Yerleşim Yeri (İkametgah) Ne Demektir?

Yerleşim yeri denince herkesin aklına o sırada oturduğu yer, yaşadığı konut gelir. Hukuk sisteminde yerleşim yeri kavramı büyük önem taşımaktadır. Çünkü özellikle yargılama sisteminde yetkili mahkeme kişinin yerleşim yerine göre belirlenmektedir. Bu nedenle hukuk sistemimiz yerleşim yeri kavramının üzerinde detaylıca durmuştur. Yerleşim yerinin belirlenmesinde problem yaşanmaması için yerleşim yeri kavramını türlere ayırmıştır.

Yerleşim yerinin üç türü vardır: 1) İradi yerleşim yeri, 2) Saymaca yerleşim yeri, 3) Yasal yerleşim yeri

1) İradi yerleşim yeri

İradi yerleşim yeri, bir kimsenin kendi isteğiyle seçebileceği yerleşim yeridir. Türk Medeni Kanunu 19. maddede “yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir” demek suretiyle iradi yerleşim yerinin şartlarını belirlemiştir. Kişinin sürekli oturma niyeti yoksa kişinin o sırada bulunduğu yere konut veya mesken denilir. Görüleceği üzere bir adresin kişinin ikametgahı yani yerleşim yeri sayılabilmesi için kişinin orada sürekli oturma niyeti olmalıdır.

2) Saymaca yerleşim yeri

Kişinin iradi bir yerleşim yeri yoksa; daha basit bir anlatımla kişinin sürekli oturma niyeti olan bir adresi yoksa bu durumu ifade etmek için saymaca yerleşim yeri kavramı kullanılır. Kişinin önceki yerleşim yeri bulunmayabilir veya kişi yabancı ülkedeki yaşantısını bırakıp Türkiye’ye yerleşmiş ve henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olabilir; bu durumlarda kişinin o esnada oturduğu yer yerleşim yeri kabul edilir.

Görüldüğü gibi, iradi bir yerleşim yeri bulunmayan kimselerin halen oturmakta oldukları yer, yani konutlarının (meskenlerinin) bulunduğu yer onların yerleşim yeri sayılmaktadır.

3) Yasal yerleşim yeri

Velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Vesayet altında bulunan kişinin yerleşim yeri ise vesayet kararını veren mahkemenin bulunduğu yerdir.

Öğrencilerin yerleşim yeri de merak edilen bir husustur. Zira ülkemizde eğitim amacıyla başka şehirde üniversite okumaya giden pek çok gencimiz vardır. Öğrenim kurumuna devam etmek amacıyla bir yerde bulunmak ya da sağlık, bakım veya cezaevinde bulunmak gibi durumlar yerleşim yerinin değişmesine sebep olmaz. Çünkü kişinin kendisinin o yerde sürekli kalmak kast ve niyeti olmadığı gibi, aile hayatını da orada toplamış değildir. Ancak, kişinin meslek ve sanatını yürüttüğü yerdeki faaliyetleri, ailesinin oturduğu yerdeki faaliyetlerinden daha toplu ve önemli ise, yerleşim yeri olarak iş ilişkilerinin toplandığı yerin kabulü uygun olacaktır.

Bunun yanı sıra, bir kimsenin vergilerini belli bir yerde ödemesi, açılan davalara karşı yetki itirazında bulunmaması veya belli bir yeri adres olarak vermesi, kendisinin o yerleri yerleşim yeri seçmek hususundaki kast ve niyetini belli eden görüntülerdir. Anlaşmazlık hâlinde kast ve niyetin kişide mevcudiyetine karar vermek, takdir yetkisine dayanarak hâkime kalmış bir konudur. 


Son olarak yerleşim yeri ile ilgili bilinmesi gereken iki kavramı açıklayalım:

1) Yerleşim yerinin zorunluluğu ilkesi 

Herkesin bir yerleşim yeri mutlaka bulunmak zorunda mıdır? Evet. Çünkü aksi halde kişi hakkında yetkili mahkeme veya kurumlar belirlenemeyecek ve bu durumda büyük problemlere yol açacaktır. Dolayısı ile herkesin mutlaka bir yerleşim yerine sahip olması gerekmektedir.

2) Yerleşim yerinin tekliği ilkesi

Kişinin tek bir yerleşim yeri mevcut olabilir. Yani kişinin aynı anda birden çok yerde yerleşim yeri bulunamaz. Mesela tatile giden bir kişinin yerleşim yeri yılın geri kalanını geçirdiği, tatil harici hayatını devam ettirdiği yerdir. Hem tatile gittiği yer hem de asıl adresi aynı anda yerleşim yeri olarak kabul edilemez.

Yerleşim yerinin tekliği ilkesinin istisnası da vardır. “Bu kural ticari ve sınai kuruluşlar hakkında uygulanmaz” denilmek suretiyle, yerleşim yerinin tekliği ilkesinin kesin bir ilke olmadığı belirtilmiştir. Böylece, ticari veya sınai bir kuruluşun, örneğin, bir bankanın veya sigorta şirketinin ülkenin çeşitli yerlerinde şubeleri bulunması hâlinde, şubenin bulunduğu yer, açılacak davalarda veya icra takiplerinde “o şubenin yerleşim yeri” sayılacaktır.

Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. 2016 yılından bu yana Merkezi Adana'da bulunan ve kurucusu olduğu İncekaş Hukuk Bürosu'nda çalışmaktadır. Yüksek lisans derecesi ile hukuk eğitimini tamamladıktan sonra bu alanda birçok farklı çalışma yürütmüştür. Özellikle aile hukuku, boşanma, velayet davaları, çocuk hakları, ceza davaları, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul, miras ve iş hukuku gibi alanlarda uzmandır. Saim İncekaş, sadece Adana Barosu'nda değil, aynı zamanda Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi dernek ve kuruluşlarda da aktif olarak görev almaktadır. Bu sayede, hukukun evrenselliği konusundaki farkındalık ve hukuk sistemine olan güveni arttırmaya yönelik birçok çalışmada yer almaktadır. Randevu ve Ön Görüşme İçin WhatsApp Üzerinden Hemen İletişime Geçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir