Türk Ceza Kanunu (Tam Metni)

Türk Ceza Kanunu (TCK), Türkiye’de ceza hukukuna ilişkin temel kanun niteliğindedir. İlk TCK 1926 yılında yürürlüğe girmiştir. Daha sonra 2005 yılında yapılan reformla birlikte yeni bir TCK kabul edilmiştir.

Yeni TCK’nın temel amacı, kişi hak ve özgürlüklerini esas alan, çağdaş ve demokratik bir ceza hukuku sistemi oluşturmaktır. Ceza adaleti sisteminin en temel unsurlarından olan TCK, suç sayılan fiilleri, bunlara uygulanacak cezaları ve güvenlik tedbirlerini göstermektedir. Böylece vatandaşların hukuki güvenliği ve hukuk devleti ilkesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

TCK, genel, özel ve son hükümler olmak üzere 3 kısımdan oluşmaktadır. Genel hükümlerde, temel ilkeler, suçların unsurları, ceza sorumluluğuna etki eden nedenler düzenlenmiştir. Özel hükümlerde belli başlı suç tiplerine yer verilmiştir. Son hükümlerde ise cezaların infazı gibi diğer hususlar ele alınmıştır. Böyle bir sistematikle TCK, ceza hukukunun temel çerçevesini çizmektedir.

Kanundaki temel kavramlara kısaca değinelim:

  • Kasten İşlenen Suçlar: Kasten işlenen suçlarda, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini bilmesi ve suçun gerçekleşmesini istemesi gerekir. Örneğin, birinin öldürülmesi eyleminde, failin öldürme kastıyla hareket etmesi aranır.
  • Taksirle İşlenen Suçlar: Taksirle işlenen suçlarda, kişinin eyleminin sonuçlarını öngörmemesi ve gerekli özeni göstermemesi söz konusudur. Trafik kazalarında meydana gelen yaralama ve ölümler buna örnek gösterilebilir.
  • Hapis Cezaları: Hapis cezaları, kişi hürriyetinin kısıtlanması yoluyla uygulanan cezalardır. Belli bir süre için kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması anlamına gelir.
  • Adli Para Cezaları: Adli para cezaları, kişinin mal varlığından belirli bir meblağın devlet tarafından tahsil edilmesidir. Gün karşılığı olarak hesaplanır ve kişinin ekonomik durumu göz önünde bulundurulur.
  • Güvenlik Tedbirleri: Güvenlik tedbirleri, kişilerin gelecekte suç işlemelerini önlemeye yönelik olarak alınan önlemlerdir. Hapis cezası ve adli para cezası gibi cezalandırma amaçlı olmayıp; ıslah ve koruma amaçlıdır.
  • Ceza Sorumluluğunu Etkileyen Haller: Ceza sorumluluğu, bir kişinin işlediği suç nedeniyle cezalandırılabilmesi için gerekli olan koşulları ifade eder. Ceza sorumluluğunu etkileyen bazı önemli haller şunlardır: Yaş Küçüklüğü, Akıl Hastalığı, Haksız Tahrik
  • Cezaların İnfazı: Türk Ceza Kanunu’na göre verilen cezaların infazı, cezanın türüne göre farklı şekillerde gerçekleştirilir.

Aşağıda 5237 sayılı halk arasında kısaca TCK olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun tam metnini ve madde incelemelerini bulacaksınız.

Bu sayfada yer alan Türk Ceza Kanunu (TCK), resmi mevzuat yayım sitesi olan “mevzuat.gov.tr” sitesinde yer aldığı şekliyle paylaşılmaktadır. Kanun değişikliğine yol açan gelişmeler takip edilmekte ve bu sayfa güncellenmektedir.

Sayfa içeriği:

  140 Minutes Read

Türk Ceza Kanunu

BİRİNCİ KİTAP : Genel Hükümler

BİRİNCİ KISIM : Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı

BİRİNCİ BÖLÜM : Temel İlkeler ve Tanımlar

Ceza Kanununun amacı

Madde 1: (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.


Suçta ve cezada kanunilik ilkesi

Madde 2: (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.


Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi

Madde 3: (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.


Kanunun bağlayıcılığı

Madde 4: (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.

(2) (Mülga fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 1)


Özel kanunlarla ilişki

Madde 5: (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.


Tanımlar

Madde 6: (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;

a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,

b) Çocuk deyiminden; henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi,

c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,

d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler, adli ve İdari mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar,

e) Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi,

f) Silah deyiminden;

1. Ateşli silahlar,

2. Patlayıcı maddeler,

3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,

4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,

5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,

g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar,

h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi,

i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,

j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi, anlaşılır.

İKİNCİ BÖLÜM : Kanunun Uygulama Alanı

Zaman bakımından uygulama

Madde 7: (1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.

(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. 

(3) (Değişik fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 2) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.

(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.


Yer bakımından uygulama

Madde 8: (1) Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır.

(2) Suç;

a) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında,

b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,

c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,

d) Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı, işlendiğinde Türkiye’de işlenmiş sayılır.


Yabancı ülkede hüküm verilmesi

Madde 9: (1) Türkiye’de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye’de yeniden yargılanır.


Görev suçları

Madde 10: (1) Yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse, bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş bulunsa bile, Türkiye’de yeniden yargılanır.


Vatandaş tarafından işlenen suç

Madde 11: (1) Bir Türk vatandaşı, 13. maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(2) Suç, aşağı sınırı bir yıldan az hapis cezasını gerektirdiğinde yargılama yapılması zarar görenin veya yabancı hükümetin şikayetine bağlıdır. Bu durumda şikayet, vatandaşın Türkiye’ye girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılmalıdır.


Yabancı tarafından işlenen suç

Madde 12: (1) Bir yabancı, 13. maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.

(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması halinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki koşulların varlığı halinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır:

a) Suçun, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi.

b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması.

(4) Birinci fıkra kapsamına giren suçtan dolayı yabancı mahkemece mahkum edilen veya herhangi bir nedenle davası veya cezası düşen veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye’de yeniden yargılama yapılır.

(5) (Ek fıkra: 18.06.2014 – 6545 S.K/Madde 56) Birinci fıkra kapsamına giren hallerde rüşvet ve nüfuz ticareti suçlarından dolayı yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlı değildir.


Diğer suçlar

Madde 13: (1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi halinde, Türk kanunları uygulanır:

a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer alan suçlar.

b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar.

c) İşkence (madde 94, 95).

d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181).

e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190).

f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200), mühürde sahtecilik (madde 202).

g) Fuhuş (madde 227).

h) (Mülga bent: 26.06.2009 – 5918 S.K/Madde 1)

i) Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları.

(2) (Ek fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 3) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılması, Adalet Bakanının talebine bağlıdır.

(3) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkumiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılır.


Seçimlik cezalarda soruşturma

Madde 14: (1) 11 ve 12. maddelerde belirtilen hallerde, soruşturma konusu suçun yer aldığı kanun maddesinde hapis cezası ile adli para cezasından birinin uygulanması seçimlik sayılmış ise soruşturma veya kovuşturma açılmaz.


Soruşturma koşulu olan cezanın hesaplanması

Madde 15: (1) Miktarının soruşturma koşulu oluşturduğu hallerde ceza, soruşturma evresinde ileri sürülen kanuni ağırlaştırıcı nedenlerin aşağı sınırı ve kanuni hafifletici nedenlerin yukarı sınırı göz önünde bulundurularak hesaplanır.


Cezadan mahsup

Madde 16: (1) Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilir.


Hak yoksunlukları

Madde 17: (1) Yukarıdaki maddelerde açıklanan hallerde mahkeme, yabancı mahkemelerden verilen ve Türk hukuk düzenine aykırı düşmeyen hükmün, Türk kanunlarına göre bir haktan yoksunluğu gerektirmesi halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Türk kanunlarındaki sonuçlarının geçerli olmasına karar verir.


Geri verme

Madde 18: (Mülga madde: 23.04.2016 – 6706 S.K/Madde 36)


Yabancı kanunun göz önünde bulundurulması

Madde 19: (1) Türkiye’nin egemenlik alanı dışında işlenen suçlar dolayısıyla Türkiye’de yargılama yapılırken, Türk kanununa göre verilecek olan ceza, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst sınırından fazla olamaz.

(2) Ancak suçun;

a) Türkiye’nin güvenliğine karşı veya zararına olarak,

b) Türk vatandaşına karşı ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak, işlenmesi durumunda, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

İKİNCİ KISIM : Ceza Sorumluluğunun Esasları

BİRİNCİ BÖLÜM : Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği, Kast ve Taksir

Ceza sorumluluğunun şahsiliği

Madde 20: (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.

(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.


Kast

Madde 21: (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.


Taksir

Madde 22: (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.


Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

Madde 23: (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

İKİNCİ BÖLÜM : Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler

Kanunun hükmü ve amirin emri

Madde 24: (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.


Meşru savunma ve zorunluluk hali

Madde 25: (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.


Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

Madde 26: (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.


Sınırın aşılması

Madde 27: (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.


Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

Madde 28: (1) Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.


Haksız tahrik

Madde 29: (1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.


Hata

Madde 30: (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) (Ek fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.


Yaş küçüklüğü

Madde 31: (1) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

(2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı halinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz.

(3) Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.


Akıl hastalığı

Madde 32: (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkum olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.


Sağır ve dilsizlik

Madde 33: (1) Bu Kanunun, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, on beş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, on sekiz yaşını doldurmuş olup da yirmi bir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.


Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma

Madde 34: (1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.

(2) İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Suça Teşebbüs

Suça teşebbüs

Madde 35: (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on üç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.


Gönüllü vazgeçme

Madde 36: (1) Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Suça İştirak

Faillik

Madde 37: (1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.

(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.


Azmettirme

Madde 38: (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.

(3) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.


Yardım etme

Madde 39: (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on beş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.

(2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:

a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.

b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.

c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.


Bağlılık kuralı

Madde 40: (1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.

(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.

(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.


İştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme

Madde 41: (1) İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.

(2) Suçun;

a) Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması,

b) Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması,

hallerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM : Suçların İçtimaı

Bileşik suç

Madde 42: (1) Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.


Zincirleme suç

Madde 43: (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 6) Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.

(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, (…) ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.


Fikri içtima

Madde 44: (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.

ÜÇÜNCÜ KISIM : Yaptırımlar

BİRİNCİ BÖLÜM : Cezalar

Cezalar

Madde 45: (1) Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır.


Hapis cezaları

Madde 46: (1) Hapis cezaları şunlardır:

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası.

b) Müebbet hapis cezası.

c) Süreli hapis cezası.


Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

Madde 47: (1) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.


Müebbet hapis cezası

Madde 48: (1) Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder.


Süreli hapis cezası

Madde 49: (1) Süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hallerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz.

(2) Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.


Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar

Madde 50: (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adli para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir.

(2) Suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez.

(3) Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla, mahkum olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.

(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.

(5) Uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir.

(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.


Hapis cezasının ertelenmesi

Madde 51: (1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir.

(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, hakim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.

(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkum olunan ceza süresinden az olamaz.

(4) Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) On sekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine, mahkemece karar verilebilir.

(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hakime verir.

(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.

(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.

(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.


Adli para cezası

Madde 52: (1) Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

İKİNCİ BÖLÜM : Güvenlik Tedbirleri

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma

Madde 53: (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…),

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

(3) Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkumiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkumiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.


Eşya müsaderesi

Madde 54: (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24.11.2016 – 6763 S.K/Madde 11) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması halinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.


Kazanç müsaderesi

Madde 55: (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

(2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

(3) (Ek fıkra: 26.06.2009 – 5918 S.K/Madde 2) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.


Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

Madde 56: (1) Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda gösterilir.


Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri

Madde 57: (1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir.

(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.

(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.

(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.

(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkum olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir.


Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

Madde 58: (1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.

(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;

a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkumiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,

b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasına mahkumiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl, geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.

(3) Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adli para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.

(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askeri suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.

(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.

(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

(7) Mahkumiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.

(8) Mükerrirlerin mahkum olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.

(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.


Sınır dışı edilme

Madde 59: (1) İşlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkum edilen yabancı, koşullu salıverilmeden yararlandıktan ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumu, sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak değerlendirilmek üzere derhal İçişleri Bakanlığına bildirilir.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri

Madde 60: (1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkumiyet halinde, iznin iptaline karar verilir.

(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.

(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.

(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi

Cezanın belirlenmesi

Madde 61: (1) Hakim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır.

(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.

(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.

(5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.

(6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adli para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.

(7) Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan fazla olamaz.

(8) Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.

(9) Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.

(10) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.


Takdiri indirim nedenleri

Madde 62: (1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.


Mahsup

Madde 63: (1) Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Dava ve Cezanın Düşürülmesi

Sanığın veya hükümlünün ölümü

Madde 64: (1) Sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

(2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.


Af

Madde 65: (1) Genel af halinde, kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

(2) Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adli para cezasına çevrilebilir.

(3) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.


Dava zamanaşımı

Madde 66: (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

(5) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.

(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.


Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

Madde 67: (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

(2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi, halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.


Ceza zamanaşımı

Madde 68: (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez: BİLGİ

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl.

b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.

c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl.

d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl.

e) Beş yıla kadar hapis ve adli para cezalarında on yıl.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.

(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.

(4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.

(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.


Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları

Madde 69: (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.


Müsaderede zamanaşımı

Madde 70: (1) Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez.


Ceza zamanaşımının kesilmesi

Madde 71: (1) Mahkumiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

(2) Bir suçtan dolayı mahkum olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.


Zamanaşımının hesabı ve uygulanması

Madde 72: (1) Dava ve ceza zamanaşımı süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir.

(2) Dava ve ceza zamanaşımı resen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.


Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar

Madde 73: (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.

(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.

(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.

(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

(8) (Mülga)


Dava veya cezanın düşmesinin etkisi

Madde 74: (1) Genel af, özel af ve şikayetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adli para cezasının geri alınmasını gerektirmez.

(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi hak davasını etkilemez.

(3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.


Önödeme

Madde 75: (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili;

a) Adli para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,

b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için otuz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,

c) Hapis cezası ile birlikte adli para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adli para cezasının aşağı sınırını,

Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. (Ek 2.ve 3. cümle: 17.10.2019 – 7188 S.K/Madde 16) Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde önödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. (Ek 2>4. cümle: 24.11.2016 – 6763 S.K/Madde 12) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır.

(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.

(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.

(4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adli para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adli para cezası esas alınarak belirlenir.

(5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.

(6) Bu madde hükümleri;

a) Bu Kanunda yer alan;

1. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (98. maddenin birinci fıkrası),

2. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (madde 171),

3. Çevrenin taksirle kirletilmesi (182. maddenin birinci fıkrası),

4. Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (264. maddenin birinci fıkrası),

5. Suçu bildirmeme (278. maddenin birinci ve ikinci fıkraları), suçları,

b) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç,

c) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç,

d) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç,

bakımından da uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi halinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz.

(7) Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

İKİNCİ KİTAP : Özel Hükümler

BİRİNCİ KISIM : Uluslararası Suçlar

BİRİNCİ BÖLÜM : Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar

Soykırım

Madde 76: (1) Bir planın icrası suretiyle, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur:

a) Kasten öldürme.

b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme.

c) Grubun, tamamen veya kısmen yokedilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması.

d) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması.

e) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi.

(2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Ancak, soykırım kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.


İnsanlığa karşı suçlar

Madde 77: (1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:

a) Kasten öldürme.

b) Kasten yaralama.

c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.

d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.

e) Bilimsel deneylere tabi kılma.

f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.

g) Zorla hamile bırakma.

h) Zorla fuhşa sevketme.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.


Örgüt

Madde 78: (1) Yukarıdaki maddelerde yazılı suçları işlemek maksadıyla örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu örgütlere üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(3) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.

İKİNCİ BÖLÜM : Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti

Göçmen kaçakçılığı

Madde 79: (1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;

a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkan sağlayan,

b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan,

Kişi, beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(2) Suçun, mağdurların;

a) Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması,

b) Onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi,

halinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.

(3) Bu suçun; birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarısına kadar, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.

(4) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


İnsan ticareti

Madde 80: (1) Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tabi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası verilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir.

(3) Onsekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.

(4) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

İKİNCİ KISIM : Kişilere Karşı Suçlar

BİRİNCİ BÖLÜM : Hayata Karşı Suçlar

Kasten öldürme

Madde 81: (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.


Nitelikli haller

Madde 82: (1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,

e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Gebe olduğu bilinen kadına karşı,

g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

i) Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

j) Kan gütme saikiyle,

k) Töre saikiyle, işlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.


Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi

Madde 83: (1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.

(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;

a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,

b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,

gerekir.

(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.


İntihara yönlendirme

Madde 84: (1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.


Taksirle öldürme

Madde 85: (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İKİNCİ BÖLÜM : Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar

Kasten yaralama

Madde 86: (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silahla, işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama

Madde 87: (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi

Madde 88: (1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.


Taksirle yaralama

Madde 89: (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikayet aranmaz.


İnsan üzerinde deney

Madde 90: (1) İnsan üzerinde bilimsel bir deney yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İnsan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için;

a) Deneyle ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması,

b) Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,

c) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,

d) Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması,

e) Deney sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması,

f) Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması,

g) Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması, gerekir.

(3) Çocuklar üzerinde bilimsel deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için ikinci fıkrada aranan koşulların yanı sıra;

a) Yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların çocuklar üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,

b) Rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının yanı sıra ana ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakatinin de alınması,

c) Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bulunması, gerekir.

(4) Hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez. Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir.

(5) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi halinde, kasten yaralama veya kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Organ veya doku ticareti

Madde 91: (1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.

(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Zorunluluk hali

Madde 92: (1) Organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak, hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.


Etkin pişmanlık

Madde 93: (1) Organ veya dokularını satan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Bu suç haber alındıktan sonra, organ veya dokularını satan kişi, gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım ederse; hakkında verilecek cezanın, yardımın niteliğine göre, dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : İşkence ve Eziyet

İşkence

Madde 94: (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,

işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

(6) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.


Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence

Madde 95: (1) İşkence fiilleri, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, yarı oranında artırılır.

(2) İşkence fiilleri, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(3) İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.


Eziyet

Madde 96: (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yukarıdaki fıkra kapsamına giren fiillerin;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe karşı, işlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlali

Terk

Madde 97: (1) Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.


Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi

Madde 98: (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

BEŞİNCİ BÖLÜM : Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma

Çocuk düşürtme

Madde 99: (1) Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Birinci fıkrada yazılı fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi altı yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin kadının ölümüne neden olması halinde, onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) İkinci fıkrada yazılı fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin kadının ölümüne neden olması halinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) Rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi halinde; iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan diğer fiiller yetkili olmayan bir kişi tarafından işlendiği takdirde, bu fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılarak hükmolunur.

(6) Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.


Çocuk düşürme

Madde 100: (1) Gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde, bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.


Kısırlaştırma

Madde 101: (1) Bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, ceza üçte bir oranında artırılır.

(2) Rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

ALTINCI BÖLÜM : Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar

Cinsel saldırı

Madde 102: (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.


Çocukların cinsel istismarı

Madde 103: (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması halinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması halinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikayetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması halinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun;

a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.


Reşit olmayanla cinsel ilişki

Madde 104: (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi halinde, şikayet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.


Cinsel taciz

Madde 105: (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

e) Teşhir suretiyle, işlenmesi halinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

YEDİNCİ BÖLÜM : Hürriyete Karşı Suçlar

Tehdit

Madde 106: (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, işlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.


Şantaj

Madde 107: (1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.


Cebir

Madde 108: (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.


Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

Madde 109: (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,

f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Etkin pişmanlık

Madde 110: (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 111: (1) Tehdit, şantaj, cebir veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi

Madde 112: (1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla;

a) Devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine,

b) Kişinin eğitim ve öğretim hakkını kullanmasına,

c) Öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına,

Engel olunması halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi

Madde 113: (1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla;

a) Bir kamu faaliyetinin yürütülmesine,

b) Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılmasına, engel olunması halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi

Madde 114: (1) Bir kimseye karşı;

a) Bir siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya,

b) Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme

Madde 115: (1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi halinde, fail hakkında birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

(3) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye birinci fıkra hükmüne göre ceza verilir.


Konut dokunulmazlığının ihlali

Madde 116: (1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi halinde, mağdurun şikayeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.

(4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


İş ve çalışma hürriyetinin ihlali

Madde 117: (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikayeti halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tabi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adli para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.


Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi

Madde 118: (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Ortak hüküm

Madde 119: (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçlarının;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Haksız arama

Madde 120: (1) Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.


Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi

Madde 121: (1) Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukuki bir neden olmaksızın kabul edilmemesi halinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur.


Nefret ve ayırımcılık

Madde 122: (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;

a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,

b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,

c) Bir kişinin işe alınmasını,

d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Kişilerin huzur ve sükununu bozma

Madde 123: (1) Sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.


Haberleşmenin engellenmesi

Madde 124: (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(2) Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi hukuka aykırı olarak engelleyen kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi halinde, ikinci fıkra hükmüne göre cezaya hükmolunur.

SEKİZİNCİ BÖLÜM : Şerefe Karşı Suçlar

Hakaret

Madde 125: (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.


Mağdurun belirlenmesi

Madde 126: (1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.


İsnadın ispatı

Madde 127: (1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

(2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedilir.


İddia ve savunma dokunulmazlığı

Madde 128: (1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.


Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret

Madde 129: (1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.

(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.


Kişinin hatırasına hakaret

Madde 130: (1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.

(2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Soruşturma ve kovuşturma koşulu

Madde 131: (1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.

(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

DOKUZUNCU BÖLÜM : Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar

Haberleşmenin gizliliğini ihlal

Madde 132: (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

(4) (Mülga)


Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması

Madde 133: (1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dört bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.


Özel hayatın gizliliğini ihlal

Madde 134: (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.


Kişisel verilerin kaydedilmesi

Madde 135: (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

Madde 136: (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.


Nitelikli haller

Madde 137: (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Verileri yok etmeme

Madde 138: (1) Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması halinde verilecek ceza bir kat artırılır.


Şikayet

Madde 139: (1) Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 140: (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

ONUNCU BÖLÜM : Malvarlığına Karşı Suçlar

Hırsızlık

Madde 141: (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) (Mülga)


Nitelikli hırsızlık

Madde 142: (1) Hırsızlık suçunun;

a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,

b) (Mülga bent)

c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,

d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,

e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, işlenmesi halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

f) (Mülga bent)

(2) Suçun;

a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,

b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,

c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,

d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,

e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,

f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,

g) büyük veya küçükbaş hayvan hakkında,

h) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, işlenmesi halinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.

(3) Suçun, sıvı veya gaz halindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

(4) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikayet aranmaz.

(5) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması halinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.


Suçun gece vakti işlenmesi

Madde 143: (1) Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Daha az cezayı gerektiren haller

Madde 144: (1) Hırsızlık suçunun;

a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde,

b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, işlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.


Malın değerinin az olması

Madde 145: (1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.


Kullanma hırsızlığı

Madde 146: (1) Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.


Zorunluluk hali

Madde 147: (1) Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.


Yağma

Madde 148: (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.

(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.


Nitelikli yağma

Madde 149: (1) Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde, işlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Daha az cezayı gerektiren hal

Madde 150: (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.


Mala zarar verme

Madde 151: (1) Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.


Mala zarar vermenin nitelikli halleri

Madde 152: (1) Mala zarar verme suçunun;

a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,

b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında,

c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında,

d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında,

e) Grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,

f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,

g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak,

işlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Mala zarar verme suçunun;

a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak,

b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle,

c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak, işlenmesi halinde, verilecek ceza bir katına kadar artırılır.

(3) Mala zarar verme suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması halinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.


İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme

Madde 153: (1) İbadethanelere, bunların eklentilerine, buralardaki eşyaya, mezarlara, bunların üzerindeki yapılara, mezarlıklardaki tesislere, mezarlıkların korunmasına yönelik olarak yapılan yapılara yıkmak, bozmak veya kırmak suretiyle zarar veren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada belirtilen yerleri ve yapıları kirleten kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Birinci ve ikinci fıkralardaki fiillerin, ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.


Hakkı olmayan yere tecavüz

Madde 154: (1) Bir hakka dayanmaksızın başkasına ait taşınmaz mal veya eklentilerini malikmiş gibi tamamen veya kısmen işgal eden veya sınırlarını değiştiren veya bozan veya hak sahibinin bunlardan kısmen de olsa yararlanmasına engel olan kimseye, suçtan zarar görenin şikayeti üzerine altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası verilir. [1](Değişik fıkra: 25.02.2009 – 5841 S.K/Madde 1)

(2) Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.

(3) Kamuya veya özel kişilere ait suların mecrasını değiştiren kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.


Güveni kötüye kullanma

Madde 155: (1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.


Bedelsiz senedi kullanma

Madde 156: (1) Bedelsiz kalmış bir senedi kullanan kimseye, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.


Dolandırıcılık

Madde 157: (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası verilir.


Nitelikli dolandırıcılık

Madde 158: (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

l) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,

işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Bu madde ile 157. maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır.


Daha az cezayı gerektiren hal

Madde 159: (1) Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.


Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf

Madde 160: (1) Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyetliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Hileli iflas

Madde 161: (1) Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hileli iflasın varlığı için;

a) Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması,

b) Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarının ortaya çıkmasını önlemek için ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi,

c) Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi,

d) Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço tanzimiyle aktifin olduğundan az gösterilmesi, gerekir.


Taksirli iflas

Madde 162: (1) Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Karşılıksız yararlanma

Madde 163: (1) Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi

Madde 164: (1) Bir şirket veya kooperatifin kurucu, ortak, idareci, müdür veya temsilcileri veya yönetim veya denetim kurulu üyeleri veya tasfiye memuru sıfatını taşıyanlar, kamuya yaptıkları beyanlarda veya genel kurula sundukları raporlarda veya önerilerde ilgililerin zarara uğramasına neden olabilecek nitelikte gerçeğe aykırı önemli bilgiler verecek veya verdirtecek olurlarsa altı aydan üç yıla kadar hapis veya bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.


Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi

Madde 165: (1) Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.


Bilgi vermeme

Madde 166: (1) Bir hukuki ilişkiye dayalı olarak elde ettiği eşyanın, esasında suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edildiğini öğrenmesine rağmen, suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmayan kişi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Şahsi cezasızlık sebebi veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep

Madde 167: (1) Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu bölümde yer alan suçların;

a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,

c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde; ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.


Etkin pişmanlık

Madde 168: (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli iflas suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.

(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.

(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.

(5) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 169: (1) Hırsızlık, güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçlarının işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

ÜÇÜNCÜ KISIM : Topluma Karşı Suçlar

BİRİNCİ BÖLÜM : Genel Tehlike Yaratan Suçlar

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması

Madde 170: (1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;

a) Yangın çıkaran,

b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan,

c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması

Madde 171: (1) Taksirle;

a) Yangına,

b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına, neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Radyasyon yayma

Madde 172: (1) Bir başkasını, sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutan kişi, üç yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkradaki fiilin belirsiz sayıda kişilere karşı işlenmiş olması halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olacak biçimde radyasyon yayan veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Radyasyon yayılmasına veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine, bir laboratuvar veya tesisin işletilmesi sırasında gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak neden olan kişi, fiilin bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme

Madde 173: (1) Atom enerjisini serbest bırakarak bir patlamaya ve bu suretle bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet veren kişi, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiilin taksirle işlenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi

Madde 174: (1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddeleri imal etmek, işlemek veya kullanmak amacıyla, gerekli olan malzeme ve teçhizatı ithal eden, ihraç eden, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.

(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(3) Önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, kullanılış amacı gözetilerek, bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali

Madde 175: (1) Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama

Madde 176: (1) İnşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirleri almayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması

Madde 177: (1) Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


İşaret ve engel koymama

Madde 178: (1) Herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engelleri koymayan, konulmuş olan işaret veya engelleri kaldıran ya da bunların yerini değiştiren kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Trafik güvenliğini tehlikeye sokma

Madde 179: (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.


Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma

Madde 180: (1) Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

İKİNCİ BÖLÜM : Çevreye Karşı Suçlar

Çevrenin kasten kirletilmesi

Madde 181: (1) İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır.

(4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

(5) Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Çevrenin taksirle kirletilmesi

Madde 182: (1) Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adli para cezası ile cezalandırılır. Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Gürültüye neden olma

Madde 183: (1) İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


İmar kirliliğine neden olma

Madde 184: (1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.

(5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar

Zehirli madde katma

Madde 185: (1) İçilecek sulara veya yenilecek veya içilecek veya kullanılacak veya tüketilecek her çeşit besin veya şeylere zehir katarak veya başka suretlerle bunları bozarak kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşüren kimseye iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen fiillerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak işlenmesi halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti

Madde 186: (1) Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş, değiştirilmiş her tür yenilecek veya içilecek şeyleri veya ilaçları satan, tedarik eden, bulunduran kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve bin beş yüz güne kadar adli para cezası verilir.

(2) Bu suçun, resmi izne dayalı olarak yürütülen bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.


Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç yapma veya satma

Madde 187: (1) Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç üreten veya satan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.

(2) Bu suçun tabip veya eczacı tarafından ya da resmi izne dayalı olarak yürütülen bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.


Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti

Madde 188: (1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye’de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir.

(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18.06.2014 – 6545 S.K/Madde 66) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması halinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz.

(4) a) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, bazmorfin, sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri olması,

b) Üçüncü fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(6) Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. Ancak, verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.

(7) Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, sevk eden, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(8) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 189: (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma

Madde 190: (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için;

a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan,

b) Kullananların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alan,

c) Kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren, kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak

Madde 191: (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. Erteleme kararı kolluk birimlerine de bildirilir.

(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifi üzerine veya resen Cumhuriyet savcısının kararı ile altışar aylık sürelerle en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. Cumhuriyet savcısı, erteleme süresi zarfında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığını tespit etmek için yılda en az iki defa şüphelinin ilgili kuruma sevkine karar verir.

(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;

a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,

b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, halinde, hakkında kamu davası açılır.

(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.

(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.

(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

(8) Bu Kanunun;

a) 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,

b) 190. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.

(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171. maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231. maddesi hükümleri uygulanır.

(10) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Etkin pişmanlık

Madde 192: (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279. ve 280. maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.


Zehirli madde imal ve ticareti

Madde 193: (1) İçeriğinde zehir bulunan ve üretilmesi, bulundurulması veya satılması izne bağlı olan maddeyi izinsiz olarak üreten, bulunduran, satan veya nakleden kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Sağlık için tehlikeli madde temini

Madde 194: (1) Sağlık için tehlike oluşturabilecek maddeleri çocuklara, akıl hastalarına veya uçucu madde kullananlara veren veya tüketimine sunan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma

Madde 195: (1) Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Usulsüz ölü gömülmesi

Madde 196: (1) Ölü gömülmesine ayrılan yerlerden başka yerlere ölü gömen veya gömdüren kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Kamu Güvenine Karşı Suçlar

Parada sahtecilik

Madde 197: (1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Paraya eşit sayılan değerler

Madde 198: (1) Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir.


Kıymetli damgada sahtecilik

Madde 199: (1) Kıymetli damgayı sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Sahte olarak üretilmiş kıymetli damgayı bilerek kabul eden kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği kıymetli damgayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, bir aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Damgalı kağıtlar, damga ve posta pulları ve muayyen bir miktar vergi veya harcın ödendiğini belgelemek amacıyla kullanılan pullar, kıymetli damga sayılır.


Para ve kıymetli damgaları yapmaya yarayan araçlar

Madde 200: (1) Paralarla kıymetli damgaların üretiminde kullanılan alet veya malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.


Etkin pişmanlık

Madde 201: (1) Sahte olarak para veya kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu para veya kıymetli damgaları tedavüle koymadan ve resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Sahte para veya kıymetli damga üretiminde kullanılan alet ve malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve bu malzemenin üretildiği veya saklandığı yerleri ilgili makama haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve bu malzemenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.


Mühürde sahtecilik

Madde 202: (1) Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Başbakanlık tarafından kullanılan mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan onaylayıcı veya belgeleyici mührü sahte olarak üreten veya kullanan kişi, bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Mühür bozma

Madde 203: (1) Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Resmi belgede sahtecilik

Madde 204: (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.


Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek

Madde 205: (1) Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan

Madde 206: (1) Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Özel belgede sahtecilik

Madde 207: (1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.


Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek

Madde 208: (1) Gerçek bir özel belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Açığa imzanın kötüye kullanılması

Madde 209: (1) Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.


Resmi belge hükmünde belgeler

Madde 210: (1) Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.


Daha az cezayı gerektiren hal

Madde 211: (1) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.


İçtima

Madde 212: (1) Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.

BEŞİNCİ BÖLÜM : Kamu Barışına Karşı Suçlar

Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit

Madde 213: (1) Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun silahla işlenmesi halinde, verilecek ceza, kullanılan silahın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir.


Suç işlemeye tahrik

Madde 214: (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde, tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.


Suçu ve suçluyu övme

Madde 215: (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

Madde 216: (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Kanunlara uymamaya tahrik

Madde 217: (1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma

MADDE 217/A: (1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”


Ortak hüküm

Madde 218: (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.


Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma

Madde 219: (1) İmam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini reislerden biri vazifesini ifa sırasında alenen hükümet idaresini ve Devlet kanunlarını ve hükümet icraatını takbih ve tezyif ederse bir aydan bir seneye kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır veya bunlardan birine hükmolunabilir.

(2) Yukarıdaki fıkrada gösterilen kimselerden biri işbu sıfattan bilistifade hükümetin idaresini ve kanun ve nizam ve emirleri ve dairelerden birine ait olan vazife ve salahiyeti takbih ve tezyife veya halkı kanunlara yahut hükümet emirlerini icraya veya memuru memuriyetinin vazifesi icabına karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik edecek olursa üç aydan iki seneye kadar hapse ve adli para cezası ve müebbeden veya muvakkaten bilfiil o vazifeyi icradan ve onun menfaat ve aidatını almaktan memnuiyetine hükmolunur.

(3) Kendi sıfatlarından istifade ederek kanuna göre kazanılmış olan haklara muhalif iş ve sözlerde bulunmaya, bir kimseyi icbar ve ikna eden din reis ve memurları hakkında dahi baladaki fıkrada yazılı ceza tertip olunur.

(4) Bunlardan biri dini sıfatından istifade ederek, birinci fıkrada yazılı fiillerden başka bir cürüm işlerse altıda bir miktarı çoğaltılmak şartıyla o cürüm için kanunda yazılı olan ceza ile mahkum olur.

(5) Şu kadar ki kanun işbu sıfatı esasen nazarıitibara almış ise cezayı çoğaltmaya mahal yoktur.


Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

Madde 220: (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Etkin pişmanlık

Madde 221: (1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.

(5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.

(6) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz.


Şapka ve Türk harfleri

Madde 222: (Mülga madde)

ALTINCI BÖLÜM : Ulaşım Araçlarına veya Sabit Platformlara Karşı Suçlar

Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması

Madde 223: (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, bu aracı hareket halinde iken durduran veya gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Bu suçların işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi dolayısıyla ayrıca cezaya hükmolunur.

(5) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgedeki sabit platformların işgali

Madde 224: (1) Kıta sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgede kurulmuş sabit bir platformu cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla ele geçiren, zapt eden veya kontrolü altına alan kişi, beş yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi dolayısıyla ayrıca cezaya hükmolunur.

(3) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

YEDİNCİ BÖLÜM : Genel Ahlaka Karşı Suçlar

Hayasızca hareketler

Madde 225: (1) Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Müstehcenlik

Madde 226: (1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,

b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,

c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,

d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,

e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,

f) Bu ürünlerin reklamını yapan, kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.


Fuhuş

Madde 227: (1) Çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi, dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketleri de tamamlanmış suç gibi cezalandırılır.

(2) Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik sayılır.

(3) Fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan veya yayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.

(5) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(6) Bu suçların, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(7) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(8) Fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabilir.


Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama

Madde 228: (1) Kumar oynanması için yer ve imkan sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden aşağı olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Çocukların kumar oynaması için yer ve imkan sağlanması halinde, verilecek ceza bir katı oranında artırılır.

(3) Suçun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi halinde üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin günden on bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.

(4) Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçtan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(6) Ceza Kanununun uygulanmasında kumar, kazanç amacıyla icra edilen ve kar ve zararın talihe bağlı olduğu oyunlardır.


Dilencilik

Madde 229: (1) Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

SEKİZİNCİ BÖLÜM : Aile Düzenine Karşı Suçlar

Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören

Madde 230: (1) Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

(5) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi 27.05.2015 tarih ve E. 2014/36, K. 2015/51)

(6) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi 27.05.2015 tarih ve E. 2014/36, K. 2015/51)


Çocuğun soybağını değiştirme

Madde 231: (1) Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, sağlık kurumundaki bir çocuğun başka bir çocukla karışmasına neden olan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Kötü muamele

Madde 232: (1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.


Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali

Madde 233: (1) Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması

Madde 234: (1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.

(3) Kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

DOKUZUNCU BÖLÜM : Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar

İhaleye fesat karıştırma

Madde 235: (1) Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Aşağıdaki hallerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır:

a) Hileli davranışlarla;

1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,

2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak,

3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak,

4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak.

b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak.

c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek.

d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları.

(3) İhaleye fesat karıştırma suçunun;

a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi halinde temel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veya tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.

b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilen haller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) İhaleye fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.

(5) Yukarıdaki fıkralar hükümleri, kamu kurum veya kuruluşları aracılığı ile yapılan artırma veya eksiltmeler ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler veya kooperatifler adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara fesat karıştırılması halinde de uygulanır.


Edimin ifasına fesat karıştırma

Madde 236: (1) Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Aşağıdaki fiillerin hileli olarak yapılması halinde, edimin ifasına fesat karıştırılmış sayılır:

a) İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilmesi.

b) İhale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi.

c) Edimin ihale kararında veya sözleşmede belirtilen sürede ifa edilmemesine rağmen, süresinde ifa edilmiş gibi kabul edilmesi.

d) Yapım ihalelerinde eserin veya kullanılan malzemenin şartname veya sözleşmesinde belirlenen şartlara, miktar veya niteliklere uygun olmamasına rağmen kabul edilmesi.

e) Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi.

(3) Edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar.


Fiyatları etkileme

Madde 237: (1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.

(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza üçte biri oranında artırılır.

(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca sekizde bir oranında artırılır.


Kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma

Madde 238: (1) Taahhüt ettiği işi yerine getirmeyerek, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için zorunlu eşya veya besinlerin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına neden olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası verilir.


Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması

Madde 239: (1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur.

(2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır.

(3) Bu sırlar, Türkiye’de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.


Mal veya hizmet satımından kaçınma

Madde 240: (1) Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Tefecilik

Madde 241: (1) Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 242: (1) Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

ONUNCU BÖLÜM : Bilişim Alanında Suçlar

Bilişim sistemine girme

Madde 243: (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.

(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.

(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme

Madde 244: (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.


Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması

Madde 245: (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Birinci fıkrada yer alan suçun;

a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,

c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır.


Yasak cihaz veya programlar

Madde 245/A – (1) Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 246: (1) Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

DÖRDÜNCÜ KISIM : Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM : Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar

Zimmet

Madde 247: (1) Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.


Etkin pişmanlık

Madde 248: (1) Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.

(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.


Daha az cezayı gerektiren hal

Madde 249: (1) Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.


İrtikap

Madde 250: (1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.

(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.


Denetim görevinin ihmali

Madde 251: (1) Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur.

(2) Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Rüşvet

Madde 252: (1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hallerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(8) Bu madde hükümleri;

a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,

b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,

c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,

d) Kamu yararına çalışan dernekler,

e) Kooperatifler,

f) Halka açık anonim şirketler, adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır.

(9) Bu madde hükümleri;

a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine,

b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hakimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere,

c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,

d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere,

e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere,

f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstü örgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır.

(10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte;

a) Türkiye’nin,

b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun,

c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin,

d) Türk vatandaşının, tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.


Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Madde 253: (1) Rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Etkin pişmanlık

Madde 254: (1) Rüşvet alan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla anlaşan kamu görevlisinin durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(2) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(3) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(4) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.


Nüfuz ticareti

Madde 255: (1) Kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle, haksız bir işin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya bir başkasına menfaat temin eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kişinin kamu görevlisi olması halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. İşinin gördürülmesi karşılığında veya gördürüleceği beklentisiyle menfaat sağlayan kişi ise, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(3) Birinci fıkrada belirtilen amaç doğrultusunda menfaat talebinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi ya da menfaat teklif veya vaadinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi hallerinde, birinci fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(4) Nüfuz ticareti suçuna aracılık eden kişi, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(5) Nüfuz ticareti ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü gerçek kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilileri, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(6) İşin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunmanın müstakil bir suç oluşturduğu hallerde kişiler ayrıca bu suç nedeniyle cezalandırılır.

(7) Bu madde hükümleri, 252. maddenin dokuzuncu fıkrasında sayılan kişiler üzerinde nüfuz ticareti yapılması halinde de uygulanır. Bu kişiler hakkında, Türkiye’de bulunmaları halinde, vatandaş veya yabancı olduklarına bakılmaksızın, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.


Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması

Madde 256: (1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Görevi kötüye kullanma

Madde 257: (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) (Mülga fıkra)


Göreve ilişkin sırrın açıklanması

Madde 258: (1) Görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisine, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kamu görevlisi sıfatı sona erdikten sonra, birinci fıkrada yazılı fiilleri işleyen kimseye de aynı ceza verilir.


Kamu görevlisinin ticareti

Madde 259: (1) Yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzdan yararlanarak, bir başkasına mal veya hizmet satmaya çalışan kamu görevlisi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.


Kamu görevinin terki veya yapılmaması

Madde 260: (1) Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.

(2) Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.


Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf

Madde 261: (1) İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılık ödenmek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi

Madde 262: (1) Bir kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs eden veya terk emri kendisine bildirilmiş olduğu halde görevi sürdüren kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.


Kanuna aykırı eğitim kurumu

Madde 263 – (Mülga madde)


Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma

Madde 264: (1) Bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanarak bir suç işlenirse, yalnız bu fiilden ötürü yukarıdaki fıkrada belirtilen cezalar üçte biri oranında artırılarak hükmolunur.


Görevi yaptırmamak için direnme

Madde 265: (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma

Madde 266: (1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

İKİNCİ BÖLÜM : Adliyeye Karşı Suçlar

İftira

Madde 267: (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiilin maddi eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.

(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkumiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.

(6) Mağdurun mahkum olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

(7) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi 17.11.2011 tarih ve E. 2010/115, K. 2011/154)

(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.

(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.


Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması

Madde 268: (1) İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.


Etkin pişmanlık

Madde 269: (1) İftira edenin, mağdur hakkında adli veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.

(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.

(3) Etkin pişmanlığın;

a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,

b) Mağdurun mahkumiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,

c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;

a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,

b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

(5) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.


Suç üstlenme

Madde 270: (1) Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi halinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.


Suç uydurma

Madde 271: (1) İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.


Yalan tanıklık

Madde 272: (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkumiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.

(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkum olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler

Madde 273: (1) Kişinin;

a) Kendisinin, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması,

b) Tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması,

halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

(2) Birinci fıkra hükmü, özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmaz.


Etkin pişmanlık

Madde 274: (1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.

(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.


Yalan yere yemin

Madde 275: (1) Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

(3) Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.


Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık

Madde 276: (1) Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada belirtilen kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır.


Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs

Madde 277: (1) Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.

(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.


Suçu bildirmeme

Madde 278: (1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Mağdurun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.

(4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.


Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi

Madde 279: (1) Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, adli kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.


Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi

Madde 280: (1) Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.


Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme

Madde 281: (1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.


Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama

Madde 282: (1) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır.

(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.


Suçluyu kayırma

Madde 283: (1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.


Tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirmeme

Madde 284: (1) Hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yeri bildiği halde yetkili makamlara bildirmeyen kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İşlenmiş olan bir suça ilişkin delil ve eserlerin başkaları tarafından saklandığı yeri bildiği halde yetkili makamlara bildirmeyen kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Bu suçların kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.


Gizliliğin ihlali

Madde 285: (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için;

a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi,

b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir.

(2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır.

(5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.


Ses veya görüntülerin kayda alınması

Madde 286: (1) Soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses veya görüntüleri yetkisiz olarak kayda alan veya nakleden kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Genital muayene

Madde 287: (1) Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu sağlığını korumak amacıyla kanun ve yönetmeliklerde öngörülen hükümlere uygun olarak yapılan muayeneler açısından yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.


Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs

Madde 288: (1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.


Muhafaza görevini kötüye kullanma

Madde 289: (1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun konusunu oluşturan eşyayı kovuşturma başlamadan önce geri veren veya bunun mümkün olmaması halinde bedelini ödeyen kişi hakkında verilecek cezaların beşte dördü indirilir.

(3) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan malın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmasına veya bozulmasına neden olan kişi, adli para cezası ile cezalandırılır.

(4) Bir suça ilişkin soruşturma veya kovuşturma kapsamında elkonulan eşyayı amacı dışında kullanan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Resmen teslim olunan mala elkonulması ve bozulması

Madde 290: (1) Hükmen hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar elkoyan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması halinde hırsızlık, cebren alınması halinde yağma, hileyle alınması halinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi halinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir.


Başkası yerine ceza infaz kurumuna veya tutukevine girme

Madde 291: (1) Kendisini, bir hükümlünün veya tutuklunun yerine koyarak ceza infaz kurumuna veya tutukevine giren kimseye altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.


Hükümlü veya tutuklunun kaçması

Madde 292: (1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Bu suçun, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun, silahlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü tarafından birlikte işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir katına kadar artırılır.

(4) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(5) Bu maddede yazılı hükümler, ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler ile hapis cezası adli para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır.

(6) (Mülga fıkra)


Etkin pişmanlık

Madde 293 – (1) (…) tutuklu veya hükümlünün, kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek kendiliğinden teslim olması halinde, kaçtığı günden itibaren teslimin gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak, verilecek cezanın altıda beşinden altıda birine kadarı indirilir. Ancak, kaçma süresinin altı ayı geçmesi halinde cezada indirim yapılmaz.


Kaçmaya imkan sağlama

Madde 294 – (1) Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, hükümlünün cezası;

a) Müebbet hapis cezası ise, beş yıldan sekiz yıla,

b) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, sekiz yıldan oniki yıla, kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması halinde, bu sayı göz önünde bulundurularak, verilecek ceza üçte birden bir katına kadar artırılır.

(5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza, üçte biri oranında artırılır.

(6) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.

(7) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile görevli kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak kaçması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Muhafızın görevini kötüye kullanması

Madde 295 – (1) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Muhafaza veya nakli ile görevli olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.


Hükümlü veya tutukluların ayaklanması

Madde 296 – (1) Hükümlü veya tutukluların toplu olarak ayaklanması halinde, her biri hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Hükümlü veya tutuklu sayısının üçten fazla olmaması halinde, bu suçtan dolayı cezaya hükmedilmez.

(2) Ayaklanma sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.


İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak

Madde 297 – (1) İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır.

(2) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi 07/07/2011 tarih ve E. 2010/69, K. 2011/116) (yeniden düzenlenen fıkra: 24.11.2016 – 6763 S.K/Madde 20) Birinci fıkra kapsamı dışında kalan;

a) Firarı kolaylaştırıcı her türlü alet ve malzemeyi,

b) Her türlü saldırı ve savunma araçları ile yangın çıkarmaya yarayan malzemeyi,

c) Alkol içeren her türlü içeceği,

d) Kumar oynanmasına olanak sağlayan eşya ve malzemeyi,

e) 188 inci maddede tanımlanan suçlar saklı kalmak üzere, yeşil reçeteye tabi ilaçları,

f) Kurum idaresince incelenmek üzere alınanlar hariç, mahkemelerce yasaklanmış veya suç örgütlerini temsil eden yayın, afiş, pankart, resim, sembol, işaret, doküman ve benzeri malzemeler ile örgütsel haberleşme araçlarını,

g) Yetkili makamlarca izin verilenler hariç, ses ve görüntü almaya yarayan araçları, ceza infaz kurumuna veya tutukevine sokan, buralarda bulunduran veya kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların hükümlü veya tutukluların muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü veya tutuklu, bunu kimden ve ne suretle elde ettiği hususunda bilgi verirse, verilecek ceza yarı oranında indirilir.


Hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme

Madde 298 – (1) Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların haberleşmelerini, ziyaretçileriyle görüşmelerini, iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarını, kurum tabibince muayene ve tedavi edilmelerini, müdafi veya avukat tayin etmelerini, bunlarla görüşmelerini, mahkemelere veya Cumhuriyet başsavcılıklarına gitmelerini, kurum görevlileri ile görüşmelerini, salıverilenlerin kurum dışına çıkmalarını her ne suretle olursa olsun engelleyenler, hükümlü ve tutukluları bu fiillere teşvik edenler, bu yolda talimat verenler, mevzuatın hükümlü ve tutuklulara tanıdığı sair her türlü görüşme ve temas olanağını engelleyenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.

(2) Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.

(3) Beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise, ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar

Cumhurbaşkanına hakaret

Madde 299 – (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Değişik fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 35) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.


Devletin egemenlik alametlerini aşağılama

Madde 300 – (1) Türk Bayrağını yırtarak, yakarak veya sair surette ve alenen aşağılayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Anayasada belirlenen beyaz ay yıldızlı al bayrak özelliklerini taşıyan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik alameti olarak kullanılan her türlü işaret hakkında uygulanır.

(2) İstiklal Marşını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.


Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

Madde 301 – (Değişik madde: 30.04.2008 – 5759 S.K/Madde 1)

(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar

Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak

Madde 302 – (1) (Değişik fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 36) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Düşmanla işbirliği yapmak

Madde 303 – (1) Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile savaş halinde olan devletin ordusunda hizmet kabul eden, düşman devletin yanında Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı silahlı mücadeleye giren vatandaş, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Düşman devlet ordusunda herhangi bir komuta görevi üstlenen vatandaş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(4) Savaş zamanında düşman devlet toprağında bulunup da bu devlet ordusunda hizmete alınmak mecburiyetinde kalan vatandaş hakkında, bu nedenle cezaya hükmolunmaz.


Devlete karşı savaşa tahrik

Madde 304 – (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Mülga cümle: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 37)

(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul edilir.

(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama

Madde 305 – (1) (Değişik fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 38) Temel milli yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için maddi yarar sağlayan vatandaşa ya da Türkiye’de bulunan yabancıya, üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası verilir. Yarar sağlayan veya vaat eden kişi hakkında da aynı cezaya hükmolunur.

(2) (Değişik fıkra: 29.06.2005 – 5377 S.K/Madde 38) Fiilin savaş sırasında işlenmiş olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Suç savaş hali dışında işlendiği takdirde, bu nedenle kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

(4) Temel milli yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, milli güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.


Yabancı devlet aleyhine asker toplama

Madde 306 – (1) Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.

(3) Fiil, sadece yabancı devletle siyasal ilişkileri bozacak veya Türkiye Devleti veya Türk vatandaşlarını misilleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak nitelikte ise faile iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(4) Siyasal ilişki kesilir veya misilleme meydana gelirse üç yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) Bu maddede yer alan suçun kovuşturulması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

(6) Bu madde hükümleri, fiili savaş halinde ülke topraklarının tamamını veya bir kısmını işgal eden yabancı devlet kuvvetlerine karşı meşru müdafaa amaçlı direniş hareketleri hakkında uygulanmaz.


Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma

Madde 307 – (1) Devletin silahlı kuvvetlerine ait olan veya hizmetine verilmiş bulunan kara, deniz ve hava ulaşım araçlarını, yolları, müesseseleri, depoları ve diğer askeri tesisleri, bunlar henüz tamamlanmamış bulunsalar bile, kısmen veya tamamen tahrip eden veya geçici bir süre için olsa bile kullanılmayacak hale getiren kişiye, altı yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Suçun;

a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin çıkarı için işlenmiş olması,

b) Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş kudret ve yeteneğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş olması, halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tahrip veya kullanılamaz hale gelme, birinci fıkrada belirtilen bina, tesis veya eşyayı elinde bulunduran veya korumak ve gözetlemekle yükümlü olan kimsenin taksiri sonucunda meydana gelmiş veya bu nedenle suçun işlenmesi kolaylaşmış ise, bu kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) Savaş zamanında Türkiye Devleti zararına olmak üzere, düşman askeri hareketlerini kolaylaştırmak veya Türkiye Devletinin askeri hareketlerine zarar vermek maksadıyla yabancıyla anlaşan veya anlaşma olmasa da aynı sonuçları meydana getirmeye yönelik fiilleri işleyen kişiye on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.

(5) Dördüncü fıkrada tanımlanan fiil sonucunda, düşman askeri hareketleri fiilen kolaylaşmış veya Türk Devletinin askeri hareketleri zarar görmüş ise faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(6) Dört ve beşinci fıkralarda yazılı suçları işleyen kimse ile anlaşan yabancıya da aynı ceza verilir.

(7) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerin Türkiye Devleti ile aralarında savaş için ittifak veya iştirak olan devlet zararına olarak Türkiye’de işlenmesi halinde de bu madde hükümleri uygulanır.


Düşman devlete maddi ve mali yardım

Madde 308 – (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin savaş halinde olduğu devlete, savaşta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aleyhine kullanılabilecek her türlü eşyayı karşılıklı veya karşılıksız, doğrudan veya dolaylı olarak veren vatandaş, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Türkiye’de oturan yabancı hakkında da uygulanır.

(2) Savaş zamanında, düşman devlet yararına yapılan borçlanmalara veya her ne nedenle olursa olsun ödemelere katılan veya bunlara ilişkin işlemleri kolaylaştıran vatandaşa veya Türkiye’de oturan yabancıya aynı ceza verilir.

(3) Savaştan evvel başlamış olsa bile, birinci fıkrada yazılı haller dışında, nerede bulunursa bulunsun düşman devlet vatandaşıyla veya düşman devlet topraklarında oturan diğer kimselerle Türkiye Devleti zararına veya düşman devletin savaş gücüne olumlu etki yapacak nitelikte doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ticaret yapan vatandaşa veya Türkiye’de oturan yabancıya iki yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerin düşman devletle aralarında savaş için ittifak veya iştirak olan devlet yararına işlenmesi halinde de bu madde hükümleri uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM : Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

Anayasayı ihlal

Madde 309 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.


Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı

Madde 310 – (1) Cumhurbaşkanına suikastte bulunan kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiile teşebbüs edilmesi halinde de suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(2) Cumhurbaşkanına karşı diğer fiili saldırılarda bulunan kimse hakkında, ilgili suça ilişkin ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur. Ancak, bu suretle verilecek ceza beş yıldan az olamaz.


Yasama organına karşı suç

Madde 311 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


Hükümete karşı suç

Madde 312 – (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan

Madde 313 – (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğer kişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş halinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


Silahlı örgüt

Madde 314 – (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.


Silah sağlama

Madde 315 – (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Suç için anlaşma

Madde 316 – (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez.

ALTINCI BÖLÜM : Milli Savunmaya Karşı Suçlar

Askeri komutanlıkların gaspı

Madde 317 – (1) Kanunen yetkili olmadıkları veya Devlet tarafından memur edilmedikleri halde, bir asker kıtasının veya donanmasının veya savaş gemisinin veya savaş hava filosunun veya bir kale veya müstahkem mevkiin veya bir askeri üssün veya tesisin, bir liman veya şehrin komutasını alanlara müebbet hapis cezası verilir.

(2) Kanunen yetkili olmaları veya Devlet tarafından görevlendirilmeleri suretiyle yukarıda gösterilen yerlerin komutanı bulunanlardan, yetkili makamlarca komutanlığı terk etmeleri için verilen emirlere uymayanlara da aynı ceza verilir.


Halkı askerlikten soğutma

Madde 318 – (1) (Değişik fıkra: 11.04.2013 – 6459 S.K/Madde 13) Askerlik hizmetini yapanları firara sevk edecek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik veya telkinde bulunanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.


Askerleri itaatsizliğe teşvik

Madde 319 – (1) Askerleri veya askeri idareye bağlı olarak görev yapan diğer kişileri kanunlara karşı itaatsizliğe veya yeminlerini bozmaya veya askeri disiplini veya askerlik hizmetine ilişkin görevlerini ihlale yönelten ve tahrik edenler ile kanunlara, yeminlere veya disiplin veya diğer görevlere aykırı hareketleri askerler önünde öven veya iyi gördüğünü söyleyen kimselere, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, aleni olarak işlenmişse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Fiil, savaş zamanında işlenmiş ise ceza bir katı oranında artırılır.


Yabancı hizmetine asker yazma, yazılma

Madde 320 – (1) Hükümetin izni olmaksızın bir yabancı veya yabancı Devlet hizmetinde veya bunların lehinde çalışmak üzere Ülke içinde vatandaşlardan asker yazan veya vatandaşları silahlandıran kimseye üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Asker yazılanlar veya silahlandırılanlar arasından asker veya askerlik çağında olanlar varsa ceza üçte biri oranında artırılır.

(3) Birinci fıkradaki hizmeti kabul eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.


Savaş zamanında emirlere uymama

Madde 321 – (1) Savaş zamanında Devletin yetkili makam ve mercilerinin emir veya kararlarına bilerek aykırı harekette bulunan kimseye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.


Savaş zamanında yükümlülükler

Madde 322 – (1) Savaş zamanında, Devletin silahlı kuvvetlerinin veya halkın ihtiyaçları için Devlet veya bir kamu kuruluşu veya kamu hizmetleri yapan veya kamu ihtiyaçlarını sağlayan bir kuruluş ile iş yapmak veya eşya vermek üzere yaptıkları sözleşmedeki yükümlülükleri kısmen veya tamamen yerine getirmeyen kimseye üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası verilir.

(2) Yükümlülüklerin kısmen veya tamamen yerine getirilmemesi taksirden ileri gelmişse, cezanın dörtte üçüne kadarı indirilebilir.

(3) Yükümlülüğün kısmen veya tamamen yerine getirilmemesine asıl yükümlüler ile aralarında sözleşme bulunan aracılar veya bunların temsilcileri neden olmuşsa, bunlar hakkında da aynı cezalar uygulanır.

(4) Savaş zamanında yükümlülüklerin yerine getirilmesinde hile yapan yukarıdaki fıkralarda yazılı kişilere on yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası verilir.


Savaşta yalan haber yayma

Madde 323 – (1) Savaş sırasında kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak veya halkın maneviyatını sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak şekilde asılsız veya abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayan veya nakleden veya temel milli yararlara zarar verebilecek herhangi bir faaliyette bulunan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Eğer fiil;

a) Propagandayla,

b) Askerlere yönelik olarak,

c) Bir yabancı ile anlaşma neticesi,

işlenmişse, verilecek ceza on yıldan yirmi yıla kadar hapistir.

(3) Fiil, düşmanla anlaşma neticesi işlenmişse müebbet hapis cezası verilir.

(4) Savaş zamanında düşman karşısında milletin direncini tehlikeyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı paraların değerini düşürmeye veya itibarı amme kağıtlarının değeri üzerinde etki yapmaya yönelik hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezası verilir.

(5) Dördüncü fıkrada yazılı fiil, bir yabancı ile anlaşma sonucu işlenmişse ceza yarısı; düşmanla anlaşma sonucu işlenmiş ise bir katı oranında artırılır.


Seferberlikle ilgili görevin ihmali

Madde 324 – (1) Sulh zamanında seferberlikle ilgili görevlerini ihmal eden veya geciktiren kamu görevlisine altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.


Düşmandan unvan ve benzeri payeler kabulü

Madde 325 – (1) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletten akademik derece veya şeref, unvan, nişan ve diğer fahri rütbe veya bunlara ait maaş veya başka yararlar kabul eden vatandaşa bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

YEDİNCİ BÖLÜM : Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk

Devletin güvenliğine ilişkin belgeler

Madde 326 – (1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir.


Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme

Madde 327 – (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir.


Siyasal veya askeri casusluk

Madde 328 – (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil;

a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse,

b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye sokmuşsa, fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.


Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama

Madde 329 – (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, faile on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Fiil, failin taksiri sonucu meydana gelmiş ise birinci fıkrada yazılı olan halde, faile altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı hallerden birinin varlığı halinde ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.


Gizli kalması gereken bilgileri açıklama

Madde 330 – (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.


Uluslararası casusluk

Madde 331 – (1) Yabancı bir devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, diğer bir yabancı devlet lehine siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden vatandaşa veya bunu Türkiye’de temin etmiş bulunan yabancıya bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.


Askeri yasak bölgelere girme

Madde 332 – (1) Devletin askeri yararı gereği girilmesi yasaklanmış olan yerlere, gizlice veya hile ile girenlere iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenirse faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.


Devlet sırlarından yararlanma, Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik

Madde 333 – (1) Görevi dolayısıyla öğrendiği ve Devletin güvenliğinin gizli kalmasını gerektirdiği fenni keşif veya yeni buluşları veya sınai yenilikleri kendisinin veya başkasının yararına kullanan veya kullanılmasını sağlayan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenir veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye sokacak olursa, faile müebbet hapis cezası verilir.

(3) Türkiye Devleti tarafından yabancı bir memlekette Devlete ait belirli bir işi görmek için görevlendirilen kimse, bu görevi sadakatle yerine getirmediği ve bu fiilden dolayı zarar meydana gelebildiği takdirde faile beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(4) Bu maddede tanımlanan suçların işleneceğini haber alıp da bunları zamanında yetkililere ihbar etmeyenlere, suç teşebbüs derecesinde kalmış olsa bile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.


Yasaklanan bilgileri temin

Madde 334 – (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.


Yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini

Madde 335 – (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.


Yasaklanan bilgileri açıklama

Madde 336 – (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye sokmuş ise faile on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Fiil, failin taksiri sonucu meydana gelmiş ise, birinci fıkrada yazılı olan halde faile altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı halde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.


Yasaklanan bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama

Madde 337 – (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklayan kimseye on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.


Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi

Madde 338 – (1) Bu bölümde tanımlanan suçların işlenmesi, ilgili kişilerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu mümkün olmuş veya kolaylaşmış ise, taksirle davranan faile altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, taksirle davranan faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.


Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma

Madde 339 – (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri veya yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken hususları elde etmeye yarayan ve elde bulundurulması için kabul edilebilir bir neden gösterilemeyen belgelerle veya bu nitelikteki herhangi bir şeyle yakalanan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil, savaş zamanında işlenirse faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM : Yabancı Devletlerle Olan İlişkilere Karşı Suçlar

Yabancı devlet başkanına karşı suç

Madde 340 – (1) Yabancı devletlerden birinin başkanına karşı bir suç işleyen kişiye verilecek ceza, sekizde biri oranında artırılır. Suçun müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

(2) Fiil, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan ise, soruşturma ve kovuşturma yabancı devletin şikayetine bağlıdır.


Yabancı devlet bayrağına karşı hakaret

Madde 341 – (1) Resmen çekilmiş olan yabancı devlet bayrağını veya diğer egemenlik alametlerini alenen tahkir eden kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, ilgili devletin şikayetine bağlıdır.


Yabancı devlet temsilcilerine karşı suç

Madde 342 – (1) Türkiye Cumhuriyetinde sürekli veya geçici olarak görevlendirilmiş yabancı devlet temsilcileri ile bunların diplomasi memurları veya uluslararası kuruluşların temsilcileri ile bunların diplomatik ayrıcalık ve bağışıklık tanınan memurları, kendilerine karşı görevlerinden dolayı işlenen suçlar bakımından, kamu görevlisi kabul edilerek; suç işleyen kişiler hakkında, bu Kanunun ilgili hükümlerine göre cezaya hükmolunur.

(2) İşlenen suç hakaret ise, soruşturma ve kovuşturma yapılması, mağdurun şikayetine bağlıdır.


Karşılıklılık koşulu

Madde 343 – (1) Bu bölümde yazılı hükümlerin uygulanması, karşılıklılık koşuluna bağlıdır.

DOKUZUNCU BÖLÜM : Son Hükümler

Geçici Madde 1 – (Ek madde: 11.04.2013 – 6459 S.K/Madde 14)

(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 235 inci maddesinde yapılan değişiklik sebebiyle görülmekte olan davalarda görevsizlik kararı verilemez.


Yürürlük

Madde 344 – (1) Bu Kanunun;

a) “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesi yayımı tarihinde,

b) “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181. maddesinin birinci fıkrası ile “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182. maddesinin birinci fıkrası yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra,

c) Diğer hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinde, yürürlüğe girer.


Yürütme

Madde 345 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Kanuna İşlemeneyen Hükümler

1) 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunun Geçici Maddesi:

(İlgili madde: 06.12.2006 – 5560 S.K/Geçici Madde 1)

2) 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunun Geçici Maddeleri:

(İlgili madde: 23.01.2008 – 5728 S.K/Geçici Madde 1)

(İlgili madde: 23.01.2008 – 5728 S.K/Geçici Madde 2)

(İlgili madde: 23.01.2008 – 5728 S.K/Geçici Madde 3)

Dipnotlar

Dipnotlar
1 (Değişik fıkra: 25.02.2009 – 5841 S.K/Madde 1)

İlgili Kanun

  • Askeri Ceza Kanunu
  • Askeri Ceza Kanunu ile Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
  • Belediye Kanunu
  • Ceza Muhakemesi Kanunu
  • Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
  • Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
  • Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
  • Çek Kanunu
  • Çocuk Koruma Kanunu
  • Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu
  • Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun
  • Engelliler Hakkında Kanun
  • İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun
  • Kabahatler Kanunu
  • Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu
  • Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun
  • Kişisel Verilerin Korunması Kanunu
  • Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun
  • Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun
  • Nüfus Hizmetleri Kanunu
  • Özel Öğretim Kurumları Kanunu
  • Posta Hizmetleri Kanunu
  • Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu
  • Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunlarının Özel Hukuk Tüzel Kişilerine Yaptırılması Hakkında Kanun
  • Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun
  • Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun
  • Sulama Birlikleri Kanunu
  • Tanık Koruma Kanunu
  • Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu

Değiştiren Kanun

  • Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
  • Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
  • Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
  • Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
  • Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
  • Bilirkişilik Kanunu
  • 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
  • Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun
  • 7188 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7242 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7328 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7331 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7332 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu İle Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7407 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • Hâkimler ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  • 7418 Sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

Kanun Değişikliği (05.04.2023)

  • 79. maddede yer alan ceza alt sınırı 3 yıldan 5 yıla çıkarılmıştır.
  • 188. madde 4/a fıkrasında düzenleme yapılmıştır.
  • 191. madde 2. fıkraya ek cümle eklenmiş, 3. fıkra düzenlenmiştir.

Gerekçe

1960’lardan bu yana ceza hukukundaki yeni ve demokratik gelişmelere yer vermek amacı ile Adalet Bakanlığınca, “Temel Kanunlarda Çalışmalar Yapmak Üzere Kurulacak Komisyonların Kuruluş ve Çalışma Usullerine İlişkin Yönetmelik” gereğince, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in Başkanlığında 14.1.1985 tarihinden itibaren sivil ve askeri Yargıtay üyeleri, savcılar, hakimler, avukatlar, öğretim üyeleri ve Adalet Bakanlığı mensuplarının iştiraki ile üç komisyon görevlendirilmiştir:

  1. 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısını hazırlayan ve 14.1.1985 tarihinde kurulan Komisyon;
  2. 1997 Türk Ceza Kanunu Tasarısını hazırlayan ve 6.6.1996 tarihinde kurulan Komisyon;
  3. 2001 Türk Ceza Kanunu Tasarısını hazırlayan ve 21.12.1999 tarihinde kurulan Komisyon.

İlk Tasarı 1987 yılında gerekçesi ile birlikte yayınlandıktan sonra, çeşitli çevrelerden gelen eleştiriler toplanmış ve bütün görüşler değerlendirildikten sonra 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısı meydana getirilmiştir.

1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısından bazı hükümler 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 21.11.1990 tarihli ve 3679 sayılı Kanunla nakledilerek kanunlaştırılmıştır. İkinci Komisyondan metnin yeniden gözden geçirilmesi istenmiş ve Başkanlığına Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’i seçen bu Komisyon bir yıl süren çalışmalar sonunda metne yeni şeklini vermiştir. Bu metin, Kanun Tasarısı haline getirilerek Bakanlar Kurulunca Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkolunmuş ve Adalet Komisyonunun gündemine alınmış ve bir Alt Komisyon kurulmuştur. 1999 yılında seçimlerin yenilenmesi üzerine Tasarı, Hükümet tarafından, yeniden incelenmesi için geri çekilmiş ve yeni bir Komisyon kurulmuştur. Komisyon ilk iş olarak 1997 metnini bütün barolara, üniversitelere, Devlet kuruluşlarına ve başta Yargıtay olmak üzere adli kuruluşların tümüne, Askeri Yargıtaya, Danıştaya göndermiş ve metin hakkında görüşlerin yazılı olarak bildirilmesini istemiştir. Gelen bütün görüşler değerlendirilmiş ve 11 çalışma toplantısında 24 gün çalışma yapılarak yeni bir metin meydana getirilmiştir. Bu metin Adalet Bakanlığınca tekrar bütün bakanlıklara, üst yargı kuruluşlarına, bir kısım Devlet teşkilatına, üniversite ve barolara gönderilerek görüşleri istenmiş ve bu görüşlerin tümü Komisyon tarafından incelenip değerlendirildikten sonra 2001 Türk Ceza Kanunu Tasarısı meydana getirilerek Adalet Bakanlığına sunulmuştur.

Bu genel gerekçe, 1989 metnine ilişkin genel gerekçenin gözden geçirilmiş ve 2001 metnine uydurulmuş ve eklenen yeni hükümleri ayrıca içeren yeni bir metindir. Ceza hukuku biliminde ve mukayeseli kanunlarda yer alan yeni ilke ve esaslar 2001 Tasarısına ve gerekçesine yansıtılmıştır. Bu arada 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun ile 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda yapılan değişiklikler de 2001 Tasarısına aynen yansıtılmış ve Tasarıya son şekli verilmiştir.

Avrupa ülkelerinde XVIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni ceza kanunları yapma hareketlerine girişildiği ve XIX. Yüzyıl süresince bu hareketin yaygınlaşarak sürdürüldüğü bilinmektedir. Bu dönemde meydana getirilen ceza kanunlarının ortak özellikleri arasında en önemlileri, cezalarda şiddetin, ölüm cezasının uygulandığı hallerin azaltılması ve hürriyet ve haklara üstün yer verilmesi, işkence usullerinin kaldırılmasıdır. Bununla birlikte XIX. Yüzyılın başından itibaren meydana getirilen kanunlarda ağır cezalar yeniden itibar görmeye başlamış ise de XX. Yüzyılın ikinci yarısından sonraki dönemde cezalarda yumuşama akımı kendisini göstermiş ve bu hususta liberalizm ve hümanizm başlıca etkenleri oluşturmuştur. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun kaynağını teşkil eden 1889 İtalyan Zanardelli Kanunu, ilk şekli itibarıyla, bu akımların belirgin bir örneğini oluşturmuştu.

  1. Yüzyıla gelindiğinde Birinci Dünya Savaşından önceki dönemde gerçekleştirilen kanun değişikliklerinde ve meydana getirilen yeni ceza kanunu tasarılarında, Pozitivist teorinin etkileri açıkça görülmektedir. Birinci ve İkinci Dünya savaşları arasındaki dönemde ise, ceza kanunları değiştirilmekle birlikte, bunları tamamlayıcı kanunlarla ikmal etme yolu da tutulmuş ve böylece genel ceza kanununun dışında belirli sosyal ve ekonomik alanlara ilişkin ve ceza hükümlerini içeren çok sayıda özel kanun meydana getirilmiştir. Bu tip kanunlara öğretide “ceza hükümlerini içeren tamamlayıcı kanunlar” denilmektedir. Bir alanın, çeşitli kısımları itibarıyla ve değişik hukuk dalları yönünden düzenlenmesi ve yaptırımları oluşturan cezaların da aynı bünyede yer alması suretiyle uygulayıcılara kolaylık sağlanması ihtiyacı ortaya çıktığından bu yol tutulmaktadır. Söz gelimi, uyuşturucu maddeleri çeşitli yönlerden düzenlemek söz konusu olduğunda, bunların doğal maddesini veren bitkilerin ekiminden imaline, dağıtımına, tekellerin yürütülmesine, ticaretine, kanun dışı sevk, nakil ve ithaline, satışına ve kullanılmasına ilişkin bütün hükümlerin ve yaptırımların hatta zorunlu ceza hukuku kurallarının, ayrı bir kanun içerisinde belirtilmesi, çeşitli yönlerden yarar sağlayacağından, bu hükümlere genel ceza kanunları bünyesi içerisinde yer verilmemesi yeğlenmiştir. Türk mevzuatının bazı konulardaki gelişmesi de bu yaklaşımı yansıtmaktadır.
  2. Yüzyılda İkinci Dünya Savaşına kadar geçen dönemde, gerek genel ceza kanunlarındaki, gerek tamamlayıcı özel ceza kanunlarındaki değişikliklerde kriminolojinin, suç ve ceza siyasetinin çok açık etkileri görülmektedir.

Gerçekten de Batıda XX. Yüzyıla ait ceza kanunu yapma ve değiştirme, tamamlayıcı ceza kanunlarını meydana getirme hareketleri özellikle, kriminolojik araştırmaların sonuçlarını göz önüne alan belirli bir suç ve ceza siyasetinin esaslarına dayandırılmıştır. Bir ülkede suça karşı toplumun tepkisini yansıtan ceza mevzuatının, mutlaka belirlenmiş, kısımları ve unsurları itibarıyla ahenkli bir yapıya sahip yeni bir sistem oluşturan ve fakat aynı zamanda değişen sosyal koşullara uydurulabilecek nitelikte esnek bir suç ve ceza siyasetine dayanması gerekir. Hal ve koşullara tabi olunarak veya bir kısım kamuoyunun yahut baskıların etkisi altında kalınarak meydana getirilmiş veya hükümleri değiştirilmiş bir ceza mevzuatı, bazı yazarların deyimiyle “panik mevzuatı”, çağın müktesebatına uygun ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak hukuki bir araç oluşturamaz. Sözü edilen panik mevzuatı, toplumların, bazı tarih dönemlerinde suçu önlemekteki yetersizliklerinden, vatandaşların haklarını korumak hususundaki başarısızlıklardan kaynaklanmaktadır.

Ceza mevzuatı, çağın gereklerini ve yeniden oluşan milli ve insanlığın ortak değerlerini vurgulayan, insan haklarını ve toplumsal güvenliği korumayı hedefleyen bir “suç ve ceza siyasetine” dayandırılmalıdır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 23 Haziran 1983 tarihli 361 inci toplantısında alınmış tavsiye kararı çerçevesinde kurulan özel komitenin meydana getirildiği ve 1984 yılında yayınlanmış bulunan Raporda, suç siyaseti şu suretle tanımlanmaktadır: “Suç siyaseti, suçlularla meşgul olarak ve suç mağdurlarının haklarını güvence altına alarak, toplumu suça karşı korumayı hedef alan cezai veya diğer nitelikteki değişik tedbirler ve araçlardan oluşan politikayı ifade eder.” Bir cümleyle belirtilmesi gerekirse, genel ve özel önleme dahil, suça karşı direnç ve mücadelede hedefleri belirlemek, araçları saptamak ve bunların ne suretle kullanılacaklarını göstermek, bunu yaparken insan haklarına saygıyı daima göz önünde bulundurmak üzere oluşturulan stratejiler ve bunların uygulanmaları sanatı, suç ve ceza siyasetini oluşturur ve ceza kanunları ve mevzuatı söz konusu siyasetin en başta gelen uygulama araçlarını oluşturacağından mevzuatın, suç ve ceza siyasetinde saptanmış ilkelere ve hedeflere göre düzenlenmesi gerekir.

İkinci Dünya Savaşına kadar olan dönemde Batı ülkelerinde uygulanan suç siyaseti çerçevesinde suçlu çocuklara, çocuk mahkemelerine, koşullu salıvermeye, tekerrüre, itiyadi suçlulara, hafifletici nedenlere, özel hukuk tüzel kişilerinin sorumluluğuna, denetimli serbestliğe, sosyal savunmaya, süresi kesin olmayan hükme ve diğer benzeri kurumlara ilişkin hükümleri kapsayan ceza kanunlarını tamamlayıcı özel kanunlar meydana getirilmiştir.

İkinci Dünya Savaşından ve özellikle 1960’lardan itibaren çok sayıda ceza kanununun geniş ölçüde değiştirildiği veya yerlerine yenilerinin konulduğu görülüyor: İtalyan Ceza Kanunu geniş ölçüde değiştirilmiş, Alman, Avusturya, İspanyol, Japon, Sovyetler Birliği, Doğu Bloğu ülkeleri yeni ceza kanunları yapmışlardır. İsviçre yeni bir Ceza Kanunu Tasarısı hazırlamış ve 1992 yılında bunu yayınlamış bulunmaktadır. 1994 yılında yürürlüğe giren yeni Fransız Ceza Kanunu çağımız ceza hukukunun en gelişmiş bir eseri olmak özelliğini taşımaktadır.

Dağılan Sovyetler Birliği ceza hukukunun Marksist ilkelere bağlı olduğu bilinmektedir. Birliğin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu tarafından hazırlanan Ceza Kanunu 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tasarının 2 nci maddesinin (1) numaralı bendinde hedefler şu suretle belirtiliyor: “Bu Kanunun ödevleri: Kişinin ve yurttaşın hak ve hürriyetlerini, mülkiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliğini, çevreyi, Rusya Federasyonunu anayasal düzenine yönelik suçlardan korumak, barış ve insanlığın güvenliğini sağlamak ve suçları önlemektir.”

Batı ülkelerinde görülen ve yukarıda özetlenen kanunlaştırma hareketleri karşısında Ülkemizdeki durum şöylece belirtilebilir;

Ülkemizdeki Ceza Kanunu yapma hareketlerinin Tanzimattan kaynaklandığı bilinmektedir. Gülhane Hattı Hümayunu ile “mahsusen bir ceza kanunnamesinin tanzimi” öngörülmüş, 1856 Islahat Fermanında ise, aynı konuya değinilmekle birlikte hapis cezasının infazında insancıl esaslara uyulması gerektiği vurgulanmıştır. Bu esaslar çerçevesinde yerli kanunlar olarak 1256 Ceza Kanunnamesi, sonra 1267 Kanunu Cedit meydana getirilmiştir. Her iki kanun da çok basit, hükümleri çok noksan metinlerden ibaret bulunduğu için bir işe yaramamış ve 1858 yılında, 1856 Islahat Fermanındaki emre uyularak 1810 Fransız Ceza Kanunu, Ceza Kanunnamei Humayunu adı ile aynen tercüme edilmek suretiyle 28 Zilhicce 1274 (1858) tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Bu Kanun, Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasından sonra da, İmparatorluktan ayrılmış olan ve bağımsız devlet haline gelen bazı ülkelerde uygulanmaya devam etmiştir. Kanun değişik tarihlerde değiştirilmiş ve bunlardan en önemlisi 1341 yılında gerçekleşmiştir.

1926 yılında yürürlükten kaldırılan bu Kanunun yerine, 1889 İtalyan Zanardelli Kanunundan çok geniş ölçüde iktibas edilmek suretiyle, halen yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun getirildi. Kanun iktibas olunurken bir kısım hükümler 1274 Kanunundan yeni metne aktarılmış, bu yüzden hükümler arasında çelişkiler meydana gelmiş ve bu hal Kanunun sık sık değiştirilmesini zorunlu kılmıştır. Bugün de 1274 Kanunundan iktibas olunan bazı hükümler yürürlüktedir. Kanunun çeşitli maddeleri 62 defa değiştirilmiş ve bunların bazıları çok kapsamlı olmuştur. Bu Kanunun yerini almak üzere yapılan çalışmalardan yukarıda söz edilmişti.

Bir memleketin ceza kanunu, diğer bir ülkeden iktibas suretiyle meydana getirilecek olursa, zaman içinde hükümlerin değiştirilmesi ihtiyacının ortaya çıkması çok olağandır. Özellikle devlet ve toplumun ana ilkelerini, yeni sosyal değerleri korumak bakımından kaynak kanunda yeterli hüküm bulunmadığı için noksanların zaman içinde ceza kanununa eklenen hükümlerle veya kanunlarla tamamlanmasına ve yeni değerlerin böylece korunmasına çalışılacaktır. Ceza mevzuatında temel ihtiyaç, insanları, değişen değerlere çabuk uydurabilmektir.

Kaldı ki, demokratik bir ceza kanunu, ortaya çıkan ihtiyaçların baskısıyla veya gereği olarak gelecek kuşaklar tarafından mutlaka değiştirilir. Toplumun değerler sıralamasında meydana gelen gelişmelere göre, kanunun değişmesi, elbette ki, normal sayılmalıdır. Suç ve ceza siyaseti bakımından en önemli husus değişen değerleri fazla zaman geçirmeden ceza kanunlarına yansıtabilmektir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere, bütün bu değişikliklerin uygun şekilde tertiplenmiş bir suç ve ceza siyasetine göre yapılması gerekmektedir. Oysa bizde, sözü edilen kanun değişikliklerinin tümünün belirlenmiş bir suç ve ceza siyasetine dayanılarak gerçekleştirilmiş bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Yapılan değişikliklerin hiç olmazsa bir kısmının panik mevzuatı niteliğinde bulunduğu da söylenebilir.

Yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun üzerinde kısa bir irdeleme ve değerlendirme yapılacak olursa, özetle şu hususlar saptanabilir:

Her şeyden önce Kanunun dili üzerinde durmak gereklidir. Dil o kadar eskidir ki, değil günümüzde hukuk fakültelerinde okuyan gençler, hatta belirli bir deneyim kazanmış hukukçular bile Kanunda geçen bazı sözcükleri, anlamak şöyle dursun, doğru olarak telaffuz edememektedirler. Bir kısım hukukçuların artık anlayamadıkları bir dil ile yazılmış bir Kanunu, vatandaşların anlayıp algılayarak, hükümlerine uygun biçimde hareket etmesi, elbette ki, beklenemez.

Ayrıca şu hususa da işaret edilmelidir ki, Kanunun değişik tarihlerde geçirdiği değişikliklerde de, iktidarın anlayışına göre farklı bir dil kullanılmış, yerleşmiş hukuk terimlerinde bile değişiklik yapıldığı görülmüştür. Yürürlükteki 230 ve 240 ıncı maddelerin Türkçesi bu hususta çok belirgin bir örnek olarak verilebilir. Yine bu nedenle, Yargıtay kararlarında, yerleşmiş hukuk terimleri bile değiştirilmekte, bu bakımdan değişik dairelerin kararlarında farklı terimler kullanılabilmektedir. Bu hal Ülkede hukuk birliği yönünden sakıncalar meydana getirebilir.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra çıkarılan özel kanunlarda, Kanunun hükümlerini bazen vurgulayan, bazen bunlarla çelişen ve bazen sadece aynı hükümleri kelime değişiklikleriyle tekrarlayan hükümler yer almış ve böylece duraksamalar ortaya çıkmıştır. Bu hususta son yıllarda gerçekleşmiş iki örnek ayrıca verilebilir:

Cezaların İnfazı Hakkında Kanun, hiç şüphesiz Türk Ceza sisteminde çağdaş esasları vurgulayan büyük bir reform hareketini yansıtmaktadır. Ancak teknik bakımdan bu Kanun cezaların infaz tarzına ait esaslar dışında cezaların niteliğine ilişkin hükümler getirerek, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun bir kısım maddelerini örtülü olarak ilga etmiş ve bu bakımdan uygulamada duraksamalara neden olmuştur. Aynı suretle 7/11/1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun da, çocukların ceza sorumluluğuyla ilgili esasa ilişkin hükümler getirmiş ve bu konuda 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundaki hükümler bakımından bir kısım duraksamalara neden olmuştur.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin, hiç olmazsa bazılarının “panik mevzuatı” karakterini taşıdığını da söylemek gerekir. Sözgelimi, 313 üncü maddede gerçekleştirilen değişiklikler, bu maddenin korumak amacında bulunduğu hukuki yarar ile 168 inci maddenin koruduğu değerlerin karışmasına neden olabilecektir.

Kanunun genel hükümlerinin önemli bir kısmının çağdaş gelişmelere uygun bulunmadığını söylemek doğru olur; ilk maddelerinde yer alan ve yabancı memleketlerde işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulmasına ilişkin bulunan hükümler, “non bis in idem” kuralına aykırı nitelikler taşıdığı ve adalete aykırı çok ağır cezaların verilmesine götürdüğü için, zaman içinde, Yargıtay alışılmış olmayan bir içtihat kurmak suretiyle adaletsizliği gidermeye çalışmış ve sonra 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısından alınan 10/a maddesi ile kısmen de olsa sakıncanın giderilmesine girişilmiş bu kere de Kanunun 7 nci maddesinin örtülü olarak kalkmış olup olmadığı problemi ortaya çıkmıştır.

Bugünün koşulları içerisinde, ölüm cezasının zorunlu ve nadir hallerde ve çok ağır suçlarda kabul edilebilmesi olanaklı görüldüğünden 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun yine 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısından esinlenerek 11/10/1992 tarihli ve 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, belirtilen gereklere uymuş ve ancak çok ağır bazı suçlar bakımından bu cezayı öngörmüş bulunmaktaydı. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla, Anayasanın 38 inci maddesinde yapılan değişiklikle, savaş, çok yakın savaş ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemeyeceği hükmü getirilmiş olduğundan, bu değişikliğe uygulama yeteneği kazandırılması amacıyla, 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 7/1/1932 tarihli ve 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununda yer alan idam cezaları savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülenler hariç olmak üzere müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür. Ancak Ülkemizde yıllardan beri uygulanmayan bir cezanın hala kanunlarda yer almakta devamı artık yerinde bir tutum sayılamayacağından Tasarı bu cezayı hiçbir istisna gerektirmeksizin kaldırmıştır.

Kanunun cezalar sistemi, 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerden sonra mutlaka bir yeniden gözden geçirmeyi gerektirir hale gelmiştir. Böylece hürriyeti bağlayıcı cezalarda ağır hapis, hapis ve hafif hapis ayırımının bir anlamı kalmamıştır. Hürriyeti bağlayıcı cezaların seçenekleri arasında bugün artık uygar ülkelerin pek çoğunda başarı ile uygulanmakta bulunan “kamu yararına çalıştırma” ve “uzlaşma” kurumuna yer verilmemiş olması önemli noksanlıklar sayılmalıdır.

Mahkumiyetin kanuni neticeleri, müebbet fer’i cezalar, ceza ve güvenlik tedbirleri, günümüzün geçerli insancıl görüşleri ile ceza sisteminde mutlaka göz önünde bulundurulması zorunlu, suçlunun iyileştirilmesi, yeniden sosyalleştirilip toplumla bütünleştirilmesi ve bu maksatla uygun bir iyileştirmeyi gerektirdiği, bir yeniden sosyalleştirmeye tabi tutulması hususundaki çağdaş ceza bilimlerinin ortak esaslarıyla bağdaşabilir nitelikte değildir.

13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanunla yapılan reformlar sonucu, cezanın ertelenmesinin düzenlenmesine ilişkin esasların, bir miktar düzeltilmiş bulunduğunu kabul etmek olanaklı ise de, bugünün geçerli ceza görüşleri çerçevesinde bu kadarı yeterli sayılamaz. Kanun hükümlerinin yeterince açık olmaması, erteleme konusunda, söz konusu Kanundaki bazı hükümlerin bile uygulanamayacağını ifade eden Yargıtay kararlarına neden olabilmiştir.

Teşebbüs konusunda failin ne zaman icraya geçmiş bulunacağına ilişkin olmak üzere öğretide belirtilen ve yabancı mevzuatta yer alan görüşlerden 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun uzak kalması, hükümlerin uygulanmasında hatalara neden olmuştur.

Teşebbüsten gönüllü vazgeçme yanında bütün suçlarda etkin pişmanlık haline genel hükümler arasında yer verilmemiş olması, uygun suç ve ceza siyaseti bakımından önemli bir noksanlık sayılmalıdır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alan iştirak hükümlerinin yazılış tarzı duraksamalara neden olmakta ve ayrıca özel kısma konulmuş ve bazı suçlara ilişkin özel iştirak hükümleri anlamsız sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Söz gelimi 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 168 inci maddesini ihlal edenler, 146 ncı maddenin üçüncü fıkrasındaki fer’i iştirake ilişkin özel hüküm nedeniyle 313 üncü maddeye göre mahkum edilenlerden çok daha az cezaya uğramakta idiler; kısmi bir değişiklik ile bu sakıncanın giderilmesine geçen yıllarda çalışılmış, bu defa da 313 üncü maddenin cezası doyurucu olmaktan çıkmıştır.

Ceza sorumluluğunda isnat yeteneğini etkileyen nedenler bakımından Kanun, gerekli bir kısım hükümleri içermemektedir.

İsnat yeteneğini kaldıran akıl hastalığı bakımından, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 46 ve 47 nci maddeleri çok kere anlamsız ayırımlara ve adaletsizliklere neden olmaktadır.

Kusurun önemli bir kısmını oluşturan taksir hakkında, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda genel bir hüküm ve tanım bulunmadığından değişik maddelerde taksiri oluşturan haller, bazen noksan olarak, sürekli tekrarlanmaktadır.

Çocuk ve küçüklerin ceza sorumluluğu, eğitimleri, toplum ile yeniden bütünleştirilmeleri bakımından 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alan hükümler son derece geri kalmıştır ve noksandır. Bu alanda uygar ülkelerdeki gelişmeler 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna yansıtılamamıştır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundaki hukuka uygunluk nedenlerini belirten hükümler noksandır: Meşru savunmadan yararlanma hususundaki koşullar çok kısıtlı olduğundan, suçlarla mücadelede en etkin bir araç olan bu kurumun Türkiye’deki uygulaması sınırlı hallerde olanak kazanmakta ve insanlar, saldırı karşısında kendilerini savunma bakımından duraksamalar içine düşmektedirler. Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılmasına ilişkin hükümler yanlış tercüme sonucu bir anlam taşımamakta ve menfaatler durumuna aykırı kararlar verilmektedir. Son yıllarda Yargıtayın yeni kararları bu sakıncaların, kısmen de giderilmesini sağlamıştır.

Hukuka uygunluk nedenleri olup değişik Yargıtay kararlarında da kabul edilmiş bulunan rıza, hakkın, mesleki hakların kullanılması gibi nedenlerin Kanunda yer almamış bulunması önemli bir noksanlık sayılmalıdır.

Cezaların gerçek içtimaı halinde, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun esas itibarıyla toplama sistemini kabul ettiği halde, bazı hallerde bu sistemden gereksiz olarak ayrılmakta ve böylece sistemin mantığına aykırı sonuç ortaya çıkmakta idi. 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısından, 11/10/1992 tarihli ve 3679 sayılı Kanun ile aktarılan hükümler, bu sakıncaları belirli bir ölçüde olmak üzere gidermiştir.

Yıllardan beri yerleşmiş ve tekerrürün oluşması için mahkumiyete ait cezanın infaz edilmiş bulunmasını zorunlu sayan madde metninin yeterli derecede açık olmamasından kaynaklanan Yargıtay içtihadı dolayısıyla, kurumun ceza hukukunda yararlı bir araç olmak niteliği azalmakla kalmamış, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun bazı hükümlerini de anlamsız söz (haşiv) saymak sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alan özel tekerrür halleri, gereksiz hukuk labirentleri yaratmakta ve verilen hükümlerin Yargıtayca bozulmasına ve böylece davaların uzamasına neden olmaktadır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun, “mağdurun ceza hükümleriyle korunmasını” ve olanak ölçüsünde suçlunun suç yolundan caydırılmasını sağlamayı, bir suç ve ceza siyaseti ilkesi olarak belirtmediği için suçların mağdurları yeterli derecede korunamamaktadırlar. Özellikle cinsel özgürlüğe saldırı ve başta ırza geçme cürümlerinde suça hedef olmuş bulunan kadın ve kızlar dava dolayısıyla bazen bir defa daha mağdur haline gelmektedirler.

Çağın en önemli suçluluk şekillerinden birisi ekonomik ve örgütlü suçlardır. Bu konu ise özel hukuk tüzel kişilerinin ceza sorumluluğunu güncel bir sorun olarak ortaya çıkarmıştır. Bu konuda öteden beri sürdürülen çalışmalar bugün artık belirli ve yerleşmiş bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Gerçekten Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 20 Ekim 1988 tarihli tavsiye kararları ve (R(88)18) sayılı eki ile tüzel kişiliği haiz ekonomik teşebbüslerin, belirli koşullarla, ceza sorumluluklarının üye devletlerce kabulü hususunda tavsiye kararı vermiş bulunmaktadır. (Council of Europe, Liability of enterprises for offencer-Recommandation No. R(88)18-20 October 1988) Birleşmiş Milletlerin 9-17 Nisan 2000 tarihlerinde topladığı “Suçların Önlenmesi ve Suçluların İyileştirilmesi” Büyük Konferansında örgütlü suç ile mücadelede tüzel kişilerin ceza sorumluluğu konusu vurgulanmıştır.

Birleşmiş Milletlerce 2000 Aralık tarihinde Palermo’da imzaya açılmış bulunan “Sınıraşan Örgütlü Suça Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nin 10 uncu maddesi tüzel kişilerin sorumluluğunu tesis etmekte ve Sözleşmeyi kabul eden ülkeleri, belirtilen ciddi suçlar nedeniyle tüzel kişileri sorumlu tutarak cezalandırmak taahhüdü altına sokmaktadır. Ülkemiz bu Sözleşmeyi hemen imzalamış ve 30/1/2003 tarihli ve 4800 sayılı Kanunla söz konusu Anlaşmanın onaylanması uygun bulunmuştur. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun, tüm bu gelişmelerden de uzak kalmıştır.

Anayasamızın açık hükümlerine karşın, çağdaş ceza hukukunda önemli bir yaptırım türü ve suçlunun iyileştirilmesi aracı olan güvenlik tedbirleri, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiş değildir. Gerek suçluyu iyileştirmek, gerek toplumu korumak bakımından çağdaş ceza hukukunun önemle ortaya koyduğu güvenlik tedbirlerine 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda sistematik olarak yer verilmemiş olması önemli bir noksan sayılmalıdır. Son gelişmelerde özellikle üzerinde durulan ve Birleşmiş Milletler Konferansının tavsiye ettiği “uzlaşma”ya yer verilmemiş olmasının bir noksanlık oluşturduğu, yukarıda açıklanmıştır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun Özel Kısmına ait hükümlerin belki daha da fazla eleştirilebilmesi olanağı vardır.

Bir defa 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun Özel Kısmında olağanüstü vak’acı (casuistique) bir sistem uygulanmış, birbirini izleyen, birbirinin istisnalarını oluşturan, istisnanın istisnasını ifade eden madde ve fıkralar arasından olaya uygun bulunanı belirlemek hususunda uygulamacılar duraksamalar içinde kalmışlardır. Uygulama hataları dolayısıyla verilen kararlar, Yargıtayda bozulmakta ve davaların, sırf Ceza Kanunu hükümlerinin düzenlenme biçimi nedeniyle bu yüzden uzadığı da görülmektedir.

Ayrıca aynı konuyu düzenleyen hükümler bakımından tekrarlar vardır. Bir suç, bir fasılda düzenlendikten sonra bunun istisnasının başka bir kısımda ve fasılda yer alması gibi uygulamada hatalara yönlendiren hükümlere rastlanmaktadır.

Özel Kısmın ayrı bölümlerinde yer almış bulunan ve aynı nitelikte olan hükümlerin uygulama alanlarını bulmak güçlükler çıkarmaktadır; bu hususta 419 ve 576 ncı maddeleri örnek olarak vermek olanaklıdır.

Sonradan yürürlüğe giren ve bir konuyu tümüyle düzenleyen kanunlarda yer alması gerekli hükümlerin, sırf belirli suçlar bakımından Ceza Kanununda kalmış bulunduğu görülmektedir. Söz gelimi 15/7/1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun 16 ve 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 427 nci maddeleri gibi.

Özel Kısmın değişikliklerinde cezaları ağırlaştırmanın suçları engelleyeceği düşüncesi çok defa etmen olmuş ve bu nedenle bazı suçlarda gerçekten algılanması güç cezalar söz konusu olduğu halde diğer bir kısım suçların cezalarında şikayetleri çekecek derecede yumuşak tutum egemen bulunmuştur.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun “Kabahatler” Kısmında yer almış bir kısım hükümlerinin belediye tedbirleri ile karşılanabilecek nitelikte olduğu, bir kısmının ise artık suç olmaması gerektiği düşünülebilmektedir.

Buna karşılık 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alması gerekli olan ve çağdaş teknolojinin insan hayatına getirdiği modern araçların küreselleşmenin (globalleşmenin) bir ölçüde işlenmesine neden olduğu suçlara, uygulamaların ortaya çıkardığı yeni suç şekillerine, işkenceye, jenosite, insanlık aleyhine fiillere yeni ekonomik suçlara, özel hayata müdahaleye ilişkin fiillere, kişileri kanunsuz fişlemeye, fikir ve düşünce hürriyetini koruyan hükümlere, ırkçılığı yasaklayan yaptırımlara Kanunda yer verilmemiştir.

Aynı suretle ailenin korunmasına ilişkin bir kısım hükümlerin bile 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer almamış bulunması esaslı bir noksan sayılmalıdır.

İşte ancak bir kısmı belirtilen bu ve benzeri nedenler dolayısıyla 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun yerine bir yenisinin getirilmesi, değişik tarihlerde söz konusu olmuş, hatta 1942’lerde 1931 İtalyan Ceza Kanunu iktibas olunarak bir tasarının ortaya konulmasına çalışılmıştır. 8/11/1951 tarihinde, Adalet Bakanlığınca bir kısım üniversite profesörlerinden, Yargıtay üyelerinden, Adalet Bakanlığı ilgililerinden bir komisyon kurularak bir ceza kanunu tasarısı hazırlaması istenilmiş ise de, sonradan bütçede bu maksatla yollukları karşılayacak ödenek bulunmadığı açıklanarak komisyonun çalışmasına son verilmiştir.

Yukarıda bir kısmı açıklanan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna ilişkin eleştirileri göz önüne almak suretiyle yürürlükteki Kanunu değiştirmek yerine, yeni bir ceza kanunu tasarısının hazırlanması hususundaki çalışmalardan ve bunların sonuçlarından söz edilmiştir.

1985’lerden itibaren Türk Ceza Kanunu Tasarılarının hazırlanmasına girişilirken, her şeyden önce yukarıda değinildiği üzere, çalışmalara temel olacak suç ve ceza siyasetinin esaslarının saptanması uygun görülmüş ve bu hususta uyulacak suç ve ceza siyasetinin temel hedefi; insan hak ve hürriyetlerini güvence altında bulundurmak, korumak, insan kişiliğine saygıyı pekiştirmek; ancak toplum savunmasını ihmal etmemek ve kişi hak ve hürriyetleriyle toplum savunmasını dengeli olarak korumak, kamu düzeninin devamını sağlamak olarak tespit edilmiştir.

Bu hedeften hareket olunarak toplum savunmasını hiç bir suretle tehlikeye sokmaksızın insancıl yaklaşımı vurgulamak ve suçlunun toplumla barışık hale getirilmesini cezanın temel maksadı olarak göz önünde bulundurmak ilkesini tercih eden ve bu maksatla suçlunun yeniden sosyalleştirilmesini ve uygun bir iyileştirmeye tabi tutularak toplumla yeniden bütünleştirilmesini uygun gören komisyonlar, bu hususların gerçekleştirilmesini kolaylaştırıcı hükümlere tasarılarda yer vermişlerdir.

Böyle bir ilke esas alınınca, doğal olarak, suçlunun iyileştirilmesini engelleyici hükümlerin kaldırılması ve etkilerin giderilmesi gerekecektir. Bu nedenle hükümlülüklerin otomatik olarak yasal neticeler doğurması sistemine son verilmiş, fer’i cezalardan müebbet olanlara yer verilmemiş, müebbet kamu hizmetlerinden yasaklanma ve meslek veya sanat veya ticaretten men olunma cezaları kaldırılmıştır.

Maksadı aşar derecede ağır olan cezaların, suçlunun yeniden sosyalleştirilmesini engelleyici etki yaptığı muhakkak bulunduğundan, hürriyeti bağlayıcı cezaların genel alt ve üst sınırlarında ve belirli suçların cezalarının alt ve üst sınırlarında, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak indirimler yapılmış ve artık bir anlamı kalmamış bulunan ağır hapis ve hapis farkı kaldırılmıştır. Böylece aslında tek hürriyeti bağlayıcı ceza sistemi kabul edilmiştir. Hafif hapis sadece cürüm ve kabahat ayırımı dolayısıyla kabahat derecesindeki suçun tanısını sağlamak maksadıyla muhafaza olunmuştur. Ancak, koşullu salıverilmenin bugünkü uygulama tarzı karşısında bu tutumun yarar yerine zarar getireceği muhakkak olduğundan, cezanın fiilen çekileceği süre koşulları değiştirilmiş ve çekilen ceza bakımından fazla saymalar kaldırılmıştır.

İyileştirme ve bunun sonucu suçlunun yeniden sosyalleştirilmesi ilkeleri, doğal olarak, yaptırımın bireyselleştirilmesini gerektirir. Bunu sağlamak üzere bir kere 79 uncu maddede temel cezanın belirlenmesinde hakimin hangi hususları göz önüne alacağı hususundaki esaslar gösterilmiş ve böylece uygulamada, suç karşılığı konulmuş cezaların alt sınırının otomatik olarak hükmedilmesi tarzında yerleşmiş bulunan uygulama düzeltilmek istenilmiştir. Bu husus, 1989 Türk Ceza Kanunu Tasarısından aktarılan hükümle 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda da sağlanmıştır. Bunun dışında Tasarının getirdiği önemli yeniliklerden birisi, güvenlik tedbirlerinin ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olmasıdır.

Tasarıda, güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak altı madde yer almakta ve hakimin bu tedbirlere ne gibi hallerde hükmedeceği ve cezaların güvenlik tedbirlerine çevrileceği gösterilmektedir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine hükmedilecek tedbirler arasına “kamuya yararlı bir işte çalıştırma” da eklenmiş, bu suretle cezaların bireyselleştirilmesi hususundaki olanaklar çoğaltılmıştır.

Ancak güvenlik tedbirlerinin, Ceza Kanununa bir sistem halinde sokulması ile ciddiyetle uygulanabilmesi konuları ayrı ayrı şeylerdir. Güvenlik tedbirlerinden bir kısmının fiilen uygulanması, elbette ki, ciddi bir takım hazırlıkların yapılmış ve teşkilatın kurulmuş olmasına bağlıdır. Bu nedenle, Tasarının 99 uncu maddesinde güvenlik tedbirlerinin infazında uygulanacak usul ve esasların Tüzüğünde ayrıca gösterileceği açıklanmaktadır. Yeni bir Türk Ceza Kanunu, elbette ki, uygulamaları gösterecek bir uyum kanununun meydana getirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kanunun çıkarılması için bir süre belirlenmiştir. Kanun yayımından bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.

Yukarıda açıklanan suç ve ceza siyaseti hedef ve ilkesi, koşullu salıverilme, erteleme konularında düzenleme bakımından 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna göre farklı hükümler getirilmesini gerekli kılmıştır.

Tasarının getirdiği önemli değişiklik ve yeniliklerin başında suç işleyen çocuk ve küçüklere ait hükümlere Birinci Kitabının Beşinci Kısmında dört ayrı bölüm halinde yirmisekiz maddenin tahsis edilmiş olmasıdır. Bilindiği üzere çağdaş akım, çocuk ve küçüklerin genel ceza kanunu dışına alınması ve adı geçenlere özgü temel esaslarının, yargılama mercilerinin ve usulünün kabulü ile bir çocuk ceza kanununun meydana getirilmesi, böylece bir çocuk ceza hukukunun oluşturulmasıdır. Almanya’da çocuk ve küçüklere özgü bir kanun 16 Şubat 1923 tarihinde meydana getirilmiştir ve 11 Aralık 1974 tarihli yeni şekli ile yürürlüğünü sürdürmektedir. İsviçre’de de aynı yol tutulmak suretiyle “Gençlerin Ceza Durumu Hakkında Federal Kanun Tasarısı” 1993 yılında hazırlanmış bulunmaktadır. Fransa esas itibarıyla 9 Şubat 1945 tarihli Kanun ve değişiklikleri ile yukarıda belirtilen eğilimi yansıtmaktadır.

Bizde 7/11/1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve değişiklikleri, yukarıda belirtilen yönde gösterilmiş bir çabayı ifade etmekte ise de, sorumluluk esasları, yaptırımlar, yardımcı mevzuat ve özellikle bir çocuk ceza hukukunun içermesi gereken ve değişik ceza kurumlarına ilişkin kendisine özgü esaslardan çağdaş anlamda yoksun bulunmaktadır.

Bu itibarla, ceza hukukuna ilişkin olmak üzere yepyeni bir çocuk ceza hukukuna, Tasarının genel kısmına ilişkin Birinci Kitap içinde ve Beşinci Kısım başlığı altında yer verilmesi uygun görülmüştür. Böylece Tasarı yürürlüğe girdiğinde 7/11/1979 tarihli ve 2253 sayılı Kanunun yargılama mercilerine ve usulüne ilişkin hükümleri yürürlükte kalacak, ceza hukuku ve yaptırımlar, ceza yaptırımlarını tamamlayan kısımlar itibarıyla bu Kanunun hükümleri ilga edilmiş olacaktır. Beşinci Kısımda yer alan yirmisekiz maddenin gerekçesinde konuya ilişkin olmak üzere ayrıntılı açıklamalar yapılmış olduğundan burada kısa bilgiler verilmesiyle yetinilmiştir.

1997 Türk Ceza Kanunu Tasarısının yeniden gözden geçirilmesi suretiyle oluşturulan Tasarı, yukarıdan beri belirtilen suç siyaseti ilkelerine ve bundan kaynaklanan yeni hükümlere, bütünü ile sadık kalmakla birlikte, söz konusu ilke, esas ve siyasetin uygulanmasına ilişkin maddelerde bir kısım değişiklikler yapılmış ve özel kısma yeni hükümler eklemiştir. 1997 Tasarısı ile karşılaştırıldığında bu farklar görülüp değerlendirilebilecektir.

Bütün bu esaslar göz önünde bulundurulmak suretiyle Tasarıda yer alan maddelerin gerekçelerinin ayrıntılı olarak kaleme alınmasına ve 1997 Tasarısına göre daha da geliştirilmesine çalışılmıştır. Böylece ileride yorumda kolaylık sağlanacak ve uygulamada duraksamaların ortadan kaldırılmasında, adaletin işlemesinde ve sür’atin elde edilmesinde katkıda bulunulmuş olacaktır.

Genel Gerekçede, Tasarıda yer alan maddelerin ayrıca açıklanmalarına gerek görülmemiştir; sadece Tasarının yapısı, çatısı belirtilmekle ve uygulanan suç ve ceza siyasetinin esaslarının açıklanmasıyla yetinilmiştir. Tasarının genel yapı ve çatısı hakkında aşağıda gerekli ve özet bilgiler verilmiştir:

Tasarı “Genel Hükümler” ve “Özel Hükümler” başlıklarını taşıyan iki kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar kısımlara, kısımlar da bölümlere ayrılmıştır.

Madde, fıkra, bent ve paragraflar ayırımında kabul edilmiş yöntem şöyledir:

İlke olarak, madde fıkralarını belirtmek üzere ayrıca numaralama ve harf kullanma usulü uygulanmamış, anlamayı ve yollamaları kolaylaştırmak üzere numara veya harf kullanıldığında ise sayıdan sonra nokta (3. gibi) konulmuştur; harf kullanıldığında da aynı usul kullanılmıştır (A. gibi). Fıkra, sayı veya harfle belirtildiğinde, yeni harfli veya sayılı fıkra gelinceye kadar geçen satırbaşları “paragraf” olarak adlandırılmıştır. Fıkralar içinde yer alan bent rakamları önüne paragraf işareti konulmuştur (2) gibi), yeni bent rakamı veya harfi gelinceye kadar geçen satırbaşları, satırbaşına konan harf veya rakamdan sonra çizgi (tire) konulmuş ise, bu hal bendi değil ve fakat, fıkra veya bent içerisinde bazı hususların sayılmış olmasını belirtir (6- veya a- gibi).

Tasarının Genel Hükümler başlığını taşıyan Birinci Kitabının “Ceza Kanunu” başlıklı Birinci Kısmında şu bölümler yer almaktadır:

Birinci Bölüm : Kanunilik

İkinci Bölüm : Kanunun Uygulanması

Üçüncü Bölüm : Yabancı Ülkede İşlenen Suçlar

Birinci Kitabın “Suçlu ve Suç” başlığını taşıyan İkinci Kısmında şu bölümler yer almıştır :

Birinci Bölüm : Ceza Sorumluluğu

İkinci Bölüm : Tüzel Kişiler

Üçüncü Bölüm : Hukuka Uygunluk Nedenleri

Dördüncü Bölüm : Suça Etki Eden Nedenler

Beşinci Bölüm : İsnat Yeteneğini Etkileyen Nedenler

Altıncı Bölüm : Teşebbüs

Yedinci Bölüm : Suça İştirak

Sekizinci Bölüm : Özel Tehlike Halleri ve Tekerrür

Birinci Kitabın “Cezaların ve Suçların İçtimaı” başlığını taşıyan Üçüncü Kısmında şu bölümler yer almıştır :

Birinci Bölüm : Cezaların İçtimaı

İkinci Bölüm : Suçların İçtimaı

Birinci Kitabın “Yaptırım” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmında şu bölümler yer almıştır :

Birinci Bölüm : Cezalar

İkinci Bölüm : Asli Cezalar

Üçüncü Bölüm : Fer’i Cezalar

Dördüncü Bölüm : Cezaların Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi

Beşinci Bölüm : Cezanın Ertelenmesi

Altıncı Bölüm : Dava ve Cezanın Ortadan Kaldırılması

Yedinci Bölüm : Güvenlik Tedbirleri

Birinci Kitabın “Çocuk ve Küçüklere İlişkin Hükümler” başlığını taşıyan Beşinci Kısmında şu bölümler yer almış bulunmaktadır :

Birinci Bölüm : Genel Hükümler

İkinci Bölüm : Çocuklar Hakkında Uygulanabilecek Tedbirler ve Cezalar

Üçüncü Bölüm : Küçüklere Özgü Ceza Düzeni

Dördüncü Bölüm : Çocuk ve Küçükler Hakkında Müşterek Hükümler

Söz konusu bölümler içerisinde yer almış olan maddeler arasında ilgili hükmün kolaylıkla saptanabilmesini sağlamak ve yorumda yol göstermek, kanun değişikliklerinde gereksiz tekrarları ve ek fıkraların yanlış maddelere konulmasını önlemek amacıyla Tasarının bütün maddelerine içeriklerini belirleyici nitelikte başlıklar konulmuştur. Bu başlıklar, Kanunun metnine dahil olmayıp sadece ilgili maddelerin konusunu göstermektedir.

Kanunun İkinci Kitabında yer alan Özel Hükümlerin temel yapısına geçmeden önce, Birinci Kitabın içeriğini oluşturan hükümlerin temel maksatlarına ve 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna göre yenilik getiren bazı hükümlere ve böylece yapı özelliklerine işaretle yetinilmesi uygun sayılmıştır. Esasen her maddeye ait gerekçe, ayrıntılı olarak kaleme alınmış bulunduğundan, Genel Gerekçede ayrı ayrı maddelere değinilmesi, bir tekrardan başka bir anlam taşımayacaktır. Özellikle, Özel Kısım bakımından durum böyle olduğundan aşağıda sadece Özel Kısmın yapısına ilişkin açıklamaların yapılmasıyla yetinilmiştir.

Genel Kısım bakımından biraz daha farklı bir yöntemin uygulanmasının nedeni, genel hükümlerin tümüyle bir suç teorisini yansıtmasıdır.

Tasarının 1 ve 18 inci maddelerini içeren Birinci Kısmın birden üçe kadar olan bölümlerinde genel olarak suç ve cezada kanunilik, ceza kanunlarının zaman ve yer itibarıyla uygulanmaları, Türkiye’de işlenen suç hakkında yabancı ülkede hüküm verilmesi, yabancı memlekette işlenip de Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlar, cezanın mahsubu, yabancı memleketteki mahkumiyetin Türkiye’de etkisi ve siyasal suçlarla suçluların geri verilmesi hususundaki esaslar gösterilmektedir.

Tasarı, belirtilen konularda esaslı bir takım yenilikler getirmiş bulunmaktadır: Bir defa, 1 inci maddede güvenlik tedbirlerinde de kanunilik ilkesinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.

“Kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı” hakkındaki madde, 2 nci madde olarak Tasarının başına alınmış ve böylece kanunun bağlayıcılığı ilkesi vurgulanmıştır. Bu kural, sorumluluğa ait olmayıp kanunun bağlayıcılığı ilkesiyle ilişkilidir. Bu maddeye, Batı ceza kanunlarında olduğu gibi ilkenin yumuşatılmasını sağlayan ve subjektif sorumluluğu vurgulayan bir fıkra eklenmesi Komisyonun bazı üyeleri tarafından önerilmiş ise de, Komisyon çoğunluğu Yargıtayın içtihatları ile bu hususu sağladığını belirtmiş ve yanlış anlama ve uygulamalara neden olabilecek böyle bir hükmün eklenmesini sakıncalı saymıştır.

3 üncü maddede, özel ceza kanunlarıyla genel kanun arasındaki ilişkiler açıklanmaktadır. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak, sadece Ceza Kanununa aykırı olan hükümlerin değil, fakat ayrı hüküm bulunmayan bütün hallerde genel kanundaki esasların uygulanacağı belirtilmiştir.

4 üncü maddede, Kanunun çeşitli maddelerinde geçen ortak terimlerin tanımı yapılmış ve böylece içerdiği değişik suçların yargılanmasında ve anlamlandırılmasında hem birlik sağlanması istenilmiş ve hem de farklı yorumlar yapılmasının önlenmesi arzulanmıştır.

1 inci maddede, güvenlik tedbirlerinde de geçmişe yürürlü olmama kuralı vurgulanmış ve lehe kanunun güvenlik tedbirleri bakımından da, evvelce işlenen suçlar hakkında uygulanacağı açıklanmıştır.

5 inci maddede, gerçekleştirilen çok önemli bir yenilik de geçici ve süreli kanunların yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında, kanunun süresi sona erdikten sonra da uygulanacağıdır. Bu suretle söz konusu kanunların, toplum savunması bakımından etkili olmalarının sağlanması amaçlanmıştır.

6 ncı maddede, önemli bir yenilik olarak suçun ne zaman Türkiye’de işlenmiş sayılacağı açıklanmakta ve uygulamada duraksamalara neden olan ve doktrinden yararlanılarak çözümlenmesine çalışılan bir konu böylece Kanunda belirtilmektedir. Bu arada milletlerarası sözleşme hükümleri de göz önüne alınarak kıt’a sahanlığında tesis edilmiş sabit platformların da Türk ülkesinden sayılacağı açıklanmıştır.

7 ve 8 inci maddeler, işlenen bir suçtan dolayı Türkiye’de mutlaka kovuşturma yapılması gereken halleri belirlemektedir.

9 uncu madde, Türk vatandaşı tarafından yabancı memlekette işlenmiş bulunan suçlardan dolayı, Türkiye’de kovuşturma yapılması hususundaki koşulları göstermektedir. Bu maddeyle getirilen çok önemli yenilik; mağdurun Türk olması halinde de Türk vatandaşının, yabancı memlekette işlediği suçtan dolayı hakkında yabancı memlekette hüküm verilmiş ise, artık Türkiye’de kovuşturma açılmayacağıdır. Böylece “non bis in idem” kuralına uyulmaktadır. Yabancı memlekette hüküm verilmemiş olması halinde, Türkiye’de kovuşturma yapıldığında ise, suçun işlendiği ülke kanunuyla Türk kanunundan hangisi uygulamada failin lehine sonuç verebilecek ise, o kanunun uygulamada göz önünde bulundurulması 18 inci maddenin gereğidir; uyulacak esaslar maddede gösterilmiştir. Ancak suçun işlendiği ülke kanununda mevcut esaslar, Türkiye’nin kamu düzenine veya milletlerarası taahhütlerine aykırı ise, o ülke kanununa itibar edilmeyecektir.

10 uncu maddede yabancıların Türk Ülkesi dışında işledikleri suçlar dolayısıyla Türkiye’de soruşturma ve kovuşturma koşulları gösterilmiştir.

11 inci maddede vatandaş veya yabancının, gerçeklik kuralına göre Türkiye’de soruşturma ve kovuşturulması olanaklı suçlar ve bu husustaki koşullar gösterilmiştir.

12 nci madde, yabancı memlekette işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulması bakımından konulmuş koşular itibarıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya itibar olunacağını, seçimlik ceza söz konusu ise, kovuşturma şartının gerçekleşmemiş bulunduğunun kabul edileceğini belirtmektedir.

13 üncü madde, soruşturma koşulunu oluşturan cezanın nasıl saptanacağını göstermektedir.

14 üncü maddenin mevzuatımız bakımından getirdiği yenilik, nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı yabancı memlekette gözaltında, tutuklulukta geçirilen sürelerin de cezadan mahsup edileceğidir.

15 inci madde, yabancı ülkede Türkiye aleyhine cürüm işleyen yabancının, Türkiye’de mutlaka yeniden yargılanacağı esasını getirmektedir. Ancak yabancı memlekette verilmiş ve çekilmiş olan ceza, Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilecektir.

17 nci madde, yabancı ülkede işlenmiş siyasal veya buna bağlı suçlardan dolayı, fiiller Türkiye aleyhine işlenmiş bulunmamak koşulu ile, Türkiye’de soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağını açık olarak belirtmekte ve böylece bu husustaki duraksamaların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

“Suçlu ve Suç” başlığını taşıyan İkinci Kısmın “Ceza Sorumluluğu” başlığını taşıyan Birinci Bölümünün 19 uncu maddesinde suçun oluşması için eylem kusurunu açıklayan hükümlere yer verilmiştir. 20 nci maddede ise kast ilkesi ve objektif sorumluluk halleri belirtilmektedir. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kast tanımlanmaktadır. Üçüncü fıkrada, bir cezalandırılabilme koşuluna tabi tutulmuş cürümlerde, kast, söz konusu koşulu kapsamasa da, failin cezalandırılacağı belirtilmektedir. Maddenin dördüncü fıkrasında, önemli bir yenilik olarak, genel bir hafifletici neden getirilmiştir.

21 inci maddede, taksirin genel tanımı yapılmış ve böylece Tasarının diğer maddelerinde, tanımın sürekli tekrarlanmaması sağlanmıştır.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında “bilinçli taksir”in tanımı yapılmış ve bu halde faile verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür.

Maddenin dördüncü fıkrasında ise, önemli bir yenilik getirilmekte ve Tasarının insancıl değerlere yer verici karakteri vurgulanmaktadır. Söz konusu hükme göre taksirli hareket sonucu neden olunan netice münhasıran failin, kişisel ve aile durumu bakımlarından ağır derecede mağdur olmasına neden olmuş ise ceza verilmeyecektir. Ancak bilinçli taksir halinde indirilmiş bir ceza verilebilecektir. Böylece özellikle kırsal bölgelerde, hem çocuklarına bakmak ve hem de tarlalarda çalışmak durumunda olan kadınların, çocuklarının uğradıkları, failin taksirine bağlı neticelerden dolayı cezalandırılmasının neden olduğu toplumsal yararlara aykırı sonuçların giderilmesi sağlanmıştır.

23 ve 24 üncü maddeler mevzuatımız bakımından önemli birer yenilik olarak kabul edilmelidir. Bu maddeler çerçevesinde fiili hata ve cebir, ikrah ve tehdit hallerinin kusurluluğu kaldırabilmesi için gerekli koşullar ve etkileri gösterilmektedir. Bu hükümler, Türk ceza hukukunda büyük bir yenilik oluşturmaktadır.

İkinci Bölümde özel hukuk tüzel kişilerinin ceza sorumluluğuna ilişkin 25 ve 26 ncı maddeler yer almaktadır. 25 inci madde ancak belirli hallerde ve kanunun ayrıca belirttiği suçlarda özel hukuk tüzel kişilerinin ceza sorumluluğu bulunduğunu belirtmiş ve 26 ncı maddede cezaların ne suretle hükmolunacağı gösterilmiştir. Böylece çağımız suçluluğunda geniş ve önemli bir yer tutan ekonomik suçluluk konusunda etkin bir mücadele aracı getirilmiş olmaktadır.

Ancak, dikkat edilmelidir ki, tüzel kişiler, Tasarının çok özenli olarak koyduğu koşullar çerçevesinde ve sadece belirli suçlardan dolayı cezaen sorumlu tutulmaktadırlar; mutlak ve genel bir sorumluluk söz konusu değildir. Böylece Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyinin tavsiye kararına da uyulmuş olmaktadır.

İkinci Kısmın Üçüncü Bölümünde, hukuka uygunluk nedenleri gösterilmiştir. “Hukuka Uygunluk Nedenleri” başlıklı bu Bölümün 27 nci maddesi Anayasanın 137 nci maddesine dayanılarak yeniden düzenlenmiştir.

28 inci madde, meşru savunmanın koşulları bakımından çok önemli bir yenilik getirmekte ve 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak, yalnız nefse ve ırza karşı saldırılarda değil ve fakat genel olarak bir hakka karşı yöneltilmiş haksız saldırılar halinde de doğal olarak diğer koşulları da varsa, meşru savunma kabul edilmekte ve böylece Tasarının uyguladığı suç ve ceza siyasetinin hedeflerinden birisini oluşturan toplumun savunması güçlendirilmektedir. Doğal olarak bu hüküm değişikliği halen 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 461 inci maddesini karşılayan Tasarının 231 inci maddesinde de değişiklikler yapılmasını gerektirmiştir. Bu hususta söz konusu maddenin gerekçesinde gerekli bilgiler verilmiştir.

Orantılılık koşulu maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında yer alan meşru savunma ve zorunluluk halleri bakımından açıkça belirtilmiştir.

29 uncu madde 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak, belirttiği koşullarla hakkın kullanılmasını ve mağdurun rızasını bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul etmiş bulunmaktadır. Böylece Kanunda yer almamış bulunmakla beraber, öğretide ve Yargıtay içtihatlarında uygulama yeri bulan iki hal, bu defa Tasarıda açıkça hukuka uygunluk nedenleri olarak belirtilmiş bulunmaktadır.

30 uncu madde, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın “kast olmaksızın” aşılması halinde ne suretle işlem yapılacağını açık ve seçik olarak göstermekte ve böylece 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 50 nci maddesinde yer alıp, yanlış çeviriden kaynaklanan metin yerine hukuk esaslarına uyulmaktadır.

Maddenin son fıkrası ise sınırın, mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeni ile aşılmasını bir cezasızlık nedeni saymaktadır. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere sınır kasten aşılacak olursa faile işlediği suçun cezası verilecek yani fail hukuka uygunluk nedeninden yararlanamayacaktır.

İkinci Kısmın “Suça Etki Eden Nedenler” başlığını taşıyan Dördüncü Bölümünde yer alan 32 nci maddesi, taksirle işlenen suçlarda hareketin netice bakımından nedensellik değerine göre cezanın sekizde bire kadar indirilebileceğini belirtmektedir. Böylece 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 455 ve 459 uncu maddelerinin son fıkralarında yer alan ve sadece taksir ile adam öldürme ve etkili eylem suçlarını kapsayan hüküm yerine, bileşik kusur halini bütün taksirli suçlarda bir hafifletici neden kabul eden yeni bir hüküm meydana getirilmiştir.

“İsnat Yeteneğini Etkileyen Nedenler” başlığını taşıyan Beşinci Bölümde, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna göre önemli değişiklikler yapılmıştır.

34 üncü maddede açıklandığı üzere, bir defa bilinç ve hareket serbestliğini tamamen kaldıran veya önemli derecede azaltan akli maluliyet halinde bulunan kimsenin isnat yeteneğine sahip olmadığı kabul edilmiştir; böyle bir kimseye ceza verilemeyeceği esası benimsenmiştir. Akli maluliyeti nedeniyle bilinç ve hareket serbestliği kalkmamış veya önemli derecede azalmamış olmakla beraber, faildeki bu halin veya diğer bir ruhsal zaaf veya sakatlığın, cezanın indirilmesine neden olabileceği 34 üncü maddenin (2) numaralı fıkrasında belirtilmiştir; hatta ceza süresinin bir sağlık kurumunda geçirilmesine de karar verilebilecektir. Akli ve ruhsal halin takdiri hafifletici neden sayılmış olması nedeniyle cezası indirilmiş olan suçlunun, bir sağlık kurumunda tedavi altına alınmasını belirleyen bir güvenlik tedbirine, hakimin takdirine göre tabi tutulabileceği, Tasarının 94 ve izleyen maddelerinde kabul edilmiştir. Bu hususta ayrıca 94 üncü maddenin (5) numaralı ve 97 nci maddenin (6) numaralı bentlerine ilişkin gerekçelere bakılmalıdır.

Bilinç ve hareketlerinin serbestliğine sahip bulunmaması nedeniyle muhafaza ve tedavi altına alınma, bu amaçla kurulmuş özel kurumlarda sürdürülecektir. Ancak, bu tür müesseseler kuruluncaya kadar söz konusu tedbirin, akıl hastalarına özgü hastanelerde uygulanacağı, Tasarı kanunlaştığında meydana getirilmesi zorunlu geçici hükümleri gösterecek uygulama kanununda ayrıca açıklanmalıdır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak, akıl hastası “salah” bulduğu yani toplumsal yönden artık suç işleme tehlikesi ortadan kalktığı takdirde, muhafaza ve tedaviye son verilecektir. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, muhafaza ve tedavi altında bulundurma süresinin “şifaya” kadar devam edeceği belirtilmiştir. Oysa akıl hastalarının bir çoğunda şifa olanağı yoktur. Ama hastalığın salah bulması ve suçlu akıl hastasının, nefsinde taşıdığı suç işlemeye ilişkin tehlike halinin ortadan kalkması olanaklıdır. Bu nedenle uygulamada esas itibarıyla şifa bulduğu beyanıyla muhafaza ve tedavisine son verilen hastaların büyük bir kısmı aslında şifa bulmuş değildir ve metnin gerçeğe uydurulması çok daha yerinde sayılmıştır.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundaki, muhafaza ve tedavi maksadıyla, suçlu akıl hastası şifaya ulaşmış olsa bile, asgari bir süreyle kurumda tutulmasını mecburi kılan hüküm muhafaza edilmiştir.

Maddenin (2) numaralı fıkrasında suçu işlediği sırada akli sağlık veya bilincinde bozukluk bulunan failin cezasının ne gibi koşullarla indirileceği ve cezanın rejimi gösterilmiştir.

Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise geçici (arızi) nedenlerin sorumluluğa etkisi gösterilmiştir.

35 inci maddede yer alan, sağır – dilsizler hakkındaki hükümler de, küçükler hakkındaki hükümlerle dengeli hale getirilmiş ve yirmibir yaşını doldurmuş bulunan sağır dilsizlerin, temyiz yeteneğine sahip bulunmaları halinde, normal kişiler gibi işledikleri suçlardan dolayı sorumlu olmaları kabul edilmiştir.

36 ncı madde, irade dışı sarhoşluk ve uyuşturucu madde kullanma hallerinde, bilinç ve hareket serbestliği tamamen ortadan kalkmış bulunduğu takdirde, faile ceza verilemeyeceği hükmünü getirmekte, bilinç ve irade serbestliği önemli derecede azalmış ise indirilmiş ceza vermekte, iradi sarhoşluk ve uyuşturucu madde kullanma halinde ise, faile tam ceza verilmektedir.

İkinci Kısmın Altıncı Bölümünü oluşturan ve teşebbüse ilişkin bulunan hükümlerin mevzuatımıza getirdiği yenilikler, özetle şöyle belirlenebilir:

Teşebbüste icra hareketlerine geçme koşulunun doktrinde ne derecede tartışmalı bir konu olduğu bilinmektedir. İşte bu konuda eksik teşebbüsten söz eden 37 nci madde, kastedilen elverişli vasıta ile ve kastı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirten hareketlerle icraya başlama ölçüsünü getirmiş ve bu hususta sübjektif ve objektif teorileri birleştiren bir ölçü koymuştur.

39 uncu maddede etkin pişmanlık halini, bütün suçlar bakımından genel hafifletici bir neden olarak kabul etmiş ve böylece Tasarının benimsemiş bulunduğu mağduru koruma ilkesi, etkin biçimde uygulama yeri bulmuştur. Etkin pişmanlık bakımından, Tasarının belirli suçlar için ayrıca öngördüğü hükümler ise saklı tutulmuştur.

39 uncu maddenin (2) numaralı fıkrasında, çağımız ceza adaletinde önemle geliştirilen “onarıcı adalet” kavramının uygulanmasını sağlayan ve “uzlaşma” olarak tanımlanan çok önemli bir yeni ceza hukuku kurumuna yer verilmiştir. Madde gerekçesinde bu hususa ilişkin ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir.

Asli iştirak şekilleri 40 ıncı maddede gösterilmiştir.

42 nci maddede fer’i iştirak halleri teker teker gösterilmiş ve son fıkrada fer’i iştirak hallerinin eklenmemesi halinde suçun işlenmesi olanaklı değilse bu takdirde, failin asli fail sayılacağı kabul edilmiştir.

“Özel Tehlike Halleri ve Tekerrür” başlığını taşıyan Sekizinci Bölüm, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna göre dikkat çekici yenilikleri ve özellikleri içermektedir:

Bir defa 45, 46 ve 47 nci maddelerde itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu kavramları tanımlanmış ve böylece suçlunun tehlike haline hukuki bir kavram olarak Tasarıda yer verilmiştir. Bu, Türk ceza mevzuatı bakımından önemli bir yenilik sayılmalıdır. Söz konusu üç suçlu sınıfına işledikleri suçun cezasına ek olarak Tasarının 94 üncü maddesinde gösterilmiş olan güvenlik tedbirlerinden birisi uygulanabilecektir.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanuna göre, yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince tekerrür halinde, birinci mahkumiyetin cezasının çekilmiş olması koşulunun arandığı bilinmektedir. Tasarı ise, 48 inci maddesinde mahkumiyet hükmünün kesinleşmiş olmasını veya cezanın düşmüş bulunmasını, diğer koşullarla birlikte tekerrür halinin oluşması için yeterli saymıştır.

Böyle bir halde, maddede gösterilen ölçülere göre ceza artırılmakla beraber, mahkeme tarafından uygun görüldüğü takdirde, fail hakkında hürriyeti bağlayıcı olmayan güvenlik tedbirlerine de (94 üncü maddenin (B) fıkrasında sayılanlar) hükmedilebilecektir. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alan ve gereksiz olarak hukuk labirentleri kurmakta bulunan özel tekerrür hükümlerine Tasarıda yer verilmemiştir.

48 inci maddede kabul edilen esas çerçevesinde, sırf askeri suçlar arasında da tekerrür hükümleri cereyan edecektir.

Tasarının “Cezaların ve Suçların İçtimaı” başlığını taşıyan Üçüncü Kısmının “Cezaların içtimaı” başlıklı Birinci Bölümünün 50 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında iki müebbet hapse mahkumiyet halinde fail hakkında altı aydan az ve iki yıl altı aydan fazla olmamak üzere geceli gündüzlü hücreye koyma rejiminin uygulanmasıyla yetinilecektir. Müebbet cezaların ağırlaştırılmış türüne mahkumiyet halinde de aynı hüküm geçerlidir.

53 üncü maddede, içtima halinde çeşitli cezalarda azami sınırların neler olduğu gösterilmiş ve maddenin (4) numaralı fıkrasında böylece yazılı sınırlara ulaşan cezalara, kesin mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezaların aynen uygulanacağı açıklanmıştır.

İkinci Bölümde 54 üncü maddede bileşik suç (mürekkep suç), 55 inci maddede müteselsil suç halleri tanımlanmıştır. 56 ncı maddede fikri içtima tanımlanırken, en ağır cezayı gerektiren hükmün, uygulama sonucunda en ağır neticeyi veren hüküm olduğu ayrıca belirtilmiştir.

“Yaptırım” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmın “Cezalar” başlıklı Bölümünün 57 ve 58 inci maddelerinde, asli ve fer’i cezalar gösterilmiştir.

Fer’i cezalar arasına, işyerinin kapatılması, sürücü belgesinin geri alınması ve suç nedeniyle mülkiyetin Devlete geçmesi yaptırımları da eklenmiştir.

Tasarı ölüm cezasını kaldırmış ve bunun yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını koymuştur. 60 ıncı madde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını tanımlamaktadır. Bu konu madde gerekçesinde ayrıntıları ile açıklanmıştır.

Ölüm cezasını kaldırmış bulunan ülkelerde, bu ceza yerine özel bir hürriyeti bağlayıcı ceza koyma hususundaki akımlar böylece Türk mevzuatına da yansımış olacaktır.

Tasarının “Asli cezalar” başlıklı İkinci Bölümünün 59 ve izleyen maddelerinde yer alan, hürriyeti bağlayıcı cezalar, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, hapis ve hafif hapis olarak saptanmış ve böylece 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunda yer alan ağır hapis cezası kaldırılmıştır. 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanundan sonra esasen mevzuatımız gerçekte tek hürriyeti bağlayıcı ceza sistemini kabul etmiş bulunmaktadır. Aslında hafif hapis cezasına da ihtiyaç yoktur; zira infaz rejimi itibarıyla diğer hapis cezalarından herhangi bir fark mevcut bulunmamaktadır. Ancak hafif hapsin Tasarıda muhafazası, kabul edilmiş bulunan cürüm ve kabahat ayırımında kolaylık sağlamak maksadına dayanmaktadır.

59 uncu maddenin ikinci fıkrasında çağdaş penolojinin esaslarını ve mahkumu yeniden sosyalleştirmek hususundaki temel suç ve ceza politikasını göz önünde bulundurmak suretiyle, iki yıl ve daha az süreli hapis ve hafif hapis cezalarını kapsayan mahkumiyetler kısa süreli sayılmıştır. Böylece Tasarının 64 üncü maddesinde yer alan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine uygulanabilecek ceza ve tedbirlerin listesi genişletilmiştir. Bu maddenin beşinci fıkrasında uygulamada asıl mahkumiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbir olacağı ve hükmün kanun yollarına başvuru hakkını kaldırmayacağı açıklanmıştır. Böylece hürriyeti bağlayıcı ceza bu husustaki sınırın altında para cezasına çevrilse de, kanun yoluna başvurma hakkı, hürriyeti bağlayıcı cezaya oranla varlığını sürdürecektir.

62 ve 63 üncü maddelerde, hapis ve hafif hapis cezalarının genel yukarı sınırları, kanunda aksi belirtilmedikçe hapis cezasında bir aydan yirmi yıla ve hafif hapis cezası ise yedi günden iki yıla kadardır.

Tasarının 64 üncü maddesinde kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine uygulanabilecek ceza ve tedbirler gösterilmiştir. 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinden farklı olarak, bu maddeye (6) numaralı bir bent eklenmiş ve altı ayı geçmemek ve hükümlünün rızası bulunmak koşulu ile, mahkumun kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza yerine, kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına hakimin karar verebilmesi kabul edilmiştir. 64 üncü maddenin gerekçesinde bu yeni kurum hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Halen Batı ülkelerinin bir kısmında ve Amerika’da başarıyla uygulanmakta bulunan bu tedbirin Türk mevzuatına girmesi gerçekten yararlı bir gelişmeyi oluşturacaktır.

Tasarının 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, iki yılı aşmayan bir hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmiş suçlunun, birinci fıkrada belirtilen özellikler yani suçun niteliği, fail ile mağdur arasındaki ilişkiler, failin kişilik özellikleri göz önüne alınarak cezasının aynı süreyle 94 üncü maddenin (A) fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde gösterilen bir güvenlik tedbirine çevrilmesine mahkemece karar verilebileceği hükmü yer almış bulunmaktadır. Bu fıkrada söz konusu olan hükümler ile 64 üncü maddede yer alan hükümler birbirine karıştırılmamalıdır. Zira 96 ncı maddenin ikinci fıkrasında yer alan hüküm bakımından mahkumiyet vardır ve asıl ceza hürriyeti bağlayıcı cezadır. Fıkra, adeta hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı bakımından belirli bir özellik göstermiş olmaktadır ve bir bireyselleştirme hükmüdür.

Tasarının 66 ncı maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların özel infaz şekilleri gösterilmiştir. Madde, 13/7/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanun hükümlerini esasta tekrarlamaktadır. Ancak maddenin (4) numaralı bendi kadınlar için hürriyeti bağlayıcı cezanın belirli koşullarla elektronik alete bağlanmak suretiyle oturulan yerde çekilmesi olanağını getirmiştir. Tedbirlere uymama halinde mahkum geri kalan cezasını aynen çekecektir.

67 nci maddede yer alan koşullu salıverilme bakımından Tasarı cezalar hakkında kabul ettiği yenilikleri itibarıyla bir kısım yeni hükümler getirmiştir. Bir defa bütün suç failleri hakkında koşullu salıverilme olanağı kabul edilmiş; ancak fiilen çekilmesi gerekli ceza süresi farklı olarak belirlenmiştir.

Ayrıca madde, koşullu salıverilmeye hak kazanılabilmesi için çekilmesi gerekli ceza süresinin hesabında tutukluluk süresinin de göz önüne alınacağını belirtmekte olduğu gibi, maddenin gerekçesinde de bu süreye göz altında geçirilen müddetin de dahil bulunduğu açıklanmıştır. Maddeye göre koşullu salıverilme mutlaka belirli bir süre cezanın çekilmiş olmasını gerektirmektedir. En az üç ay süre ile hürriyeti bağlayıcı cezayı çekmemiş bulunan hükümlü koşullu salıverilmeyecektir. Bunun dışında maddenin dördüncü ve izleyen fıkralarında getirilen önemli hükümler hakkında madde gerekçesinde gerekli açıklamalar yapılmıştır. Bu konuda asıl problem, koşullu salıverilmeyi, gerçekten koşullarına uygun olarak, her olayda bu hususu dikkatle yerine getirerek uygulamaktır. Fransız Ceza Usulü Kanununda Haziran 2000’de yapılan değişiklikler bu konuda bazı ölçüler getirmiş ve ilkeleri saptamıştır. Yeni 729 uncu maddeye göre, “Koşullu salıverilme, mahkumların topluma yeniden kazandırılmalarını, uyum sağlamalarını ve tekerrürün önlenmesini hedefler. Bir veya birden çok hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmiş bulunan kimse gerek özellikle mesleki bir etkinliğin yerine getirilmesinde, gerek bir eğitim görmek veya mesleki bir yetişkinlik kazanmak veya bir stajı geçirmek yahut geçici bir işi yerine getirmek, aile hayatına temelli olarak iştirak, bir tedaviye tabi tutulmak zorunluluğunu kabul etmek, mağdurların zararını karşılamak hususundaki tutumu ile sosyal uyum yönünden ciddi çabalar gösteriyorsa koşullu salıverilmesine karar verilir.”

Ağır para cezasına ilişkin 68 inci maddeye göre, ağır para cezasının genel sınırları üçyüzellimilyon liradan doksanmilyar liraya kadardır. Maddenin ikinci fıkrasıyla 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve hakimin her olayda para cezasını ne suretle takdir ve belirleyeceğini gösteren hükmü tamamlanmış ve suçlunun elde ettiği yararın ve suçun meydana getirdiği zararın ağırlık ve hafiflik derecesinin cezanın sosyal etkisinin, uyarma amacı ve buna benzer diğer hallerin de, temel ceza belirlenirken göz önüne alınacağı açıklanmıştır. Hakimin bütün diğer cezalarda, temel cezayı belirlerken göz önüne alması gerekli hususları belirten 79 uncu madde, elbette ki, para cezaları bakımından da geçerlidir. Ancak para cezalarını ihdas ederken, Tasarının kabul ettiği ilke yani bu cezanın esas itibarıyla yarar sağlama amacını güden suçlar karşılığı bir yaptırım olarak kabulü dolayısıyla, bu maddeyle para cezalarının takdirinde göz önünde bulundurulacak esasların ayrıca vurgulanması uygun sayılmıştır.

69 uncu maddeye göre, hafif para cezasının genel sınırları yüzmilyon liradan onmilyar liraya kadardır. Bu para cezasına ait temel cezanın saptanmasında da 68 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan esaslara uyulacaktır.

70 nci madde, nispi para cezalarını tanımlamaktadır: Madde metnine göre kanunda aşağı sınırı gösterilen para cezaları da, tanıma uyuyorsa nispi para cezası olarak sayılacaktır. Tasarının 71 inci maddesi para cezalarının infazı hakkındaki esasları göstermektedir. Maddeyle hakimin, para cezalarını takside bağlama yetkisine yürürlükteki hükümlere göre daha fazla esneklik getirilmiş ve başvuru üzerine takside ilişkin kararlarında değişiklik yapılabilmesi kabul edilmiştir. Ayrıca para cezasının ödenmemesi halinde kırkmilyon liranın bir gün hapse karşılık sayılacağı belirtilmiştir.

Tasarının 72 nci maddesiyle, kamu hizmetlerinden yasaklanmanın sadece fer’i bir ceza olduğu, mahkumiyetin kanuni neticesi olarak hükmolunamayacağı ve en çok süresinin üç yıldan ibaret bulunacağı kabul edilmiş ve böylece suçlunun iyileştirilmesi ve yeniden sosyalleştirilmesi, topluma kazandırılması bakımlarından önemli bir yenilik gerçekleştirilmiştir.

73 üncü maddede yer alan “bir meslek veya sanat veya ticaretin icrasının durdurulması” cezası bakımından da, aynı nedenlerle aynı esaslar belirtilmiştir. Bu cezanın süresi en çok iki yıldır. Maddeyle getirilen çok önemli bir yenilik, cezanın ancak suça vasıta kılınan meslek veya sanat veya ticaretin icrasının durdurulması hakkında uygulanabileceğidir. Bu ceza meslek, sanat veya ticaretle ilgisi bulunmayan bir suç dolayısıyla hükmedilemeyecektir.

74 üncü maddede yer alan “işyerinin kapatılması” fer’i cezası ise, sadece belirli bir yerde sanat veya mesleğin icra edilemeyeceğine ilişkin bir yasağı kapsamaktadır.

75 inci maddede “sürücü belgesinin geri alınması” fer’i cezası yer almıştır.

76 ncı madde, fer’i cezaların ne zamandan itibaren infazına başlanacağını göstermektedir. Bu maddenin ikinci fıkrasında, erteleme ve özel af gibi nedenlerle asli cezanın infaz edilememesi halinde, hükümde veya af işleminde fer’i cezaların infaz edileceği açıkça beyan edilmişse, kesinleştiği tarihten itibaren uygulanacağı belirtilmiş ve son fıkrada asli cezanın ertelenmesi halinde işyerini kapatma cezasının da uygulanamayacağı açıklanmıştır.

77 nci maddenin birinci fıkrasında, kamu hizmetlerinden yasaklanma, ikinci fıkrada, bir meslek veya sanat veya ticaretin icrasının durdurulması cezalarının hükmedilebilecekleri haller gösterilmektedir. Memuriyet sıfatının suçun unsurunu veya ağırlatıcı nedenini oluşturduğu fiillerde hakim, takdirine göre, fail hakkında verilecek cezaya ek olarak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasına da hükmedebilmesinin toplum savunması bakımından gerekli olduğunu saptayacak olursa, asli ceza süresini geçmemek üzere bu cezaya hükmedebilecektir. Ancak ceza süresi hiç bir suretle hükmedilen asli cezanın süresini aşamayacaktır. Kanunun cezayı ayrıca koymuş bulunduğu hallerde bu maddedeki yetkinin ayrıca kullanılamayacağı doğaldır.

Maddenin ikinci fıkrasında, bir meslek veya sanat mensubu olmanın veya ticaretle meşgul bulunmanın suçun unsurunu veya ağırlatıcı nedenini oluşturduğu hallerde, bir meslek veya sanat veya ticaretin icrasının durdurulması cezasına üç günden iki yıla kadar bir süreyle, hakimin takdirine göre, asli cezaya ek olarak hükmedilebileceği ve fakat her halde sürenin asli cezayı geçemeyeceği belirtilmiştir. Böylece her iki fer’i cezanın fail hakkında otomatik olarak uygulanmasının sakıncası, hakime takdir hakkı verilmesi suretiyle giderilmiştir. Madde, Tasarının kabul etmiş bulunduğu suç ve ceza siyasetinin kovaladığı esas hedefi vurgulamış olmaktadır. Ancak toplum savunması zorunlu kılmışsa ehliyetsizliğe hükmedilebilecektir. Madde, bu şekliyle uygun bir bireyselleştirme aracı niteliğindedir.

Tasarının 78 inci maddesi müsadere ve yeni bir kurum olarak, suç nedeniyle mülkiyetin Devlete geçmesi fer’i cezalarını baştan başa yepyeni bir şekilde düzenlemiş bulunmaktadır. Gerekli ayrıntılara maddenin gerekçesinde yer verilmiştir.

Tasarının 81 inci maddesinde, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeni ile geçirilmiş sürelerin ceza mahkumiyetinden indirileceği açıklanarak mahsup kuralına adil bir genişlik getirilmiştir. Mahkumiyet para cezasına ilişkin ise, 64 üncü maddedeki eşdeğerlilik (muadelet) kuralına uyularak indirim yapılacaktır.

82 nci madde, cezanın ertelenmesini düzenlemektedir. Deneme süresi, hükmün verildiği tarihten başlayacaktır. Ayrıca deneme süresi içinde suç işlenmesi halinde, ertelemenin düşmesi kabul edilmekle beraber, hükmün kesinleşmesi koşulu aranmayacaktır. Cezası ertelenen mahkum, deneme süresi içinde uygun bir denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulabilecektir. Hakim bu hususu, suçlunun içinde bulunduğu koşullara göre saptayabilecektir.

Maddenin dokuzuncu fıkrasında denetimin niteliği ve maksadı ve bu dönemde hükümlüye ne gibi yükümlülüklerin konulabileceği açıklanmaktadır.

Tasarının Altıncı Bölümü “Dava ve Cezanın Ortadan Kaldırılması” başlığını taşımakta ve 83 ila 93 üncü maddelerde ölüm, af, dava zamanaşımı, durması, ceza zamanaşımı, fer’i cezalarda zamanaşımı, ceza zamanaşımının kesilmesi, zamanaşımının hesabı ve uygulanması, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete ve şahsi davaya bağlı suçlar, dava ve cezanın düşmesinin etkisi, önödeme konuları düzenlenmektedir. Bu konudaki önemli bir değişiklik, dava zamanaşımının kesilmesinin kaldırılmasıdır. Bunun yerine zamanaşımı sürelerinin daha uzun olarak saptanması uygun görülmüştür.

Tasarının Birinci Kitabının Dördüncü Kısmının Yedinci Bölümünde yer alan, 94 ila 99 uncu maddelerde Türk ceza mevzuatında reform niteliğinde bir yenilik gerçekleştirilmekte ve Anayasanın 38 inci maddesinde sözü edilen güvenlik tedbirlerine Tasarıda böylece ayrıntılı olarak yer verilmektedir:

Güvenlik tedbirleri, suçludaki tehlike haliyle orantılı olarak hükmedilen veya hükmedilebilen ve esas itibarıyla sosyal savunma amacına yönelmiş bulunan bir yaptırım çeşididir. Bu tedbirler, suçluyu iyileştirme yoluyla sosyal yararı sağlama amacını güder. Ancak Tasarı, yukarıda açıklandığı üzere güvenlik tedbirlerinde de suçta ve cezada kanunilik esasını uygulamaktadır. Bu nedenle Tasarının kabul ettiği sistemde, güvenlik tedbirleri ancak kanunun belirlediği veya hakime yetki verdiği hallerde uygulanacaktır. Böylece güvenlik tedbirlerinin hükmedilişlerinde yargı sistemi uygulanacaktır. Güvenlik tedbirleri failin bir suç işlediği yargı usulleriyle saptandıktan sonra uygulanabilecektir. Ancak güvenlik tedbirlerinin infazı da, cezalar gibi idari niteliktedir. Bu nedenle, güvenlik tedbirlerinin esas nitelik, amaç ve sonuçlayacakları yoksunluk ve sağlayacakları olanaklar değişik maddelerde belirtilmektedir. Bu suretle kanunilik esasına sadık kalınmakla birlikte, Tasarının 99 uncu maddesi, güvenlik tedbirlerinin infazında uygulanacak usul ve esasları Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun ile özel tüzüğüne bırakmıştır.

Tasarı, 94 üncü maddesinde, güvenlik tedbirlerinin “hürriyeti bağlayıcı olanlar”, “haklardan yoksunluğu gerektirenler” ve “önleyici kefalet” olmak üzere üçe ayırmış, böylece diğer bazı kanunların tutumundan farklı olarak, mameleke ilişkin güvenlik tedbirlerine yer vermemiştir. Maddenin değişik bentlerinde üç grup halindeki güvenlik tedbirleri gösterilmiştir.

Tasarı, güvenlik tedbirlerinin, esas itibarıyla, suçlular ve suçlar hakkında asıl cezaya ek olarak uygulanması sistemini kabul etmiş bulunmaktadır. Ancak 96 ncı maddenin ikinci fıkrasında da belirtildiği üzere, mahkumiyet süresi iki yılı aşmayan bir hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmiş suçlunun, kişilik özellikleri göz önüne alınarak cezasının aynı süreyle bir “eğitim-iş evinde veya tarım işletmesinde ıslah edilme” veya “denetimli serbestlik” tedbirlerinden birine çevrilmesine mahkemece karar verilebilecektir. Böylece, Anayasanın 38 inci maddesi çerçevesinde cezalar yerine, güvenlik tedbirlerine hükmedilebilmesi olanağı elde edilmiş olmaktadır.

94 ila 99 uncu maddeler, güvenlik tedbirlerini çeşitli yönlerden düzenlemiştir. Bu maddelerin gerekçelerinde ayrıntılı açıklamalar yapıldığından burada ayrıca söz konusu maddeler üzerinde durulması gerekli görülmemiştir.

Birinci Kitabın “Çocuk ve Küçüklere İlişkin Hükümler” başlığını taşıyan Beşinci Kısmı hakkında yukarıda gerekli açıklamalar yapılmıştır; asıl bilgiler için maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır.

Tasarının İkinci Kitabı, özel hükümleri içermektedir. Bu Kitap içinde suçlar, ihlal ettikleri hukuki yararın niteliğine göre, üç büyük ayrı kısım halinde toplanmış ve tasnif edilmişlerdir. Bilindiği üzere her suç, bir kısım hukuki yararları ihlal eder veya belirli yararları korumak amacıyla meydana getirilir. Tasarı bu yararları üç büyük kısım halinde bir tasnife tabi tutmaktadır: Başta kişilere ait yararlar gelir. İkinci olarak toplumun, üçüncü olarak da, toplumun en büyük örgütlenmesini oluşturan Devletin yararları söz konusu olur. Bu itibarla bir defa suçların üç ana bölüm halinde tasnif edilmesi uygun görülmüştür. Her ana bölüm içinde de yine esas karakteri kişilere, topluma ve Devlete yönelik olmakla birlikte ayrıca müstakil kategori oluşturan suçlar ayrı bölümler içine konulmuşlardır. Belirtilen esas çerçevesinde Özel Kısmın tasnifi şöyledir;

“Kişilere Karşı Suçlar” başlığını taşıyan Birinci Kısım, ihlal edilen insan haklarının niteliğini göz önünde bulundurmak suretiyle on bölüme ayrılmıştır.

Birinci Bölüm : Jenosit ve İnsanlığa Karşı Suçlar

İkinci Bölüm : Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti

Üçüncü Bölüm : Hayata Karşı Suçlar

Dördüncü Bölüm : İşkence

Beşinci Bölüm : Beden Bütünlüğüne Karşı Suçlar

Altıncı Bölüm : Çocuk Düşürme ve Düşürtme Suçları

Yedinci Bölüm : Hürriyete Karşı Suçlar

Sekizinci Bölüm : Şerefe Karşı Suçlar

Dokuzuncu Bölüm : Hayatın Gizli Alanına ve Özel Hayata Karşı Suçlar

Onuncu Bölüm : Malvarlığına Karşı Suçlar

Onbirinci Bölüm: Müşterek Hükümler

İkinci Kitabın “Topluma Karşı Suçlar” başlığını taşıyan İkinci Kısmında şu bölümler yer almaktadır :

Birinci Bölüm : Genel Tehlike Yaratan Suçlar

İkinci Bölüm : Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar

Üçüncü Bölüm : Kamu Güvenine Karşı Suçlar

Dördüncü Bölüm : Kamu Düzenine Karşı Suçlar

Beşinci Bölüm : Ulaşım ve Haberleşme Araçlarına Karşı Suçlar

Altıncı Bölüm : Cinsel Bütünlüğe ve Edep Törelerine Karşı Suçlar

Yedinci Bölüm : Aileye Karşı Suçlar

Sekizinci Bölüm : Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar

Dokuzuncu Bölüm : Bilişim Alanında Suçlar

Onuncu Bölüm : Müşterek Hükümler

İkinci Kitabın “Millete, Devlete ve Kamusal Barışa Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Üçüncü Kısmında şu bölümler yer almıştır :

Birinci Bölüm : Devletin Ülkesine, Egemenliğine ve Birliğine Karşı Suçlar

İkinci Bölüm : Anayasa Düzenine ve Devlet Kuvvetlerine Karşı Suçlar

Üçüncü Bölüm : Milli Savunmaya Karşı Suçlar

Dördüncü Bölüm : Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk

Beşinci Bölüm : Kamu Hizmeti ve Görevlerine Karşı Suçlar

Altıncı Bölüm : Devletin Egemenlik Alametlerine, Organlarına ve Memurlarına Hakaret Suçları

Yedinci Bölüm : Adliyeye Karşı Suçlar

Sekizinci Bölüm : Yabancı Devletlerle Olan İlişkilere Karşı Suçlar

Dokuzuncu Bölüm : Memurlar Tarafından İşlenen Suçlar

Onuncu Bölüm : Müşterek Hükümler

Onbirinci Bölüm : Son Hükümler

Yukarıya aktarılan tasniften de anlaşılacağı üzere Tasarı, kişilere karşı suçlara özel hükümlerin başında yer vermiş bulunmakta ve böylece, insanı ve insan haklarını koruma ilkesine verdiği üstün değeri ifade etmek ve esasını oluşturan suç ve ceza politikasının temel hedefini bir kere daha vurgulamak istemektedir. Tasarının bu Kısmına “Jenosit ve İnsanlığa Karşı Suçlar”, “Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti” bölümleri ile başlamış olması, Tasarının, insancıl değerleri vurguladığını gösteren anlamlı bir işaret sayılmalıdır.

Üç ayrı kısım içinde yer alan bölümlerin maddelerinde, korunmak istenen hukuki yarar göz önünde bulundurulmak suretiyle sıralama yapılmış ve böylece aynı hak ve yararı ihlal eden suçlar aynı bir bölüm içerisinde toplanmıştır. Bilindiği gibi bazen aynı bir suç, birden çok yararı aynı zamanda ihlal edebilir ve değişik yararları aynı zamanda koruma hedefini güdebilir. Bu gibi hallerde, suça ilişkin değişik hak ve yararlar arasında galip olan, üstün sayılan yarara göre maddenin yeri saptanmıştır. Bu tasnif kanunun uygulanmasında, yorumda kolaylık sağlayacak ve hukukçu olmayanlar için ilgili hükümleri bulmak kolaylaşacaktır.

Tasnif yönünden uygulanan diğer bir esas da, aynı bir kısmın değişik bölümleri arasında ortak hükümlerin, her kısmın sonundaki “müşterek hükümler” başlığını taşıyan bölüme yerleştirilmiş olmasıdır. Aynı bir bölüm içinde yer alan değişik suçlar bakımından müşterek olan hükümler ise, o bölümün sonuna konulmuştur.

Tasarının özel hükümlerin tasnifi bakımından getirdiği diğer bir özellik de, kabahat derecesindeki suçlar için, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanundan farklı olarak, ayrı bir kısım tahsis edilmiş olmamasıdır. Kabahat derecesindeki suçlara da ihlal eyledikleri veya korumak amacında bulundukları hukuki yarar göz önüne alınmak suretiyle ilgili bölüm içinde yer verilmiştir.

Bölümler içerisindeki suçlara ise şu esasa göre yer verilmiştir.

Suçlara, işlenişlerindeki yoğunluğa ve korunan hak ve yararın önemine göre bölüm içerisinde öncelik verilmektedir. Bu sıra çerçevesinde önce suçun basit şekli yer almakta, sonra nitelikli şekli gösterilmektedir. Bileşik suçlara ise, diğer suçlardan sonra yer verilmektedir. Suçlar, ilke olarak bölümler içerisinde böylece yer almakla birlikte, unsurlarının bir kısmı müşterek olan fiillerin karşılaştırmayı ve uygulamada kolaylığı sağlamak üzere, birbirini izlemesine de dikkat edilmiştir.

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanunun esas sistemi itibarıyla her ihtimali ayrı ayrı göz önüne alarak bunlara göre cezayı ayrı ayrı tertipleyen, hakimin takdir hakkına fazla yer vermeyen, vak’acı “casuistique” nitelikte bulunduğu bilinmektedir. Bu halin gerek bizdeki hukuk uygulamasının geleneksel özelliklerinden, gerek suçta kanunilik ilkesinin çok abartılı şekilde anlaşılmasından kaynaklandığı ayrıca bilinmektedir. 1960’lardan sonra meydana getirilen çağdaş kanunlar, kanunilik ilkesine tam sadık kalmakla birlikte, bu sistemden bir ölçüde ayrılmış ve değişik olasılıkları kapsayabilecek ibareleri içeren ve hakime kanunu olaylara uydurabilecek derecede takdir hakkı sağlayan bir tutumu yansıtmışlardır. Tasarıda, bu iki akım arasında ortalama bir yolun tercihi uygun sayılmıştır. Böylece yürürlükteki Kanunun abartılı “casuistique” karakteri, Tasarıda yer almış değildir ve fakat suçta kanunilik ilkesini zedeleyebilecek derecede metinlere genişlik verilmesi de uygun sayılmamıştır.

Tasarının Özel Kısmında yer alan suçları belirleyen maddelerine ilişkin gerekçeler ayrıntılı olarak kaleme alınmış ve metinle birlikte sunulmuştur. Bu nedenle, Genel Gerekçede uygulanan suç ve ceza siyaseti bakımından, gerekli sayılan yukarıdaki açıklamalarla yetinilmesi ve maddeler hakkındaki gerekçelere tümüyle yollamada bulunulması uygun sayılmıştır.

1960’lardan sonra insan haklarına ve demokrasi ilkeleri ile uyumlu ceza hükümleri getirme akımına Tasarıda özellikle yer verilmiş ve bununla orantılı olarak yeni hükümler metinde yer almıştır. Bunların gerekçeleri her madde bakımından ayrı ayrı sunulmuştur.

Meclis Görüşmeleri

Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı: 664) (x)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 664 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Orhan Eraslan, AK Parti Grubu adına Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü; şahısları adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş’in söz talepleri vardır.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Orhan Eraslan’a aittir.

Sayın Eraslan, buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; gündemimizde görüşülmekte olan 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca, yeni yasama yılında kürsüye ilk gelen milletvekili olarak, yeni yasama yılının, ülkemize, ulusumuza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1926 yılında bir aydınlanma projesinin bir unsuru olarak yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıl uygulandıktan sonra, ilk defa, Türk Ceza Yasasının bütünüyle yeni baştan yapılması ve yazılması çalışmaları, yani, kodifikasyon çalışmaları Meclis aşamasına kadar gelmiştir.

Yetmişsekiz yıl önce, 1889 tarihli İtalyan Zanardelli Yasası esas alınarak hazırlanan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, klasik, liberal bir ideolojinin ürünüydü; ancak, 1930 tarihli İtalyan Rocco Kanununa göre yapılan değişiklikler de zaman içerisinde Ceza Kanunumuza alındığı için kanunun yapısı bozulmuştu. Zaman içerisinde 50’ye yakın değişiklikle kanunun bütünlüğü ve felsefesi de bozulmuştu. Bu nedenle, uzun zamandır, Türk Ceza Kanununun yeni baştan yapılması konusunda görüşler ve çalışmalar mevcuttu.

Değerli arkadaşlarım, yetmişsekiz yıllık uygulama sonucu hem yargısal içtihatlar hem de Türk ceza doktrini gelişmiş; ülkemizde, uluslararası planda kabul görecek nitelikte, çok sayıda, hem teorik alanda hem pratik alanda hukukçu yetişmiş, önemli bir birikim sağlanmıştır.

İki noktada, kanımca, hukuk çevrelerinde büyük ölçüde düşünce ve kanaat birliği oluşmuştur. Bunlardan bir tanesi, yetmişsekiz yıllık uygulama ve 50’nin üzerinde değişiklik gören 765 sayılı Türk Ceza Kanununun köklü bir değişikliğe tabi tutulması ya da yeniden bir ceza kanunu hazırlanmasıdır. İkincisi ise, ülkemizdeki teorik ve pratik ceza hukuku birikiminin böyle bir çalışmayı yapmaya yeterli olduğudur.

Bu çerçevede, 1985 yılından bu yana, Adalet Bakanlığı nezdinde çeşitli bilimsel komisyonlar oluşturulmuş, bu komisyonlar 1987, 1989, 1997, 2001 ve 2003 yıllarında çeşitli TCK tasarıları hazırlamışlardır. Bu tasarılardan 2003 tasarısı hükümet tasarısı olarak Yüce Meclise sevk edilmiştir.

Yüce Meclise hükümet tasarısı olarak sevk edilen tasarının, Adalet Komisyonumuzda, 28.7.2003 tarihinde, tümü üzerinde görüşme yapılmış ve altkomisyon kurularak, tasarı, altkomisyona hava edilmiştir.

Altkomisyon, çalışmalarına 21.10.2003 tarihinde başlamış, altkomisyonda, benim de içinde yer aldığım 2’si Cumhuriyet Halk Partisine, 3’ü Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 5 milletvekili yer almış, bunun dışında, ayrıca -hangi kıstasa göre, neye göre yer aldığını bilemediğimiz- 3 sayın ceza hukuku doçenti katılmış, 1 de sayın Yargıtay üyesi katılmıştır. Adalet Bakanlığının 2 sayın tetkik hâkimi ve Bakanlığın 2 yüksek müşaviri de katılmışlardır. Bu çerçeve içerisinde altkomisyonda 21.10.2003 tarihinde başlanan görüşme eşi görülmemiş bir süratle bitirilerek 12.5.2004’te tasarı komisyona teslim edilmiştir.

Gerek altkomisyon tasarısına yazdığımız ayrışık oy gerekçesinde ve gerekse de Adalet Komisyonu raporuna yazdığımız ayrışık oy gerekçesinde, yapılan çalışmaların sakıncalarına ve yanlışlıklarına dikkat çekilmiştir; ancak, tüm bu çabalara karşın çalışma metodunda bir iyileşme sağlanamamıştır.

Elimizde bulunan ve şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı hükümet tarafından Meclise sevk edilen tasarıyla ilgisiz bir tasarı olup, tamamen altkomisyonca hazırlanmıştır.

Bu noktada, kısaca şu bilgiyi vermekte yarar bulunmaktadır: Hükümet tarafından Meclise sevk edilen Ceza Kanunu Tasarısı altkomisyon çalışmaları sırasında çok fazla otoriter bulunduğu için, altkomisyonca, üzerinde birtakım değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, hükümet tasarısıyla yapılan değişiklikler yasanın bütünlüğünü bozmuş olduğundan, bu defa, altkomisyonca, tasarı yeniden yazılmaya çalışılmıştır. Burada, hem yöntem açısından hem de elde edilen metin açısından söylenecek ve eleştirilecek kuşkusuz çok şey vardır.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bu noktada, ceza yasasının ne olduğunu ve bu temel kodun nasıl yapılması gerektiğini anlatma gereksinimi vardır. Burada saygı ve rahmetle andığım hocamız Faruk Erem, daha 1950’li yıllarda, ceza kanunlarının hazırlanış biçimi hakkında “ceza kanunları, uzun ve bilinçli bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır. Hiçbir kanun ceza kanunu kadar kişi özgürlükleriyle yakından ilgili değildir. Sonuçları kişi özgürlüğüne etkili kanunların başında ceza kanunları gelir. Bu nedenle, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün gereklerine bağlılık göstermek gerekmektedir” diyerek, hukuk tekniğinin, bir bakıma, kişi özgürlüklerinin teminatı olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde, bu büyük ceza hukukçusu şu açıklamayı da yapmaktadır: “Ceza kanunları çabuk değişmemelidir. Çabuk değişen kanunlar, kusurlu, iyi hazırlanmamış kanunlardır. Kanunların sık değişmesi, hukuk kuralının vatandaş vicdanında yerleşmesine ve manevî otorite kurmasına engel olur. Genel kanunlar, hukuk düzeninin esasını ve sürekliliğini sağlar. Bu çeşit kanunlar, genellikle, uzun bir doktrin çalışmasının verimlerinden faydalanılarak hazırlanır. Bu bakımdan, özel kanunlara göre teknik anlamda daha da mükemmeldirler.”

Türk ceza öğretisinin önemli doruklarından olan merhum Prof. Dr. Faruk Erem’in, daha 1950’li yıllarda belirttiği görüşleri, aşağı yukarı, öğretide önemli sayılan tüm akademisyenlerce kabul edildiği gibi, tüm dünyada da benzer yaklaşımlar söz konusudur.

Ceza yasasının ve ceza verme hakkının ne olduğu konusunda ünlü İtalyan cezacısı Beccaria da şöyle demektedir: ” Yasalar, aslında, bağımsız ve tek yaşayan insanların hangi şartlarda birleşerek toplumu oluşturduklarını gösteren birer belgeden başka bir şey değildir. İnsanoğlu, özgürlüklerinin bir kısmını tam bir güven ve açıklıkla kullanmak için özgürlüğünün diğer kısmından vazgeçti. Bu bağışlanan özgürlükler ulusal egemenliği oluşturdu. Bu suretle, kişilerin kendi özgürlüklerinden vazgeçtikleri kısımların toplamı, toplumun ceza verme hakkını teşkil etti.” Yani, ceza verme hakkı ve ceza hükmü koymak, çok rasgele bir hak değildir.

Tüm bunların ışığı altında değerlendirdiğimizde, şu anda görüşmekte olduğumuz altkomisyon tasarısı, bu gereklere tam uyabilen, bu gerekleri karşılayabilen tasarı değildir. Kuşkusuzdur ki, biz, bu tasarıya olumlu katkılarda bulunduk, büyük bir iyi niyetle katkı vermeye çalıştık. Tasarıda karşı olduğumuz sayısız nokta olmakla beraber, uzlaşma arayışı içerisinde olduk.

Değerli arkadaşlarım, akademik dünyada uzlaşma esas değildir, bilimde uzlaşma olmaz; ama, siyaset dünyasında uzlaşma önemlidir, uzlaşma arayışı da gerekmektedir. Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza Kanunu Tasarısında kodifikasyon yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu çalışmanın, hiç değilse, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmesi gerekmiştir, bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Altını çiziyorum, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmiştir, bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Uzlaşmanın temel felsefesi budur değerli arkadaşlarım.

Tüm uzlaşma metinlerinde olduğu gibi bu uzlaşma metni de tarafları tümüyle memnun etme olanağına sahip değildir. Bizim de, tasarıda karşı olduğumuz pek çok nokta vardır; ancak, tasarı bir uzlaşma anlayışıyla gündeme geldiği için, hatalı bulduğumuz noktalara değinmekle yetineceğiz, uzlaşmanın çerçevesini aşacak bir çalışma içerisinde bulunmayacağız.

765 sayılı Türk Ceza Kanunundan yetmişsekiz yıl sonra yapılan yeni kodifikasyon çalışmasının ne yöntemi böyle olmalıydı ne de sonuçları bu şekilde olmalıydı.

Temenni ediyorum, sonuç bir kar helvasına dönüşmez, yapanı da yazanı da memnun etmeyecek bir noktaya gelmez.

Bu noktada bazı belirlemelere ihtiyaç vardır. “Hükümet tasarısı düzeltilir bir noktada mıydı” sorusunun yanıtı olumlu değildir. Gerçekten de, hükümet tasarısı otoriter bir metindi ve düzeltilebilir bir noktada değildi. Bu metni düzeltmeye çalışmak yerine yeniden yazmak, kanımızca, belki, daha uygun bir seçenek olmuştur. Ancak, burada iki noktada sakınca ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, altkomisyonlar ceza kanunu yazabilme yeterliliğinde midir? Yukarıda anlatılanlar ışığında hiçbir komplekse kapılmadan değerlendirecek olursak, bu konuya olumlu yanıt verebilmek çok kolay değildir. Esas olan, kod niteliğinde belli bir sistematiği bulunan ve kendi içerisinde bütünlüğü olan tasarıların milletvekillerinin kişisel hayat deneyimleri ve birikimleriyle yapılmaması gerektiğidir, bilimin ışığında yapılması gerektiğidir.

İkincisi, Adalet Bakanlığı nezdinde yaklaşık olarak onbeş yıldır sürdürülen çalışma ile altkomisyon çalışması ayrı ayrı çalışmalar olduğu için, altkomisyon metnine, Bakanlık nezdinde kurulan bilimsel kurulun çalışmalarının devamıdır deme olanağı yoktur. Zaten, altkomisyona katılanlardan Sayın Keskin Kaylan dışında hiç kimse Bakanlıktaki bilimsel kurul çalışmalarına katılmamıştır. Dolayısıyla, iki çalışma arasında bir köprü mevcut değildir, biri diğerinin devamı değildir.

Bu belirlemeleri yaptıktan sonra, 21.12.2003 tarihi ile 12.5.2004 tarihi arasında, yukarıda nitelikleri belirlenen altkomisyonun ceza kanunu gibi temel bir kodu yeniden yazmasının doğru olup olmadığını tartışmaya ihtiyaç vardır.

Bunları yaşarken, kuşkusuz, biz de, var olan gücümüzle altkomisyon metnine olumlu katkı yapmaya çalıştık ve kanımızca, birçok noktada da eskiye oranla daha iyi şeyler yapılabilmiştir. Amacımız, kimseye, hele hele kendimize de, haksızlık etmek değildir. Altkomisyona katılan milletvekili arkadaşlarımız ve diğer teknik kadro, elinden geldiği kadar olumlu doğrultuda, belirteceğimiz birkaç nokta dışında çaba sarf etmiştir. Bu anlamda, kimseye haksızlık yapılması doğru değildir; ama, böyle bir çalışmanın Ceza Kanununu yeniden yapmak için yeterli olduğunu kabul edecek olursak ve en iyi metnin altkomisyonca yazıldığını kabul edecek olursak, o zaman, en çok, altkomisyonda yer alanlara haksızlık etmiş oluruz, onları, tarih önünde, kaldıramayacakları ağır bir yükün altına sokmuş oluruz.

Oysa, ülkemizde, yukarıda da anlatıldığı gibi, çok ciddî, teorik ve pratik bir ceza hukuku birikimi oluşmuştur. Bu temel kodun yeniden yazılmasında daha geniş bir katılım sağlanarak, ülkenin teorik ve pratik ceza hukuku birikiminin, evrensel ceza hukuku prensipleriyle birlikte, hiçbir komplekse, hiçbir endişeye, hiçbir önyargıya kapılmaksızın, yeni Ceza Yasası Tasarısına aktarılması gerekmekteydi.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, 30’un üzerinde hukuk fakültesi var, 120’nin üzerinde ağır ceza mahkemesi var, 250’nin üzerinde Yargıtay üyesi var, 70’in üzerinde baromuz var, yüzlerce, binlerce hâkim, savcı ve avukatımız var. Bu kadar geniş hukuk çevresi olan ülkemizde, aceleyle, bir yıla bile varmadan, bir temel kodun hazırlanarak yasalaştırılmaya çalışılması, hele hele Ceza Kanunu Tasarısının yasalaştırılmaya çalışılması çok doğru değildir. Burada doğacak aksaklıklar nedeniyle, en başta, bu çalışmalara katılan arkadaşlara vicdanî açıdan haksızlık yapılmış olunmaktadır.

Kaldı ki, dünyadaki uygulamalar bizdeki uygulamaların tersi doğrultusundadır. Ceza kanunlarını yeniden yapan ülkeler hiç acele etmemişlerdir; Almanlar ceza kanunlarını 20 yılda, Fransızlar 18 yılda, İspanyollar 27 yılda yapabilmişlerdir. Bizde, bu süre, 1 yılı bile bulmamıştır.

Kimi arkadaşlarımız, 1985’ten beri ceza kanunu çalışmalarının yapıldığını hatırlatarak, bu süreyi de dahil etmek istemektedirler; ancak, o çalışmaların sonucu olan hükümet tasarısının dikkate alınmayarak, tasarının yeniden kaleme alındığını hatırlardan çıkarmamak gerekir. Dolayısıyla, bu süreyi dahil etme olanağı yoktur.

Bu konuyla ilgili altkomisyon tasarısına yazdığımız ayrışık oy ve itirazlarımız sonucunda, altkomisyon raporunun tesliminden sonra -yani, haziran başından 28 Hazirana kadar- komisyona eleştirilerin yapılabileceği, bildirilebileceği belirtilmiştir. Bir ayı bile bulmayan bu süre, yeterli süre değildir; izlenen yöntem doğru olmamıştır; iki üniversitede yapılan panel benzeri toplantıyla, geleceğin yüzyılında uygulama alanı bulacağı iddia edilen ceza kanununu hazırlama olanağı yoktur. Bizim ısrarlı taleplerimiz sonucu, bir yerde kamuoyunda da tartışıldığı görüntüsünü vermek amacıyla düzenlenen iki toplantı, tartışmanın yeterli olduğu anlamına gelmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu anlatılanlardan sonra, esas itibariyle, biz, Ceza Kanunu Tasarısına olumlu katkı yapmak için çaba sarf ettik; hâlâ da bu noktadayız. Ancak, herkes bulunduğu noktadan bakar ve bulunduğu noktadan görür. Yanlış yapacağımız bir düzenleme, ceza kanununun bütünlüğünü bozar, suçlar skalasını altüst eder, ceza kanununun iç dengelerini bozar, felsefesini ortadan kaldırır. Bunu düzeltme olanağı yoktur. Bu nedenledir ki, hayatın her alanını düzenleyen ceza kanunu, yavaş yavaş, tartışıla tartışıla yapılmak zorundadır. Hızlandırılmış ceza kanununun şu anda öngöremediğimiz birtakım olumsuzluklara davetiye çıkaracağını herkes bilmek durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuzdur ki, siyasî iktidarın başarıyı özlemesini, başarıya susamasını, birtakım şeyleri başarmak istemesini anlayışla karşılayabiliriz; bunda yadırgayacağımız bir şey yoktur. Bu konuda makul olan ivecenliği de anlayışla karşılamak durumundayız; ancak, Ceza Kanununun, kamuoyunda “her türlü derde deva, hastalıklara şifa” bir şey gibi takdim edilip, acele olarak çıkmasının çok faydalı olduğunu savunmak da doğru değildir. Aktüel birtakım olaylardan esinlenerek ya da aktüel birtakım olayları bu çerçeveye oturtarak “yeni Ceza Kanunu çıksa kapkaç olmayacaktı”, “çocukların ve kadınların korunması için bu Ceza Kanununun derhal çıkması lazım”, “Ceza Kanunu çıksın, töre cinayetleri son bulsun” ya da “bu Ceza Kanunuyla trafik vahşeti son bulmaz” tarzındaki yaklaşımlarla ceza kanunu yapılamaz. Bu yaklaşımların belki propaganda değeri olabilir; ama, bilimsel ve hukukî hiçbir değeri yoktur; tam tersine, aktüel birtakım gerekçelerle, Ceza Kanunu olgunlaştırılmadan, toplumun çeşitli kesimlerine tartıştırılmadan “ben yaptım, oldu” anlayışıyla acele yapmanın gerekçesi olmaktan öteye gidemez. Bu gerekçeye dayananlar bilmelidirler ki, Ceza Kanunu Tasarısı kanunlaşsa da, yoksulluk, yokluk, açlık ortadan kaldırılmadan, sadece, Ceza Kanunu yapıldı diye kapkaçı önleme olanağı yoktur, kapkaçla etkin mücadele olanağı da yoktur. Aynı şekilde, devletin bütçesinden kadınlar ve çocuklar için yeterli pay ayırmadan, yeterli sosyal fonlar kurulmadan, sadece ceza kanunu değişiklikleriyle kadınları ve çocukları koruma olanağı yoktur. Sosyal devletin görevini Ceza Kanununa yüklemek, Ceza Kanununa da haksızlıktır, sosyal devlete de haksızlıktır. Yeterli eğitim ve altyapı olmadan, sadece Ceza Kanunuyla, trafik kazalarıyla etkin mücadele etme olanağı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanunu “Godot” değildir. “Godot gelecek, dertler bitecek” diye bir şey yoktur; kimse Godot’u beklemesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eraslan, konuşmanızın insicamını bozmamak için süre vereceğim size. Sürenizi belirlemiyorum. Biraz daha toparlarsanız, memnun olurum.

Buyurun.

ORHAN ERASLAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu gerekçelerle Ceza Kanununun aceleye getirilmesi de doğru değildir.

Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanununun Avrupa Birliği süreci için aceleye getirilmesi savunması da hem doğru değildir hem de kabul edilebilir bir özür değildir. Öncelikle, Ceza Kanunu, Avrupa Birliği için değil, ülke için yapılmak durumundadır. İkincisi, Ceza Kanununun Avrupa Birliği Müktesebatına uygun hale getirilmesi süreci ise, ancak müzakere tarihinden sonraki on yıllık sürede düşünülecek bir durumdur. Henüz müzakere tarihi alınmamışken, Avrupa Birliğine “bak, biz Ceza Kanununu da yeniledik” demek ve bu sebeple makul olan tartışma sürecini atlayarak, acele ceza kanunu yapmak doğru değildir.

Görüşülmekte olan tasarı, uzun bir öğreti çalışması sonucu ve hukuk tekniğinin en üstün gereklerine sadakat gösterilerek hazırlanamadığı için, zaman zaman siyasal amaçlarla değerlendirilmiş, zaman zaman siyasal bir amacın aracı haline getirilmek istenilmiştir.

Anayasamızın 2 nci maddesinde ifade edilen cumhuriyetin temel nitelikleriyle çelişik düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır. Böyle bir yola tevessül edilmesi, gruplar arasında karşılıklı güvensizlik ortamının doğmasına neden olmuş; bu durum, kişi hak ve özgürlüklerinin daha da geliştirilmesinin önüne engel olarak çıkmıştır. Bu konuyla ilgili olarak ayrışık oy gerekçemizde de çok ayrıntılı belirlemeler mevcuttur. Burada, tekrar olmaması için bunlara değinmek istemiyorum.

Esas itibariyle, öğreti verilerinden yararlanılmadığı için kişi hak ve özgürlüklerini yeteri kadar koruyamayan ya da eksiklikleri olan bir tasarıyla kendi içerisinde de bütünlüğü olmayan bir metinle karşı karşıyayız. Bu metnin oluşturulması sırasında ceza hukukunun temel meseleleri ve dünyadaki gelişmeler yeteri kadar konuşulabilmiş, tartışılabilmiş ve kamuoyuyla paylaşılmış değildir.

Tasarının hazırlanması boyunca iki konu gündeme damgasını vurmuştur; birisi, kadın haklarıyla ilgili taleplerdir -bu konuda organize olan kadın örgütlerini yürekten kutlamak istiyorum. Bu, onların bir kusuru değil, fazlalığıdır, olması gerekendir; bir kusur anlamında söylemiyorum- diğeri ise, Anayasanın 2 nci maddesindeki devletin temel niteliklerinin nasıl aşılacağı konusudur.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri, TCK Tasarısında, hiçbir şekilde, gerek ulusal yargıda ve gerekse ulus ötesi yargıda verilen kararlarla Türkiye gündeminden çıkan türbanla ilgili hiçbir cezaî yaptırım düşünmemesine rağmen, yani, bu konuyu TCK’nın dışında tutmak istemesine rağmen, ne yazık ki, hem aksi bir çalışma varmış gibi yansıtılmaya çalışılmış hem de sözde bu kişilerin hakkı korunuyormuş gibi yapılarak sorunun çözümünde olumsuzluk yaratılmış, kişi hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesinde de engel olunacak argüman ortaya konulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu eleştirilerden sonra “tasarı bütünüyle olumsuz mudur” sorusuna olumlu cevap verme olanağı yoktur. Bizim de yaptığımız olumlu katkılarla, tasarıda pek çok şey yeniden, daha sistematik ve doğru biçimde düzenlenmiştir; ancak, bu durum, yukarıda anlatılan sakıncaları ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Elden geldiği kadar özgürlükçü ve hümanist olmasına çaba sarf edilen tasarı, yer yer önemli ölçüde antidemokratik ve sınırlayıcı öğeler içermektedir. Bunlar, ancak tartışıldıkça ortaya çıkabilmektedir.

Kısaca, görüşülmekte olan TCK Tasarısı, yetmişsekiz yıllık deneyin sonucu değildir, bir gülistan da değildir. Hâristan içinde yer yer gülistanlık bölgeler de vardır. Bunun bilinmesini özellikle rica ediyorum.

Konunun bu şekilde anlaşılması ve bu şekilde yorumlanması sanırım daha doğrudur. Ayrıca, farklı beklentiler içerisinde olan kişileri de yanıltmamak gerekir.

Bu noktada, kuşkusuz, yeni tasarı için birtakım yeni müesseseler de getirilmiştir. Bunların içinde iyi olanlar da vardır kötü olanlar da vardır. Maddelerde yeri geldikçe gerekli açıklamalar yapılacağından, tasarıya getirilen yenilikleri ya da değişiklikleri burada ifade etmeyi gerekli görmüyorum. Esas itibariyle de, zaten Sayın Hakkı Köylü bunları anlatacağı için, onun alanına da girmemiş olalım; yani, o, rahat rahat anlatsın.

Dileğimiz, tasarının, görüşülmeyerek bilim kurullarına devredilmesidir. Bu olmadığı takdirde, görüşmeler sırasında yapılacak müdahaleler ve önergeyle yapılacak değişiklikler tasarıyı bütünüyle içerisinden çıkılmaz hale getireceğinden, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, eleştirdiğimiz noktalarda önerge vermeyeceğiz. Yukarıda da açıklandığı gibi, kodlar önergelerle düzeltilemezler.

Değerli arkadaşlarım, bu çerçeve içerisinde görüşmeye başladığımız bir tasarıyla karşı karşıyayız. Kuşkusuz, yürürlükteki Ceza Kanunundan bir adım ileridir, kuşkusuz, hükümet tasarısından da bir adım ileridir; ama, yetmişsekiz yıllık bir aydınlanma devriminin sonucu, özeti değildir, beklentileri -bu doğrultuda, bizim beklentilerimizi- karşılamaktan uzaktır. Bu çerçeve içerisinde yer yer eleştireceğimiz, yer yer de destekleyeceğimiz kısımları vardır ve bunları yeri geldikçe açıklayacağız.

Sözlerimi daha fazla da uzatmak istemiyorum; Sayın Başkanın hoşgörüsünü de suiistimal etmek istemiyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eraslan.

AK Parti Grubu adına, tasarının tümü üzerinde, Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz aydan beri hazırlamakta olduğumuz Ceza Kanunu Tasarısı üzerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1984 yılında yayımlanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi raporunda, suç siyaseti “suçlularla meşgul olarak ve suç mağdurlarının haklarını güvence altına alarak, toplumu suça karşı korumayı hedef alan cezaî veya diğer nitelikteki değişik tedbirler ve araçlardan oluşan politikayı ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

1960’lardan sonra, çok sayıda ceza kanunu yapılmıştır; İtalya, Almanya, Avusturya, İspanya, Japonya, Rusya ve Fransa, ceza kanunlarını yenilemişlerdir. Bizde de yeni ceza kanunu hazırlıkları, 1980’li yıllarda başlamış, daha sonra 1987 tasarısı gündeme gelmiş, ardından da 1996 tasarısı ve sonunda 2000 tasarısı hazırlanmıştır. Birbirinin devamı olan ve birbirini yenileyerek gelen bu tasarılar, son olarak, 2003 yılında 12 Mayıs günü Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir.

Görülmektedir ki, Türkiye’de Ceza Kanunu Tasarısı, yaklaşık onbeş yıldan beri hazırlanagelmiştir. Bizim gerek altkomisyonda ve gerekse komisyonda görüşmüş olduğumuz tasarı da, bu uzun sürede hazırlanan tasarının üzerinden yürütülerek çıkarılan yeni bir tasarıdır. Komisyon, tasarıyı altkomisyona havale etmiş ve altkomisyonda da Bekir Bozdağ, Feridun Ayvazoğlu, Halil Özyolcu, Orhan Eraslan ve bana görev verilmiştir. Altkomisyon çalışmalarına Yargıtay Üyesi Keskin Kaylan, Adalet Bakanlığı tetkik hâkimleri Yusuf Solmaz Balo, Zekeriya Yılmaz ile akademisyenler Doç. Dr. İzzet Özgenç, Doç. Dr. Âdem Sözüer, Doç. Dr. Ahmet Gökşen devamlı olarak katılmışlardır.

Sayın Eraslan “ne şekilde komisyona katıldıkları tam anlaşılamayan” şeklinde bir tabir kullandı, yanlış anlamadıysam. Biz, altkomisyonda Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çalışmalarına katılmak üzere Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğüne birer yazı yazdık. Bu yazılarımız sonucunda o rektörlükler, bahsetmiş olduğumuz arkadaşları altkomisyon çalışmalarında bulunmak üzere görevlendirmişlerdir. Olayın özü budur.

Altkomisyon çalışmalarımız sırasında barolar, yargı kuruluşları, üniversiteler ve adliyelerle devamlı surette irtibat içinde olduk. Buralardan gelen her türlü tavsiye, tenkit ve eleştiri, devamlı surette dikkate alınarak komisyon çalışmalarına yansıtılmıştır. Ayrıca, komisyon çalışmalarımıza, sivil toplum örgütleri -burada isimlerini sayamıyorum, çok sayıda sivil toplum örgütü- yazıyla müracaat etmiş, zaman zaman kendileri gelmişler, görüşlerini bildirmişlerdir. Keza, bazı sayın milletvekilleri altkomisyonumuzu teşrif etmişler, orada uzun süre görüşlerini bildirmişler, hatta bazı konularda altkomisyonu ikna da etmişlerdir ve görüşlerinin doğru olduğunu da kabul ettirmişlerdir.

Şu anda görüşülmekte olan tasarı, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi Adalet Komisyonu üyelerinin ve milletvekillerinin mutabakatıyla Meclise gelmiştir. Her iki partiye mensup milletvekillerinin her isteği tam manasıyla tasarıya yansımamış olabilir, bundan daha tabiî olan bir şey de yoktur; zira, bu kanun, bir genel kanundur, toplumun her kesimini, en ücra kısımlarını dahi ilgilendirmektedir. Bu nedenle, her kesimin, her kısmın değişik istekleri, talepleri ve beklentileri vardır. Elbette ki, bunların hepsini bir araya getirmek mümkün değildir. Bu durumda, belirli asgarî müştereklerde buluşmamız gerekiyordu ve biz de onu yaptık.

Tasarı ele alınırken üzerinde önemle durduğumuz husus, insan haklarının ve özgürlüklerin olabildiğince korunması ve sağlanmasıydı ve bu yüzden de insanı tasarıda önplana aldık. Tasarının düzenlenmesinde, öncelikle, insanın, şahsına, vücuduna karşı suçları, bütünlüğüne karşı suçları, cinsel suçları ve haberleşme hürriyetine karşı suçları, sırasıyla aldık.

Değerli arkadaşlar, tasarı hazırlanırken nelere dikkat edilmiştir; öncelikle, anlaşılır bir Türkçe kullanılmıştır. Suç siyaseti; kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve hümanizm ilkesi olarak belirlenmiştir. Suç siyaseti ilkesinde, kıyas yasağı, geçmişe uygulanma yasağı getirilmiş; ayrıca, belirlilik ilkesi ve suçta ve cezada kanunîlik ilkesi konulmuştur. İşlediği fiilde kusuru olmayan kişiye objektif sorumlulukla ceza verilmesinin önüne geçilmiştir. Keza, kusuruna oranla daha ağır bir ceza verilmesi de gündeme getirilmemiştir. Hümanizm ilkesi ise suç siyasetinin üçüncü ilkesi olup, bununla, suç işleyen kişinin yeniden topluma kazandırılması ve toplum tarafından yeniden kabullenilmesinin sağlanması planlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla neler yapılmıştır; bu tasarıda, cürüm ve kabahat ayırımı kalkmıştır; özel hukuk tüzelkişilerine güvenlik tedbiri uygulaması getirilmiştir; ceza sorumluluğunun şahsîliği kuralından hareketle, tüzelkişilere cezaî yaptırım konulamamıştır; bilinçli taksir ve olası kasıt kavramlarına yer verilmiştir; kusurun matematiksel oranlarla ifade edilmesinden vazgeçilmiştir; hafif ve ağır tahrik ayırımı kaldırılmıştır.

Hafif ve ağır tahrik ayırımı, mahkemelerimizi çoğu zaman fazlasıyla meşgul eden bir ayırımdı. Bir suç işlendiği zaman, ya ağır tahrik ya da hafif tahrik uygulama mecburiyeti vardı. Ya ortada bir şey olursa ne olacaktı! İşte, bu takdirde, hâkim ikisinden birine sığınıyor, olursa da olmazsa da deyip, ya ağır tahriki ya hafif tahriki kullanıyordu. İşte, bu tereddütlerin önüne geçmek için hafif ve ağır tahrik ayırımları kaldırılmış, sadece bir tahrik kabul edilmiştir. Artık, bu suçun şekline, oluşuna göre olayların değerlendirilmesi hâkim tarafından analizi yapılarak tahrik maddesi uygulanacaktır. Alt ve üst sınırlar arasındaki ceza indiriminde, yine, hâkim, kendisi, diğer verilere göre takdir edecektir.

Yapılan önemli değişikliklerden birisi, meşru müdafaa sınırlarının genişletilmesidir. Daha önceki Ceza Kanunumuzda, cana ve ırza yönelik bir tecavüzün defi için meşru müdafaada bulunulabilir iken, şimdi, meşru bir hakka yönelik olan bütün saldırıların defedilmesi ve bu suretle, insanın canını, malını ve haklarını koruması sağlanmış ve bunlar da meşru müdafaa kapsamına alınmıştır.

Bu tasarıyla gönüllü vazgeçme kurumu düzenlenmiştir. Suç işleyen kişinin, suç işlemeye başladıktan sonra veya suç işlemeyi bitirdikten sonra, ya suçun tamamlanmasından veyahut da sonucun meydana gelmesinden önce, bunu önleyecek, engelleyecek tedbirler alması, bunda mücadele göstermesi halinde bundan istifade etmesi gerektiği düşünülerek, cezada bir indirim sağlanmıştır.

Tahrik ayırımında olduğu gibi, tam ve eksik teşebbüs ayırımı da kaldırılmıştır. Bu da, mahkemelerimizi önemli ölçüde meşgul eden bir husustu. Artık, bundan sonra, hâkimler, teşebbüs halinde, bunun tam veya eksik teşebbüs olduğuna bakmadan, mevcut sınırlar içerisinde, olayın özelliğine göre bir indirim uygulayacaklardır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla, müsadere konusu da yenilenmiş ve bildiğimiz eşya müsaderesinin yanında, bir de kazanç müsaderesi getirilmiştir. Kazanç müsaderesinden maksat, suç işleyen kişinin suçtan elde ettiği menfaatların, ne şekilde olursa olsun, hangi şekle dönüştürülürse dönüştürülsün, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, onun elinden alınmasını gerektirmektedir; böylece, suç işlemenin, insanlara ekonomik bir varlık sağlamasının, mal varlığında bir genişleme yapmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Bu kanun tasarısıyla, yine, infaza ilişkin düzenlemeler İnfaz Kanununda düzenlenmek üzere çıkarılmıştır ve orada düzenlenecektir. Ayrıca, cezaların içtimaı prensibinden vazgeçilmiştir. Bundan sonra, cezalar toplanarak, belli bir sınırı aşamaması için kenarından köşesinden kırpılarak bir noktaya indirilmeyecek, sınırlandırılmayacaktır; bir kişi, kaç suçtan ne kadar ceza aldıysa, bunların toplamı üzerinden infaz gerçekleştirilecektir.

Bir önemli değişiklik de, para cezaları konusundadır. Para cezalarının, daha önce olduğu gibi, hesaplanması çok zor olmaktan çıkarılmış, hafif ve ağır para cezası kavramları kaldırılmış, bunun yerine adlî para cezası getirilmiş ve sistem olarak da, gün para cezası sistemi getirilmiştir. Bunun detaylarına girmek istemiyorum; bu konuyla ilgili maddeye geldiğimiz zaman tekrar görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıda, çocuklarla ilgili önemli düzenlemeler de vardır. Özellikle, çocukların, Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca, fuhuştan ve pornodan korunması için çok özel düzenlemeler getirilmiştir. Maalesef, günümüzde, büyük şehirlerde fuhşun 15 yaşın altındaki çocuklara kadar indiği düşünülürse, bu konuda alınması gereken tedbirlerin gerçekten ciddî olması gerektiğinin altını çizmek gerekir ve bizde de bu düşünülerek, çocukları fuhşa sürükleyen, bu iş için tedarik eden, teklif eden her kim olursa olsun, yer gösteren ve bunda her ne suretle olursa olsun yardımcı olan herkese cezaî müeyyide getirilmiştir ve bu cezalar da, gerçekten caydırıcı niteliktedir.

Keza, çocukların pornodan korunması için bir dizi tedbir alınmıştır. Umarım ki, bu tedbirler sonucunda, çocuklarımız pornodan korunacak ve ahlaklı, devletine, milletine faydalı birer evlat olarak yetişmeye başlayacaklardır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilen yeniliklerden birisi de uzlaşmadır; bu, daha önceki kanunlarımızda olmayan bir müessesedir. Takibi şikâyete bağlı suçlarda, suçun faili, mağdurun zararlarını eğer giderirse, cumhuriyet savcısı da bunu kabul ederse, bu takdirde, suçun mağdurunun şikâyetten vazgeçmesi üzerine dava açılmayabilecek veya dava açılmış ise bu takdirde karar verilmeyecektir. “Faili gayrimuayyen adam öldürme” dediğimiz, nereye gittiği belli olmayan ve hiçbir hukuk sisteminde bulunmayan, Türk Ceza Kanunundaki 463 üncü madde muadili, bu tasarıdan kaldırılmış; keza, “kavga” gibi, hukuk tabirine pek uymayan, ne şekilde cezalandırılacağı belli olmayan bir husus da tasarıdan çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlar, suçlardan, adam öldürmenin cezası müebbet hapse çıkarılmış, işkence cezası artırılmış; ayrıca, cinsel saldırılar önemli birer suç olarak değerlendirilerek, bunlara verilen cezalar da artırılmıştır.

Keza, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma etkin bir şekilde düzenlenmiştir.

Rüşvet suçlarındaki uygulama alanı genişletilmiş, daha önce sadece memurlar hakkında uygulanan rüşvet cezası, bundan böyle, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler, vakıflar ve sair kamu kurumlarının görevlileri hakkında da uygulanacaktır.

Özel belgede sahtecilik suçlarında suçun oluşması için gerekli olan zarar mefhumu ortadan kaldırılmış, belgenin düzenlenmesiyle zarar beklenmeksizin suçun oluşacağı kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, önemli düzenlemelerden birisi de çevrenin kirliliği ve imar kirliliğidir. Çevre kirliliği Çevre Kanununda düzenlenmiş olmakla beraber, maalesef bugüne kadar caydırıcı olamamıştır. İşte bu tasarıda çevreyle ilgili hükümler, çevreyi kirleten ve çevrenin kirlenmesi suretiyle etrafa, insanlara ve hayvanlara önemli ölçüde zarar veren kişilerin hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörecek tarzda düzenlenmiştir.

Şehirlerimizdeki gecekondulaşmayı ve başkalarının arazisine ruhsatsız yapı yapmayı önlemek maksadıyla imarla ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler çerçevesinde, ruhsat almaksızın inşaata başlayan kişilere iki yıl ile beş yıl arasında bir hapis cezası öngörülmüş, ayrıca oturma izni almadan, yani, yapı kullanma izni almadan bir inşaata elektrik, su, havagazı, doğalgaz, kanalizasyon gibi hizmetleri getirenlere veya bunların getirilmesine yardımcı olanlara da ayrıca hapis cezası öngörülmüştür.

Keza, adil yargılanmayı engelleyecek davranışlar bu kanunla müeyyide altına alınmıştır.

Suçta azmettirmede altsoy-üstsoy ilişkisi bulunduğu takdirde, azmettiren kişi, kendi altsoyunu suça azmettirdiği takdirde, suçun faili olarak alacağı normal cezanın yanında, cezada ayrıca bir de artırım meydana gelecektir. Keza, azmettirme olan suçlarda, suçun aslî faili, azmettiren kişiyi bildirdiği ve bunun tespitini sağladığı takdirde cezasından bir indirim yapılacak, bu da, azmettiren kişilerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, diğerlerini kısaca geçmek istiyorum. Bu tasarıda, insan üzerinde deney yapılması, organ ve doku ticareti, aile yükümlülüğünü ihlal, çocuk düşürme, kürtaj, kapkaç, alkollü olarak trafiğe çıkma, alkollü ve sarhoş vaziyette trafiği tehlikeye düşürecek tarzda araç kullanma suçları yeniden düzenlenmiş, çocuklara uçucu madde satanlar, çocukları ve güçsüzleri dilendirenler cezaî müeyyideye tabi tutulmuş, bilişim suçları yeniden düzenlenmiş, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek de müeyyideye bağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, huzurunuza getirmiş olduğumuz tasarı, Sayın Eraslan’ın da belirttiği gibi, bir mutabakat tasarısıdır. Bu tasarıda bizim özellikle üzerinde durduğumuz hususlar, özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin, ifade hürriyetinin daha geniş olabilmesi, Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarılabilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köylü.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Bunu tam manasıyla sağladığımızı ben de düşünemiyorum; fakat, şunu da belirtmek isterim ki, mevcut Ceza Kanunumuzdan çok daha ileri bir noktaya varmışızdır. Biz, bu bahsettiğim özgürlüklerin çok sınırlı olduğu -etrafında demokratik ülke yok denecek kadar az bulunan- çok sayıda komşularının bulunduğu, her an için tehlikeye hazır olması gereken bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki, alabildiğine özgürlük getirmek, belki de, bugün için biraz zor görünmektedir; ancak, şunu bilelim ki, bundan beş altı sene önce telaffuz edilemeyen şeyler bugün çok rahat telaffuz edilmektedir. Bundan dört beş sene sonra da, bugün, belki de, öyle zannediyorum, endişe ettiğimiz, üzerinde durmak istemediğimiz şeyler, hiç endişe etmediğimiz şeyler haline gelecek ve o zaman daha güzel şeyler yapabileceğiz ve daha fazla özgürlüklere kavuşabileceğiz. Her halükârda, bu tasarı, Türkiye’nin gerçekten kendisinin, kendi insanlarının, kendi hukukçularının düzenlediği güzel bir tasarıdır. Hatta “Türkiye’de ceza kanunu yapacak hukukçu yoktur” diyenlerin söylediklerine kesinlikle katılmıyorum. Yıllardan beri bu memlekette hukukçu yetişmektedir ve bu hukukçular da bu memleketin insanları olarak, bu memlekete uygun bir ceza kanunu düzenleyecek kapasitededirler. Eksiği olabilir, yanlışı olabilir; ama, bu Ceza Kanunu Tasarısı, gerçekten bu Meclisten geçmesi gereken güzel bir tasarıdır; sizlerin desteğini bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köylü.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşlerimi belirtmeden önce, özellikle son günlerde Irak’ta yaşanan elim olaylarla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

Özellikle Telafer’de son günlerde masum vatandaşların dahi hayatına kasteden olaylara karşı, Irak’ta yaşanan olaylara karşı, orada sivil vatandaşların katledilmesine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetinden etkin bir şekilde gür bir ses beklerken, maalesef, bunu göremiyoruz. Daha dün gece bir Türk şoförünün hunharca başı kesilerek öldürülmesi karşısında hiçbir sesin çıkmaması, Türk Milletini derinden yaralamaktadır.

Fransız Hükümeti, iki Fransız gazeteci için bakanlarını gönderip Ortadoğu ülkelerinde günlerce kulis faaliyetlerinde bulunurken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanının, orada rehin alınanlarla ilgili olarak, özel şirketlerin kendi güvenliklerinin kendileri tarafından sağlanması gerektiğini söylemesini de, Türkiye Cumhuriyeti değerli vatandaşlarının vicdanına havale ediyorum. Savaşın başından beri, Amerika’nın Irak’ı işgalinden beri 30 000 sivilin öldüğü Irak’ta… Dün, Dışişleri Bakanının ifadesiyle “ilişkilerimizi gözden geçiririz” cümlesinin ne anlama geldiğinin de açıkça ifade edilmesi lazım. 30 000 sivil vatandaş orada katlediliyor, öldürülüyor; siz, demek ki, bugüne kadar Amerika’yla ilişkiler içerisinde bulunduğunuzu, ancak bundan sonra böyle ilişkiler içerisine girmeyeceğinizi beyan ediyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, yetmişsekiz yıldan beri Türkiye’de gündemde olan, uygulanan Ceza Kanununun tümüyle değiştirilmesi Meclis gündemine geldi. Yetmişsekiz yıldan beri uygulanan, ancak, birçok maddesinin günümüz şartlarına uymadığı çok açık bir şekilde görülen Ceza Kanununun mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Ceza Kanununun değiştirilmemesi yolunda Türkiye’de görüş ifade eden yok. Onlarca yıldan beri bu kanun tasarısı üzerinde çalışılıyor ve yirmi yıldan beri üzerinde çalışılan bir tasarı da hükümete gönderilip, hükümet tasarısı olarak Meclis gündemine geldi. Ancak, burada hemen şunu ifade etmek istiyorum: Ceza Kanunu Tasarısı çok aceleye getirilmiş ve tatilden yeni dönen milletvekillerimiz, Ceza Kanunu Tasarısını bugün masalarının üzerinde bulmuşlardır. Hiçbir milletvekilimizin, Ceza Kanunu Tasarısını baştan sona kadar okuma imkânı bulduğuna ve bunun üzerinde belli bir fikir sahibi olduğuna inanmıyorum; buna ben de dahilim; ama, bu kadar önemli bir kanun tasarısının, bu kadar aceleye getirilerek, Meclis gündemine alelacele taşınmasının da makul ve mantıklı bir izahını yapmak mümkün değil. Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesi içerisinde olduğu ifade ediliyor; ancak, ben biliyorum ki, bugüne kadar, Avrupa Birliği normlarına uyum sağlamak için, Anayasamız da dahil olmak üzere, birçok kanunda değişiklik yapıldı. Bu Ceza Kanunu Tasarısı içerisinde, Avrupa Birliği normlarından dolayı aceleye getirilmesi gereken belki bir, belki iki madde var; ama, bütün bunları bir kenara bırakarak Ceza Kanununun tümünü değiştirmeye çalışırken, bunun dört beş ay gibi bir sürede gerçekleştirilmiş olması da, üzerinde ciddî manada düşünülmesi gereken bir husus.

Yirmi yıl bu kanun tasarısı üzerinde çalışılıyor, hükümete gönderiliyor, hükümetin göndermiş olduğu tasarının yaklaşık 150 maddesi Adalet Komisyonunda değiştiriliyor veya azaltılıyor; yirmi yıl üzerinde tartışılan bu kanun tasarısının yeni şekli dört beş ay içerisinde olgunlaştırılıyor ve bugün, Meclisin gündemine getiriliyor. Bu, bu kadar basit, bu kadar ucuz olmaması gereken bir husus; çünkü, Ceza Kanunu, diğer kanunlar gibi, toplumun belli bir kesimini ilgilendiren bir kanun değil; Ceza Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetmiş milyon insanını birden ilgilendiren, çok önemli bir kanun. O bakımdan, bugün basında, televizyonda, bilimadamlarının, bugün görüşülecek kanun tasarısıyla ilgili çok ciddî eleştirileri, çok ciddî endişeleri var. Bakın, onlardan birini hemen okumak istiyorum. Bilge kişiliğiyle kendisine her zaman saygı duyduğum Sayın Nevzat Yalçıntaş, bugün, her zaman yazdığı gazetedeki köşesinde bakın neleri yazmış, neleri söylüyor; aynen okuyorum: “Bu kanun tasarısı mevcut durumu hürriyetler bakımından geriye götürüyor.” Sayın Nevzat Yalçıntaş söylüyor bunu “geriye götürüyor hürriyetleri” diyor. “AK Parti İktidarında böyle bir şey olabilir mi; son dönemki haliyle -buranın altını çiziyorum; son dönemki haliyle- ANAP’laşıyor veya MHP’lileşiyor muyuz” diye soruyor. “ANAP’laşıyor veya MHP’lileşiyor muyuz” diye soruyor Sayın Nevzat Yalçıntaş. “Bizlere inanmış seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?” Sayın Nevzat Yalçıntaş’ın kendi ifadesi; hiç değiştirmeden aldım ve bugün, bakın, basında, televizyonda -görüyorum Sayın Hocamı- onlarca bilimadamı, sivil toplum kuruluşları feryat ediyor. Bakın, düşünce ve ifade özgürlüğünün nasıl sınırlandığını, nasıl müphem ifadelerin yer aldığını, nasıl muğlak ifadelerin yer aldığını, bu müphem ve muğlak ifadelerin yarın vatandaşları nasıl bir cendere içerisine sokacağını bilimadamları söylüyor, sivil toplum kuruluşları söylüyor; herkes feryat ediyor ve Sayın Bakan da diyor ki: “Bir ülkenin demokratik olup olmadığını ceza kanununa bakarak söyleyebiliriz.”

Ben, bu Ceza Kanunu Tasarısının -şimdi vaktinizi almak istemiyorum- onlarca maddesini yeri geldiğinde eleştireceğim. Hele bir maddesi var ki, tüylerim diken diken oluyor. Bir meslek grubunun temsilcisi, görevi dışında hükümet icraatını eleştirirse, hapis cezasıyla tecziye edilecek. Bu uygulama dünyanın hangi demokratik ülkesinde var sevgili milletvekilleri?! Bir hükümet icraatını eleştirmek -bir meslek grubunun bir temsilcisi, hem de görevi dışında- hapis cezasıyla tecziye ediliyor; maddesi burada, sizler de göreceksiniz. Bugüne kadar Türk Ceza Kanunundaki antidemokratik uygulamalardan dolayı mağdur olan ve bu kanunu, geçmiş kanunu eleştiren ve bu kanundan dolayı hüküm giymiş olan veya muhakeme edilen birçok siyasetçi var aramızda. AK Partili birçok milletvekilimiz, geçmişte, bu antidemokratik Ceza Kanunu hükümlerinden, uygulamalarından memnuniyetsizliklerini çok açık ve net bir şekilde ifade ettiler. Bugün ne oldu ki, aynı AK Partinin içerisinde bulunan sayın milletvekillerince, bu kadar antidemokratik hükümler içeren ve özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin sınırlandırılmasına sebebiyet verecek olan bu maddeler buraya geldiğinde niçin bir tepki konulmuyor?! Ben de merak ediyorum; bu kadar önemli bir kanun, maalesef, iki aydan beri, bir zina maddesi üzerinde kilitlendi kaldı ve bu da, kasıtlı olarak gündeme getirildi. Niçin kasıtlı olarak gündeme getirildi?! Bu kanun tasarısının altında, Adalet Komisyonuna sevk edilen tasarının altında Sayın Başbakanın imzası var, bütün sayın bakanların da imzası var. Siz, o gün, o tasarıyı imzalayarak Meclise, Adalet Komisyonuna gönderirken zinayla ilgili hiçbir görüş ifade etmeyeceksiniz, daha sonra da, bir gün sabahleyin kalkıp “biz, kadının namus ve şerefini koruyoruz” diye ortaya çıkıp, Türkiye’nin çok önemli gündem maddelerini değiştirmek isteyeceksiniz ve hakikaten -sizler de seçim bölgelerinizden geldiniz- çiftçi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – …köylü, esnaf, memur, emekli, dul ve yetim çok ciddî şartlar altında yaşarken, meseleyi Türk Ceza Kanununda zina meselesine getirir ve gündemi bununla meşgul ederseniz, bu vatandaşların feryadına kulaklarınızı tıkamak veya bunları başka mecraya kaydırmak için bir gündem yaratabilirsiniz; ama, bugün, mikrofon tutulan sayın AK Parti milletvekillerini izledim; bu konuyla ilgili hepsi büyük bir endişe içerisindeler; ne olacağı konusunda hiçbir kimsenin bir görüşü yok. Öyleyse, sayın milletvekilleri, bu konunun, Ceza Kanununun, mutlaka, çok ciddî manada üzerinde çalışılarak, araştırılarak, incelenerek, aceleye getirilmeden ele alınmasında fayda var.

Ben, CHP’nin sayın sözcüsünü de burada üzülerek dinledim. Günlerce televizyonda, basında, genel başkan seviyesinde, Adalet ve Kalkınma Partisiyle uyum içerisinde, bu kanun tasarısının Meclise gelmesi noktasında fikir birliği içerisinde olduğunuzu ifade ettiniz; televizyonlarda izledik “ortak bir ürünümüz” dediniz; ama, bugün, Sayın Eraslan geldi, aynen şunu söylüyor: “Biz, bunu en az zararla buradan geçirmenin gayreti içerisindeyiz.” Bu işin en az zararı, en fazla zararı olur mu sayın milletvekili?!

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Olur, olur.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Eğer zararı varsa, Türk Ceza Kanunu gibi bir kanun eğer zararlı bir şekilde buradan çıkacaksa, siz de CHP olarak tavrınızı net bir şekilde ortaya koyun.

HALUK İPEK (Ankara) – O zaman sen ne diyorsun zinaya?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Ceza Kanununun çok değişik maddeleri üzerinde mutlaka görüşlerimizi ifade edeceğiz; ancak, tekrar ediyorum: Buradaki ifadelerin birçoğunun muğlak olduğunu, hâkimlerin takdir yetkisinde olduğunu, geçmişte olduğu gibi, olağanüstü dönemlerde farklı uygulamalar yapılabileceğini ve bundan dolayı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının bir kısmının mağdur olabileceğini ve aceleye getirilmesinden dolayı da kavramların birbirine karıştığını, bir tarafta farklı ifade edilen aynı hususun, bir diğer tarafta farklı ifadelerle yer aldığını ve bütün vatandaşların potansiyel suçlu gibi değerlendirildiğini, üzülerek, maalesef müşahede etmiş oluyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tekrar ediyorum; Ceza Kanunu, fikir ve hürriyetlerin, düşünce ve ifade özgürlüklerinin en üst seviyede olduğu bir kanun olmalıdır; ancak, mevcut kanunda bunu bu şekilde görmemiz mümkün değil.

Ben, Sayın Genel Başkanımızın adlî yılın açılışında yaptığı konuşmanın bir cümlesiyle sözlerimi bitirmek istiyorum: “Güç, hukuku demokrasinin merceği ve özgürlüğün sözlüğüyle okumak zorundadır.”

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Komisyon adına, Komisyon Başkanı Sayın Köksal Toptan konuşacaklar.

Sayın Toptan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Parlamentomuz, cumhuriyet tarihinin en önemli işlerinden birini yapıyor; yasama organı olarak, bana göre de, bu dönemin en önemli yasasını tartışıyor.

Tasarının toplumun bütün kesimleri tarafından tartışılması, çoğu hukukçuların kabul ettiği gibi, Ceza Yasası gibi Anayasadan daha da önemli olan bir yasanın herkes tarafından, toplumun çeşitli kesimleri tarafından tartışılması, görüşlerin ortaya konulması, yasanın daha sağlıklı çıkabilmesi açısından kayda değer önemli bir sağlık işaretidir; ancak, bazı konuşmalardan anlıyoruz ki, gazetelere intikal eden bazı görüşlerden anlıyoruz ki, tasarı, toplumun bir kesimi tarafından yeni yeni fark edildi. Bu tasarı, aceleye getirilerek önünüze getirilen bir tasarı değildir. Tasarı, bazı arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, 1985, 1986 yıllarına kadar giden bir geçmiş çalışmaya sahiptir; Komisyonumuzdaki çalışmaları da uzun soluklu bir çalışma olarak cereyan etmiş ve önünüze gelen tasarı, toplumun bütün kesimleri tarafından katkı sağlanarak gerçekleştirilmiştir.

Tasarı, komisyonumuza 2003 yılı mayıs ayında gönderilmiştir. Tasarı bize geldikten hemen sonra bastırılarak 400 yere gönderilmiştir. Bu 400 yer içerisinde, bütün hukukçu milletvekili arkadaşlarımız vardır, Barolar Birliği vardır, Yargıtayın ceza daireleri vardır, Türkiye’deki bütün hukuk fakülteleri vardır, sivil toplum örgütleri vardır ve komisyonumuza başvurarak “ben bu tasarıdan istiyorum, görüşlerimi bildirmek ve incelemek istiyorum” diyen herkesin adresine gönderilmesi keyfiyeti vardır. 400 yere gönderilmiş ve tasarıyla ilgili görüş istenilmiştir. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, bu 400 yerden sadece 34 tanesinden, biz, tasarıyla ilgili görüş alabildik.

Şimdi bakıyorum, o zaman kendisinden görüş istediğimiz değerli pek çok hukukçumuz, hocamız, şimdi gazetelere beyanatlar vermeye başladılar; o zaman kendilerine gönderdiğimiz tasarıyı okuma ihtiyacını hissetmediler, zaman ayıramadılar; ama, şimdi, gazetelere, televizyonlara konuşuyorlar.

Biz, gelen görüşleri de alarak, 2003 yılının temmuz ayında altkomisyon kurduk; bu görüşleri, tasarıyı bu altkomisyonumuza verdik; altkomisyon, yaz aylarında olabildiği kadarıyla, bireysel olarak, bunların üzerinde çalıştı ve Ekim 2003 tarihinden başlayarak çok yoğun bir çalışmaya girdi. Bu çalışma sırasında -Sayın Eraslan da, Sayın Köylü de biraz evvel anlattılar- 4 büyük hukuk fakültemizden, Yargıtayımızdan, Barolar Birliğinden, Adalet Bakanlığından uzman arkadaşlar çağrıldı ve onların da katkısıyla yeni bir metin ortaya çıkmaya başladı. Görüldü ki, Türkiye artık yeni bir ceza kanunu yapabilme gücüne erişmiştir, bilgi ve birikimine erişmiştir; o nedenle, ellerindeki Ceza Kanunu gözardı edilmeden, ama, değişen dünya koşullarına göre, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine göre ve dünyadaki ceza hukuku sistemindeki gelişmelere göre, yeni baştan, bir Türk ürünü, Türk insanının ürünü bir ceza yasası yapımı gerçekleştirilmeye başlandı. Bu nedenle, çalışmalar biraz daha yaygınlaştırıldı, sivil toplum örgütlerinden çalışmalara katkı sağlamak isteyenler komisyona çağrıldı ve onların düşünceleri alındı. Başta kadın örgütlerimiz olmak üzere pek çok örgütün altkomisyona getirdiği öneri de büyük oranda dikkate alındı.

Bu şekilde yapılan altkomisyon çalışmaları, altı ayın sonunda, 2004 yılının mayıs ayında rapor halinde komisyonumuza gönderildi. Bu sefer Komisyonumuz, benim imzamla, yaklaşık 1 000 yere bu tasarıyı gönderdi.

Biraz evvel, burada “bu tasarı çok aceleye getirildi, kimsenin haberi olmadan yapıldı” diyen Tandoğan arkadaşım için söylüyorum; gazetelere…

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Göndermek ayrı, tartışmak ayrı!..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Devamla) – Göndereceğiz ki tartışma yapacağız. Gönderiyoruz, diyoruz ki, görüşünüz varsa bize bildirin. O görüş gelecek, onun üzerinde de tartışma yapacağız. Yani, görüş bildirmeden, bir tasarıyı göndermeden neyin üzerinde tartışma yapacağız! İşte, o yolu açmak istiyoruz.

Gönderdiğimiz 1 000 kurum, kuruluş ve kişiye dedik ki: İşte bizim altkomisyonun hazırladığı rapor; bununla ilgili görüşlerinizi lütfen bize bildiriniz. Gönderilen 1 000 yerin sadece 50’sinden görüş geldi sevgili milletvekili arkadaşlarım. Bunlar içerisinde bir hukuk profesörünün göndermiş olduğu görüş ilginçtir “Türkiye, ceza kanunu yapamaz” diyor.

Niçin yapamaz; seksen yıllık cumhuriyet, bunca deneyimden sonra, bunca eleman yetiştirdikten sonra bir ceza kanunu yapamıyorsa, biz, nasıl Avrupa Birliği üyesi olacağız, nasıl çağdaş devlet olacağız?! Bu, en azından bizim hukukçularımıza, bizim insanımıza haksızlık değil midir?! (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yaptı bizim arkadaşlarımız. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma, AK Partili arkadaşlarıma, akademisyen arkadaşlarımıza, Yargıtay üyelerine, hepsine, huzurunuzda teşekkürlerimi, minnetlerimi sunuyorum. Gerçekten onların katkıları unutulmaz.

Başka nasıl yapılabilir, bir tasarıya başka nasıl daha geniş bir katılım sağlanabilir?! Yine, altkomisyon raporumuzu, bütün hukukçu milletvekillerimize gönderdik, bütün hukuk fakültelerine gönderdik, baroların hepsine gönderdik, ağır ceza mahkemelerinin hepsine gönderdik, Yargıtaydaki bütün ceza daireleri üyelerinin hepsine gönderdik, sivil toplum örgütlerinin hepsine gönderdik, gazetecilere gönderdik; isteyen herkese bunu gönderdik ve bize görüşlerinizi bildirin dedik. 50 tane görüş geldi. İşte, o görüşleri de alarak, Komisyonumuz, tam 50 saat süren bir çalışmanın sonunda, şimdi, huzurunuza getirilen metni hazırladı ve buraya getirdi.

Elbette, karar, Genel Kurulundur. Elbette, Genel Kurulun vereceği karar, herkesin başının üstünde yer alması gereken bir karardır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının mükemmel olduğunu söylemeye elbette imkân yok. Sayın Eraslan da söyledi, Sayın Köylü de söyledi; ama, takdir edersiniz ki, yepyeni bir kanun yaparken, en mükemmeli yakalamak öyle çok kolay da değildir; ama, burada herkesin emin olmasını istiyorum ki, bu kanunun, toplumun bütün kesimlerinin ürünü olması için, hem Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların hem AK Partili arkadaşlarımın ortak çabası, ortak gayreti vardır ve burada da, bana göre, önemli oranda sonuçlar alınmıştır. Elbette, burada, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK Partinin içine sinmeyen, kendi tabanlarına çok rahat anlatamadıkları düzenlemeler de vardır; ama, bu tasarı çıkarken, çıkarılmaya çalışılırken, bir mutabakat tasarısı olması konusunda da, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK Partinin ortak iradeleri ortaya konulmuştur. O nedenle, bu tasarının bu zamana kadar gelmesi ortak mutabakatın nasıl eseriyse, çıkması da, umuyorum ki, yine ortak bir eser olarak meydana gelecektir.

Bazı arkadaşlarımızın tereddüt duydukları noktalar var. İşte, bugün, liderler yeniden bir araya geldiler, yeniden görüşme yaptılar. Şimdi, tasarıda, huzurunuza geldikten hemen sonra, her iki parti arasında yapılan görüşmelerde, zaman zaman ilerlemeler kaydolundu. İşte, şimdi elimde, önerge taslağı haline getirilen birtakım görüşler var; bunlardan size kısaca bilgi vermek istiyorum.

Mesela, hakaretlerle ilgili altı ay olarak öngörülen alt ceza üç aya indirilmiştir; eleştiriler gelmişti bu konuyla ilgili. 216 ncı maddenin uygulamasında sorunlar çıkabilir endişesi vardı, hem Cumhuriyet Halk Partili hem AK Partili arkadaşlarda; orada da, açıklık getirilmesi bakımından “açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” unsuru maddeye eklenmiştir. 218 inci maddede, Sayın Tandoğan biraz evvel “şimdi, siz, belli bir meslek grubunu hapse atmak için ceza maddesi getiriyorsunuz” dedi; öyle bir şey yok; bu, kanunda var zaten. Aslında, getirilen düzenleme, kastettiği o meslek grubunun daha lehine olan bir düzenlemeydi; ama, toplumun bir kesimi o kadar kötü ajite edildi ki, biz de, arkadaşlarla, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarla konuşarak, bu düzenlemeyi, mevcut, şu anda yürürlükte olan şekliyle bırakmanın uygun olduğuna karar verdik. Belki, burada, kanun yapma tekniği bakımından bir yanlış yapıyoruz; çünkü, göreceksiniz, mevcut kanundaki, yani şu anda yürürlükte olan Türk Ceza Kanunundaki maddenin diliyle, şimdi görüştüğümüz tasarının dili arasında çok ciddî bir farklılık meydana gelecek; ama, birtakım istismarları önlemek bakımından, bunun, aynen bu şekilde, olduğu gibi getirilmesinin uygun olduğunu düşündük.

222 nci maddede değişiklik yapılıyor; şapka ve Türk harfleriyle ilgili düzenleme, şu anda yürürlükte olan 526 ncı maddede olduğu gibi korunacak. Kisvelerle ilgili konu, yine, kendi kanununa göre -nasıl yürürlükte ise- öyle devam edecek.

287 nci madde de -genital muayeneyle ilgili- kadın örgütlerimizin üzerinde çok durduğu bir husustu. Mevcut tasarıda, göreceksiniz “yetkili hâkim ve savcı kararı olmaksızın” deniliyor. Şimdi, burada, genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan da suçlu hale gelecek iki partinin uzlaşmasıyla, böyle ortak bir önergeyle.

Hükümlü ve tutukluların kaçmasıyla ilgili 292 ve 293 üncü maddelerde birtakım teknik tereddütler vardı; o konuyla ilgili yeni bir önerge gelecek.

Nihayet, 302 nci maddeyle de ilgili birtakım tereddütler ortaya çıktı. Orada, bir yıl olarak düzenlenen cezanın alt sınırı altı aya indirilmiş. Yani, çıkarmış olduğumuz uyum paketlerine uygun hale getirildi ve “eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları da suç oluşturmaz” diye dördüncü bir fıkra eklendi ve tahmin ediyorum, tereddütler de bu şekilde giderildi.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, siz oy verirseniz yasalaşacak. Şunu, inanarak huzurunuzda söylüyorum ki, bu tasarı, Türk insanının eseridir ve birey olarak Türk insanının mutluluğunu, refahını, özgürlüğünü çok öne alan, temel felsefe, temel ilke edinen bir tasarıdır. Bu tasarı, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, fikir özgürlüklerini daraltan, kısan değil, tam tersine, fikir özgürlüklerini alabildiğine genişleten; ama, öbür taraftan, toplumun birtakım temel ihtiyaçlarını gözardı etmeyen bir şekilde düzenlenen bir tasarıdır. Tasarı, oylarınızla kanunlaştığı takdirde, zannediyorum, Türk insanının mutluluğuna hizmet edecek, maddî ve manevî refahına hizmet edecek bir tasarı olarak, gelecek kuşaklar tarafından hep iyiliklerle anılacaktır.

Ben, bu düşüncelerle tasarının görüşmelerinin hayırlı olmasını diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toptan’a teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ konuşacaktır.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu üzerinde, şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza hukuku, devletin, ceza tehdidiyle uygulamasını sağlamaya çalıştığı emir ve yasaklardan oluşmaktadır. Ceza Kanunu, esasıyla cezaî himayenin konusunu teşkil eden toplumsal ve kişisel hakların neler olduğunu da tespit etmektedir. Ceza kanunları, bir noktada, toplumun ve devletin kanunda yer alan konulara bakışını da yansıtmaktadır.

Demokratik toplumlarda zaman içerisinde yaşanan gelişmeler, ceza kanunlarında ve diğer kanunlarda birtakım değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılar. Bu nedenle, zaman zaman, bugüne kadar, 1926 yılından beri yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda 63 adet değişiklik yapılmıştır. Toplumun ihtiyaçları, demokratik talepleri doğrultusunda bunlar kanunlaştırılmıştır; ama, bunlar yapılırken bir yandan ihtiyaçlar giderilmiş; fakat, diğer yandan da Ceza Kanununun insicamı bozulmuş; dil birliği bozulmuş, mantalite birliği bozulmuş. Zira, her bir değişiklik değişik bir siyasî iktidar zamanında yapıldığı için, o iktidarın mantalitesi, anlayışı, dile bakışı, suça ve cezaya bakışı kanunun içerisine yansıtılmış ve böylece, Türk Ceza Kanunu, kırk yamalı bohça diye nitelendirebileceğimiz bir yapıya bürünmüştür.

Ceza Kanununun değiştirilmesiyle ilgili Türk toplumunun talepleri bugün gündeme gelmiş değildir. 1940 yılında, Adalet Bakanlığımız bu konuda çalışma yapmak üzere bir yönetmelik çıkarmış ve bu yönetmelik çerçevesinde de, değişik komisyonlara, Ceza Kanunu tasarısı hazırlatmak üzere görevler tevdi edilmiştir. Bakın, 1940 yılında hazırlanan bir TCK tasarısı var; bu, 1930 İtalyan Ceza Kanunundaki değişiklikler de nazara alınarak hazırlanmış; ancak, yasalaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, 1958 yılında da bir Türk Ceza Kanunu tasarısı hazırlanmış; fakat, bu da yasalaşma imkânı bulamamıştır. 1985 yılında kurulan yeni bir komisyonla, 1987 yılında TCK tasarısı hazırlanmış; ancak, bu da kanunlaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, bir başka komisyon tarafından, 1989 yılında TCK tasarısı hazırlanmış, bu da kanunlaşamamıştır. 1997 yılında hazırlanan TCK tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmiş, komisyonlara inmiş ve altkomisyondayken, seçim nedeniyle, kanunlaşma imkânı bulamamıştır. En son, 2001 yılında bir TCK tasarısı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu tarafından Meclisimize gönderilmiştir.

Bunları şunun için anlattım: Bundan önce konuşan arkadaşlarımdan bazıları, bu tasarının çok kısa bir çalışmanın ürünü olduğunu söylediler. Ben derim ki, bu, bugünün ürünü değil, bundan önce yapılan altmışdört yıllık bir çalışmanın, bir birikimin, bir emeğin, bir terin karşılığıdır. Bu çalışmalara bugüne kadar katkı verenler AK Partiyi oluşturan milletvekilleri olmadığı gibi, Cumhuriyet Halk Partisini oluşturan milletvekilleri de değildir; tarihimizin değişik evrelerinde siyaset yapan ve burada bulunan siyasî partilerimizin temsilcilerinin anlayışları, katkıları vardır. Biz, bunu düzenlerken, bunun üzerinde çalışırken bu emeklerden istifade ettik. Elbette ki, bu konular üzerinde bizden önce çalışan, özellikle teknik komisyonlar -Yasama Meclisi üyeleri dışındaki komisyonlar- bu tasarıların tamamını dikkate almışlardır, incelemişlerdir ve ona göre bir neticeye varmışlardır. Bizim önümüze gelen hükümet tasarısı da, bütün bu tasarıların süzmesi şeklinde idi. Türk Ceza Kanunu Tasarısı, altkomisyonda, yaklaşık bir yıldır, arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, Yargıtayımızın temsilcilerinin ve değişik sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katkılarıyla âdeta yeniden şekillenmiştir.

Burada başka bir hususun da altını çizmek istiyorum: Türk Milleti ve Devleti, kendi ceza kanununu yapabilme ehliyetine sahiptir. Birileri bu ehliyeti kendisinde görmese de, Türk Milleti bu ehliyetin varlığını pekala bilmektedir. Bu memlekette, daha düne kadar “Türkçeyle felsefe yapılmaz” diyenler vardı; bugünlerde de “Türkçeyle hukuk ve ceza kanunu nasıl olur, Türkiye’nin bu hukuk birikimiyle, tecrübesiyle bu yapılır mı” diyenler var; ama, ben biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukukçuları, Yargıtay ve diğer mahkemelerdeki uygulayıcıları, üniversitelerdeki hocaları ve bu işe kafa yoran, emek veren, ter dökenleri, Batı’daki muadillerinden hiç de geri değildir, onlardan bir adım da öndedir. Şu anda huzurunuzda bulunan Türk Ceza Kanun Tasarısı -Adalet Komisyonu raporu- dünyada hazırlanmış en ileri ceza kanunu tasarısıdır. Neden; çünkü, pek çok Avrupa ülkesi, ceza kanunlarını değişen yeni değerlere, korunması geren yeni hukukî menfaatlara göre şekillendirmişler ve değiştirmişlerdir. Hem Komisyonun, bizim dışımızda teknik komisyonun yaptığı çalışmalarda hem de alt komisyonun yaptığı çalışmalarda hem Fransız Ceza Kanununa hem İtalyan Ceza Kanununa hem Alman Ceza Kanununa hem İspanya Ceza Kanununa ve hatta, ta uzaklardan Japonya Ceza Kanununa da zaman zaman bakılıp bütün bunlardaki değişim ve gelişmeler de dikkate alınıp, bunları, huzurlarınıza getirilen metne nasıl yansıtırız diye emek verilmiştir ve bu tasarı bu emeklerin ürünüdür. Onun için de, bu metin, bugün yürürlükte bulunan ceza kanunlarına göre bir adım da öndedir; ama, tabiî ki, buna rağmen, hiçbir kusuru, hiçbir eksiği yoktur demenin imkânı da yoktur.

Biliyorsunuz, ceza kanunları, uygulandıkları ülkelerde uygulanan yönetimin, rejimin karakterini yansıtan kanunlardır. Siz, bir ülkenin karakterini anayasasına yazarsınız, o izafî kalır; ama, bunun, esas, gerçek ifadesini bulduğu yer ceza kanunudur. Onun için, ceza kanunları çok önemlidir.

Totaliter ve otoriter rejimlerin egemen olduğu ülkelerde ceza kanunları, bireyin hak ve hürriyetlerinin alabildiğine kısıtlandığı, devletin alabildiğine korunduğu, mevcut iktidarın bekasının alabildiğine temin edilmesi için gayret sarf edildiği kanunlar olduğunu görürsünüz; ama, demokratik toplumlarda kanunların, hürriyetin önünün alabildiğine açıldığı, devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin alabildiğine korunduğu kanunlar olduğunu görürsünüz. Onun için, biz, demokratik bir ülkede yaşadığımıza göre ve Anayasamızın 2 nci maddesinde de devletimizin temel niteliklerinden bir tanesi demokratik hukuk devleti olduğuna göre, yapacağımız kanunun da bu demokratik ilkelere uygun olması gerekiyordu.

Onun için, bakın, Ceza Kanunu metninin 1 inci maddesi Ceza Kanununun amacını düzenlemektedir ve orada uygulayıcıya bir mesaj veriliyor; deniliyor ki: Bu kanunun hiçbir maddesi temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı şeklinde yorumlanamaz ve uygulanamaz. Böyle bir hüküm koyduk bütün bunları teminat altına almak için; ama, bakın, bütün bunlara rağmen, mevcut metnin içerisinde, demokratik, hukuk devletinin ilkeleriyle bağdaşmayan, panik mevzuat denilebilecek nitelikteki hukukî metinler de vardır. Panik mevzuat, değişik zamanlarda konjonktürün emir buyurduğu veya konjonktürün gereğini ortaya koyan hukukî metinlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunun gibi birtakım maddeler de mevcut metnin içerisinde vardır. Gönül ister ki, Anayasamızla, uluslararası sözleşmelerle bağdaşmayan bu hükümleri de elbirliğiyle bu kanun metninin dışına taşıyabilseydik, daha iyi olurdu. Ben, o nedenle, fikir ve düşünce hürriyetinin, din ve vicdan hürriyetinin tam ifadesi noktasında birtakım eksikliklerimizin olduğunu da vurgulamak istiyorum. Birtakım düşüncelerle, endişelerle bunlar burada muhafaza edilmiştir; ancak, hukuk devletinde bunun önünü açmak da lazımdır, bunları takdirin alanının dışına çıkarmak da lazımdır. Biz hepimiz şunu söylüyoruz, diyoruz ki; yargı, siyasete, politikaya müdahale etmemelidir. Doğru; ama, politika da yargıya müdahale etmemelidir. Eğer, biz, Ceza Kanunu maddeleri içerisine yargının yorum yapmasına elverecek hükümler koyarsak, yargı da, bunu uygulayan da, elbette ki, sonuçta bir yorum yapacak, otomatikman, karışmasını istemediğimiz alana müdahale etmiş olacaktır. Onun için, değerli milletvekilleri, mevcut yasamızın içerisinde, sayılı da olsa, yargının, yorum yoluyla hayata daha fazla müdahalesi sonucunu doğuracak maddeler vardır. Ben inanıyorum ki, bu Yüce Meclis, görüşmelerin seyri içerisinde bu maddeleri de değiştirecektir.

Ben, bir iki hususa da cevap verip, sözlerime son vermek istiyorum.

Bir tanesi, CHP adına konuşan değerli milletvekili arkadaşım -altını çizerek söylüyorum- “biz, bu kanun tasarısı altkomisyonda görüşülürken, ülkeye en az zarar verecek şekilde geçmesi için uğraştık” dedi. Şimdi, ülkeye zarar vermek isteyen bir kişinin bu Meclisin çatısı altında, burada bulunduğuna ben inanmıyorum. Biz, hepimiz, elbirliğiyle, bu ülkenin faydası olsun, insanlarının faydası olsun, onuru, şerefi, haysiyeti daha da yüksekte olsun diye çalıştık; ancak, kanun içerisindeki birtakım maddeler üzerinde kanaat serdederken, bunları, hemen, birtakım önyargılarla, niyet okumalarla farklı manaya çekmenin de hiçbir manası yoktur. Türkiye’de her bir Türk vatandaşı, en az diğeri kadar vatanını, milletini, devletini, Meclisini, her şeyini seviyordur; hiç kimse, bu konuda, diğerine göre bir rüçhaniyete, bir önceliğe sahip değildir; bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Biz, bu kanun görüşmeleri sırasında, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen devletimizin temel niteliklerini aşma gibi hiçbir düşünceyi, hiçbir anda, hiçbir zeminde aklımızın ucundan dahi geçirmedik; ama, müsaade buyurun da, hukuka ve Anayasaya açık ve net aykırı olan maddeler hakkında da kanaatlerimizi söyleyelim, kamuoyu bunu bilsin, kimin hukuktan yana, kimin birtakım ideolojik dayatmalardan yana olduğunu çok net görsün. Biz, kanaatlerimizi söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.

Ben, bu vesileyle, Türk Ceza Kanunu Tasarısının, tekrar, hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve inşallah, Meclisimizin katkılarıyla, eksikliklerin giderilerek daha mükemmel hale getirileceğine de inanıyorum.

Bu vesileyle, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.

Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yapmakta olduğumuz bu çalışmaların ülkemiz için, demokrasimiz için, insanlarımız için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Şüphesiz, bugün, Parlamento çalışmaları içerisinde, bence, çok önemli, çok anlamlı ve gerçekten, herkesi ilgilendiren, gelecek kuşakları da ilgilendiren bir temel yasayı konuşuyoruz.

Şüphesiz, böyle bir tasarının huzurunuza gelmesi kolay olmamıştır. Sözlerimin başında, uzun bir maraton, çalışma yapacağız, ola ki unutabiliriz, şimdiden ifade etmeliyim ki, bu tasarının huzurunuza gelmesinde gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla çalışan Adalet Komisyonunun Sayın Başkanına ve sayın üyelerine, özellikle altkomisyonda görev yapan arkadaşlarımıza, bu çalışmalar sırasında her türlü fikrî desteği veren Yargıtayın sayın üyelerine, Yargıtay Başkanlığına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan değerli savcı arkadaşlarımıza, üniversitelerden katılan bilimadamlarına ve sair kişi ve kuruluş temsilcilerine, Adalet Bakanlığında görev yapan değerli arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Konuştuğumuz tasarı bir temel tasarıdır, temel yasadır. Aslında, yasa çalışmalarıyla uğraşan herkes bilir ki, temel yasalar netameli yasalardır; kimseyi memnun etmeniz mümkün değil. Herkes kendi bulunduğu noktadan bakar. Onun önceliği Türkiye’nin önceliğidir; onu düzenlerseniz, o yasa çok önemlidir, onu düzenlemediğiniz takdirde, başkaca maddelere bakmaksızın külliyen inkâr eder.

Aslında, toplumumuzda böyle bir genelleme alışkanlığı da vardır; iyiyi kötüden ayırt etmeden, doğruyu yanlıştan ayırt etmeden, bir tasarının ya da bir hizmetin, bir eserin iyi ve kötü yanlarını, doğru ve yanlış yanlarını birlikte görme alışkanlığı, maalesef, yoktur. Toplumumuz, nedense, bir muhalefet anlayışı olarak da, eskiden beri, bardağın hep boş tarafından bakmıştır; o, çok kolaydır; ama, dolu tarafın nasıl dolduğuna bakmak gibi bir alışkanlığımız da yoktur.

Talihsiz bir tartışmayla, maalesef, uzun bir emek mahsulü olan bu tasarı, bu 346 kareden müteşekkil, 346 labirentten müteşekkil bir güzel eser; belki bazı noktaları gölgeye geldi, bazı noktalarında ufak tefek eksiklik varken, geri kalanları, sanki hiçbir özelliği yokmuş, bu topluma hiçbir şey vermiyormuşçasına, küllî bir karalama içerisine götürüldü. Bu, haksızlıktır. Bu, tasarı için çalışanlara haksızlıktır, en azından, bize haksızlıktır; çünkü, biz, hepimiz -bu çatının altında olan herkes- birbirimizi beğensek de beğenmesek de, fikirlerimizi eksik, yanlış bulsak da, bu ülkenin iyiliği için çalışıyoruz, bu ülke iyiye gitsin diye uğraşıyoruz. Bir temel yasayı yaparken de en temel niyetimiz budur. Bunun aksini düşünen, bize bühtanda bulunmuş olur. Bunu burada belirtmek istiyorum.

İkincisi, bizim toplumumuzdaki bazı kesimlerin -katılır mısınız, bilmem- şöyle bir alışkanlığı daha var: Sizler de, bizler de, zaman zaman, panellere katılırız. Bu panellere umumiyetle 4-5 kişi çağrılır. O panellerde, o toplantılarda da çok sayıda değerli zevat vardır. Bizim konuşma üslubumuzda da bu sayınları saymak gibi de bir geleneğimiz var. Salonun yarısı sayınlarla dolu olunca, 20 dakikalık konuşmanın 5 dakikası sayınları saymakla geçer. Ondan sonra, ne iyi ettik de bu toplantıyı yaptık tarzında, kelamı rüşvet kabilinden de bir 5 dakikalık peşrev konuşması yapılır. Sonra, her yerde, her toplantıda söylenen bir iki söz ki, özü itibariyle de şikâyetten ibarettir o ve çözüme bir türlü yönelinemez; çünkü, çözüm, biraz gayret ister, gece biraz uykusuz kalmak ister, biraz kitap karıştırmak ister. Sonra, 1-2 dakika kalınca da, saatine ikidebir bakar “söylenecek çok söz vardı; ama, maalesef, zaman doldu..” Şimdi, bu tasarı yirmi yıldır Türkiye’nin gündeminde, halen, birkısım insanlar diyor ki: “Bu tasarıyı biraz geri çeksek.” Sizi temin ederim, bahse girerim; bu tasarıyı biz bugün çeksek, bir yıl sonra Türkiye’nin gündemine getirsek, yine, aynı kişilerden, aynı adamlardan aynı mazeretleri dinleyeceğiz.

Bu tasarı Meclisin gündemine geleli onyedi ay oldu, onyedi ay!.. Televizyonlarda ben defeatle söyledim, Komisyon Başkanımız, değerli arkadaşımız, demin, bu tasarı gündeme geldiği günden beri katkı için nasıl bir çabada bulunduğunu burada ifade etti. Bu tasarı metnini 1 000’e yakın yere göndermişsiniz, gelebilen teklif, tenkit sayısı 40 veya 50’yi geçmiyor. Onların da önemli bir kısmı tasarının bütünlüğüyle ilgili değil, haklı olarak, kendilerini ilgilendiren üç beş maddeyle alakalıdır; bunların tamamını toplasanız 15-20 maddeyi de geçmez. Şimdi, böylesine bir ortamda, halen, bir toplum, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da, bir yere getirip bağlamıyorsa, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da bundan bir eser orta yere çıkaramıyorsa, o zaman bir yerde bir yanlışlık var demektir.

Belki, bir Adalet Bakanı olarak, kötü adam rolünü oynayıp, böylesine Ceza Kanunu Tasarısı gibi netameli bir tasarıyı toplumun gündemine getirmek yerine, böyle gelmiş böyle gider, eski Kanunla nereye kadar gidersek gidelim deyip, işi böylece bırakıp Bakanlığın tadını çıkarmak da vardı; ama, ben, siyasî hayatım boyunca hep zor olanı seçtim; bu da zor, gerçekten zor; çünkü, böylesine, uzlaşma kültürünün olmadığı, kavga kültürünün bir siyaset üslubu haline geldiği, bir felsefe haline geldiği, rant aracı haline geldiği bir toplumda uzlaşmaya dayalı bir temel yasayı toplumun önüne koyabilmek çok kolay değildir. Bu Parlamento bunu başardı; bu Komisyon bunu başardı, hepsine müteşekkirim; Cumhuriyet Halk Partilisine de, AK Partilisine de, gelip, orada konuşan herkese müteşekkirim. Türkiye’nin aradığı tablo da budur, Türkiye’nin geleceği de burada yatıyor. Belki, bu tasarıdan çok daha önemlisi, böyle bir uzlaşmanın ortaya konulabilmesiydi. Geçmişte kavga ettik de ne oldu; birisi bana söylesin, desin ki, kırk yıl kavga ettik, şöyle bir neticeyi elde ettik.

Bu tasarı, bir uzlaşma tasarısı; elbette eksikliği var, elbette yanlışı var. Öyle olmasaydı, komisyona gelmezdi, başka yere gelmezdi. Şimdi hepimiz iyi niyetle diyoruz ki, gözden kaçan hususlar varsa “daha iyi olurdu şöyle düzenleseydik” diyeceğimiz hususlar varsa, bunu, birlikte, vakit geçmeden, dün yaptık, geçen hafta yaptık, komisyonda yaptık, yarın da yaparız, bu müzakereler devam ettiği sürece de yaparız. Mühim olan, bu alışkanlığı, bu güzel geleneği burada kaybetmemiş olmamız lazım gelir. Belki, Parlamentonun bu anlamda en önemli eserlerinden bir tanesi budur. Demokrasi adına misal verirken, uzlaşma adına misal verirken, ülkenin yararı için yan yana gelmek için misal ararken, ben niye İngiltere’den misal vereyim, niye Fransa’dan misal vereyim! İşte, yeni dönemde bu da güzel bir misal; bunu toplumun önüne koymak, bunu paylaşmak, bunun gururunu taşımak, her halde, bu tasarı vesilesiyle bu Parlamentoya nasip olmuştur; bunun gözden kaçırılmaması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu tasarı, elbette nereden baktığımıza bağlı. Dedim ya, 346 madde; eksiği varsa düzeltiriz, hiçbir inadımız yok, tartışacağız, konuşacağız, birlikte bunları yapacağız; ama, bir şeyi gözden kaçırmamamız lazım; artık, 765 sayılı Türk Ceza Kanunuyla Türkiye’nin bir yere varması mümkün değil; çünkü, ihtiyaç hâsıl oldukça her gün bir tuğlası sökülmüş; bir engel çıkmış, oradan bir parçası sökülmüş; sonra tamir etmeye çalışmışız, ucube bir bina haline gelmiş; 60’tan fazla değişiklik… Felsefesi eskimiş; bu Ceza Kanunu, soğuk savaş döneminin yürürlükteki ceza kanunu izlerini taşıyor, felsefesini taşıyor; çünkü, soğuk savaş döneminin önceliği güvenliktir, devletin güvenliğidir. Güvenliğin söz konusu olduğu yerde, yasaklar olur, yasaklamalar olur; ama, Türkiye artık o dönemi çoktan aştı; dünya o dönemi aştı. Onun için, dünyanın felsefesi değişti ister istemez. Eğer, ceza kanunlarınızı bu felsefeye uyduramazsanız, haksızlıklar olur, özel kanunlarla ceza düzenlemesine gidersiniz, o zaman da ceza hukuk sisteminin sistematiği bozulur, dengesi bozulur, haksızlıklar meydana gelir. Nitekim, yürürlükteki yasanın dengesi bozulmuştur, sistematiği bozulmuştur, felsefesi de eskimiştir. Bununla Türkiye nereye kadar gidebilir; bu, daha ne kadar götürebilir? Dedim ya, niye netameli işle uğraşıyoruz, böyle gelmiş, böyle gitsin diyerek bu dönemi de kapatıp gidebiliriz; ama, bu toplumun modern bir ceza kanununa ihtiyacı vardır; öncelikleri dünya şartlarına uygun, dünyanın öncelikleriyle örtüşen, kendi içinde sistematiği olan, felsefesi olan yepyeni bir ceza kanununa ihtiyaç vardır.

Şimdi, tutanaklara geçmesi açısından burada ifade etmek istiyorum. Hükümet olarak, biz, bugüne kadar olmamış bir yolu denedik bu Ceza Kanunu Tasarısında. Herkesin bilmesi gereken bir hususu ifade etmek istiyorum. Bir konunun çözümü için, yasa, Parlamentonun gündemine, Genel Kurula iki türlü gelir; ya teklif olarak gelir ya da tasarı olarak gelir; ama, geriye dönüp baktığımızda, bizim yasalaştırma tarihimiz açısından, teklif adedi fevkalade sınırlıdır, daha çok tasarı olarak gelir. Ama, gördük ki, yirmi yıldan beri, belli bir hükümet döneminde bir yere kadar gelmiş olan ceza kanunu tasarısı, her hükümet değişikliğinde veya her seçim öncesinde geriye çekilmiş; olmadı, baştan, yeni bir komisyon iki sene, üç sene, dört sene çalışmış, Meclis gündemine gelmiş… Ben, bunların birçoğunu bu çatı altında yaşadım. Birçok bakan arkadaşımız ceza kanunu tasarısını komisyona kadar getirdi; fakat, sonradan, seçimler veya hükümet değişiklikleri sebebiyle bu tasarılar geri çekildi. Ceza kanunu tasarısında, yirmi yıldır, gel git, gel gitten başka yapılan çok fazla bir şey yok.

Şimdi, düşündük, elbette, bizim Meclise sevk ettiğimiz tasarının birçok noktada demin söylediğim ilkelere uymayan yönü, eksikliği var, yanlış olan tarafları var, felsefesi itibariyle itiraz ettiğimiz noktaları var, parti öncelikleri açısından kabul edemediğimiz noktaları var; ama, bir sürecin başlaması lazımdı. Bir süreç başlasın, bu ülkeye tekrar üç sene, dört sene kaybettirmek yerine -ben, bunu televizyonlarda hep söyledim- komisyonlarda süreyi olabildiğince uzun tutarız, herkesin katılımını da olabildiğince sağlarız ve böylece, bir temel yasayı birlikte yaparız mantığı içerisinde, takdir edilmesi gereken bir yolu tercih etmiş olmamıza rağmen, klasik anlayışla, hep eski usul yasa yapma alışkanlığı olanlar veya böyle bir beklenti içerisinde olanlar “efendim, hükümet o tasarıyı gönderdi, bu tasarıyı gönderdi…” Gayet net söylüyorum, bu tasarıyı göndermemizin esas sebeplerinden bir tanesi zaman kazanmak, süreci işletmektir. Şu tasarı, yarım yüzyıllık çokpartili hayatımız içerisinde, belki de ilk defa Parlamentonun kendisinin yaptığı bir tasarıdır; bunu, kimsenin gözardı etmemesi lazım. Elbette, Hükümetin gönderdiği tasarı bir mukayese unsuru olmuştur. Onun arkasında da çok değerli katkılar var, çok değerli çalışmalar var, pek çok insan o tasarı içerisinde… Kabul ederiz etmeyiz, tenkit ederiz, takdir ederiz, o, ayrı bir olay; ama, onun arkasında da bir çalışma var. Şüphesiz, böylesine bir temel yasa yaparken, toplumun hafızasında, bakanlığınızda, ilgili kurumlarınızda, dünyada ne varsa bunların hepsini ortaya koyup, bir düzenleme yapmanız gerekiyor.

İlk defadır ki, bu tasarı vesilesiyle, Türkiye, kendi inisiyatifiyle, Parlamentosunda bir ceza kanunu tasarısı gerçekleştiriyor. Demin arkadaşlarımız da söyledi, elbette, beğenmediğimiz noktalar varsa, antidemokratik olduğunu kabul ettiğimiz hususlar varsa… Gözden kaçan olabilir. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkeye antidemokratik bir dayatma yapmak değildir, Türkiye onları çok geride bıraktı. Artık, o dönemler bir daha gelmez. Bakınız, gelmemesi için de doğru siyaset yapmamız lazım. Elbette, Türkiye, zaman zaman, antidemokratik süreçlere geldiyse, bunda bizim de sorumluluğumuz var, başkalarının da var. Biz, sorumluluğumuzun gereğini yapar, uzlaşarak, anlaşarak, antidemokratik tavırlara karşı birlikte bir cephe oluşturabilirsek, korku ve endişe dönemi geride kalır. Eğer, siz, böyle yapmaz da, Türkiye’de her şeyi bir yasa maddesiyle çözmeye kalkarsanız, bu mümkün olmaz. Benim anayasa hukukunda rahmetli Kubalı Hocamdan öğrendiğim bir şey var “meşruiyetin kaynağı nedir, devlet organları birkısım yetkiler kullanıyor, bu yetkilerin kullanılması neden meşrudur, bunun kaynağı nedir” denildiğinde verdiği cevap şuydu: “Anayasadan alır.” Nitekim, Anayasamızda da böyle bir hüküm var, 6 ncı maddede “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” deniliyor. Evet, bugünkü Anayasada da var.

Şöyle bir sual daha var; o dönem de okuyanlar için bu temel sualdi: “Peki, bir gece darbe oldu, ortada anayasa da kalmadı; o yetkiyi kullanan meşruiyetini nereden alacak? Öbürleri Anayasadan alıyordu; Anayasa askıya alındığına göre nereden alacak?” Verdiği cevap, benim siyasî hayatım bakımından, birçok sorunun çözümü için anahtar cümledir: “Her kuvvet kendi hukukunu beraberinde getirir.” Eğer hukukun kuvvetini bu ülkede hâkim kılabilirsek, işte, o korkuların ve endişelerin hepsi zail olur; hepimizin gayret etmesi gereken nokta da burasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ama, siz, kuvvet hukukuna davet çıkarırsanız, kuvvetin egemen olmasını isterseniz, olmanız gereken yerde birlikte olamazsanız, demokraside hak ve özgürlükler çiğnenirken “adam, bana ne” derseniz, 1 000’e yakın kişi ve kuruluşa bu kanun tasarısı gönderildiği halde, bir magazin sayfasına gösterdiğiniz ilgi kadar ilgi göstermeyip de, ondan sonra “bu ülkede demokrasi kökleşsin” diyorsanız, o zaman, bu demokrasiyi de yeteri kadar hak etmek lazım; çünkü, her şey hak edilerek daha anlamlı oluyor, daha önemli oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu hak etmediğiniz takdirde, bir tek Ceza Kanununa bu kadar vebali yüklemenin anlamı var mı?!

Değerli arkadaşlarım, bir başka şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bu kanun tasarısından beklentinin çok fazla olduğunu biliyoruz. Geriye doğru, bu toplum çok sıkıntılar yaşadı; ekonomik sıkıntılar yaşadı, siyasî sıkıntılar yaşadı, antidemokratik süreçlerden geçti. İsteniliyor ki, bütün bunlar bir tek kanunla halledilsin. Böyle bir marifeti gösterecek hiçbir komisyon, hiçbir parlamento, hiçbir bilim adamı heyeti olamaz. Yani, bu ülkede -arkadaşlarımız da söyledi- gelir dağılımında uçurum varsa, çarpık kentleşme varsa, siyasî, sosyal, idarî, adlî kontrol yeteri kadar tesis edilemediyse, ailevî sıkıntılar varsa, yozlaşma varsa, yabancılaşma varsa, en önemli programlar televole programlarıysa ve toplum, her geçen gün, bir başka istikamete doğru sürüklenmek isteniyorsa, siz, kapkaçı hangi ceza kanunu maddesiyle önleyebilirsiniz? İşsizlik sigortanız yoksa, toplumun halen üçte 1’inin sosyal güvenlik sistemi getirilememişse…

Bunu bir muhalefet milletvekili gibi konuşuyor demeyin; bunlar Türkiye’nin gerçekleridir. Bunlar varsa, siz, hırsızlığın cezasını yedi seneye değil yetmiş seneye de çıkarsanız… Canım, Ceza Kanununun ne günahı var; yani, yedi senelik ceza, yetmiş senelik ceza bu işleri çözüverseydi -tek başına ceza sistemi- o zaman, en ağır cezaları o ülkeye getirirdiniz, ortalık dümdüz olurdu. Ya da daha iddialı bir ifade söyleyeyim: Bir ülkenin sorunlarını sadece kanun çıkararak çözmüş olsaydık, o zaman, yeryüzünde sorunlu hiçbir toplum kalmazdı. Onun için, bu Ceza Kanununa olduğundan çok daha fazla bir anlam yükleyerek, bir aşırı beklenti içerisinde “eyvah, bu beklentiler karşılanmıyor, demek ki yanlış yapıldı” tarzındaki bir yanlış kanaate de -maalesef- kendi kendimizi, burada saplamayalım, böyle bir noktaya da getirmeyelim.

Bir başka hususu daha ifade etmek istiyorum. Şüphesiz, bir arkadaşımızın -Meclise de yeni girdi ama- klasik muhalefet üslubunu çok iyi benimsediğini görüyorum; ama, bu yol, yol değil. Kendisi de burada yok.

Şimdi, bakınız, söylemek istediğim şey şu: Değerli arkadaşlarım, bugün burada konuşulan her söz tutanaklara geçiyor. İleride bu kanun maddelerini yorumlayanlar, bunları da hesaba katarak yorumlayacaklar, kanun koyucunun muradı nedir diye. Şimdi, siz, hep beraber, burada “antidemokratik bir yasa var, hürriyetler kısıtlandı, özgürlükler yok oluyor” derseniz, o zaman, hâkime, savcıya ne kabahat bulacaksınız uygulamalarından dolayı?!

Gelin, tersinden bakalım; bu kanun özgürlük getiriyor, hakkı, hukuku yerli yerine oturtmaya çalışıyor. Bugüne kadar çıkardığımız hiçbir yasanın 1 inci maddesinin birinci cümlesi “kişi hak ve özgürlükleri” ile başlamıyor. Bu maddede, bu kanunun, kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına almak için çıkarıldığı söyleniliyor. 1 inci ve 2 nci maddeyi okumak bile, bu kanunun ne kadar yeterli olduğunu anlamak için yeter, anlamak isteyenler varsa; ama, özel problemlerinin çözümünü bu kanun maddeleri içerisinde arayanlar varsa, onlara bir şey diyemem. Bilmiyorum, onların tamamını karşıladık mı karşılayamadık mı; ama, biz, ortalama bir yasa yapıyoruz. Özel beklentilere göre yasa yapacaksak, bu, temel yasa olmaz, özel yasa olur.

Bakın, burada ne getirdik; hepimizin bildiği “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine ilaveten “idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz…” Bu önemli bir maddedir. Bu ülkede, geriye dönük bakanlar kurulu kararlarıyla, yönetmeliklerle, tüzüklerle hatta genelgelerle hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını hep beraber biliyoruz. Bu cümlenin, buraya girmiş olması bile, başlı başına, bu yasanın nasıl bir zihniyet değişiminin ürünü olduğunu, ne kadar özgürlükçü olduğunu çok açık olarak ortaya koyar.

Yaşadığımız tecrübelerden sonra bir başka şey daha getirdik; diyoruz ki: “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” Herkesin bunu iyi anlaması lazım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bakınız, okuduğum bu üç fıkra dahi, ne kadar özgürlükçü, ne kadar hukukun üstünlüğüne önem veren bir anlayışla, böyle bir felsefeyle yasanın yapıldığını gösteriyor. Ayrıca, bu yasanın felsefesi farklı. Öbüründe, genel hükümlerden sonra, devlet aleyhine işlenen cürümler varken, bu tasarıda, bu defa, kişi aleyhine işlenen suçları, biz, birinci plana almışız, ondan sonra diğerleri geliyor. Bu bile, yasa koyucunun neleri önemsediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bütün bu maddeler ortadayken, hiçbir uygulayıcı -eğer kastı yoksa, keyfî davranmıyorsa- bu yasadaki hiçbir hükmü, özgürlükler aleyhine yorumlayamaz, yorumlamaması lazım. Keyfî uygulama yaparsa, hukuk devleti içerisinde onun kendi mekanizmaları vardır. Eğer, hukukî bir konudan, ihtilaftan bahsediyorsak, itirazı var, temyizi var, kanun yolları vardır. Öbür türlü bir şey varsa, onun da kendi içerisinde mekanizmaları vardır. Mühim olan, bizim burada, ne niyetle bu yasayı hazırladığımızdır, nelere öncelik verdiğimizdir ve beklentilerimizin neler olduğudur.

Değerli arkadaşlarım, özellikle, bir başka şeyi de belirtmek istiyorum. Şüphesiz, bir tasarı değerlendirilirken, evvela genel hükümlerinin çok iyi algılanması lazım. İnsanlarımıza daha yüksek birkısım hesap düzenlerini okuturken bile, evvela, kerrat cetvelinin bilinmesi gerekiyor. Kerrat cetveli bilinmeden cebire veya başka türlü işlemlere geçmek mümkün değil. Bu Ceza Kanunu Tasarısıyla ilgili birileri bir şey diyecekse, şu temel hükümleri çok iyi okuması lazım. O temel hükümler okunmadan, oradaki ilkeler, oradaki düzenlemeler iyice sindirilmeden özel maddelerdeki hususları anlamak mümkün değil. Anlayabildiğim kadarıyla, yazılanlara çizilenlere baktığımda, onlar sadece bir kareden bakarak fotoğrafın tümünü görmeye gayret ediyorlar; bu da fevkalade yanlış bir husustur. Böyle olunca da, biz meseleyi takdimde zaman zaman zorlandık.

Ümit ediyorum ki, bu çalışmalar sırasında fırsat olacak. Tasarının sair maddeleriyle, getirdikleri konularla ilgili arkadaşlarımızın söylediklerine aynen katılıyorum. Buna ilaveten başka söylenecek hususlar varsa, bunları da tekrar burada dile getireceğiz.

Antidemokratik olduğunu düşündüğümüz, düşündüğünüz, dile getirilen hususlar varsa, bunları mutabakat içerisinde, olabildiğince belli bir noktaya getirmeye gayret edeceğiz; ama, kendi kendimize haksızlık etmeyelim. Bu yasa tasarısı özgürlükçü bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısı Avrupa Konseyinin bile takdirine… Yani, onların takdirine ihtiyacımız yok; ama, moda oldu diye orayı örnek gösteriyorum. Bizim kendi yaptığımız, kendi ürünümüz… Gayet açık söylüyorum. Bundan sonra Avrupa’da, dünyanın başka yerinde ceza kanunu düzenlemesi yapanlar, emin olun, bu tasarıdan da büyük ölçüde istifade edeceklerdir. Böylesine özellikleri olan… Ama, eksikliği varsa da, bunu bugün gideririz, bugün gideremiyorsak daha sonra gideririz. Yanlış anlaşılan hususlar varsa, mahkemeler zaten bu işler içindir, Yargıtay bunlar içindir. Ama, birbirimize güvenmemiz lazım, birbirimize inanmamız lazım. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkede insanların mutsuz olması değildir, tu kaka yapılması değildir; ayırımcılığa, başka türlü eşitsizliklere, haksızlıklara maruz kalması değildir. Bunları artık geride bıraktık. Hepimiz artık yeni bir geleceğe doğru yürüyoruz. Yaşadığımız tecrübeler, inanıyorum ki, hem bu kanunların yorumlanması açısından hem de atacağımız adımlar açısından bize yol gösterecektir.

Hepinize teşekkür ediyorum. Bu tasarının milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına son konuşma, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş’e aittir.

Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gerçekten, bugün, 22 nci Dönemin belki en önemli çalışmalarından birini yapıyoruz, sıraüstü bir çalışma yapıyoruz, sıradışı bir çalışma yapıyoruz.

Ceza yasaları, gerçekten, sıradan yasalar değillerdir. Hele, bir ceza yasasını, yetmiş küsur yıl uygulandıktan sonra bir ceza yasasını baştan sona değiştirmek iddiasıyla ortaya çıkmak çok önemli bir iddiadır, büyük bir iddiadır.

Ceza yasaları topluma yön verir, kişiye yön verir ve bireyin bütün yaşamını, toplumun bütün yaşamını ve geleceğini düzenlemek iddiasındadır; onun için, çok önemlidir.

Ceza yasaları, o toplumun çağdaşlık ve aydınlanma sürecindeki düzeyini de belirler. Bir toplumun çağdaşlık düzeyi, aydınlanma sürecindeki katettiği yol, o toplumun ceza yasasıyla somutlaşır, ceza yasasıyla belirlenir. Demokrasi ve özgürlük tutkusu o toplumun, ceza yasasıyla somutlaşır, yere iner, belirlenir. O nedenle, ceza yasaları herhangi bir yasa değildir.

Ceza yasaları, hümanizmada hak ettiğimiz dereceyi de gösterir. Bu nedenle, belki bugünkü tartışmaların özü de bu. Bu nedenle çok özel bir süreçle hazırlanmalıdır; sıradan bir süreçle hazırlanmamalıdır, sıraüstü bir süreçle hazırlanmalıdır. Öyle de olmuştur pek çok yerde, dünyanın pek çok yerinde; ceza yasaları için, önce bilim kurullarında, bilim çevrelerinde, akademisyenler tarafından, siyasetadamlarının, hiç kuşkusuz, görevlendireceği heyetlerle büyük bir hazırlık yapılır; oraya, o toplumun bütün bilimsel birikimi, uygulamadan gelen birikimi yansır, o bir yasa haline gelir; sonra, o birikimle Meclisin önüne gelir ve özenle toplumda tartışılır, program içerisinde tartışılır. Benim de söyleyeceğim, bu tartışmanın bu tasarı üzerinde yeterince yapılamamış olmasıdır.

Bu tartışma şunun için gerekiyor değerli arkadaşlarım: Az evvel arz etmeye çalıştığım gibi, ceza yasası, toplumun çok önemli göstergelerinden biri. Orada çağdaş bir oybirliğine ulaşmak gerekir, çağdaş bir oybirliği, oydaşma sağlamak gerekir. “İki parti uzlaştı, öyleyse, tamam, bu konuda tartışılmamalı.” Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. İki parti bir yanlışta uzlaşmışsa, o yanlış doğru olmaz o uzlaşma nedeniyle. Ceza yasası sadece siyasetadamlarının uzlaşmasının ürünü olmamalı; söylemek istediğim o. O, aynı zamanda bu alandaki bütün birikimlerin de uzlaşması, onların da oydaşması, onların da beraber olmasının sonucu olmalı, öyle ortaya çıkmalı; söylediğim o. Bu metin, bu sürece uygun gelmedi.

Aslında Sayın Bakan da, Sayın Komisyon Başkanı da, açıkladılar bu metin, sonradan ortaya çıkan bir metin, bir hükümet tasarısı değil. Hükümet takabbül etti bunu -eski deyimiyle- komisyonun hazırladığı bir tasarı ve işte onbeş yıllık birikim, onbeş yıllık çalışma buna ne kadar yansıdı, bu tartışılır hiç kuşkusuz. Altkomisyondaki arkadaşlarımız, onu beğenmedikleri için, bu metni yazdı, o onbeş yıllık çalışmanın ürünü olan metni beğenmediler; “bununla olmaz” dediler ve bunu kaleme aldılar. Şunu içtenlikle söylemek istiyorum, komisyon çalışmalarına belki çok az katılma imkânı buldum; çok içtenlikle, tam bir fedakârlıkla, tam bir dikkatle, özveriyle çalıştı komisyondaki arkadaşlarımız; onu tartışmıyoruz. Onu saygıyla da, övgüyle de söylemek istiyorum, söylüyorum; ama, bu yetmez. Söylemek istediğim, bu yetmiyor, bununla yetinilemez. Bu metin Parlamentoda görüşülecek düzeyde bir ceza yasası metni olgunluğuna ulaşmadı. Hep birlikte çalışıldı, komisyon emek verdi, alt komisyon müthiş bir çalışma yaptı; on ayda, bir büyük ülkenin, Avrupa’nın en büyük ülkelerinden birinin ceza yasasını baştan sona yazmak gerçekten önemli bir şeydir; ama, olgunlaştırmak da gerekir; olgunlaşmadı.

Değerli arkadaşlar, akademisyenler, akademik -çevreler geç geldi erken geldi- bugünkü metne muhalefet ediyorlar, bugünkü metinden memnun değiller, buna karşılar. Barolar buna karşı. İstanbul Barosu, Ankara Barosu toplantılar yapmış, kitaplar yayınladılar, üç beş gün önce ikinci kitabı çıktı Barolar Birliğinin, İstanbul Barosu bir alternatif metin hazırladı, benzer hazırlıklar var. Bunun geliştirilmesi gerekiyor. Vaktiyle gönderilmiş 400 yere, harika; cevap gelmemiş, o yanlış; ama, yani, biz size göndermiştik o zaman cevap vermediniz, artık, cevabınızı istemiyoruz gibi bir küskünlükle ceza yasası tamamlanamaz. Evet, şimdi ilgilenme başladıysa, bence, eğer bir zaman sıkışıklığı yoksa, mümkünse bütün bu katkılar toplanmalıdır, bütün bu katkılar alınmalıdır ve tartışma tamamlanmalıdır.

Yürürlük tarihi olarak, 346 ncı maddede, bir yıl sonrasını öngörüyoruz. Öyleyse çok fazla bir acelemiz yok, o süreyi böyle değerlendirebiliriz; hazırlıkları tamamlamak, tartışmayı tamamlamak, toplumsal oydaşmayı sağlamak konusunda tamamlayabiliriz, değerlendirebiliriz. Bu arada fizikî hazırlıklar da yapılabilir hiç kuşkusuz.

Değerli arkadaşlar, bu yeni Ceza Yasamızın ayrı bir kimliği olmalı, ayrı bir kişiliği olmalı, ayrı bir misyonu olmalı, ayrı bir mesajı olmalı; ona bakarak biz hepimiz övünmeliyiz, bunu biz yaptık, bu bizim demeliyiz. Bunda çok yoğun bir bilimsel katkı gerekir. Bu, sadece siyasetadamının işi değil; bizim işimiz farklı. Ben de -özür dilerim- politikadan önce yargıda görev yapmış arkadaşlarınızdan biriyim. Şimdi, o dönemdeki hatıralarımla, anılarımla buna katkı yapmaya kalkarsam yanlış yaparım. Bu, ondan daha büyük bir şey; onu aşacak bir şey. Yetmez sadece siyasetadamının buradaki dikkati ve özverisi; onu tamamlamamız, onu, bakınca heyecan duyacak noktaya getirmemiz gerekir. Çok özür dilerim, ben, şu anda o heyecanı duymuyorum baktığımda, çok önemli noktalarda da -konuşmacıların hepsi söylüyor- henüz tamamlanması gereken noktalar görüyorum. Madem bunları tamamlayacağız, sadece siyasetadamlarından değil, bu konuda emek vermiş, bu konuda bilimsel kimliğini ortaya koymuş insanlardan da yararlanmalıyız diye düşünüyorum.

Ceza hukuku alanındaki gelişmeler, aslında, heyecan vericidir. Artık, cezadan söz edilmemeye başlanıldı; “önlem” deniliyor. Artık, korkutulmuyor; cezayı, bir korkutma aracı olarak kullanmıyorlar, iyileştirmeye çalışıyorlar. Artık, soyutlama, tecrit söz konusu değil, onu sosyalleştirme, uyumlaştırma söz konusu; hapis ve zindandan bahsedilmiyor, topluma kazandırmaktan söz ediliyor. Bunlar, çok heyecan verici, bunlar çok ileri hedefler. Böyle bir ceza yasası hazırlamalıyız; daha hümanist, daha çağdaş, daha insancıl, daha özgürlükçü olmalı; Türk toplumu bunu hak etti. Madem yola çıktık, hazırlıyoruz -hiç kuşku yok ki, takdirle karşılanacak çok önemli emekler veriyorsunuz- onu bu hale getirmeliyiz diye düşünüyorum.

Ayrıca, ceza yasaları, toplumun erişmesini istediğimiz noktaya ulaşması açısından da son derece önemli etkisi olan yasalardır. Şunu söylemek istiyorum: Toplumun ekonomik ve kalkınma düzeyi açısından, demokratik düzeyi açısından, çağdaşlık düzeyi açısından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güneş.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) – …nereye gelmesini hedeflemişsek, Ceza Yasamız onu hızlandıracak, o yolu açacak, o gidişi kolaylaştıracak unsurlar da getirebilir, böyle etkileri de olur. Bunu sağlamalıyız, bunu öneriyorum; bu noksanlarını gidermeliyiz, aceleye getirmemeliyiz. Çok önemli, çok sıradışı bir iş yapıyoruz. Bu yaptığımızla övünmemiz gerekir; bunu en çağdaş düzeye ulaştırma konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi, hiç kuşkusuz, elinden gelen katkıyı, birikimini ortaya koyacaktır; bunda bir kuşku olmaz; çünkü, biz, çağdaşlaşmanın ve devrimin siyasal örgütü olarak kendimizi tanıtıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. 2016 yılından bu yana Merkezi Adana'da bulunan ve kurucusu olduğu İncekaş Hukuk Bürosu'nda çalışmaktadır. Yüksek lisans derecesi ile hukuk eğitimini tamamladıktan sonra bu alanda birçok farklı çalışma yürütmüştür. Özellikle aile hukuku, boşanma, velayet davaları, çocuk hakları, ceza davaları, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul, miras ve iş hukuku gibi alanlarda uzmandır. Saim İncekaş, sadece Adana Barosu'nda değil, aynı zamanda Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi dernek ve kuruluşlarda da aktif olarak görev almaktadır. Bu sayede, hukukun evrenselliği konusundaki farkındalık ve hukuk sistemine olan güveni arttırmaya yönelik birçok çalışmada yer almaktadır. Randevu ve Ön Görüşme İçin WhatsApp Üzerinden Hemen İletişime Geçin

Yorum var.

  1. Merhaba,
    kanun maddelerinin çevirileri için teşekkür ederim, baya bi faydası oluyor, ama bazı yerlerde hata olmuş galiba, mesela madde 151 de, benim elime 2013 tarihli bir mahkeme kararı geldi çeviri için, orada türkçede mağdur diye geçiyor
    Çeviride mağdur Bundesgerichtshof – Yani Yargıtay diye çeviri yapılmış. bu konuda bilgi alabilirmiyim
    teşekküürler
    Oktay Ezer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir