Çocukla Kişisel İlişkinin(Şahsi Münasebetin) Yeniden Düzenlenmesi (Kaldırılması-Sınırlandırılması)

Çocukla Kişisel İlişkinin(Şahsi Münasebetin) Yeniden Düzenlenmesi

Çocukla Kişisel İlişkinin(Şahsi Münasebetin) Yeniden Düzenlenmesi

TMK-m.324’te kişisel ilişkinin sınırlarından bahsedilmiştir. TMK-m.324/f.2, bu sınırların aşılması halinde hakime, kişisel ilişki kurma hakkını reddetme imkanı vermiştir. Bu durumda hakim, boşanma davasının çocuğa ilişkin sonuçlarını düzenlerken, kişisel ilişkiyi düzenlemekten kaçınabilir.

Kişisel ilişki hususunda verilen karar kesin hüküm oluşturmamaktadır. Bu nedenle, kişisel ilişki kurma kararının verilmesinden sonra kişisel ilişkinin sınırlarını aşacak olayların meydana gelmesi halinde hâkimin, TMK-m.324/f.2’ye dayanarak, çocukla kişisel ilişki kurma hakkını, hak sahibinden alma imkanı da vardır.

Sonuç olarak, kişisel ilişki kurma hakkının reddi, henüz kişisel ilişki düzenlenmeden önce gündeme gelirken; kişisel ilişki kurma hakkının alınması, kişisel ilişkinin düzenlenmesinden sonraki aşamalarda gündeme gelmektedir.

Kişisel İlişkinin Yeniden Düzenlenmesinin Anlamı

TMK-m.324/f.2’de geçen “kişisel ilişki kurma hakkının alınması” ifadesi, sadece kişisel ilişki kurma hakkının kaldırılması olarak düşünülmemelidir. Doktrinde de, kişisel ilişkide önemli olan hususun çocuğun yararı olduğundan bahisle, kişisel ilişki kurma hakkının alınması, kaldırılması yerine çocuğun yararı gerektiriyorsa kişisel ilişkinin sınırlanması, askıya alınması yahut değiştirilmesi şeklinde karar verilmesinin de mümkün olabileceği belirtilmektedir.

“Çoğu yapmaya yetkili olan azı yapmaya da yetkilidir” ilkesi de bunu gerektirir; yani kişisel ilişkiyi kaldırma yetkisi olan hakimin, bundan daha hafif tedbirler olan kişisel ilişkiyi sınırlamaya yahut askıya almaya ya da değiştirmeye yetkili olduğunu söylemek için herhangi bir engel yoktur.

Ayrıca, ÇKİKDAS-m.4/f.2’de çocuğun yararının gerektirmesi durumunda kişisel ilişkinin kısıtlanabileceği yahut buna engel olunabileceği belirtilmiştir. Buradan hareketle de kişisel ilişki kurma hakkının alınmasının yerine kısıtlanmasının mümkün olduğu görülmektedir. AKHK-m.5/ç’de ise çocuğa karşı şiddet uygulayan kişi ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına dair önceden bir karar verilmiş olması durumunda, kişisel ilişkinin refakatçi bulundurulması sureti ile gerçekleştirilmesi yahut kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması tedbirlerine başvurulabileceğini belirtilmiştir.

Her ne kadar bu hüküm çocuğa şiddet uygulanması durumunu özel olarak düzenliyor olsa da, burada da çocuğa şiddet uygulanması gibi ağır ve kabul edilemez bir durumda dahi kişisel ilişki kurma hakkının alınması yerine sınırlanması veya refakatçi eşliğinde gerçekleştirilmesine olanak tanındığı görülmektedir.

Bu noktada, kişisel ilişki kurma hakkının alınması kavramı kapsamında kullandığımız kavramları da açıklamak gerekmektedir. İlk olarak, kişisel ilişkinin kaldırılması kişisel ilişki kurulmasına tamamen son verilmesi anlamına gelir. Kişisel ilişkinin sınırlandırılmasında ise kişisel ilişki tamamen kaldırılmamakla beraber, kişisel ilişkiye zaman, süre, yer, içerik, şekil gibi bir ölçüt üzerinden sınırlama getirilmektedir. Örnek olarak, ziyaret hakkının ortadan kaldırılması ancak telefon, mektup gibi araçlarla iletişim kurulmasına devam edilebileceğinin düzenlenmesi gösterilebilir.

Kişisel ilişkinin askıya alınması ise kişisel ilişkinin geçici bir süre için kaldırılmasını, kişisel ilişki kurulmasının bir süreliğine ertelenmesini ifade etmektedir. Kişisel ilişkinin değiştirilmesi ise, hakimin, kişisel ilişki kurulmasına dair yaptığı düzenlemeyi gözden geçirerek içerik, yer, zaman, süre gibi hususlarda gerekli gördüğü değişiklikleri yapmasıdır. Görüleceği üzere kişisel ilişkinin kaldırılması bunlar içinde en ağır olandır.

Sonuç olarak, TMK-m.324/f.2’deki “kişisel ilişki kurma hakkının alınması” kavramı geniş yorumlanmak; kişisel ilişkinin kaldırılmasına indirgenerek ele alınmamalıdır. Bu sebeple burada, kişisel ilişki kurulmasına dair verilen karardan sonra TMK-m.324’te bahsedilen sebeplerin meydana gelmesi halinde, “kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi” kavramının kullanılmasının daha uygun olduğu düşünülebilir.

Burada TMK-m. 183’e de değinmek gerekmektedir. TMK-m.183 u, her ne kadar velayete ilişkin açıklamalarımızda incelemiş olsak da , bu madde velayete özgü bir hüküm değildir. Zira bu madde
“Durumun Değişmesi” başlığını taşımaktadır ve boşanmanın çocuklara ilişkin sonuçları bakımından, sonradan durumun değişmesi karşısında nasıl bir yol izleneceğini göstermektedir. TMK-m. 183, anne veya babanın başka biri ile evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni meydana gelen olguların zorunlu hale getirmesi durumunda hakimin,re sen veya anne ya da babanın talebi üzerine gerekli tedbirleri alabileceğini belirtmiştir. Bu “gerekli” tedbir, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi; yani sınırlanması, askıya alınması, değiştirilmesi yahut kaldırılması şeklinde olabilir.

TMK-m.324/f.2’de de diğer önemli sebeplerin varlığı halinde de hâkimin kendisine verilen yetkileri kullanabileceği belirtildiğine göre, bu diğer önemli sebeplere TMK-m.l83’te belirtilen nedenlerin dahil edilemesi yönünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Zira diğer önemli sebepler, kapsamı sınırlanmış olmayan, somut duruma göre hâkimin değerlendireceği sebeplerdir.

Açıklanan sebeplerle, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi sadece, TMK-m.324’teki sebeplere bağlı olarak gerçekleşebilir demek yanlış olacaktır. Zira TMK-m.183 de kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi bakımından uygulanabilecek bir hükümdür. TMK-m.183’te örnek olarak sayılan sebeplerden biri olan “ana veya babanın başkasıyla evlenmesi”nin velayete sahip olan ve velayete sahip olmayan ebeveynler bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

Belirtilmelidir ki velayete sahip olmayan ebeveynin yeniden evlenmesi, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi için tek başına yeterli bir sebep teşkil etmez. Ancak yeni eş çocuğu sevmiyor, onu istemiyorsa veya bir hastalığı olması nedeniyle çocukla aynı ortamda olması çocuk için tehlikeli ise ya da çocuk, yeni eşi hiç sevmiyor, onunla anlaşamıyorsa veya bunlara benzer nedenler varsa  kişisel ilişkinin, yeni eşin bulunduğu yerde gerçekleştirilmemesi gerekeceğinden hakimin, yeniden düzenleme yapması gerekecektir.

Velayete sahip olan ebeveynin yeniden evlenmesi ise duruma göre velayete ilişkin karar bakımından bir değişiklik yapılmasını gerektirebilir; ancak kişisel ilişki kurulmasını etkilemez. Bununla birlikte, velayete sahip olan ebeveynin yeniden evlenmesi durumunda, üvey anne veya baba, psikolojik anne-baba rolünü tam olarak üstlenmişse ve çocuk, biyolojik anne veya babasına ihtiyaç duymuyorsa, bu durumun kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi için bir sebep teşkil edebileceği, doktrinde belirtilmektedir.

MK-m.183 uyarınca, velayete sahip olan veya velayete sahip olmayan ebeveynin başka yere gitmesi de kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini gerektirir. Örneğin anne ve baba aynı şehirde ikamet ediyorlarken bunlardan birinin şehir dışına taşınması durumunda kurulacak kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

TMK-m.183’te örnek olarak verilen son sebep olan ebeveynlerden birinin ölümü de incelenmelidir. Velayete sahip olmayan ebeveynin ölmesi durumunda, bu ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı, ölümle beraber sona ermiş olacaktır. Ancak velayete sahip olan ebeveynin ölümü durumunda, velayetin tekrar düzenlenmesi söz konusu olacak ve eğer çocuk velayet altından alınarak vesayet altına sokulursa, boşanma kararında çocuğun kendisine bırakılmadığı ebeveyn açısından kişisel ilişkinin düzenlenmesi gerekecektir.

Belirtmek gerekir ki TMK-m.324 gibi, TMK-m.183 de yeniden düzenleme sebepleri bakımından sınırlayıcı bir sayım yapmaktan kaçınmış; anne veya babanın başka biri ile evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi durumlarını örnek olarak göstermiştir. Bu durumda yeniden düzenleme bakımından dayanılabilecek sebepler hususunda bir sınırlama söz konusu değildir. Ancak TMK m.324/f.2’de, sayılan sebepler dışında-ki diğer sebeplerin önemli olması gerektiği, TMK-m.l83’te ise meydana gelen sebebin, yeniden düzenleme yapılmasını zorunlu kılması gerektiğinden bahsedilmiştir. O halde, dayanılacak sebebin somut durumda kişisel ilişkide yeniden bir düzenleme yapılmasını gerekli kılıyor olması, eğer yeniden düzenleme yapılmazsa çocuğun yararının zedelenebilecek olması gerekmektedir.

Kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesinde kişisel ilişki kurma hakkı olan kişinin kusurunun olup olmaması ise önemli değildir. Önemli olan, TMK-m.324 ve TMK-m.183 çerçevesinde gerekli koşulların oluşmuş olmasıdır.

Belirtilmelidir ki yeniden düzenleme sebeplerinin meydana gelmesi, çocuğun yararını somut durumda zedelemiyor olsa da bu durum, çocuğun yararını tehlikeye sokmaktadır. Bu sebeple hakimin somut durumda, bu sebeplerin çocuğun yararını gerçekten de zedeleyip zedelemediğini incelemesi gerekmemektedir.

Doktrinde bir görüş, hakimin TMK-m.324/f.2’deki yetkilerini kullanabilmesi için çocuğun yararı tehlikeye girdiğinde bu tehlikenin başka yollardan savuşturulamıyor olması şartını aramaktadır. Yani bu görüşe göre, kişisel ilişki hakkının reddi veya alınması son çare olmalı, ebeveynler çocuklarını görmekten mahrum bırakılmamalıdır. Tehlikenin başka yollardan giderilmesine örnek olarak kişisel ilişki kurulma sıklığı veya süresinin eskiye oranla azaltılması ve kişisel ilişki kurulmasının refakatçi eşliğinde gerçekleşmesi verilmektedir.

Ancak biz, kişisel ilişki kurma hakkının alınması kavramını geniş yorumladığımız ve bu kavram yerine yeniden düzenleme kavramını kullanmayı tercih ettiğimiz için, kişisel ilişki kurulmasına dair verilen karardan sonra meydana gelen sebepler bakımından hakimin, somut duruma en uygun düşen tedbiri alması gerektiği kanaatindeyiz. Yani hakimin, tehlikeyi gidermek için kişisel ilişki kurma hakkının kaldırılması yerine başka çareler düşünmesi değil; somut durum ve şartlara göre kişisel ilişkinin sınırlanması, değiştirilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasından hangisi en uygun çözüm olacaksa onu tercih etmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Özetle, kişisel ilişki kurulmasına dair verilen karardan sonra TMK-m.324 veya TMK-m.183 kapsamında gerçekleşen ve çocuğun yararını tehlikeye sokan bir sebep varsa, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi gündeme gelir. Değişen durum ve koşullara göre kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi her zaman mümkündür.

Ancak tekrar vurgulanması gereken bir husus vardır ki o da kişisel ilişki kararının verilmesinden önceki aşamada meydana gelen sebeplere dayanılarak yeniden düzenleme yoluna gidilemeyeceğidir. Kişisel ilişki kurulmasına karar verilmeden önceki aşamalarda kişisel ilişki hakkının reddi gündeme gelir.

Son olarak, yeniden düzenleme ile ilgili olarak usul hukukuna ilişkin temel bilgilere de değinmek geremkmetedir. Öncelikle belirtilmelidir ki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi, hâkim tarafından resen yapılabileceği gibi, talep üzerine de yapılabilir.

Kişisel ilişki kurma hakkı olan kişinin yanında velayetin bırakıldığı tarafın da yeniden düzenleme talebinde bulunabileceği hususuna dikkat edilmelidir. Çocuk da kişisel ilişkisinin yeniden düzenlenmesini talep edebilmelidir. Kişisel ilişkide değişiklik yapılmasına dair talep, çocuğun vesayet altında olması durumunda vesayet dairelerinden de gelebilir.

Yeniden düzenleme talebinin, ayrı bir dava ile ileri sürülmesi gerekir. Kişisel ilişkin yeniden düzenlenmesi için açılacak dava, kamu düzenine ilişkin olduğundan dolayı her ne kadar bir süreye tabi olmasa da çocukluk, erginliğin kazanılması ile sona ereceğinden, erginliğin kazanılmasından sonra bu davanın açılması mümkün değildir.

Bu davada davacı, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini talep eden anne, baba veya üçüncü şahıs; davalı ise duruma göre kişisel ilişki kurma hakkı olan kişi veya velayetin bırakıldığı ebeveyndir. Ayırt etme gücü olan çocuğun da, TMK-m.16/f.1 uyarınca dava açma hakkının olduğunun kabulü gerekir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise TMK-m.326 uyarınca belirlenecektir; zira 1.fıkrada “Kişisel ilişki kurulması ile ilgili bütün düzenlemelerde… ” ibaresi yer almaktadır. Buna göre kural olarak yetkili mahkeme TMK-m.326/f. 1 uyarınca çocuğun oturduğu yer mahkemesi olmakla beraber, TMK-m.326/f.2’nin boşanma ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kurallarını saklı tuttuğu gözden kaçırılmamalıdır.

Bu dava çekişmeli yargı işlerindendir. Ayrıca bu davalarda yazılı yargılama usulü uygulanır.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.