KHK Bölge İdare Mahkemesi istinaf dilekçe örneği

Oca 16, 2021 | İdare Hukuku

T.C. ADANA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ NÖBETÇİ DAİRESİ’NE

Gönderilmek Üzere

ADANA İDARE MAHKEMESİ’NE

DAVACI                    :

DAVALI                     : TC BAŞBAKANLIK / ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

KONU: 01.09.2016 Tarih ve 29818 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete’de yayımlanan 672 Sayılı Olağan Üstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname’de yayımlanan yer alan Görevden Alınan Kamu Personelleri Listesinde ismimin yer alması nedeniyle görevimden alınmam hususundaki işlemin iptali ile kaybettiğim maaş ve özlük haklarımın iadesi istemimi içerir.

AÇIKLAMALAR                  :

  1. Sosyal Güvenlik Kurumu … İl Müdürlüğü bünyesinde … sicil sayılı (Devlet Memuru) olarak görev yapmakta iken 20.07.2016 tarih ve … sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı onaylı yazı ile görevimden uzaklaştırılmamın akabinde; 01.09.2016 Tarih ve 29818 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete’de yayımlanan 672 Sayılı Olağan Üstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) 1 sayılı liste 2’de ismimin yer alması sebebiyle başka hiçbir idari işlem yapılmaksızın kamu görevimden çıkarıldığımı öğrenmiş bulunmaktayım.
  • 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe teşebbüsü sonrasında 20 Temmuz 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu Tarafından Anayasa’mızın 120. Maddesi gereğince Olağanüstü Hal ilan edildi.
  • OHAL ilanından sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kademeli olarak binlerce memur hiçbir somut gerekçe gösterilmeksizin açığa alındı ve en son 01.09.2016 tarih ve 29818 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 672 sayılı KHK ile memur olan şahsımın da içinde bulunduğu binlerce kamu görevlisi kamu görevinden çıkarılmıştır. Hatta adı geçen KHK ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha hayatları boyunca kamu hizmetinde istihdam edilmeyeceklerine, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmeyeceklerine karar verilmiştir. Binlerce kişinin kamu görevinden çıkarılması 01.09.2016 tarih ve 672 s. KHK ile OHAL Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan bir tedbir olarak kabul edilmiş ve kamu görevinden çıkarılmanın gerekçesi; “Kamu personelinin, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı”şeklinde açıklanmıştır. 672 s. KHK’da yazılı gerekçenin soyut bir nitelik taşıdığı ve kamu görevinden çıkarılan kişilerin hangi eylemlerinin bu karara esas teşkil ettiğine dair somut hiçbir delilin gerek KHK’da gerekse daha sonra başka bir resmi yazılı metinde açıklanmadığı Türkiye kamuoyu tarafından açıkça bilinmektedir.
  • 15 Temmuz 2016 tarihinde başlayan darbe teşebbüsünün kimler tarafından ve hangi amaçlarla gerçekleştirildiğini bilmemekteyim. Darbe teşebbüsünü ve akabinde ortaya çıkan gelişmelerin tamamını herkes gibi ben de medyadan öğrendim. 15 Temmuz gecesi yapılan darbe girişimini tasvip etmediğim gibi, kimler bu teşebbüse kalkıştı ise ivedilikle tespit edilip haklarında yasal işlem yapılması gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü askeri darbelerin, toplumsal düzeni nasıl alt üst ettiği, ülkemizin sosyal ve ekonomik açıdan gelişmesini sekteye uğrattığı ve ülkemizi yıllarca geriye götürdüğünü bilmekteyim.
  • Medya organlarında yer alan açıklamalara göre; belirli bir sendikanın üyesi olmak, çocuklarını kimi özel okullarda okutmak, Bank Asya’da hesabı olmak, (o zaman için yasal olan) kimi gazete ve dergilere abone olmak gibi hukuken kabul edilemeyecek isnatlar ihraç gerekçesi olarak gösterilmiştir. Bugüne kadar, kamu görevinden çıkarılmama gerekçe olan yapı, oluşum veya gruplara mensubiyetimin, iltisakımın veya irtibatımın ne olduğu ve nasıl gerçekleştiği açıklanmamış ve söylenmemiştir. Kamu gücü tarafından, hakkımda somut hiçbir suçlama olmadan, delil gösterilmeden, savunmam dahi alınmadan ve cezai/idari yargılama yapılmadan “hukuken kabul edilemeyecek gerekçelere dayanılarak düzenlenen bir KHK ile” terör örgütü ile ilişkili ya da üyesi olan bir kişi olarak ilan edildim. Bir kimsenin hakkında hiçbir yasal işlem ve yargılama olmaksızın yaptırım olarak kamu görevinden çıkarılmak ve bir daha kamu görevine kabul edilmemek gibi ağır yaptırımlara tabi tutulması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile korunan birçok hakkın açıkça ihlal edildiğini göstermektedir.
  • Şahsım, doğrudan bir OHAL KHK’sı ile bir daha kamuda çalışması imkansız şekilde, kamu görevinden kesin olarak çıkarılmıştır. Yasalar şahsıma zorunlu emeklilik yaşına kadar kamu görevinde çalışma, gelir elde etme ve mesleğini icra etme hakkı tanımaktaydı. Savunmam dahi alınmadan ve hakkımda adil bir yargılama yapılmadan OHAL KHK’sı ile değil de çalıştığım kurumun disiplin kurulu tarafından kamu görevinden çıkarılmış olsaydım bu karara karşı yargı yolu açıktı ve idari yargıda alınan karara karşı iptal davası açma hakkına sahiptim. Böylece idari tam yargı davası açabilir ve işlemin hukuka uygun olup olmadığını yargı organlarına denetletebilirdim. Başvuruya konu uyuşmazlığın dayanağı olan KHK yayınlanmadan önce, idareyle aramda aynı konuda bir uyuşmazlık çıkmış olsaydı, açıkça mahkemeye başvurma hakkım yine teminat altına alınmış idi.
  • Anayasa’nın 120. Maddesinde düzenleme bulan OHAL KHK’larıbirer düzenleyici işlemdir ve amaç,  konu, zaman ve ölçülülük yönünden sınırlıdırlar. Düzenleyici bir işlem olan OHAL KHK’ları; objektif, soyut ve genel kurallar içermelidir. OHAL KHK’ları ile alınan kararların geçerlilik süresi OHAL ile sınırlı olup konu ve amaç bakımından OHAL’in ilan edilmesine neden olan durum ile ilişkili ve alınan kararların içeriği yönünden OHAL’e neden olan tehlike ile ölçülü olmalıdır. OHAL KHK’ları ile KHK’nın hukukumuzdaki yapısı ve fonksiyonu gereğince bireysel işlem tesis edilemez. Yani kısaca, bir OHAL KHK’sı ile bir kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına karar verilemez. Eğer, başvuruya konu somut durumda olduğu gibi bir OHAL KHK’sı ile OHAL süresini de aşacak şekilde ve kalıcı niteliktebirel işlem tesis etme yoluna gidiliyorsa, burada artık örtülü bir işlemden söz edilebilir. Bu durum gerek ülkemiz hukukuna gerekse Uluslararası Hukuka açıkça aykırıdır. Şahsımın kamu görevinden çıkarılmasına karar veren 01.09.2016 tarih ve 672 s. KHK açık bir biçimde keyfidir, hukuki dayanaktan yoksundur, Anayasa’ya aykırıdır ve sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
  • AİHM’ye göre, kural olarak idare ile kamu görevlisi arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar AİHS’nin 6. Maddesi kapsamındadır. Kamu görevlileri, medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin uyuşmazlıklarda AİHS’nin 6. Maddesine uygun yargısal güvencelerden yararlanırlar.
  • 672 s. KHK ile hak ihlaline neden olan durumun OHAL’e neden olan şiddet olaylarının bastırılmasıyla hiçbir ilgisi bulunmadığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine de açıkça aykırı olduğu için, bu tedbirin objektif hiçbir gerekçesi de yoktur. OHAL’e neden olan şartlar tamamen ortadan kalksa dahi, ömür boyu bir daha kamu görevinde çalışmama gibi bir tedbir aynı zamanda ölçüsüzdür. AİHS 6. Maddesinin, bir kamu görevlisinin OHAL KHK hükmü ile kamu görevinden geri dönüşü olmayacak ve bir daha çalışamayacak şekilde çıkarılması hususundaki idare ile arasındaki uyuşmazlığa uygulanacağında en küçük kuşku yoktur. Bu uyuşmazlık AİHS’nin 6. Maddesi anlamında bir hakka ilişkin olup bu uyuşmazlıkta “Adil Yargılanma Hakkı”nın tüm teminatlarına uygun bir yargılama sonucu karar verilmelidir.
  1. 01.09.2016 tarih ve 672 s. KHK’nın 2. Maddesinde, somut hiçbir gerekçe gösterilmeden kamu görevinden çıkarılma işlemi tesis edilmiştir. Darbe girişimi ile somut herhangi bir ilişkisi kurulmamış ve hakkımda kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan şahsımın, kamu görevinden çıkarılarak tüm ekonomik ve sosyal haklarımdan ve bunun doğal sonucu olarak bir dizi medeni haklardan ömür boyu mahrum bırakılmamın Masumiyet karinesini ihlal ettiği ve bu medeni hakların özüne dokunduğu hususu, arif olmayana bile anlatmaya gerek olmayacak derecede açıktır. Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz ve buna bağlı olarak böylesi ağır yaptırımlara maruz bırakılamaz! Anayasa 6/3 hükmüne göre “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Masumiyet karinesinin gerekleri dikkate alındığında kişileri suçlu gösterme veya mahkum etme, sadece yargısal işlevdir ve bu yetki sadece mahkemeler tarafından kullanılabilir, Bakanlar Kurulu, Yasama Organı (TBMM) veya başka bir organ tarafından değil! Bu nedenle masumiyet karinesinden yararlanma (lekelenmeme) hakkım da açıkça ihlal edilmiştir.
  1. 672 s. KHK’nın 2. Maddesinde yer alan düzenleme ile kesin ve her türlü şüpheden arınmış inandırıcı somut deliller ile ispatlanmaksızın, benim de aralarında bulunduğum binlerce kişi, iddia edilen bir terör örgütünün mensubu ya da yoğun ilişkide olduğu kişiler olarak gösterilmiştir. Anılan binlerce kamu görevlisi, Ceza hukuku anlamında kendisine bir suçlama atfedilmiş (terör örgütü üyeliği) ve aynı zamanda bu suçtan mahrum olmuş gibi kesin ifadeler kullanılarak, bir daha ömrü boyunca kamu görevinde çalışması imkansız olacak şekilde kamu görevinden çıkarılmıştır. Diğer bir ifadeyle şahsım, bir KHK düzenlemesi sonucu suçlanmış, mahkum edilmiş ve bu mahkumiyetin karşılığı olarak da şahsıma, sonuçları son derece ağır bir yaptırım uygulanmıştır.  
  1. Somut olayda şahsıma yöneltilen suçlama “terör örgütüne aidiyet ya da üyeliktir”; KHK ekinde kimlerin ait kimlerin iltisak veya irtibatı olduğu ayrı ayrı yazılmadığı için, ekli listelerde yer alan tüm bireyler, terör örgütüne aidiyetle suçlanmış olacakları gibi, her biri ayrı ayrı iltisak veya irtibatla da suçlanabilir. Ancak KHK metnini okuyan her birey, KHK ekinde yer alan listelerde ismi geçenlere ismi geçenlerin iddia edilen terör örgütüne aidiyeti (diğer bir ifadeyle “üyesi”) olduğunu da anlayacağı için suçlamanın terör örgütüne üyelik olduğu da açıktır. TCK ile Terörle Mücadele Kanunu terör örgütüne üyeliği ceza hukuku anlamında bir suçlama olarak nitelendirmiştir. Terör örgütü üyeliği iç hukukta şüpheye yer vermeyecek şekilde ceza hukuku anlamında suç olarak nitelendirildiğine ve şahsıma da bu suçlama atfedildiğine göre, somut olayda sadece bu nedenle de AİHS’nin 6. Maddesinin kapsamına giren “Kişiye karşı yöneltilmiş bir suçlama” vardır. Ayrıca, suçlamanın niteliği bir yana, cezanın niteliği ile ağırlığı dikkate alındığında da, somut olayda kişiye karşı yöneltilmiş bir suçlama bulunmaktadır. Bu sebeple bir daha kamu görevinde hayatım boyunca çalışamayacak şekilde kamu görevinden çıkarılmakta ve terör örgütü üyesi olarak damgalanmaktayım. Kamu görevinde çalışamamam bir yana, ismim açıkça tüm dünyaya duyurularak, terörist gibi yaşamaya mahkum edilmekte, özel sektörde dahi iş bulmama neredeyse imkansızlaşmaktadır. Bu durum kişinin güncel bir betimleme ile “SİVİL ÖLÜMÜNE” yol açacak bir cezalandırmaya neden olup, yaptırımın ağılığı ve niteliği dikkate alındığında da somut olayda AİHS’nin 6. Maddesi anlamında kişiye karşı yöneltilmiş bir suçlama vardır. Tüm bu nedenlerle AİHS’nin 6. Maddesinin cezai yaptırımlara ilişkin tüm hükümleri ve garantileri somut olayda uygulanmalıdır.
