Kambiyo Senedinin Geçerli Olduğu Temyiz İtirazı

Tehir-i İcra Taleplidir.

YARGITAY (   ). HUKUK DAİRESİ

SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

Sunulmak Üzere

… ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO         : E.

KARAR NO         : K.

TEMYİZ EDEN

DAVALI                                                :

VEKİLİ                                                 :

DAVACI:

VEKİLİ                                                  :

KONU                                                  : Usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması  ve tehir-i icra talebimizi içerir.

AÇIKLAMALAR

Yukarıda numarası yazılı dosya kapsamında verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerekmektedir.

DAVAYA KONU EDİLEN ÇEK, KAMBİYO VASFINI TAŞIMAKTADIR.

  • Uyuşmazlık, davaya konu edilen çekin kambiyo vasfını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. Söz konusu çek incelendiğinde görüleceği üzere, davacı tarafından diğer davalı …. Ltd.Şti. lehine keşide edildiği, çekin sağ üst kısmında “P.Başı 03.11.2009” ibaresinin yazılı olduğu görülmektedir.

  • Her ne kadar Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereğince yalnızca ‘P.Başı’ şeklinde ifade edilen keşide yeri açıkça yazılmış bir keşide yeri sayılamasa da, davaya konu çekin sol alt bölümünde, “Pınarbaşı/İzmir” ibaresi yer almaktadır. Bu haliyle, çekin sağ üstündeki ‘P.Başı’ tabirinin ne ifade ettiği çek kapsamından açıkça ortaya çıkmakta ve anlaşılmaktadır.

  • Ekte sunmuş olduğumuz Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2010/4259 E. ve 2010/16408 K. sayı ve 24.6.2010 tarihli kararı[2], dava konumuzla birebir aynı bir başka olayla ilgili olarak verilmiş bir karardır. Anılan kararda “Somut olayda alacaklı tarafından takibe konu edilen çekte keşide yeri olarak gösterilen (ARD) herhangi bir idari birim çağrıştırmamakla birlikte, TTK’nun 693/son maddesi hükmüne uygun olarak çekin sağ alt köşesinde borçlu keşidecinin adresinin Ardeşen-Rize olarak yazılı olduğu görülmektedir…”, “… çekte keşide yeri bulunmadığı nedeniyle yazılı şekilde takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” denmekle, davamıza konu çekte yer alan ‘P.Başı’ ibaresinin “Pınarbaşı-İzmir” olarak kabulü zorunludur.

  • Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ekte sunduğumuz bir kararında[3], “Çek üzerinde keşideci tarafından açıkça bir keşide yeri belirlemesi yapılmamış ise…”, “… vergi kimlik numarasıyla, banka IBAN numarası yanında “Çarşamba/Samsun” ibaresi yer almaktadır. Bu durumda icra takibine konu çekin keşide yerinin, keşidecinin kimlik bilgileri yanında yazılı bulunan “Çarşamba/Samsun” olduğunun kabulü zorunludur.” denmektedir.

  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin bir kararında da[4] “Somut olayda takip dayanağı çekin sol üst köşesinde borçlu keşideci M… D…’in ismi yazılı olup sol alt köşede keşidecinin vergi kimlik no’su ile Ceylanpınar/Urfa adresi yazılıdır. O halde … keşide yerinin keşidecinin adı altında yazılı olan “Ceylanpınar” olduğu kabul edilerek şikayetin reddi ile…” denerek, davaya konu çekle şeklen birebir aynı olan çekin kambiyo vasfını taşıdığını ortaya koymuştur.

  • Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ekte sunduğumuz kararı da[5] aynı doğrultudadır. Anılan kararda “K.Paşa” ibaresinin kendi başına keşide yeri sayılamayacak olsa da, çek metninde yer alan “Kemalpaşa/İZMİR” ibaresinin, keşide yerini belirleyici rolüne vurgu yapılmıştır.

  • Yargıtay’ın müstakar kararları uyarınca, keşide yerinin neresi olduğu çek kapsamından açıkça anlaşılmakla birlikte, davacının bu yöndeki iddialarının reddi gerekmekteyken yerel mahkemece kabulü ve davaya konu çekin kambiyo vasfı taşımadığına yönelik tespiti bozmayı gerektirmiştir.

  • Davacının dava dilekçesinde liste halinde Türkiye genelindeki Pınarbaşı adlı yerleri sıralaması, keşide esnasındaki kötüniyetinin bir uzantısı konumundadır. Davaya konu çeke bakan iyi niyetli her kişinin ‘P.Başı’ ibaresini “Pınarbaşı/İZMİR” olarak algılayacağı izahtan varestedir.

KEŞİDECİ İLE LEHTAR ARASINDAKİ DEFİLER FAKTORİNG ŞİRKETİNE KARŞI İLERİ SÜRÜLEMEZ.

Davacı vekili, dilekçesinde “kambiyo senetlerinde keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki 3. kişi konumunda bulunan ve kambiyo senedini ciro yoluyla temlik alanları (iyi niyetli olması halinde) ilgilendirmese ve bağlamasa dahi…” şeklindeki ifadesiyle, davaya konu çekin kambiyo vasfını taşıması halinde, lehtar ile müvekkili arasındaki iç ilişkiyi, müvekkil faktoring şirketine karşı ileri süremeyeceğini isabetli olarak ifade etmiştir.

Ancak devamında çekin kambiyo vasfı taşımadığını ileri sürmüş, buna örnek olarak da muğlak bir Yargıtay kararı sunmuştur. Yargıtay kararı içeriğinden dava konusuyla benzerlik taşıyıp taşımadığı anlaşılmamaktadır. Ekte sunmuş olduğumuz bu karar[6], kambiyo vasfı taşıyıp taşımadığı tartışmalı bir çeke değil, adi bir senede dairdir. Hal böyleyken huzurdaki davaya dayanak oluşturması söz konusu değildir.

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun 9. maddesinin 3. fıkrası, keşideci ile lehtar arasındaki şahsi defilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülebilmesi için, ancak ve ancak faktoring şirketinin kasıtlı olarak keşideci aleyhine hareket etmiş olmasını aramaktadır.

Davaya konu olayda müvekkile hiçbir kusur izafe edilemez. Müvekkil, çeki kendisine ciro eden şirkete kullandırdığı finansman ölçüsünde zarara uğramış bulunmaktadır. Üstüne üstlük söz konusu davada hükmedilen çeşitli gider kalemleriyle, hiçbir kusuru olmadığı halde ayrıca ağır yaptırımlara maruz bırakılmaktadır. Çeki keşide ederken dava açma fikriyle hareket eden davalının kötü niyetine olumlu bir hukuki sonuç bağlanamaz.

Davacı vekilinin, şahsi defilerin faktoring şirketine karşı ileri sürülemeyeceğine dair kabul beyanı da dikkate alındığında, bu hususta uyuşmazlık bulunmamaktadır.

DAVACININ KENDİ KEŞİDE ETTİĞİ ÇEKTEKİ EKSİKLİĞİ İLERİ SÜRMESİ KÖTÜ NİYETLİDİR.

Kambiyo senedi görünümünde bulunan bir senedin hangi durumlarda kambiyo vasfını yitireceği kanunda belirtilmiştir. Bu durumlardan bazıları keşide esnasında var olabileceği gibi, bazı durumlarda ise (çekin süresinde ibraz edilmemesi gibi) sonradan ortaya çıkması mümkündür. Burada önem arz eden husus şudur: Keşideci, lehtarı, muhtemel cirantaları ve yetkili hamili zarara uğratmak kastıyla hareket ederse, bu kötüniyeti kendisini sorumluluktan kurtarır mı?

Birçok davada yapabileceği somut bir savunma bulunmayan/kalmayan davacı ya da davalı tarafın Medeni Kanun’un dürüstlük kuralına atıf yapan 2. maddesine dayandığı bir vakıadır. 2.  madde ile kanunkoyucu, kimsenin kendi kusuruna dayanarak kazanım elde edememesini sağlamayı, bir başka deyişle kanuna karşı hilenin önüne geçmeyi amaçlamıştır.

Davaya konu olayda, çekleri keşide ederek ticari hayattaki tedavülüne sebebiyet veren davacı tarafın, üzerinden çok süre geçmeden birbiri ardına menfi tespit davaları açtığı görülmektedir. Çek vasfının kaybedildiği iddiasına dayanak olarak ‘keşide yeri bulunmamasını gösteren davacının bu iddiası aleyhine birçok Yargıtay kararı bulunduğuna yukarıda değinmiş, söz konusu kararlardan bir kısmını ekte sunmuştuk. Hal böyleyken, davacı tarafın basiretli bir tacir gibi davranmadığı, dahası kendince kanundaki bir açıktan faydalanarak kazanım elde etmeye çalıştığı, bu yolla gerek müvekkili, gerekse birleşen diğer davalardaki davalıları zarara uğratmak gayesinde olduğu son derece açıktır.

