Eşlerin Mal Rejimi Tasfiyesinde Zamanaşımı

Zamanaşımı: “Muayyen bir zaman geçmesiyle ve kanunen tayin edilen şartların tahakkukunda bir iktisap veya sukut vasıtasıdır.” Yani zamanaşımı, bir yandan kişileri bazı dava veya talep haklarından mahrum ederken, bir yandan da başka kişilerin bir takım kazanımlara ulaşmasına sağlar

İşte zamanaşımı bu ıskati yönü bakımından; “Kanunen muayyen olan müddet zarfında alacaklının hakkını talep veya dava etmemesi sebebiyle alacağını talep veya dava etme hakkından mahrum olmasını icap ettiren bir sukut sebebi” olarak betimlenebilir. Yani; “müruruzaman, alacağı talep etme sebebini zaman itibariyle tahdit eder. Hakkını uzun müddet kullanmayan alacaklı alacağını
değil, borçlunun iradesi hilafına olarak bu alacağı kullanmak imkanını kaybeder.” “Müruruzamana uğramış olan borç…haddi zatında nihayete ermez; borcun özü yine devam eder, fakat alacaklı bunu talep veya dava ederse, borçlu müruruzaman definde bulunarak borcunu ifadan imtina edebilir.” Nitekim; hukukta eksik borç olarak nitelendirilen bu kabil borçların, alacaklıya ödenmesi
halinde, borçlunun, örneğin zamanaşımı iddiasıyla, bunu ödediği alacaklıdan geri isteme hakkı bulunmamaktadır.

Zamanaşımı, muaccel yani talep edilebilir hale gelmiş bir alacağın, kanunca belirlenen süre içinde borçludan istenilmemesi halinde söz konusu olabilir. Bu bakımdandır ki; zamanaşımı hakkından önceden feragat edilemeyeceği gibi; tarafların anlaşmalarıyla zamanaşımı süresi uzatılamaz. Ancak kanunda belli bir süre gösterilmiş olmasıyla gerçekleşir. Ve muaccel olan borçlar yönünden söz konusu olur.

BK nun 125 – 140. maddelerinde ilkeleri belirtilmiş bulunan zamanaşımı; BK nun 128. maddesinde de vurgulandığı üzere, bir takım ayrıntılar dışında genel olarak; “Alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliydi bir ihtar vukuuna tabi ise, müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.” Yine BK’nun 125. maddesi gereğince;” Bu konuda başka surette hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruruzamana tabidir.

BK nun 126. maddesinde ise zamanaşımı süresi 5 yıl olan alacak ve davalar sayılmış, ayrıca zamanaşımı süresi 1 yıl olarak belirlenmiş alacak ve davalar da mezkur kanunun muhtelif maddelerinde ayrı ayrı gösterilmiştir. Yine BK nun 132. maddesinde yazılı örneğin; “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğeri zimmetinde olan alacakları” hakkında olduğu gibi kanunda yazılı muhtelif sebeplerin zamanaşımının ceryanına engel olacağı kabul edilmiştir. Keza BK nun 133 – 139 maddelerinde zamanaşımının kesilmesine ilişkin hükümler konulmuştur.

BK nun 140.maddesinde: “Müruruzaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruruzamanı kendiliğinden nazara alamaz.” Bu bakımdan; açılan bir davada söz konusu borcun zamanaşımına uğradığı savunmasının davalı tarafından mutlaka ileri sürülmesi gerekir. Bu husus hak düşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki farkı belirleyen başlıca kural durumundadır. Zira hakimin hak düşürücü sürenin varlığını resen gözetmesi gerekirken, olayda zamanaşımı olup olmadığını kendiliğinden incelemek durumunda değildir.

Bir davada zamanaşımı definde bulunmak için, alacağın zamanaşımına uğradığına ilişkin itirazın da HUMK nun 195. maddesinde düzenlenmiş on günlük esasa cevap süresi içinde kullanılması gerekir. Bu sürenin geçirilmiş olması hailinde ileri sürülecek zamanaşımı savunması. HUMK nun 202., maddesi gereğinde, davalı tarafından savunmanın genişletilmesi itirazıyla karşılanabilir.

Böyle bir itiraz vukuunda; mahkemece davalının zamanaşımı definin reddi gerekecektir. Mamafih, davalının zamanaşımı define karşı yapılacak itirazın. ilk celsede kadar veya o celsede yapılması zorunludur. Davacının, bundan sonra artık böyle bir itirazda bulunma hakkının olmayacağının da belirtilmesi gerekir”. Ancak; 12.01.2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( HMK) 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girecek yeni düzenlemesinde ve mezkur kanunun 127, 136 ve 141 maddelerine göre; davalının zamanaşımı itirazını en geç ikinci cevap dilekçesinde yani Ön inceleme duruşmasından önce yapması gerekmektedir. Bu süreden sonra yapılacak zamanaşımı savunmaları savunmamın genişletilmesi itirazı ile karşılaşabilir. Böylelikle davalıya tanınan zamanaşımı itirazı süresinin yeni kanunla hayli uzatılmış bulunduğu açıktır.

Davanın açılmasıyla ve dava dilekçesinin davalıya tebliğine gerek kalmadan BK nun 133/2 maddesi gereğince, işlemekte olan zamanaşımı kesilmiş olacağından; yukarıda açıklanan işlemlerin, zamanaşımının kesilmesi olgusu üzerinde bir etkisinin olmayacağı ortadadır.

Eşler Arasındaki Yasal Mal Rejiminde Zamanaşımı

BK nun zamanaşımına ilişkin düzenlemelerinin, aile hukukunun kendisine özgü kuralları dışında kalan hususlarda, eşler arasındaki mal rejimlerinde de geçerli olduktan kuşkusuzdur.

Aile Hukuku Yönünden Zamanaşımı

Zamanaşımı konusunun aile hukuku yönünden etkilendiği en önemli kural; BK nun 132. maddesinin 3. fıkrasında konulan:” Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında” zamanaşımının işlemeyeceği ve ceryana başlamış ise inkıtaya uğrayacağı hükmüdür. Binaenaleyh, nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez”.

Belirtmek gerekir ki; “BK nun 132. maddesinde, nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı eeryan etmeyeceği yazılı olup, maddinin sevkını icap ettiren sebep aile birliğinin sıyanetini istihdaf etmekte olmasına göre, keyfiyetin yalnız para alacaklarına hasrı doğru olamayacağından, maddenin geniş manasıyla ayın davalarına da teşmili kanunun ruhuna uygundur.”

Ancak bu konuda yine BK nun 132. maddesinin son paragrafının: “Müruruzamanı tatil eden sebeplerin zail olduğu günün hitamından itibaren müruruzaman başlar veya tevakkuftan evvel başlamış olan ceryanına devam eder” hükmünün bulunması sebebiyle; karı kocanın arasındaki nikah bağının ortadan kalkması halinde zamanaşımının eşler aralarında yeniden işlemeye başlayacağı ortadadır.

Belirtmek gerekir ki; eşler arsanda zamanaşımı cereyan etmeyeceğine ilişkin kural, hak düşürücü süreler için geçerli bulunmamakta ve hak düşürücü süreleri kapsamamaktadır ‘*. Yani belli hak düşürücü sürelere bağlı olan hakların. taraflar evli olsalar bile bu belirlenmiş süreler içinde kullanılmaları gerekir. Evli olmak bu hak düşürücü sürelerin ceryanını durdurmaz.

Eşyaların Aynen İadesine İlişkin Talepler Yönünden Zamanaşımı

Evli olmayan kişiler arasında olduğu gibi, eşlerin kendi aralarında ya da eşlerle üçüncü kişiler arasında bir eşyanın aynen iadesine ilişkin uyuşmazlıklarda tarafların zamanaşımı ileri sürmeleri mümkün bulunmaktadır.

Nitekim: eşyaların aynen iadesi davaları mülkiyet hakkına dayanırlar. Bu sebeple de mezkur davalarda TKM nin eski 701 ve 702 yeni TMK nun 777 ve 778 maddelerinde belirtilen; kazandırıcı zamanaşımı ve taşınır bir eşyanın terki şartları oluşmadıkça, bu eşyalara ilişkin hak ve davalar zamanaşımına uğramazlar. Ancak evlilik bağı sebebiyle davalının elinde kalan eşyalar aynen mevcut olmadığı için; bunların bedelleri talep edilerek dava açılmışsa olayda BK nun 61 maddesi uygulanacağından BK nun 125. maddesi uyarınca da on yıllık zamanaşımına tabi olur’.

Bu arada belirtmek gerekir ki; altın yani ziynet eşyası misli eşyadır. Yani kayıp ve zayi edilirse bile yerlerine yenileri konulabilirler. Bu sebeple de bunlar da ayni eşya hükümlerine tabi bulunurlar. Bu bakımdan misli eşya yönünden de zamanaşımı cereyan etmez’.

Şu halde; eşler arasında olduğu gibi, onlarla üçüncü kişiler arasında da aynen ya da mislen iadeye konu olan eşyalar yönünden zamanaşımı söz konusu olmayacaktır.

Eşler Arasında Kurulan Akdi İlişkiler Yönünden Zamanaşımı Kuralları

Hangi mal rejimine dahil olurlarsa olsunlar, evli eşler kendi aralarında olduğu gibi üçüncü kişilerle de mal rejimi kapsamı dışında bir takım hukuki ilişkilere girebilirler ve alacaklı ya da borçlu sıfatını kazanabilirler. Mal rejimi, karı kocanın aralarında BK nun kapsamında akdi ilişki kurmalarına engel değildir’. Örneğin bir eş, diğerinden ödünç alabileceği gibi; eşler kendi aralarında taşınmaz, ya da taşınır mal alım-satımı da yapabilirler.

İşte eşlerin gerek kendi aralarında ve gerekse de üçüncü kişilerle kurmuş oldukları bu nitelikteki akdi ilişkilerde; mal rejimini oluşturan kurallar değil fakat genel hukuk kuralları geçerli olacaklarından: zamanaşımı konusunda da o akitlere değin kuralar uygulanırlar. Nitekim; “Eşler evlilik birliğinin devamı sırasında müşterek ve müteselsil banka hesabı açabilirler; aksi kararlaştırılmadığı takdirde taraflar bu para üzerinde yarı yarıya hak sahibidirler. Fazla yapılan tasarruf sebebiyle birbirlerine karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmelerine dayanır.

Mal rejimi dışında akdi ilişkiye dayanan bu talep aile mahkemesinin görevine girmez. Keza “Evlilik birliğinin devamı sırasında eşler arasında birlikte mal edinme konusunda akdi bir ilişki kurulmuş olduğuna göre: eşlerin aralarında mal ayrılığı rejiminin geçerli olması açıklanan akdi ilişkiyi kurmalarına engel değildir.

Akdi ilişkilerden doğan alacak ve akde aykırı hareketler nedeniyle tazminat istekleri de kanunda başka surette bir hüküm mevcut olmadığına göre BK nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabidir.’ Bu sebeple de; mezkur akdi ilişkilerle ortaya çıkan çözümsüzlüklerin hali için açılabilecek davalarda zamanaşımı yönünden de BK nun genel kuralları uygulanmak gerekecektir.

Özet olarak yinelemek gerekirse; eşler arasında yapılan akitlerde BK nun 125. maddesi uygulanır. BK nun 125. maddesine göre, zamanaşımı süresi 10 yıldır.

Katılma ve DAP Alacaklarına İlişkin Zamanaşımı Kuralları

TMK nda, EMKR de ortaya çıkacak KA ile DAP alacaklarının tabi oldukları zamanaşımı hususunda herhangi bir özel düzenleme yapılmamış olması sebebiyle bu konuda bir konu boşluğu bulunmaktadır. Bu bakımdan söz konusu boşluk yargı içtihatlarıyla doldurulmak zorunda kalınmıştır.

Gerçekten de, katılma alacağının tabi olduğu zamanaşımı süresine ilişkin olarak TMK da bir hüküm bulunmadığının tespitiyle, olayı değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; bu konuda BK nun 125. maddesi hükmünün uygulanması gerektiğini sonucuna varmıştır. Bu görüş doğrultusunda da, Katılma Alacağı veya Artık Değerin mal rejiminin sona ermesinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını içtihat eylemiştir.

Yargıtay 2. HD bu içtihadında; “Katılma alacağının zamanaşımı konusunda 4721 sayılı TMK nda bir hüküm mevcut değildir. Borçlar Kanunun 125. maddesi uyarınca, kural olarak alacak davaları on senelik zamanaşımına tabidir. BK nun 125. maddesindeki; bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruruzamana tabidir hükmündeki (her dava) sözcüklerini (bütün alacaklar) tarzında anlamak gerekir.

Zamanaşımının başlangıcı da mal rejiminin sona erdiği tarihtir. TMK nun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca, BK nun zamanaşımına ilişkin hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir” şeklindeki bu gerekçeye dayanmıştır.

Nitekim; mezkur içtihada muhalif kalan Yargıtay Dairesi üyesinin muhalefet şerhinde: “Zamanaşımı süresinin eşler arasında bir mal rejimi sözleşmesi olup olmamasına göre zamanaşımı süresinin değişebileceği ve mezkur kararın buna rağmen hiçbir ayırım yapmadan doğrudan on yıllık zamanaşımı süresini benimsemesi olgusunun yersiz olduğu ve kezit mezkur kararın TMnun 178 ve 241 maddelerinde belirlenen zamanaşımı sürelerini de göz ardı etmiş bulunduğu hususunda ileri sürdüğü hususlar””1’ bu konudaki tartışmaları yinelemiştir. Örneğin; “TMK ııun 178. maddesinde düzenlenen evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklan boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar hükmüne paralel olarak, katılma alacağı ile ilgili zamanaşımının da mal rejiminin sona ermesi ve katılma alacağının varlığının öğrenildiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinden başlayarak on yıl içinde açılması gerektiği düşünülmektedir” şeklindeki görüşler çoğalmıştır.

Bazı yazarlarca; boşanmayla sona eren mal rejimlerinde Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresinin boşanma kararırın kesinleşme tarihinden başlamasının yerinde olamayacağı ve bu sürenin mezkur alacakların varlığının belirlenip ortaya çıktığı tasfiyenin tamamlandığı tarihte başlaması gerektiği de ileri sürülmüştür’.

Buna karşılık diğer bir görüşte de; eşler arasında mal rejiminden doğan talep haklarının sonuç olarak ya kanundan ya da sözleşmeden doğmakta olduğu olgusundan hareketle, değişik bir çözüm oluşturmaya çalışılmıştır. Buna göre; bir sözleşmeyle kuralın mal rejimleri yani Mal Ayrılığı, Paylaşmalı Mal Ayrılığı ve Mal Ortaklığı ya da Ayrıntı Anlaşmalarının uygulanmasıyla ilgili hususlarda BK nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanması teklif edilirken; bir kanuni zorunluluk olarak tabi olunulan 1-MKK nde ortada bir sözleşme olmadığından bu rejime ilişkin uygulamalarda zamanaşımının I yıl olarak kabul edilmesi hususu önerilmiştir.

Ancak bütün bu doktrin tartışmaları sırasında; Yargıtay Başkanlar Kurulunun 26.01.2009 tarih ve I sayılı tensibiyle; ‘Temyiz incelenmesi 2 HD tarafından yapılmakta olan, eşler arasındaki gerek 743 sayılı TKM sindeki gerekse 4721 sayılı TMK mal rejimlerinden kaynaklanan davaların temyiz incelemelerinin 02.02.2009 tarihinden geçerli olmak üzere 8 Hukuk Dairesince yapılmasının” kararlaştırılması üzerine; mezkur Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ittihaz eylediği yeni kararıyla; boşanma sebebiyle sona eren mal rejimlerine ilişkin zamanaşımı konusunda Katılım Payı ve DAP (,s alacaklarının zamanaşımı sürelerinin 1 yıl olarak belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır. Ne var ki daha sonra, YHGK tarafından verilen 05.05.2010 tarihli kararla; TMK’nun yürürlük tarihi olan 01.01. 2002 tarihinden önce yapılan katkı paylarının akdi nitelikleri sebebiyle; bu alacaklarla ilgili zamanaşımı süresinin BK’nun 125. maddesi gereğince 10 yıl olacağı kararlaştırılmıştır.

İşte bu sebeplerledir ki; beliren şu son duruma göre; mal rejimleri ve KA (Katılım Alacağı) ile DAP ‘ a ilişkin zamanaşımı sürelerinin bu rejimlerin sona erme şekli ve alacağın niteliğine göre iki ayrı olgu göz önüne alınarak incelenmesi gerekmektedir.

Mal Rejiminin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesi Durumunda Zamanaşımı

TMK nun 178. maddesinde konulan kurala göre: “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklan, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” Bu hüküm maddesinin gerekçesinde de; “Evliliğin boşanma nedeniyle son bulmasına rağmen eşlerin yıllar sonra maddi ya da manevi tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmesi önlenmek istenmiştir. Bütün alacak istekleri gibi boşanmadan doğan tazminat ve yoksulluk nafakası istemlerinde de bir zamanaşımı süresinin olması gerekir. Bu süre, evliliğin boşanma sebebiyle son bulmasına ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren işlemeyle başlayacaktır.”'” şeklinde açıklanmıştır.

İşte Yargıtay 8. HD de TMK nun işbu 178. maddesinin koyduğu kurallardan yararlanarak ve: “4721 sayılı TMK nun ‘Aile Hukuku’ başlıklı birinci kısmın ikinci bölümünde bulunan 178. maddesinde; Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar hükmü yer almaktadır… TMK nun aynı kısım aynı bölümünde, boşanma, tazminat, nafaka ile birlikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme de yer almakladır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar, boşanma davasının eki niteliğinde değil ise de. evlilik birliği sona ermeden açılamaz, diğer bir anlatımla boşanmaya bağlı olup boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bu hakların ileri sürülmesi mümkün olabilir, aksi halde tasfiye yapılamaz.

TMK nun ‘Aile Hukuk’ ile ilgili ikinci kitabındaki düzenlemeler, TMKnun 178. maddesi metni ve bu maddenin gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun boşanan eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine karşı maddi ve manevi her türlü dava haklarını yıllık süre içerisinde kullanmalarını amaçladığı, bu süreyi sadece maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası ile sınırlı tutmadığı, boşanmanın sonucuna bağlı bulunan ve ancak boşanma karamnın kesinleşmesi ile gündeme getirilebilecek olan mal rejimine ilişkin davaların da TMK nun 178. maddesi hükmü kapsamında düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Aksini düşünmek kanun koyucunun amacı ve toplumsal gerçeklerle bağdaşmaz. Zira eşlerin belki başkalarıyla yaptıkları ikinci ve daha sonraki evliliklerini takiben yıllar önce boşandıkları eşin mal rejiminden kaynaklanan istekleri ve dava tehdidi altında yaşamalarının hem kendileri hem toplum dü/eni bakımından olağan ve katlanılması gereken bir durum olduğunu söylemek doğru ve mümkün değildir.

Eşlerin birbirlerine karşı manevi bağları boşanma ile tamamen kopmuş olup, eğer bir haksızlığa uğradıkları, karşı taraftan maddi ve manevi alacak ve istekleri bulunduğu düşüncesinde iseler, boşanma kararının kesinleşmesinin hemen akabinde dava açarak birbirlerinden alacaklarını istemelerine bir engel bulunmadığı gibi dava açmak izin uzun yıllar beklemelerini gerektirecek makul ve mantıklı bir neden olabileceği de söylenemez. Kaldı ki, eşler evlilik içinde edinilen ya da katkı yapılan mal varlıklarını, alacak ve borçlardan doğan dava haklarım boşanma gündeme geldiğinde duraksamadan bilebilecek durumdadırlar.

Bundan ayrı, boşanma uzun yıllar önce evlilikleri sırasında edinmiş oldukları mal varlıklarının, alacak ve borçlarının miktar ve değerleri ile katkı paylarının belirlenmesi ve kanıtlanmasındaki güçlük de dikkate alındığında TMK nun 178. maddesinde belirtilen evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden sonra doğan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi halinde açılabilecek olan mal rejiminden kaynaklanan davalarda, Borçlar Kanunun başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören 125. maddesinin uygulanması doğru olmaz. Kaldı ki, yukarıda açıklandığı gibi 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda 178. maddesi ile bu konuda getirilen yeni ve ayrı bir hükümle zamanaşımı süresi 1 yıl olarak belirlenmiştir, şeklinde hazırladığı gerekçeye dayanmak suretiyle: mal rejimlerinin boşanma kararıyla sonuçlanması halinde. Katılım Alacağı (- Artık Değer) ve DAP Alacağı yönünden zamanaşımının 1 yıl olduğuna hükmetmiştir.

Boşanmayla sonuçlanmış bulunan bir mal rejiminde; boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmekle, bu mal rejiminde ortaya çıkacak katılım alacağı ile değer artış payı alacaklarının zamanaşımına uğrayacakları artık kesinleşmiş bir kural niteliğine girmiştir.

Ancak yine de; Yargıtay HGK’nun daha önce sözü edilen 05.05.2010 tarih ve 255 sayılı ve keza Yargıtay 8 HD’nin sonradan HGK’na uyarak verdiği yeni 13.07.2010 Tarih ve 1855/3896 sayılı kararları gereğince; EMKR hangi sebeple sona ermiş olursa olsun; Türk Kanunu Medenisinin yürürlükte olduğu dönemde yani TMK’nun yürürlük tarihi olan 01.01.2002’den önce gerçekleşen katkı alacakları için, zamanaşımı süresinin BK’nun 125. maddesi gereğince 10 yıl olarak uygulanması gerekmektedir.

Mal Rejiminin Boşanmadan Başka Bir sebeple Sona Ermesi Durumunda Zamanaşımı

TMK nun 178. maddesinde belirlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin yalnızca boşanma sebebiyle sona eren mal rejimiyle ilgili olduğu ve bu sürenin boşanma dışındaki başka bir sebeple sona eren mal rejimlerini kapsamayacağı açıktır.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesince ittihaz olunan bu konudaki bir kararda; Katılma alacağının tahsili davası yönünden: “TMK nun 178. maddesinde evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar denilmektedir. Görüldüğü gibi, madde metninde ölüm sebebiyle mal rejiminin sona ermesinden söz edilmemektedir. TMK nun 225/1 maddesinde; mal rejiminin, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ereceğini öngörmüştür. TMK nun 178. maddesinde ölümden söz edilmediğine göre, TMK nun 5. maddesi yoluyla somut olayda BK nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir” içtihadıyla bu
husus vurgulanmıştır’.

Yinelemek gerekirse: EMKR ndc olduğu gibi diğer rejimlerde de; eşlerin mal rejimleri sebebiyle birbirlerinden isteyebilecekleri alacakları için belirlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi ancak rejimin boşanma ile sona ermiş olduğu durumlarda söz konusu olabilecektir. Bu rejimlerin boşanma dışındaki bir sebeple sona ermesi halinde ise zamanaşımı 10 yıllık bir süreye tabidir.

Bilindiği üzere, mal rejimleri TMK nun 225. maddesinde belirtilen ve diğer sebeplerle sona ererler. Bu sebepler ise: Eşlerden birinin ölümü; Gaipliği; Boşanma; Evliliğin iptali: Yapılacak yeni ve değişik bir sözleşme; Mahkeme kararı (Olağanüstü Mal Rejimine Geçiş. Mahkemenin Ayrılık Kararı Vermesi, Mahkemece Evlilik Birliğinin Ve Tarafların Korunması) şeklinde sıralanabilirler. Mal rejimleri eşlerden birinin ölümü halinde ölüm tarihinde, gaiplik halinde kayboluş olayının ceryan ettiği ya da son haber alış tarihinden itibaren, evliliğin iptali veya mal ayrılığına geçiş hallerinde dava tarihinde, yeni mal rejimi sözleşmesi durumunda bu yeni sözleşmenin yapıldığı tarihte, olağanüstü mal rejine geçişte keza dava tarihinden itibaren mal rejimi sona erer.

İşte bu sebeple de sayılan bu hallerde zamanaşımı doğal olarak mal rejiminin sona erdiği tarihlerde işlemeye başlar. Ancak boşanmayla sona eren mal rejiminde zamanaşımının başlangıç tarihinin TMK nun 178. maddesinin özel hükmü gereğince boşanma kararının kesinleşme tarihi olacağı açıktır.

Doktrinde, boşanmayla sona eren mal rejimlerinde DAP ve Katılım Alacaklarına ilişkin bir yıllık zamanaşımının, yalnızca boşanma kararının kesinleşmesi tarihinde değil fakat söz konusu alacak haklarının varlığının da öğrenilmesi tarihinde başlaması gerekeceği yolunda yaygın bir görüş bulunmaktadır. BK nun 60 ve 66. maddeleri ile TMK nun 241. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımının başlangıç tarih ve koşullarının TMK nun 178. maddesine de uygulanabilirliği yorumuna dayanan bu görüşün: TMK nun 178 ve BK nun 125. maddelerinin lafzına uygun olup olmayacağı tartışılabilir. Ancak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin mal rejimindeki zamanaşımı konusuna ilişkin kararları bağlanımda, bu hususun uygulama zayıflığı ortadadır.

Mal rejiminin boşanma sebebiyle sona ermesi halinde. 1 yıllık zamanaşımının boşanma kararının kesinleşme tarihinden başlayacağı görüşüne dayanak yapılan TMK nun 178. maddesinin bu hükmü yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. BK nun 125. maddesinde düzenlenmiş bulunan 10 yıllık zamanaşımının ise her türlü uygulamada, dava konusu olan olayın gerçekleştiği tarihi başlangıç aldığı yadsınamaz”.

Bu bakımdan: boşanmayla sona eren mal rejimlerinde zamanaşımının başlangıç tarihinin, kararının kesinleşme tarihi ve diğer sona erme hallerinde ise mal rejiminin sona erme tarihinin zamanaşımı süresinin başlangıcı olacağı ortada görülmektedir. İşte bu sebeple; mal rejimiyle ilgili zamanaşımı süreleri, her bu iki özel olaya göre, belirtilen tarihlerde başlaması gerekmektedir.

Burada önemle vurgulaması gereken diğer bir husus da; TMK nun 178. maddesinin lâfzı ve ruhu itibariyle, mal rejiminin boşanma sebebiyle sona ermesi halinde zamanaşımının 1 yıllık süreye bağlı olduğu ve diğer sona erme hallerinde ve 01.01.2002 tarihinden önce gerçekleşen Katkı Alacaklarında ise BK nun genel kuralları itibariyle zamanaşımının 10 yıllık süreye göre hesap edileceği kuralıdır.

Üçüncü Şahıslarla İlgili Talep ve Davalarda Zamanaşımı

TMK nun 241. maddesinde, eşin malvarlığı veya terekesinin katılma alacağını karşılamaması halinde, alacaklı eş veya mirasçılarının; edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilecekleri hükmüne bağlanmıştır. Aynı maddede; bu konuda alacaklı eş ya da mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği kararlaştırılmış bulunmaktadır.

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.