HGK Kararı: 12.11.2003 T. E. 13-641 K. 646

Ara 25, 2020 | Karışık Yargıtay Kararları

Özet: Vekâlet sözleşmesi, vekilin kendisine yüklenen işi idare etmesini veya ilişkin bulunduğu hizmeti görmesini gerektirir. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça belirtilmemişse, ilişkin bulunduğu işin mahiyetine göre belirlenir.

Taraflar arasındaki “satışın iptali, tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana Asliye 7. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.06.2002 gün ve 2001/576-2002/597 sayılı kararın incelenmesi, davacı vekili ile davalılardan S.M. vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 12.11.2002 gün ve 2002/12462-12086 sayılı ilamı ile, (… Davacı, davalılardan S’nin yeğeni olup kendisi yurtdışında bulunduğundan, Türkiye’deki işlerini takip ettiğini, diğer davalı S.’nin ise S ile ortak oldukları şirketin işlerini takip eden kişi olup, kendisine ait taşınmazların satışı için vekâletname verdiğini, aralarındaki anlaşmaya göre, S.’nin müşteri bulup pazarlık yapacağını, S.’nin de kendisinin onaylayacağı bedele tapudan devir işlemini yapacağını ancak bilgisi ve onayı alınmadan 9422 ada 1 ve 2 parsel no.lu taşınmazlarının davalı Beycan Ltd. Şti.’ne satılmış olduğunu öğrendiğini, satış ferağını davalılardan S.’nin verdiğini, ancak satış bedelinin S.’ye ödendiğini ileri sürerek, satışın iptalini, olmadığı takdirde taşınmazların dava tarihindeki değeri üzerinden belirlenecek tazminatın davalı S. ve S.’den tahsilini istemiştir.

Davalılardan S.M., kendisinin satışı için vekâletnamesi bulunmadığı gibi, satışla ilgili ve alakasının olmadığını, satış bedelini almadığını savunmuş, diğer davalı S.K. ise S.’nin baskısı sonucu davacıdan gizleyerek taşınmazların tapudan devir işlemini yaptığını, satış bedelini S.’nin aldığını savunmuş, davalı Beycan Ltd. Şti. iyiniyetli olup, resmi kayıt ve belgeler ile yapılan satışın geçerli olduğunu, satış bedelini S.’ye ödediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, Beycan Ltd. Şti.’nin kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından bu davalı hakkındaki tapu iptal tescili talebinin reddine satışı yapılan taşınmazların keşifteki değeri daha çok belirlenmiş ise de talep ile bağlı kalınarak 25.000.000.000 TL’nin davalılar S.M. ve S.K.’dan alınmasına karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı S.M. tarafın dan temyiz edilmiştir.


Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki 2 no.lu bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

Davacı, dava dilekçesinde harca esas değer olarak 25.000.000.000 TL göstermek suretiyle dava açmış olup, yine dilekçesinde, keşifte belirlenecek değere göre harcı ikmal edeceğini açıklayarak, belirlenecek değer üzerinden tahsilini talep etmiştir. Mahkemece yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmazların satış tarihindeki rayiç değerinin 37.944.000.000 TL olduğu anlaşıldığına göre, mahkemece 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30 ve 32. maddeleri gereği harcın tamamlanması için davacı tarafa mehil verilmesi, yatırmadığı takdirde müteakip işlemlere devam edilmemesi yönündeki kanun hükümlerinin gözetilmesi gerekirken, bu yön üzerinde durulmadan davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün davacı yararına bozulması gerekir.

Davacı, taşınmazlarını satmak üzere, davalılardan S.K.’yı vekil tayin etmiştir. B.K. 506 maddesi gereği vekilinin müvekkiline hesap verme zorunluluğu vardır. Her ne kadar adı geçen davalı, satış bedelinin diğer davalı S. tarafından alındığını iddia etmiş ise de bu olgu B.K. 392. maddesinin kendisine yüklediği yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla satışa ilişkin vekâlet ilişkisinin dışında kalan davalı S.’nin davacının alacağından dolayı sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır. S.M. hakkındaki davanın reddi kabulüne karar vermek usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Dava, davacıya ait taşınmazların, aksi yöndeki talimatına rağmen, vekili durumundaki davalı S. tarafından diğer davalı Şirkete satıldığı, davalılardan S.’nin satışla ilgili pazarlığı yürüttüğü ve satış bedelini tahsil ettiği, alınan satış bedelinin müvekkil davacıya ödenmediği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil, bu mümkün olmadığı takdirde, taşınmazların dava tarihindeki değerinin tazminat olarak ödetilmesi istemine ilişkindir.

Davacı M.F.N. vekili, davacı ile davalılardan S.M.’nin akraba olduklarını, aynı zamanda aralarında şirket ortaklığı bulunduğunu davacının Amerika’da olduğu sıralarda şirket işlerinin bu davalıca yürütüldüğünü; diğer davalı S.K.’nin ise davacı ile davalı S.’nin ortağı olduğu şirketlerin işlerini takip ettiğini, kendisine davacı tarafından davaya konu taşınmazın tapudan devri konusunda 11.8.1999 tarihli vekaletnamenin verildiğini, verilen bu vekalet ile, davalı S.M.’nin bulacağı müşteriye davacının onaylayacağı bir bedel ile davaya konu gayrimenkullerin tapudan devrinin yapılmasının amaçlandığını, gayrimenkullerin değeri konusundaki pazarlık yetkisi ve para alışverişinin tamamen S.M.’ye ait olduğunu; dava konusu gayrimenkullerin davacının rızası olmadan davalı S. tarafından diğer davalı Baycan Ltd. Şti.’ne satıldığını, pazarlığın davali S. tarafından yapıldığını, parayı da onun tahsil ettiğini, davalı S.’nin de baskı altında tapu devrini verdiğini; bu işlemler davacıdan gizlendiği gibi, kendisine satış bedelinin de ödenmediğini ileri sürerek; taşınmazlara ilişkin satışlarının iptaline, her iki taşınmazın yeniden davacı adına tesciline, davalı malik Beycan Ltd. Şti.’nin iyi niyetli olduğunun kanıtlanması halinde ise, taşınmazların dava tarihindeki değerlerinin kötü niyetli olarak satış yapan davalılar S. ve S.’den tazminat olarak tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı S.M. vekili, davaya konu taşınmazların vekil sifatıyla diğer davalı S. tarafından satıldığını, davalı S.’nin satışlarla bir ilgisi olmadığını, satış bedelini de almadığını, o nedenle kendisine husumet düşmeyeceğini; davada dayanılan 2.8.2000 tarihli belgenin, davali S.’nin tek taraflı bir irade beyanından ibaret bulunduğunu, içeriğinin de gerçeğe uygun olmadığını, davacının isteği üzerine düzenlendiğini, davalı S.’nin herhangi bir baskısının bulunmadığını, nihayet, vekilin sorumluluğunun taşınmazların tapudaki satış bedellerinin toplamı olan 3.100.000.000 TL. ile sınırlı olacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı Beycan Ltd. Şti. vekili davalı şirketin taşınmazları resmi kayıtlara dayalı olarak ve iyi niyetle satın aldığını, pazarlığın davalı S. ile yapıldığını, vekâletnameye istinaden diğer davali S.’nin tapu devrini gerçekleştirdiğini, satış bedelinin davalı S.’ye ödendiğini savunmuş ve davanın reddini istemiştir.

Davalı S.K. ise, davalılardan S.M.’nin davacının yeğeni ve 1986 yılından beri ortağı olduğunu, şirketin müdürlüğünü de yaptığını; kendisinin ortaklara ait yazıhanede sigortalı olarak çalıştığını, ortaklığın işlerini takip ettiğini, kendisine dava konusu taşınmazla ilgili olarak vekâletname verilmekle, sadece tapu muamelelerini davalı S.’nin talimatına göre yapmasının amaçlandığını; taşınmazın satışında tüm pazarlığın S. tarafından yapıldığını, bedeli de onun aldığını, parayı aldıktan sonra kendisine tapu devrini yapması için talimat verdiğini, S.’nin bu talimatı üzerine, o tarihte Amerika’da olan ve taşınmazın rızası bulunmayan davacıdan gizlenerek taşınmazların devrinin yapıldığını savunmuş ve davanın reddini istemiştir.

Yerel mahkemece verilen; davalı S.’nin vekil sıfatıyla, davacıya ait 1 parsel no.lu taşınmazı 1.500.000.000 TL., 2 parsel no.lu taşınmazı da 1.600.000.000 TL. bedelle davalı şirkete satmış olduğu; ABD’de yaşayan ve davalı S.’nin dayısı olan davacının dava konusu taşınmazların satılmasına onayının bulunmadığı, davalılar S. ve S.’nin bu satışta birlikte hareket ettikleri; davalı S.’nin, keşif yoluyla değerinin talepten de fazla olduğu saptanan bu taşınmazları, vekâlet görevini kötüye kullanarak davalı şirkete sattığının toplanan delillerden anlaşıldığı; alıcı davalı şirketin kötüniyetli olduğunun kanıtlanmadığı gerekçesine dayalı, davalı Beycan Ltd. Şti. hakkındaki davanın (tapu iptali isteminin reddine), davalılar S. ve S. hakkındaki davanın kabulü ile, taşınmazların dava tarihindeki değerleri toplamından talepte bağlı kalınarak 25.000.000.000 TL’nin bu iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair karar Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur

Bozmadan sonra, davacı vekili, davadaki alacak istemini 25 milyar TL. ile sınırlayıp, fazlaya ilişkin isteminden feragat etmiş, böylece, bozma ilamının 2. bendi yönünden Hukuk Genel Kurulu önüne herhangi bir uyuşmazlık gelmemiştir. Uyuşmazlık bozmanın sadece 3. bendine ilişkin olup, öncelikle maddi olgunun ve çekişmesiz yönlerin ortaya konulması gerekmektedir: ABD’de yaşayan ve yeğeni durumundaki davalı S. ile Türkiye’de şirket ortaklığı bulunan davacının, maliki olduğu dava konusu Adana Yüreğir İlçesi, 9422 ada 1 parsel sayılı 1204 metrekare yüzölçümlü ve aynı ada 2 parsel sayılı 1028 metrekare yüzölçümlü tarla vasıflı taşınmazların satılması konusunda, ortağı olduğu şirkette sigortalı olarak çalışan davalı S.K.’ye 11.8.1999 tarihli vekâletnameyi verdiği; bu davalının, 8.6.2000 tarihinde her iki taşınmazı toplam 3.100.000.000 TL. bedelle davacının vekili sıfatıyla davalı şirkete sattığı uyuşmazlık konusu değildir.

Bu satışlara ilişkin Resmi Senette, vekil davalı S.’nin “…Satış bedelini müvekkili adına nakden ve tamamen ve peşinen aldığını…” bildirdiği açıklanmıştır.

Hemen belirtilmelidir ki, Yerel Mahkemenin, davaya konu taşınmazların dava tarihindeki değerleri toplamının davalılar S. ve S. müştereken ve müteselsilen tahsiline dair kararı, vekil durumundaki davalı S. tarafından temyiz edilmemiş ve bu davalı yönünden hüküm kesinleşmiştir.

Böylece, vekil durumundaki davalı S.’nin, vekâleten sattığı taşınmazların dava tarihindeki değeri üzerinden müvekkili davacıya karşı sorumlu bulunduğu hususu kesinlik kazanmıştır.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, vekil olmayan davalı S.’nin, vekil davalı S. ile birlikte davacıya karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulup, tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır

Bu noktada, her ne kadar vekil S.’ye ilişkin hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise de, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, davalı S.’nin sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespiti açısından, davacı ile davalı S. arasındaki vekâlet sözleşmesine ilişkin olarak şu genel açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür:

Vekâlet sözleşmesi, vekilin kendisine yüklenen işi idare etmesini veya ilişkin bulunduğu hizmeti görmesini gerektirir (BK. md. 386). Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça belirtilmiş ise, ilişkin bulunduğu işin mahiyetine göre belirlenir (BK. md. 388).
Kural olarak, vekil, müvekkilinin kendisine verdiği açık talimata aykırı şekilde davranamaz. Aksi takdirde, bu davranışından doğan zararı tazminle yükümlü olup, zararı tanzim etmedikçe, vekâlete konu işi yerine getirmiş sayılamaz. (BK. md. 389).

Vekil, vekâlet görevini iyi bir şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. (BK. md. 390). Kendisine müvekkilce o yolda bir yetki verilmemiş olmasına rağmen, işi yapmak üzere başkasını tevkil eden vekil, tevkil ettiği eyleminden, kendisi yapmış gibi sorumlu olur (BK. md. 391).

Vekil, müvekkilinin talebi üzerine, hem yaptığı işin hesabını ve hem de vekil söz konusu hesap verme yükümlülüğü, üçüncü kişilerden aldığı değerleri, kendi ücretini, masraf ve tazminat alacaklarını da kapsar.

Davacı ile davalı S. arasında, davaya konu taşınmazların satışı bakımından vekâlet ilişkisi bulunmadığı çekişmesizdir.
Bu durumda, davalı S.’nin dava konusu taşınmazların satışıyla ilgili olarak, vekil S. ile birlikte davacıya karşı sorumlu olabilmesi, ancak, vekil ile el ve işbirliği davacıya zararlandırma kastıyla hareket etmiş ve bu amaca yönelik eylemlerde bulunmuş olması halinde mümkündür. Davacının iddiası da bu yoldadır.

Hemen belirtmelidir ki, davacının bu iddiası, aralarında sözleşme (vekâlet) ilişkisi bulunmayan üçüncü bir kişinin bir eylemiyle kendisine zarar verildiği yönünde olmakla, hukuksal nitelikçe bir haksız eylem iddiasıdır ve buna bağlı olarak her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Ancak, bu iddianın davacı tarafından (bizzat davacının dayanıp sunduğu delillerle) kanıtlanması gerekir; diğer davalıların, kendi sorumluluklarının bulunmadığını kanıtlamak amacıyla sundukları deliller davacı delilleri olarak kabul edilemezler, dolayısıyla, davalıların sunduğu delillere davacı iddiaları bakımından delil değeri verilemez ve bunlardan anılan konuda davacı yararına sonuçlar çıkarılamaz.

Davacı tarafından sunulan delillerin, anılan iddianın kanıtlanmasına yeterli olup olmadığı konusuna gelince:
Davacı tanıklar N.O. ve N.O.’nun beyanları, dava konusu satışlarla ilgili değildir; bu tanıklar, sonuçsuz kalan başka bir satın alma girişimi hakkında beyanda bulunmuşlardır.

Tanık A.U.N.’nin sözlerine ise, davacının yeğeni ve dinlediği tarihte ortağı olduğunun, ayrıca başka bir davadaki sıfatı nedeniyle beyanının objektifliği ve tarafsızlığının kuşkulu bulunduğunun dosya kapsamından anlaşılması karşısında, itibar edilemez.

Davacı tarafından dayanılıp, dava dilekçesi ekinde sunulmuş olan 2.8.2000 tarihli belge, davada davalı sıfatını taşıyan S.K.’nın tek taraflı açıklamalarından ibaret olup; ileride açılacağı tahmin edilebilecek eldeki davada kendi savunmalarının dayanağını oluşturmak amacıyla düzenlenmiş olmasını kuvvetle muhtemel bulunması karşısında, davalı S.’nin sorumluluğunu ortaya koyan bir davacı delili olarak nitelendirilemez. Kaldı ki, aynı davalının, daha sonra tamamen ters nitelikte başka açıklamalar içeren 16.12.2000 tarihli belgeyi düzenlemiş olduğu da anlaşılmaktadır.

İleride kendisi hakkında açılması muhtemel bir davanın konusuna ilişkin olarak, taraflardan birinin, tek taraflı ve üstelik biri diğerini nakzeden nitelikte irade beyanlarını taşıyan belgelerin, medeni yargılama usulü sistemimiz açısından delil olma nitelikleri kuşkulu bulunduğu gibi; her iki belge de, yukarıda açıklanan şekilde, davadaki davalılardan birinin, kendi sorumluluğunu bertaraf edebilme ve sorumluluğu diğer bir davalıya yükleme amacına yönelik, sorumluluğu ileri sürülen taraftan sadır olmayan belgelerdir; bunlara bu nedenle de itibar edilemez.

Önemle vurgulanmalıdır ki, somut olayda olduğu gibi, davacı tarafından farklı hukuksal nedenlere dayalı olarak sorumlulukları ileri sürülen birden çok davalıdan bir veya daha fazlasının, kendi yararlarına olacak şekilde, başka bir davalıyı sorumlu göstermek amacıyla dayanıp sundukları delillere itibar edilmesi, en başta, iddianın davacı tarafça kanıtlanması gereğini öngören usul hukuku ilkesine aykırıdır. Böyle bir yola olanak tanınması, giderek, genelde, kötüniyetli davacıların, salt kendi iddialarının kanıtlanmasında yardımcı görev üstlenecek, adeta “görünüşte” davalılar kullanmak suretiyle dava açmalarının ve bundan yararlanmalarının yolunu açabilecek niteliktedir.

Davalı S.’yi davacıya karşı sorumluluğunu gerektirebilecek bir diğer durum, bu davalının davaya konu taşınmaz satımlarıyla ilgili olarak, vekâletsiz iş görme hükümlerine tabi olarak nitelikte eylemlerde bulunmuş olmasıdır.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, somut olayda davalı S.’nin vekâletsiz iş görme hükümleri çerçevesinde davacıya karşı sorumlu olması gerektiği yönünde görüş bildirmiş ise de, çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.
Esasen, eldeki davada davacının böyle bir iddiası yoktur. Kaldı ki, gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi, böyle bir halin, vekil durumundaki davalı S. ile birlikte (Müştereken ve müteselsilen) değil, tek başına, ayrı bir hukuksal nedene dayalı olarak bağımsız bir sorumluluk doğurabileceği; dolayısıyla eldeki davanın konusunun ve kapsamının dışında kalacağı açıktır.

Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, vekil durumundaki davalı S.’nin taşınmazların satış bedelini peşinen ve nakden aldığı, buna ilişkin akit tablosunda (resmi senette) açıklanmıştır. Davalı vekil S., yasayla yetkili kılınmış memur huzurunda, davalı şirketle vekil sıfatıyla gerçekleştirdiği resmi satış sözleşmesindeki bu beyanının tersini; yani satış bedelinin kendisince değil, müvekkili davacının o yoldaki talimatı çerçevesinde, vekil durumunda olmayan davalı S. tarafından tahsil edildiğini, (Eğer davacı ile aralarında bu yönde bir uyuşmazlık bulunsaydı) müvekkili davacıya karşı, talimata ilişkin yazılı belge ile kanıtlamak durumunda kalacak idi. Müvekkili davacı ile somut olayda bu yöndeki bir talimatın varlığı bakımından aralarında uyuşmazlık olmadığına; davacının iddiası da aynı yönde bulunduğuna göre, davacı müvekkil de, vekil durumunda olmayan S.’ye; vekilin yapacağı satışın pazarlığını yürütmek ve satış bedelini almak konusunda görev ve yetki verdiğini, davalı S.’yi imzasını taşıyan bir yazılı delille kanıtlanmak zorundadır.

Davalı vekil S., satışla ilgili pazarlığın ve bedeli tahsil etme yetkisinin diğer davalı S.’ye verilmiş olduğunu yasal delillerle kanıtlayamadığı gibi, davacı da, vekil kılmadığı davalı S.’ye vekilinin yapacağı taşınmaz satışıyla ilgili olarak, ileri sürülen şekilde bir yetki verdiği hususunu (Davalı S.’den sadır olan bir yazılı belgeyle) kanıtlayamamıştır.

O halde, Yerel mahkemece aynı gerekçeye dayalı Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, olaya uygun düşmeyen gerekçelerle direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı S.M. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü, ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi. (HGK. 12.11.2003 T. E. 13-641 K. 646).

Etiketler:HGK Kararı

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Sadece üyeler bu işlemi gerçekleştirebilir.