Aklınıza takılan başka detaylar mı var?

Günlük 10.000'i aşkın ziyaretçisi olan hukuk forumunda sorularınızı gündeme getirebilirsiniz.

HUKUK FORUMU

Yorum yaparak bilgiyi çoğaltın!

Yazıyı okumanızın ardından konuyla alakalı fikir, düşünce, gelişme veya düzeltmelerinizi yorum kısmında belirtebilirsiniz. Bu sayede konuyla ilgili gelişmelerden e-posta yoluyla haberdar olur ve yenilikleri takip etme şansı yakalarsınız.

Evlat edinme ile ilgili davalarda yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe bir temsil kayyımı atanarak dava kayyıma yöneltilmelidir- Yargıtay Kararı

Evlat edinme ile ilgili davalarda yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe bir temsil kayyımı atanarak dava kayyıma yöneltilmelidir

“..Kural olarak kanun koyucu, mahdut ehliyetsizlerin (M.K. 16) şahsa bağlı haklarını doğrudan doğruya kullanacakları yolunda bir kural koymuş olmakla beraber, bunun doğuracağı sakıncaları önlemek için de bir takım sınırlamalar getirmiştir. (M.K. 12,82,90,173/1,254, B.K. 236) demek oluyor ki mahdut ehliyetsizlerin aleyhlerinde sonuç doğuran veya doğurması muhtemel bulunan hallerde 619 bu kişiler şahsa bağlı haklarını kendi başlarma kullanamazlar. (Prof. Aytekin ATAAY, Şahıslar Hukuku, 1969, Sh. 70- 71) Yorum gerçeği veya hiç olmazsa ona en yakın olanı bulmaktır.

Bu bakımdan, yorumlarda kelimelerden veya metinlerdeki eksikliklerden hareket edilirse görünüşdeki sun’i doğruluğa rağmen varılan sonuç daima yanıltıcı olur.

Gerçek bir neticeye ulaşılamaz. Onun için yorum yapılırken kanunun sistemi, benzeri olaylarda izlenilen yol, o müessese ile güdülen amaç, kamu düzeni, kamu yararı ve kişinin öz yaran gibi ilkelerin gözönünde bulundurulması zorunludur. Örnek olarak:

Medeni Kanunun 65/1. maddesinde, demek üyelerinin ihraca ilişkin kararlardan ötürü dava hakkı bulunmadığı açıkça ifade edilmiş iken 20/9/1950 günlü, 4/10 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile dava yolu açılmıştır.

6830 sayılı İstimlak Kanunun 15. maddesinin 6. bendinde, idarenin tesbit ettiği kamulaştırma bedeli ile bilirkişilerin takdir ettiği değer arasında açık nisbetsizlik bulunursa hakimin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırabileceği açıklanmış, böylece Hakime takdir hakkı tanınmıştır. Amma buna rağmen 20/1/1969 günlü 1968/4 – 1 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile amaca göre bir yorum yapılmış, madde metnindeki (yaptırabilir) şeklindeki ihtiyari beyan (yaptırmalıdır) diye emredici şekle sokulmuş, uygulama bu yola sevkedilmiştir.

Medeni Kanunun 513 ve Borçlar Kanununun 207. maddelerinde (sakıt olur)şeklindeki deyimlere rağmen bu sürelerin hak düşürücü olmayıp zamanaşımı süresi olduğunda ilmi ve kazai içtihatlarda söz birliği içindedir.

Medeni Kanunun 552. maddesinde bir çeviri eksikliği yapılmış, kaynak kanundaki (… İflas mercii tarafından tasfiye olunur. Borçların ödenmesinden sonra geriye kalan kısım reddetmemiş gibi hak sahiplerine ait olur…) cümlesi kanunumuza alınmamıştır. Yargıtay’ın istikrar bulan içtihatlarına göre, metne çeviri sırasında girmeyen bölüm var sayılarak uygulama devam edegelmiştir. Mirasla ilgili bütün ilmi eserlerdeki görüşlerde bu noktada birleşmiştir.

Yukarıda açıklanan örnekleri çoğaltmak mümkündür. Demek ki, yorumda amaca önem vermek gerekir. Bu bakımdan temyiz edenin Jacques Ladora atfen ileri sürdüğü düşünce ve yorum şekline katılmak mümkün değildir. Şöyleki:

Evlatlığa alınma şahsa bağlı hak olmakla beraber, az önce açıklanan sınırlamayabağlı tutulmuştur. Mümeyyiz küçükler rızaları olsa bile ana ve babalarının, bunlar yoksa vesayet makamının müsaadesi olmadıkça başkası tarafından evlat edinilemezler.

Kanun koyucu bununla da yetinmemiş, kamu düzeni düşüncesi ile küçüğün yararı esasından hareket ederek hakimin iznini de zorunlu kılmıştır. Bu hükümlerin tabii ve kaçınılmaz sonucu olarak, mümeyyiz küçüğün kurulmuş bir evlatlık ilişkisinin çözülmesi veya devamı hususunda yalnız başına söz hakkı sahibi olamayacağını kabul etmek gerekir.

Çünkü: Evlatlığa alınmada mahdut ehliyetsizin (Mümeyyiz küçüğün) arzusu ve kanuni temsilcisinin rızası mevcut olsa bile hakime, evlatlık ilişkisinin kurulmasına müsaade etmemek gibi geniş bir takdir yetkisi verilmiştir.

Evlatlık bağının kuruluşunda kanun koyucu, böylesine hassasiyet göstermiş iken, ilişki kurulduktan sonra her şeyi henüz reşit olmayan bir küçüğün iradesine terk etmesi akla ve özellikle kanunun sistemine ve az önce açıklanan ilkelere ters düşer. Öte yandan evlatlık sözleşmesinin devamını veya bozulmasını istemek şahsa bağlı haklardan olmakla beraber, evlatlık yönünden miras hakkı ve karşılıklı olarak da nafaka yükümlülüğünü yani mal varlığını ilgilendiren yönü vardır. (Prof. Saim ÜSTÜNDAG, Medeni Yargılama Hukukunun Esasları, 1973, Sh. 167, Prof. Selahattin Sulhi TEKİNAY, Medeni Hukuka Giriş Dersleri, 1973, Sh. 218, Prof. Selahattin Sulhi TEKİNAY, Türk Aile Hukuku 1971, Sh. 379) Şu halde anılan hususlar gözetildiği takdirde, bozulması için haklı sebepler varken mümeyyiz küçük evlatlık ilişkisini devam ettirmek hakkına sahip olmadığı gibi, muhik sebep yokken bozulmasını da isteyemez. Yani, açılacak ref i davasında küçüğün ,arzusunun hiçbir rolü yoktur. Öyle ise Medeni Kanunun 376/2. maddesi uyannca kayyım tayini mümkün ve caizdir. Reşit oluncaya kadar çocuklar velayet altında olup velileri tarafından temsil edilirler. (M.K. 252, 268) Bunun tabii sonucu olarak da mali sonuçlan olmayan şahsa bağlı haklann kullanılmasında bilemahdut ehliyetsiz kişiler dava takip yetkisine sahip değildirler. Mahkemede anılan kanuni mümessilleri temsil eder. Mali sonuçları da beraberinde sürükleyen evlatlığın ref i davasında evleviyetle mahdut ehliyetsizleri kanuni mümesilleri mahkemede temsil eder. Uygulamada bu yoldadır.

Uzakta olsa yarar çatışması ihtimalinin bulunması kayyım tayini için yeterlidir. Zira: Müşahhas olay aramaya kalkmak Asliye Mahkemesinde açılacak davayı Sulh Mahkemesinde çözme sonucu doğurur. Mahkeme kararındaki, açık gerekçe yanlışlığına, gereksiz 621 delil tartışmasına rağmen, ileri sürülen olaylar Asliye Mahkemeşinde incelenmeye değer nitelikte olup, kayyım tayininde isabetsizlik yoktur. Şu halde sonucu kanuna uygun düşen kararın onanmasına” (Y2HD, 04.12.1975, 7673-9224.)

Evlat edinme ile ilgili davalarda yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe bir temsil kayyımı atanarak dava kayyıma yöneltilmelidir

“Dava ve karar tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 257/1. maddesinde “Evlatlık, kendisini evlatlığa alanın aile ismini taşır ve onun mirasçısı olur. Asıl ailesindeki mirasçılığa da halel gelmez.

Ana babaya ait hak ve vazifeler, evlat edinen kimseye geçer. Evlat edinme akdinden evvel yapılmış resmi bir senet ile, nesebi sahih çocukların mirasçılık hakkına ve ana babanın çocukların malları üzerindeki haklarına dair olan mevaddı kanuniyeye muhalif hükümler kabul edilebilir.” hükmü, 376 /2. maddesinde ise “Bir işte kanuni mümessilin menfaati ile küçüğün veya mahcurun menfaati birbirine zıt olursa.” kayyım atanacağı hükmü düzenlenmiştir. Benzer düzenleme 4721 sayılı kanununun 314 ve 426/2. maddelerinde de yer almıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasının açıklanan yasa maddeleri uyarınca küçükleri temsil yetkileri bulunmayan biyolojik ana ve babaları aleyhine açılıp sonuçlandınldığı, bu suretle o tarihte evlat edinilen ve ergin olmayan çocuklara, açılan davada davacı yasal temsilci ile (evlat edinen) menfaatleri çatıştığı halde kayyım atanmadığı ve aleyhlerine hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Karar tarihinde yürürlükte olan HUMK. nun 73. maddesine göre “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakim iki tarafı iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere uygun olarak davet etmedikçe hükmünü veremez.” Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, mahkemelerce doğrudan doğruya (re’sen) gözönünde tutulur. Mahkemece yöntemine uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi,”(Y18HD, 12.06.2014, E. 2014/8644, K. 2014/10398)

Evlat edinme ile ilgili davalarda yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe bir temsil kayyımı atanarak dava kayyıma yöneltilmelidir

“.. .Davacılar Muammer Öğmen ve Nesrin Öğmen’in 24.01.2002 tarihli dava dilekçesiyle açtıkları davada, davacı Muammer’in vasisi olduğu 26.12.1995 doğumlu Selin Doğru’yu evlat edinmek istedikleri, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 426. maddesine göre, bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, vesayet makamı tarafından ilgilinin isteği üzerine veya resen temsil kayyımı atanır. Evlat edinmek isteyen vasi ile evlat edinilmek istenen küçük arasında menfaat çatışması meydana geldiğinden mahkemece, küçük Selin’in kayyımla temsilinin sağlanması, gösterildiği takdirde onun da delillerinin toplanması, bütün delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”(Y2HD, 12.04.2004, 3733-4606.)

Evlat edinme ile ilgili davalarda yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe bir temsil kayyımı atanarak dava kayyıma yöneltilmelidir

“..Hakim Re’sen Türk kanunları mucibince hüküm verir (HUMK.md.76). Ana baba vazifelerini ifa etmedikleri taktirde hakim çocuğun himayesi için gerekli tedbirleri re’sen almakla görevlidir (M.K.md.346).Velayeti ifadan aciz veya mahcur olan yahut nüfuzunu ağır surette suistimal eden veya fahiş ihmalde bulunan ana ve babadan hakim velayet hakkını nez edebilir. Ana babadan velayet nez olununca çocuğa bir vasi tayin olunur (M.K.348). Bir işte kanuni mümessilin menfaati ile küçüğün veya mahcurun menfaati biribirine zıt olursa alakadarların dilekçe ile başvurması üzerine veya doğrudan doğruya Sulh Mahkemesince kayyım tayin eder (M.K.md.426).

Velayet altında bulunmayan her küçüğe bir vasi nasbolunur. Nüfus adliye ve idare memurları resmi muameleleri dolayısıyla muttali oldukları vesayeti müstelzim böyle bir hali, Sulh Mahkemesine hemen ihbar ile mükelleftirler (M.K.404). Bu tür davalar, ana ve babanın ve çocuğun haklarına doğrudan etkili olup davada ana, babanın menfaatleri ile küçüğün menfaatleri çatışmaktadır. Şu halde küçüğün bir kayyımla temsili için gerekli işlemlerin icrası, davanın kayyıma, velayeti nez sebepleri varsa, anne ve babaya teşmili nez sebepleri yok ise anne, babanın da dinlenmesi, küçük velayet altında değilse vasi tayini onunda küçüğü temsilen davaya katılması, bu işlemler süresince 2828 sayılı kanunun 22. maddesi, Medeni Kanunun 349 ve 429. maddeleri uyarınca geçici tedbirlerin alınması yönleri düşünülmelidir.(Y.2.H.D nin 22.06.1993 tarihli 4013 – 6404 sayılı karan) Somut olaya gelince; Küçük Necdet Onur’un babasının cezaevinde bulunduğu, annesinin çocuğu terk ettiği iddia edilmekte olup, tedbiren davacı kurumda koruma altına alındığı anlaşıldığından Medeni Kanun gereğince velayetinin nez’i gerekip gerekmediğinin de tartışılması sonuca göre davanın ana babaya ya da çocuğa tayin edilecek kayyıma tevcihi savunmalarının alınması bir karar verilmesi gerekirken davaya devamla hüküm kurulması da usul ve kanuna aykırıdır.

Kabule göre de: Çocuğun babasının küçük Necdet Onur’un evlatlık verilmesi konusunda bir muvafakati bulunmadığı ve bu yönde bir istekte olmadığı halde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesine aykırı bir biçimde “evlat edindirme hizmetlerinden yararlandırılmasından” söz edilmesi doğru değildir.”(Y2HD, 04.06.2002, 6834-7495.)

Kaynak: https://www.yargitay.gov.tr/

Son düzenleme tarihi 3 Mayıs 2020 10:50

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.