Eşler Arasında Paylı Mülkiyete Tabi Malın Bölünmeden Tahsisi Davası

Eşler Arasında Paylı Mülkiyete Tabi Malın Bölünmeden Tahsisi Davası

Türk Medeni Kanunu’nun 226/2 maddesine göre: “Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi; daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.”

Söz konusu davada; eşlerden biri ya da mirasçıları diğer eş ya da mirasçıları aleyhine açacakları bir davayla; paylı mülkiyet halindeki bir malın bölünmeden kendilerine verilmesini isteyebileceklerdir.

Mezkur davada görevli mahkeme Aile Mahkemesi olduğu ve yine davada yetkinin de tasfiyeyi yapan mahkemeye ait bulunduğu açıktır.

Üstün Yarar Gerekçesiyle Eşin Paylı Mülkiyetin Kendisine Verilmesi İstemi

Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4271 sayılı TMK ‘mn 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı tarafın dayandığı TMK nun 226/2. fıkrasında, “tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isleyebilir” denilmektedir.

Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğrudur.

‘’Fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi” kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Biçimsel olarak bu tür davalar kanuni şufa hakkıyla ilgili davalara benzemektedir. Görevli mahkeme Aile mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından yetkili mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesidir.

Mahkemece, bilirkişilerin 15.10.2006 günlü raporunda belirtilen 140.000. TP lik değer ile bilirkişilerin 20.02.2009 tarihli raporunda açıklanan “çalıştırılan yerin dişçi muayenehanesi olması nedeniyle ve ticari bir ayrıcalık gözetilerek belirlenen 20.000 TL ek değerin” toplamı olan 160.000 TP üzerinden 80.000 TL gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tespit tarihi bakımından 140.000 Tl lik değerin doğru olmadığı görülmektir. Paylı mülkiyetteki payın iptal ve tescili için TMK nun 226. maddesinde değer tespiti açısından herhangi bir tarih ve zaman öngörülmemiştir. TMK nun paylaşmalı mal ayrılığı rejimi için düzenleme yaptığı 248. maddesinde; “paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş diğer önlemler yanında, (eşine payının ödeme günündeki karşılığını) vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir. Edinilmiş mallar için öngörülen aynı kanunun 235/1. fıkrasında ise. “… edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar” denilmiştir. 248. madde ödeme günündeki karşılığını. 235. madde ise tasfiye anındaki değerini öngörmüştür.

O halde bütünlük sağlamak açısından TMK nun 226/2. fıkrasında öngörülen paylı mülkiyetteki payı için, “tasfiye anındaki ve ödeme günündeki” kavramlar da gözetilerek, bu tarihin karar tarihine yakın bir tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır. Böyle bir durumda payını devredecek tarafın da hukuki yararı ve maddi yönden zarara uğratılması önlenmiş ya da en azından doğabilecek zararın asgaride tutulması sağlanmış olacaktır. Dava tarihi … olup, karar tarihinin ise, 02.06.2009 olduğu anlaşılmıştır. Karar tarihine en yakın bilirkişi raporu. 21.01.2009 tarihlidir. Bu tarihte yapılan keşifte değer tespit edilmiştir. Bilirkişiler inşaat mühendisi S. Sami, diş hekimi Mehmet ve emlakçı Mustafa tarafından dosyaya sunulan 21.01.2009 günlü ortak raporlarında, keşif tarihi itibariyle taşınmazın değeri 170.000 Tl olarak belirlemişlerdir. Karar tarihi ile keşif tarihi birbirlerine çok yakın olup, aralarındaki süre 4 ay 11 gündür. Oldukça kısa bir süre olup, karar tarihine yakın ve makul bir süre olduğunun kabulü mümkündür. Karar tarihine yakın olarak tespit edilen 170.000 Tl nin Vt si 85.000 Tl olup, açıklanan ilkeler uyarınca davalinin payı için bu bedelin ödenmesi gerekir. Mahkemece az yukarıda açıklandığı üzere iki değerin toplamı olan 160.000 TL üzerinden Vı paya isabet eden … TL hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi bu miktar bedeli ödeyecek olan davacının lehinedir. Davalı tarafından da bedelin azlığına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmü bu yönde temyiz eden davacının sıfatına ve aleyhte bozma yasağı kuralına göre bu husus, bu nedenle bozma sebebi yapılmamıştır. Bilirkişilerin dişçi muayenehanesi olarak ticari bir ayrıcalık tanınması gerektiği görüşüyle belirlenen 20.000 Tl lik ek değer ise TMK nun sistematiğine ve somut olayda dayanılan 226/2. fıkrasına uygun düşmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir nitelikte değildir. Yapılan açıklama karşısında davacının bir kaybı da söz konusu değildir. Davalı tarafın başka bir zararının olduğu veya doğduğu da kanıtlanamamıştır.

Eşler Arasındaki Payın Tahsisi Davasında Ödeme Şekli

Somut olgular içerisinde çözümlenmesi gereken bir sorun da devredilecek payın bedelinin ne şekilde ödeneceği konusunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Mahkemece, koşullu olarak bedelin ödenmesi ile iptal ve tescile karar verilmiştir. Her şeyden önce bu biçimde kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır. Hukuki nitelik itibariyle ve doktrinde de ağırlıklı olarak kabul ediliş biçimine göre bu dava türü, bir yasal önalım hakkı (kanuni şufa hakkı) davasına benzetilmektedir. Nitelendirme böyle olunca paranın ödenmesinin de yasal önalım davalarında öngörülen yönteme göre yapılması gerekmektedir. Şu halde hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm tarihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda mahkemece davacı tarafa süre ve imkan tanınması, 80.000 Tl nin depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra karanın verilmesi düşünülmelidir. Mahkemenin bu kararı nitelik itibariyle eşler arasındaki devir borcu doğuran bir borç sözleşmesi niteliğindedir. TMK nun 226/2. maddesine dayalı olarak açılan dava. TMK nun 716. maddesi anlamında bir “mülkiyetin tanınması (mülkiyetin hükmen geçirilmesi) davası” niteliğinde olmalıdır. Erişilen bu sonuç karşısında, her halde faize hükmedilmemelidir.

Eşler Arasındaki Payın Tahsisi Davasında Vekalet Ücreti ve Yargılama Gideri

Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava nitelik itibariyle kanuni şufa hakkına benzer bir dava türü olduğu kabul edildiğinden HUMK nun 416, 417 ve 423. maddeleri gereğince davalı taraf yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaktadır. Üstün yararı olduğunu kanıtlayan eşe, pay sahibi eşin payını devretmeye yanaşmaması durumunda TMK nun 216/2. maddesi gereğince üstün yarar sahibi eş dava açmak zorunda kalacaktır. Böylece pay sahibi davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü söz konusu olmaktadır. Bu durum karşısında HL’MK nun 94/2. fıkrasına göre, davalı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için maddede öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davalı taraf hem dava açılmasına sebebiyet vermemiş olacak, hem de ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmiş olacaktır.” Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 6. maddesinde öngörülen koşullar da gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerle davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.(1)

Kaynak:

  1. Yargıtay 8. HD, 30.03.2010 Tarih ve E. 2009/ 6961 KT. 2010/ 1449 Sayılı.
Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.