Dul, Yetim Aylığı Kesilmesi(Muvazzalı Boşanma) İtiraz Dava Dilekçesi

 ADANA ( ) NÖBETÇİ İŞ MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

 

DAVACI                :

 

VEKİLİ                  : Av. 

                           

DAVALI                 : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

 

KONUSU               : Davacı müvekkilin yetim aylığının iptal edilmesine dair Kurum işleminin iptali, müvekkilin davalı kuruma borçlu olmadığının tespit edilmesi ile kesilen ölüm aylığın yeniden bağlanması ve geriye dönük alınamayan aylıklarının yasal faizi birlikte ödenmesi talebidir.

AÇIKLAMALAR   :

1-) Davacı müvekkil dava dışı X den X Aile Mahkemesi’nin …………. Esas numaralı dosyasının X tarihli sayılı kararı ile Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması gerekçesiyle boşanmışlardır.

2-) Boşanma sonrası Ev hanımı olarak hayatını sürdüren müvekkil, boşanma tarihinden itibaren anne ve babasıyla yaşamaya başlamış, velayetleri kendisine bırakılmış 2 çocuğunun geçimini bu şekilde sürdürmüştür. Ancak müvekkilin babası X tarihinde vefatı sonrasında maddi destekten yoksun kalmış buna bağlı olarak da geçim sıkıntısı baş göstermiştir.  Müvekkilde bunun üzerine müteveffa babası  X‘dan dolayı ÖLÜM AYLIĞI almaya başlamıştır. 

 3-) Müvekkil davalı kurumdan X tarihinden itibaren , X sicil numarası ve X Tahsis numarası ile babası X üzerinden ölüm aylığı almakta iken X hakediş tarihli aylığı almasına müteakip davalı kurumca aylık ödemesi kesilmiş bunun üzerine müvekkilce süresinde kurum işlemine itiraz edilmiştir. İtiraz üzerine davalı kurumca kendisine X sayılı delillerimiz arasında sunulu dilekçe ile cevabenyapılan ihbar neticesinde muvazaalı boşanmadan ötürü aylığının kesildiği bildirilmiştir”.

Ayrıca müvekkile davalı kurumca X düzenleme tarihli X tarihinde müvekkilce tebellüğ edilen X tutarında borç bildirim kağıdı gönderilmiş olup, süresi içerisinde buna da müvekkilce itiraz edilmiştir.

Müvekkil X kesinlikle ve kesinlikle muvazaalı bir boşanma gerçekleştirmemiş, boşandıktan sonra da eski eşi ile fiili bir birliktelik yaşamamıştır. Kaldı ki boşandığı eşinin müvekkile yaşattığı mağduriyetler, gerek maddi gerekse manevi sorunlar müvekkilin eski eşle tekrar aynı çatı altında yaşaması mümkün kılmamaktadır.  Bununla birlikte müvekkil,  boşanma davasının sonuçlanarak anne ve babasının evine yerleşmesinden sonra X tarihinde babasını kaybetmiş, babasının vefatının birkaç ay sonrasında ise davalı kuruma başvurarak ölüm aylığı almaya başlamıştır. Görüldüğü üzere müvekkilin, muvazaalı boşanma yapmadığının en önemli kanıtı, müvekkilin, boşanma kararının kesinleştiği tarihten sonra, X tarihinde babasını kaybetmiş olmasıdır. Bir başka ifade ile, müvekkilin babasının vefatı, eşlerin boşanma tarihinden sonra gerçekleşmiş bir durum olduğundan yalnızca bu durum dahi, iş bu evliliğin muvazaalı boşanma ile sona erdirilmediğinin bir göstergesidir.

Müvekkilimin eski eşinden muvazaalı olarak boşandığı tamamen davalı kurumun iddiası olup bu konuda ispat yükü de davalıdadır. Ayrıca iptali istenilen davalı kurum işleminin müvekkile bildirildiği yazıda muvazaalı boşanmadan ve eski eşi ile fiili birlikteliğinden bahsedilmiştir. Söz konusu kurum işlemi tamamen hukuka aykırı ve izaha muhtaç gerekçelere dayanmaktadır. Zira Yargıtay içtihatlarında da bu husus sıklıkla belirtilmektedir.  Müvekkilin fiili birliktelik yaşadığı iddiası delillendirilememiş ve delillendirilmesi de mümkün değildir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bir kararında “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.” (Yargıtay10.H.D. 06.02.2019 tarih 2019/447 Esas, 2019/862 Karar)

Aynı şekilde Yargıtay 21.Hukuk Dairesi bir kararında “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasanın 20’nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 4857 sayılı İş Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacının ve boşandığı eşinin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiğini saptanmalı, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davacının ve boşandığı eşinin kayıtlı olduğu adreslerde kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.”

(Yargıtay21.H.D. 22.03.2018 tarih 2018/502 Esas, 2018/2715 Karar)

Yukarıda örneklerini sunduğumuz karar örneklerinde de görüleceği üzere Yargıtay muvazaalı boşanma olgusun tüm yönleriyle değerlendirilmesini gerektiğini ortaya koymuştur. Bu anlamda davalı kurumun yeterli incelemeyi yapmadan somut işlemi yapmış olduğu da açıktır. Yargıtay’ın bu konuyla ilgili başkaca birçok kararı da mevcuttur. Müvekkilin davaya konu işlemin gerçekleştiği dönemde ikamet ettiği mahallenin muhtarı(halen muhtarlık görevine devam etmektedir) ile yapmış olduğu görüşmesinde mahalle muhtarı davalı kurumca kendisinden herhangi bir bilgi-belge talebi olmadığını, bilgisine başvurulmadığını beyan etmiştir. Müvekkilin mernis kayıtları da incelendiğinde eski eşten farklı bir adreste ikamet ettiği ortaya çıkacaktır. Bu hususta müvekkilin yerleşim yerini içeren belgeyi de sayın mahkemenize sunuyoruz. Ayrıca müvekkile YSK’ ca gönderilen seçmen bilgi kâğıtları da o dönemde ailesiyle birlikte ikamet ettiği adrese gelmekteydi. Tüm bu açıklamalar ışığında davalı kurumun yapmış olduğu işlem hukuka aykırı olduğu gibi boşanma neticesinde zaten mağdur olan müvekkilin daha fazla mağduriyetine neden olmuştur.

Yukarıda açıklamalar ışığında müvekkile ödenen ölüm aylıklarının iptaline dair haksız ve usulsüz olan davalı kurum işleminin iptali ile müvekkilin davalı kuruma borçlu olmadığının tespiti için işbu davayı açma zarureti hâsıl olmuştur.

 

 

HUKUKİ NEDENLER: 5510 Sayılı Kanun, HMK., Av. Kan. Ve ilgili tüm mevzuat,

SÜBUT NEDENLER: Müvekkilin eşi X boşanmasının Muvazaalı olmadığına dair delillerimiz;

 

  • Nüfus kayıt örneği,
  • X Aile Mahkemesi’nin X tarihli X Esas sayılı boşanma kararı,
  • İkamet kayıtları,
  • Muhtarlık kayıtları,
  • Zabıta araştırması,
  • Davalı Kurum kayıtları,
  • Ekte sunulan dilekçe ve kurum kayıtları,
  • Tanık,
  • Bilirkişi incelemesi
  • Hukuken ikamesi caiz her türlü delil,

 

SONUÇ VE İSTEM: Fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla herekçelerini yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenlerle;

  • Muvazaalı boşanma gerekçesi ile davalı kurum tarafından tesis edilen, müvekkilin ölüm aylığının kesilmesine ve müvekkil adına toplam X TL borç tahakkuk edilmesine dair işlemin İPTALİ’NE
  • Müvekkilin davalı kuruma borçlu bulunmadığının TESPİTİNE
  • Müvekkilin davalı kurumca kesilen ölüm aylığının kesildiği tarihten itibaren faizi ile birlikte davalı kurumdan TAHSİLİNE ve kesilen aylığın YENİDEN BAĞLANMASINA.
  • Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini saygı ile vekâleten arz ve talep ederiz.

                                                                                                                 Davacı Vekili

                                                                                               Av.

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.