İŞ MAHKEMESİ İSTİNAF BAŞVURU DİLEKÇESİ

İş Mahkemesinde İstinaf Başvuru Dilekçesi -1-

BÖLGE İSTİNAF MAHKEMESİNE

Gönderilmek Üzere

( ). İŞ MAHKEMESİ’NE

DAVALI:

DAVACI:

 

KONU                                  :  Davalı yanın istinaf dilekçesine karşı süresinde cevaplarımızın sunulmasından ibarettir.

 

AÇIKLAMALAR

 

sayılı karar ile DAVAMIZIN KISMEN KABULÜNE karar verilmiştir. Davalı yan yerel mahkemenin kısmen kabul kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ise de davalı yanın başvurusu açıkça usul ve yasaya aykırı olup mesnetsizdir. Şöyle ki;

DAVALI TARAFIN HUSUMET İTİRAZI HAKKINDAKI BEYAN VE İTİRAZLARIMIZ

Davalı tarafın müvekkilimizin davalı şirket çalışanı olmadığı, iş akdinin de davalı şirket tarafından feshedilmediği yönündeki iddia ve savunması tamamen kötüniyetli, haksız ve mesnetsizdir. Zira gerek dava dilekçesinde gerekse aşamalardaki yazılı ve sözlü beyanlarımızda belirttiğimiz üzere müvekkil davacının çalıştığı süre boyunca kullanmış olduğu personel kimlik kartı davalı  adına düzenlenmiş olup, , davalı alt yüklenici firması olduğu tüm dosya kapsamından sabittir. Nitekim yerel mahkeme kararında; “…Dava konusu olayda, davalılar tarafından davacının yüklenici firmanın işçisi olarak , belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığı iddia edilmişse de; davalı tarafça,belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif bir şartın varlığının ortaya konulmadığı,davacının sayaç okuma-kapama işinde çalıştığı,bu işin sürekli bir iş olduğu,belirli bir süre ile yapabilecek bir iş niteliğinde olmadığı,taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde de işin başlangıç ve bitiş tarihlerinin yazılmadığı,Hizmet Dökümü’nün incelenmesinde 31.07.2014 ve 31.07.2015 tarihlerinde çıkışı yapıldıktan sonra ertesi günü yeniden işe girişinin yapıldığının görüldüğü,dolaysıyla sözleşmenin belirsiz hale geldiği,bu nedenle de davacının belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığı sonucuna varılmıştır.

Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde,davalı asıl işin kapsamında olan sayaç okuma-kapama işini,Hizmet Alım Sözleşmeleri ile yüklenici firmalara verdiği,yüklenici firmalara verilen işin,davalı’nin asıl işinin kapsamında olduğu ancak davacı tarafça muvazaaya dayalı bir talepte bulunulmadığı,tüm bu nedenlerle davalılardan .’’nin ise alt işveren olduğu,4857 Sayılı İş Kanunu’nun 2/6 bendi gereğince davalıların davacının hükmolunacak işçi alacaklarından müteselsilen sorumlu oldukları sonucuna varılmıştır….. ” tespitine yer verilmek suretiyle bu husus açıkça vurgulanmıştır. Açıklanan nedenlerle davalı yanın husumet itirazı açıkça haksız ve yersiz olup usul ve yasaya aykırı olduğundan  reddi gerekmektedir. 

DAVALI TARAFIN KIDEM TAZMINATINA İLİŞKİN HAKSIZ VE MESNETSİZ İDDİALARINA KARŞI BEYAN VE İTİRAZLARIMIZ

Davalı taraf, müvekkilin  kıdem tazminatına  hak kazanmadığını iddia etse de daha öncede belirttiğimiz gibi müvekkil davalı yan nezdinde bir yılı aşkın süre çalıştığından kıdem tazminatına hak kazanmıştır. Nitekim bu husus müvekkilin iş sözleşmesinin 21.11.2013 tarihinde  yenilenerek 30.01.2016 tarihine kadar devam etmesinden açıkça  anlaşılmaktadır. Yine müvekkilin iş sözleşmesinin davalı tarafça tamamen haksız ve yersiz bir şekilde usul ve yasaya aykırı olarak fesih edilmesi ve müvekkilin kıdeminin bir yılı aşması nedeniyle kıdem tazminatına hak kazandığı izahtan varestedir.  Nitekim Yerel mahkemede bu konuda gerekçeli kararında ; “… Dosya kapsamında, iş akdinin davalı işveren tarafından haklı nedenle veya davacı tarafından haklı neden olmadan feshedildiğine dair herhangi bir delilin sunulmadığı,kaldı ki davalı işveren tarafından Kurum’a verilen işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış sebebinin Kod:18 (İşin sona ermesi) olarak bildirildiği nazara alındığında, Mahkememizce, iş akdinin davalı işveren tarafından haklı neden olmadan feshedildiği kanaatine varılmış ve benimsenen bilirkişi raporunda hesaplanan kıdem tazminatından davalılar faizleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuştur…… ” denilmek suretiyle bu husus açıkça vurgulanmıştır. Ücretin ödenmediği ve sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasını ileri süren  davacı işçiye karşı, ücretin ödendiğini ispat yükü davalı işverene düşmektedir. Davalı yanın ispat yükünü yerine getirmemesi halinde sonuçlarına katlanır. Davalı taraf ispat yükünü yerine getirmediği gibi bu hususta herhangi bir iddia da dahil bulunmammıştır yüksek mahkeme kararlarıyla sabit olduğu üzere davacı işçinin sözleşmesinin haksız ve geçersiz olarak fesih edilmesi halinde kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağı açıktır.

Nitekim 9.HD. 28.4.2005 E. 2005/12520 2005/14889 tarihli kararında ;

“..Feshin haklı olarak yapıldığının, yıllık ücretli iznin kullandırıldığının ya da karşılığı ücretin ödendiğinin ispat yükü işverene aittir.

Davacı hizmet akdinin davalı işverence haksız olarak feshedilmesi nedeni ile ihbar ve kıdem tazminatları ile yıllık ücretli izin, tasarrufu teşvik kesintisi ve nema alacağı isteminde bulunmuştur. İş hukuku yargılamasında, hizmet akdinin işverence haksız olarak feshedildiğinin ileri sürülmesi halinde, feshin haklı olarak yapıldığını ispat yükü davalı işverene düşer…”denilmiştir.

Yine ;YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 1997/17655 K. 1997/21738 17.12.1997 tarihli kararında ;

“..Ayrıca belirtmek gerekir ki , tutanak altında mzası bulunan yukarıda adı geçen davalı tanığı tutanakla çelişkili şekilde el işaretiyle davalının davacıyı çıkardığı şeklinde anlatımda bulunmuştur. Bu madd olgular karşısında haklı bir neden olmaksızın davalı tarafın fesih yoluna başvurduğunun kabulü le ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin hüküm altına alınması gerekir…”denilmiştir.

DAVALI TARAFIN TANIK ANLATIMLARINA İLİŞKİN  İLİŞKİN HAKSIZ VE MESNETSİZ İDDİALARINA KARŞI BEYAN VE İTİRAZLARIMIZ

Davalı tarafın tanık beyanlarımıza itibar edilmemesi konusunda ki iddiası yersizdir. Zira gerek dava dilekçesinde gerekse aşamalardaki tüm beyanlarımızda belirttiğimiz üzere müvekkilimiz haftanın altı günü ve ayda iki pazar olmak üzere her gün 07.30-21.00 saatleri arasında fazla çalışma yaparak çalışmıştır. Nitekim mahkeme huzurunda dinlenilen tanık anlatımları ile de bu husus bir daha ortaya konulmuştur. davalı ile husumetli olması tek başına beyanlarına itibar edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Nitekim tanık anlatımları, davalı ile husumetli olmayan diğer tanık Bahattin İNALIN beyanları ve tüm dosya kapsamı ile uyuştuğu ortadır.. Açıklanan nedenlerle davalı yanın bu yöndeki itirazları da haksız ve yersizdir. Kaldı ki yüksek mahkeme kararları, yerel  mahkeme kararının sadece husumetli tanıkların beyanlarına dayalı olması haline ilişkin olup husumetli tanıkların anlatımlarının dışında başkaca delil bilgi belde veya tanık anlatımı olması haline ilişkin değildir. Bu nedenle davalı yanın iddiaları haksız ve yersiz olup külliyen reddi gerekmekte olup, iş bu nedenlerle istinafa cevap dilekçesini sunma zorunluluğu hasıl olmuştur.

Yukarıda yer alan açıklamalarımız ve Yüksek Mahkeme içtihatları ışığında somut olaya bakıldığında davalı yanın istinaf dilekçesinde dile getirmiş olduğu iddialar tamamen haksız ve hukuka aykırı olması nedeniyle, davalı vekilinin  istinaf talebinin reddi karar sayılı kısmen kabul kararının kabul edilen kısım yönüyle  onanması gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM               : Yukarıda izah edilen sebeplerle ve Sayın Dairenizce yapılacak tetkik esnasında ortaya çıkacak sair nedenlerle temyize cevaplarımızın kabulü ile, davalı yanın İSTİNAF İSTEMİNİN REDDİNE ve YEREL MAHKEMENİN  KISMEN KABUL KARARININ KABUL EDİLEN KISIM YÖNÜYLE  ONANMASINA, yargılama masrafları ile davaya vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini arz ve talep ederiz.

İstinaf Talebinde Bulunan
Davalı Vekili
Av.

İş Mahkemesinde İstinaf Başvuru Dilekçesi -2-

 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

    İlgili Hukuk Dairesine Gönderilmek Üzere

  T.C. BAKIRKÖY 21. İŞ  MAHKEMESİ  SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

 

 

 

DOSYA NO                      : 

İSTİNAF TALEBİNDE

BULUNAN DAVALI      :    

VEKİLİ                           :

 

DAVACILAR                 :

KONU                          :Bakırköy 21. İş Mahkemesi’nin. Sayılı ilamının bozulması ve istinaf nedenlerimizin sunulması talebidir.

AÇIKLAMALAR                 :

 

1-) Öncelikle Yerel Mahkeme’nin verdiği karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki;

Dosyada mübrez bilirkişi raporlarında mevcut bulunan ve  tartışmaya mahal vermeyecek derecede somut  olan hataları dilekçelerimizde belirtmemize rağmen dikkate alınmayarak eksik inceleme sonucu hatalı bir  şekilde hüküm kurulmuştur

2-Bilirkişi 27.07.2018 tarihli raporunun 3. Sayfası 2. Tabloda gördüğümüz “ aylık ücret + agi” hesaplaması dikkatle incelendiğinde müteveffanın durumu “ evli eşi çalışmayan ve çocuklu” olarak hesaplandığı gözlemlenmektedir. Halbu ki agi hesabına dahil edilen çocuk 2016 yılı itibari ile 18 yaşını ikmal etmiş olacagından dolayı yapılması gereken hesaplama “evli, eşi çalışmayan, çocuksuz” olarak hesaplanması gerekmekte olduğu çok açıktır. Dolayısıyıyla tartışılmayacak derecede açık olan bu hatalar yerel mahkeme tarafından değerlendirilmemiştir.

3-Yine bilirkişi raporundaki kusur oranlarına dayalı rapor incelendiğinde, bilirkişi tarafından yapılan değerlendirmenin  soyut ve tahmini olarak yapıldığı çok açıktır. Dosyada ki eksiklikleri kendince yorumlamış  , duruşma tutanaklarındaki ifadeleri  kesinlikle okumamış veya okuyupta dikkate dahi almamıştır. Hazırlamış olduğu raporda olayın oluş şeklinin anlatıldığı tanık ifadelerine en ufak bir değinme yapmadığı gibi raporunda da belirtmemiştir.  Halbu ki  tanık beyanlarının, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında ki rolünün önemi çok açıktır. Müteveffanın, güvenlik tedbiri olan kask ve emniyet kemeri bağlamasına dair diğer işçiler tarafından uyarılmasına ve ikaz edilmesine rağmen “bana bir şey olmaz” diyerek dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak vukuu bulan kazada müvekkilime %80 kusur atfedilmesi bilimsellikten ve realiteden  çok uzaktır. Sadece görüntü kayıtlarına dayanarak kendince yorum yapan ve oran belirleyen bilirkişinin kusur yönünden hazırlamış olduğu hatalı ve eksik değerlendirilmiş  rapor  kesinlikle hükme esas teşkil etmemesi gereken bir rapordur.

4- Yine dosyadaki tanık beyanları incelendiğinde müvekkil şirket yetkililerinin gerekli güvenlik ekipmanlarını sağladığı(faturalarıyla dosyada mevcut ), işçilerin bu konuda uyarıldığı ve bu görevin kontrolünün ve denetiminin şantiye şefinde olduğu bilinmektedir. Her ne kadar şantiye şefi tarafından iş sözleşmesine bu konuya dair hüküm eklenmişse de bahse konu hükmün batıl olduğu bilinmektedir.

5- Yine müteveffa işçinin , gerçekte müvekkil şirketle bir iş sözleşmesinin bulunmadığı ,  şantiyede çalışan ve akrabası olan Yıldırım ACAR’a  yardım amaçla 1 günlüğüne şantiyede çalışma yaptığı ve bu sırada elim olayın gerçekleştiği açıktır. Dosyadaki beyanlardan da bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Müvekkilimle herhangi bir işçi işveren ilişkisinin bulunmadığı bilinmektedir.

6- İş bu dosyaya konu elim kazanın oluşma sebebi irdelendiğinde, müvekkil şirket yetkilisi Ali YILDIRIM’ın bahse konu olayla herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı gibi, müteveffanın o gün şantiyede çalıştığından haberi dahi yoktur . Hal böyle olunca müvekkil Ali YILDIRIM’ın sonuca etki edecek herhangi bir önlem alabilmesi gibi bir durumun varlığıda söz konusu değildir.

7-Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/12-654E,  2015/75 K.  31.03.2015 tarihli kararında”  çatı veya çatıda yapılan işle ilgili sorumluluğu bulunmayan ölenin, işletme müdürü yada fabrika sahibinden talimat veya izin almadan  ve gerekli malzemeleri de kullanmadan sorumluluk alanı dışında bulunan ve daha önce hiç çıkmadığı çatıya çıkarark çatıda çalışan işçiyi polyester malzemeden yapılmış aydınlatma kısımlarına basmaması konusunda ikaz etmesine rağmen , kendi dikkatsiz ve tedbirsiz davranışları sonucu aynı yere basarak düştüğü hususları göz önüne alındığında, neticenin ölenin kendi hareketi sonucu meydana geldiği , çatıya branda sermesi  ya da yapılan işi kontrol etmek üzere çatıya çıkmasu hususunda ölene herhangi bir talimat vermeyen ve çalışanları sürekli gözetlemelerine imkan bulunmayan fabrika sahibi ve işletme müdürünün iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda yeterli önlem alınıp alınmadığını denetlemedikleri, uyarı levhalarını gerekli yerlere astırmadıkları veya fabrikada merdiven ya da seyyar bir platform bulundurmadıkları kabul edilse bile, bu hareketleriyle meydana gelen zararlı netice arasında nedensellik bağı bulunmadığı, çatıyla ilgili doğrudan bir faaliyet göstermeyen fabrikada çatı merdiveni ya da platform bulundurulmasının da sonuca doğrudan etkili olmadığı, meydana gelen zararlı neticeye ölenin kendi hareketiyle sebebiyet  verdiği, snıklara izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, sanıklara kusur yükleyen bilirkişi raporlarının da mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmadığı anlaşıldığından, sanıkların atılı suçtan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir”

Yukarıda bahsi geçen Yargıtay kararında da belirtildiği üzere,  şantiyede herhangi bir görevi olmayan ve akrabasının daveti üzerine ona yardıma gelen müteveffanın, dikkatsiz ve tedbirsiz davranması sonucu gerçekleşen kazayla müvekkillerimin herhangi bir  illiyet bağı bulunmadığı çok açıktır.

8-Kazaya konu dosya yönünden yapılan  kovuşturma dosyasının, Bakırköy 13 Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/32E. 2018/370K. Sayılı dosyası olduğu, henüz istinaf aşamasında olduğu ve beraat etme ihtimali  çok yüksek olduğundan dolayı , ceza dosyasının sonucunun beklenilmesi ve iş bu dosyanın ceza dosyasının neticesine göre değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

 

 

 

 

     Davacılar vekili

İş Mahkemesi İstinaf Başvuru Dilekçesi

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.

Özet- Aşağıdaki Tabloda Bilgi Almak İstediğiniz Maddelere Tıklayabilirsiniz.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bu makale hakkında soru sorun veya yorum yapın.

İLETİŞİM
Soru Sor
Danışma Formu
WhatsApp
Telefon Görüşmesi
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.