide ölüm söz konusu olmaz.

Medeni Yasa, gerçek kişiler ile tüzel kişiler arasındaki farkı belirlerken, tüzel kişilerin, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü olanlar dışındaki hak ve borçlara sahip olduğunu öngörmüştür (MK m. 48). Ölüm insana özgüdür, tüzel kişilerde tasfiye gündeme gelir. Tüzel kişilik son bulduğunda, tüzel kişilerin malvarlıklarının nasıl intikal edeceği genellikle kuruluş belgesinde  düzenlenmiştir. Kuruluş belgesinde hüküm bulunmaması halinde ise yasaya bakılır.

Medeni Kanunumuzda yasal mirasçılar ve ölüme bağlı hukuksal işlem yolu ile mirasçı olanlar vardır. Kan bağı, evlilik veya evlatlık bağı yasal mirasçılığa yol açabilir. Tüzel kişi miras bırakamaz, ancak, ölüme bağlı tasarruf yolu ile mirasçı olabilir.

Miras Ancak Ölüm Halinde Söz Konusu Olur

Miras hukuku ölüm söz konusu olduğunda gündeme gelir. Kişiliği en doğal sona erdiren sebep ölümdür. Gaiplik, ölüm karinesi de ölüme benzer sonuçlar doğurur. Bunlar da miras hukukunun konusudur.

Yasa koyucu, gerçek kişilerin ölümü nedeni ile hak ve hukuksal ilişkilerinin ortada kalmamasını istemiş ve bu nedenle miras hukuku ile ilgili düzenlemeler yapmıştır.

Hangi Mal ve Haklar Miras Olarak Bırakılabilir?

İrtifak Hakları

İntifa, sükna, diğer irtifak hakları gibi ölüme rağmen mirasçılara intikal etmeyen ilişkiler vardır. Örneğin, kişilere Emekli Sandığı tarafından bağlanmış emekli maaşı miras yolu ile intikal etmez, çünkü kamu hukuku ilişkisidir.

İntifa (MK m. 794 vd.) ve sükna (MK m. 823 vd.) hakları da bir özel hukuk ilişkisine dayalı olarak kurulmakla birlikte, nitelikleri gereği ölüm ile son bulur.

Manevi Tazminat İstemleri

Manevi tazminat istemleri, belirli koşullar altında miras yolu ile intikal edebilir. MK m. 25’e göre manevi tazminat istemlerinin mirasçılara geçebilmesi için:

  1. Zarar görenin sağlığında bu hakkını ileri sürmüş olması veya,
  2. Ölenin manevi tazminat alacağının borçlu tarafından kabul edilmiş olması gerekir.

Ölenin manevi tazminat alacağı, borçlu tarafından kabul ediliğinde, artık ölenin malvarlığı değeri haline gelir ve bu nedenle miras yolu ile intikal edebilir. Maddi tazminat açısından bu türden bir koşul yoktur.

Borç İlişkilerinden Doğan Alacak ve Borçlar

Borç ilişkilerinden doğan haklar ve borçlar; bunlar miras yolu ile intikal edebilir. Bu haklar ve borçların haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya hukuksal işlemden doğması arasında bir fark yoktur. Bunlar arasında borçlunun kişisel yetenekleri ön planda olan borçlar miras yolu ile intikal etmez (BK m. 67).

Ölüm ile birlikte ölenin sözleşme ilişkisi mirasçılar ile devam eder mi?

Bu soruların yanıtı sözleşmenin türüne göre değişir. Örneğin, kira sözleşmesine ilişkin BK’nın 265. maddesine göre, kiracının ölümü halinde, gerek kiracının mirasçıları ve gerekse kiralayan kanuni mehillere uymak koşulu ile sözleşmeyi sona erdirebilir.

Ancak, 6570 sayılı yasa farklı bir çözüm benimsemiş ve mirasçıların aynı koşullar altında kira sözleşmesine devam edebileceğini öngörmüştür.

Vekalet sözleşmesi ile ilgili olarak da özel düzenleme vardır. Yasa koyucu vekalet sözleşmesinde bir güven ilişkisinin söz konusu olduğu, ölümün bu güven ilişkisini sona erdirdiği düşüncesinden hareketle, BK’nın 397. maddesinde, gerek müvekkil gerek vekil yönünden ölümün sözleşmeyi sona erdireceğini öngörmüştür. Ancak BK m. 397’de iki istisna yer almaktadır:

  1. İşin niteliğinin aksini gerektirmesi,
  2. Tarafların vekalet sözleşmesi ile aksini öngörmüş olmaları.

Bu özel hükümler bir yana bırakıldığında miras yolu ile intikal eden hak ve borçlar arasında, sözleşme ilişkisini devam ettirme hak ve borcu yönünden iki seçenek söz konusu olur:

  1. Yasal düzenlemenin bulunması (kira ve vekalet),
  2. Yasada düzenlemenin bulunmaması halinde ise sözleşmeden doğan borcun niteliği. Borcun ifası kişisel yetenek ve beceri ile ilgili ise miras yolu ile intikal etmez. Bir tablonun yapılması veya bir senaryonun hazırlanması örneklerinde olduğu gibi.

Fikri Mülkiyet Miras Yolu ile İntikal Eder

Miras yolu ile intikal eden hak ve borçlara fikri mülkiyetten doğan haklar da girer. Fikri mülkiyetin iki dalı vardır. Fikri haklar, sınai haklar.

Fikri haklar ile ilgili düzenleme 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda yer almaktadır. Kanunun 63. maddesine göre, bu kanunun tanıdığı haklar miras yolu ile intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruf yapılması caizdir.

Sınai haklardaki düzenlemeler de aynıdır (554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 39; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 15; 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m. 86).

Sınai hakların daha etkin korunabilmesi amacı ile 1995 yılında sınai haklara ilişkin Avrupa Topluluğuna paralel düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Bu haklar miras yolu ile intikal eder. Örneğin miras bırakanın bir buluşu, miras bırakana ait olan bir marka, miras yolu ile intikal eder.

Şahsa Bağlı Bazı Haklar Miras Yolu İle İntikal Eder

Şahsa bağlı haklar kural olarak miras yolu ile intikal etmez. Ancak bunun istisnaları vardır. Soybağının reddi davası bu istisnalardan biridir (MK m. 291). Evlenmenin butlanını dava etme hakkı
mirasçılara geçmez, ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilir (MK m. 159). Belirli koşullar altında boşanma davası devam ederken davacının ölümü halinde mirasçılar davaya devam ederek, davalının mirasçılığnıı engelleyebilirler (MK m. 181).

Zilyetlik Miras Yolu İle İntikal Eder

Miras yolu ile intikale elverişli haklar arasında son grubu zilyetlik oluşturur. Mirasçı, mirasbırakanın zilyetlik süresini kendi zilyetlik süresine ekleyebilir. Bu konu, olağanüstü zamanaşımı yolu
ile mülkiyetin kazanılmasında gündeme gelir (MK m. 713).

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesine göre tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların mülkiyetinin tespitinde de aynı durum geçerlidir.

Miras Hukukunun Konusunu Miras bırakanın Ölüm Anında Mevcut Özel Hukuk İlişkileri Oluşturur 

Miras hukukunun konusunu miras bırakanın ölüm anında mevcut özel hukuk ilişkileri oluşturur. Bundan sonraki dönemde ortaya çıkan haklar ve hukuksal ilişkiler miras hukukunun konusunu oluşturmaz. Ölüm nedeniyle doğan haklar buraya girmez.

BK m. 46’da öngörülen ölenin desteğinden yoksun kalanların maddi tazminat istemleri kendi şahıslarında doğan bir haktır ve borçlar hukukunun konusunu oluşturur. Ölenin yakınlarına yapılan
ölüm yardımı, bağlanan maaşlar için de aynı şey söz konusudur.

Emniyet görevlilerinin yaralanma ve ölümü halinde onlara yardım yapılmasını öngören yasa kapsamına giren haklar  da miras hukukunun konusunu oluşturmaz.

Miras Hukukunun Amacı Nedir?

Yasa koyucu değişik menfaat gruplarını gözeterek miras hukuku hükümlerini düzenlemiştir. Yani miras hukukunda intikal bakımından beş yarar sahibi gündeme gelir. Miras bırakan, mirasçılar, miras bırakanın alacaklıları, mirasçının alacaklıları ve devlet.

Mirasbırakan(Vefat Eden) Açısından

Mirasbırakanın sağlığında edindiği hakların mirasçılarına zarar görmeksizin intikal etmesi açısından mirasbırakanın yararları vardır. Özellikle mirasbırakan bir ölüme bağlı tasarruf yapmış ise
son arzularına uygun olarak bunların yerine getirilmesi açısından mirasbırakanın yararı vardır.

Miras hukuku bu açılardan mirasbırakanın yararlarını koruyan bir hukuk dalıdır.

Mirasçılar Açısından

Miras hukuku özellikle mirasçıların yararlarını koruyan bir hukuk dalıdır. Mirasbırakana ait olan hakların zarara uğramadan mirasçılara intikal etmesi Miras hukukunun en başta gelen işlevini
oluşturmaktadır.

Mirasın açılması ile birlikte mirasçılar arasında “elbirliği mülkiyetinin” kabul edilmesinde mirasçıların yararlarını koruma amacı yatmaktadır. Elbirliği mülkiyeti sayesinde mirasçıların tek başlarına tereke malları ve alacakları üzerinde tasarrufta bulunmaları engellenmiştir. Mirasçılar arasında mirasın anlaşma ile (miras taksim sözleşmesi gibi) ya da yargı kararı ile taksim gerçekleşinceye kadar elbirliği mülkiyetinin devam etmesi mirasçıların yararlarını koruyan önemli bir çözüm tarzıdır.

Mirasbırakan ve Mirasçıların Alacaklıları Açısından

MK m. 530 hükmüne göre, “Mirasın açılması anında tereke, borçları karşılamıyorsa ve borçlar mirasçılar tarafından da ödenmiyorsa, feragat eden ve mirasçıları, alacaklılara karşı feragat için ölümünden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan almış olduklan karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında sorumludurlar”.

MK m. 562’ye göre, saklı payı zedelenen bir mirasçı iflas etmişse, iflas idaresi veya ellerinde borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklılar, ihtara rağmen tenkis davası açmayan mirasçı yerine geçip tenkis davası açabilir

Devlet Açısından

Miras hukuku sistemimizde mirasçısı olmadan ölen kimsenin mirasının devlete geçeceği kabul edilmiştir (MK m. 501). Bu açıdan miras hukuku devletin yararlarını koruyan bir işleve de sahiptir.

Farklı Miras Sistemleri

Mirası Reddeden Sistem

Acaba mirasa gerek var mıdır? Miras hukukuna gerek var mıdır? Sorulan yöneltilmiş ve bazı hukuk düzenlerinde miras reddedilmiştir. Bu görüşe göre, miras emeksiz bir kazançtır, kişileri
üretimden yoksun bırakır ve ülke ekonomisi bundan zarar görür. Bu nedenle fertlerin mirasçılığı söz konusu olamaz ve miras devlete kalır. Uzun yıllar SSCB’de, Bulgaristan’da komünist rejim döneminde hakim olan sistem budur.

Zaman içinde bu sistemler katı tutumlarını bir yana bırakıp, sadece konut gibi dar bir alanda miras hakkını kabul etmiştir.

Mirası Kabul Eden Sistem

İkinci sistem mirası kabul eden sistemdir. Mirasın insanları daha fazla çalışmaya teşvik ettiğini (geride kalanlara bir şey bırakmak için çalışma şevki verdiğini), bu sayede insanların daha fazla
biriktirip, çabaladığını söyler. Bu sistem yaygın olan sistemdir. Bu sistemde de sorun şudur: Kim mirasçı olabilir? Mirasçıyı miras bırakan mı tayin eder? Bu soruların yanıtlan bu konuda üç görüşün ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Mirasçıyı Mirasbırakanın Tayin Etmesi Görüşü (Ferdiyetçi Görüş)

Bu görüşe göre, kişi çalışmış, çabalamış, biriktirmiştir, mirasın kime intikal edeceğini de kendisi belirlemelidir.

Miras bırakan bunu değişik çözümler içinde yapabilir. Yaygın olan miras bırakanın ölüme bağlı tasamıflar yaparak bunu tayin etmesidir. Yani ölüme bağlı tasarrufa dayanan mirasçılık ön plandadır. Bunun yolu vasiyet veya miras sözleşmesidir. Ölüme bağlı tasarruf özgürlüğü ön plandadır.

ABD’de birçok eyalette ferdiyetçi sistem esastır. Miras, vasiyetin olmadığı yerde aileye, ailede de kimse yoksa devlete kalmaktadır.

Mirasın Aileye Kalması Görüşü (Aileyi Koruma Görüşü)

Mirasçıyı tayin bakımından ikinci görüş, mirası kabul eder, aileyi koruma düşüncesi ile mirasın ailede kalmasını temel alır. Kan bağı ile miras bırakana bağlı olanların beklentileri miras ile karşılanmalıdır. Bu görüş, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü kabul etmez.

Toplumu Koruma Görüşü (Kollektivist Görüş – Devletin Mirasçılığı)

Üçüncü görüş, devletçi sistemdir. Buna göre, miras, ne mirasbırakan tarafından ne de yasa tarafından belirlenebilir, mirasçı devlettir.

Bu görüş kabul edilecek olursa, bir kimsenin sağlığında yaptığı hukuksal işlemlerin geleceği de belirsiz hale gelir. Kişilerin malvarlıkları ve hakları sağlıklarıyla sınırlı bir intifa hakkından ibaret olur.

Kıta Avrupası Ülkelerinde Miras Nasıl Bölüşülür?

Kıta Avrupası ülkelerinde mirası kabul ilkesi hakimdir ve temelini de Anayasa’dan alır. Herkes miras hakkına sahiptir ilkesi vardır.

Bu sistem içinde ölüme bağlı tasarrufa dayanan mirasçılık mı kan bağına dayanan mirasçılık mı esas olmalıdır, tercihi değişiktir. Her ikisi de kabul edilmiştir. Ölüme bağlı tasarrufa dayanan mirasçılığı ön planda tutanlar da, yasal mirasçılığı ve devletin mirasçılığını kabul etmektedir.

Bir kısmında ailede kalması esastır, bu nedenle mahfuz hisse kuralı getirilmiştir.

Avusturya Medeni Kanunu miras ile ilgili hükümlere ölüme bağlı tasarruf ile başlar. Asıl olan mirasbırakanın mirasçıyı belirlemesidir. Mirasbırakan bunu yapmamış ise yasal mirasçılık gündeme gelir.

Türk Hukuk Sisteminde Miras Nasıl Bölüşülür?

İsviçre Medeni Kanunu, Alman Medeni Kanunu ve Türk Medeni Kanununda yasal mirasçılık ön plandadır (ailenin mirasçılığı). Ölüme bağlı tasarruf özgürlüğü belirli mirasçıları koruma düşüncesi ile sınırlandırılmıştır.

Bu sistemlerde yasal mirasçıların bir kısmı zorunlu mirasçıdır. Miras bırakan bunları dışlayamaz. Yani mirasçılar, mahfuz hisseli mirasçılar (zorunlu mirasçılar) ve saklı payı olmayan mirasçılar olmak üzere ikiye ayrılır.

Türk İsviçre hukuk sistemlerinde mirasın ailede kalması, miras bırakanın tasarruf özgürlüğü yanında devletin mirasçılığı da vardır (MK m. 501). Devletin mirasçılığının koşulları:

  1. Yasal mirasçı bulunmayacak,
  2. Miras bırakan ölüme bağlı tasarruf yapmamış olacak.

Türk İsviçre Medeni Kanunları bu üç sistemi birlikte kabul etmiştir.

Miras Hukukunun Kaynakları

M ölmüş ve M’nin televizyonda gösterimi devam eden bir dizisi var. M’nin mirasçılan, dizinin devam edip etmemesi konusunda uyuşmazlığa düşüyor. Mirasçılar arasındaki bu uyuşmazlık nasıl çözümlenecektir? Hangi hukuk kaynaklan bize rehberlik edecektir?

Bu soruların cevaplarını MK’nun birinci maddesi vermektedir. Bu maddeye göre uyuşmazlığın çözümünde önce kanun, kanunda bir hüküm bulunmaması halinde örf ve adet hukuku, buradada bir hüküm bulunmaması halinde hakimin yarattığı hukuk uygulanacaktır. Kanun, hukukun yazılı olan kaynaklarını, diğerleri ise yazılı olmayan kaynaklarını ifade etmektedir. Yani yazılı kaynaklar, kanunlar, içtihadı birleştirme kararları, tüzükler ve yönetmeliklerdir.

Yazılı Kaynaklar

Kanunlar

Türk Kanun-u Medenisi’nin 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce hukukumuzda Feraiz hükümleri geçerliydi. Feraiz, zümre değil, sınıf esasına dayalı bir sistemdi. Bugün Feraiz
hükümleri, henüz açılmamış miraslar için gündeme gelebilir.

Anayasa

Anayasa’nın 10. maddesine göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”.

Bu hüküm MK m. 8’in Anayasa’da ifade edilmiş şeklidir. Yine Anayasa’nın 35. maddesine göre, “Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir”. Buradaki, herkes sözcüğüne, kadın-erkek, yerli-
yabancı herkes dahildir ve Anayasa’daki eşitlik ilkesinin bir sonucu olarak Türk hukukunda yabancılar da miras hakkına sahiptir. Örneğin Almanya’da yaşayan Türk asıllı bayan B kansere yakalanıyor. Bayan B, Braun isimli bir Alman ile birlikte yaşamakta. Bayan B, bir vasiyet düzenliyor ve bütün mallarını Braun’a bırakıyor. Braun, bayan B’nin ölümünden sonra Türkiye’ye gelip, vasiyeti açtırır ve tek mirasçı olduğuna ilişkin mirasçılık belgesi çıkarttırarak tüm malları alabilir.

Medeni Kanun

4 Ekim 1926’dan 1 Ocak 2002 tarihine kadar 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi uygulanmıştır. 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüktedir. 743 sayılı eski
Medeni Kanun yeni yasa ile yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte bizim için önemini korumaya devam etmektedir. Zira 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun (Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü
ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun) 17. maddesine göre, “Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir”.

Kimin hangi oranda mirasçı olacağı sorusunun cevabı davanın açıldığı tarihe göre değil, mirasın açıldığı tarihe göre verilir. Miras da, ölüm anında açıldığı için burada eski Medeni Kanun ve eski Medeni Kanun’un miras ile ilgili hükümlerinde önemli değişiklikler yapan 3678 sayılı kanun da incelenecektir.

743 Sayılı Eski Türk Kanun-u Medenisi (04.10.1926 — 23.11.1990 Dönemi)

743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi 4 Ekim 1926’dan 1 Ocak 2002 tarihine kadar uygulanmıştır. Bu yasanın 439 -617. maddeleri miras hukukunu düzenliyordu.

4 Ekim 1926 tarihli Türk Kanun-u Medenisi’nde ilk önemli değişiklik 903 sayılı yasa ile 1967 yılında yapılmıştır. TKM’nin saklı payı düzenleyen 453. maddesine ikinci ve üçüncü fıkralar eklenmiştir. Bu fıkralar ile mirasbırakanın kamuya yararlı olarak kurduğu vakıflar ve kamuya yararlı kurumlar ile vakıflara yapılan bağışlar daha fazla koruma altına alınmıştır. Yani bu konular ile
ilgili ölüme bağlı tasarruf özgürlüğü genişletilmiş, saklı paylar azaltılmıştır. Mirasbırakan bir vakfa teberruda bulunduğunda mahfuz hisse, normal mahfuz hissenin 3/2’si oranındadır.

3678 Sayılı Yasa (23.11.1990 – 01.01.2002 Dönemi)

3678 sayılı yasa ile de miras hukukunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Mirasçılar, ve saklı pay oranlan değiştirilmiştir. Sağ kalan eşin intifa hakkı kaldınlmıştır. Bu değişiklikler ilgili yerlerde
aynntılı olarak anlatılacağı için burada üzerinde fazla durulmayacaktır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (01.01.2002’den İtibaren)

Yeni Türk Medeni Kanunu’muzun yürürlüğü, bu yasa ile aynı tarihte yürürlüğe giren 4722 sayılı “Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”da düzenlenmiştir.

4722 sayılı Kanun’un 17. maddesi “Mirasçılık ve mirasın geçişi” ile ilgili hükümlerin hangi tarihte yürürlüğe gireceğini öngörmüştür. Bu maddeye göre: “Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanm ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir”.

Bu maddeye göre kimlerin mirasçı oldukları, miras payları ve mirasın mirasçılara geçişi mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenecektir. Bunun sonucu olarak,
yeni MK muzun mirasla ilgili hükümleri ancak, 1 Ocak 2002 günü saat 00. 01’den itibaren ölen kişilerin mirasçılarının tayini ve mirasının geçişi hakkında uygulanabilecektir. Bu tarihten önce ölenlerin mirası eski 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi hükümlerine tabi olacaktır. Örneğin: 31 Aralık 2001 günü ölen A’nın geride kızı K ile eşi E kalmış; ele geçirilen vasiyetinde tüm mallarını eşine bıraktığı görülmüştür. K, E aleyhine saklı payının ihlal edilmesi nedeniyle miras payının 3/4’ü oranında tenkis davası açabilecektir. Zira eski TKM md. 453 b. l’de altsoy için saklı pay miras payının 3/1’i olarak kabul edilmişti. A, 31 Aralık 2001 tarihinde değil, 1 Ocak 2002 tarihinde ölmüş olsaydı, K’nın E aleyhine açacağı tenkis davası miras payının 1/2’si olacaktır. Zira, yeni MK m. 506/b. 1 altsoy için saklı payı miras payının yansı (1/2) olarak tayin etmiştir.

Esas Bakımından Getirilen Önemli Yenilikler

Burada sadece önemli yeniliklere değinilecek, diğer farklar yeri geldiğinde ele alınacaktır. Sağ Kalan Eşin Üçüncü Zümre İle Mirasçı Olması Durumunda 3678 sayılı yasa sağ kalan eşin üçüncü zümre ile mirasçı olması halinde üçüncü zümrenin miras payını mirasçılar yönünden sınırlandırmıştı. 3678 sayılı yasadan önce sağ kalan eş üçüncü zümre ile birlikte mirasçı olduğunda büyük ana ve büyük babalar veya bunların füru mirastan pay alıyordu (eski TKM m. 444). 3678 sayılı yasa ile sadece büyük ana ve büyük babaların mirastan pay alacağı, yani bunlar yoksa bunların fürunun mirasçı olamayacağı düzenlemesi getirilmişti.

3678 sayılı yasa ile bu kişilerin mirasçılığına son verilmesi, Türk aile yapısına uygun olmadığı gerekçesi ile eleştiriliyordu. Yeni Medeni Yasa bu düzenlemeyi değiştirmiş ve büyük ana ve
büyük babalar yoksa bunların çocuklarının da (yine füru değil) mirasçı olmasını kabul etmiştir. Yani sağ kalan eş ile birlikte mirasbırakanın dayısı, halası, teyzesi ve amcası da lA oranında mirasçı sayılmıştır.

Sağ Kalan Eşin Mirasçılığı Güçlendirilmiştir

3678 sayılı yasa ile sağ kalan eş için öngörülmüş bulunan intifa hakkı, karışıklıklara yol açan bir sistem olduğu için kaldırılmıştı. Yeni Medeni Kanun da aynı anlayışı muhafaza etmiştir. An-
cak, intifa kaldırılırken sağ kalan eşin mirasçılığı güçlendirilmiş, birlikte bulunduğu zümreye göre miras payı ve saklı payı artırılmıştır.

Sağ Kalan Eş Dışında Diğer Saklı Paylı Mirasçıların Saklı Payları Azaltılmıştır

Sağ kalan eş dışında diğer saklı paylı mirasçıların saklı payları azaltılmış, yani ferdiyetçi eğilim benimsenmiştir. Böylelikle, mirasbırakanın ölüme bağlı tasarruf özgürlüğü genişlemiştir.

Ölüme Bağlı Tasarruflar Alanında

Ölüme bağlı tasarruflar alanında önemli değişiklikler yapılmıştır. El yazısı vasiyetin koşulları değiştirilmiştir. El yazısı vasiyette yer bildirme bir geçerlilik koşulu olmaktan çıkarılmıştır.

Sözlü vasiyetin açıklanacağı kişi veya makamlar genişletilmiştir. Hakim yerine başka kişi ve kurumlar da öngörülmüştür.

Sağ Kalan Eş İçin Aile Konutu ve Konut Eşyasında İmtiyaz Getirilmiştir

Yeni Medeni Kanun’da aile konutu ve konut eşyası kavranılan getirilmiştir. Bu kavramlar ile ilgili çok sayıda madde ihdas edilmiştir ve bunlardan biri de 652. maddedir.

Medeni Kanun’un yeni 652. maddesine göre, aile konutu ve ev eşyası sağ kalan eşe özgülenebilir.

Tereke mallan arasında aile konutu ve konut eşyası varsa, sağ kalan eşe, miras hissesine mahsuben bunlann kendisine bırakılmasını isteme hakkı tanınmıştır. Bu bırakma, sağ kalan eşe mülkiyet
hakkının verilmesi, bunun koşullan olanaklı değilse mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkının tanınması şeklinde düzenlenmiştir.

Aile konutu ve konut eşyası eşler için önemli bir ihtiyaçtır. Sağ kalan eş kalan ömrünü aynı konutta devam ettirebilmelidir.

Aile konutu ve ev eşyası ile ilgili diğer maddeler, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde m. 240; mal ortaklığı rejiminde aile konutu ve konut eşyasının tasfiye halinde sağ
kalan eşe bırakılacağına ilişkin m. 279; mühürleme sırasında mirasbırakanla birlikte oturanların ihtiyaçları için gerekli eşyanın bir tutanakla tespit edilip güvenilir kişi olarak kendilerine bırakılacağı, taşınmazların onların oturmaları için zorunlu olan bölümlerinin mühürlemenin dışında tutulacağına ilişkin m. 591’dir.

Bu maddelere ek olarak aile hukuku açısından önemli olan bir diğer hüküm de aile konutu üzerinde eşlerden birinin tek başına tasarrufta bulunmasını engelleyen MK m. 194 hükmüdür. Bu hük-
me göre, aile konutu kiralık bir konut ise, kira sözleşmesini yapan eş, diğer eşin rızası olmaksızın kira sözleşmesini feshedemez. Aile konutu eşlerden birinin mülkiyetinde ise, malik olan eş, diğer eşin rızası olmaksızın aile konutunu satamaz, rehnedemez.

Bu hükümler arasında miras hukuku açısından bizi ilgilendiren, MK m. 652 ve m. 591’dir.

Ölüme Bağlı Tasarrufta Bulunabilme Ehliyeti Bakımından

Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti bakımından yeni yasa yine bazı değişiklikler getirmiştir.

Yeni 503. madde ile, miras sözleşmesi yapabilmek için tartışmalara neden olan kısıtlı bulunup bulunmama sorunu aydınlığa kavuşturulmuş ve miras sözleşmesi yapabilmek için mirasbırakanın
kısıtlı olmama koşulu yasaya açık bir şekilde konmuştur.

Boşanma Davası Devam Ederken Davacının Ölümü Durumunda

Yeni MK boşanma davası devam ederken davacının ölümü halinde davalı eşin mirasçı olup olmaması sorunu ile ilgili olarak MK m. 181 ile önemli bir değişiklik getirmiştir. Buna göre, boşan-
ma davası devam ederken davacı ölürse, davacının mirasçıları davaya, davalının mirasçılığını engelleme davası olarak devam edebilirler.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Yasal Mal Rejimi Olması Bakımından

Tüm bu değişiklikler dışında yeni Medeni Kanun’un bizi ilgilendiren önemli bir düzenlemesi sağ kalan eşin mirasçılığında yasal mal rejiminin, edinilmiş mallara katılma rejimi olarak hesaba
katılacağıdır. Sağ kalan eş, ölenin malvarlığında, evlilik süresince emek karşılığı edinilen mallarda artık değerin yarısının bedelinin kendisine verilmesini, yani nakit olarak ödenmesini, diğer mirasçılardan bir alacak davası ile talep etme hakkına sahiptir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde ayni değil, emek karşılığı edinilen mallarda, borçlar düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısı üzerinde şahsi bir talep hakkı vardır.

4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun

Türk Medeni Kanunu ile birlikte aynı tarihte yürürlüğe giren 4722 sayılı kanunun miras ile ilgili 17. maddesi şu hükmü getirmiştir: “Mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir”.

Bu hüküm hukukun en temel ilkelerinden biri olan ve 4722 sayılı kanunun birinci maddesi ile de dile getirilen “kanunlanrın geçmişe etkili olmaması” (kanunların makable şamil olmaması) kuralının miras hukukuna yansımasıdır. Buna göre, kimler mirasçıdır ve miras nasıl intikal eder sorularının yanıtı mirasbırakanın ölümünde yürürlükte olan yasalara göre bulunacaktır. O halde, kimlerin, nasıl mirasçı olacağı mirasçılık belgesinin alındığı ya da mirasın taksim edildiği tarihteki yasalara göre değil, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan yasalara göre belirlenecektir.

Örneğin, 1999 yılında Ölen M’nin mirasçıları 2003 yılında mirasçılık belgesi talep etmişler ya da mirasın taksimi konusunda bir anlaşma yapmış iseler kimlerin mirasçı olduğu ve miras hisselerinin ne olduğu konusunda 2003 yılında yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre değil, 743 sayılı eski Türk Kanun-u Medenisi’ne bakılacaktır.

Fikri Mülkiyet İle İlgili Kanunlar

5847 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu; 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname.

403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu

Bu kanunun 26. maddesi vatandaşlıktan çıkarmayı düzenlemekte; 35. maddesi ise vatandaşlıktan çıkartılanların Türkiye’deki malvarlığının durumunu hükme bağlamaktadır. Bu hükme göre,
“26 ncı madde gereğince vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin Türkiye’de bulunan mallan Hâzinece tasfiye edilir. Ve bedelleri nam ve hesaplanna milli bir bankaya yatmlır. Bu kişiler çıkarma kararı
aleyhine Danıştay’a başvurduğu takdirde mallann tasfiyesi dava sonuna bırakılır”.

2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun

MÖHUK, yabancı unsurun söz konusu olduğu hallerde mirasçılığı düzenlemektedir. Bu yasanın 22. maddesi şu hükmü getirmiştir: “Miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan
taşınmaz mallar hakkında Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu yer hukukuna tabidir. Türkiye’de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır. Ölüme bağlı tasarrufun şekli 6 ncı madde hükmüne bağlıdır. Ölenin milli hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir. Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki milli hukukuna tabidir”.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda mirasbırakandan mirasçılara intikal eden mallardan alınacak vergilere ilişkin hükümler vardır. Alınacak verginin miktarı mirasbırakana yakınlık derecesine
göre değişmekte, mirasbırakana kan bağı bakımından uzak olanlardan daha fazla vergi alınmaktadır.

Borçlar Kanunu

Miras hukuku alanında da bazı sözleşmelere yer verilmiştir. Örneğin, miras paylaşma sözleşmesi (miras taksim sözleşmesi) (MK m. 676); miras payının devri sözleşmesi (MK m. 677) gibi. Böyle bir sözleşmenin kurucu ve geçerlilik unsurları Miras hukukunda düzenlenmemiştir. Bu konularda Borçlar Kanunu’na ilişkin hükümler uygulama bulacaktır.

İçtihadı Birleştirme Kararları

İçtihadı Birleştirme Kararları da kanunlar gibi yazılı hukuk kaynağıdır ve bağlayıcı niteliktedir. Konumuz açısından 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi döneminde verilmiş olan sabit tenkis oranına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kararı önem taşımaktadır (11.11.1994 tarihli 4/4 YİBK, Yargıtay Kararlar Dergisi, 1995/2, s. 165).

Tüzükler

Türk Medeni Kanunu’nun Velayet Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına Dair Tüzük

Yönetmelikler

23 Eylül 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Türk Medeni Kanunu’nun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük Kapsamında Tutulacak Defterler, Özel Kütük, Dosyalar, Tutanaklar ve Diğer Evrakın Düzenlenmesine Dair Yönetmelik

Yazılı Olmayan Kaynaklar

MK m. l’de öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde Miras hukuku alanında uygulanabilen bir örf ve adet hukuku gündeme gelebilir. Bu durumda, yazılı hukuk kaynakları arasında uyuşmazlığı çözen bir kural mevcut değilse, bu örf ve adet hukukuna göre karar verilebilecektir.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.