Islaha Karşı Cevap Dilekçesi

Eki 12, 2019 | Medeni Usul Hukuk Muhakemesi

Islah Dilekçesine Nasıl İtiraz Edilir? Islah Dilekçesine Karşı Cevap Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? Islah dilekçesine karşı cevap dilekçesinin nasıl hazırlanacağını bu yazımızda ele aldık. Islah dilekçesine cevap veya ıslah dilekçesine itiraz konulu dilekçelerde dikkat edilmesi gerekenleri bu yazıda bulabilirsiniz.

Islaha İtiraz-Cevap Dilekçesi -1-

ADANA 12. İŞ MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO          :

DAVALI                : Adana İşçi-İşveren Avukatı Saim İNCEKAŞ

VEKİLİ                 :

DAVACI               :

VEKİLİ                 :

KONU   :  Islah dilekçesine karşı itirazlarımızdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR  :

DAVACI, 29/07/2019 TARİHLİ BİLİRKİŞİ RAPORU DOĞRULTUSUNDA DAVASINI ISLAH ETMİŞTİR. SAYIN MAHKEMEYE 19/08/2019 TARİHİNDE SUNMUŞ OLDUĞUMUZ DİLEKÇEMİZ İLE RAPORDAKİ EKSİKLİKLERE VE HUKUKA AYKIRILIKLARA İTİRAZ EDİLMİŞ OLUP, DAVACININ BU EKSİKLİKLER GÖZETİLMEDEN EKSİK BİLİRKİŞİ RAPORU DOĞRULTUSUNDA ISLAH TALEBİ HUKUKA UYGUN DEĞİLDİR.

Davacı, yanlış hesaplamalar ve hukuka aykırı birçok husustan oluşan, 19/08/2019 tarihli dilekçemiz ile itirazlarımızı belirttiğimiz 29/07/2019 tarihli Bilirkişi Raporu doğrultusunda dava değerinin arttırılması talebinde bulunmuştur.

Bilirkişi Raporuna beyanlarımızı içerir dilekçemiz ile de ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının ıslah talebini dayandırdığı bilirkişi raporunda esaslı maddi ve hukuki hatalar mevcut olup itirazlarımıza konu teşkil etmektedir.

Davacı yanın taleplerine  karşı zaman aşımı def’inde bulunuyoruz. Arttırılan tutarlar zamanaşımına uğramıştır. Böyle bir alacağa hükmedilecek olsa dahi zamanaşımı nedeni ile alacağa hükmedilemeyecektir. Hükmedilecek olsa dahi yeniden hesaplama yapılması gerekir.  Bu nedenle hem ıslah öncesi için hem de ıslah sonrası için zamanaşımı itirazımız bakidir.

Sonuç olarak, Bilirkişi Raporuna karşı beyanlarımızı içerir dilekçemizde de ayrıntılı olarak açıkladığımız üzere, dosyaya sunulmuş bulunan 29/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda esaslı maddi ve hukuki hatalar mevcut olduğundan, davacının işbu hatalı bilirkişi raporuna dayanarak ıslah talebinde bulunması yerinde olmadığından, ıslah talebinin reddi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM:

Yukarıda ve dosyada mübrez beyanlarımızda izah edilen nedenlerle,

1-Bilirkişi raporuna ilişkin itirazlarımızı ihtiva eden dilekçemizde ayrıntılı şekilde açıkladığımız itirazlarımız doğrultusunda YENİDEN BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YAPILMASINA,

2-Davacının hatalı bilirkişi raporuna dayanarak sunmuş olduğu ıslah talebinin REDDİNE,

3-Zamanaşımı itirazlarımızın KABULÜNE,

4- Haksız ve mesnetsiz davanın REDDİ ile yargılama harç ve giderlerinin ve karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten saygıyla arz ve talep ederiz. 12/05/2019

DAVALI VEKİLİ
Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Avukat

Islah Dilekçesine Nasıl İtiraz Edilir Islah Dilekçesine Karşı Cevap Dilekçesi Nasıl Hazırlanır

Islaha İtiraz-Cevap Dilekçesi -2-

X İŞ MAHKEMESİ SAYIN HÂKİMLİĞİ’NE;

Dosya No :

DAVALI                :       

VEKİLİ                 :

DAVACI                :       

VEKİLİ                 :                 

KONU                   : Islaha karşı beyanlarımızın sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR

Davacı vekili X  tarihli ıslah dilekçesi ile X tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah etmiştir.Ancak davacı vekilinin ıslah dilekçesini kabul etmek mümkün değildir. Şöyle ki;

Davacı vekili tarafından ıslah dilekçesi ile;

  • Dava dilekçesinde 13.000-TL tutarında talep etmiş olduğunu belirttiği kıdem tazminatı miktarını artırmak suretiyle 6.048-TL daha talep etmektedir.
  • Dava dilekçesinde 200-TL tutarında talep etmiş olduğunu belirttiği fazla mesai ücreti alacağı miktarını artırmak suretiyle 8.479 -TL daha talep etmektedir.
  • Dava dilekçesinde 200-TL tutarında talep etmiş olduğu ulusal bayram ve genel tatil alacağını arttırmak suretiyle 470-TL daha talep etmektedir.
  • Dava dilekçesinde 200-TL tutarında talep etmiş olduğunu belirttiği yıllık ücretli izin alacağını miktarını artırmak suretiyle 4.554 -TL daha talep etmektedir.
  • Dava dilekçesinde 200-TL tutarında talep etmiş olduğunu belirttiği Askari Geçim İndirimi Alacağı miktarını artırmak suretiyle 946 -TL daha talep etmektedir.

Davacı vekilinin ıslah talebine dayanak bilirkişi raporu hatalı ve eksik incelemeye binaen tesis edilmiş olduğundan buna istinaden kurulacak ıslahın da kabul edilemez olduğu açıktır.

Bilirkişi raporunda  Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Alacağı ,Yıllık Ücretli İzin alacağı, Asgari geçim indirimi alacağı ve fazla mesai ücreti alacağı hesabı 29.05.2001- 09.07.2014 tarihleri arasındaki hizmet süreleri baz alınarak yapılmıştır.Ancak sayılan bu işçilik alacakları 5 yıllık zaman aşımına tabi olup zaman aşımına uğramış olan kısım talep edilemez  21.10.2009 öncesi işçilik alacakları zaman aşımına uğramış olduğundan talep edilemez.   

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.   ( YARGITAY 9. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2010/20075 KARAR NO : 2012/169)

Ayrıca davacının fazla mesai ücreti talebinin reddinin aksine kanaat oluşması halinde davayı kabul anlamına gelmemekle davacının çalıştığı tarihler arasında hesaplanacak fazla mesai ücreti alacağından Yüksek Mahkeme kararları ışığında hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirtmek isteriz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ‘nun Esas : 2013/9-1647 Karar : 2014/653 Tarih : 14.05.2014 kararına göre;

FAZLA MESAİ ÜCRETİNDE HAKKANİYET İNDİRİMİ

İşyeri puantaj kayıtlarında işe giriş ve çıkış saatleri belirtilmeden haftada 6 gün çalışıldığının kayıtlı olduğu dikkate alındığında, fazla çalışma olgusu, kesin delillerle değil, tanık beyanlarıyla kanıtlanmıştır.

Bu durumda, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda bilirkişi raporunda belirlenen fazla çalışmadan, %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak, fazla çalışma ücreti alacağının tespit edilmesi gerekirken, puantajların saat kayıtlarını ihtiva etmemesi ve sadece çalışılan günler olarak tanzim edilmiş olmasının sonuca etkisi olmadığı gerekçesiyle kararda direnilmesi isabetsizdir.

Yüksek Mahkemece Verilen İşbu Hukuk Genel Kurulu kararı ışığında yapılan hesaplama yerinde değildir. Fazla mesai ücreti hesaplamasında %30 hakkaniyet indirimi yapılması gerekmektedir.

SONUÇ İSTEM:  Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız üzere davacı vekilinin ıslah dilekçesine itirazlarımızın kabul edilmesini vekâleten talep ederiz.  Saygılarımızla.                   

DAVALI VEKİLLERİ

Islaha Karşı Beyan Dilekçesi

ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO:

DAVALI:

VEKİLİ:

KONU: Davacının ıslah dilekçesine karşı beyanlarımızın sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR

Mahkemenizce görülmekte olan haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkile yöneltilmiş olan davada, davacı taraf vermiş olduğu ıslah dilekçesiyle davasını ıslah etmiştir. İşbu ıslaha karşı aşağıdaki itirazlarda bulunma gerekliliği tarafımızca hasıl olmuştur.

Davacı taraf, dava dilekçesinde;

20.000 TL olarak talep etmiş olduğu alacak tutarını 52.549,50 TL tutarında olacak şekilde ıslah etmiştir.  

1- Davacı Tarafça Yapılan Islahın; Zamanaşımı Bakımından Tarafımızca Kabulü Mümkün Değildir.

6100 sayılı HMK’nın 179. maddesinde “Islah bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.” amir hükmünü mevcuttur. İşbu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere; davacı taraf davasını ıslah ederse ıslah işleminden önce yapmış olduğu usul işlemleri ve buna bağlı olarak meydana gelmiş bulunan sonuçlar ortadan kalkmış sayılacaktır.

Somut olayda, davacının yapmış olduğu ıslahı kesinlikle kabul etmemekle birlikte; davacının ıslah dilekçesiyle talep etmiş olduğu miktarlara, ıslah tarihinden itibaren zamanaşımı uygulanmalıdır. Dava türü “kısmi dava” ise ıslaha karşı yapılan zamanaşımı itirazı geçerli olup, zamanaşımı itirazı yapıldığı tarihten geriye doğru etkilidir.

TBK’nun 147/6.maddesinde yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç veya gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar için zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 478).

TBK’nun 478.maddesinde, yüklenici ayıplı eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde İKİ YILIN geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

Hukuk Dairesi 2015/6019 E.  ,  2016/21376 K.

…Somut olayda maddi tazminatın 25.01.2010 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava olarak talep edildiği ortadadır. Bu duruma göre zamanaşımı süresi dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden dava tarihi itibariyle kesilerek, bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam edecektir.  Hal böyle olunca, davacı vekilince sunulan 29.04.2015 tarihli ıslah dilekçesi niteliğindeki talep artırım dilekçesine karşı davalılar vekillerince süresi içinde sunulan zamanaşımı def’ilerin değerlendirilerek, maddi tazminat istemine ilişkin dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak bir karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde maddi tazminat isteminin tam kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır…. ”

Davacının talep etmiş olduğu ve eser sözleşmesinde ayıplı ifadan kaynaklanan alacaklarının zamanaşımı süresi 2 yıldır. Somut olayda 03.09.2018 tarihinden önceki alacaklar zamanaşımına uğramıştır. Dolayısıyla dava dilekçesinde talep edilmemiş olup ıslah dilekçesiyle talep edilen alacak miktarlarından 03.09.2018 tarihinden önceki alacakların talep edilmesi açıkça hukuka aykırı olduğu gibi, yukarıdaki Yargıtay kararına da açıkça aykırı olmasından dolayı, işbu ıslah dilekçesinin Mahkemenizce dikkate alınmaması gerekmektedir.

2-Yüklenici tarafından işin bitirilmediği, eserin tamamlanmadığı, yapılan işin ayıplı yapıldığı aşikardır.

Takılması gereken dolaplar takılmamış, borular bağlanmamış , kullanılan malzemeler anlaşmanın aksine kalitesiz malzemelerden seçilmiştir. Yapılan ödeme karşılığında, dairelerdeki işlerin hiç bitmediği gözlemlenmiştir.

TBK’da açık ve gizli ayıp ayrımı yapılmadığından tüm ayıplarda zamanaşımı süresi eserin teslim tarihinden itibaren işlemeye başlar.

TBK’da bir eserin ayıplı olmasının tanımı yapılmamış olmasına rağmen çeşitli hükümlerde ayıp halinde tarafların hak ve yükümlülüklerine yer verilmiştir. Satım sözleşmelerinde ayıptan sorumluluğa ilişkin TBK’nın 219. Maddesinde ayıptan sorumluluğun konusu; “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” şeklinde belirtilmiştir

Ayıba ilişkin bir tanımlama da Yargıtay’ın bir kararında “Ayıp, imâl edilen bir eserde veya malda, sözleşme ve ekleri ile işsahibinin beklediği amaca ve dürüstlük kurallarına göre bulunması gereken vasıfların bulunmaması, bulunmaması gereken vasıfların ise bulunmasıdır.” şeklinde yapılmıştır.

Satış sözleşmelerinde satıcı tarafından bildirilen niteliklerin eksikliği ayıp olarak kabul edilmekte iken, eser sözleşmelerinde bu konuda yasada açıklık bulunmamaktadır. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmamış olsa dahi yüklenici tarafından, eser tamamlanana kadar, tek taraflı olarak bildirilen (vadedilen) niteliklerin eksikliği halinde yüklenicinin ayıptan sorumlu olduğu kabul edilmektedir.

Eser sözleşmelerinde somut eseri belirlemeye yarayan; yer, renk, şekil, ölçü ve imal tarzı gibi genel vasıflar ile eseri daha özel nitelikte belirleyen olumlu veya olumsuz vasıflar imal faaliyeti öncesinde taraflarca kararlaştırılabilir.

Kararlaştırılan olumlu vasıfların eserde bulunması, bulunmaması konusunda basit formülle, vadedilen ya da vadedildiği varsayılabilen niteliklerin eksikliği olarak tanımlamış ve daha kısa bir formülle de “ayıp olması gereken nitelikten sapmadır” şeklinde belirtmiştir.  anlaşılan olumsuz vasıfların ise eserde bulunmaması gerekir. Aksi halde eser ayıplı olur.

Yüklenici, vasıflara ilişkin belirlemeler yapılmamış olsa bile, eseri belli bir kalitede (sözleşmede öngörülen kullanma amacına elverişli orta kalitede) ve nitelikte imal edip teslim etmekle yükümlüdür. Ayrıca eserde her ne kadar sözleşmede kararlaştırılmamış dahi olsa objektif olarak bulunması gereken hususların bulunması ve bulunmaması gereken hususların bulunmaması gerekir, aksi halde yüklenicinin ayıba karşı tekeffül sorumluluğu doğacaktır.

3- Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için ıslah dilekçesinin geçerli olduğu düşünülse bile dava değerinin artmasına neden olan hususlar tarafımızca kabul edilmeyen usul ve yasaya aykırı bilirkişi raporuna göre düzenlendiğinden ıslah dilekçesini kabul etmek mümkün değildir.

Davacının 03.09.2020 tarihli dilekçesi ıslah dilekçesi olarak geçerli sayılsa bile, tarafımızca itiraz edilen ve hiçbir şekilde kabul edilmeyen, usul ve yasaya aykırı bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar baz alınarak düzenlenmiştir. Tarafımızca dosya kapsamında alınan rapora, raporun eksik incelemeye dayalı ve hüküm tesis etmeye elverişli olmadığı yönünde haklı nedenlerimiz belirtilerek itiraz edilmiştir. Hukuken geçersiz olan bir işlemin doğurduğu işlemin de geçersiz olduğu, temel hukuk kurallarından olup, itiraza konu ıslah dilekçesinin tarafımızca kabulü mümkün değildir. Sayın Mahkeme tarafından bilirkişi raporuna karşı yaptığımız itirazlar değerlendirilmeden davacı tarafından yapılan ıslah talebinin sonuç doğurmayacağı açıktır.

SONUÇ VE TALEP: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle davacının ıslah talebinin reddine, yargılamanın nihayetinde davanın reddine ve yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep olunur.

Davalı Vekili

İş mahkemesi ıslaha itiraz dilekçesi

ADANA İŞ MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO:

BEYANDA BULUNAN

DAVALI:

VEKİLİ:

DAVACI:                                                                    

VEKİLİ:

KONU: Tebliğ edilen ıslah dilekçesi ve bilirkişi raporuna karşı itirazlarımızdan ibarettir

AÇIKLAMALAR                 :

Huzurda görülen davada ıslah dilekçesi ve bilirkişi raporu 08.11.2020  tarihinde  tarafımıza tebliğ edilmiş olup süresi içerisinde daha önceki beyanlarımızı yinelemekle birlikte, hatalı  bilirkişi raporuna ve hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak  yazılan ıslah dilekçesinde yer alan aleyhe tüm hususlara ve maddi hatalara ve zamanaşımına itiraz ettiğimizi bildirmekle diğer itirazlarımızı Sayın Mahkemeye aşağıda açıkladığımız şekilde sunuyoruz:

DAVACI TARAFINDAN SUNULAN SES KAYDININ HUZURDA GÖRÜLEN DAVADA DELİL NİTELİĞİ YOKTUR, BU YÜZDEN HÜKME ESAS ALINAMAZ.

Davacı tarafından sunulan  ve bilirkişi tarafından çözümlemesi yapılan ses kaydı hukuksuz olarak elde edilmiştir. Hukuksuz olarak elde edilen bu ses kaydının huzurunuzda görülen davada delil olarak kullanılması ve mahkemece dikkat alınması mümkün değildir.

Davacı tarafından ibraz edilen ses kaydı; sesi kayda alınan kişinin rızası alınmaksızın ve gizli bir şekilde kayda alınmıştır bu yüzden söz konusu ses kaydı delil niteliğinde olmayıp, Aynı zamanda Türk Ceza Kanunu uyarınca suç niteliğindedir. Hukuka aykırı olarak elde edilen ses kaydı delil vasfından yoksundur. Bu konu hakkında Hukuk Muhakameleri Kanunu’nda ve T.C. Anayasası’nda  düzenlemeler bulunmaktadır. 

T.C. Anayasası m.38/6

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.189/2:

Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

Aynı zamanda hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin delil vasfının olmadığı konusunda çok fazla sayıda yargıtay kararı bulunmaktadır. Bunlardan bir kaçını sayın mahkemeye  ibraz etmek istiyoruz.

T.C YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E.2018/5125 K.2019/1595 T. 20.3.2019

ÖZET: Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re`sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilmesi gerekir.

Ayrıca, özel hayatın gizliliği ve korunmasına ilişkin temel hak ve özgürlükleri ihlal edebilecek usul ve araçlarla elde edilmiş deliller, ispat aracı olarak dikkate alındıkları takdirde, davalının özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bakımından sorun teşkil edebilecektir. Aksi durum, hukuka aykırılığa mahkemece cevaz verilmesi ve yargılama makamlarının buna alet edilmesi anlamına gelir.

Olayda, davacının hukuka aykırı delile dayanarak hak elde etmesi mümkün olmadığından istemin tümden reddine karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle karar bozulacaktır.

T.C YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E.2016/14742 K. 2017/2577 T. 7.3.2017

“…Anayasanın 2. maddesindeki Hukuk Devleti ilkesi ile Anayasanın 38/6. maddesindeki hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin hiçbir şekilde yargılamada kullanılamayacağı yolundaki düzenleme ve yukarda açıklanan 6100 Sayılı HMK’ nun 189/2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olmayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla, hukuka aykırı ( yaratılmış veya elde edilmiş ) delillerin hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanımı artık mümkün değildir.

Bir delilin mahkemece kabul edilmesi için, o delilin usulsüz ve hukuka aykırı olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesi şarttır. Yasak delilin kapsamına hukuka aykırı bir şekilde yaratılan deliller ile hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller girdiğinden artık bu kapsamda kabul edilen deliller hiç bir şekilde hukuka uygun ve meşru bir delil olarak kabulü olanaklı değildir.”

Anayasaya, HMK kanunlarına ve yargıtay kararlarına bakıldığında dosyaya sunulan söz konusu ses kaydının delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. 

DAVACI İŞÇİ’YE SAMİMİ BİR ŞEKİLDE İŞE DAVET YAZISI YAZILMIŞ FAKAT DAVACI İŞÇİ SÖZ KONUSU TARİHDE GELİP İŞE BAŞLAMAMIŞTIR, DAVACI İŞE İADE TALEBİNDE SAMİMİ OLMAYIP İŞE İADE DAVASININ MADDİ SONUÇLARINDAN YARARLANMAK İÇİN TALEPTE BULUNMUŞTUR.

Davacı yan tarafından İstanbul 2. İş mahkemesinin ……E. Ve ……. K. Sayılı dsyası ile ikame edilen işe iade davası davacı lehine sonuçlanmış. Bunun üzerine davacı müvekkil şirkete işe iade talebinde bulunmuştur.

Müvekkil şirket işe iade talebinin ardından davacı tarafa Bakırköy …..Noterliği’nin 18.02.2019 tarih ve ………. yevmiye nolu ihtarnamesini göndererek davacı tarafın  güncellenmiş ücret ve sosyal haklarla birlikte işe geri başlayabileceği konusunda ihtar etmiştir.

Davacı yan bu işe iade daveti karşısında işe başlamak için kanunda yeri olmayan haksız taleplerde bulunmuş ve bu talepleri karşılanmazsa işe başlamayacağını belirtmiştir.  Davacı taraf işe başlama talep ettiği tarihte başka bir işveren nezdinde çalışmaktadır. Ayrıca 4 aylık boşta geçen süre ücreti işçinin işe iade davası sonrasında işine tekrar başlayamadığı durumlar için geçerlidir. Fakat davacı taraf işe başlama konusunda samimi olmayıp  işe iade davasının maddi faydalarından yararlanmak için haketmediği bu ücret kendisine verilmediği taktirde işe başlamayacağını belirterek talebinde samimi olmadığını göstermiştir. Bu durum 25.02.2019 tarihinde tutulan tutanakla kayıt altına alınmıştır.

Huzurunuzda görülen davaya benzer  yargıtay kararları incelendiğinde  işçinin samimi olmadığı durumlarda, işçinin işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre alacağına hak kazanamayacağı belirtilmiştir.

 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E.2014/26194 K.2015/36825 T. 24.12.2015

“2-Davacı, lehine sonuçlanan işe iade davası neticesinde davalıya süresinde işe başlama talebinde bulunmuş, davalı da davacının aynı şartlarda emsallere uygulanan ücret zamları da dikkate alınarak işe başlayabileceğini belirtmiştir. Davacı işe başlamamış ve yaklaşık 1 yıl sonra keşide ettiği ihtarnamede davalının işe başlatmada samimi olmadığını, işe başlatırken istediği evrakları kötü niyetli olarak istediğini iddia etmiş, davalı da davacının başka bir yerde çalıştığından samimi olan işe başlatma davetini kabul etmediğini savunmuştur.

Somut uyuşmazlıkta davacı, dava dilekçesinde davalı işverenin işe davet etmekle birlikte gerçek amacının işe başlatmama olduğunu, davacının davalının amacını anladığı için kötü niyetle yapılan davete icabet etmediğini bildirerek dava açmıştır. Bu açıklamadan, davacının işverenin işe davetine icabet etmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı, işverenin kötü niyetli olduğunu kanıtlayamamış, hizmet döküm cetvelinden davacının işe başlama talep ettiği tarih itibariyle başka bir işveren nezdinde çalıştığı, çalışmasının ise işe başlama talebinden çok sonra da kesintisiz devam ettiği anlaşılmıştır. Bu tespitler karşısında davacı işçinin işe başlama talebi üzerine işveren tarafından süresinde ve usulüne uygun şekilde işe davet edildiği halde kendisinin haklı bir neden olmadan işe başlamadığı anlaşıldığından, davacının ilk feshi geçerli hale geldiğinden davacının işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”

HUZURDA GÖRÜLEN  DAVA İLE İLGİLİ OLARAK ZAMANAŞIMI İTİRAZIMIZ VARDIR. DAVACININ ZAMANAŞIMINA UĞRAMIŞ TALEPLERİNİN REDDİ GEREKMEKTEDİR.

Davacı yanın taleplerine karşı zamanaşımı def’inde bulunuyoruz. Arttırılan tutarlar zamanaşımına uğramıştır. Böyle bir alacağa hükmedilecek olsa dahi zamanaşımı nedeni ile alacağa hükmedilemeyecektir.

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla bilirkişi raporuna ve ıslaha karşı yaptığımız itirazlar neticesinde davanın reddini talep ederiz.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda izah edilen gerekçeler ve mahkemece re’sen dikkate alınacak hususlar doğrultusunda ve fazlaya ilişkin tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla;

1) Haksız ve mesnetsiz DAVANIN REDDİNE,

2) Zamanaşımı itirazlarımızın KABULÜNE

3)Davacının hatalı bilirkişi raporuna dayanarak sunmuş olduğu ıslah talebinin REDDİNE,

4) Hatalı olarak düzenlenmiş bilirkişi raporunun dikkate alınmamasına

5) Yargılama masrafları ve avukatlık ücretinin davacıya YÜKLETİLMESİNE, karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz.

DAVALI VEKİL

Islaha İtiraz Dilekçesi

ADANA … ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO   :

DAVALI        :

VEKİLİ          :

DAVACI       :

VEKİLİ          :

KONU :Davacı tarafın ıslah dilekçesine karşı itirazlarımızın sunumudur.

AÇIKLAMALAR

Davacı tarafın ıslah dilekçesi tarafımıza tebliğ olmuş olup ıslaha karşı itirazlarımızı sunuyoruz. İşbu davada tarafımızca dosyaya sunulan deliller değerlendirilmeden, yapmış olduğumuz itirazlarımız dikkate alınmadan hazırlanan bilirkişi raporuna göre davacı yanın dava konusunu arttırdığını bildiren ıslah dilekçesini kabul etmiyoruz. Şöyle ki;    

Mahkemeniz dosyasında alınan bilirkişi raporu hatalı olup hükme elverişli değildir. Dosya muhtevasında yer alan yazılı ve sözlü tüm beyanlarımızda ve 23/11/2020 bilirkişi ek raporuna itiraz dilekçemizde de ayrıntılı olarak belirttiğimiz üzere işbu davada 6331 sayılı Kanun uyarınca işverenler, işyerlerinde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi, iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi, çalışanların ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık ve güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi ile yükümlüdür. Bunlara ek olarak mevzuatta yer almamış olsa bile işveren, işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden aklın, bilimin, tekniğin gerekli gördüğü her türlü önlemi almakla sorumludur. Öte yandan 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.21/1’de de bahsedildiği üzere işveren; gerekli tüm önlemleri almış olup ve kaçınılmazlık ilkesinin şartları da oluşmuşsa iş kazasından sorumlu olmayacaktır. Nitekim bu yönde Yargıtay kararları da mevcuttur. Açıkladığımız nedenlere göre davacı tarafın ek bilirkişi raporuna dayanarak değer arttırım yoluna gitmesi hukuka aykırı, haksız ve gerçeklikten uzak olduğu için istenilen değer arttırımını kabul etmiyoruz.

İleri sürdüğümüz tüm bu tespitlere rağmen  müvekkil şirkete %90 oranında kusur atfedilmesi açıkça hakkaniyete ve hukuka aykırıdır. Müvekkilimize atfedilen bu kusur oranlarından yola çıkılarak tüm kusuru müvekkilimize yükler gibi davacı yanın söz konusu ıslah dilekçesiyle dava bedelini artırması tarafımızca asla kabul edilemez.

Kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen alacak zamanaşımına uğramış olduğundan dolayı zamanaşımı def’ini ileri sürüyoruz.

Davacı yanın yukarıda da açıkladığımız hususlara göre haksız, hukuka aykırı ve birbirleri ile çelişkili raporları esas alarak  dosyaya sunmuş olduğu ıslah dilekçesini kabul etmiyoruz. 

İtirazlarımızın sayın mahkemece dikkate alınmasını saygılarımızla talep ederiz.

DAVALI VEKİLİ

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

blank

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.