  2. Oysa bu davaya konu olayda, şahsıma karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin bildirilmesi savunmamı hazırlamak için gerekli zamanın verilmesi gibi AİHS’nin 6/3-a,b,c,d,e hükümleri ile garanti altına alınan hakların hiçbiri şahsıma verilmemiştir. Hiçbir yargılama yapılmadan, bir KHK ile suçlu ve mahkum olmuş gösterildim. Hiçbir yargılama yapılmadan AİHS’nin 6/3 maddesindeki en asgari sanık haklarından hiçbiri şahsıma sağlanmadan bir kişiyi, KHK ile mahkum etmek, AİHS’nin 6/1,2,3 hükümlerindeki tüm güvenceleri ihlal eder. Sonuç olarak ömür boyunca bir daha kamu görevinde çalışamayacak şekilde kamu görevinden KHK ile çıkarılmam ve hiçbir yargılama yapılmadan bir KHK ile terör örgütü üyesi olarak suçlanıp mahkum edilmem AİHS’nin 6. Maddesindeki tüm güvenceleri açıkça ihlal etmiştir.
  3. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı AİHS’nin 8. Maddesinde koruma altına alınmıştır. Bu hakka yönelik bir müdahale varsa, bu müdahale kanunla öngörülmüş olmalı, AİHS’nin 8/2 maddesinde sınırlı olarak belirtilen meşru amaçlardan en az birini gerçekleştirme amacı gütmeli ve müdahale demokratik toplumda çok temel bir sosyal ihtiyaca cevap vermeli, ÖLÇÜLÜ olmalıdır. Bu kurallara aykırı bir uygulama AİHS’nin 8. Maddesini ihlal eder.
  4. 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin hemen ardından, 01.09.2016 tarih ve 672 sayılı gerekçe ile binlerce kamu görevlisinin kamu görevinden çıkarılmasına karar verilmiştir. Türkiye Kamuoyunun cevabını içtenlikle ve merakla beklediği soru “Binlerce kamu personeli hakkında bir buçuk ay gibi bu denli kısa bir süre içinde ayrıntılı bilgilere nasıl ulaşılmıştır?” orta yerde öylece durmaktadır. Hiçbir yargısal güvence sunulmadan, avukat yardımından yararlanmadan, suçlamaları öğrenip bu konuda karar alıcıları etkileyecek şekilde karşı görüşlerini hazırlayıp sunamadan, hakkındaki iddialar ve tüm deliller kendisine bildirilmeden ve bu deliller konusunda karşı görüşlerini hazırlayıp sunamadan, suçlamalar hususunda kendi lehine olan delilleri sunamadan, gerektiğinde tanık dinletebilme hakkı sağlanmadan kamu görevinden sürekli olarak çıkarılma olsa olsa sadece daha önce yapılan istihbari kimi işlemlere dayalı olarak yapılmış olabilir kanısını güçlendirmektedir.
  5. İddia edilen terör örgütü ile bağlantısını gösteren somut hiçbir delil ortaya konmadan, doğru olup olmadıkları bilinmeyen, özel hayata, iletişime (telefon, e-mail vb.) ve aile fertlerine dair bilgilerden oluştuğu çıkarılabilen istihbari işlemlere dayalı olarak bir kamu görevlisini mesleğinden KHK hükmü ile bir daha dönüşü olmayacak şekilde çıkarılması açıkça özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturur.
  6. Kamu görevlileri kural olarak zorunlu emeklilik yaşına kadar, kendileri istemedikçe mesleklerinden çıkarılamazlar. Bir kişinin herhangi bir mesleği seçmesi ve mesleki ilişkileri çerçevesinde çevresini belirlemesi, arkadaşlıklar geliştirmesi ve kişiliğini geliştirmesi, kazanç elde etmesi ve bu kazançla ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılaması da özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının kapsamındadır. Kısaca bireylerin mesleki ve profesyonel hayatı da özel hayata saygı hakkının kapsamı ve koruması altındadır. Dolayısıyla bir kamu görevlisinin görevinden sürekli olarak çıkarılması özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturur. Bu müdahale kanunla öngörülmeli, meşru amaç gütmeli ve ölçülü olmalıdır.
  7. Kamu görevinden sürekli olarak çıkarılma tedbiri kesin nitelikli ve OHAL’in sona ermesiyle sona ermeyecek türden bir tedbir olup masumiyet karinesini de ihlal ettiği için bu konu OHAL KHK’sı ile düzenlenemez (AY m.15 ve 121). Ayrıca bir kamu görevlisinin, normal yargısal güvenceler sunulmadan, bir OHAL KHK’sı ile kamu görevinden sürekli olarak çıkarılması, AİHS’nin 15. Maddesi anlamında, OHAL’in kesinlikle gerektirdiği türden bir tedbir olmadığı için, OHAL KHK’sı ile kararlaştırılamaz. OHAL KHK’ları ile sadece OHAL’   in gerektirdiği ölçüde (AY m. 15), OHAL’in neden olduğu konularla ve OHAL süresiyle sınırlı tedbirler alınabilir (AY m. 121). İç hukuka göre, OHAL KHK’ları 30 gün içerisinde onay için TBMM’ye sunulmak zorunda olup TBMM’ye sunulmadığından kamu görevinden çıkarmanın kanuni dayanağı da kalmamıştır. KHK 30 günlük süresi içerisinde TBMM’ye onay için sunulmadığından yasal niteliğini de kaybettiği için alınan tedbir, kanuni dayanaktan da yoksundur. Kanuni dayanaktan yoksun olan kamu görevinden sürekli çıkarma tedbiri özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal etmiştir.
  8. Diğer taraftan, hiçbir somut delil olmadan, hiçbir yargılama yapılmadan, bir kamu görevlisinin KHK’da isminin yayınlanarak, KHK hükmü ile bir terör örgütünün üyesi ilan edilmesi kendisinin damgalanarak, diğer insanlar tarafından terörist olarak damgalanmasına ve böylece kendi benzerleri ile hayatının sonuna kadar bir daha doğru düzgün ilişki ve arkadaşlık kuramamasına yol açar. Dış dünya kendisine sürekli en hafif ifadeyle şüpheyle bakar. Kendisine devlet tarafından terörist damgası vurulan bir bireyin özel sektörde de iş bulması neredeyse imkansızdır. KHK ekinde teröristler listesinde ismi yayınlanan ve kamuda çalışması sürekli olarak yasaklanan bir kamu görevlisinin özel sektörde de iş bulması imkansızlaşacağı için hayatını devam ettirecek, ailesinin ve kendisinin geçimini sağlayacak bir işte çalışıp gelir elde etmesi ve asgari insan onuruna yakışır standartlarda yaşamını sürdürmesi de imkansızlaşır. Bu nedenle de sözkonusu müdahale tamamen ölçüsüz olup mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edildiğim için, diğer bireylerle aramda devlet tarafından açık ayrımcılık (AİHS m. 14) yapılmıştır. Böylece özel hayata ve aile hayatına saygı hakkından yararlanmada ayrımcılık yasağı da ihlal edilmiştir (AİHS m. 8 ve 14).
