Edinilmiş Mal Rejiminde Üçüncü Kişilere Dava Açılması

Edinilmiş Mal Rejiminde Üçüncü Kişilere Dava Açılması

TMK nun 193. maddesinin getirdiği Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri, diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir” kuralıyla eşlerin mal rejimi içindeyken de kanuni istisnalar dışında her türlü hukuki işlemde bulunabileceğini hükme bağlanmıştır.

Bu bakımdan: “Maddede, eşler arasında kabul edilen eşitlik prensibi uyarınca, kadının bazı hukuki işlemleri için hakimden izin almasına gerek görülmediği gibi eşler arasında icra yasağı ve istisnalarını muhafaza etmeye de gerek görülmemiştir. Eşler de birbirine karşı borçlarını ifa etmeli, aksi halde sonuçlarına katlanmalıdır.

TMK nun 223. maddesi gereğince de; “Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yaralanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.” Sonuç olarak belirmek gerekirse; EMKR ne tabi bulunan eşler de, tıpkı diğer hakiki ya da tüzel kişiler gibi, diğer eşlerle ya da üçüncü şahıslarla kanunun yasaklamadığı her türlü hukuki ilişkiye girip alacaklı veya borçlu duruma gelebileceklerdir.

İşte böylece, özellikle üçüncü kişilerle olan ilişkileri sebebiyle ortaya çıkan bu alacaklı veya borçlu olma durumu, aslında tümüyle o eşin kendi seçim ya da isteğine bağlı bulunmakta ise de; bu husus, Katılma Alacağının ödenmesi konusunda öngörülen bazı olası sorunların çözümü sebebiyle, önemli sınırlandırmalara tabi tutulmak zorunda da kalınmıştır.

Nitekim bu konuda TMK nun 241. maddesi: “Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.

Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.” hükmünü koymuştur.

Mezkur maddenin gerekçesinde de:bu hüküm: “Madde bir eşin katılmadan doğan alacağının, borçlu eşin malların ayrılması sonucu ortaya çıkan mal varlığından veya borçlu eş ölmüşse terekeye dahil malvarlığından tahsil edilebilmesini düzenlemektedir. Bu malların kişisel veya edinilmiş mal olmasının önemi yoktur. Bu malvarlığı diğer eşin katılma alacağını karşılamadığı takdirde, bu madde ile alacaklı eşe, edinilmiş mallarında hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları, bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan kısmın tamamlanmasını isteme hakkı tanınmaktadır.

Bu düzenleme, katılma alacağı için borçlunun tasfiye sırasında sahip olduğu veya terekesine dahil bütün malvarlığı ile sorumlu olmasından doğan bir sonuçtur. İkinci fıkrada dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının ihlal edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tabi tutulmuştur. Bu maddenin ikinci fıkrasını karşılayan İsviçre Medeni Kanununun 220. maddesinin ikinci fıkrasında uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak öngörülmüştür. Ancak tenkisle ilgili hak düşümü süresini düzenleyen 571. madde ile paralellik sağlamak amacıyla maddede İsviçre aslından ayrılmış ve on yıllık süre yerine beş yıllık süre öngörülmüştür. Maddenin üçüncü fıkrası yetkiye ilişkin hükümler hariç olmak üzere, mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.” şeklinde açıklanmıştır.

Madde ve gerekçesinden açıkça anlaşılacağı üzere; katılma yani Artık Değer alacaklısı olan eş ya da onun ölmüş olması halinde kalıtını reddetmemiş mirasçıları, TMK nun 241. maddesi uyarınca, kendilerine ödenmeyen katılma alacağını borçlu eş ya da onun ölümü halinde kalıtını reddetmemiş mirasçıları ile üçüncü şahıslardan istemek hakkına sahip kılınmışlardır.

Ancak alacaklı tarafın, borçlu taraftan isteyebileceği bu alacak; ödenmesi gereken Artık Değer’den eksik kalan miktarla sınırlı olacaktır. Yani TMK nun 241. maddesinin belirlediği alacak hakkının bir aşama şeklinde belirtilmesi gerekirse;

  1. EMKR’nin tasfiyesi aşamasında belirlenen katılma alacağının borçlu eşin malvarlığı ve eğer ölmüşse terekesinden tamamının karşılanamaması;
  2. Alacağın borçlu eş ya da kalıtını reddetmemiş mirasçıları tarafından ödenmemiş olması;
  3. Edinilmiş mallar arasında hesaba katılması gerekirken borçlu eş tarafından karşılıksız kazandırma yoluyla üçüncü kişilerin yararlanmasına sokulmuş malvarlıklarından bulunması;

Koşullarının gerçekleşmesi halinde;

Alacaklı eş ya da mirasçıları; borçlu eş ya da mirasçıları ile “karşılıksız kazandırmalardan yararlanan üçüncü kişilerden”; Katılma Alacağının kendilerine ödenmemiş eksik kalan kısmını isteme hakkına sahip bulunmaktadırlar.

Belirtmek gerekir ki; alacaklı tarafın üçüncü kişilerden söz konusu borçlarını talep etmesiyle ilgili olarak kanunun belirli süreler koyduğu bu hak talepleri ve dava açma sürelerine uyulması zorunluluğu da bulunmaktadır.

TMK nun 241/2. maddesinde: “Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten haşlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmesiyle düşer” hükmü bulunmaktadır. Bu bakımdan; alacaklı taraf haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde dava açmak zorun olacaklardır. Ancak bu bir yıllık sürede davacılar için sonsuz bir olanak olmayacak ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle alacaklının dava açma hakkı tümüyle bitecektir.

Ayrıca vurgulamak gerekir ki: TMK nun 241. maddesinde belirilen bir yıl ve beş yıllık süreler zamanaşımı değil fakat hak düşürücü süreler olduklarından: bunların durdurulması ya da kesilmesi söz konusu olmadığı gibi; mahkemelerde borçlu tarafından ileri sürülmüş olmasalar bile hakim tarafından resen göz önünde bulundurulmaları gerekecektir.

Tekrar vurgulamak gerekir ki; TMK nun 241 maddesinde tanınan olanak yalnız Katılma Alacağının diğer eş ve mirasçılarınca ödenmemesi hallerine özgü bir yol olup, başka kaynaklı alacaklar için kullanılamaz. Bu dava hakkından da önceden feragat edilmesi olanaksızdır.

Bu arada TMK nun mezkur hükümlerinin uygulanmasında yine TMK nun 213 maddesinin koyduğu, alacaklıların korunmasına ilişkin kuralların da göz önünde tutulmaları zorunlu olduğunun belirtilmesi gerekir.

Nitekim: TMK nun 213. maddesinin: “Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejiminin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz. Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir” kuralı ve bu kurala ilişkin gerekçenin: “Bu iki hüküm do mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi ve tasfiyesinin eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklısının haklarının ihlal edilmesini önlemeye yönelik olduğundan, maddede tek fıkra birleştirilmiştir. Böylece. alacaklıların tatminine konu olabilecek mallarının, mal rejimindeki değişiklikler dolayısıyla tatmine konu olmaktan çıkması önlenmiştir.” şeklindeki açıklamaları kuşkusuz ki; eşlerin olduğu kadar üçüncü kişilerin de sorumluluklarının sınırlandırılmasında önemli bir öğe olacaktır.

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.