Mal Rejimi Tasfiyesinde Eklenecek Değerler Davası

May 13, 2019 | Uygulama

Mal Rejimi Tasfiyesinde Eklenecek Değerler Ne Anlama Gelir? Eşlerin mal paylaşımı davasında eklenecek değerler nasıl tespit edilir? Eklenecek değer kavramının en basit anlamı boşanma nedeniyle kaçırılan taşınır ve taşınmazlardır. Ne yazık ki boşanma avukatı olarak çok sık rastladığımız bir durumdur ki eşler mallar kendi üzerine olan eş boşanma gündeme geldiğinde henüz dava açılmadan malları kaçırma amacı güder. Bu yazımızda eklenecek değerler kavramını en iyi şekilde anlayacak ve uygulamadaki problemlerinizi çözeceksiniz.

Eklenecek Değer Ne Demektir?

Boşanmadan Önceki Bir Yıl İçinde Mal Kaçırmak

TMK nun 229. maddesi: “Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar; Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler: Edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere kaşı da ileri sürülebilir” hükmünü içermektedir.

Mezkur karşılıksız kazandırmaların ve katılma alacağının azaltılması kastıyla yapılan devirlerin diğer eşin malvarlığı hesabının aktifine katılmasını sağlamak için açılan davalarda, görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Bu mahkemenin yetkisi ise kuşkusuz ki TMK nun 214. maddesindeki kurallara göre belirlenecektir.

Bu davanın davacısı; alacaklı eş ya da onun ölümü halinde mirasçıları ve davalısı ise borçlu eş veya onun ölümü halinde yasal mirasçıları olacaktır.

Eklenecek Değerlerle İlgili Talep 3. Şahsa Yöneltilebilir Mi?

Davanın kendisine ihbar edildiği üçüncü şahsın, HUMK nun 49-52 ve 01, 10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6100 sayılı HMK nun 61 – 70 maddelerine göre bu davaya taraf olarak katılma zorunluluğu bulunmamakla birlikte, davaya kendi isteğiyle müdahale ederek de taraf olabilecektir. Keza ihtar eden tarafı temsilen mahkemeye iştirak de edebilecektir. Üçüncü şahıs, ihbara rağmen davaya katılmazsa, ihbar eden artık ona karşı yalnızca hile ve ağır kusurları sebebiyle sorumlu olur. Ancak EMKR yönünden söz konusu ihbarın sağladığı özgün yarar; davanın kendisine ihbar edilenlere karşı söz konusu mahkeme kararlarının “ileri sürülebilinecek” olmasıdır. “İleri sürülebilecek olma” deyiminin ise; “mal rejimine özgü tenkis davası” olma ya da “Bağlayıcı Olması”  anlamına geldiği kabul edilmektedir.

Nitekim TMK nun 229. maddesinin gerekçesinde bu husus: “İsviçre Medeni Kanununun 208. maddesinde iki fıkra halinde düzenlenmiştir. Birinci fıkra iki bent halinde olup, aynen alınmıştır. Buna karşılık İsviçre Medeni Kanunun 208. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Bu tür kazandırma ve devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda, kararın dava kendisine ihbar edilmişse bu devir ve kazandırmalardan yararlanan için verileceğine ilişkin hüküm alınmamıştır.

Haksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilirler. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sora ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.” hükmüyle; TMK’nun 229. maddesinde düzenlenen sorumluluğun hukuki müeyyidesi belirtilmiştir.

Vurgulamak gerekir ki TMK 229 ve 241. maddelerinin, üçüncü kişileri sorumlu tuttuğu bu borç; Katılma Alacağı yani Artık Değer Alacağından ibarettir. Söz konusu madde hükümleri DAP alacağını kapsamamaktadırlar.

TMK nun düzenlediği sisteme göre; katılma alacağının borçlu eşin malvarlığından, borçlu ölmüşse terekesinden karşılanamamış olması ve buna karşılık üçüncü bir kimseye borçlu eş tarafından TMK nun 229. maddesine göre hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmalar sağlamış bulunması halinde üçüncü kişiler; alacaklı eşin ödenmemiş alacak miktarıyla sınırlı olmak üzere, alacaklı eşe karşı sorumlu kabul edilmişlerdir.

İşte alacaklı eş ya da onun ölmesi halinde mirasçıları; bu üçüncü kişiler ya da onların ölmüş olmalarında mirasçılarına karşı, mezkur alacağı için dava açmak hakkına sahip bulunmaktadırlar. Belirtilmek gerekir ki eğer katılma alacağı, alacaklı tarafından başka bir kimseye devredilmiş ise; dava hakkının bu yeni alacaklıya geçeceği doğaldır.

TMK nun 229 ve 241 maddeleri gereğince; EMKR ne ilişkin tasfiye aşamasında, alacaklı tarafça üçüncü kişilere karşı açılacak davada Aile Mahkemesi görevli olacak ve bu mahkemenin yetkileri de TMK nun 214. maddesinde belirilen kurallara göre saptanacaktır.

Davanın davacıları; alacaklı eş ya da onun ölümü halinde yasal mirasçıları ile onların devretmesiyle alacaklı sıfatını almış olan kimseler olabileceklerdir. Davanın davalılarının ise kazandırmalardan yararlanmış üçüncü kişiler ile onların ölümleri halinde yasal mirasçıları olacaklardı açıktır.

Bu arada, açılacak davanın konusunun; alacaklıya ödenememiş olan Katılma Alacağı yani Artık Değer payı olduğu hususunun yeniden vurgulanmasında da yarar bulunduğu açıktır. Yani eğer tasfiye sonucu alacaklı eş. Artık değer payı almış ise. diğer alacaklarına kavuşamamış bile olsa üçüncü kişilere karşı mezkur davayı uçamayacaktır. Keza yine vurgulanması gereken başka birhusus da; üçüncü kişilere karşı açılan davanın onlara yapılan kazandırmaların hukuksal yönü ve geçerliliğini etkilemeyip, yalnızca kendilerini belli bir miktar parayı ödemekle yükümlü kılacak bir sonuç doğurabileceğidir. Bu dava hiçbir şekilde ka/ınılan ayni hakların butlanına sebep olamayacağı gibi, onların meşruiyetini de engellemeyecektir. Daha önce de vurgulandığı ü/ere; yalnızca bir miktar para borcunu doğurmuş olmakla sınırlı kalacaktır.

TMK nun 241. maddesinin hükmüne göre; “Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerden beş yıl geçmekle düşer” Bu bakımdan; davacılar, borçlular hakkındaki davalarını, haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde açmak zorundadırlar. Bu bir yıllık süreyi de ancak mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl içinde kullanabilirler. Bu sürenin içinde dava hakkı kullanılmadığında ise, dava hakkı düşer.

Söz konusu süreler zamanaşımı süresi olmayıp, hak dıirüeü süreler olduklarından, bunların kesilmesi ya da durdurulması söz konusu değildir. Bir dava şartı olarak da hakim tarafından resen göz önüne alınmaları gerekir. Bu bakımdan mutlaka belli edilen süreler içinde kullanılmaları şarttır.

Yine TMK’nın 241/son maddesine göre: Bu konuda mahkemece yapılacak yargılamada, uyuşmazlığın çözümü TMK’nın mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümlerine istinaden yürütülecektir.

Eşin Mal Kaçırması Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Aile Mahkemesinden İstenebilir Mi?

Hayır istenemez. Şu şekilde açıklayalım:

Davada BK’nın 18. maddesi uyarınca davacının eşinin mal kaçırmak için davalı 3. kişi ile yapmış olduğu muvazaalı işlem nedeniyle satış işleminin iptali istendiğine göre davaya genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılarak sonuçlandırılması gerekir.

Banka Hesabındaki Kira Geliri Eklenecek Değer Olarak Kabul Edilir Mi?

Kira geliri edinilmiş bir maldır. Ancak mal rejimi tasfiyesi davasında eklenecek değer olarak yer alması için boşanma davası tarihi itibarıyla banka hesabında bu paranın mevcut olması gerekmektedir. Yargıtay da bu görüştedir. Şöyle ki:

“…4721 s.lı TMK’nun 235/1 maddesinde mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edileceği hükme bağlanmıştır. Mahkemece, kira gelirleri üzerinden yazılı şekilde katılma alacağına hükmedilmiş ise de; boşanma davasından
2 yıl önce satılan 9 nolu meskenden, boşanma davasından 1 yıl önce satılan 58 nolu meskenden elde edilen kira gelirinin mal rejimi sona erdiğinde mevcut olduğunun dosya kapsamından ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin, kira gelirinden
kaynaklı katılma alacağı talebinin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabule karar verilmesi hatalıdır.” (Y8HD, 13.03.2018, E. 2016/18025, K. 2018/9256)

Boşanmadan Önceki 1 Sene İçerisinde Satılan Evin Parasının Harcandığı Davalı Tarafından İspatlanmalıdır

Davacı vekili tarafından 97 ada 12 parsel numaralı arsa vasfındaki taşınmazla ilgili katkı payı alacağının reddine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; davaya konu taşınmazın 25.06.2007 tarihinde üçüncü şahsa satıldığı, satışından yaklaşık 1 sene sonra boşanma davasının açılmış olduğu dosya kapsamından anlaşılmakla; hayatın olağan akışı içerisinde taşınmaz satışından elde edilen bedelin arada geçen zaman süresi içerisinde harcanmış olduğu hususunun ispatı yükü davalı
eşe aittir ve dosya kapsamında bu husus davalı tarafça kanıtlanamamıştır.(Y8HD, 16.03.2015, E. 2013/20270, K. 2015/6027)

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Sadece üyeler bu işlemi gerçekleştirebilir. Bilginin fonlanması ve geliştirilmesi amacıyla sitemize kayıtlı olmayan ziyaretçilerimizin günlük 3 makale görüntüleme hakkı bulunmaktadır.