İcra Ceza Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma Suçu Savunma Dilekçesi

İcra Ceza Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma Suçu Savunma Dilekçesi

X İCRA CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

Dosya No                   :

SAVUNMADA BULUNAN/

SANIK                       :

ADRESİ                    :

VEKİLLERİ            :

ADRES                      :

MÜŞTEKİ                :

VEKİLİ                     :Av.

ADRESİ                    :

T.KONUSU              : Şikayete karşı yazılı savunmamızın sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR    :

1-) Müvekkil/sanık (3. kişi) hakkında Sayın Mahkemede 2020/….. Esas sayılı dosya ile  “Hakikate muhalif beyanda bulunmak” suçundan dava açılmıştır. Ancak  müşteki vekili tarafından şikayet süresinde yapılmamıştır. 3 aylık şikayet süresi geçirilmiştir.

2-) Müşteki vekili, şikayet dilekçesinde; vekili olan X ‘in, X Mahkemesi’nin X esas ve X karar sayılı ilamındaki alacağı için, dava dışı X Kooperatifi aleyhine icra takibi başlatıldığını, X İcra Müdürlüğü’nün 20XX/…. esas sayılı dosyasından, müvekkil/sanığa kooperatif aidat alacağı için  İİK 89/1. Maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderdiğini, Müvekkil/sanığın ise kooperatife her hangi bir borcunun olmadığını beyan etmekle, İİK’nun 338. Maddesine göre hakikate aykırı beyanda bulunduğu ve müvekil/sanığın cezalandırılmasını talep ve dava etmiştir.

3-) Müşteki vekilinin açmış olduğu şikayet hukuki mesnetten yoksun olup reddi gerekmektedir.

4-) Müvekkil/sanığa (3. kişi) vekaleten,  dava dışı X Kooperatifi aleyhine, X Asliye Ticaret Mahkemesi’nin X esas sayılı dosyasında; X dava açılmış olup iş bu dava derdesttir.

5-) a- 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19/son madde ve fıkrasında; “…Bir ortağın şahsi alacaklıları, ancak ortağa ait faiz ve gelir-gider farklarından hissesine düşen miktarı ve kooperatifin dağılmasında ona ödenecek payı haczettirebilirler….” hükmü yer almaktadır.

Dolayısıyla; 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19/son madde ve fıkrası karşısında kooperatif üyelerinin aidatlarına 3. şahsın alacağı için haciz konulamıyacaktır. Diğer bir deyimle; Kooperatifler Kanunu`nun 19 /son maddesi uyarınca kooperatif hissesinin haczi caiz değildir.

Bu nedenlerle, müvekkil/sanığın üzerine atılı suçunun yasal unsuru oluşmamıştır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 1999/17085 esas ve 1999/19021 karar sayılı ve 23.12.1999 günlü ilamında aynen “….: S.S. … Konut Yapı Kooperatifisi olan borçlu X’un kooperatif payı ile ilgili olarak kooperatif başkanlığına gönderilip, tebliğ edilen 89/1. haciz ihbarnamesi sonucu yasal süre içinde kooperatif yöneticileri olan sanıkların verdiği dilekçe içeriğinin aksinin kanıtlanmadığı ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19/son madde ve fıkrası karşısında aidatlarına 3. şahsın alacağı için haciz konulamayacağı, bu nedenle şikayete konu suçun oluşmayacağı gözetilmeden, yazılı biçimde sanıkların mahkumiyetine ve tazminata karar verilmesi,…” şeklindeki ilamı;

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2016/10301 esas ve 2017/6928 karar sayılı ve 18.09.2017 günlü ilamında aynen “…üçüncü kişilere gönderilen haciz ihbarnameleriyle henüz doğmamış veya muaccel olmamış alacaklara haciz konulamayacak olması,..” şeklindeki ilamı;

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2018/5501 esas ve 2018/11679 karar sayılı ve 12.11.2018 günlü ilamında aynen “…İİK’nın 338. maddesine aykırılık suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede,

Sanıkların; ihbarnamelere itiraz dilekçelerinde savunmalarında şikayet konusu dört adet faturadan üçüne ilişkin borcun vadeli olduğunu ve şikayete esas olan icra takip dosyasından gönderilen haciz ihbarnamelerinden önce başka icra dosyalarından tebliğ edilen ihbarnameler için ödeme yaptıklarını belirtmeleri karşısında bu faturalara ilişkin borcun vadeli olup olmadığı, başka icra dosyalarına bu borçlar için ödeme yapılıp yapılmadığı; 01/02/2010 tarihli faturaya konu mal alımları olmadığından böyle bir borçlarının da bulunmadığını belirtmeleri karşısında takip borçlusu ile üçüncü kişinin defter ve belgeleri ile varsa aralarındaki sözleşmeler de incelenmek suretiyle ve şikayete konu faturaların asılları getirtilerek incelenip haciz ihbarnamesi ile ancak takip borçlusunun muaccel alacaklarının haczinin mümkün olduğu dikkate alınarak haciz ihbarnamesinin tebliği tarihi olan 04/02/2010 itibarıyla üçüncü kişinin takip borçlusuna muaccel bir borcu bulunup bulunmadığı tespit edilmeksizin eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,..” şeklindeki ilamı;

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2015/6366 esas ve 2015/5761 karar sayılı ve 13.03.2015 günlü ilamında aynen “…Dava; üçüncü kişi konumunda bulunan davalının haciz ihbarnamesine gerçeğe aykırı olduğu itiraz etmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda haciz ihbarnamesinin tebliği tarihi itibariyle borçlunun davalı üçüncü kişi nezdinde kesin nitelikte ve muaccel bir alacağı bulunmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, ispat külfeti kendisinde olan alacaklı, haciz ihbarnamesinin tebliği tarihi itibariyle borçlu şirketin üçüncü kişi kooperatiften kesinleşmiş ve muaccel bir alacağının bulunduğunu ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekir,..” şeklindeki ilamı;

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2018/13866 esas ve 2019/2926 karar sayılı ve 26.02.2019 günlü ilamında aynen “…İİK’nun 89/4. maddesine dayalı olarak açılan tazminat davasında, tarafların gösterecekleri deliller, ticari defterler ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi itibariyle, borçlunun, üçüncü kişiden istenebilir hale gelmiş, kesin nitelikte bir alacağının mevcut olup olmadığı genel hükümler çerçevesinde belirlenir. Diğer bir ifade ile anılan maddeye göre tazminata hükmedilebilmesi için, haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye tebliği tarihi itibariyle borçlunun üçüncü kişi nezdinde kesinleşmiş, muaccel bir alacağının bulunması zorunludur.

Her ne kadar mahkeme kararının gerekçesini oluşturan 05/04/2013 tarihli bilirkişi raporunda; Türk Ticaret Kanunu ve teamüle göre, kapanış tasdikleri yasal süresinde yapılmayan defterlerin sahibi lehine delil teşkil etmeyeceği, açılış tasdiki yasal süresinde yapılmadan kullanılan defterlerin de hiç tutulmamış sayılacağı, bu durumda takip borçlusu ….. …. Ltd. Şti. arasındaki borç alacak ilişkisinin tespit edilemediği kanaatine yer verilmiş ise de; ticari defterlerin ispat fonksiyonuna ilişkin HMK 222/4. maddesinde yer alan “Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.” şeklindeki düzenleme göz önüne alındığında incelenen defterler, sahipleri aleyhine delil teşkil eder. Zira tazminat talebinin yerinde olup olmadığı hususunun sübutu için 89/1. haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi olan 31/10/2011 tarihi itibariyle borçlunun 3. şahıs şirketten herhangi bir alacağının olup olmadığının net olarak tespiti gerekir.

Somut olayda; Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin bozma ilamında üçüncü şahıs şirketin, birinci haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinde takip borçlusu şirkete borçlu olup olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmış olup mahkemece, bozma ilamına uyulmasına ve defter ve belgeler temin edilmesine rağmen hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verildiği görülmektedir.

O halde, mahkemece, 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi olan 31/10/2011 tarihi itibariyle, üçüncü kişinin, takip borçlusuna borcunun bulunup bulunmadığının tespiti açısından, dosyanın bilirkişiye tevdii ile, dosya kapsamında yer alan bozma kararları ve ilkelerimize uygun, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli ek rapor aldırılmak suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.,..” şeklindeki ilamı;

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 1994/10506 esas ve 1994/10713 karar sayılı ve 19.09.1994 günlü ilamında aynen “….:Alacaklı tarafından borçlular hakkında bonoya dayanılarak ihtiyati haciz kararı alınmış, … Toplu İşyeri Kooperatifindeki Borçlu S.A. hissesi için 3. kişi kooperatife 89/1. ihbarnamesi gönderilmiş, 3.11.1993 tarihinde tebliğ edilmiş Kooperatif Başkanı İcra Müdürlüğüne verdiği 3.11.1993 tarihli dilekçede ferdi mülkiyete geçilmediğini, kooperatif tasfiye edilmedikçe kooperatif hissesinin haczedilemeyeceğini ileri sürmüş, icra müdürlüğünce itiraz kabul edilmiştir. Alacaklı vekili 2.2.1994 tarihinde mercie başvurmuş, Kooperatifin haksız itirazının kaldırılması İİK`nun 338/1. maddesi gereğince kooperatif yetkililerinin cezalandırılmasını ve % 15`den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Alacaklının başvurusunun yasal dayanağı İİK`nun 89/4. maddesidir. Kooperatifler Kanunu`nun 19 /son maddesi uyarınca kooperatif hissesinin haczi caiz değildir. Ancak kooperatifin tasfiyesi halinde borçlunun hissesi haczedilebilir. Mercice bu yön gözetilerek talebin reddi gerekirken kabulü isabetsizdir,…” şeklindeki ilamı ve benzeri içtihatları bu sonucu doğrulamaktadır.

b-Diğer taraftan; Alacak hakkı, edanın alacaklıya borçlanılması anında vücut bulan ve borçludan edimi yerine getirmesini isteme yetkisini sağlayan haktır.

Muacceliyet, borcun ifasının istenebilmesi ile ilgilidir. Kural olarak ancak muaccel olan borcun alacaklısı, borcun ifasını isteyebilir .

TBK. nun 117.maddesine göre, Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.

Borçlu temerrüdünün oluşumu yada müstakbel alacağın doğumu için geçerli olarak doğmuş ve ifası mümkün olan borcun muaccel olması gerekli olmakla birlikte; kural olarak alacaklının borçluya ihtarda bulunması da gereklidir.  Müstakbel alacağa konu borcun doğumu ise noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile veya icra takibine konulmakla mümkündür.

Dolayısıyla; X Mahkemesi’nin X esas sayılı dosyasında; müvekkil/sanığa vekaleten; dava dışı X Kooperatifi aleyhine, alacak iddiasıyla açılan dava derdesttir. İİK’nun 89/1. Maddesine göre gönderilen haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihte, müvekkil/sanığın dava dışı X Kooperatiften alacaklı olup olmadığı veya borçlu bulunup bulunmadığı belirli değildir. Gerek müvekkil/sanığın, dava dışı X Kooperatiften, gerekse, dava dışı X Kooperatifin müvekkil/sanıktan  olan alacağı muaccel hale gelmemiştir. Ancak müstakbel bir alacaktır.

Bununla birlikte, sürekli gelir getiren, alacaklı tarafından alınıp alınmayacağı belirli olmayan, alınacak ise ne zaman alınacağı belirli olmayan bir alacaktır.

Dolayısıyla, gerek müvekkil/sanığın, dava dışı X Kooperatife olan borcunun, gerekse  dava dışı X Kooperatifin müvekkil/sanıktan olan alacağının muaccel hale gelmemesi ve doğmaması, sürekli gelir getiren bir alacak olmaması, ayrıca alacağın tahsil edilmesinin belirli olmaması, hatta,  dava dışı X Kooperatifin müvekkil/sanıktan olan alacağından vazgeçme durumunun olması da dikkate alınarak, müşteki vekilinin, müvekkil/sanığa karşı,  İİK’nun 89. Maddesi gereğince, göndermiş olduğu haciz ihbarnameleri geçersiz olup, müvekkil/sanığın,  dava dışı X Kooperatife doğmuş borcu olmadığından, ancak müstakbel bir alacak olduğundan, söz konusu icra dosyasında, müvekkil/sanığın,  dava dışı X Kooperatife olan borcunun olmadığının kabulü gerekecektir.

Hal böyle olunca, müvekkil/sanığın,  İİK’nun 89/1. Maddesine göre gönderilen haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde, borçlu olmadığına dair beyanı gerçeğe aykırı beyan değildir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2015/30330 esas ve 2018/2533 karar sayılı ve 08.03.2018 günlü ilamında aynen “…Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporuna göre “borçlu …’ın kooperatifin ortaklardan kesilen teminatlar hesabında kayıtlı 10.020,00 TL.alacağı olsa da ortaklardan alacaklar hesabında 122.422,49 TL. borç kaydının bulunması ,129.031,81 TL.sini zimmetine geçirdiği iddiası ile Zonguldak 2. Ağır ceza mahkemesinin 2011/52 Esas sayılı dosyasında davasının devam etmesi sebebiyle kooperatiften alacaklı sayılamayacağı” belirtilmiş olmakla şikayete konu icra takip dosyasından İİK’nın 89/1. maddesine birinci haciz ihbarnamesine verilen cevabın gerçeğe aykrı olmadığı anlaşıldığından sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,…” şeklindeki ilamı,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/139 esas-2012/624 karar sayılı ve 26.09.2012  günlü ilamında aynen “….Ancak, borçlu ile banka arasında mevcut bir hukuki ilişkiye dayanmayan, sırf ümit ve ihtimale dayanan alacaklar, devamlılık arz eden bir alacak olmadığından, müstakbel alacak olarak haczi mümkün olmayacak, bu halde haciz ihbarnamesinin bankaya tebliği anında bankada borçlu adına mevcut olan alacaklar haczedilebilecektir. Zira bu halde, borçlu ile banka arasında devri edimler doğuran temel bir hukuki münasebet yoktur.

Üçüncü kişi bankaya gönderilen haciz ihbarnamesi, doğmuş yada doğacak alacakların haczi ibaresini içerse bile, üçüncü kişi banka haciz ihbarnamesini tebellüğ ettiği tarihteki mevcut durumla sınırlı olarak sorumlu olacaktır…” şeklindeki ilamı ve benzer içtihatları iş bu talebimizi doğrulamaktadır.

c-Bununla birlikte; dava dışı SS ………. Yapı Konut Kooperatifin kuruluş amacı gözetildiğinde, kural olarak alacaklılarına karşı sadece kooperatifin sorumlu olması ve ortağın kooperatifle olan münasebetleri bakımından kooperatife karşı üçüncü kişi sayılamayacağı hususları gözetildiğinde, kooperatif borcu için üyelerine haciz ihbarı gönderilmesi usulsüzdür.

Hal böyle olunca; müvekkil/sanığın,  İİK’nun 89/1. Maddesine göre gönderilen haciz ihbarnamesi usulsüz olup müvekkil/sanığın atılı suçunun yasal unsurları oluşmamıştır.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 2007/2457 esas ve 2007/3532 karar sayılı ve 03.10.2007 günlü ilamında aynen “…DAVA : İİK’nın 338/1. maddesine muhalefet etmek ve tazminat istemli olarak sanık Feride hakkında açılan davada, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan İİK’nın 338. maddesi gereğince 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, tazminat isteminin ise tefrik edilmesine karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, incelendi raporu ve dosyadaki belgeler okunarak, gereği görüşüldü:

KARAR : Müşteki gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan cezalandırılması ve tazminat istemiyle sanık hakkında şikayette bulunmuş olmasına, ceza davası ile birlikte tazminat davasının da genel hükümlere göre yargılanmasının mümkün olduğu düşünülmeden tazminat davasının tefrikine karar verilmesi doğru bulunmamış ise de, bu konu temyiz sebebi yapılmadığından inceleme dışı bırakılmıştır.

Sanığın sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Kooperatifin kuruluş amacı gözetildiğinde, kural olarak alacaklılarına karşı sadece kooperatifin sorumlu olması ve ortağın kooperatifle olan münasebetleri bakımından kooperatife karşı üçüncü kişi sayılamayacağı hususları gözetildiğinde, kooperatif borcu için üyelerine haciz ihbarı gönderilmesi usulsüzdür.

SONUÇ : Bu nedenle sanığın beratine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle hükmün istem gibi BOZULMASINA,…” şeklindeki ilamı,

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2001/5404 esas ve 2001/6345 karar sayılı ve 12.04.2001 günlü ilamında aynen “…İİK.nun 89/4. maddesi gereğince 3. şahsın haciz ihbarnamesine itiraz etmesi halinde alacaklı, 3. şahsın verdiği cevabın aksini İcra tetkik Merciinde ispat ederek adı geçenin İİK.nun 338/1. maddesine göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. Tetkik Mercii, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder. Bu nedenle mercice “itirazın kaldırılmasına” karar verilmesi yasaya uygun bulunmamaktadır. Ayrıca, borçlu kooperatifin ortağı, kooperatife göre 3. kişi sayılamayacağından ortağa İİK.89. maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilmesi de mümkün değildir. Dairemizin öteden beri süregelen uygulamaları da bu yöndedir. O halde davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Bir kısım davalılar vekili ile davalı Zeki Aydın ve Havize Gemici’nin temyiz itirazlarının kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),…” şeklindeki ilamı ve benzer içtihatları bu sonucu doğrulamaktadır.

6-) a-Hal böyle olunca, Müvekkil/sanığa atfedilen  suçunun maddi unsuru ; suçun konusunu oluşturan hakikate aykırı beyanda bulunmaktır.

b- Manevi unsuru ise , failin bilerek, borçlunun alacağını almamasını  sağlamak kastıdır.

7-) Somut olayda; yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda;  Müvekkil/sanık (3. kişi), gerçeğe aykırı beyanda bulunmamışlardır.

Çağdaş maddi ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biri suç ve cezanın şahsiliği ilkesidir. Bu kural gereğince, kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillere iştirak etmedikçe sorumlu tutulamaz. Ceza Muhakemesinde, medenî muhakemeden farklı olarak, şeklî gerçekle yetinilmeyip işin esası araştırılır. Ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

Ceza Yargılamasında, ispat konusunda, bir husus şüpheli kaldığında, sanık lehine sonuç çıkarma ve karar vermeyi gerekli kılan ilke, şüpheden sanığın faydalanması ilkesidir. Sanığın mahkum edilmesi için suçluluğu konusunda yargıca yüzde yüz kanaat gelmesi şarttır. “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılmaz” olan Anayasa’nın 38/4 maddesi aynı sonucu ifade etmektedir. Şüpheden sanığın faydalanması ilkesi, temel olarak, sanığın eyleminin ispatı konusundaki şüpheyi sanık lehine saymaktadır.

8-)Manevî unsurunun gayesini ( özel kastı) bilerek ve isteyerek zarar verme iradesi oluşturduğuna göre herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde failin bu özel kastının dosyadaki kanıtlarla hukuken belirlenmesi gerekir. Failin zarar verme ve bu bilinçli sahte oluşturma gayesini benimsemiş olup olmadığı deruni bir nitelik arz ettiğinden bu durumun kanıtlanması, ancak iradenin bir dışa yansıması olan hareketleri ile anlaşılabilir. Bu özel kastın dosyadaki kanıtlarla hukuken belirgin olması gerekir.

Mezkur iddialardan dolayı, Müvekkil/sanığın (3. kişi), borçlunun alacaklarını engellemek bilinç ve saiki ile ve kastı ile hareket etmedikleri anlaşılmaktadır.

9-) a- 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-b. maddesi gereğince Müvekkil/sanık (3. kişi) tarafından işlenmediğinin sabit olması nedenleriyle beratine,

b- 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-c. maddesi gereğince Müvekkil/sanığın (3. kişi kast veya taksirinin bulunmaması nedenleriyle beratine,

c-mümkün olmadığı takdirde, 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-e. maddesi gereğince Müvekkil/sanık (3. kişi) tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedenleriyle beratine,

d-  Gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçunu kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, “sanığın duruşmalardaki iyi hali, mahkemeye yardımcı olması dikkate alınarak, sayın mahkmenizin aksi kanaatte olması halinde 5271 Sayılı CMK’nun 231 ve 5237 Sayılı TCK’nun 61, 50 ve 51. Maddelerinin tatbikine karar verilmesini talep ediyoruz.

NEDENLER : CMK, İİK ve ilgili mevzuat

SONUÇ VE İSTEM   : Yukarıda arz ve izah olunan ile re’sen gözetilecek nedenlerle,

a- 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-b. maddesi gereğince Müvekkil/sanık (3. kişi) tarafından işlenmediğinin sabit olması nedenleriyle beratine,

b- 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-c. maddesi gereğince Müvekkil/sanığın (3. kişi kast veya taksirinin bulunmaması nedenleriyle beratine,

c-mümkün olmadığı takdirde, 5271 Sayılı CMK’nun 223/2-e. maddesi gereğince Müvekkil/sanık (3. kişi) tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedenleriyle beratine,

d-  Gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçunu kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, “sanığın duruşmalardaki iyi hali, mahkemeye yardımcı olması dikkate alınarak, sayın mahkmenizin aksi kanaatte olması halinde 5271 Sayılı CMK’nun 231 ve 5237 Sayılı TCK’nun 61, 50 ve 51. Maddelerinin tatbikine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. tarih

SANIK  VEKİLİ

                              Av.

Son düzenleme tarihi 17 Nisan 2020 16:26

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.