Davaya konu çekin kambiyo vasfını taşıdığı iddiamızı yinelemekle birlikte, keşidecinin söz konusu davayı açamayacağı kanısındayız. Keşideci ancak ve ancak, aralarındaki iç ilişki dolayısıyla diğer davalı (lehtar) tarafa borçlu olmadığının tespitini talep edebilir, yoksa söz konusu çeki iyiniyetle iktisap ettiği mahkemece de kabul edilen müvekkil faktoring şirketine karşı değil. Bu sebeple, müvekkile yöneltilen davanın reddi gerekirken kabul edilmesi yasanın lafzına da ruhuna da aykırıdır.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2001/11-199 E. ve 2001/244 K. sayı ve 14.3.2001 tarihli kararında[7], “Lehdar isminin eksik olduğunu bilerek senedi tanzim eden kişinin sonradan bu eksikliği ileri süremeyeceği”, “bu yönde usulsüzlük durumunu bilen ve imzalan borçlunun daha sonra bu eksikliğe dayanması Medeni Kanun’un 2’nci maddesi ile bağdaşmaz” ifadeleriyle, keşidecinin çeki keşide ederken ortaya çıkardığı bir eksikliğin kambiyo vasfına etki etmeyeceği ortaya koyulmuştur.

Yine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2004/7956 E. ve  2005/1018 K. sayı ve 10.2.2005 tarihli kararında[8] “bononun bu yönde usulsüzlük durumunu bilen ve imzalayan borçlunun daha sonra bu eksikliğe dayanması MK.nun 2. maddesi ile bağdaşmaz” denerek, kötü niyetli keşidecinin senedi tanzim ederken meydana getirdiği eksiklikten faydalanamayacağı belirtilmiştir.

Örneğin ibraz süresi içinde bankaya sunulmayan çek, kambiyo vasfını yitirir ve ancak yazılı delil başlangıcı sayılır. Keşideci, kendi kusurundan kaynaklanmayan, hamile düşen ve fakat yerine getirilmeyen kanuni bir yükümlülüğe bağlanan bu sonuçtan faydalanabilir. Ne var ki davacının davamızda olduğu gibi kendi kusuruna dayanması, üstüne üstlük bu kusuru dolayısıyla ortaya çıkan masrafların iyi niyetli üçüncü kişilere yüklenmesi hukuka uygun değildir. Yerel mahkeme kararının, diğer tüm açıklamalarımızın yanı sıra bu sebeple de bozulması gerekir.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıkladığımız ve re’sen göz önüne alınacak diğer hususlar ışığında, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının bozulmasına, müvekkilim aleyhine yerel mahkeme kararına dayalı icra takibine girişilmesi halinde kullanılmak üzere tehir-i icraya karar verilmesini vekil eden adına arz ve talep ederim. Saygılarımla. tarih

Temyiz Eden Davalı Vekili

[1] Aslına uygunluğu tasdik edilmiş ve harçlandırılmış vekaletname örneği.

[2]    Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2010/4259 E. ve 2010/16408 K. sayı ve 24.6.2010 tarihli kararı

[3]   Yargıtay HG Kurulu’nun 2013/12-374 E. ve 2013/1584 K. sayı ve 15.11.2013 tarihli kararı

[4]  Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2008/25008 E. ve 2009/5590 K. sayı ve 17.3.2009 tarihli kararı

[5]   Yargıtay HG Kurulu’nun 2008/12-416 E. ve 2008/416 K. sayı ve 4.6.2008 tarihli kararı

[6]  Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2004/13126 E. ve 2005/1220 K. sayı ve 1.2.2005 tarihli kararı

[7] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun  2001/11-199 E. ve 2001/244 K. sayı ve 14.3.2001 tarihli kararı

[8] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2004/7956 E. ve  2005/1018 K. sayı ve 10.2.2005 tarihli kararı

Son düzenleme tarihi 5 Ekim 2020 12:18

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.