Yorum yaparak bilgiyi çoğaltın!

Yazıyı okumanızın ardından konuyla alakalı fikir, düşünce, gelişme veya düzeltmelerini yorum kısmında belirtebilirsiniz. Bu sayede konuyla ilgili gelişmelerden e-posta yoluyla haberdar olur ve yenilikleri takip etme şansı yakalarsınız.

Göçmen Kaçakçılığı Suçu İstinaf Dilekçesi Örneği

Göçmen Kaçakçılığı Suçu İstinaf Dilekçesi Örneği

X BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ CEZA DAİRESİ’NE

Gönderilmek Üzere

X  ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO               : 

KARAR TARİHİ      : 

İSTİNAF YOLUNA 

BAŞVURAN SANIK :

MÜDAFİİ                  :                   

DAVACI                   : K.H.

SUÇ                             : Göçmen Kaçakçılığı Yapma

KONU                        : ………… Mahkemesi’nin ………… dosyası hakkında vermiş olduğu kararı istinafen hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine; hükmün bozulması yerine, davanın Bölge Adliye Mahkemesi’nde yeniden görülmesine karar verilirse; ilk derece mahkemesinin hükmünün KALDIRILMASINI ve duruşmalı yapılacak istinaf incelemesi neticesinde YENİDEN HÜKÜM KURULARAK müvekkilin beraatine karar verilmesine mahkeme aksi kanaatte ise lehe hükümlerin uygulanmasına ve el konulan ……….. plakalı aracın aidesine karar verilmesi hakkındadır.

AÇIKLAMA             :

Öncelikle her ne kadar müvekkil hakkında göçmen kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuş olsa da müvekkilin dosyada atılı suçun kanuni tanımında yer alan fiillerden herhangi birini gerçekleştirdiğine  dair dosyada aleyhine somut delil bulunmamaktadır.

USULE İLİŞKİN SAVUNMALARIMIZ:

1-Mahkeme hükmü yetersiz gerekçelerle kurulmuştur.Şöyle ki;

Gerekçeli kararda dava dosyasında yer alan delillerin içeriğine değinilmeden ve hükme etkisinin olup olmadığı tartışılmadan “değerlendirilen delillere göre sanığın kovuşturma suçunu işlediği ve sabit görülen fiilin TCK’ nun 79/1-a maddesinde tarif edilen göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanığın fiiline öngörülen ceza uygulanmıştır” şeklinde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulmuştur.

Gerekçelerin kanun maddesinin tekrarı şeklinde yazılması gerekçe olarak kabul edilmemektedir.Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise 5271 sayılı CMK’nın 230. Maddesin göre  “..kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri..tüm bunların ışığında ulaşılan kanı; sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi..”nin yer alması gerekir.

Y.3.CD,  2017/16445 E.  2018/11897K. Teb: 3 – 2015/262704, KT: 28.06.2018 tarihli ilamında “…1) Anayasanın 141/3, 5271 sayılı CMK’nin 34 ve 230. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısını ve herkesi inandıracak ve temyiz denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtayın gerekçedeki disiplin işlemini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, suçun öğeleri ve kanıtlandığı kabul edilen olayların açıkça gösterilmesi gerekirken, bu ilkelere uyulmadan ve sanık HÖ’ün soruşturma ve kovuşturma evreleri boyunca suçlamaları kabul etmemesi ve mağdurlardan HHÖ. dışında diğer mağdurların sanığı teşhis edememeleri karşısında, sanığın eylemleri ne şekilde gerçekleştirdiği kararda açıklanıp tartışılmadan yasal olmayan ve yetersiz gerekçe ile mahkumiyet kararları verilmesi,…BOZULMASINA, 28/06/2018 gününde oybirliğiyle” karar verilmiştir.

2-Soruşturma aşamasında dinlenen tanıklar, kovuşturma aşamasında yeniden dinlenmediği gibi tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi ilişkin herhangi bir karar alınmamış ve tutanak tutulmamıştır. Tarafımızca talep edilmesine rağmen, tanıklar hakkında gerekli adres araştırması yapılmamış ve sığınma taleplerinin olup olmadığı araştırılmamıştır. Buna rağmen kolluk ifadeleri adeta kopyala yapıştır şeklinde olan tanıkların beyanları hükme esas alınmıştır. SÖZ KONUSU TANIK İFADELERİNİN HÜKME ESAS ALINABİLMESİ KESİNLİK İÇERMELİ VE MAHKEME HUZURUNDA TARTIŞILMASI GEREKMEKTEDİR.

Soruşturmada dinlenen mağdur tanıklar, kural olarak kovuşturma aşamasında tekrar dinlenmelidir (CMK md. 206, CMK md. 233). Soruşturma aşamasında dinlenen mağdurun mutlaka duruşmadan haberdar edilmesi gerekir (CMK md. 234/1-b-1).

İlk derece mahkemesi, tanıkları duruşmaya çağırmadığı gibi nerede olduklarına dair en ufak bir araştırma dahi yapmamıştır. İlk derece mahkemesi, koşulları varsa tanıkların dinlenmesinden vazgeçme kararı verilmemiş ve  mağdurların önceki beyanlarını duruşmada okumamıştır. Bu nedenle eksik araştırma yapılarak usule aykırı bir biçimde karar verilmiştir.

“…….Beyanları hükme esas alınan tanık Münir Ahmet ve tercüman- tanık Couhan Daouat Ali’nin ve bu tanığın ifadesinde adı geçen kişilerin adreslerinin araştırılması ve dinlenilmeleri, dinlenilmelerinden vazgeçilmesi halinde önceki ifadeleri duruşmada okunarak C. Savcısından, sanıklar ve müdafilerinden diyeceklerinin sorulması gerektiğinin düşünülmemesi suretiyle 209 ve 215. maddelerine aykırı davranılması” (Yargıtay 1. CD- 2008/6370 karar)

Tanık beyanları birer ‘beyan delili’ niteliğindedir. Tanıkların sanıklara ve müdafilerine soru sorma hakkı da tanınmak suretiyle dinlenmeleri zorunludur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, tanıkların sanıklara ve müdafilerine soru sorma olanağı tanınarak dinlenmesi gerektiğine, aksi durumun adil yargılama ilkesine aykırı olduğuna ilişkin çok sayıda kararı mevcuttur. (Kostovski/Hollanda davası, StV 1990, s. 481)

Soruşturma aşamasında dinlenen tanıkların  beyanları hükme esas alınmış olup müvekkil aleyhine mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Dolayısıyla müvekkilin hakları kısıtlanmıştır.

AİHM, “….soruşturma veya kovuşturma aşamasında sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın ifadesine tek veya belirleyici bir kanıt olarak dayanıp mahkûmiyet hükmü kurulması halinde sanık haklarının kısıtlanmış olacağını…” belirtmektedir (AİHM Kararları: Delta/Fransa, no. 11444/85, 19 Aralık 1990; A.M./İtalya, no. 37019/97, 14 Aralık 1999; P.S./Almanya, no. 33900/96, 20 Aralık 2001).

3-Tarafımızca talep edilmesine rağmen  ilk derece mahkemesinde HTS kayıtlarının incelemesi yapılmamıştır.

Kaldı ki; soruşturma aşamasında beyanı alınan ….. İFADESİNDE VAN İLİNDEKİ ASIL KAÇAKÇININ ……………OLDUĞUNU BEYAN ETMİŞ, kaçakçıya ait GSM bilgilerini de vermiştir.

HTS kayıtları incelenmemekle beraber müvekkil ile tanık Nooroulah’ın konuştuklarının kabul etmeleri üzerine, söz konusu telefon konuşması müvekkil aleyhine yorumlanmıştır.

Sanığın kiminle konuştuğuna dair HTS kayıtlarının incelenmesi gerekmektedir. HTS raporları şeklindeki iletişim tespit tutanaklarından elde edilen bilgiler hukuki niteliği itibariyle “belirti” olarak nitelenebilir.

Belirtilerden bir sonuca varabilmek için, belirtiler takip edilerek;

a- Maddi bir bulguya ulaşılmalıdır: Müvekkilin suçu işlediğine ilişkin, müvekkille irtibatlandırılabilecek bir maddi bulguya bulunmamaktadır.

b- Belirtileri Destekleyecek Beyan veya Belge Delili Olmalıdır: Müvekkilin savunmasının aksini ispatlayan hiçbir beyan veya belge delili yoktur.

Ceza Muhakemesinde belirtilerin yarattığı boşluklar mantıksal çıkarımlarla doldurulamaz. Boşlukların beyan veya belge delili ile tamamlanması gerekir. Aksi takdirde, somut ceza davasında da koşulları gerçekleştiği üzere “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” gereği sanığın beraatine karar verilmesi gerekir.

ESASA İLİŞKİN SAVUNMALARIMIZ:

Müvekkil …………, Afganistan vatandaşı olup yaklaşık 8 yıl önce ülkesinde yaşanan savaş ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle Türkiye’ye yerleşmiştir. Çeşitli iş kollarında çalışarak ailesinin ve kendisinin geçimini sağlamaya çalışmaktadır.

Dava dosyasında yer alan 4 Afgan uyruklu şahıs da birçok Afganistan vatandaşı ile birlikte ülkemize giriş yapmış ve bir süre Van’da  bir evde kalmışlardır.  07/05/2019 tarihinde müvekkil ile Afganistan’da aynı köyde ikamet eden ………….. müvekkili arayarak, numarasını Türkiye’ye gelmeden önce müvekkilin babasından aldığını, Türkiye’de hiçbir yer bilmediğini savaştan kaçtığını, kendisini kaçak yollardan getiren kişilerin belli noktada bırakacağını, akrabalarının yanına ulaşmak için parasının olmadığını ve kendisinin yardıma ihtiyacı olduğunu söylemiştir. Müvekkil, başta kendisini alamayacağını eğer isterlerse daha sonra ödenmek üzere bir miktar parayı ödünç olarak verebileceğini  ve gitmek istediği yere bu şekilde ulaşmasını istediğini beyan etmiştir. Aynı zamanda müvekkil bu durumu babasına ilettiğinde …………..’nin çocuk olduğunu kendisine yardım etmesini istemiştir.

 …………’nin Türkçe bilmemesi, para çekebileceği herhangi bir banka hesabı olmaması nedeniyle müvekkil 15 yaşındaki yardıma ihtiyacı olan bir çocuğu zor durumda bırakmamak için bulunduğu yerden almaya gitmiştir. Müvekkil, ……………..’nin yanına ulaştığında yanında 3 kişinin daha olduğunu görmüştür. Diğer şahıslar da gidecekleri yere kadar bırakmaları konusunda müvekkile adeta yalvarmıştır. Müvekkil, arabanın boş olması ve aynı zorluklardan kendisinin de geçmesi nedeniyle 4 Afgan uyruklu vatandaşı arabasına almıştır. Savaştan kaçan ve aynı uyruktan olan kişilerin herhangi bir tanışıklıkları olmasa dahi birbirlerine yardım etmesi herkes tarafından bilinen ve hayatın olağan akışı içerisinde zaten mevcut olan bir durumdur. Müvekkilim de kendi uyruğundan olan ve zor durumda kaldığını gördüğü kişileri tanımasa dahi insani bağlarının gereği olarak yardım etmeye mecbur hissetmiş ve yapmış olduğu fiil içinde herhangi bir maddi menfaat gözetmemiştir.  Kendisininde maddi olarak durumunun iyi olmamasından dolayı sadece yapmış olduğu masrafları ki bu ücreti de gelecekteki belirli olmayan bir zamanda kendisine verebileceklerini belirtmekten ibaret olduğu durum tanık ifadeleri ile sabit olup, hükme esas alınan tanık ifadelerinde bu durum defalarca tekrarlanmış ve maddi menfaat elde olarak kabul edilebilecek herhangi bir ifade veyahut delil bulunmamıştır. Kaldı ki; tüm şahıslar farklı farklı gruplarla Türkiye’ye geçiş yaptıklarını ve Afganistan’da bulunan kaçakçılara parayı verdiklerini beyan etmişlerdir.

……….., 11/05/2019 tarihinde kolluktaki ifadesinde “Ben Afganistan’da iken Türkiye’de yaşayan ve bizi aracıyla götüren kişinin numarasını vermişlerdi. Bu şahsı akrabalarım tanıyordu. Bu şahsı telefon numarası ile aradım, ben bu şahsi 5-6 gün önce aradım, Türkiye’ye geldimizi ve bizi almasını istediğini söyledim, para konuşmadık” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Kaldı ki; beyanı alınan ………….. İFADESİNDE VAN İLİNDEKİ ASIL KAÇAKÇININ SAHİL AZİZİ OLDUĞUNU BEYAN ETMİŞ, kaçakçıya ait GSM bilgilerini de vermiştir. Fakat dosya kapsamında araştırılan GSM numarasına  ait bilgilere ulaşılamamıştır.

Müvekkilin atılı suçun kanuni tanımında yer alan fiillerden herhangi birini gerçekleştirmediği dosya kapsamı ile ortadadır. Olay öncesinde de ve sonrasında söz konusu göçmenlerden herhangi bir şekilde maddi menfaat elde edip etmediğini gösterir hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Göçmen kaçakçılığı suçunun manevi unsuru olan maddi menfaat elde etme koşulu gerçekleşmemiştir.  Müvekkilin olay öncesinde atılı suçu işlediğine yönelik fiziki takip, teknik takip gibi somut unsurların bulunmadığı hususu da dosya kapsamı itibari ile açıktır.

Müvekkil,  aynı zamanda Değişim Kültür ve Dayanışma Derneği üyesi olup söz konusu dernek kapsamında yardıma ihtiyacı olan gerek Türk vatandaşı gerek yabancı uyruklu vatandaşlarına yardım amacıyla aktif olarak çalışmaktadır. Dernek kapsamında vatandaşlarımıza ve  ülkemize sığınan bir çok yabancı uyruklu vatandaşa erzak ve giyim yardımı yapılmaktadır. Müvekkil, gerek dini inançları gerek yetiştirilme tarzı gereği bir çok kişiye yardım etmektedir. Savaştan kaçan ve ülkemize sığınan 4 Afgan uyruklu vatandaşı da aynı amaçlarla/ insani duygularla herhangi bir maddi menfaat gütme amacı olmadan yardımcı olmak istemiştir.

4.TCK 79′ a göre “Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan; bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkan sağlayan, Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan, kişi.. cezalandırılır.” hükmü yer almaktadır.

Müvekkile isnat edilen suçun gerçeklemesi için failin maddi bir menfaat elde kastıyla hareket etmesi, maddi menfaat elde etmesi gerekmektedir. Hal böyleyken müvekkilin maddi menfaat elde ettiğini söylemek mümkün değildir.

Müvekkil suç işleme kastının bulunmadığı ortadadır. GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU, ÖZEL KAST İLE İŞLENEBİLEN BİR SUÇ TİPİDİR. NİTEKİM TCKNUN 79. MADDE METNİ “DOĞRUDAN DOĞRUYA VEYA DOLAYLI OLARAK MADDİ MENFAAT ELDE ETMEK MAKSADIYLA” İFADESİYLE SUÇUN ÖZEL KAST İLE İŞLENENBİLECEĞİNİ AÇIKÇA BELİRTMİŞTİR FAİLİN MADDİ MENFAAT ELDE ETMEK AMACI YOKSA GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇUNU MEYDANA GELMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. DOLAYISIYLA İNSANİ GEREKÇELERLE GÖÇMENLERİ BARINDIRAN, BİR YERDEN BİR YERE TAŞIYAN VEYA BAŞKA SURETTE YARDIM EDEN KİMSE GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU İŞLEMİŞ OLMAZ. “MADDİ YARAR ELDE ETME AMACI” ŞEKLİNDEKİ ÖZEL KAST SUÇUN MANEVİ UNSURUDUR.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 25.10.2004 tarih ve 2004/6004 E. 2004/8050 K. Sayılı kararına göre “Göçmen kaçakçılığı suçunun doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla işlenmiş olmasının gerekmesi karşısında, sanıkların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak menfaat temin edip etmediklerinin karar yerinde tartışılması gerekir.” şeklinde karar vermiştir. (EK-1)

Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/33489 E. 2016/18030 K.sayılı kararında “Sanıkların aşamalardaki ifadelerinde suçlamaları reddetmeleri, 03.07.2012 tarihli olay, ev arama, muhafaz altına alma ve yakalama tutanağından anlaşıldığı üzere, göçmenlerin tutulduğu belirtilen sanıklara ait evin alt kısmındaki gizli bölmede göçmenlere rastlanılmaması, bu bölmede ele geçirilen ve hükmün gerekçesini teşkil eden uçak bileti, yabancı paralar ile yabancı telefon kartları gibi eşyalarında başlı başına suçun işlendiğine yeter nitelikte deliller olmaması, sanıkların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla hareket ettiklerinin delillerle somutlaştırılarak ortaya konulamaması karşısında, sanıkların atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve cezalandırmaya yeterli delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, kanuna aykırı ve sanıklar …, … ile …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA” karar verilmiştir.(EK-2)

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2014/2101E.  2014/4908 K.sayılı kararında “somut olayda, sanığın, kayınbiraderi ve arkadaşının kardeşi ile yurt dışına götürmek isterken İpsala Gümrük Müdürlüğünde yapılan kontrolde yakalanması şeklindeki eyleminde “sanığın doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde ettiğine veya bu maksatla atılı eylemi işlediğine” dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.” şeklinde karar vermiştir. (EK-3)

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 05.2009 tarih ve 2009/8-60 E. 2009/127 K. Sayılı ilamında “.. Sanığın yasa dışı yollardan Türkiye’ye giriş yapan üç yabancı uyruklu şahsa otogarda bisküvi vermek ve şehir içi minibüsünde birlikte olmaları dışında Edirne’den İstanbul’a götüreceği ve menfaat karşılığı Türkiye’de kalmalarına imkan sağlayacağına ilişkin mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı halde, atılı suçtan beraatı yerine yazılı biçimde mahkumiyetine karar verilmesi… isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyelerinden Halil Akdağ ise, Sanığın suçunun imkan sağlamak biçiminde tamamlandığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır.” şeklinde karar vermiştir. (EK-4)

İlgili kanun maddesi ve Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkilin söz konusu olay sebebiyle herhangi bir menfaatinin bulunmadığı, tamamen iyiniyetinin kurbanı olduğu dosyadaki ifadelerden ve  dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır.

Müvekkilin isnad edilen suçu işlediğine dair somut, kesin bir delil olmaması karşısında mahkumiyet hükmü kurulması usul ve yasaya aykırıdır. İddialar şüphe boyutundan öteye geçmemektedir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği müvekkil hakkında BERAAT kararı verilmesi gerekmektedir.

Aynı zamanda tüm yargılama boyunca suçu işlediğine dair herhangi kesin bir delil olmaması karşısında müvekkilin aracına el konulmuş, mahkumiyet hükmü ile birlikte aracın müsaderesine karar verilmiştir. TCK MADDE 54/(3) ” Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir” olarak açıkca belirtilmiş olmasına rağmen müvekkilin yaşamını idame ettirebilmesi için aracının kendisine gerekli olduğu kazancını sağlamak ve geçimini sağlamak amacıyla kullandığı bu araç için verilen ceza ile şuç eşyası olarak kabul edilen aracı  kendi ülkesinden uzak ve zor şartlarda inşaatlarda çalışarak aldığı ve bu durumun değerlendirmeye alınmadan yetersiz gerekçe ile müsaderesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek nedenlerle; müvekkil hakkında verilen usul ve yasaya aykırı mahkumiyet hükmünün bozularak müvekkil hakkında BERAAT kararı verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise lehe hükümlerin uygulanmasını, el konulan 64 MA 0153 plakalı aracın iadesine karar verilmesini sayın mahkemenizden  arz ve talep ederiz.

SONUÇ VE İSTEM                : Yukarıda açıklandığı üzere istinaf incelemesi neticesinde;

1-İstinaf başvurumuzun kabulüne,

2-Hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine;

3-Hükmün bozulması yerine, davanın Bölge Adliye Mahkemesi’nde yeniden görülmesine karar verilirse; ilk derece mahkemesinin hükmünün KALDIRILMASINI ve duruşmalı yapılacak istinaf incelemesi neticesinde YENİDEN HÜKÜM KURULARAK müvekkilin beraatine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise lehe hükümlerin uygulanmasını

4- El konulan …………….. plakalı aracın aidesine karar verilmesini vekaleten sayın mahkemenizden  arz ve talep  talep ederiz.

                                            İstinaf Yoluna Başvuran Sanık Müdafii

                                      Adana Avukatı – Avukat Saim İNCEKAŞ

(EK-1)

TC

YARGITAY

CEZA DAİRESİ

ESAS              :2004/6004 E

KARAR         :2004/8050

TARİH           :25.10.2004

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI YAPMAK SUÇU – GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇUNUN DOĞRUDAN DOĞRUYA VEYA DOLAYLI OLARAK MADDİ MENFAAT ELDE ETMEK MAKSADIYLA İŞLENMİŞ OLMASININ GEREKMESİ – SANIKLARIN MENFAAT TEMİN EDİP ETMEDİKLERİNİN KARAR YERİNDE TARTIŞILMASI GEREĞİ

ÖZET: Göçmen kaçakçılığı suçunun doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla işlenmiş olmasının gerekmesi karşısında, sanıkların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak menfaat temin edip etmediklerinin karar yerinde tartışılması gerekir. (1412 S. K. m. 318) (765 S. K. m. 201/A)

Dava: Göçmen kaçakçılığı yapmaktan sanıklar H. Karaman, Y. Sezer, Ö. Oltan’ın yapılan yargılanmaları sonunda; hükümlülüklerine ve zoralıma dair Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 4.12.2003 gün ve 42 esas, 371 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar vekilleri tarafından istenilmiş olup, CMUK. nun 318. maddesi gereğince sanık Ö. Oltan vekili tarafından duruşmalı inceleme isteğinde bulunulan dava evrakı C. Başsavcılığının 9.4.2004 günlü onama istekli tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş ve duruşma günü tayin edilerek incelenip gereği düşünüldü.

Karar: TCK. nun 201/a maddesinde düzenlenen göçmen kaçakçılığı suçunun doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla işlenmiş olmasının gerekmesi karşısında, sanıkların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak menfaat temin edip etmediklerinin karar yerinde tartışılması gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş sanıklar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 25.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

(EK-2)

TC

YARGITAY

CEZA DAİRESİ

ESAS  :2015/33489

KARAR         :2016/18030

TARİH           :23.11.2016

YARGITAY KARARI

Yargıtay Kararı

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ: Göçmen kaçakçılığı

HÜKÜMLER: Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Sanıkların aşamalardaki ifadelerinde suçlamaları reddetmeleri, 03.07.2012 tarihli olay, ev arama, muhafaz altına alma ve yakalama tutanağından anlaşıldığı üzere, göçmenlerin tutulduğu belirtilen sanıklara ait evin alt kısmındaki gizli bölmede göçmenlere rastlanılmaması, bu bölmede ele geçirilen ve hükmün gerekçesini teşkil eden uçak bileti, yabancı paralar ile yabancı telefon kartları gibi eşyalarında başlı başına suçun işlendiğine yeter nitelikte deliller olmaması, sanıkların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla hareket ettiklerinin delillerle somutlaştırılarak ortaya konulamaması karşısında, sanıkların atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve cezalandırmaya yeterli delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,

Kanuna aykırı ve sanıklar …, … ile …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23/11/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(EK-3)

TC

YARGITAY

CEZA DAİRESİ

ESAS  :2014/2101

KARAR         :2014/4908

TARİH           :21.04.2014

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU – SANIĞIN DOĞRUDAN DOĞRUYA VEYA DOLAYLI OLARAK MADDİ MENFAAT ELDE ETTİĞİNE VEYA BU MAKSATLA ATILI EYLEMİ İŞLEDİĞİNİN SABİT OLMADIĞI – SANIĞIN MAHKUMİYETİ İÇİN YETERLİ HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK KESİN VE İNANDIRICI DELİL BULUNMADIĞI

ÖZET: Somut olayda, sanığın, kayınbiraderi ve arkadaşının kardeşi ile yurt dışına götürmek isterken İpsala Gümrük Müdürlüğünde yapılan kontrolde yakalanması şeklindeki eyleminde “sanığın doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde ettiğine veya bu maksatla atılı eylemi işlediğine” dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.)5237 S. K. m. 79)

Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Göçmen kaçakçılığı suçunun oluşabilmesi için, “Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan; bir yabancının ülkeye sokulması veya ülkede kalmasına imkân sağlanması yada Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlanmasının” gerektiği,

Somut olayda, sanığın, kayınbiraderi Veli ve arkadaşının kardeşi olan Mutlu isimli şahısları aracı ile yurt dışına götürmek isterken İpsala Gümrük Müdürlüğünde yapılan kontrolde yakalanması şeklindeki eyleminde “sanığın doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde ettiğine veya bu maksatla atılı eylemi işlediğine” dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤

(EK-4)

TC

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

ESAS              :2009/8-60

KARAR         : 2009/127

TARİH           :12.05.2009

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU – SANIĞIN TESADÜFEN KARŞILAŞTIĞI KAÇAK GÖÇMENLERE AÇ OLMALARI NEDENİYLE YİYECEK ALMAKTAN BAŞKA BİR EYLEMİNİN BULUNMAMASI – VARSAYIMA DAYALI DEĞERLENDİRMELER İLE UNSURLARI OLUŞMAYAN GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇUNDAN CEZA VERİLEMEYECEĞİ

ÖZET: Sanığın, tesadüfen karşılaştığı kaçak göçmenlere aç olmaları nedeniyle yiyecek almaktan başka bir eyleminin bulunmadığına ilişkin savunmasının aksine kanıt bulunmadığından, beraatı yerine, varsayıma dayalı değerlendirmeler ile unsurları oluşmayan göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır. (5237 S. K. m. 35, 54, 58, 79)

Dava: Göçmen kaçakçılığı suçundan, sanık Necati Ceylan’ın 5237 sayılı TCY’nın 79/1-a ve 35/2. maddeleri uyarınca 2 yıl 3 ay hapis ve 150 gün karşılığı 3000 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, adli para cezasının birer ay ara ile 24 eşit taksitte tahsiline, hakkında 53.

maddenin uygulanmasına, adli sicil kaydında yer alan Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/236- 536 sayılı infaz edilmiş ilam nedeniyle TCY’nın 58. maddesi uyarınca hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına, suç semeresi olan emanette kayıtlı 120 YTL’nin TCY’nın 54. Maddesi uyarınca zoralımına ilişkin, Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesince 12.11.2007 gün ve 671-624 sayı ile verilen kararın, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nce 22.05.2008 gün ve 3987-6035 sayı ile;

… Sanığın yasa dışı yollardan Türkiye’ye giriş yapan üç yabancı uyruklu şahsa otogarda bisküvi vermek ve şehir içi minibüsünde birlikte olmaları dışında Edirne’den İstanbul’a götüreceği ve menfaat karşılığı Türkiye’de kalmalarına imkan sağlayacağına ilişkin mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı halde, atılı suçtan beraatı yerine yazılı biçimde mahkumiyetine karar verilmesi… isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyelerinden Halil Akdağ ise, Sanığın suçunun imkan sağlamak biçiminde tamamlandığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Yerel Mahkeme ise, 27.10.2008 gün ve 300-457 sayı ile;

… Olay tarihinde sanığın üç yabancı uyruklu şahsı İstanbul’a göndermeye çalıştığı, bu şekilde yurtta kalmalarına imkan sağladığından bahisle cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış, sanık savunmasında atılı suçlamayı kabul etmediğini, İstanbul’a gitmek amacı ile terminale geldiklerinde üç yabancı uyruklu şahsı gördüğünü, aç olduklarını anlayınca acıyıp bisküvi aldığını ve verdiğini, onları İstanbul’a götürmek gibi bir niyetinin olmadığını beyan etmiş ise de, Jandarma tutanağının incelenmesinde sanığın, yabancı uyruklu şahıslar ile terminalde karşılaşmadığı, bilakis terminale hep birlikte geldiklerinin anlaşıldığı, keza yabancı uyruklu şahısların avukat huzurunda alınan beyanlarında, sanık ile kendilerini İstanbul’a götürmesi karşılığı 100 YTL’ye anlaştıklarını ifade ettikleri, sanığın yakalandığı esnada cebinden bir para makbuzu çıkardığı ve yırtmaya çalıştığı esnada elinden alındığı, incelenmesinde Yunanistan Devletinden Shoib Shoib isimli kişi tarafından gönderildiğinin anlaşıldığı ve sanığın bu para makbuzu ile ilgili olarak kaynak

açıklayamadığı ve paranın kendisine niçin ve kim tarafından gönderildiğini bilmediğini beyan ettiği, bir kimsenin üstelik de yabancı bir ülkeden kendisine para gönderen kişiyi ve sebebini bilmemesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağı ve sebepsiz yere hiç kimsenin tanımadığı bir kişiye para göndermeyeceği, keza sanığın göçmen kaçakçılığı suçundan dolayı sabıkalı kimliğinin bulunduğu ve atılı suçun dosya delilleri ile sübut bulduğunun anlaşıldığı… gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının onama istekli 05.03.2009 gün ve 30629 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen göçmen kaçakçılığı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

01.10.2007 tarihinde Jandarma tarafından düzenlenen olay tutanağında; saat 16.30 sıralarında Edirne Şehirlerarası Otobüs Terminalinde yapılan devriye sırasında yabancı uyruklu 3 kişinin yanlarında sanık Necati Ceylan ile birlikte terminale girdikleri, sanığın büfeden bisküvi türü yiyecekler alarak yabancı kişilere verdiği, daha sonra yabancı kişilerin bir masaya oturduklarının görüldüğü, jandarma devriyesini fark eden yabancı uyruklu kişilerin uzaklaşarak şehir içi minibüsüne bindikleri, sanığın da aynı minibüse bindiği, araç durdurularak yapılan aramada Moritanya uyruklu kişilerin pasaportlarının bulunmadığının tespit edildiği, bu kişilere sorulduğunda sanık ile 100 YTL karşılığında kendilerini İstanbul’a götürmek üzere anlaştıklarını ve söz konusu paranın aileleri tarafından sanığa banka aracılığıyla gönderildiğini söyledikleri, bu sırada sanığın cebinden bir belge çıkararak yırtmak istediği, elinden alındığında banka dekontu olduğu ve Shoaib Shoaib adlı kişi tarafından sanığa 100 Euro gönderildiğine ilişkin olduğu görülerek el konulduğu belirtilmiştir.

Sanık aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde, yüklenen suçu kabul etmediğini, terminalde yabancı uyruklu kişileri görüp aç olduklarını fark edince onlara acıyıp bisküvi aldığını, bu sırada jandarmaların kendilerini yakaladığını, bu kişilerle para karşılığında İstanbul’a göndermek için anlaşmadığını, yakalanan banka dekontu ile kendisine para gönderildiğinin doğru olduğunu ancak kim tarafından gönderildiğini hatırlamadığını, arkadaşı aracılığıyla olabileceği gibi yurt dışında yaşayan kız kardeşi tarafından da gönderilmiş olabileceğini, daha önce göçmen kaçakçılığı yaptıysa da 4-5 senedir bu işlerden uzak durduğunu söylemiştir.

Pasaport Yasasına aykırılık suçundan kolluk tarafından ifadeleri alınan Moritanya uyruklu Muhammed Rıfat, Ali Muhammed ve Abdullah Eşref adlı kişiler ise, birbirinin aynı olan ifadelerinde 14.09.2007 tarihinde İstanbul’a geldiklerini ve 29.09.2007 tarihine kadar burada kaldıktan sonra otobüsle Edirne’ye geldiklerini, kendi olanakları ile sınırı geçmeye çalıştıklarını ancak bunda başarılı olamayınca İstanbul’a dönmeye karar verdiklerini, terminalde tanıştıkları sanık Necati ile kendilerini 100 YTL karşılığında İstanbul’a göndermesi karşılığında anlaştıklarını, fakat daha parayı veremeden yakalandıklarını beyan etmişlerdir.

Tutanak tanıkları Jandarma Astsubayı Harun Köprülü ile erler Fevzi Kurnaz ve Hüsnü Başkan ise tutanak içeriğinin doğru olduğunu belirtmişlerdir.

Dosyada fotokopisi bulunan banka dekontunun incelenmesinde, Western Union acentası olarak Ziraat Bankası tarafından sanığa 01.10.2007 tarihinde 100 Euro ödendiği, göndericinin Yunanistan’dan Shoaib Shoaib adlı bir kişi olduğu anlaşılmaktadır.

Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;

Söz konusu olayda yakalanan kaçak göçmenlerin, kolluk tarafından Pasaport Yasasına aykırı davranmak suçundan şüpheli sıfatıyla alınan ifadeleri, tamamıyla birbirinin aynı olup, herhangi bir müdafii yardımından yararlanmadıkları da nazara alındığında, hükme esas alınabilecek nitelikte tanık beyanı olarak değerlendirilmelerine olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan, her ne kadar sanığın üzerinde, kendisine bir başka ülkeden para gönderildiğine ilişkin banka makbuzu elde edilmiş ise de, dosya kapsamında bu paranın kaçak göçmenlerin ülkede kalmalarının sağlanması için gönderildiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Varsayıma dayalı olarak, bu paranın kaçak göçmenlerin ülkede kalmalarının sağlanması karşılığında gönderildiğinin kabulü de olanaksızdır.

Bu nedenle, dosya kapsamında sanığın, tesadüfen karşılaştığı kaçak göçmenlere aç olmaları nedeniyle yiyecek almaktan başka bir eyleminin bulunmadığına ilişkin savunmasının aksine kanıt bulunmadığından, beraatı yerine, varsayıma dayalı değerlendirmeler ile unsurları oluşmayan göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Bu itibarla, isabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise, Yerel Mahkemenin direnme gerekçeleri isabetli olduğundan, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2008 gün ve 300-457 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2009 günü yapılan müzakerede, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğuyla karar verildi

Son düzenleme tarihi 4 Haziran 2020 12:21

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.