  • Hiçbir yargılama yapılmadan, KHK’da ismim yayınlanarak, KHK hükmü ile bir terör örgütünün üyesi ilan edilmem ve damgalanmam şeref itibarıma saygı hakkımı da ihlal etmiştir. Şeref ve itibara saygı hakkı da özel hayata saygı hakkının kapsamında olup bu nedenle de AİHS’nin 8. Maddesi ihlal edilmiştir.
  • Son olarak benim gibi KHK ile meslekten ihraç edilenlere dair Sosyal Güvenlik Kurumu verilerinde, işe son verme nedeni olarak OHAL/KHK kaydı düşülmekte ve bu kişiler ayrıca fişlenmekte ve damgalanmaktadır. İş aramak istediklerinde başvurulan her işveren veya kurum bu durumu dikkate alarak başvurucuya iş vermeyecek ve adeta sosyal açıdan başvurucu sivil bir ölümle karşı karşıya kalacaktır. Bu fişleme ve damgalama sadece kendisiyle sınırlı kalmayacak, çocuklarının geleceğini de etkileyecek, böylece sadece başvurucu değil, aynı zamanda aile fertleri de etkilenmiş olacaktır. AİHM’nin bazı kararlarında, “başvurucular açısından sürekli bir damgalanma durumu yaratarak, dış dünya ile sağlıklı bir ilişki kurmalarını engellemekte ve bu durumun orantısız bir müdahale niteliğinde olduğu” tespit edilmiştir. Sivil bir ölüme  yol açacak olan bu fişleme ve damgalamanın (yukarıda açıklanan nedenlerle) kanuni hiçbir dayanağı bulunmadığı gibi (sözkonusu müdahalenin dayanağı KHK, Anayasa m. 15 ve 121 ile AİHS m. 15’e aykırıdır.), yol açtığı sonuçlar itibariyle de ölçüsüz ve başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal etmiş olacaktır. Bahse konu kayıt ve yol açtığı sonuçlar da ayrıca AİHS’nin 8. Maddesini de ihlal etmektedir.
  • Anayasa m. 70’e göre “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez.” Hükümden anlaşılabileceği gibi kamu hizmetine girme hakkının tek bir meşru sınırlandırma sebebi olabilecektir; görevin gerektirdiği nitelikleri taşımamak. Şüphesiz, bazı suçların işlenmiş olması görev tipine göre kişinin görevin gerektirdiği nitelikleri taşımadığı sonucunu doğurabilir. Bu olasılık, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün çalışma hayatında ayrımcılığı yasaklayan 111 No.lu sözleşmesinde de kabul edilmiştir. Anılan sözleşmenin 4. Maddesine göre “Devletin güvenliğine halel getiren faaliyetlerden ötürü muhik sebeplerle zanlı bulunan veya bu faaliyetlere girişen bir şahıs hakkında alınan tedbirler, ilgili kişinin milli tatbikata uygun olarak kurulmuş olan yetkili bir makama başvurma hakkı saklı kalmak şartıyla, ayrım sayılmaz.” Ancak bu hükmün hükümetlere sınırsız yetki verdiği şeklinde anlaşılması mümkün değildir. Hükmü, Anayasa’nın 70. Maddesinde olduğu gibi hizmetin gerekleri sınırları içerisinde ve ölçülü bir sınırlama getirecek şekilde anlamak gerekir. Nitekim Avrupa Sosyal Şartı’nın m.1 f.2’ye göre Akit Tarafları “çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarını etkili bir biçimde korumayı” taahhüt ederler. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın E maddesi, şartın uygulanmasında ayrımcılık yasağını düzenlemektedir. Şartın G maddesi ise şartta tanınan hakların “sadece demokratik bir toplumda başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ya da kamu yararının, ulusal güvenliğin, halkın sağlığının ya da ahlakın korunması için ve ancak yasayla sınırlamaya ve kısıtlamaya tabi tutulabileceğini” belirtmektedir.
  • Bir başka deyişle özgürce edinilen bir işle yaşamı sağlama hakkına karışı alınan önlemlerin ulusal güvenlik için alınmış olması yeterli değildir. Bu önlemin bir yasal dayanağı olmalı ve aynı zamanda önlem demokratik bir toplumda zorunlu olarak alınmış olmalıdır.
  • Avrupa Sosyal Haklar Komitesi, “demokratik toplumda zorunluluk” ölçütünü özgürce edinilen iş kavramına uygulamıştır. Komiteye göre, insanların özgürce iş edinebilme haklarına getirilecek sınırlamalar sadece kamu düzeni ve ulusal güvenlik alanında sorumlulukları bulunanlar veya bu nitelikte fonksiyonları yerine getirenler için öngörülmemişse demokratik bir toplumda zorunluluk niteliği taşıdığını söylemek de mümkün değildir. Komitenin ifadesini şu şekilde yeniden formüle etmek de mümkündür; sınırlamaya tabi olan kişi kamu düzeni ve ulusal güvenlikle ilgili sorumluluk üstlenip kamu gücü ayrıcalıklarını kullanacaksa bu durumda hizmetle kısıtlılık arasında bir illiyet bağı bulunduğu için sınırlama demokratik toplumda zorunluluk olarak değerlendirilebilir. Ancak bu nitelikte görevler üstlenmeyecek kişilere, hem de sınırsız olarak belirli istihdam imkanlarının kapatılması demokratik bir toplumda kabul edilemez. Bu nedenle, KHK’lar ne kadar “bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilemezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler” derse desin, OHAL bittiğinde bir kişi Uluslararası Hukuktan kaynaklanan ve Anayasa’da tanınan haklarını ileri sürdüğünde, Anayasa’nın 15. ve 90. maddeleri uyarınca alınan önlemin demokratik bir toplumda  zorunlu olup olmadığı incelenmesi gerekecektir.
  • Benim gibi KHK ile meslekten ihraç edilenlere dair Sosyal Güvenlik Kurumu verilerinde, işe son verme nedeni olarak OHAL/KHK kaydı düşülmekte ve bu kişiler ayrıca fişlenmekte ve damgalanmaktadır. İş aramak istediklerinde başvurulan her işveren veya kurum bu durumu dikkate alarak başvurucuya iş vermeyecek ve adeta sosyal açıdan başvurucu sivil bir ölümle karşı karşıya kalacaktır. OHAL KHK’sının hukuki içeriği bakımından sorunlu olan gerekçesi, başvurucunun bir terörist olduğu mesajını topluma vermekte ve çok büyük olasılıkla başvurucu bu nedenle KHK hükmü gereği kamu hizmetinde ve KHK’nın yarattığı algı nedeniyle de özel sektörde bir iş bulma imkanına sahip olamayacaktır. Kamu düzeni ve ulusal güvenlikle ilgili tehdit oluşturduğu somut olarak kanıtlanamayan kişilerin, çalışma haklarının ebediyen elinden alınması çalışma hakkının ve kamu hizmetine girme hakkının açıkça ihlal edildiğini göstermektedir.
  • Türk hukukunda kamu görevlileri, adil yargılanma hakkının temel güvencelerine  uygun bir yargılama sonucu meslekten çıkarılmadıkları sürece, kendileri talep etmemeleri kaydıyla, zorunlu emeklilik yaşına kadar kamu görevinde kalma ve yaptıkları kamu görevi nedeniyle düzenli olarak maaş  (gelir) elde etme ve düzenli ve zorunlu olarak ödedikleri katkı payı nedeniyle de emeklilik yaşında emeklilik maaşına sahip  olma hakkına sahiptirler. Tüm bunların mülkiyet hakkının kapsamında ve koruması altındadır. Bu durumun istisnasını yasalar göstermiştir. Meslekten çıkarmayı gerektirecek disiplin suçu işlenmiş ise, bu çerçevede alınacak bir kararla kamu görevlisi meslekten çıkarılır ve bu karar da, medeni hak ve yükümlülüklere dair bir uyuşmazlık doğurduğu için, bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin denetiminden geçmek zorundadır.
  • Adil yargılanma hakkının tüm güvenceleri ihlal edilerek bir kamu görevlisini kamu görevinden çıkarma, bir daha kamu görevinde çalışamayacak şekilde meslekten atma ve başkaca benzer meslekleri icra etmesinin de yasaklanması, gelir elde edip ailesini geçindirmesinin ve zorunlu katkı yapmaya devam ederek zamanında emeklilik haklarını elde etmesinin engellenmiş olması mülkiyet hakkına açıkça müdahale oluşturur.
