Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi

Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi -1-


ADANA AİLE MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİ’NE

 

DOSYA NO             :

 

DAVACI                   :

DAVALI                   : 

 

VEKİLİ                     : Avukat Saim İNCEKAŞ, Adana

 

KONU                       : Davaya karşı cevaplarımızdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR

 

USULE İLİŞKİN:

 

1- İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca vadesi gelmiş ve rehinle teminat altına alınmamış “para alacakları” hakkında “ihtiyati haciz” talep edilebilir. Mal rejiminin tasfiyesi sonucu ortaya çıkan “katılma alacağı” da bir “para alacağı” niteliğinde olduğundan, burada ihtiyati haciz istenebilir. Bu nedenle davacı tarafın ihtiyati tedbir isteminin reddi ile müvekkile ait taşınmaz üzerindeki tedbirin kaldırılmasını talep etme zaruriyeti hâsıl olmuştur.

ESASA İLİŞKİN:

 

1- Davacı tarafından ………adresinde yer alan taşınmazın edinilmiş mal rejimine dahil olduğu ve bu sebeple katılma payı alacağının hesaplanarak tarafına verilmesine hükmedilmesi istenilmiştir. Davacı tarafın işbu iddiasına mahkemeyi yanıltma ve aldatma kastı taşıdığından itibar edilmemelidir. Şöyle ki;

……. adresinde yer alan taşınmaz 2005 yılında davalı müvekkilin annesi tarafından müvekkile karşılıksız kazandırma şeklinde devredilmiştir. Daha sonrasında davalı müvekkil ilk eşinden yaşadığı sorunlar nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla söz konusu taşınmazı eniştesi olan  ’e bedelsiz olarak devretmiştir. Davacı ile yeni bir evliliğe başlayan davalı müvekkil bir daha sorun yaşamayacağı inancıyla söz konusu taşınmazı 2014 yılında eniştesinden bedelsiz olarak tekrar geri almıştır. Söz konusu iddiamız; ilgili tapu müdürlüğüne yazılacak bir müzekkere neticesinde elde edilecek takyidat bilgileri doğrultusunda ve davalı müvekkilin söz konusu taşınmazı satın aldığı kişi olarak gözüken eniştesi       ’ in tanık olarak dinlenmesi neticesinde ispatlanacaktır.

2- Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesine göre mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği mal varlıkları kişisel mal olarak değerlendirilmektedir. O halde davacının söz konusu taşınmazın edinilmesinde herhangi bir katkısı olmadığı gibi hâlihazırda müvekkile ait olan taşınmazın tekrar bedelsiz olarak geri alınması neticesinde söz konusu taşınmazın edinilmiş mal olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 24.05.2012 tarihli bir kararında “Dosyadaki belge ve bilgilerden dava konusu taşınmazın taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 08.12.2006 tarihinde edinildiği anlaşılmaktadır. Davalı eş bu taşınmazın ailesinin katkısı ile edinildiğini başka bir ifade ile kendisine bağışlanan mal olduğunu iddia ederek edinilmiş mal niteliğinde bulunmadığını savunmuştur. Kural olarak, karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri TMK. 220/2 maddesine göre kanun gereği kişisel mal niteliğinde olup, diğer eşin bu malvarlığı değeri üzerinde katılma alacağı hakkı yoktur. Ancak, bir malın eşlerden birinin kişisel malı olduğunu iddia eden taraf TMK’nun 222. ve 6. maddeleri gereğince bu iddiasını ispat etmelidir.” hükmünde bulunmuştur.

O halde iddiamızın ispatlanması neticesinde evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal sıfatına haiz bir malvarlığı olmadığından dolayı bu huzurdaki davanın reddedilmesi gerekmekte ve talep edilmektedir.

DELİLLER  :

1-…………………….’lu taşınmazın tüm alıcı ve satıcılarının gösterir dökümünün istenilmesine,

2- Bilirkişi

3- Tanık (İsimleri bilahare bildirilecektir)

4- İsticvap

5- Keşif

 

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda izahı yapıldığı üzere;

1- Davanın REDDİNE,

2- Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla vekâleten talep ederim. 03.09.2018

                                                                                               DAVALI VEKİLİ

                                                                                              Adana Boşanma Avukatı Saim İncekaş

Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi -2-


 ADANA AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

 

DOSYA NO                          :

DAVAYA CEVAP

VEREN DAVALI                :

VEKİLİ                                 : Av.

DAVACI                               :

VEKİLİ                                 : Av.

KONU                                   :Davaya karşı cevaplarımızın sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR

Davalı müvekkil ile davacı taraf ………. tarihinde evlenmişlerdir. Bu evliliklerinden çocukları bulunmamaktadır. ……… Aile Mahkemesinde ………… E. sayılı açılan dosya sonucunda mahkeme iki tarafı da EŞİT KUSURLU bularak boşanmalarına karar vermiş olup kararı her iki tarafın da istinaf etmiş olması sebebiyle kesinleşmemiştir.

