Evliliğin İptali (Butlan) Davası ve Boşanma Davasından Farkı

Evliliğin İptali ( Evliliğin Butlanı) Ne Demektir?

Evlenmenin butlanı/iptali; kurulmuş bir evliliğin hakim karan ile iptal edilmesi demektir.Evlenme bir butlan/iptal sebebi bulunmasına rağmen, mahkemeden bir butlan kararı alıncaya kadar geçerli bir evlilik kabul edilir.

Mutlak butlan hukuksal nedenine dayalı olarak evlenmenin iptalinin istenebileceği sebepler TMK’nm 145. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup belirtilen sebepler dışında başka bir sebep (örneğin muvazaalı evlenme) mutlak butlan olarak kabul edilemez.

Borçlar Kanununda düzenlenen ve borç akitlerine ait butlan, (Kesin hükümsüzlük) tıpkı yokluk gibi herhangi bir hakim kararına ihtiyaç bulunmaksızın hukuki muamelenin ta yapıldığı andan itibaren kendiliğinden hükümsüz olmasını ifade eder. Halbuki, evlenmenin butlanı tamamen farklı esaslara tabidir.Evliliğin İptali (Butlan) Davası ve Boşanma Davasından Farkı

Borçlar Hukukundaki butlan akdin meydana gelmesine ve hüküm ifade etmesine kesin olarak engel olur ve evlenme hukukundaki yokluğun karşılığıdır. Fakat evlenme butlan ile sakat olsa gene evlilik meydana gelmiş olur. Geçerli bir evlilik varmış gibi evliliğin iptaline kadar hukuki sonuçlarını doğurur. Butlan nedeniyle iptal kararı etkisini evlenme tarihinden itibaren yürütemez. Zira, MK’nm 124. maddesindeki (TMK. m. 156) açıklığa göre mahkemenin vereceği iptal kararı açıklayıcı değil, yenilik doğurucu niteliktedir, evlenmenin hükümlerini geçmişten değil gelecek için ortadan kaldırır.

Mutlak Butlan Nedeniyle Evliliğin İptali Davası Şartları

EŞLERDEN BİRİNİN EVLENME SIRASINDA EVLİ BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

Kanunumuz bütün uygar ülkelerde olduğu gibi tek eşliliği ve evliliği kabul etmiş bunun doğal sonucu olarak da geçerli bir evlilik sona ermeden 2. bir evliliğin yapılmasına cevaz vermemiştir. Evlenmeden kastedilen TMK’nın 124. ve devamı maddelerinde düzenlenen usul ve esaslar dahilinde yapılan evlenme olup, taraflar arasında dini veya TMK’nm belirlediği usul ve esaslar dışında yapılan birlikte yaşama evlenme olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla fiilen birlikte yaşarken taraflardan birinin yasal olarak bir başkası ile evlenmesi halinde ortada iptali gerekli yasal bir evlilik olmadığından evlenmenin iptali de söz konusu olamaz.

Bu nedenle dayalı iptal davasında mahkemece aile nüfus sicili her iki evlenme akti ile ilgili tüm bilgi ve belgeler de celbedilerek, tarafların gösterecekleri tüm delillerde toplanmak suretiyle hüküm verilecektir. Mahkemece çözümlenecek husus 2. evlenme tarihinde, taraflardan birinin evli olup olmadıklarının tespiti ve tespitinden sonra geçerli evlilik varken yapılan ikinci evliliğin iptaline karar vermekten ibarettir.

Evli iken evlenen kimsenin bu evliliğinin butlanına karar verilmesinden önce, ölüm ve başka sebeplerle (boşanma, evlenmenin feshi vs.) evvelki evlenme ortadan kalkmış bulunur ve yeni evlenen kişi (yani son defa evlenen kişi) iyiniyetli olursa butlana hükmolunmaz. (MK.114/3. TMKm. 147/3)244

EŞLERDEN BİRİNİN EVLENME SIRASINDA SÜREKLİ BİR SEBEPLE AYIRT ETME GÜCÜNDEN YOKSUN BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

Evlenme ehliyeti koşullarından birisi de ayırt etme gücüdür ve TMK’nın 125. maddesi uyarınca; Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. TMK’nın 13. maddesi uyarınca da; yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.

Ayırt etme gücü, şahsın eyleminin anlam ve sonuçlarını idrak edebilme (anlama) ve bu anlayışa uygun hareket edebilme yeteneğidir. Buna göre makul surette hareket etmek iktidarı, idrak ve idare unsurlarını taşır.

Zarar görenin kusuru, ancak bu şahsın temyiz kudretini haiz olduğu hallerde kabul edilebilir. Zira her şeyden önce, temyiz kudreti ile kusur kavramı arasında yakın bir ilişki vardır. Temyiz kudreti kavramı tanımlanıp değerlendirilirken MK.13 ve 15. madde hükümleri göz önünde tutulmalıdır. Temyiz kudreti, şahsın davranışlarının mahiyet ve sonuçlarını anlayabilmesini ve bu anlayışa uygun olarak hareket edebilmesini ifade eder. Bu tariften de anlaşılacağı üzere temyiz kudreti, şahısta davranışlarının bilinç ve istemini, yani idrak ve idare unsurlarını kapsamaktadır.Temyiz
kudretinin bilinç yada idrak unsuru, insanın davranışlarının saik ve kapsamını değerlendirme kudretini ifade eder; istem ve idare unsuru ise bu değerlendirmeye uygun olarak hareket edebilme yeteneğidir. Görülüyor ki irade, temyiz kudretinin önemli bir unsurudur. İradenin olmadığı veya eksik olduğu bir yerde temyiz kudretinden bahsedilemez.

Burada bahsedilen sürekli ayırt etme gücünden yoksunluk nedenleri aşağıda incelenen akıl hastalığı, yaş küçüklüğü yüzünden akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun bulunma sebepleri dışındaki sebeplerdir ve tarafların sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olup olmadıkları evlenme tarihine göre çözümlenecektir. Evlenmenin mutlak butlanla iptalini gerektiren ayırt etme gücünden yoksunluğun süreklilik arzetmesi gerekmekte olup ileride işlenen nispi butlan nedeniyle evlenmenin iptali nedeni olan evlenme sırasındaki taraflardan birisinin geçici olarak
ayırt etme gücünden yoksun olması hali mutlak butlan olarak değerlendirilemeyecektir.

Davada dayanılan olgu tıp biliminin alanına girmekte olup, mahkemece bu iddia ile dava açılması halinde ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olduğu iddia edilen eşin evlenme tarihinde evlenmeye engel olacak nitelikte ve derecede ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı hususunda (hastalığın niteliği, bunun ne şekilde ayırt etme gücünü ortadan kaldırdığı, süreklilik arzedip etmediği ve bilhassa bu hususun evlenme tarihinde var olup olmadığı konularında ve gerekli görüldüğü takdirde ayırt etme gücünden sürekli yoksun olduğu iddia edilen eş müşahade altına alınarak) bir eğitim ve araştırma hastanesinden resmi sağlık kurulu raporu alınmalı, alman rapor dosyaya yansıyan tanık anlatımları, diğer bilgi ve belgelere göre mahkemeyi tatmin etmediği takdirde sağlık kurulu raporu ve tüm tıbbi bilgi ve belgeler, dava dosyası ve ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olduğu iddia olunan eşle birlikte Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesine gönderilerek rapor alınmalıdır. (İlgilinin rapor almak üzere şevki halinde rapor için şevki yapılan ile hakkında rapor tanzim olunan kişinin aym kişiler olduklarının denetim ve kontrolünün yapılması bakımından mahkemece gerekli tedbirlerin alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.)

Bu hukuksal nedene dayalı olarak açılan evlenmenin iptali davasındaayırt etme gücünden sürekli yoksun olduğu iddia olunan eşe öncelikle vasi tayini gerekli olacağından, böyle bir dava ve talep üzerine aleyhine dava açılan bu eşin vesayeti müstelzim halinin var olup olmadığı ve varsa vesayet altına alınması için bu eşin son yerleşim yeri vesayet makamı olan nöbetçi sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunularak vasi atanması durumunda bu davada kendisini temsil için vasiye izin verilmesi de talep olunmalı ve bu şekilde taraf teşekkülü sağlanarak yargılamaya devam
edilmelidir, aksine davranış kararın bozulması sonucunu doğurur. Vasiye izin verilmesi zorunludur.

EŞLERDEN BİRİNDE EVLENMEYE ENGEL OLACAK DERECEDE AKIL HASTALIĞI BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

TMK’nın 133. maddesi uyarınca; akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler. Bu madde ile önceki kanunda bu konunun
düzenlendiği 89. maddenin 2. fıkrasındaki akıl hastalannm asla evlenemeyeceklerine ilişkin mutlak hükmü ortadan kaldırmıştır. Kanun koyucu hangi akıl hastalıklarının evlenmeye engel olacak
nitelikte olduklarım bilimdeki hızlı ilerlemeler ve toplumdaki değer yargılarının değişmesi düşünceleriyle bilinçli olarak belirtmemiştir.

Evlenmesinde tıbbi sakınca bulunan haller Yasa Koyucu tarafından belirlenmemiş olup, bunu hekimlere bırakmıştır. Evlenme akdi hukuki bir işlem olduğundan hukuki sorumluluğu olmayan kişilerin bu işlemden yoksun kalacakları açıktır. Ayrıca Medeni Kanunun 148,165 ve 405. maddelerinde konu edilen hallerin burada da geçerli olacağı görülmektedir.

