Mal Rejiminin Tasfiyesi(Malların Paylaşılması) Davası Nasıl Açılır?

Mal Rejiminin Tasfiyesi(Malların Paylaşılması) Davası Nasıl Açılır

Malların Tasfiyesi Davası

Eşler arasındaki mal rejimlerinin mutlaka tasfiyeyle(paylaşılma) karşılaşacağı muhakkaktır. Eşler arasındaki mal rejimlerinin hepsi için tasfiye davaları büyük önem arz etmektedirler. Herhangi bir mal rejiminin sona ermesi halinde, söz konusu rejimin tasfiye süreci başlar. Mal rejimlerinin tasfiyesinde Aile Mahkemeleri ve bu mahkemelerin kurulamamış olduğu yerlerde de Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidirler.

Tasfiyede yetkili olan mahkemeler ise; TMK nun 214. maddesinde sayılmışlardır. Mezkur maddeye göre: Eşler veya mirasçıları arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda; mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda; ölenin son yerleşim yeri mahkemesi, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkeme, diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidirler.

Tasfiye davalarında husumet eşler veya mirasçıları arasında kurulur. Yani dava bir eş ya da varsa mirasçıları tarafından, diğer eş ya da varsa mirasçıları aleyhine açılır. Bunun tek istisnası TMK nun 210. maddesinde düzenlenen halde söz konusu olmakladır. Bu maddeye göre: “Mal ortaklığını kabul etmiş eşlerden birine karşı icra takibinde bulunmuş alacaklı, haczin uygulanmasında zarara uğrarsa, hakimden mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir. Alacaklının istemi her iki eşe yöneltilir. Yetkili mahkeme borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.” Bir mal rejiminin değiştirilmesi onun sona ermesini ve dolayısıyla da tasfiyesini gerektirebileceği için: TMK nun mezkur 210. maddesinin ortaya özgün bir tasfiye usulü koyduğu söylenebilmektedir. Bunun dışında, yukarıda belirtilen genel kuralların, dava şekli olarak bütün mal rejimi tasfiyesi davalarında geçerli olduğu yadsınamaz.

Bu davalarda husumet konusunda vurgulanması gereken bir husus da: dava sırasında bazı katılmalarla basımlar yönünden olabilecek değişikliklerle ilgilidir. Her ne kadar, HUMK na göre, bir davada genel koşullarda taraf değiştirilmesi kural olarak mümkün değil ise de: davanın görülmesi sırasında ortaya bazı kanuni hasımların çıkması durumunda: dava taraflarında değişikliklerin olabilmesi mümkün görülmektedir.

Nitekim EMKR nin tasfiyesinde: TMK nun 229/4 maddesinin uygulanması sırasında yine bu maddede tanımlandığı üzere: karşılıksız kazandırmalardan yararlanmış bulunanlara yapılacak ihbarla bu üçüncü kişilerin davaya dahil edilmeleri gerçekleşebilecektir. Bu bakımdan; EMKR ndeki tasfiye davalarında, gerektiğinde ve kanunun öngörüp izin verdiği hususlarda, eşler ile mirasçıları dışında bazı hasımların bulundurulması da mümkün olabilecektir.

Tasfiye davaları, müstakil davalar olup; DAP ve Katılma Alacağı (Artık Değer) taleplerini içermekte olduklarından nispi harca tabi bulunmaktadırlar. Keza bu bakımdan mezkur davaların boşanma davalarıyla birlikte ve boşanmanın eki imiş gibi açılıp görülmeleri söz konusu olamaz. İşte bu sebepledir ki; eksik harçla örneğin yalnızca başvurma harcı ödenerek ikame olunan tasfiye davalarında; davacıya harcı tamamlaması için mehil verilmesi gerekir. Bu mehil içinde eksik harcın ödenmemesi halinde ise; ortada usulüne uygun olarak açılmış bir dava olmadığından mahkemece; Karar Verilmesine Mahal Olmadığı, şeklinde bir hükümle dosyadan el çekilmesi gerekecektir.

Davalar sağladıkları hukuki himayenin niteliğine göre; İnşai Davalar, Tespit Davaları ve Eda Davaları olarak üçe ayrılırlar. İnşai Davalar; evliliğin butlanı, boşanma, tasarrufun iptali gibi mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesini, kaldırılmasını veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını hedefler.

Tespit Davaları; bir hukuki münasebetin mevcut olup olmadığını saptama amacını taşır. Eda Davaları ise; davalının bir şey vermeye veya bir şeyi yapmaya ya da bir şey yapmamaya mahkum edilmesi isteğini kapsar. Örneğin: bir taşınmazın aile konutu olup olmadığının belirlenmesi bir tespit davasının konusu olabilir. Oysa ki bir iş yapmaya, bir şey vermeye veya bir işi yapmamaya ilişkin olan Eda Davalarında bir hukuki münasebetin varlığının saptanmasıyla yetinilemez. Bu bakımdandır ki; mal rejimlerinin tasfiyesine ilişkin davaların Eda Davası şeklinde açılması gerekir.

EMKR ne ilişkin tasfiye davalarının konusu; eşlerin mal rejimi içinde bulunan kişisel ve edinilmiş mallarının belirlenerek sahiplerince geri alınması ve mal rejimi süresi içinde olmuşmuş DAP ile Katılım Alacağı varsa bunların hesaplanarak hak sahiplerine intikalinin sağlanmasıdır. Bu bakımdan; tasfiye ve buna bağlı olarak mal rejimi içindeki malvarlığı değerleri ile DAP ve KA talep edilebilmesi için; mal rejiminin sona ermiş bulunmaları bir dava şartıdır. Mal rejimi devam ettiği sürece DAP ve KA için dava açılamaz. Böyle bir davanın açılması halinde, mahkemece dava şartlarının gerçekleşmemiş olması sebebiyle ‘ Karar İttihazına Mahal Olmadığı’ kararı verilmesi gerekir.

Ancak açılan davanın başında mevcut olmayan dava şartının dava sürerken gerçekleşmesi halinde, mahkemece davaya devam edilmesi lazımdır”. Keza dava açılırken dava şartı henüz bulunmamakla birlikte, eğer eşler arasında bir boşanma davası mevcutsa, tasfiyeye bakan Aile Mahkemesinin bu boşanma davasını bekletici mesele kabul ederek, KİMO vermeden bu davanın sonucunu beklemesi yerinde olacaktır”.

Böyle bir durumda, dava sırasında, eşlerin boşanmaları halinde tasfiye davasına devam edilecek ve boşanma davasının reddi halinde de Aile Mahkemesinde bekletilen tasfiye davasının reddine karar verilmesi gerekecektir.

Tasfiyeye ilişkin davanın görülmesi sırasında; TMK’nun 212. maddesi gereğince mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılacaktır. Yine TMK nun 213. maddesi uyarınca: “Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz. Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur: ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir” hükmü uygulanabilecektir.

Keza yine gerektiği durumlarda. TMK nun 215. maddesinin: “Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır” hükmüyle TMK nun 216. maddesinde yazılı: “Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir. Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir” hükmü uygulanacaktır.

Keza TMK nun 217. maddesinin: “Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğinin tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hakim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar.” kuralı tatbik edilebilecektir.

Bu arada EMKR ne tabi malların tasfiyesinde TMK nun 218-241, Mal Ayrılığında TMK nun 242-243, Paylaşmalı Mal Ayrılığında TMK un 244-255 ve Mal Ortaklığında TMK nun 256-281. maddelerinin uygulanmaları gerekecektir.

Mahkemece davanın kabulüyle, dava konusu mal rejiminin tasfiyesine karar verilmesi halinde; malların sahiplerine iadesi ile ayrıca DAP ile KA’larının hak sahibi eşlere verilmesi için gerekli tasfiye işlemleri yapılacaktır.

Mezkur mahkeme hükmünün; kararın infazında tereddüt yaratmayacak açıklıkta olması gerekeceği de kuşkusuzdur. Bu arada dava sırasında taraflar davalarını adi istihkaka ilişkin olarak açmışlarsa, dava konusu eşyaların mevcut olmaları halinde mahkemece bunların bedeline karar verilemeyeceği göz önünde tutulacaktır. Ne var ki: eğer davaya konu edinilen mallar misli eşya sayılan örneğin ziynet kabilinden şeylerse, bu durumda davacının, ziynetlerin kendilerini veya bedellerini istemek şeklinde bir seçim hakları bulunduğu ve hak sahibinin kullanılmış misli eşyayı almak zorunda olamadığı gözetilerek onun talebine göre; eşyaların aynen ya da bedel olarak kendisine ödenmesine karar verilmek gerekecektir.

Mal rejimlerinin tasfiyesi aşamasında eşlerden birinin malvarlığına dahil olan değerlerin ediniminde diğer eşin katkısının bulunup bulunmadığı ve nihayet böyle bir katkının varlığı halinde diğer eşin alabileceği katkı payının hesaplanması büyük önem taşımaktadır.

Yargıtay örneğin: Eşin bir ev kadını olarak evin yemek, temizlik, çocuk bakımı gibi işlerini yapmasını TMK nun 227. maddesi anlamında katkı olarak saymamakta, herhangi bir edinim sırasında düzenli işi olmayan bir kocayla temizlik işlerine giden kadının katkılarının bulunup bulunmayacağını ve varsa katkının miktarının belirlenmesi hususunda bilirkişi incelemesi yapılmasını gerekli görmektedir. Bu konuda tarafların mali durumlarının araştırılması için vergi daireleri ve çalıştıkları yerlerden araştırma yapılmasını salık vermekle, katkı payına ilişkin olarak eşler arasında görülen davaların her türlü delille kanıtlanabileceğini kabul etmektedir.

Mal Rejimi Ne Zaman Sona Erer?

Boşanma davasının açılmasından sonra mal rejimi sona erer. Bu tarihten sonra kurulan şirket hissesi kişisel mal olarak kabul edilmek gerekir. (1)

Mal Paylaşımı Sözleşmesine Özel Kural Eklenmesi

Eşler, sebep ne olursa olsun her türlü ayrılık ve boşanmalarında; daha önce aralarında düzenledikleri senette yazlı ziynetler ile eşyaların kadında kalacağı hususunda anlaşmışlardır. Bu sözleşmenin BK’nun 19 – 31. maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Bu sebeple de geçerlidir. (2)

Kaynak:

  1. Yargıtay 2. HD, Tarih ve E.2007/15741 K. 2009/761 Sayılı
  2. Yargıtay 2. HD, 14.12.2006 Tarih vc E.2006/20180 K. 2006/17687 Sayılı

 

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.