Öncelikle;

TBK m.295/2 dayanarak açmış oldukları bu davada bağışlamadan rücu şartlarının oluşmamıştır. “Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.” şeklinde düzenlenen bu hüküm gereği davalı müvekkile bu davanın açılması mümkün değildir. Tarafların boşanma dosyaları incelendiğinde de görüleceği üzere müvekkilin boşanmada ağır kusuru bulunmamaktadır. Bir eş olarak üzerine düşenleri yapmadığını iddia eden davacı taraf cinsel birleşme olmamasını müvekkilden kaynaklandığını iddia etmiştir. Bu iddialar tamamen asılsız olmakla beraber sadece iddia olarak kalmış ve boşanma davası süresince hiçbir belge veya reçete sunmamıştır. Tam tersi bir şekilde cinsel birleşmeme olmamasının sebebi davacı taraftır. Müvekkilin …………. tarihli X Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin fiziksel ve patolojik bir engelinin olmadığına dair tanzim edilen raporda mevcuttur. Yine tam aksine eşinin yanında olan ona destek olan kişi profesyonel destek alınmasını sağlayan müvekkilin kendisidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bir kararında ‘’Davadaki uyuşmazlık, düğünde davalıya takılan ziynetlerin bağıştan rücu koşullarının oluşup oluşmadığı NOKTASINDA TOPLANMAKTADIR. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 295 /2. (mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 244/2) maddesinde bağışlananın, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması halinde bağışlayanın bağışlama sözünü geri alabileceği ve bağışlama konusunun geri verilmesini İSTEYEBİLECEĞİ DÜZENLENMİŞTİR. Bağışlamanın geri alınması talebi konusunu oluşturan ziynetlerin evlilik nedeniyle ve düğün sırasında davalıya BAĞIŞLANDIĞI KUŞKUSUZDUR.  Kesinleşen boşanma davasında az kusurlu olan koca boşanmaya karşı çıkmadığından ağır kusurlu olan kadının şiddetli geçimsizlik nedeniyle açtığı davanın kabulüne KARAR VERİLMİŞTİR. Boşanma davasında kadının ağır kusurunun evi terk etmek olduğu kabul edilse de evliliğin şiddetli geçimsizlik nedeni ile son bulmasında az da olsa koca da kusurlu bulunmuştur. Bu durumda, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 295/2 maddesinde düzenlenen bağışlamanın geri alınması koşullarının gerçekleştiğinden sözedilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR. Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün BOZULMASI GEREKMİŞTİR.’’(T.C Yargıtay 3.HD 2013/18657 E. 2014/2294 K.)

Yine bir başka Yargıtay kararında ise  “Kocanın birlikte kusuru, karının yasaya göre yükümlü bulunduğu aile ödevlerine önemli olarak aykırı davranmasına sebebiyet verirse, böyle bir durumda koca artık bağışlamadan geri dönme hakkını kullanamaz.’’( 2. Hukuk Dairesi 12119/13368 10.11.2004) Kararı verilmiştir. Anlaşılacağı üzere bağışlamadan rücu hakkına sahip değildir.

Yine ekonomik sıkıntı içerindeyken davacı davalı müvekkilden habersiz kredi çekmiştir. Habersiz kredi çektiğini boşanma davası sonrasında öğrenmiş “Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kocanın eşinden habersiz krediler çekerek borçlandığı ve evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut VE SABİTTİR. Olayların akışı karşısında davacı dava AÇMAKTA HAKLIDIR. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya  (TMK. md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçeyle davanın reddi DOĞRU BULUNMAMIŞTIR.”(T.C Yargıtay 2. HD 2013/7472 E. 2013/20745 K.) ilgili Yargıtay kararında da anlatıldığı üzere güven sarsıcı bir olay olmakla beraber boşanma için sebep teşkil etmektedir. Bu bakımdan da davacı taraf boşanma davasında kusurludur.

Dava dilekçesinde müvekkilin davacıya iftiralar atarak uzaklaştırma kararı aldığını, dedikoduya sebebiyet verme gibi ithamlarda bulunmuş evliliğin bitmesinde tek ve ağır kusurlu olduğunu iddia etmişlerdir.  Karşı dava açıp boşanma ve tazminat talebinde bulunan taraf olarak böyle bir iddia bulunmak akla yatkın bir durum değildir. Evliliğin bitmesine sebep olan durumlarda davacı tarafın kusuru daha ağır olmakla beraber bunların en büyük sebebinin ekonomik sıkıntılar yaşaması olduğu ortadadır. Davacı evlilik birliği içinde işsiz kalmıştır. Cinsel birleşememe sorunu yaşayan davacı taraf evde müvekkile ekonomik sıkıntılarının artması ve işten çıkması neticesinde kötü muamelelerde bulunmuştur.

Müvekkilin maddi durumunun iyi olduğu ortadadır. Ayrıca müvekkilin babası uzun yıllardır ticaretle uğraşan varlıklı bir iş adamıdır. Kaldı ki davacı ………… altınları bozdurup kullandığı yetmediği gibi müvekkilin babası ……….’nün kredi kartından  da muhtelif harcamalar yapmıştır.

Boşanma davası sırasında müvekkilin para yüzünden geçimsiz davrandığı iddiası da bu açılardan bakınca hayli komiktir. Yine müvekkilin evi terk ettiği yönünde beyanlarda bulunmuşlar fakat müvekkil evi terk etmemiş terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bir gün eve döndüğünde kapı kilidinin habersiz bir şekilde değiştirilmesi üzerine müvekkil artık dayanamamış ve boşanma davası açmıştır. Her zaman eşine destek olmaya çalışan müvekkil bu hareketin üzerine daha fazla dayanamamıştır.

Yukarıda açıklanan sebeplerden ötürü haksız açılan davaya cevap verme zarureti hasıl olmuştur.

 

HUKUKİ SEBEPLER        : TMK, HMK ve ilgili mevzuat

DELİLLER                          :

  1. Nüfus kaydı,
  2. ……… Aile Mahkemesi …….. E. Sayılı dosya,
  3. Tarafların sosyo-ekonomik durum araştırması,
  4. Tanık (Daha sonra bildirilecektir)
  5. Bilirkişi
  6. Savcılık Dosyası
  7. ……….ın çektiği kredi
  8. ………’e ait kredi kart ekstreleri
  9. Düğün video ve kayıtları
  10. Yemin
  11. Yasal tüm deliller.

SONUÇ VE İSTEK             : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle

  1. Açılan işbu mesnetsiz davanın REDDİNE,
  2. ……….. Aile Mahkemesi …………. E. Sayılı dosyasının kesinleşmesini Bekletici Sebep yapılmasına
  3. Yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla vekaleten arz ve talep ederim.

   Davalı Vekili

Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi -3-


ADANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE

DOSYA NO                      :

CEVAP VEREN DAVALI   :

KAŞI TARAF(DAVACI)     :

VEKİLİ                               :

KONU                               : Davaya cevaplarımdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR           :  Davacı   …………………… tarihinde görücü usulü evlenmiş olup nikahımız düğün merasiminden   22 gün  önce yapılmıştır. Düğün davetiyesinin bir örneğini dilekçe ekinde ibraz ediyorum. Bu evlilikten çocuğumuz bulunmamaktadır. Davacı, benim aleyhine ………… Asliye Mahkemesi’nin ………./ …………E. sayılı dosyasıyla boşanma davası açılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 225/2. maddesine göre, boşanma kararı verilmesi halinde mal rejimi dava tarihi itibariyle sona ereceğinden, ilgili kanun hükümlerine göre malların tasfiye edilerek edinilmiş mallara katılma rejimine göre paylaştırılmasına karar verilecektir. Zira  evlenmeden önce veya evlilik sırasında herhangi bir mal rejimi sözleşmesi yapmadık, bu sebeple yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması gerekmektedir.

 1- Edinilmiş mallar M.K 219’da düzenlenmiştir. Maddenin 1. Fıkrasında edinilmiş mal tanımı yapılmıştır. Buna göre “Edinilmiş mal, bir eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değeridir.”Burada şundan söz etmek gerekir. Edilmiş mal öncelikle bir mal varlığı değeri olmak zorundadır. Yani eşlerden her birinin aktifinde yer alan ekonomik değer taşıyan ve paraya dönüştürülebilen bir hak olmak zorundadır. Bundan sonra bir mal varlığı değerinin edinilmiş mal olarak kabul edilebilmesi için yasa iki koşul getirmiştir. Bunlar;

  • Bu mal rejiminin davamı süresince kazanılma,
  • Karşılığı verilerek kazanılma

 

Olay incelendiğinde; bahsi geçen malvarlığı değerleri usulen evlilik birliği süremiz içersinde kazanılmış gibi gözükse de fiili durum böyle değildir. Şöyle ki nikâh tarihimiz ile düğün tarihimiz arasında 22 günlük bir süre bulunmaktadır. Benim bu süre içerisinde edindiğim malvarlığı değerleri kanun metninde bahsedilen ‘ evlilik birliği süresince’ ifadesine uygundur. Ancak salt bu ifadeye dayanarak 22 günlük süre içersinde edinilen malların edinilmiş mal sayılacağı yönünde karar verilmesi durumunda, kanun metninin amacıyla çelişilmiş olacaktır. Kanun metninin amacı; eşlerin müşterek hayatlarını kurmak ve yönetmek için fizyolojik ve psikolojik emeklerinin karşılığı olan malları evlilik birliği sonunda hakkaniyete uygun biçimde almaları şeklindedir. Olaya bakıldığında sayılan malvarlığı değerlerinin 22 günlük sürede kazanılmadığı aşikârdır. O halde sırf nikâh yapıldı diye benim bu sürede edindiğim malvarlığının edinilmiş mal sayılması kanunun özüne ve mantığına aykırı olacaktır. Hem açılan boşanma davasındaki ifadeler hem iş bu dava incelendiğinde hiçbir mantığı yasal zorunluluğu, eş durumu tayini vs. sebepler olmamasına rağmen ‘ düğün içinde nikahla zaman kaybetmeyelim’  diyerek kandırıldığım ve bunun sonuncunda nikah yapıldığı görülecektir. 20 gün sonra evleneceğin nişanlının yanında baba mallarının kayden bile olsa mülkiyetine alındığından bahsedilmemesi gerektiği şahsım tarafından acı bir tecrübe ile öğrenilmiştir.

 2 – Davacının talep ettiği malvarlığı değerleri asıl olarak  babama ait olup; babamın rahatsızlığından ve yaşlılığından dolayı malların resmi idare işini üstlenip, malları kendi üzerime tescil ettirdim. Karşılık talep edilmeden her hangi bir bedel ödemeden kağıt üzerinde yapılan bu işlem ,bu malların edinilmiş mal olmasını sağlamaz. Şöyle ki edinilmiş mal rejimine dahil olabilmesi için malvarlığının karşılığının verilerek kazanılmış olması gerekmektedir. Yukarıda bahsedilen sebeple edinilen bu malların edinilmiş mal sayılması kanun metnine de aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca ben, karşı tarafında bahsetmiş olduğu gibi düzenli bir işte çalışmaktayım ve ifade edilen miktarda küçükbaş hayvan ve arı bakımını yapmaya imkanım bulunmamaktadır. Bahsi geçen mallar yukarıda anlatılan sebepten dolayı kağıt üzerinde benim adına kayıtlı olup fiilen mallarla ilgilenmem, gelir kazanmam yahut başka başka bir menfaat sağlamam mümkün değildir. Koyun keçi gibi günlük bakım isteyen malların idaresi ayrı bir iş olup başka bir işin yanında ek iş olarak yapılması mümkün değildir. Tüm bunlarla birlikte  arı kovanlarına sahip olduğum iddia ve kanaatinin sebebini dahi anlamış değilim. İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları da bu durumu belgelemektedir. İş bu sebeplerden dolayı davacı tarafın bahsi geçen malvarlığı değeri üzerinden edinilmiş mal rejimine katılma alacağı talebi yerinde değildir ve reddi gerekmektedir.

3 – Yine davacı tarafından bedeli talep edilen araç kredi ile alınmıştır. Aracın edinilme tarihi ile kredi kullanma tarihi incelendiğinde bu durum ortaya çıkacaktır. Ayrıca davacı taraf daha bir yılını bile doldurmamış hatta bir kısmını da ayrı geçirmiş olduğu evliliğe nasıl bir katkı yapmış olabilir ki ben bu miktarda zenginleşeyim deyim yerinde ise ekonomik olarak çağ atlayayım. Kanunun ruhuna aykırı bu yaklaşımların hukuken korunamayacağı aşikârdır.

4 – Kompresör iddiası da arı kovanı iddiasından farksız dayanaksız bir iddiadır.  Babama ait mallardan hak talep eden davacı, kime ait olduğunu bilmediğim bir maldan da yine hak talep etmektedir.

5- Düğünde takılan ziynet eşyalarının talebi yönünden; yerleşmiş Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır, ona iadesi gerekir. Bu ifadelere de uygun olarak zaten davacı taraf ziynet eşyalarını yanında götürmüştür. Ancak sırf maddi talepte bulunabilmek ve beni zor durumda bırakmak amacıyla bunun aksini iddia etmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmektedir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan hatta daha önce evi terk etmiş olan davacının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Maddi olayda bu şekilde gerçekleşmiştir. Düğün nikah ikilemi, Erdemli Cumhuriyet Savcılığına yapmış olduğum şikayet dosyası, davacının hayata yaklaşımının bir göstergesidir. Davacı tarafından götürülen ziynet eşyalarına bedel ödemem mümkün olmamalıdır. O halde ziynet eşyalarının davacıya iadesi talebi yerinde değildir.

DELİLLERİM    : İlgili yasa ve mevzuat, Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası, nikah ve düğüne ilişkin kayıtlar, dava konusu mallara ilişkin kayıtlar, tanık beyanları

N.TALEP          : Yukarıda arz ve izah ettiğim sebeplerle haksız ve yersiz olan davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı yana tahmiline  karar verilmesini, saygılarımla arz ve talep ederim. tarih

                                                                                                                            Davalı Asil

Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi -4-


 ADANA AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE,

DOSYA NO                          :          E

CEVAP VEREN

( DAVALI )                           :

 

VEKİLİ                                 : Av.

 

DAVACI                               :

VEKİLİ                                 : Av.

 

KONU                                   : Davaya karşı cevaplarımızın arzından ibarettir.

 

AÇIKLAMALAR                :

 

  1. Yukarıda numarası verilen dosya mahkemeniz nezdinde müvekkil aleyhine açılan iş bu dava ile davacı taraf; evlilik birliği içerisinde edinildiğini ve müvekkil adına kayıtlı olduğunu iddia ettiği taşınır ve taşınmaz mallar ile ilgili olarak katılma payı, katkı payı ve değer artışı alacağı olduğu iddiası ile iş bu davayı ikame etmiştir.

 

  1. Davacı yanca müvekkil aleyhine ikame edilen iş bu dava haksız ve hukuka aykırı olup davanın reddine karar verilmelidir. Şöyle ki;

 

  1. Müvekkil ile davalı arasında yine X 2. Aile Mahkemesinin X/379 E, X/213 K sayılı dosyası ile çekişmeli boşanma davası görülmüş ve söz konusu dava 13.04.2010 tarihinde karara çıkmıştır. Mahkemece, müvekkil aleyhine verilen söz konusu karar müvekkil tarafından temyiz edilmiştir ve dosya halen Yargıtay`da olup kesinleşmemiştir. Yukarıda numarası verilen dosya ile müvekkil aleyhine açılan iş bu davanın esasına girilebilmesi için yine taraflar arasında görülen boşanma davasının kesinleşmesi gerekmektedir. Bu hususta Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Dilekçemizin ekinde yer alan ( Ek – 1 ) Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2005/1208 E, 2005/4267 K sayılı ilamında, ‘’ Davacı-davalı kadının istediği eşya, borsa hesabı, mal rejimi nedeniyle binadan alacak, araca katkı bedeli ile ilgili istem, boşanmanın eki niteliğinde olmayıp, bu istemler ancak boşanma davası ile ilgili hüküm kesinleşip tasfiye gündeme geldiğinde karara bağlanabilir. Bu nedenle bu konudaki dava ve istemler tefrik edilerek boşanma ile ilgili davanın bekletici mesele yapılması ve sonucuna göre karar vermek gerekir ‘’ şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu sebeple, Yargıtay uygulaması da dikkate alınarak, öncelikle X  2. Aile Mahkemesinin X/379 E, X/213 K sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına karar verilerek söz konusu dosyada verilen boşanma kararının kesinleşmesinin beklenmesine karar verilmesini talep ediyoruz.

 

  1. Davacı, evlilik birliği süresi müvekkile ve müşterek çocuklarının beslenme, ütü gibi hizmetlerini yerine getirdiğini, bu şekilde aile bütçesine yardımda bulunduğunu ve bu sebeple büyük çoğunlu müvekkilin kişisel malı olan malların edinilmesinde katkıda bulunduğunu iddia etmiş ve davasını bu iddiasına dayandırmıştır. Davacı tarafın, ev hanımı olarak yaptığını iddia ettiği katkıya dayanarak ikame ettiği iş bu dava hukuki dayanaktan yoksundur. Kadının, ev kadını olarak, evin yemek, temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması, Türk Medeni Kanununun 227. maddesi anlamında katkı sayılamaz. Bu hususta istikrar kazanmış Yargıtay Kararları da bu yöndedir.

 

Gerçekten de dilekçimizin ekinde yer alan ( Ek – 2 ) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2008 Tarih, 2008/2-432 E, 2008/444 E sayılı ilamı incelendiğinde, ‘’ Birleşen davalar, boşanma ve katılma alacağı isteğine ilişkindir. Somut olayda; taşınmaz ve araç, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiştir. Bu mallar, yeni rejime ( edinilmiş mallara katılma ) kocanın kişisel malı olarak girmiştir. Edinilmiş mal değildir. Çalışmayan, herhangi bir geliri ve kazancı bulunmayan davacı kadının bu malların edinilmesine herhangi bir katkısı kanıtlanamamıştır. Bu nedenle, davacı; katkı payı karşılığı veya değer artış payı nedeniyle davalıdan alacak talebinde bulunamaz.     …  Kadının, ev kadını olarak, evin yemek, temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması, Türk Medeni Kanununun 227. maddesi anlamında katkı sayılamaz. O halde, isteğin reddi gerekir. ‘’ şeklinde hüküm kurulmuştur.

Yine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.02.2010 Tarih ve 2008/19251 E, 2010/1757 K sayılı ilamında ( Ek – 3 ), ‘’ Eşlerden birinin edindiği mala, diğer eşin doğrudan maddi bir katkısı yoksa, bu talep kabul edilemez. Başka bir ifade ile kadının, ev işlerini yapması ve çocuklara bakmış olması, diğer eşin edindiği mala katkı sayılamaz. Sonuç olarak; 1.1.2002 tarihinden önce; eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, kadın veya kocanın diğerinden katkı payı karşılığı bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka, parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle bir katkısının olması gerekir. (HGK. 18.6.2008 gün ve 2008//2-432-444 sayılı kararı) Davacı dava konusu taşınmaza katkıda bulunduğunu kanıtlayamamıştır. O halde taşınmaz hakkındaki davanın reddi gerekirken, usul ve yasaya aykırı olan bilirkişi raporu esas alınarak taşınmaz hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. ‘’ şeklinde hüküm kurulmuştur.

Bu sebepler ve Yüksek Mahkeme Kararları da dikkate alınarak, davacı tarafça açılan haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmelidir.

  1. Davacı tarafın dava dilekçesinde liste halinde belirttiği ve 2002 yılından sonra edinildiğini iddia ettiği katkı payı, katılma alacağı ve değer artışı alacağı taleplerine konu taşınır ve taşınmaz malların hemen hemen tamamı Medeni Kanunun 220. Maddesi anlamında müvekkilin kişisel malıdır ve iş bu davanın konusu değildir. Bilindiği üzere, mal rejiminin tasfiyesinde kişisel mallar tasfiye dışında tutulur. Söz konusu malların büyük bir kısmı müvekkile miras bırakanlarından intikal etmiş, bir kısmı taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerliği olduğu 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiş ve bir kısmı da davacı tarafça açılan boşanma davasından sonra edinilmiştir. Davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği taşınır ve taşınmaz malların edinilme şekli, hukuki durumları ve edinilme tarihleri aşağıda belirtilmiştir:

 

  • Davacı taraf, dava dilekçesinde X / X ilçesinde müvekkil adına kayıtlı iki adet yazlık ev olduğunu iddia etmişse de, söz konusu ilçede müvekkil adına kayıtlı bir adet yazlık taşınmaz bulunmaktadır. Her şeyden önce, söz konusu taşınmaz, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli bulunduğu 2001 yılı içerisinde müvekkil tarafından edinilmiş ve 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında uygulanan yasal mal rejimine kişisel mal olarak girmiştir. Ayrıca, müvekkil söz konusu taşınmazı, miras bırakanı X adına kayıtlı olan ve daha sonra müvekkile miras yoluyla intikal eden X semtinde bulunan ve kişisel mal statüsündeki bir adet daire ve bir adet dükkanın 1999 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılmasından sonra yıkılan dükkana karşılık T.C Bayındırlık Bakanlığı tarafından verilen 6.000 TL krediyi kullanarak satın almıştır. Bu hususla için, ilgili kurumlara müzekkere yazılmasını talep ediyoruz. Kişisel malların yerine geçen değerler de kişisel mal sayılır.( TMK. m.220/4 ) Bu sebeple, müvekkilin depremde yıkılan kişisel malına karşılık aldığı krediye dayanılarak aldığı söz konusu yazlık ev de kişisel mal statüsündedir.

 

  • Davacı taraf, müvekkilin X İlçesi X Mevkiinde adına kayıtlı dükkan cinsi taşınmazları bulunduğunu iddia etmişse de, adı geçen mevkide müvekkilin maliki bulunduğu dükkan cinsi taşınmazlar bulunmamaktadır.

 

  • Davacı taraf, müvekkilin X Parseli Mevkiinde adına kayıtlı daire cinsi taşınmazları bulunduğunu iddia etmişse de, adı geçen mevkide müvekkilin maliki bulunduğu daire cinsi taşınmaz bulunmamaktadır.

 

  • X mevkiinde bulunan tarla-ahşap-bahçe cinsindeki taşınmazın tamamı değil yalnızca yarı hissesi müvekkile aittir. Adı geçen gayrimenkulün yarı hissesi müvekkile miras bırakanları X`den intikal etmiş olup Medeni Kanunun 220. Maddesi anlamında kişisel mal statüsündedir. Bu sebeple iş bu davanın konusu değildir.

 

  • Davacı taraf, müvekkilin X Köyünde X iki dükkan cinsi taşınmazı bulunduğunu iddia etmişse de, adı geçen mevkide müvekkilin maliki bulunduğu dükkan cinsi taşınmaz bulunmamaktadır.

 

  • Davacı tarafın X tarla olarak tarif ettiği taşınmaz, müvekkile miras bırakanı X`den miras yoluyla intikal etmiş olup Medeni Kanunun 220. Maddesi anlamında kişisel mal statüsündedir. Bu sebeple iş bu davanın konusu değildir.

 

  • X plaka sayılı X marka araç, davacı tarafın da dilekçesinde belirttiği üzere taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinde önce edilmiş ve 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında uygulanan yasal mal rejimine kişisel mal olarak girmiştir. Bu sebeple, söz konusu araç ile ilgili davacı tarafın talep hakkı bulunmamaktadır.

 

  • Davacı tarafın 2002 yılından sonra edinilmiş mal olarak belirttiği son mallar X plaka sayılı minibüs ve minibüs hattıdır. X numaralı ticari plaka ve ticari minibüs hattı, davacı tarafın iddiasının aksine taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli bulunduğu 1997 yılı içerisinde müvekkil tarafından edinilmiş olup söz konusu minibüs hattı ve ticari bir değeri olan plaka müvekkilin kişisel malıdır. Söz konusu minibüs hattı üzerinde davacının herhangi bir talep hakkı bulunmamaktadır.

 

  • Müvekkilin üzerine kayıtlı bulunan X plaka sayılı minibüs, davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği üzere X tarihinde müvekkilim tarafından edinilmiştir. Ancak, taraflar arasında yine X  2. Aile Mahkemesinde görülen boşanma davasının dava tarihi X dir. Müvekkilim söz konusu minibüsü boşanma davasının açılma tarihinden sonra edinmiştir. Türk Medeni Kanunun 225/II. maddesinde, ‘’ Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.’’ hükmü düzenlenmiştir. Anılan kanun maddesi ile de sabit olduğu üzere, müvekkilimin minibüsü edindiği tarihte taraflar arasında tasfiyeye konu bir mal rejimi bulunmamaktadır. Müvekkil ile davacı arasında ki mal rejimi boşanma davasının açılış tarihi itibari ile sona ermiştir.

 

Konu ile ilgili Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.05.2010 Tarih ve 2009/7767 E,  2010/9437 K sayılı ilamında ( Ek – 4 ); ‘’ Davacı-karşılık davalı kadının boşanma davası içinde talep etmiş olduğu mal rejiminin tasfiyesine yönelik isteklerinin incelenebilmesi, eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi halinde mümkündür. Evliliği iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesi halinde mal rejimi, buna ilişkin davanın dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. (TMK. md. 225/2)’’ şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu sebeple, davacı tarafın söz konusu minibüs ile ilgili bir talep ve dava hakkı bulunmamaktadır.

 

  • Müvekkil adına kayıtlı bulunan X plaka sayılı motosikletin alınmasında davacı tarafın hiçbir maddi katkısı bulunmamaktadır. Söz konusu taşınmaz malın bedelinin tamamını müvekkilim karşılamıştır. Bu sebeple, davacı tarafın söz konusu taşınmaz mal ile ilgili bir talep hakkı mevcut değildir.

 

  1. Davacı taraf, evlilik birliği boyunca müvekkile ve müşterek çocukları dışında müvekkilin anne-babası ile ikinci anneliğine baktığını, iddia etmiş ve davasını bu iddiasına dayandırmıştır. Davacı tarafın iddiaları gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Müvekkilimin anne ve babası ile dava tarihi itibari ile rahmetli olan manevi annesi bakıma muhtaç insanlar değildir. Kendi ihtiyaçlarını kendileri görebilen ve kimsenin yardımına ihtiyacı olamayan insanlardır. Bu sebeple, davacı tarafın bu yöndeki iddialarının tarafımızdan kabulü mümkün değildir.

 

  1. Son olarak, davacı yanca müvekkil adına kayıtlı bulunan taşınır ve taşınmazların kayıtları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi talep edilmiş olup somut olayda ihtiyati tedbir konulmasını gerektirecek şartlar mevcut bulunmadığından, bu talebin reddine karar verilmelidir.

 

  1. Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etme zorunluluğu doğmuştur.

 

HUKUKİ SEBEPLER       : TMK, HUMK, BK vesair ilgili mevzuat.

DELİLLER                         :  X 2. Aile Mahkemesinin X/379 E, X/213 K sayılı dosyası, gayrimenkul kayıtları, trafik tescil müdürlüğü kayıtları, mali ve sosyal durum araştırmaları, nüfus kayıtları, ilgili yerlere yazılacak müzekkereler, tanık, bilirkişi incelemesi, keşif ve karşı tarafın göstereceği delillere karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla yasal ve takdiri her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM            :  Yukarıda kısaca arz ve izah edilen sebeplerle,öncelikle  X 2. Aile Mahkemesinin X/379 E, X/213 K sayılı dosyasının BEKLETİCİ MESELE yapılması ile haksız, hukuki dayanaktan yoksun iş bu davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygılarımla ve vekaleten arz ve talep ederim.

                                                                                   Davalı Vekili

Av. 

EKLER –

 

  1. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2005/1208 E, 2005/4267 K sayılı ilamı
  2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2008 Tarih, 2008/2-432 E, 2008/444 E sayılı ilamı
  3. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.2010 Tarih ve 2008/19251 E, 2010/1757 K sayılı ilam
  4. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.2010 Tarih ve 2009/7767 E, 2010/9437 K sayılı ilamı
  5. Vekaletname sureti

Mal Paylaşımı-Katkı Payı-Katılma Alacağı Davası Cevap Dilekçesi -5-

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

(Aile Mahkemesi Sıfatıyla) SAYIN HAKİMLİĞİ’ NE

DOSYA NO    :

DAVACI                     :

 

VEKİLİ                       :

 

DAVALI                      :

 

VEKİLİ                       :

KONU                         :

AÇIKLAMALAR          :

 

1- CEVAP DİLEKÇESİNİN YASAL SÜRESİ İÇERİSİNDE SUNULMADIĞINA İLİŞKİN BEYANLARIMIZ:

 

Öncelikle belirtmek isteriz ki; davalı tarafa MAHKEMENİZİN 25.12.2017 TARİHLİ TENSİP ZAPTI İLE 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gereği verilen KORUMA KARARI, DAVALIYA 29.12.2017 TARİHİNDE TEBLİĞ OLMUŞTUR. BUNU GÖRE DAVALININ YASAL CEVAP VERME SÜRESİ 12.01.2018 TARİHİNDE DOLMUŞTUR.

DAVALI TARAF İSE CEVAP VERME SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA 18.01.2018 TARİHİNDE CEVAP DİLEKÇESİ SUNMUŞ VE SÖZ KONUSU KORUMA KARARINA İTİRAZ ETMİŞTİR.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2014/2-695 E. 2016/522K. 20.04.2016 TARİHLİ KARARINDA;

Davaya süresinde cevap vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. (HMK.md.128) Dolayısıyla süresinde davaya cevap vermeyen davalı, diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremez. Denilmektedir.

DOLAYISIYLA SÜRESİNDE OLMAYAN CEVAP DİLEKÇESİNDE YER ALAN İDDİALARI VE KORUMA KARARINA YÖNELİK İTİRAZI KABUL ETMİYORUZ.

 

2- DAVALI TARAFIN İDDİALARINA YÖNELİK BEYANLARIMIZ:

 

CEVAP DİLEKÇESİNDE YER ALAN VEKİL EDEN ALEYHİNE İDDİALAR İSE SOYUT VE DANAYANAKTAN YOKSUN OLDUĞU AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR.

Dava dilekçemizde delil olarak yer alan tarafımızın dayandığı iddiaları gösterir fotoğraf ve video kayıtlarını sunuyoruz.

Ayrıca tarafımızın iddialarını haklılığını ortaya çıkarması açısından, Antalya’da bulunan Jolly Joker adlı gece klubüne müzekkere yazılarak 8-9 Aralık 2017 tarihli görüntü kayıtlarının istenmesini Sayın Mahkemenizden vekil eden adına talep etmekteyiz.

3-VELAYET VE TEDBİR NAFAKASI TALEPLERİMİZE İLİŞKİN BEYANLARIMIZ:

 Mahkemenizin 29.12.2017 tarihli 1 nolu ara kararında ;

“Davacı vekilinin tarafların müşterek çocuğu Zeliha Özen in velayetinin tedbiren davacıya verilmesi yönündeki talebinin dilekçeler aşamasının tamamlanmasından ve tarafların delillerini dosyaya bildirmelerinin ardından değerlendirilmesine,” karar verilmiştir.

Davalı taraf yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmemiş olup, DİLEKÇELER AŞAMASI TAMAMLANMIŞ BULUNMAKTADIR.

Mahkemenizin 2017/520 E. Sayılı dosyasında yer alan 03.01.2018 tarihli sosyal ve ekonomik durum araştırması raporunda;

“Davalı X’ İN aylık gelirinin 10.000-15.000-TL olduğu, X ŞİRKETİ’nin (VD: X)  sahibi ve yetkilisi olduğu, bu şirkete ait X , X , X , X plakalı otobüslerin sahibi olduğu, X içerisinde 1 market ve X – X X Mahallesinde bir dairesi olduğu” tespit edilmiştir.

Dilekçeler aşamasının tamamlanmış ve delillerin toplanmış olması sebebiyle dava dilekçesinde yer alan, Müşterek çocuk X’ in dava süresince vekil edenin yanında kalmasına, Çiftin boşanmasına karar verilmesi halinde, müşterek çocuğun velayetlerinin vekil edene verilmesine,

Müşterek çocuk X için aylık 1.500,00-TL tutarında tedbir nafakasına, Boşanmadan sonra da işbu 1.500,00-TL miktarlı nafakanın iştirak nafakası olarak devamına, taleplerimiz hakkında karar verilmesini Sayın Mahkemenizden talep etmekteyiz.

 

4-DURUŞMA GÜNÜ VERİLMESİ İSTEMİMİZE İLİŞKİN BEYANLARIMIZ:

Mahkemenizin 2017/520 E. sayılı dosyası ile açılmış bulunan davada davalı tarafın yasal süresi içerinde cevap dilekçesi sunmaması sebebiyle dilekçeler aşaması tamamlanmış olup, ön inceleme safhasına gelmiş bulunmaktadır.

Bu sebeple ön inceleme safhasına gelmiş bulunan mahkemeniz dosyası için, ÖN İNCELEME DURUŞMA GÜNÜ VERİLMESİNİ Sayın Mahkemenizden talep ediyoruz.

SONUÇ VE İSTEM    : Yukarıda izah edilen nedenlerle;

1- DAVALININ YASAL SÜRESİ İÇERİSİNDE VERİLMEYEN CEVAP DİLEKÇESİNDEKİ TÜM İDDİA VE TALEPLERİN REDDİNE,

2- Dilekçeler aşamasının tamamlanması dolayısıyla;

Müşterek çocuk X’ in dava süresince vekil edenin yanında kalmasına, Çiftin boşanmasına karar verilmesi halinde, müşterek çocuğun velayetlerinin vekil edene verilmesine ve Müşterek çocuk Zeliha Özen için aylık 1.500,00-TL tutarında tedbir nafakasına, Boşanmadan sonra da işbu 1.500,00-TL miktarlı nafakanın iştirak nafakası olarak devamına,

3- X’da bulunan X adlı gece klubüne müzekkere yazılarak 8-9 Aralık 2017 tarihli görüntü kayıtlarının istenmesine,

4- Ön inceleme safhasına gelmiş bulunan mahkemeniz dosyası için, ÖN İNCELEME DURUŞMA GÜNÜ VERİLMESİNE karar verilmesini Sayın Mahkemenizden vekil eden adına talep ederiz. tarih

EK:

1-Zinayı gösterir fotoğraf çıktıları ve video kaydı

2-Düğün CD’si

3-Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı

Davacı Vekili

Av. 

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Avukatlık ve Hukuk Ofisi

bir yorum bırakın