Adli Tıp uygulamalarında ceza ve hukuki sorumluluğun bulunmadığı haller olarak genellikle hafif ve orta sınırında zeka geriliği, orta (IQ 35-40, zeka yaşı 6-9) ve ağır zeka gerilikleri (IQ 20-25, zeka yaşı 3’ün altında) olanlar, şizofreni, paranoid bozukluk gibi akıl hastalıkları ile sosyal yıkım gözlenen madde bağımlılıkları görülmektedir.

Yukarıda sürekli ayırt etme gücünden yoksunluk nedeniyle evlenmenin iptali davasında belirtilen hususlar bu ihtimal için de geçerlidir. îddia doğrultusunda alınacak resmi sağlık kurulu raporu veya Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Kurulu’ndan alınacak raporda akıl hatalığı ileri sürülen eşin hastalığının evlenmeye engel olacak nitelik ve derecede olup olmadığı ve bilhassa bu hastalığın evlenme tarihinde var olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Şayet evlenme sırasında değil de evlendikten sonra eşlerden birinin akıl hastalığına yakalanması halinde bu durum mutlak butlan nedeni olamaz, şartlan varsa TMK’nın 165. maddesinde düzenlenen akıl hastalığı hukuksal nedenine dayalı olarak boşanma davasımn konusunu teşkil eder.

Akıl hastalığı nedeniyle evlenmenin iptali davasında akıl hastası olduğu ileri sürülen eşe öncelikle vasi tayini gerekli olacağından, böyle bir dava ve talep üzerine öncelikle aleyhine dava açı-
lan eşin vesayeti müstelzim halinin var olup olmadığı ve varsa vesayet altına alınması için bu eşin son yerleşim yeri vesayet makamı olan nöbetçi sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunularak
vasi atanması durumunda bu davada kendisini temsil için vasiye izin verilmesi de talep olunmalı ve bu suretle taraf teşekkülü sağlanarak yargılamaya devam edilmelidir, aksine davranış kararın
bozulması nedenidir.

EŞLER ARASINDA EVLENMEYE ENGEL OLACAK DERECEDE HISIMLIĞIN BULUNMASI NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

TMK’nın 129. maddesinde evlenmeye engel teşkil eden hısımlık durumları sayılı olarak belirtilmiştir. Maddedeki düzenlemeye göre:

  1. a) Üstsoy ve altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,
  2. b) Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
  3. c) Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlenme yasaktır.

Kan bağı ve nesep ilişkisinin kişilerin benliğinde meydana getirdiği yapı ve düşünce biçimi itibariyle biribirine karşı cinsel arzu doğmamaktadır. İşte aileyi ve evlat ebeveyn ilişkisini kutsallaştıran ve insanları hayvanlardan ayırt eden özellik bundan kaynaklanmaktadır. Bazı kişilerde (pek ender olmak üzere) bunum aksine meydana gelen sapık eğilim ve eylemler toplumda nefret ve lanetle karşılanmaktadır. TMK’nın 129/3. bendi ile evlenme yasağı, evlat edinen ile evlatlığı veya bunlardan biri ile diğerinin alt soyu ve eşi arasında olmak üzere genişletilmiştir. TMK’n 18/2. maddesi uyarınca kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.

Maddede tek tek sayılan hısımlıklar dışında kalan hısımlar arasındaki evlilikler TMK’nrn 145. maddesi kapsamı dışında olup, evlenmenin iptali nedeni değildir. Bu nedene dayalı olarak açılan da-
vada mahkemece evlenen taraflar arasında evlenme yasağı kapsamında kalan bir hısımlık bulunup bulunmadığı bilhassa tarafların nüfus aile akit tabloları, tarafların hısımlık durularım da gösterecek tarzda celbedilerek değerlendirilecektir. Kardeşlerin ana ve baba bir yada ana bir baba ayrı, baba bir ana ayrı olmasının evlenme yasağı için bir önemi bulunmamakta olup, her durumda kardeşler arasında evlenme yasağı bulunmaktadır.

Yapılan yargılama sonucunda iddianın doğru olduğu anlaşıldığı takdirde evlenmenin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilecektir. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması halinde ise geçersiz olan 2. evliliğin iptaline karar verilmesi gerekecektir.

DAVACI: Eşler, Cumhuriyet Savcısı ve ilgili olan herkes. TMK’mn 146/son maddesinde belirtilen mutlak butlan davasını açmaya hakkı olan ilgilisi deyimi; evlenmenin yokluk ifade etmesini ileri sürmekte kanuni yaran olan kimselerdir. Yüksek Yargıtay Emekli Sandığının tespit edilen evlenme ilişkisinden ötürü dul aylığı ödemek zorunda kaldığı için evlen- menin iptali için dava açabileceğine karar vermiştir. İlgililer kapsamına mirasçıların dahil olduğunda ise kuşku yoktur. Mirasçılar ve diğer ilgililerce dava açılması durumunda kanuni yararın bulunup bulunmadığı dava açanın konumuna göre irdelenip değerlendirilecektir. Kanun Koyucunun Cumhuriyet Savcısı ve davayı açmakta kanuni yaran bulunan ilgililere dava açma hakkı tanımasının sebebi hiç kuşku yoktur ki kamu düzeni düşüncesidir.

Aşağıda da belirtildiği üzere mutlak butlan nedenine dayalı olarak evlenmenin iptali davası için herhangi bir süre öngörülmemiş, ancak istisnai durumlarda Kanun Koyucu bu davanın sebebine, tarafların durumlarına binaen dava hakkının sınırlandırılması veya tamamen kalkması gerektiğini kabul etmiştir.

Evlenmenin sona ermiş olması durumunda (boşanma, ölüm evlenmenin gaiplik nedeniyle feshi gibi) kamu yaran ortadan kaktığı için Cumhuriyet Savcısının sona ermiş bulunan evlenmenin mutlak butlan nedeniyle iptali davası açma hakkı yoktur. Ancak her ilgilinin mutlak butlanın karar altına alınmasını isteme hakkı vardır. (TMK. m.147.)

Böyle bir durumda (yani evlenmenin sona erdiği durumlarda) diğer ilgililer yararlan bulunduğundan iptali gereken bir evlenme bulunmadığından sadece mutlak butlanının tespitini talep edeceklerdir. Mahkemenin sübut halinde vereceği karar tespit karan olacaktır.

TMK’mn 147. maddesi uyannca ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmesi durumlarında mutlak butlan davasını açma hakkı münhasıran ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşe aittir. Burada dikkat edilecek husus diğer eş bu hukuksal nedenlerle dava açmamış olmakla sağlığına kavuşan (ayırt etme gücüne veya akıl sağlığına kavuşan) eşe karşı sağlığına kavuştuktan sonra bu nedenlerle (evlenme sırasında diğer eşin sürekli ayırt etme gücünden yoksun olması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının bulunması) dava açması iyiniyet ilkesi uyannca mümkün değildir. Bu durumda kanaatimizce diğer ilgililerin dahi dava haklan bulunmamaktadır. Bu şekilde açılacak davada yukarıda belirtilen şekilde tarafların tüm delileri toplanarak bir karar verilecektir.

Aynca evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan karan verilmeden önce sona ermişse ve 2. evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez. İyiniyet hususu dosyadaki bilgi ve belgelere göre TMK nın 2. ve 3. maddeleri kapsamında değerlendirilecektir. Dava hakkı birinci evliliği yapan bir defa evlenmiş olan eşe aittir yoksa ikinci evliliği yapan diğer eşin dava açma hakkı yoktur.

DAVALI: Evlenmenin iptalinin talep olunduğu evlenen eş yada eşlerdir. Davanın Cumhuriyet Savcısı (Bu ihtimalde evrak hazırlık ve davaname numaralan verilerek davaname ile açılacaktır) veya diğer ilgililer tarafından açılması halinde husumetin her iki eşe birlikte, evli eşlerden biri tarafından açılması durumunda ise husumet diğer eşe yöneltilecektir.

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nm 160. maddesi uyarınca yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtildiğinden boşanma davalarında yetkiyi düzenleyen TMK’mn 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ VEYA ZAMANAŞIMI SÜRESİ: Dava açılması çin herhangi bir süre söz konusu değildir, her zaman dava açılabilir.

YARGILAMA GİDERİ: Davanın Cumhuriyet Savcısı tarafından açılması durumunda dava harçtan muaftır, diğer hallerde ise maktu harca tabidir. Davanın müddetname ile Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılması durumunda taraflarca davanın takip edilmemesi halinde yargılamaya re’sen devam olunur ve dava dosyası bu nedenle işlemden kaldırılamaz. Cumhuriyet Savcısının duruşmalara iştiraki şarttır. Davanın kabulü halinde davacı tarafça yapılan yargılama giderleri davalıdan tahsil edilerek davalıya verilir, davalı tarafça yapılan yargılama gideri ise dava-
lı üzerinde bırakılır. Davaname ile açılan davada ise yargılama giderleri suçüstü ödeneğinden karşılanacağından davanın kabulü halinde yapılan giderlerin davalıdan tahsili ile hâzineye irad kaydına karar verilir. Davanın reddi durumunda ise yapılan yargılama giderleri davacı-kamu üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan gider var ise bunun davacıhazineden tahsili ile davalıya verilmesine karar verilir.

Nisbi Butlan Sebebiyle Evliliğin İptali Davası

Nisbi butlan sebepleri TMK’nın 148,149,150,151 ve 153. maddelerinde sınırlı olarak sayılıp, düzenlenmiştir,

Bunlar sırasıyla; ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, yanılma, aldatma, korkutma ve küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin izni olmadan evlenmesi halleridir.

AYIRT ETME GÜCÜNDEN GEÇİCİ YOKSUNLUK NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

TMK’nın 148. maddesinde düzenlenen ayırt etme gücünden geçici olarak yoksunluk nedeniyle butlan davasında mutlak butlan nedeni olan ayırt etme gücünden farklı olarak evlenme sırasındaki ayırt etme gücünden yoksunluğun sürekli değil, geçici olması durumudur. Aksi hal yani sürekli yoksunluk hali mutlak butlan sebebini teşkil edecektir. Bu nedene dayalı davada da yukarı-
da belirtilen şekilde araştırma yaptırılarak, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına göre bir karar verilecektir. Mahkemece evlenmenin yapıldığı tarihte dava açan eşin evlenme sırasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı hususu halledilecektir. Bunun için ne suretle araştırılma yapılması gerektiği mutlak butlan nedenlerinde açıklanmıştır. (Bkz.sh: 145-146) Dava açma hakkı sadece evlenme sırasında geçici olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğunu iddia eden eşe aittir, diğer eşin dava açması kötüniyeti nedeniyle dinlenmez. İddianın sübutu halinde nisbi butlan nedeniyle evlenmenin iptaline karar verilecektir.

YANILMA NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

Yanılma (hata) ; bir kimsenin, yanılarak iradesini açıklamak istediğinden ayrı şekilde beyan etmesi ( açığa vurması) dir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söy-
leyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (Sübjektif unsur), hem de dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde ya-
pılmayacağının ispatlanması zorunludur.

Maddede 3 şekilde yanılma düzenlenmiştir. İlk ikisi şahısta diğeri ise vasıfta hata olarak nitelendirilebilir. Bunlardan ilki kişinin evlenmeyi hiç istemediği halde yanılarak evlenmiş olmasıdır. Mesela film çekimi sırasmda senaryo gereği evlenme sahnesi canlandırılırken film zannı ile evlenme hali gibi. Diğeri, kişinin evlendiği şahısla evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak evlenmesi durumudur ki, buna örnek olarak amiyane değimle görücü usulüyle evlenmelerde yaşanabileceği üzere, Ahmet’in Ayşe ile evlendiği inancı ile Ayşe’nin kardeşi Fatma ile evlendirilmesi gösterilebilir. Üçüncü nisbi butlan sebebi olan yanılma hali ise maddenin 2. bendinde düzenlenen kişinin evlendiği şahsın önemli bir niteliğinde yanılarak evlenmesi halidir. Örneğin evlenme-
den önce AIDS hastası olan birisiyle bu durumu bilmeyen kişinin evlenmesi, kadının göğüs ve karın bölgelerinde aşırı kıllanma, cinsel organının anormal bir yapıda bulunduğu, klitorisin çok gelişmiş olduğu, adeta bir çocuk erkeklik organı biçimi aldığı, ve cinsel organındaki anormal durumun ancak ilaç etkisiyle cinsel yaklaşmaya elverişli halde tutulmaya çalışıldığının bunun ise cinsel birleşmeye imkan vermediğini evlenmeden önce kocasından saklaması ve davacı kocanın bu durumları ilk gece öğrenmesi.

Medeni Kanun’un 116/2. maddesi (TMK.m. 149) gereğince evlenmenin feshine karar verilebilmesi için, düşülen hatanın bizzat eşin bir vasfında olması gerektiği gibi, hatanın esaslı olması ve
hatanın eşinde “bulunması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede önemli bir vasıfta “olması gerekir.

Hata eşin niteliklerine, özellikle fiziki ve ahlaki niteliklerine ilişkin olmalıdır. Eşin ekonomik durumunun ve toplumdaki sosyal yerinin önemi olamaz.

Vasıfta hatanın evlilik sözleşmesinin bozulması nedeni sayılabilmesi için sözleşmeden önce varlığı ve karşı taraftan gizlendiğinin gerçekleşmesi gerekir. Evlenmeden sonra tarafların durumlarındaki değişiklikler ise evlenmenin iptali nedeni değil, ancak şartları varsa boşanmanın nedenini oluşturabilir. Örneğin kocanın cinsel gücü yerinde iken evlenme tarihinden sonra geçirdiği bir trafik kazası sonucu cinsel gücünü yitirmesi, evlenmeden önce her hangi bir ahlaksızlığı olmayan evli kadının evlendikten bir müddet sonra üçüncü kişilerle eşini aldatıp, iffetsiz yaşam sürmesi gibi.

Cinsel iktidarı mevcut olmasına rağmen çocuk yapma kabiliyetinin bulunmaması (kısırlık), Medeni Kanunun 116/2. (TMK. 149/2) maddesinde öngörülen ve evliliğin butlanını gerektirecek nitelikte vasıfta hatayı oluşturmaz. Taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince sırf erkek hakkında açılan ceza davasının evlenme nedeniyle ertelenmesi ve tutukluluk durumunun sona erdirilmesi amacıyla yapılan evlenmenin TMKnın 149. maddesi gereğince yanılma nedeniyle evlenmenin nispi butlan ile iptali mümkün değildir.

Muvazaalı evlenmeler (tayin yaptırabilmek, yurt dışında çalışabilmek amacıyla yapılan evlenmeler) butlan nedeni olmaz. Evlendikten sonra öğretmenlik için tayin yaptırılmış olması eşin fiziki ve ahlaki niteliklerine ilişkin hata kabul edilemez.

Davada ispat külfeti davacıdadır ve iddia her türlü delille ispatlanabilir. Mahkemece tarafların nüfus aile akit tablosu, gösterecekleri tanık , iddiaya göre alınacak sağlık raporu ( örneğin evlenmeden önce bakire olmayan kadının bunu saklayarak eşini yanıltıp evlenmeyi sağlamış olması, iktidarsız olan erkeğin bu durumu eşinden gizleyerek evlenmeyi sağlamış olması gibi) ve tarafların diğer delileri toplanarak hüküm kurulacaktır. Vasıfta hata nedeniyle evlenmenin iptaline karar verilebilmesi içim bu hatanın eş için birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez hale
sokacak önemde olduğunun da ispatlanması gerekecektir. Hangi durumların bu kapsamda olduğunu ise her somut olaya ve bilhassa tarafların makam ve statüleri, yaşadıkları çevrenin değer yargılarına göre değerlendirilecektir.

ALDATMA (HİLE) HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI OLARAK EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

Hile, bir kimseden, bazı hususlar gizlenerek veya mevcut durumun aksine inandırılarak onun zihninde de yanlış fikirlerin doğmasına yol açmak, yanlış izlenim uyandırmaktır. Başka bir
değişle hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kam uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamım sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur.

Davamızla ilgili olan aldatma ile yanılma arasındaki aynm; yanılmada yanılan eşin irade sakatlığında diğer eşin bir eylemi söz konusu değil iken aldatmada ise aldatan eş veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından namus ve onuru yada hastalığı hakkında evlenmeye nza göstermesi hususunda iradesini sakatlamaya yönelik eylemin varlığının bulunmasıdır. Bu anlamda her aldatma eylemi aynı zamanda yanılmadır denebilir.

Maddede evlenmenin iptali nedeni olarak 2 tür aldatma benimsenmiştir.

Birinci aldatma olarak evlenmenin iptalini gerektiren aldatma, eşinin namus ve onuru hakkında onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından evlenmeye rıza gösterilmesidir.

Namus; bir kimseyi, kendine ya da başkalarının ona duyduğu saygıyı yok edecek biçimde davranmaktan kaçınmaya yönelten ahlak ilkelerinin tümü, Onur ise bir kimsenin kendine karşı duyduğu saygı; özsaygısı, izzetinefis, haysiyettir.

Eylemin namus ve onura ilişkin bulunması ön koşuldur, bu itibarla namus ve onur kapsamında bulunmayan nitelikler madde kapsamında değerlendirilmez. Örneğin aldatan eş veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından gasp suçunu işleyen eşin bu durumunun evlenmeden önce eşlerin geçmişleri ile ilgili anlatımlarında bundan bahsedilmesi, gizlenmiş olması, herhangi bir mesleği bulunmayan eşin çevrede kendisini örneğin mühendis olarak tanıtması ve mühendis olduğu yönünde sıradan bir insanın dahi kanacağı hileli davranışlarda bulunması ve bu sayede evlenmeyi sağlamış olması.

İkinci aldatma olarak iptal nedeni ise eşin veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından sağlık durumunun diğer eşin vey altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturacak bir hastalığı bulunmasına rağmen bunun diğer eşten gizlenmiş olmasıdır. Eğer hastalık diğer eşten gizlenmemiş, başka bir anlatımla onun tarafından evlenmeden önce biliniyorsa evlenmenin iptali söz konusu olamayacaktır.

Her hastalık bu kapsama girmediği gibi hastalığın evlenmeden önce var olması da gerekir. Evlendikten sonra ortaya çıkan hastalığın diğer eşten gizlenmesinde maddede aranılan şartlar oluşmayacağından evlenmenin iptali nedeni değil şartlan varsa ancak boşanma nedeni olabilir. Bu itibarla böyle bir davanın varlığı halinde yukanda akıl hastalığı ve ayırt etme gücünden yoksunluk hallerinde belirtilen araştırmaların yaptırılmasının zorunlu olduğu göz ardı edilmemelidir. Keza evlenmeden önceki akıl hastalığı hali nispi değil mutlak butlan nedenidir.

KORKUTMA HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

Evlenmenin iptalini gerektiren korkutma; eşin kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkuya maruz bırakılarak evlenmeye mecbur edilmesi, evlenme iradesinin bu şekilde sakatlanmasıdır.

Örneğin kişinin zorla kaçırılıp evlenme tarihine kadar ve evlendikten sonra sürekli yer değiştirilerek baskı altında tutulması ve sonuçta korkunun etkisiyle evlenmesi, ölümle tehdit edilerek veya evlenmek zorunda bırakılan eşe ait başkası ile cinsel ilişkisine yönelik kasetin, çıplak resimlerinin şantaj olarak kullanılması suretiyle evlenmek zorunda bırakılması vb.

Evlenmenin iptaline karar verilebilmesi için bir tehdidin var olması, bu tehdit eyleminin eş tarafından diğer eş yada yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya onuruna ilişkin olması, evlenme amacıyla diğer eşin tehdit edilmesi, tehlikenin pek yakın bir zamanda gerçekleşmesi ve ağır olması gerekir. Tüm bu şartların bulunup bulunmadığı her somut olaya göre tarafların sıfatlarına, işgal ettikleri makam, sosyal durularına ve yaşam tecrübelerine göre mahkemece takdir olunacaktır. Elbette ki ispat külfeti iddia sahibine aittir ve her türlü delille ispatı mümkündür. Bu kapsamda tanık anlatımları, tehdide ilişkin mektup, diğer delilerle desteklenen ses kasetleri,şantaj mektupları delil olarak ibraz edilebilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, tehdidin evlenmeden önce gerçekleşmiş olması gerekir, evlenmeden sonra yapılacak tehdit bu davanın konusunu oluşturmaz.

Yakınlardan amaç, tehdit edileninin manevi bağlarla bağlı olduğu hısımları, sevdiği, ilgi duyduğu kimselerdir.

KÜÇÜK YADA KISITLININ YASAL TEMSİLCİSİNİN İZNİ OLMADAN EVLENMESİ NEDENİNE DAYALI EVLENMENİN İPTALİ DAVASI

TMK’mn 126. ve 127. maddeleri uyarınca küçük yada kısıtlıların yasal temsilcilerinin izni olmadan evlenmeleri mümkün değildir.

Dava açma hakkı münhasıran evlenme hususunda izni alınmayan yasal temsilciye (ana-baba veya vasi) aittir. Ancak bu hak küçüğün on sekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olması, kısıtlının kısıtlılığının ortadan kalkması veya evlenen kadımn gebe kalması durumlarında ortadan kalkar. (TMKm. 153/2) Bu durumda nüfus kayıtlan, duruma göre gebelikle ilgili doktor raporu celbedilmek suretiyle değerlendirme yaptırılarak dava hakkının varlığı çözümlenecektir. TMK’nın 153/3 fıkrasının son cümlesindeki hüküm çocuğun korunmasına yönelik olup değer verilen gebelik dava tarihindeki gebeliktir. Bu bakımdan sonlandınlmış bir gebelik iddiasının araştırılması yoluna gidilmesine gerek yoktur.

Evlenme şahsa bağlı haklardan olup mümeyyiz küçüğün MK’nın 116, 117, 118. maddedeki halleri ileri sürmeden şekil eksildiğini ileri sürmesi MK. nün 2. maddesi ile bağdaşmaz.

Kanaatimizce, dava hakkının dava tarihinde dahi bulunduğunun anlaşılması durumunda ise hemen davanın kabulü yoluna gidilmeyerek TMK’mn 128. maddesindeki yasal temsilcinin haklı olmayan nedenlerle evlenmeye karşı çıktıklarının varlığının ispatlanması durumunda evliliğin ayakta tutulması yönüne gidilmesi gerekir.

Nisbi butlan nedenleri yukarıda açıklananlardan ibaret olup, TMK’mn 154 ve 155. maddeleri uyarınca kadımn iddet müddeti sona ermeden veya iddet müddetinin kaldırılmasına ilişkin mahkeme karan almadan evlenmesi, evlenmenin yetkili memur önünde yapılması şartı ile kanunun diğer şekil kurallanna uyulmadan yapılmış olması halleri butlan sebebi değildir, yetkili memur önünde yapılmayan bir evlendirme ise geçersiz olacaktır. Aym şekilde yetkili memurun yetki bölgesi dışında örneğin muhtann köyünde değil de ilçe merkezinde nikah kıyması halinde evlendirme işlemi yokluk ifade eder ve iptal karan verilmesi gerekir.

Bu merasim, bir şekil şartı değil, evliliğin geçerliği, yani sıhhat şartıdır. Çünkü: Her memurun bir görev çevresi olup, bu da idari taksimatla sınırlıdır. Onun için evlendirme memuru bölgesi dışına çıkarak görev yapamaz. Diğer bir deyimle idari sımnm geçtiği an görevsiz duruma düşer. Bu itibarla, bir köy muhtan başka bir köyde, ya da bir ilde evlendirme memuru diğer bir köy, kasaba, il ve ilçede evlendirme yapmak yetkisine sahip değildir.

Evlendirme memurunun idari görev sının dışına çıkarak bir evlendirme işlemi yapması halinde o yer evlendirme memurunun görevini gaspetmiş, (kanunsuz olarak elinden almış) olacağı için, yaptığı nikah yok sayılır. Eski bir deyişle böyle bir nikah sözleşmesi keenlem yekundür.

Yokluk ifade eden işlemlerden dolayı kanun koyucu hak düşürücü veya zaman aşımı gibi dava açmayı önleyici ve kısıtlayıcı süreler kabul etmemiş olup, bu çeşit işlemlerin her zaman iptalleri istenebilir.

Yokluk ifade eden işlem ve sözleşmelerde iyi niyete dayanılamayacağı gibi, bunlar her hangi bir suretle de geçerlik kazanamazlar. Bu durumda evlenme akdinin ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.

Aynı davada hem mutlak hem de nispi butlan nedenlerine dayanılması mümkündür. Böyle bir durumda öncelikle mutlak butlan sorunu bu olmadığı takdirde ise nispi butlan sorunun çözümlenmesi gerekir. Keza evlenmenin iptali ile boşanma talepleri de aynı davada ileri sürülebilir. Bu halde de öncelikle butlan sorununun çözümü gerekir.

DAVACI: Nispi butlan nedeniyle dava açma hakkı yukarıda belirtilen suretle eş ve istisnai durumda yasal temsilciye aittir. Mirasçıların dava hakkı bulunmamakta olup, bunun istisnası mirasçıların açılmış olan davaya devamım sağlayan TMK’mn 159. maddesindeki düzenlemedir.

DAVALI: Evlenmenin iptalinin talep olunduğu diğer eştir. Yasal temsilci tarafından dava açılmışsa davalı taraf eşlerdir.

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’mn 160. maddesi uyarınca yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtildiğinden boşanma davalarında yetkiyi düzenleyen TMK’mn 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ VESA ZAMANAŞIMI SÜRESİ: TMK’mn 152. maddesi uyarınca, dava açma hakkı iptal sebebinin (yasal temsilcinin dava hakkına ilişkin TMKnın 153. ve bekleme süresine uymama sebebine ilişkin TMK’mn 154. maddelerine ilişkin özel düzenlemeler göz ardı edilmemelidir.) iptal sebebinin öğrenildiği ve korkutma hukuksal nedenine dayalı evlenmenin iptali davasmda korkunun ortadan kalktığı tarihten itibaren başlayarak 6 ay ve her halde evlenme tarihinden itibaren 5 yılık hak düşürücü süreye tabidir.

Mahkemece hak düşürücü süreler resen nazara alınacak olup ispat külfeti iddia sahibine düşer. Bu anlamda mahkemece öncelikle öğrenme veya korkunun ortadan kalktığı tarihin tespiti ge-
reklidir. Tarafların gösterecekleri her türlü deliller toplamp değerlendirilmeli ve davanın süresinde açıldığının ispatına müteakip işin esasına girilmeli, aksi takdirde ise davanın hak düşürücü süreninin sona erdikten sonra açılmasından bahisle reddi gerekecektir.

YARGILAMA GİDERİ: Davamn kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama gideri davalıdan tahsil edilerek davacıya verilir, davanın reddi halinde ise davacı tarafça yapılan yargılama giderleri davalıdan tahsiline, aynca davalı tarafından yapılan yargılama gideri varsa davalı üzerinde bırakılır. Dava maktu harç ve maktu vekalet ücretine tabidir. TMK’nın 158. maddesi uyarınca evlenmenin iptali ile birlikte diğer taleplerde (eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında) bulunulmuş ise bu talepler hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanacağından boşanmanın ferisi olan maddi ve manevi tazminat, nafakalar ve soyadı kullanımına ilişkin talepler harca ve vekalet ücretine tabi değildir, mal tasfiyesi ise değer üzerinden nispi harç ve avukatlık ücretine tabidir. Davanın re’sen devamı mümkün değildir ve takipsiz bırakılması durumunda Usulün 409. maddesi tatbik edilir.

Butlan Nedeniyle Evliliğin İptalinin Sonuçları

Mahkemenin evlenmenin iptali kararma kadar taraflar arasındaki evlenme, geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. (TMK.m.156) Bu evlilikten doğan çocuklar ana ve babanın iyiniyetli olup olmadıklarına bakılmaksızın evlilik içinde doğmuş çocuk statüsündedirler ve çocuklarla anne-baba arasındaki velayet, nafaka, şahsi ilişki vb. ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır. (TMK.m.157) Bu hususlarla ilgili olarak mahkemenin taleple bağlı olduğu hususlarda (örneğin boşanmadan sonra istenebilecek iştirak nafakasında olduğu gibi) resen karar vermesi mümkün değildir.

Evlenmenin butlanı kararının eşler bakımından sonucu ise TMK’nın 158. maddesinde düzenlenmiş olup eşlerin iyiniyetli olup olmadıklarına değer verilerek, evlenirken iyiniyetli bulunan eşin bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunun korunacağı hüküm altına alınmıştır. Bunlar, isim, vatandaşlık, rüşt gibi evlenme ile kazanılan haklardır. İyiniyet durumu TMK’nm 2.,3.ve 4. maddeleri kapsamında ve delil durumuna göre çözümlenecektir. Bunun dışında eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, maddi ve manevi tazminat, tedbir ve yoksulluk nafakası, kadının evlen-
mekle almış olduğu kocasının soyadım kullanmaya izin talepleri hakkında ise boşanmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır. Önemle belirtmek gerekir ki evlenmenin iptali davalarında da TMK’nm 184. maddesindeki hükümlerin uygulanacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Kanaatimizce ka

TMK’nın 159. maddesi uyarınca evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Burada evlenmenin butlam davasının devamı sırasında eşlerden birinin ölmesi durumunda eş ve ölen eşin mirasçılarının durumu TMK’nm 181. maddesine paralel bir düzenleme yapılarak, evlenme ölümle sona ermiş bulunduğundan ve artık evlenmenin iptaline karar verilmesi de olanaksız olmakla yasal olarak sağ kalan eşin mirasçılığı da söz konusu olduğundan mirasçıların devam edecekleri davanın konusu sağ kalan eşin ölen eşin mirasçılığım engellemeye matuf sağ kalan eşin kötüniyetli olduğunun tespiti ile bunun hüküm altına alınmasından ibarettir. Bu kapsamda mahkemece ölen eşin mirasçılarına resen davaya bu şekilde devam edip etmeyecekleri konusunda her hangi bir muhtıra tebliği söz konusu olmayacaktır. Yasal mirasçılar (yasal mirasçılardan her hangi biri) veraset ilamım (sağ kalan eşle birlikte mirasçılık veya sağ kalan eşin mirasçı olmaması halinde mirasçı olmaları halinde) ibraz ederek ve mahkemeye bu yönde dilekçe ibraz etmek suretiyle davayı devam ettirebilecekler ve yapılan yargılama neticesinde evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eşin iyiniyetli olmadığının anlaşılması durumunda mahkemece evlenmenin iptali davası hakkında konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına ve sağ kalan eşin kötü niyetli olduğunun tespitine karar verilecektir. Aynı madde uyarınca bu şekilde karar verilmesinin sonucu ise sağ kalan eşin ölen eşin mirasçısı olamaması, sağ kalan eşe ölen eş tarafından daha önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla sağlanan hakların yitirilmesidir. Ancak bunları hüküm altına almak bu davanın konusunu teşkil etmez, mahkemenin karan tespite ilişkindir, bu karar dayanarak mirasçılar örneğin veraset ilamının iptali, tasarrufun iptalinin ait olduğu mahkemede talep edebileceklerdir. Mahkemece yapılan araştırma ve yargılama neticesinde sağ kalan eşin iyiniyetli olduğunun anlaşılması halinde ise mirasçıların talebinin reddine karar verilecektir. Her iki ihtimalde de karar temyizi kabildir.

Evlenmenin iptali ile boşanma davasımn terditli olarak birlikte açılması mümkün olup, öncelikle evlenmenin iptali durumunun çözümlenmesi gerekir. Çünkü geçerli bir evlenme bulunmazsa boşanma da söz konusu olamayacakır. Ayn ayrı butlan ve boşanma davalarının varlığı halinde ise evlenmenin iptaline karar verildiğinde boşanma davasının reddi gerekeceğinden bunun sonucu bekletici mesele yapılır. Davaların birleştirilerek birlikte görülmesi ihtimalinde, butlanın sabit olmaması halinde boşanma davasımn esasına geçilerek sonuçta boşanma sebebi sübuta ererse butlan davasımn reddi ile boşanma davasının kabulüne karar verilecektir.

Evliliğin Butlanına Dair Yargıtay Kararları

  • SIRF TUTUKLULUK DURUMUNUN KALDIRILMASI VE AÇILAN CEZA DAVASININ ERTELENMESİ AMACIYLA YAPILAN EVLİLİĞİN TMK NÜN 149. MADDESİ UYARINCA İPTALİNİN MÜMKÜN OLMAYACAĞI

Taraflar arasındaki davamn yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dosyada yapılan incelemede Azime Çelenin önce Recep Çelen’e karşı şiddetli geçimsizlik nedenine dayanarak 25/9/2000 tarihinde boşanma davası açtığı, bu davamn Bursa-Yenişehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/4/2001 tarih ve 2000/299 esas, 2001/56 karar sayılı kararıyla reddedildiği, hükmün 20/6/2001 tarihinde kesinleştiği,

Bunun üzerine, adı geçen vekili tarafından 4/3/2002 tarihli dava dilekçesiyle Recep Çelen aleyhine evliliğin iptaline karar verilmesi istemiyle dava açıldığı mahkemece davamn kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilm3eksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 149. maddesinde yanılma nedeniyle evlenmenin nisbi butlan ile iptali hali düzenlenmiştir.

Dosya kapsamına göre, davacı Azime’nin davalı Recep ile yanılarak, değil taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince Recep hakkında açılan ceza davasının evlenme nedeniyle ertelenmesi ve tutukluluk durumunun sona erdirilmesini sağlamak amacıyla evlendiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, anılan Kanunun 149. maddesinde belirtilen yanılma nedeniyle evlenmenin iptali şartlan oluşmadığı halde, davanın kabulü ile Medeni Kanunun 149/1. maddesi hükmü gereğince evliliğin iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 13.02.2006 gün ve 2005/17016-1435 s. karan)

  • TMK 149/2 UYARINCA EVLENMENİN İPTALİNE KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAVALININ DAVACI İLE BÎRLÎKTA YAŞAMASINI ÇEKİLMEZ HALE GETİRECEK DERECEDE YANILMASINA NEDEN OLACAK BİR DURUMUNUN BULUNDUĞUNUN KANITLANMASI GEREKTİĞİ

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 149 uncu maddesinde yanılma nedeniyle evlenmenin nisbi butlan ile iptali hali düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci bendinde eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenme halinin evlenmenin iptalinin dava edilebileceği belirtilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, dava dilekçesinde ve tanık beyanında davalının davacı ile birlikte yaşamasını çekilmez hale getirecek derecede yanılmasına neden olacak bir durumunun bulunduğu konusunda herhangi bir iddianın olmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, Medeni Kanunun 149/2 nci maddesinde belirtilen durumun bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve deliller toplanmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 03.07.2006 gün ve 4389-10529 s. karan)

  • EVLENMENİN İPTALİ HALİNDE TMK 58 UYARINCA BOŞANMAYA İLİŞKİN HÜKÜMLERİN UYGULANACAĞI

1-Dosyadaki yazdara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektiriri sebeplere ve özellikle kocanın akd hastası olup, kusurlu kabul edilememesine göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlan yersizdir.

2-Davalinin ev kadım olup, evlenmenin iptali halinde de boşanmaya ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğinden Türk Medeni Kanununun 158,175. maddesi koşullan oluşmuştur. Kadın için uygun yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, talebin yoksulluk nafakası yönünden de reddi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : 1-Hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu kesimlerinin 1. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA,

2-Hükmün 2. bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 22.03.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(Y. 2. HD’nin 22.03.2004 gün ve 2665-3562 s. karan)

  • TMK 145. UYARINCA AKIT, HASTALIĞI NEDENİNE DAYALI EVLENMENİN İPTALİNE KARAR VERİLEBİLMESİNİN KOŞULLARI

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm Temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 145. maddesinde; yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinden (TMK. m. 112/2, 89) farklı olarak “eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması” mutlak butlanla sakatlık sebebi olarak kabul edilmiştir.

Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4722 sayıh Kanunun 9/3. maddesine göre “..eski hukuka göre geçerli olmayan evlenmenin iptali, Türk Medeni Kanunu hükümlerine tabidir..” Bu hükme göre davada, 4721 saydı Türk medeni Kanunu hükümlerinin uygulanacağı açık ve tartışmasızdır.

Olayda, evlenme 3.4.1996 tarihinde gerçekleşmiştir. Mahkemece hükme esas alman E…. Numune Hastanesinin 8.8.1996 tarihindeki muayene sonucu verdiği Sağlık Kurulu raporunda, evlenenlerden kadında tespit edilen kronik psikoz hastalığının, evlenmeye engel olacak nitelik ve derecede olup olmadığı belirtilmediği gibi, hastalığın evlenme tarihinde var olup olmadığına ilişkin de bir açıklama bulunmamaktadır. Rapor eksik ve hükme esas alınacak yeterlikte değüdir. O halde mahkemece yapdacak iş, davalı Yosma’nın Eğitim ve Araştırma Hastanesine şevkinin sağlanarak, hastanece gerekli görüldüğü takdirde müşahade altına da alınmak suretiyle muayenesinin yapılması ve evlenme tarihinde evlenmeye engel olacak derecede bir akıl hastalığının bulunup bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporu de saptanması ve hasd olacak sonucu uyarınca karar verilmesinden ibarettir. Eksik inceleme de hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.(Y. 2. HD’nin 23.01.2003 gün ve 2002/15064-917 s. karan)

  • DAVALININ AHLAKÎ YAPISINDA YANILMANIN TMK 149/2 UYARINCA ÖNEMLİ NİTELİKTE YANILMA TEŞKİL EDECEĞİ

743 Sayılı Medeni Kanunun 116/3. maddesi; kan veya kocasında bulunmaması, onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede ehemmiyetli bir vasfı hakkında hataya düşerek evlenmiş ise evlenmenin feshinin istenebileceğini hükme bağlanmıştır. Taraflar 19.1.2001 de evlenmiş dava ise 5.2.2001 de açılmıştır. Toplanan delillerden davalının evlenmeden önce üçüncü kişilerle çok kez evlilik dışı ilişkiye girdiği, sokakta birlikte bulundukları sırada bu halin 3. kişilerin hoş karşılanmayacak davranışların yol açtığı davalının bu amaçla Gürcistan’dan geldiği anlaşılmaktadır. Davalının ahlaki yapısı önemli vasıf olup, davacı için onunla birlikte yaşamayı çekilmez hale sokar. Davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde isteğin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Y.10.05.2002 gün ve 3393-6257 s. karan)

  • TMK 42. MADDEDE BELİTİLEN USUL VE ESASLARDA YAPILAMAYAN EVLENMENİN yok hükmünde olduğu

Dava evliliğin yokluğunun tespitine ilişkindir.

743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin 109 ve 4721 Sayılı Medeni Kanunun 142. maddesi; evlendirme memurunun evleneceklerden her birine birbirleriyle evlenmek isteyip istemediklerini soracağını, evlenmenin, tarafların olumlu sözlü cevaplanmn verildiği anda oluşacağını, memurun evlenmenin tarafların karşılıklı rızası ile kanuna uygun olarak yapılmış olduğunu açıklayacağını ve evliliği bu şekilde hükme bağlamıştır.

Toplanan delillerden; evlendirme işleminin 1.7.1998 tarihinde, Bingöl İ… Köyü muhtarlığmca yapıldığı ve kocanın bu evlendirme işlemine katılmadığı, Şükrü yerine babası Ahmet’in iştirak edip tutanağı imzaladığı anlaşılmaktadır. Bu açıklama karşısında evlenme yok hükmündedir. Mahkemece yukarıdaki açıklama çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, yasanın yorumunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 13.01.2004 gün ve 2003/16618-183 s. karan)

  • EVLİYKEN YENİDEN EVLENEN BİR KİMSENİN ÖNCEKİ EVLİLİĞİ MUTLAK BUTLAN KARARI VERİLMEDEN ÖNCE SONA ERMİŞSE VE İKİNCİ EVLENMEDE DİĞER EŞ İYİ NİYETLİ İSE BU EVLENMENİN BUTLANINA KARAR VERİLEMEYECEĞİ

4721 sayılı Medeni Kanunun 147/son maddesi; evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan karan verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyi niyetli ise bu evlenmenin butlanına karar verilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Davalılardan Fazıl ilk eşi Ayten’den Köln Mahkemesinin 17.3.1999 tarihli kararı ile boşanmış, bu karar Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2001 günlü karan ile tenfizine karar vermiş ve bu karar 21.12.2001 de kesinleşmiştir. Fazıl’ın ilk evliliği bu kararla sona ermiştir. Davalılardan Harika”mn ikinci evliliğin yapılmasında kötü niyetli olduğu da ispat edilmemiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddi gerekirken yazılı şekilde iptal karan verilmesi usul ve yasaya aykındır. (Y. 2. HD’nin 05.03.2002 gün ve 2458-2905 s. karan)

  • KADININ ERKEK VÜCUDUNU ANDIRAN GÖRÜNÜMDE OLMASI VE CÎNSEL ORGANINDAKİ ANORMAL DURUM ÎLAÇ ETKİSİ İLE CÎNSEL YAKLAŞIMA ELVERİŞLİ HALDE TUTULMAYA ÇALIŞILMASININ EVLENMENİN İPTALİ NEDENİ OLDUĞU

Evlilik hayatında kadın ve erkeğin birbirine her bakımdan zevkle yaşaması ve bu suretle cinsel doyuma ulaşmaları asildir. Erkek görünüşlü ve ömür boyu ilaç gücü ile dişiliğini korumaya çaba sarfeden bir kadınla, erkeğin yaşamaya zorlanması mümkün değildir. Çünkü evlilik hayatı, başka canlılarda olduğu gibi sırf çiftleşme ile sürdürülemez. Eşlerin birbirine her yönü ile yakmlaşmalan, gerçek anlamı ile doyuma ulaşmaları şarttır. Kadının erkek vücudunu andıran görünümü ve cinsel organındaki anormal durum ilaç etkisi ile cinsel yaklaşıma elverişli halde tutulmaya çalışılan bir kadına karşı, kocada meydana gelen soğukluk ve haklı kaçınma duyguları karşısında evlenmenin feshi gerekir. Buna rağmen davacıyı hayatı boyunca arzusu dışında birisiyle beraber yaşamaya zorlamak haksızlık olur. (Y. 2. HD’nin 14.5.1981 gün ve 2375 – 3728 s. karan)

  • HATA NEDENİYLE EVLENMENİN İPTALİNE KARAR VERİLEBÎLMESİNİN KOŞULLARI- HATANIN EVLENME SÖZLEŞMESİNDEN ÖNCE VARLIĞI VE KARŞI TARAFTAN GİZLENDİĞİNİN İSPATLANMASI GEREKTÎĞİ-KOCANIN İKTİDARSIZLIĞI İDDİASI

Taraflar arasındaki “evlenmenin feshi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.12.1992 gün ve 149-248 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.9.1993 gün ve 7438-8040 sayılı ilâmı: (… Medeni Kanunun 116/2. maddesi gereğince evlenmenin feshine karar verilebilmesi için, düşünülen hatanın bizzat eşin bir vasfında olması gerektiği gibi, hatanın esaslı olması ve hatanın eşinde “bulunması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede önemli bir vasıfta” olması gerekir. Davacı dava dilekçesi ve duruşma safhasında davalı kocanın iktidarsız olduğunu ve bu sebeple cinsel birleşmede bulunamadığını iddia ederek evlenmenin feshini istemiştir. Davalı savunmasında başlangıçta davacı ile cinsel birleşmede bulunduklarını, ancak bilahare davacıdan kaynaklanan sebeplerle münasebette bulunmadıklarını savunmuştur. Dosyada mevcut davacıya ait 13.11.1992 tarihli raporun incelenmesinde “Hymen (kızlık zarı) annüler, intarkt olup, halen anatomik olarak bakiredir, cinsel ilişkiye mani bir durumun bulunmadığının” bildirildiği, Davalıya ait 20.6.1992, 27.6.1992 ve 3.11.1992 tarihli raporlarda ise “ürolojik olarak sağlam, dış genital organlar (penis-soro-tum-testisle) sağlamdır. Kullanma normaldir, gerek organik gerekse psişik olarak normal ve sağlıklı bir erkek olduğu’nun belirtildiği görülmüştür.

Davacının cinsel birleşmenin gerçekleşmediğini iddia etmesine, davalının ise gerçekleştiğini savunmuş bulunmasına göre, davanın kabul edilebilmesi için eşler arasında cinsel birleşmenin gerçekleşmediğinin sabit olması gerekir ve bu konuda da ispat külfeti de davacıya düşer.

Davacının delil olarak dayandığı doktor raporunda her ne kadar davacının bakire olduğu yazılı ise de aynı raporda kızlık zarının “annüler intarkt” olduğunun belirtilmesine ve davalının muayenesi ile ilgili raporlarda da iktidarsız olduğunun belirtilmemesine ve normal sağlıklı bir erkek olduğunun açıklanması karşısında davacı cinsel birleşmeyi davalının yapamadığı şeklindeki iddiasını isbat edememiştir. Vasıfta hatanın evlilik sözleşmesinin bozulması nedeni sayılabilmesi için sözleşmeden önce varlığı ve karşı taraftan gizlendiğinin gerçekleşmesi gerekir. Davalıdan böyle vasıf hatasının bulunduğu kanıtlanamamıştır.

O halde davanın reddi gerekirken kabulü doğru görülmemiştir. Ne var ki bu hususun temyiz incelemesi sırasında gözden kaçtığı, bozulması gereken kararın onandığı anlaşılmakla davanın karar düzeltme isteminin kabulüne, dairemizin onama kararının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme’ce önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektiriri nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve Yasa’ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (YHGK’nin 29.06.1994 gün ve 329-477 s. karan)

  • EVLENMENİN İPTALİ DAVASI İLE BİRLİKTE VEYA KARŞI DAVA OLARAK BOŞANMA TALEBİNDE BULUNULABİLECEĞİ

Taraflar arasındaki “evlenmenin feshi ve boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ÖDEMİŞ Asliye 2. Hukuk Mahkemesince evlenmenin feshi davasının kabulüne ve boşanma davasımn reddine dair verilen 21.5.1981 gün ve 518-141 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

(…Toplanan delillerden, nişanlılık döneminde tarafların cinsel ilişkide bulundukları anlaşılmıştır. Onun için zifaf gecesi davalının kız çıkmaması tabiidir. Şu durumda evlenmenin feshine ilişkin davanın reddi gerekir. Ancak kendi eylemi ile nişanlısını kızlıktan mahrum eden kişinin nikahtan sonra onun kız olmadığını ileri sürmesi kadına karşı bağışlanmaz, bir kusur olup, bu davranış ortak hayatı çekilmez hale getirmiştir. Öyle ise kocanın fesih davasının reddiyle, kadının karşılık davası sebebiyle boşanmaya karar verilmesi gerekir. Bu yönün gözetilmemiş olması usul ve kanuna aykırıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve HUMK’un 2494 sayılı Yasa ile değişik 436/son maddesi gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, taraflarla yakınlığı olduğu anlaşılan tamk Mehmet Candan ile Hüseyin Ovacık’m olaylar zikretmek suretiyle vaki samimi ve inandırıcı tanıklarına göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. (YHGKnın 01.06.1984 gün ve 303-646 s. karan)

  • TMK 153 UYARINCA YASAL TEMSİLCİLERİNİN İZNİ OLMADAN EVLENEN KÜÇÜK VEYA KISITLININ HÜKÜMDEN ÖNCE 18 YAŞINI DOLDURDUKLARI TAKDİRDE EVLİLİĞİN İPTALİNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ

Evlenmeleri ana ve babalarının veya vasilerinin iznine bağlı olanlar bu izni almaksızın evlenirlerse, ana baba veya vasi evlenmenin feshini isteyebilirler. Evlenmenin feshine karar verilmeden önce kişi ana baba yahut vasinin iznini almaktan kurtulacak yaşa gelir veya kadın gebe kalırsa evlenme fesholunamaz. (M. K. 120)

Dava, yukarıda açıklanan sebebe dayanmaktadır. Ünzile 15.3.1957 doğumlu olup, hükümden evvel 18 yaşını doldurmuş, böylece veli veya vasinin müsaadesini almadan evlenme çağma girmiştir. Şu durumda davanın konusu ortadan kalkmıştır. Öyle ise, davanın reddi gerekirken evlenmenin feshine karar verilmesi usul Ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 17.06.1975 gün ve 5193-5484 s. karan)

  • EŞLER ARASINDA EVLENMEYE ENGEL OLACAK DERECEDE HISIMLIK BULUNMADIĞI MÜDDETÇE TMK 4. MADDEYE İSTİNADEN EVLENMENİN İPTALİNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ

Kamu hukuku ile Nufus İdaresi, Mehmet ve arkadaşları arasındaki evlilik kaydının iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda verilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle; evrak okunup, geregi görüşülüp düşünüldü:

C. Savcısı, kamu adına açtığı dava ile; Aygül ile Mehmet’in dayı yeğen oldukları, aralannda evlenme yasağı bulunduğunu, buna rağmen evlendiklerini beyanla bu batıl (geçersiz) evlenmenin ortadan kaldırılmasını istemişlerdir.

Gerçekten dayı ve yeğenin evlenmesi yasaktır (MK. m 92, 112). Ne var ki, Aygül ile Mehmet arasında evlenmeye engel bir hısımlık bulunmamaktadır. Şöyle ki; Mardin Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 22.6.1988 günlü ve 1988/376/336 sayılı karan ile, Aygül’ün anasının Mehmet’in kardeşi Muammer olmayıp, Fikriye olduğu tespit edildiği, bu suretle kaydın düzeltilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Şu durumda, karı-koca arasında “dayı-yeğen” gibi bir sıhriyet bulunmadığı gerçekleştiğine göre, evlenmelerine engel bir akrabalık söz konusu olamaz. Bu itibarla davanın reddi gerekirken evlenmenin iptaline karar verilmesi usul ve kanuna aykmdır. (Y. 2. HD’nin 27.02.1989 gün ve 1584-1735 s. karan)

  • TMK 147 GEREĞİNCE SONA ERMİŞ BİR EVLİLİĞİN MUTLAK BUTLAN NEDENİYLE İPTALİNİ CUMHURİYET SAVCISI RE’SEN TALEP EDEMEZSE DE HER İLGİLİNİN MUTLAK BUTLAN NEDENİYLE BÖYLE BİR EVLİLİĞİN İPTALİNİ HER ZAMAN TALEP EDEBİLECEĞİ

Dosya münderecatmdan, davacının miras bırakan ( S )’nin 1950 yılında ( H ) ile evlendiği, ( H ),nin ise, ( S ) ile evlenmeden önce ( M ) adlı bir kadınla evli iken 1950 yılında boşandığı, ancak, ( M )’nin daha sonra boşanma kararım iptal ettirdiği, böylece ( H )’nin ( S )’ın 1968 yılında vefatı üzerine (A) adında bir kadınla evlenmiş olması sebebi ile bir anda üç kadınla birlikte evli duruma geldiği, boşanma karanmn iptalinden sonra ( M )’nin (A )’mn evliliğinin iptali için açtığı dava sonunda ( H ) ile (A )’nm evlilik kayıtlarının iptaline karar verildiği, böylece ( H ),nin ilk eşi ( M )
ve ölü ikinci eşi ( S ) ile kayden evli durumda bulundukları anlaşılmış, bu konu tartışmasız bulunmuştur.

İşte, davacılar murisleri ( S ) ile ikinci defa evlenmiş durumuna düşen ( H) nin ( S )’la olan ikinci evliliğinin geçersiz hale geldiğinden söz edilerek bu evliliğin geçersizliğinin tespitini istemişlerdir.

M.K.nun 112/1. maddesine göre evli iken evlenen eşin ikinci evliliği batıl olup butlan davası açmak hakkı C. Savcısı ile alakadarlara aittir ( MK. 113 ). Ne var ki zail olan evlenmenin butlanı resen, başka bir anlatımla, C. Savcısı tarafından dava olunamaz ise de alakadarların dava haklan vardır ( MK. 114 ) ve bu hakkın kullanılması da kanun koyucu tarafından bir süre ile sımrlandmlmamıştır. Onun için ( S. )’nin dava tarihinden önce vefat etmiş bulunması ile ( H ) ile olan evliliği zeval bulmuşsa da alakadar kişi olarak davacılann bunu hüküm altına aldırmaya hakları olup, olayda MK. 114/son maddesini, uygulama imkanı yoktur. (Y. 2. HD’nin 02.04.1987 gün ve 1925-2916 s. karan)

  • EVLÎLÎĞÎN BUTLAN İLE3 SONA ERMESİNİN İLERİYE DÖNÜK BİR KARAR OLMASI VE HÜKMÜN GERİYE YÜRÜYEMEYECEĞİ KURALI
  • KADININ İYİNİYETLE EVLENMİŞ OLMASI ŞARTI İLE MUHAFAZA EDEBİLECEĞİ HALLER İSİM, VATANDAŞLIK, RÜŞT GİBİ HAKLARDIR. MİRAS ÖLÜM İLE AÇILDIĞINDAN BU HAKLAR ARASINDA DEĞERLENDİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLMAYACAĞI

DAVA: Taraflar arasındaki “veraset ilamının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Bursa Dördüncü Sulh Hukuk Mahkemesi)’nce davanın reddine dair verilen 14.12.1992 gün ve 1992/1191-1418 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 5.4.1993 gün ve 1993/2986-3287 sayılı ilamı ile; (..Kan kocadan biri evlenme merasiminin icrası zamanında bir akıl hastalığı veya daimi bir sebep neticesi mümeyyiz değil ise evlenme batıldır (MKm. 112/2), zail olan bir evlenmenin butlanı re’sen dava olunamaz.

Fakat, alakadarlardan her biri butlanı hüküm altına aldırabilir (MEL m. 114/1). Evlenmenin butlanı ancak hakim karanyle hüküm ifade eder. Evlenme mutlak bir butlan ile malül olsa bile, hakimin kararma kadar sahih bir evlenmenin bütün hükümlerine haizdir (MKm. 124). Görülüyor ki evlenme hukukundaki butlan, Borçlar Hukuku’ndaki butlandan farklı anlamdadır. Borçlar Hukuku’ndaki butlan akdin meydana gelmesine ve hüküm ifade etmesine kesin olarak engel olur ve evlenme hukukundaki yokluğun karşılığıdır. Fakat evlenme butlan ile sakat olsa da gene evlilik meydana gelmiş olur.

Geçerli bir evlilik varmış gibi evliliğin iptaline kadar hukuki sonuçlarım doğurur. Butlan nedeniyle iptal karan etkisini evlenme tarihinden itibaren yürütemez. Zira, Medeni Kanun’un 124. mad-
desindeki açıldığa göre mahkemenin vereceği iptal karan açıklayıcı değil, yenilik doğurucu niteliktedir; evlenmenin hükümlerini geçmişten değil gelecek için ortadan kaldırır. Medeni Kanun’un 114. maddesindeki alakadarların da butlanı hüküm altına aldırır hükmü, 124. maddenin açıldığı konusunda butlan hükmünün geriye yürüyeceğini kabule yeterli değildir. Bu durumda butlan karan verilmeden ölüm sebebi ile evliliğin sona ermesi durumunda sağ kalan eşin diğerinin mirasçısı olduğunu kabul etmek gerekir. Dairemizin devamlılık gösteren içtihattan bu doğrultudadır.
(4.11.1992 tarih ve 9407-1077 saydı, 26.6.1993 tarih ve 4078-4043 saydı kararlar). Şu halde butlan davası sonuçlanmadan eşlerden birinin ölümü ile evliliğin sona ermesi halinde sağ kalan eşin diğerinin mirasçısı olduğunu kabul etmek gerekir. Davanın reddi yasaya aykındır..) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapdan yargılama sonunda; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davacı vekili.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edddiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, gereği görüşüldü:

KARAR: Medeni Kanun’un 112/2. maddesine dayalı olarak aynı Yasa’nın 113. maddesi uyarınca 4.1.1988 tarihinde açdan davanın devamı sırasında akıl hastası olduğu ileri sürülen Selahattin’in 28.5.1988’de öldüğü, ölümden sonra da davaya devam olunup sonuçta akıl hastalığı nedeniyle evlenme akdinin iptaline karar verildiği ve kararın 24.2.1992 tarihinde kesinleştiği tartışmasızdır.

Özel Daire de Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, evlilik adtinin mutlak butlan nedeniyle iptaline ilişkin kararın kesinleşmesinden önce akıl hastası olan eşin, ölümü halinde sağ kalan eşin kendisine mirasçı olup olamayacağı noktasmda toplanmaktadır.

MK’nun 124. maddesi, “Evlenmenin butlanı ancak hakimin kararıyla hüküm ifade eder. Evlenme mutlak bir butlan ile malul olsa bile hakimin kararına kadar sahih bir evlenmenin bütün hükümlerini haizdir” hükmünü getirmiştir.

Bu hüküm, evlenmenin butlan nedeniyle iptaline ilişkin kararın yapıcı bir nitelik taşıdığım açıkça göstermekte olup, MK7mn 112, 114 ve 126/2. maddelerinin tanzim tarzı da bu görüşü doğrulamaktadır.

Butlan nedeniyle verilen evlenme akdinin iptali kararının yapıcı nitelik taşımasının sonucu olarak da, karamı geriye yürütülemeyecek ancak, ileriye yönelik olarak sonuç doğuracağının kabulü doğal olup, bu yönde Mffnın 124. maddesi de iyi ya da kötü niyete yer vermemiştir.

Ancak, evlenmenin kadına sağladığı bütün hakların mutlak olarak muhafazası da uygun görülmeyerek MK 124’deki bu kuralın istisnası, MK7mn 126/1. maddesinde “Hüsnüniyetle evlenen kadın feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisap ettiği vaziyeti muhafaza eder. Fakat evlenmeden evvelki aile ismini tekrar alır” şeklinde getirilmiştir.

Bu hükme göre, kadının muhafaza edilebilmesinin iyiniyetle evlenmiş olması koşuluna bağlı tutulan haller, isim, vatandaşlık, rüşt gibi evlenme ile kazanılan haklardır.

Oysa, miras ölüm ile açıldığında (MK.517) evlenme ile kazanılan haklar arasında değerlendirilmesi ve hüsnüniyet kur alma bağlanması düşünülemez ve butlan nedeniyle evlenmenin iptali kararından önce ölüm nedeniyle evlilik sona ermiş olmakla sağ kalan eş iyiniyetle olup olmadığına bakılmaksızın mirasçı olur.

MKüım 114. maddesi gereğince evliliğin, ölüm veya boşanma gibi nedenlerle zevalinden sonra butlanın hüküm altına aldınlabileceği hükmü, miras yönünden sonuca etkili olmayıp alakadar ve taraflar için ancak manevi yönden bir değer taşımaktadır.

Bu durumda, mahkemece bu yönler düşünülmeksizin davanın reddedilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır. (YHGK’nm 26.10.1994 gün ve 1993/756 – 638 s. karan)

KARŞI OY YAZISI

Davaya konu uyuşmazlıkta ortaya çıkan hukuk sorunu hakkında, sağlıklı bir yargıya varılabilmesi için öncelikle somut olayın nasıl geliştiğinin bilinmesi gerekir.

Davacı Gülten ile davalıların kardeşleri ölü Selahattin arasmda kapsamı tüm yönleriyle anlaşılamayan, eskiye dayanan bir arkadaşlığın bulunduğu ve bu ilişkiyi evliliğe dönüştürmek için birlikte Bursa Belediyesine başvurdukları, ancak Selahattin’in akıl hastası olması nedeniyle bu isteğinin reddedildiği ve durumun taraflara bildirildiği, bunun üzerine tarafların Bursa civarında, gözden uzakta bir köye giderek orada resmen evlendikleri (31.5.1987); hemen anında Selahattin’in mirasçıları tarafından açılan iptal davasının yargılanması sırasında Selahattin’in öldüğü ve sonuçta akıl hastalığı (kronik paranoid şizofreni) nedeniyle evlenme sözleşmesinin iptaline karar verildiği tartışmasızdır.

Türk İsviçre ve hatta Alman Hukuk Düzenlerinde, kural olarak evliliğin butlan davası ile iptal edilmesi durumunda “sonuçlarının geriye yürümeyeceği” kabul edilmektedir. Ne var ki, çoğunluğun kabul ettiği gibi bu kuralın, mutlak olduğu ve MK’nm 2. maddesinin düzenlediği objektif iyiniyet kuralının dahi uygulanmayacağı görüşüne katılma olanağı yoktur.

  • EVLENDİRME MEMURUNUN ANCAK KENDİ GÖREV SINIRI İÇERİSİNDE EVLENME AKTI GERÇEKLEŞTİREBİLECEĞİ

442 sayılı Köy Kanununun 34. m. gereğince, köy muhtarı, köy sınırları içinde köye ait işleri yapmakla görevlidir. Köy Muhtan’nm İlçe Merkezi’ne gelerek evlenme işlemini yapması, o ilçe evlendirme memurunun görevini elinden almak (gasp) niteliği taşır. Onun için yapılan işlem yokluk ifade eder ve iptal karan verilmesi gerekir. (Y. 2. HD’nin 13.4.1978 gün ve 2855 – 2974 s. karan)

  • EVLENDİRME MEMURUNUN İDARİ GÖREV SINIRI DIŞINA ÇIKARAK BİR EVLENDİRME İŞLEMİ YAPMASININ YOK HÜKMÜNDE OLMASI

Evlenme, Belediye Dairesinde veya İhtiyar Kurulu odasında yapılır. Evleneceklerden birinin bu yerlere gelemeyecek derecede hastalığı bulunduğu doktor raporu ile tespit edilirse evlenme başka bir yerde de yapılabilir. (M.K. 108) Bu merasim, bir şekil şartı değil, evliliğin geçerliği,, yani sıhhat şartıdır. Çünkü: Her memurun bir görev çevresi olup, bu da idari taksimatla sınırlıdır. Onun için evlendirme memuru bölgesi dışına çıkarak görev yapamaz. Diğer bir deyimle idari sımnm geçtiği an görevsiz duruma düşer. Bu itibarla, bir köy muhtan başka bir köyde, ya da bir ilde
 evlendirme memuru diğer bir köy, kasaba, il ve ilçede evlendirme yapmak yetkisine sahip değildir.

Evlendirme memurunun idari görev sının dışına çıkarak bir evlendirme işlemi yapması halinde o yer evlendirme .memurunun görevini gaspetmiş, (kanunsuz olarak elinden almış) olacağı için, yaptığı nikah yok sayılır. Eski bir deyişle böyle bir nikah sözleşmesi keenlemyekundür.

Yokluk ifade eden işlemlerden dolayı kanun koyucu hak düşürücü veya zaman aşımı gibi dava açmayı önleyici ve kısıtlayıcı süreler kabul etmemiş olup, bu çeşit işlemlerin her zaman iptalleri istenebilir.

Yokluk ifade eden işlem ve sözleşmelerde iyi niyete dayanılamayacağı gibi, bunlar her hangi bir suretle de geçerlik kazanamazlar.

Olayda davacıların miras bırakanı İzmir’de oturmakta ve İzmir nüfusunda da kayıtlı bulunmakta iken, Trazlı köyü muhtarı İzmir’e gelerek evlendirme işlemini yapmıştır. Öyle ise yukarıda açıklandığı gibi işbu evlenme aktinin ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken olaya uymayan düşüncelerle davanın reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 06.09.1975 gün ve 4528 – 5246 s. karan. YKD. 1975/12.S. Sh: 23)

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.