  • Yukarıda anlatılan müdahalelerin öncelikle yasal dayanağı bulunmalıdır. OHAL KHK’ları Resmi Gazete’de yayınladıkları gün TBMM’nin onayına sunulur ve en geç 30 gün içerisinde görüşülüp karara bağlanır (TBMM İç Tüzüğü M. 128). Somut olayda söz konusu mülkiyet hakkına da müdahale oluşturan KHK’nı yayınlanmasının üzerinden 30 gün geçmiş ve bu sürenin dolması ile bu KHK yasal dayanaktan tamamen yoksun hale gelmiştir. Diğer yandan OHAL KHK’ları ile OHAL’in gerektirdiği ölçüde (AY m. 15) ve sadece OHAL’in gerektirdiği konularla sınırlı tedbirler alınabilir (AY m.121). Bir kamu görevlisinin tüm yargısal güvenceler yok edilerek bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde, masumiyet karinesi de ihlal edilerek mesleğinden çıkarılması ve bu işlemin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde denetlenmemesi sonucu tüm gelirini ve (bir süre sonra en kısa sürede elde edeceği) emekliliğe ilişkin güvencelerini kaybetmesinin OHAL’e neden olan şiddet olaylarının bastırılması ile hiçbir ilgisi yoktur. AİHS’nin 15. Maddesine göre de Sözleşmeye taraf olan devletler OHAL ve benzeri durumlarda sadece durumun kesinlikle gerektirdiği türden tedbirler alabilirler; aksi durum ölçülülük ilkesine aykırı olacağı için hak ihlaline yol açar. Somut olayda da mülkiyet hakkım bu açıdan da ihlal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iki AYM üyesinin üyelikten çıkarılmasına ilişkin verdiği 04.08.2016 tarihli kararda belirttiği gibi, 667 s. KHK hükümlerine dayalı olarak bir kamu görevlisinin meslekten çıkarılması, “geçici olmayan ve nihai sonuçlar doğuran olağanüstü tedbir niteliğindedir” . Oysa OHAL durumunda sadece durumun gerektirdiği türden geçici tedbirler alınabilir. Dolayısıyla esasında 670 s. KHK bir OHAL KHK’sı olmadığı için hukuken de Anayasa’ya aykırı ve masumiyet karinesini ihlal ederek binlerce kamu görevlisini terörist ilan edip, hiçbir yargısal güvence sunmadan mesleğinden ebediyen çıkarmanın  hiçbir kamu yararı da bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle başta Anayasa’dan ve AİHS’den (uluslararası hukuk) kaynaklanan mülkiyet hakkım, çalışma ve kamu hizmetine girme hakkım, özel hayata saygı ve aile yaşamının gizliliği hakkım ve adil yargılanma hakkım ihlal da edilmiştir.     
  • Yukarıda izah edilen nedenlerden dolayı iş bu idari davayı İYUK hükümleri uyarınca mahkemeniz nezdinde açma gereği hasıl olmuştur.        

HUKUKİ NEDENLER          : Anayasa m. 15, 19, 38, 41, 46, 52, 70, 121; AİHS m. 5, 6, 8, 14, 15; İYUK, 657 s. DMK ve sair ilgili tüm mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM               : Yukarıda açıkladığım ve mahkemece re’sen tespit edilecek nedenlerle;

  • Açıklanan gerekçelere dayalı olarak davaya öncelik verilerek ivedi olarak incelenmesine,
  • İleri sürülen hak ihlallerinin tespitine karar verilerek, ihlallerin tüm sonuçlarıyla giderilmesi adına, hakkımda tesisi ile sonuç doğuran genel nitelikli idari işlemin iptaline,
  • Uğramış olduğum maddi zararların giderilmesine,
  • Hukuka aykırı olarak kaybettiğim maaş, emeklilik ve özlük haklarımın tarafıma iadesine,
  • Tüm dava giderlerinin davalı tarafa yükletilmesine

Karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/….

Davacı

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: