İNFAZIN DURDURULMASI TALEBİ DİLEKÇESİ

…. CEZA MAHKEMESİ’NE

  

İNFAZIN DURDURULMASI

 TALEPLİDİR.

 

DOSYA NO                   : 

TALEPTE BULUNAN

HÜKÜMLÜ                     :

 

MÜDAFİİ                        : Av.

 

SUÇ TARİHİ         :

 

TUTUKLAMA TARİHİ:

 

HÜKMÜN KESİNLEŞME

TARİHİ                           :

 

KONU                     : Yargıtay . Ceza Dairesinin …E. …K. Sayılı ve …. tarihli onama kararınına istinaden verilen cezanın zamanaşımı nedeniyle infazının kaldırılmasına ve hüküm verilene kadar infazın durdurulmasına, akabinde infazın iptaline karar verilmesi talebimizden ibarettir.

 

AÇIKLAMALAR            :

1) Sanık … ve diğer dört sanık hakkında huzurda görülmüş davada 8 yıl 4 ay hapis cezasına hükmedilmiş ve sanıklar ….hükmü temyiz etmiştir. Temyiz mercii Yargıtay . Ceza dairesi … E.  …. K. Sayılı dosyasında …. tarihinde hükmü onamıştır.

2) ….. tarihinde yakalama kararı sonucu hükümlü …., … tipi kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmiş sonrasında … tipi açık ceza infaz kurumunda hükmünü çekmeye başlamış, sonrasında …. açık ceza infaz kurumuna nakledilerek hükmünü çekmeye devam etmektedir.

3) Söz konusu infaz uygulanabilir nitelikte değildir. Dava zamanaşımına uğramıştır. Buna rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı CMK 308’deki re’sen nazara alınacak bu sebebe dayanarak itiraz etmemiştir. Ceza hukukunda lehe uygulama prensibi geçerlidir. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’dur. Nitekim Yargıtay  6. Ceza Dairesi  2005/137 E. 2005/7226 K. Sayılı ve 12.9.2005 tarihli kararında ” Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY.nın 7/2 ve 5252 sayılı TCK.nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9/3.maddeleriyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 23.2.1938 günlü 1937/23 – 1938/9 sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.5.1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında; somut olayla ilgili 765 sayılı TCY.nın 345, 102/4 ve 104/2.maddeleriyle 5237 sayılı TCY.nın aynı suça uyan 207/1, 66/e ve 67/2-a, c, 4.maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, Mahkemece 765 sayılı Yasa uyarınca kurulan hükmün zamanaşımı bakımından sanık yararına olduğu anlaşılmış…” denilerek lehe olan kanunun uygulanmasının gerekliliğini vurgulamıştır.

4) Aynı yönde Yargıtay 8. Ceza Dairesi lehe olan kanunun tatbiki hakkında verdiği 20.02.2006 tarihli ve 2005/3462 Esas, 2006/1123 Karar sayılı kararında, lehe olan kanun uygulaması bakımından yeni yasaların suç tarihindeki yasalara göre hükümlü lehine sonuç taşıyıp taşımadığı ve bunların uygulama olanaklarının duruşma açılıp, gerekleri yerine getirilmek suretiyle değerlendirme yapıldıktan sonra bir karara varılması gerektiği ve bu tür kararların temyize tabi olduğu sonucuna vardığı görülmektedir. Böylece Yargıtay 8. Ceza Dairesi, daha önce karar kesinleşmiş olsa bile şu an için kararın kesinliğinin ortadan kalktığı, yeniden ve duruşmalı olarak inceleme yapılması gerektiği, eğer sanık tutuklu değilse mahkumiyet kararının infazına geçilemeyeceği sonucuna, “temyizi kabil karar” ifadesi kullanmak suretiyle varmış ve kesinleşen bir mahkumiyet kararı olmadığından bahisle ceza infazına başlanamayacağına işaret etmek istemiştir. (Türk Ceza Hukuku’nda Lehe Olan Kanunun Tatbiki Usulü – Prof. Dr. Ersan ŞEN)

            5) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. Maddesi dava zamanaşımını düzenlemiştir. Anılan maddenin ilk fıkrasında

” Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;

  1. a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
  2. b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
  3. c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
  4. d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
  5. e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda

sekiz yıl, Geçmesiyle düşer.” denilmiştir. Sanıklara atılı suç maddenin (d) bendi

kapsamında kalmakta olduğundan zamanaşımı süresi 15 yıl olarak hesaplanacaktır.

6) Ceza kanununun 67. Maddesinde ise zamanaşımını durduran ve kesen sebepler tahdidi olarak sayılmıştır. Kesilme sebepleri ve hesabını düzenleyen madde metni şu şekildedir:

“…(2) Bir suçla ilgili olarak;

  1. a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
  2. b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
  3. c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
  4. d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.”

7) Bu husuta 765 sayılı eski Ceza Kanunu da incelenmelidir. 765 sayılı kanunun 102. Maddesinde zamanaşımı süreleri:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

Değişik fıkra: 14.07.2004 t. 5218 s. K. m.1

2 – Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3 – Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4 – Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

5 – Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6 – Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.” denilmiştir.

8) Yine 765 sayılı kanunun 103. Ve 104. Maddeleri zamanaşımını kesen süreler ve süre hesabıyla ilgili hüküm içermektedir:

MADDE 103

Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.

 

MADDE 104

Değişik madde: 11.06.1936 t. 3038 s. K. m.1

Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkümiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanın kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

9) Zamanaşımı süreleri maddi ceza hukuku içerisinde yer almaktadır ve maddi ceza hukukunda lehe kanun uygulaması dikkate alınır.Bu aynı zamanda Anayasa’nın 38. Maddesinin de tezahürüdür. Dava zamanaşımını en son kesen sebep sanıkların …. tarihinde tutuklanmalarına karar verilmesidir. Yargıtay’da hükmün kesinleşme tarihi ise …. ‘dir. Tutuklama tarihinden itibaren süre işlediğinden ve lehe kanun uygulamasının dikkate alınması gerektiğinden dava zamanaşımı süresi on yıl olup … tarihinde dolmuştur. Bir an için eski kanunda bu hükümlerin yer almadığı varsayıldığında dahi zamanaşımı süresi on beş yıl olarak hesaplanacak ve dava …. tarihinde dolacaktır.

10) Dava ve ceza zamanaşımının amacı makul sürede yargılamanın yapılabilmesi ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Dolayısıyla belirtilen sürelerde hüküm kurulmadığı takdirde devletin cezalandırma yetkisinden vazgeçtiği kabul edilir. Bu sebeple anılan süreler geçtikten sonra sanıkların cezalandırılamayacağı açıktır. Makul sürede yargılamanın sonuçlanmaması ve sanıklar lehine zamanaşımı süresi dolduktan sonra hüküm kurulması gerek Ceza Kanunu’nun yaklaşımına gerek Anayasa’ya gerekse taraf olduğumuz AİHS’e aykırılık teşkil edecektir. Bu durumda bireyin devlete karşı tazminat hakkı doğacaktır. Tüm bu sebeplerle haksız yere yakalanan hükümlüler hakkında infazın durdurulması ve cezanın düşürülmesi gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEPLER: 765 sayılı eski Ceza Yasası, CMUK, 5252 Sayılı Türk Ceza Kanun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, TCK, CMK, Anayasa, AİHS (ve ek protokoller) ve ilgili mevzuat

SONUÇ VE İSTEM    :

            Yukarıda arz ve izaha çalışılan nedenlerle sanık …..’nin infazının durdurulmasına, hakkındaki cezanın düşürülmesinin sağlanarak infazının iptaline ve derhal salıverilmesi için …. açık ceza infaz kurumuna müzekkere yazılmasına karar verilmesini; yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasını saygılarımla arz ederim.

 

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İLETİŞİM
Sosyal Medya
Soru Sor
WhatsApp
Telefon Görüşmesi ( Sadece Müvekkil )
tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.