İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi Kararına İtiraz

İhtiyati Tedbir Kararının Reddine Nasıl İtiraz Edilir?

X BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

Gönderilmek Üzere

ADANA ( ) AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE,

DOSYA NO                     :

İSTİNAF YOLUYLA

İTİRAZ EDEN DAVALI :

VEKİLİ                           : Avukat Saim İNCEKAŞ

DAVACI            :

VEKİLİ            :

İstinaf Konusu Karar : Adana 3. Aile mahkemesinin Esas sayılı dosyasında verilen İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ kararının istinaf incelemesi isteminden ibarettir.

Kararın Tebliğ Tarihi       :

AÇIKLAMALAR:

USUL BAKIMINDAN İTİRAZLARIMIZ

07/06/2018 Tarihli dilekçemizde tedbire itirazın değerlendirilmesi ve ileride açılacak celse de  tarafımıza görüş sorulacağı için  önceden sayın mahkemeye dilekçe ile görüşlerimiz bildirilmiştir.MAHKEME TARAFINDAN İSE  06/07/2018  TARİHLİ 3. CELSESİNDE DİLEKÇEMİZ İTİRAZ OLARAK DEĞERLENDİRİLMİŞ VE TARAFIMIZA KAZANILMIŞ HAK DOĞMUŞTUR. SONRASINDA İSE GEREKÇESİ AÇIKLANDIĞI ÜZERE SÜRESİNDE İTİRAZIMIZ OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLEREK İTİRAZIMIZ REDDEDİLMİŞTİR. Mahkemenin ne  yapmak istediği tarafımızca anlaşılamamıştır.

ESAS BAKIMINDAN İTİRAZLARIMIZ

1-Yukarıda dosya numarası yazılı davada sayın mahkeme davacının ihtiyati tedbir talebini reddetmiştir ,bir sonraki celsede ise  davacı talebini yinelemiş ve sayın mahkemece bu sefer söz konusu taşınmaz hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmiştir.İhtiyati Tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurulabilir (M391/3 c.1)Bu hüküm, mülga HUMK’da bulunmayan yeni bir düzenleme olup;bu tür bir başvurunun öncelikle kesin olarak karara bağlanacağı öngörülmektedir.Bu düzenlemele kanun yolunun açılmış olması ile ihtiyati tedbir kurumunun kötüye kullanılmasının,farklı mahkemelerce aynı konularda farklı kararların verilmesnin ve bu kararların  denetim dışı kalması gibi birçok sakıncanın önüne geçilerek ihtiyati tedbir konusunda,daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanması amaçlanmıştır.

2-Yukarıda izah ettiğimiz sebepler ile de Hakimin verdiği karar istinaf incelemesine tabi ise kararından dönemez aksi halde kararların güvenirliği gibi Anayasa ihlali olduğu tarafımızca değerlendirilmektedir.Sonuç olarak sayın heyetinizin yapacağı inceleme sonucunda  bu hatadan dönülerek ihtiyati tedbir karararının kaldırılmasını talep etmekteyiz.

3-Öncelikle mahkeme bu davadan bihaberdir, Şöyle ki DAVACININ DEĞER ARTIŞ PAYI TALEBİ YOKKEN MAHKEME SON ARA KARARINDA DEĞER ARTIŞ PAYINDAN BAHSETMİŞTİR DAVACININ DİLEKÇESİ İNCELENDİĞİNDE SADECE KATILMA ALACAĞI TALEBİ OLDUĞU AÇIKTIR,DOSYADA Kİ DELİL DURUMUNA GÖRE DAVACININ İDDİALARIN SOYUTLUĞU VE BELİRTMİŞ OLDUĞU TANIĞIN TAŞINMAZIN BULUNDUĞU ŞEHİRDE HİÇ YAŞAMAMASI VE UUZN YILLAR SONRA TAŞINMASI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE DİREKT TEDBİR KARARI KALDIRILMALIDIR.

İhtiyati tedbir kararı ”Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde” verilecek iken murisin vefatından 3,5 yıl geçmesine rağmen söz konusu taşınmazı devretmeyen müvekkilim ve diğer davalı açısından  sayın mahkemece ne gibi endişeler olduğu ve bu endişe sebebiyle ihtiyati tedbir kararı verildiği gerekçesiz olarak verilmiştir.

3-İhtiyati tedbirin  şartları Hmk 389M. ‘ de düzenlenmiş olup ancak mezkur olayımızda ihtiyati tedbir talebinin şartları da oluşmamıştır şöyle ki; söz konusu davamız mal rejiminden kaynaklı ALACAK davasıdır.Bu davanın üzerine tedbir konulan taşınmaz ile yakından uzaktan ilgi ve alakası bulunmamaktadır.  SÖZ KONUSU DAVA BİNANIN AYNINA İLİŞKİN DEĞİLDİR O SEBEPLE MÜVEKKİLİM VE DİĞER DAVALI ÖZLEM ÖZDEMİRİN SUNMUŞ OLDUĞU ARAÇ VE TAPULARA İHTİYATİ HACİZ MAHYETİNDE İHTİYATİ TEDBİR KONULABİLECEĞİNİ BELİRTMEMİE RAĞEN VE YASADA DA BUNUN DÜZENLEMESİ VARKEN  BU  KONUDA KARAR DAHİ VERİLMEMİŞTİR.

İhtiyati tedbir talebini düzenleyen Hmk 390M. F.3  ise ”

(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü

açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek  zorundadır. ”

Söz konusu taşınmaz hakkında uygulanan ihtiyati tedbir kararı   açıkça hukuka aykırıdır.Şöyle ki; Tedbir talep eden davacı, kanunun ilgili maddesinde belirtildiği üzere İhtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek  ve Davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Ancak olayımızda davacı herhangi bir sebep gösterememiştir, Davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat da edememiştir. Bunun en büyük ispatı davacının iddiaları ile belirtmiş olduğu tek  tanığın yapmış olduğu tanıklıkta ki iddialar arasında yakından uzaktan ilsisi ve alakası olmayan  ciddi çelişki ve tutarsızlıklardır sonuç olarak davacının dilekçesinde belirttiği soyut iddialar ile ihtiyati tedbir kararı verilmiştir.

4-Tüm bu hukuka aykırılıkların üzerine kendisini vekil ile temsil ettiren ve adli yardımdan yararlanmayan davacı  M.392′ de belirtilen Teminatı  göstermemiştir. mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebileceği ilgili maddede düzenlenmiş ise de  fakat ilk derece mahkemesi tarafından bu karar yine hukuka aykırı olarak gerekçesiz verilmiştir, hatta bu konuda bir karar dahi verilmemiştir.(BU HUSUS KANUNUN EMREDİCİ HÜKMÜNE AYKIRIDIR)

5- Teminat karşılığı tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması

MADDE 395- (1) Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen veya hakkında bu tedbir kararı

uygulanan kişi, mahkemece kabul edilecek teminatı gösterirse, mahkeme, duruma göre tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verebilir.

(2) Teminatın tutarı, tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasına göre; türü ise 87 nci maddeye göre tayin edilir.

(3) İtiraza ilişkin 394 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrası, kıyas yoluyla uygulanır.

Müvekkilim ve diğer davalı Özlem Özdemir verilmiş tedbir kararına karşı dosyaya Tapu ve araç ruhsat fotokopileri sunmuştur Sayın mahkemece ihtiyati tedbir kararına karşı tüm bu itirazlarımız reddedilecekse bile davacının davasını ıslah ettiği zaman belirtilen malvarlıklarının teminat olarak değerlendirilip ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiş isek de ilk derece mahkemesince bu talebimiz değerlendirilmeye dahi alınmamıştır.

6-Son olarak ilk derece mahkemesi tedbir kararını sanki kesin bir kararmış gibi itiraz hakkımızı sürüncemede bırakmış olup yaklaşık 8 ay sonra telebimizi değerlendirmeye almış fakat yine hukuka aykırı olarak  herhangi bir gerekçe bulunmadan itirazımızı reddetmiştir.

NETİCE-İ TALEP:Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle,haklı itirazımızın kabulüyle, X Aile Mahkemesi’nin 2017/643  esas numarası ile görülmekte olan dosyada 20/02/2018 tarihli duruşmada konulan ihtiyati tedbirin ; kaldırılmasına yönelik itirazımızında 11.12.2018 tarihli kararıylada reddedilen ihtiyati tedbir devamına yönelik  kararın kaldırılmasına ve müvekkilin Kocaeli ili Dilovası ilçesi Tavşancıl 331 Ada,3 parsel, B blok K:zemn kat No:4 sayılı taşınmaz  üzerindeki ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini yüce makamınızdan saygılarımla arz ve talep ederim. tarih

DAVALI

VEKİLİ

İhtiyati Tedbirin Reddine İtiraz Dilekçesi

… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’NE

GÖNDERİLMEK ÜZERE

… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ  HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO:

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN

VEKİLİ: Adana Avukat İncekaş Hukuk Bürosu

KARŞI  TARAF:

KONU: Asliye Hukuk Mahkemesi’ne   . İş, sayılı esasla talep ettiğimiz  ihtiyati tedbir talebimiz Karar ve …………………..tarihli kararıyla reddedilmesine ilişkin istinaf başvurumuzdur.

USULE VE ESASA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIMIZ:

Müvekkillerimin  annesi  ………………………….) maliki bulunduğu ……………………..taşınmazı …………………….. ………… tarihinde satmıştır.

……………….. satışa konu olan ……………………tarihinde demans  hastası olup, ayırt etme gücüne sahip değildir. Bu durum sağlık raporu ile sabittir. (EK 1)

Söz konusu satış ……………….oğlu ………………….tarafından mirastan mal kaçırma amacı ile muvazaalı olarak gerçekleştirilmiştir.

Ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptal ve tescil davası açılmak içinse ihtiyati tedbir talebi isteyen müvekkillerim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu-K 2010/337 kararı gereğince davanın tarafı olma ehliyetine sahip değildir. İlgili kararda ” davacıların babalarının dava tarihi itibarıyla hayatta olduğu ve taraf ehliyetine sahip olduğu, dolayısıyla dava  konusu taşınmaz yönünden mülkiyet iddiasına dayalı ancak kendisi ya da onu temsile yetkili vasi tarafından iptal ve tescil davası açabileceği ” hükmedilmiştir.

Müvekkillerimin annesi …………, müvekkillerimin abisi …………….ile birlikte yaşamaktadır. Müvekkillerim anneleri …………….ile görüşmek istemekte ancak ağabeyleri …………………bu görüşmeye izin vermemekte ve engellemektedir.

Müvekkillerim hem iş bu dava konusu yapmış olduğumuz ve yine başka şehirde bulunan  gerçekleşmiş olan satışları haricen öğrenmiş olup bunu bildiklerini ağabeyleri …………….söylemişlerdir. Bu durum karşısında müvekkillerimin ağabeyi olan ……………………. durumun ortaya çıkacağı korkusuyla malları iyi niyetli 3. Bir kişiye satma konusunda telaşa kapılmıştır ve satış için iyi niyetli 3. Kişi arayışındadır. Bu sebeple ileride oluşacak zararların tazmini güç olacağı için  bu davayı açma mecburiyeti hasıl olmuştur.

Asliye Hukuk Mahkemesi Karar tarihli kararında, davacıların annelerinin hayatta olduğunun anlaşıldığı, davaya konu tedbir talep edilen tapuyu devreden kişinin davacılarının anneleri olduğu, bu sebeple davacıların ileri sürebilecekleri doğmuş bir haklarının varlığından söz edilemeyeceği,  bu tapuya ilişkin bütün davaları davacıların annesinin ya da kanunen anne adına hareket edebilecek kişilerin, açabileceği, dolayısıyla davacıların taraf sıfatının bulunmadığı gerekçesi ile ihtiyati tedbir talebi reddedilmiştir.

6100 sayılı kanunun 389. maddesinde “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elden edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” hükmü mevcuttur. İhtiyati tedbir kararının verilebilmesi için aranan koşullar talepte bulunan müvekkillerim tarafından yukarıda arz ve izah ettiğimiz üzere sağlanmaktadır. Mahkemenin vermiş olduğu söz konusu karara dayanak gösterdiği gerekçelerin hukuki bir isnadı bulunmamaktadır. İlgili kanun hükmüyle açıkça çelişen, bu kararın verilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Talepte bulunan müvekkillerim hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmasından ya da tamamen imkansız hale gelmesinden zarar görecek kişiler olup, kanun kapsamında hukuki işlemlerini gerçekleştirmişlerdir. Kanun hükmü gereğince bu talebin kabulü gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: HMK, MK, BK ve sair ilgili diğer mevzuat

SONUÇ VE İSTEM:

Yukarıda açıklanan nedenler ile Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin İş Esas No’lu dosyasında Karar sayılı  tarihli usul ve yasaya aykırı olarak verilmiş olan ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının KALDIRILMASINA ve sayın mahkemenizce yapılacak olan istinaf incelemesi neticesinde İVEDİLİKLE İHTİYATİ TEDBİRE KARAR VERİLMESİNİ vekaleten arz ve talep ederiz.

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN VEKİLİ

İhtiyati Tedbirin Reddine İtiraz Hakkında Mutlaka Okunması Gereken Yüksek Mahkeme Kararı

[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,4″ ihc_mb_template=”1″ ]

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/12461

K. 2013/17276

T. 2.10.2013

* İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİNE DAİR KARARIN GEREKÇELİ KARAR OLARAK YAZILMAMASI (İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi Halinde Kanun Yoluna Başvurulabileceği – Bu Kararın Temyiz Denetimi Mümkün Olmadığı/Yargıtay Denetiminin Gerekçeli Karar Üzerinden Yapılması Mümkün Olduğu)

* İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ (6100 S.K. İle Kanun Yoluna Başvurma Olanağı Getirildiği – Tensip Tutanağı İle Reddine Karar Verilmiş Olup Ayrı Bir Gerekçeli Karar Yazılmadığından Kararı Bozulması Gerektiği)

* TENSİP TUTANAĞI İLE İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ (İhtiyati Tedbir Talebinin Reddine Dair Kararın Gerekçeli Karar Şeklinde Yazılması Gerekmekte Olup Esasen Yargıtay Denetiminin de Gerekçeli Karar Üzerinden Yapılması Mümkün Olduğu – Temyiz Denetimi Mümkün Olmadığı)

2709/m.141

6100/m. 391

ÖZET: Davada ihtiyati tedbir talep edilmiş olup, istemin, tensip tutanağı ile reddine karar verilmiş, ancak ayrı bir gerekçeli karar yazılmamıştır. HMK uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurma olanağı getirilmiştir. İhtiyati tedbir kararının gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. Temyiz edilen ihtiyati tedbir isteminin reddine dair kararın temyiz denetimi mümkün değildir. Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi üzerine, gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.06.2013 tarih ve 2013/172 esas sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati tedbir isteyen vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Fatma Serap İmamgiller tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : İhtiyati tedbir isteyen vekili, taraflar arasında imzalanan mamul tedarik ve satış pazarlama/ dağıtım sözleşmesine istinaden davacı tarafından T… K… markası altında üretilen her türlü içeceğin ülke sınırları içerisindeki dağıtım ve satış hakkının davalıya verildiğini, davalının sözleşme şartlarına aykırı olarak ihtiyati tedbir isteyenin markasıyla rekabet edecek T… A… markalı ürünleri davacıya karşı sahip olduğu inhisarilik ve tek dağıtım kanalı olmadan kaynaklanan hakim gücünü kullanarak piyasaya sunduğunu, ihtiyati tedbir isteyenin ürünlerinin dağıtım kapasitesini düşürdüğünü, kendi ürününü davacının T… markalı ürünü ile aynı rafta satışa sunduğu ve kendi ürününe daha fazla yer ayırdığı gibi aynı teşhir alanında bulunan ürünlerinin ihtiyati tedbir isteyeninkinden daha düşük fiyatla satışını yaptığını ileri sürerek, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle açtığı davada, aleyhine tedbir istenenin uygulamalarının durdurulması ve dağıtılan ürünlerin toplatılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, ön incelemeye hazırlık tensip tutanağı ile talebin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Ardından ihtiyati tedbir isteyen vekilince 05/07/2013 tarihli dilekçe ile ihtiyati tedbir talebi yinelenmiş, mahkemece ihtiyati tedbir talebi yönünden ön bilirkişi raporu aldırılmasına karar verilmiştir. Aleyhine tedbir istenen vekili, karara itiraz etmiştir. Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin değerlendirilmesi ve belirlenen bilirkişilerden bu konuda ön rapor aldırılması hususunda 08/07/2013 günlü ara karar oluşturulmuşsa da; davalı vekilince, tensip tutanağında ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin verilen kararın temyizi kabil olduğu belirtilerek 08/07/2013 günlü ön bilirkişi raporu aldırılması ara kararına itiraz edildiğinden, ön bilirkişi raporu aldırılmasına yönelik 08/07/2013 günlü ara karardan rücu edilmesine ve “talep yargılamayı gerektirdiğinden ihtiyati tedbir talebinin reddine” ilişkin 25/06/2013 günlü tensip ara kararının HMK 391-3 mad. gereğince temyizi kabil olarak taraf vekillerine bu ara karar ile birlikte tebliğine karar verilmiştir.

İhtiyati tedbir isteminin reddine dair kararı, ihtiyati tedbir isteyen vekili temyiz etmiştir.

1- Taraflar arasında imzalanan mamul tedarik ve satış pazarlama/dağıtım sözleşmesine aykırılık, haksız rekabet nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle açılan davada ihtiyati tedbir talep edilmiş olup, bu istemin, tensip tutanağı ile reddine karar verilmiş, ancak ayrı bir gerekçeli karar yazılmamıştır.

HMK’nın 391/3 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurma olanağı getirilmiştir. Ancak temyiz edilen bir kararın Yargıtay tarafından temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle kararın taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve süresi içerisinde temyiz edilmiş olması; ayrıca ihtiyati tedbir kararının HMK’nın 391/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen ihtiyati tedbir isteminin reddine dair karar, bu hususları kapsamadığından, temyiz denetimi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi üzerine, gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre, ihtiyati tedbir isteyen vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın ihtiyati tedbir isteyen yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihtiyati tedbir isteyen vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ KARARI.


T.C YARGITAY
17.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 12620
Karar: 2016 / 11576
Karar Tarihi: 15.12.2016

ÖZET: Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
(6100 S. K. m. 341, 362, 389, 391, 394) (1086 S. K. m. 427, 454)

Dava ve Karar: Mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekil ile davalı kooperatif arasında 19.09.2011 tarihinde yapılan hizmet sözleşmesi ile … köyünde oturan öğrencilerin taşımalı eğitim nedeniyle ilçe merkezindeki … İlköğretim okuluna taşınması için anlaşıldığını, bu kapsamda vesayet altındaki …`nın sürücüsü ve işleteni olduğu otobüs ile öğrencilerin taşıma işi yapılırken 05.03.2012 tarihinde meydana gelen kazada öğrenci …`nın da dahil olduğu üç öğrencisinin öldüğünü, … mirasçılarının açtığı dava sonucunda müvekkil idare tarafından … mirasçılarına toplam 180.931,81 TL `nin ilamlı icar yolu ile ödendiğini belirterek ödenen bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan kusurları oranında tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinde bulunulan malların uyuşmazlık konusu olmadığı ve HMK 389 maddesindeki yasal koşular oluşmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.

HMK`nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.

HMK`nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.

HMK`nin 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK`nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.

HMK`nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete`de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi geçici 3. madde ile, 5235 sayılı Kanun`un geçici 2. maddesi gereğince Resmi Gazete`de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.

Burada çözümü gereken sorun, HMK`nin 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.

HMK`nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK`nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.

HUMK`nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK`nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK`nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK`de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.

Ayrıca geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK`nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.

Diğer yandan, HUMK`nın temyize ilişkin hükümleri, HMK`deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK`ye de aykırılık taşımaktadır.

HMK`nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

HMK`nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtay`ın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.

Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 15.12.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.


T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/327
K. 2012/1023
T. 30.1.2012

• İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ ( Reddi Halinde Kanun Yoluna Başvurma Olanağı Getirildiği – Temyiz İncelemesinin Yapılabilmesi İçin Öncelikle Kararın Taraflara Usulüne Uygun Olarak Tebliğ Edilmesi ve Süresi İçerisinde Temyiz Edilmiş Olması Gerektiği/Ayrıca Gerekçeli Karar Şeklinde Yazılması Gerektiği )

• KANUN YOLUNA BAŞVURU OLANAĞI ( İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi Halinde Başvurulabileceği – Temyiz İncelemesinin Yapılabilmesi İçin Öncelikle Kararın Taraflara Usulüne Uygun Olarak Tebliğ Edilmesi ve Süresi İçerisinde Temyiz Edilmiş Olması Gerektiği )

• GEREKÇELİ KARAR ( İhtiyati Tedbir Talebinin Reddine Dair Karar Verilmesi Üzerine HMK.’nun 391/2 Md.sine Uygun Olarak Gerekçeli Karar Yazılmamış Olduğundan Kararın Bozulması Gerektiği )

ÖZET : HMK’nun 391/3 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurma olanağı getirilmiştir. Ancak temyiz edilen bir kararın Yargıtay tarafından temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle kararın taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve süresi içerisinde temyiz edilmiş olması gerekmektedir. Bundan başka, ihtiyati tedbir kararının HMK’nun 391/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen kısa karar, bu hususları kapsamadığından, temyiz denetimi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi üzerine, HMK.’nun 391/2 maddesine uygun olarak, gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/09/2011 tarih ve 2011/59-2011/59 D-iş sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mehmet Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalılar hakkında başlatılan icra takibine davalı borçluların itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların adına kayıtlı olan mal ve haklar üzerine ihtiyati tedbir konulması talebinde bulunmuştur.

Davalı borçlu vekili davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, tensip kararı ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.

İhtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Alacaklı Türkiye Ziraat Bankası A.ޞ. tarafından yapılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında ihtiyati tedbir kararı talep edilmiş olup, bu istemin, tensip tutanağı ile reddine karar verilmiş, ancak ayrı bir gerekçeli karar yazılmamıştır.

HMK’nun 391/3 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurma olanağı getirilmiştir. Ancak temyiz edilen bir kararın Yargıtay tarafından temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle kararın taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve süresi içerisinde temyiz edilmiş olması gerekmektedir. Bundan başka, ihtiyati tedbir kararının HMK’nun 391/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen kısa karar, bu hususları kapsamadığından, temyiz denetimi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi üzerine, HMK.’nun 391/2 maddesine uygun olarak, gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığı 30.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

NOT:::: Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.


T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi
Y A R G I T A Y İ L A M I

ESAS NO : 2011/47825
KARAR NO : 2011/41222

Karar Tarihi : 25.10.2011)

DAVA : Davacı kooperatif vekili, davalı kooperatif çalışanı davalının kooperatifte görev yaptığı sırada bir dizi usulsüz kanuna aykırı işlemlerde bulunup, zimmetine para geçirdiğinin müfettiş raporu ile belirlendiğini, bir kısmını soruşturma safhasında ödediğini, hakkında suç duyurusu yapıldığını, davalı işçinin davacı kooperatife verdiği zararın tahsiline, ancak mal kaçırma ihtimali bulunması nedeni ile dava dilekçesinde belirtikleri taşınmazları ve aracı ile üzerine kayıtlı diğer taşınmazlar, diğer araçlar ve banka hesaplarına kooperatifte bulunan hak ve alacaklarına davalının harçtan muaf olması nedeni ile teminatsız ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, tensiple gerekçesiz tedbir isteminin reddine karar verilmiştir.
İtiraz eden işveren vekili, ihtiyati tedbir kararına karşı yaptıkları itirazın tedbir kararının yerine getirilmesi nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, başka bir gün grev oylaması yapılmasının hukuken mümkün olduğunu, bu nedenle bu hususun kararda açıklanması için kararın tavzih edilmesini mahkemesinden talep etmiştir.
Davacı işveren vekili ihtiyati tedbir kararının reddi kararını 6100 sayılı HMK,un geçici 3/1 maddesi uyarınca kanun yoluna getirmiş olup, Dairemizin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ve geçici 3/1 maddesi uyarınca kanun yoluna tabi ret kararını denetleme görev olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı tarım kredi kooperatifi teftiş raporu ile davalı çalışanın bir takım usulsüz kanuna aykırı işlemlerle zimmetine para geçirdiğinin saptandığını, bir miktarını ödediğini ancak zimmetine geçirdiği ______ TL kurum zararının davalıdan tahsiline, ancak zimmet eylemini işleyen davacının mal kaçırabileceğini, bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen taşınmazları, aracı, belirlenecek diğer taşınmaz, araç, bankadaki mevduatlarına ve kooperatiflerdeki hak ve alacaklarına yargılama sonunda kadar HMK.’nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece ihtiyati tedbir istemi tensibin 7.maddesi ile gerekçesiz olarak reddedilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerine göre “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.
Öncelikle mahkemece tedbir isteminin gerekçesiz reddi yasaya aykırıdır.
Dava dilekçesine ekli müfettiş raporuna, davalı işçinin müfettiş tarafından alınan beyanına, bir miktar ödemelerde bulunmasına, davalı işçi hakkında zimmet suçundan suç duyurusunda bulunmasına, alacağın miktarına göre davacı Kurumun ihtiyati tedbir isteminde hukuki yararı vardır. Zira davalının mal varlığında gelebilecek bir değişim nedeni ile ilerde belirlenecek Kurum zararının elde edilmesi zorlaşabileceği gibi tamamen imkansız hale gelebilecektir.
Dava dilekçesine ekli delillere göre Dairemizce HMK.’nun 391/3 gereğince aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR : Yukarda açıklanan gerekçe ile
1. Yerel mahkemenin gerekçesiz ihtiyati tedbir isteminin reddi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA
2. Davacının ihtiyati tedbir isteminin KABULÜ ile
a) Davacı Kurumun dava dilekçesinde belirttiği davalı —–ait taşınmazlara, aracı ile dilekçede belirtilemeyen, ancak belirlenecek diğer taşınmaz, araç, banka mevduat hesaplarına, kooperatifteki hak ve alacaklarına 3.şahıslara devirlerinin önlenmesi amacıyla dava dilekçesinde belirtilen 195.167,87 TL miktarla sınırlı olmak üzere İHTİYATİ TEBİR KONULMASINA, kararın yerel mahkemesince uygulanmasına,
b) Davacının kamu kurumu olması davalının müfettişteki beyanı ve kısmi ödemede bulunması dikkate alınarak teminat alınmasına yer olmadığına
c) Hukuk Muhakemeleri Kanununun 391/3 maddesi uyarınca 25.10.2011 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

İHTİYATİ TEDBİR KARARI TEMYİZE TABİ DEĞİLDİR


T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2013/6898
KARAR NO : 2013/8269
KARAR TARİHİ:3.6.2013

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, davalıya ait aracın tam kusurlu olarak sebebiyet verdiği trafik kazası sonucunda, müvekkil şirkete kasko sigortalı araçta hasar oluştuğunu ve hasar bedelinin ödenmek zorunda kaldığını belirterek araç üzerine teminatsız olarak tedbir konulmasını talep etmiştir.

Mahkemece, davacını tedbir konulmasını istediği aracın uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşıldığından HMK’nun 389/1. maddesine göre talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.
HMK’nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.

HMK’nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.

HMK’nin 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.

HMK’nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.

Burada çözümü gereken sorun, HMK’nin 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.

HMK’nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.

HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK’de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.

Ayrıca Geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK’nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.

Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, HMK’deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK’ye de aykırılık taşımaktadır.
HMK’nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
HMK’nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.
Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 3.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi


YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
T. 19.09.2016 T.
E: 2016/8719,
K: 2016/7357
“… İhtiyati hacze itiraz eden vekili, geçerli fakat yürürlüğe girmesi koşula bağlı sözleşmeye dayalı olarak cezai şartın tahsili istemine yönelik açılan davanın haksızlığı ve İİK md. 357-358.maddelerinin koşullarının bulunmaması nedeniyle, davalılar açısından telafisi güç zararlara yol açan, mahkemece BK’nın 99.maddesi gereğince verilen ihtiyati haciz zımnında
ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, ihtiyati haciz zımmında ihtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir.

Davacının, davalıların taşınmazları üzerine ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir konulmasına yönelik istemi üzerine; mahkemece “Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile, BK’nın 99. maddesi gereğince 500.000,00 USD’nin % 15 teminat mukabilinde ihtiyati haciz zımmında ihtiyati tedbir kararı verilmesine” dair karara, davalıların vaki itirazının reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İhtiyati tedbir ile ihtiyati haciz farklı geçici hukuki koruma sağlayan müesseselerdir. İhtiyati tedbir, genelde dava konusunun el değiştirmesine engel olurken, ihtiyati haciz alacağı teminat altına almaktadır. Bu nedenlerle; ihtiyati haciz gibi ihtiyati tedbir kararı verme olanağı olmadığından itirazcıların itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir…”

[/ihc-hide-content]

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Barosu 4293

Son düzenleme tarihi 8 Eylül 2020 15:46

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Yorumları Göster

  • tesekkürler

    Cevap vermekten vazgeç

    Bir yorum bırakın

    E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.

  • yüksek mahkeme kararını bulamıyorum konuya ilişkin . Evet abone olduk ama neden göremiyoruz.

    Cevap vermekten vazgeç

    Bir yorum bırakın

    E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.

    • Merhaba, üyeliğinizin aktif hale getirildiğine dair tarafınıza ulaşan e-posta akabinde kısıtlı tüm içerikleri görebilirsiniz. Saygılarımızla.

      Cevap vermekten vazgeç

      Bir yorum bırakın

      E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.