Çocuğun Mutad Meskene İadesi

Çocuğun Mutad Meskene İadesi Ne Demektir?

Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, koruma hakkı ihlal edilerek çocuğun mutat meskenin bulunduğu ülkeden, diğer bir ülkeye götürülmesi veya alıkonulmasının zararlı etkilerinden uluslararası alanda korunması amacına (Söz. m. 1) yönelik olup, çocuğun derhal mutad meskenin bulunduğu ülkeye iade edilmesini sağlamaya yönelik hükümler ihtiva etmektedir.

Avukat Saim İNCEKAŞ uluslararası çocuk kaçırmaya şu şekilde bir örnek vermektedir:

Çocuk Kaçırmaya Örnek Olay: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; çocuğun mutad meskeninin Bulgaristan olduğu, davalı annenin, 20.08.2013 tarihinde ortak çocuk 2008 doğumlu Selyaydin Bekir S.’yi mutad meskeni olan Bulgaristan’dan Türkiye’ye getirdiği, çocuğu annenin haksız olarak alıkoyduğu, davalı baba tarafından sözleşme hükümleri uyannca çocuğun mutat meskene iadesinin temini için bir yıllık süre geçmeden başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Mutad Meskene İadenin Reddedilmesi İçin Çocukla İlgili Risklerin İspatlanması Gerekir

-Bilindiği üzere, talepte bulunulan Devlet, geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tespit ederse, çocuğun iadesi talebini ret edebilir(Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi m. 13/1-b).

-Çocuğun geri dönmesinin, çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilmeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk bulunduğuna ilişkin bir delil ve olgu ortaya konulmalıdır.(Yargıtay 2. HD., 08.03.2017, E. 2016/18886, K. 2017/2507).

-Şu hale göre, Mahkemece iade halinde çocuğun fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşeceği yolunda ciddi bir riskin bulunup bulunmadığı konusunda sosyal çalışmacı, psikolog veya pedagog gibi bir uzmandan rapor alınarak gerektiğinde çocuk da dinlenilerek, sonucu uyarınca çocuğun iadesi hususunun değerlendirilmesi gerekir.(Esas: 2013/769, Karar : 2014/142, Tarih : 26.02.2014)

-Yerel Mahkeme kabulüne dayanak yapılan, Sözleşme’nin 13/1-b maddesi yönünden eldeki olay irdelendiğinde, Pedagog ve Sosyal Hizmet Uzmanı tarafından müşterek hazırlanan 20.4.2012 tarihli raporda; “çocukların anneyi sevdikleri, küçük İrfan’da babaya karşı olumsuz tepki geliştiği, çocukların Türk kültürüne göre yetiştikleri, yabancı bir ülkeye adaptasyonlarının zor olacağı, zira iadeleri istenen Avusturya’nın dilini dahi bilmedikleri, psikososyal ve fiziksel açıdan annelerine ihtiyaç duydukları, annelerinin yanındaki bulunmaktan dolayı memnun oldukları, psikososyal ve fiziksel gelişmeleri açısından annelerinin yanında kalmalarının uygun olacağı” belirtilmiştir.Esas : 2013/2354, Karar : 2014/523, Tarih : 16.04.2014

-Taraf bir devlet ancak aşağıdaki hallerde iadeden kaçınabilir:

i. Taraf devletin, adlî veya idarî makamına müracaat anında çocuğun yerinin değiştirilmesi ya da alıkonulmasından itibaren bir yıldan daha fazla bir sure geçmiş ise çocuğun yeni çevresine intibak ettiğinin belirlenmesi halinde iadeden imtina edilebilir(Sözleşme m. 12/2).

ii. Çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan kişi, kurum veya örgütün, yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu tesbit ederse iadeden kaçınabilir(Sözleşme m.13/1-a).

iii. Talepte bulunulan Devlet, geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tesbit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda değildir(Sözleşme m. 13/1-b).

iv. Adlî veya idarî makam keza çocuğun, geri dönmek istemediğini ve görüşünün gözönünde bulundurulmasının uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş bulunduğunu gözlerse, geri dönmesini emretmeyi reddedebilir.

v. Çocuğun, 12.madde hükümleri uyarınca geri dönmesi halinde, talepte bulunulan Devletin insan hakları rejimi nedeniyle, temel insan hakları bakımından korumasız kalacak ise çocuğun iadesi talebi ret edilebilir(Sözleşme m.20).Esas : 2013/2354 Karar : 2014/523 Tarih : 16.04.2014

-Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşmesinin 13/b maddesi son derece dar yorumlanmalıdır. Çocuğun geri verilmesi durumunda, şiddet veya tacize maruz kalacağı konusunda ciddi bir tehlikenin doğması ya da kıtlık, salgın hastalık yahut savaş hali gibi vahim hallerin bulunması halinde iadeden kaçınılması gerekir. Çocuğun çok küçük olması başlı başına isteğin reddine sebep teşkil etmez. (Esas : 2004/10536, Karar : 2004/11797, Tarih : 14.10.2004)

Muted Mesken Devletinde Kanuna Aykırılık Mevcut Olmalıdır

Dava çocuğun mutad meskene iadesi davasıdır. Çocuğun mutad meskeninin bulunduğu devletin kanunundan doğan babanın velayet hakkının ihlali suretiyle davalı anne tarafından Türkiye’de haksız olarak alıkonulduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. 1980 tarihli “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi” hükümlerine göre; kanuna aykırılık gerçekleşmiştir (Sözleşme m. 3). (Yargıtay 2. HD., 08.03.2017, E. 2016/18886, K. 2017/2507).

Ülke Dışına Kaçırılan Çocuğun İadesi “Basit Yargılama”ya Tabidir

Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair 1980 tarihli Lahey
Sözleşmesi hükümlerine göre, haksız olarak yerleri değiştirilen çocukların mutad meskeninin bulunduğu ülkeye iadesine ilişkin davalar, bu sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 5717 sayılı kanun uyarınca basit yargılama usulüne tabi ve acele işlerden olup (m. 9/2), adli tatilde de görülür ve bu kanunun uygulanmasından doğan dava ve işlerde adli tatil sebebiyle sürelerin uzamasına ilişkin hükümler uygulanmaz (m. 16).

Türkiye’de Verilen Geçici Velayet Kararı, Mutad Meskene İadeyi Engellemez

Türkiye’de açılan boşanma davasında çocukların geçici velayetinin davalıya bırakılmış olmasının, anılan sözleşme hükümleri bakımından bir önemi bulunmamaktadır (5717 sayılı Kanun 13. madde). İade isteğinin reddini gerektiren sebepler mevcut değildir. İsteğin kabulü yerine yasal olmayan gerekçe ile iade talebinin reddedilmesi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. HD., 05.12.2016, E. 2016/13227, K. 2016/15555).

Çocuğun Alıkonulmasından İtibaren 1 Yıl İçerisinde İade Başvurusu Yapılmalıdır

-Çocuğun yaşadığı ortama alışmış olması halinin ise iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilebilmesi için, çocuğun yer değiştirme veya alıkonulmasından itibaren bir yıl geçtikten sonra iade başvurusunda bulunulmuş olması gerekir. İade talep eden baba tarafından 1 yıl geçmeden iade başvurusunda bulunulması sebebiyle yaşadığı ortama alışmış olmaya dayanılarak iadeden kaçınılamaz.

-İade isteğinin reddini gerektirecek vahim bir tehlikenin varlığı veya geri dönmesinin çocuğun fiziksel ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir riskin (Söz. m. 13/b) ve sözleşmede kabul edilen diğer iadeden kaçınma sebeplerinin varlığı kanıtlanamamıştır. Çocuğun yaşadığı ortama alışmış olması halinin ise iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilebilmesi için, çocuğun yer değiştirme veya alıkonulmasından itibaren bir yıl geçtikten sonra iade başvurusunda bulunulmuş olması gerekir. İade talep eden baba tarafından 1 yıl geçmeden iade başvurusunda bulunulması sebebiyle yaşadığı ortama alışmış olmaya dayanılarak iadeden kaçınılamaz. (Esas : 2016/24087, Karar : 2016/15092, Tarih : 23.11.2016)

Çocuğun İadesi İçin Çocuğun Meskeninin Bulunduğu Devlette Velayet Kararı Çıkartılmış Olması Zorunlu Değildir

Sözleşmeye göre, çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkeye iade edilmesi için, önceden mutad meskeninin bulunduğu ülke makamlarından alınmış velayete veya kişisel ilişki kurma hakkına dair bir kararın varlığı gerekmediği gibi böyle bir kararın mevcut olması durumunda, bunun çocuğun haksız olarak götürüldüğü veya alıkonulduğu devlette tanınması veya tenfız edilmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır (Söz. m. 15).

İade İşlemleri Derhal Yapılmalıdır

Kanuna aykırı olarak yeri değiştirilmiş veya alıkonulan çocuğun yerinin değiştirilmesi veya alıkonulması tarihinden itibaren bir yıldan az zaman içerisinde iadesinin istenilmesi halinde derhal geciktirilmeden iadesi gerekmektedir (Söz. m. 12/1).

Mutad Meskene İade Davasında Usul

-Sözleşme ile merkezi makamlara yüklenen yükümlülükler (Sözleşme m. 7) ve sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 04 01 2007 tarihinde yürürlüğe giren 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun hükümleri gözetildiğinde (Sözleşme m. 7/2, 9/1 17/2) davanamenin taraflara tebliği ve davanın merkezi makam adına mahalli Cumhuriyet savcısının katılımı ve huzuru ile görülmesi zorunludur. Mahalli Cumhuriyet savcısına duruşma günü tebliğ edilmemiş, Cumhuriyet savcısının katılımı ve huzuru olmadan dava görülmüştür. Mahalli Cumhuriyet savcısının katılımı olmadan davaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.(Yargıtay 2. HD., 31.10.2016, E. 2016/11418, K. 2016/14224).

-Cumhuriyet savcılığına tebligat, tebliğ olunacak evrakın aslının Cumhuriyet Savcısına gösterilmesi suretiyle olur. Tebligatın yapıldığının belgelendirilmesi (tevsiki) için, Cumhuriyet Savcısı, tebliğ evrakının aslına “görüldü” yazarak altını imza eder. (Teb. K. m. 43). Ancak, yapılan tebligat eğer bir sürenin başlangıcı olacaksa, tebliğ tarihi tebliğ evrakının aslının altına yazılır ve imza edilir. (Yargıtay 2. HD., 06.10.2016, E. 2016/15628, K. 2016/13573).

Mutad Meskene İade Davasında Vekalet Ücretine Hükmedilmelidir

Yargılama gideri haksız çıkan taraftan alınır (HMK m. 326). Vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir (HMK m. 323). Çocuğun mutad meskene iadesi davası reddedildiği halde kendisini vekil ile temsil ettiren davalı yararına karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca vekâlet ücreti takdir edilmesi gerekir.(Yargıtay 2. HD., 06.10.2016, E. 2016/17243, K. 2016/13575).

Dava Sırasında Çocukların Mutad Meskene Dönmesi

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Çocuk Hukuku Bürosundan gönderilen 24.10.2017 tarihli yazı ile iadesi istenilen çocukların İngiltere’ye döndüğü ve Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi çerçevesinde yapılacak herhangi bir işlem kalmadığı bildirilmiştir. Bu itibarla davanın konusunun kalmadığı anlaşılmakla konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava tarihi itibariyle dava açılmasında haklılık durumuna göre yargılama gideri konusunda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.(Esas: 2018/615, Karar: 2018/3801, Tarih: 22.03.2018)

Çocuğun Mutad Meskene İadesini Hangi Yer Savcılığı İster

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü adına Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.08.2012 tarihli davanamesi ile; Belçika vatandaşı …. ve Türk Vatandaşı….’nun evliliklerinden olan 08.03.2008 doğumlu….. ile 21.10.2009 doğumlu…. ….’nun 2011 yılında Türkiye’ye tatil için geldikleri, davacı babanın kararlaştırıldığı gibi Ağustos ayında geri döndüğü, anne ve çocukların da bir müddet sonra geri dönmeleri gerekirken babalarının rızası dışında anne tarafından Türkiye’de alıkonulduğu belirtilerek Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine dayalı Lahey Sözleşmesi kapsamında küçüklerin Belçika’ya iade edilip edilmeyeceği hususunda karar verilmesi ve 5117 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince gerekli tedbirlerin alınması talep ve dava edilmiştir.

Çocuğun İadesi Kaçırılan Ülkede Velayet Kararı Verilmeden Talep Edilmelidir

04.12.2007 tarih ve 26720 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve söz konusu sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun“un “Velayet hakkının iade kararına etkisi” başlıklı 13. maddesinde “Çocuğun iadesi başvurusunun yapılmasından sonra verilmiş bir velayet kararı, bu Kanun hükümleri çerçevesinde çocuğun iadesi talebinin reddine gerekçe oluşturmaz.” hükmü yer almaktadır.(Esas : 2017/2489, Karar : 2018/1473, Tarih : 18.10.2018)(1)

Çocuğun Mutad Meskene İadesi Talebi Çocuğun Statükosunu Koruma Amacı Taşır

Bu bakımdan Sözleşmeye göre çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesi isteği, velayet ve koruma hakkının esasıyla ilgili bir dava değil, çocuğun mevcut statükosunun korunmasını hedef tutan bir tedbir niteliğindedir.(2)

Çocuğun İadesi Talebi, Çocuk Sırf Annenden Ayrı Kalacak Diye Reddedilemez, Red İçin Tehlike Riski Olmalıdır

-Küçük Uğur Umut Tanzer’in davalı (annesi) tarafından 23.4.2010 tarihinden beri babanın çocuk üzerindeki kanundan doğan velayet hakkı ihlal edilerek Türkiye’de haksız olarak alıkonulduğu, mutad meskeninin Finlandiya olduğu, babanın 15.7.2010 tarihinde Finlandiya Merkezi makamına iade için başvurduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece de mutad meskeninin Finlandiya olduğu ve çocuğun haksız olarak alıkonulduğu kabul edilmiş, uzmanlardan alınan rapor esas alınarak geri dönüşünün sözleşmenin 13/b bendi uyarınca çocuğu psikolojik tehlikeye maruz bırakacağı gerekçesiyle iade talebi reddedilmiştir. Hükme esas alınan uzman raporunda, çocuğun yaşının küçüklüğünün etkili olduğu görülmektedir. Çocuk 26.5.2009 doğumludur. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vechelerine Dair 1980 tarihli Lahey Sözleşmesinin 13/b maddesi; çocuğun geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk mevcut ise iade talebinin reddedileceğini belirtmektedir. Geri döndüğü taktirde, bu maddede yazılan tehlikelere maruz kalacağı yolunda ciddi bir riskin varlığını gösteren nesnel bulgular bulunmamaktadır. Çocuğun yaşının küçük olması başlı başına iade isteğinin reddine sebep teşkil etmez. O halde iade talebinin kabulü gerekirken, yetersiz gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.(Esas : 2011/8304, Karar : 2011/8799, Tarih : 23.05.2011)

– Sözleşme, annelerinden ayrılacak olmalarını değil, geri dönmelerinin fiziki veya psikolojk bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemiyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir riskin bulunmasını iadeden kaçınma sebebi kabul etmiştir (Söz.m.13/b). Böyle bir riskin mevcut olduğu davalı tarafından iddia ve ispat edilmemiştir. (Esas : 2014/24129, Karar : 2014/22903, Tarih : 17.11.2014)

-Çocukların küçük, ana bakım şefkatine muhtaç olmaları iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilemez.(Esas : 2006/17797, Karar : 2006/14657, Tarih : 31.10.2006)

-(KARŞI OY GÖRÜŞÜ)Yerel mahkeme, iade isteğini 13. maddenin (b) bendine dayanarak reddetmiş, bunu yaparken de bilirkişi kurulunun verdiği raporu esas almıştır. Psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan üç kişilik bilirkişi kurulu, mahkemeye sundukları 2.2.2011 tarihli raporlarında; “çocuğun yaşı gereği anne bakıma ve ilgisine ihtiyaç duyduğu bir dönemde olması dolayısıyla çocuğun bağlanma figürü olan anne ile bağının kopması durumunda, bu halin, küçüğün sağlıklı gelişimini engelleyeceği ve ileriki dönemlerde psiko-sosyal açıdan geri dönüşümü olamayacak etkiler oluşabileceği düşünüldüğünden küçüğün bu aşamada annesinin yanında kalmasının uygun olacağı…” ifade edilmiştir. Bilirkişilerin bu sonuca, dosyada mevcut nesnel bir delile ve olguya dayanarak değil, tamamen çocuğun “yaşını” dikkate alarak ulaştıkları görülmektedir. Bu bakımdan hükme esas alınan rapor nesnel delil ve olgulara değil, varsayıma dayanmaktadır. Dosyada, geri dönmesinin, çocuğu psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı yolunda ciddi bir risk bulunduğuna delalet eden çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülke makamlarından sağlanan bir belge ve bilgi bulunmadığı gibi, davalı da, böyle bir risk bulunduğuna gösteren veya varlığına delalet eden herhangi bir belge ve bilgi getirememiştir. Geri döndüğü taktirde çocuğun dahil olacağı sosyal çevre, onun ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkilecek ciddi bir risk mi taşımaktadır; yoksa, baba çocuğun psikolojisini derin şekilde etkileyen müsamaha edilemeyecek bir tutum ve davranış mı göstermiştir de, çocuk açısından bu durum tehlike arzetmektedir. Risk teşkil eden bunlardan hangisidir.? Rapor böyle bir tespite dayanmamakta, sadece “çocuğun anneden ayrı kalması ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebilir..” demektedir. Rapora göre, çocuğun psikolojisinde ileriki yıllarda ortaya çıkabilecek olumsuzluğun ( ki bunun tehlike boyutunda olduğu da ifade edilmiş değildir.) asıl sebebi, geri dönmek değil, “çocuğun annesinden ayrı kalacak olmasıdır” Oysa Sözleşme, “geri dönmesinin çocuğun psikolojisini tehlikeye maruz bırakacağı yolunda ciddi bir riskin bulunmasını ve bunun tespit edilmiş olmasını ” iade isteğinin reddi sebebi kabul etmiştir. Anneden ayrı kalacak olmasını değil. Anne kendi yol açtığı kanuna aykırılıktan yararlanmamalıdır. Şüphesiz ki çocuğun yaşı, onun çıkarlarının belirlenmesinde önemlidir. Ama velayet hakkının esasıyla ilgisi olmayan böyle bir davada “yaş” tek başına belirleyici bir unsur değildir. Çünkü Sözleşmeye göre iade, kanuna aykırılığı gidermeye yönelik geçici nitelikte bir tedbirdir. Böyle bir tedbir isteği, ancak çocuk bakımından “tehlikeye maruz kalacağı yolunda ciddi bir riskin ” varlığı tespit edilmişse reddedilebilir. Bu bakımdan mahkemece hükme esas alınan rapor, iade isteğinin reddini haklı kılacak delil ve olguya dayanmamakta olup, yetersizdir. Bu rapora dayanılarak iade isteğinin reddi Sözleşme hükümlerine aykırıdır. Öyleyse Yüksek Dairenin bozma kararına uyulmak gerekirken yetersiz gerekçelerle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak etmiyoruz. (Esas : 2012/2-382 Karar : 2012/747 Tarih : 07.11.2012)

Çocuk Annesiyle Kalmak İstiyorsa İade Talep Eden Taraf Üstün Yararı Kanıtlamalıdır

Çocuk gerek Mahkeme’de, gerekse de Mahkemece kendisine görev tevdi edilen uzmana verdiği beyanında, “Türkiye’de annesi yanında kalmak istediğini, babasının yanına dönmek istemediğini” söylemiştir. Çocuğun annesi ile kalmasının çocuğun üstün yararı ilkesine aykırı olduğu da iddia ve ispat edilmediğine göre bu çocuk yönünden de iade isteğinin reddi gerekir(Sözleşme m. 13/2).(Esas : 2013/2-1772, Karar : 2013/1557, Tarih : 13.11.2013)

Çocuğun İadesi Kararının İcrasında, İcra Geriye Bırakılabilir

5717 S.lı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun, 4. bölümünde, çocuk iade kararlarının nasıl yerine getirileceği düzenlenmiş ve icranın ertelenmesi başlıklı 22. maddede: ”İlamın yerine getirilmesinin, çocuğun fiziksel ve duygusal yönden gelişimini ağır bir tehlike altında bırakacağının uzman tarafından tespit edilmesi durumunda, icra müdürü tarafından, talep üzerine veya re’sen söz konusu tehlike ortadan kalkıncaya kadar icra ertelenir” hükmüne yer verilmiştir.(Esas : 2014/19787, Karar : 2015/22099, Tarih : 09.12.2015)

Mutad Meskene İade Davasında Mahkemece Talebi Aşar Nitelikte Karar Verilemez

Mahkemece iade isteğinin reddine, velayetin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Hakim istekten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK m.26). Talep olmadan mahkemece velayetin düzenlenmesine de karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.Esas : 2016/25097, Karar : 2017/283, Tarih : 12.01.2017

Sırf Çocuğun Yaşı Küçük Diye İade Talebi Reddedilemez 

Müşterek çocuk Rüzgar 3.8.2001 doğumludur. Anne tarafından 2005 Temmuz ayında Türkiye’ye getirilmiş ve alıkonulmuştur. Davacı (baba) sözleşme hükümleri uyarınca mutat meskene iadesinin temini için bir yıllık süre geçmeden 8.9.2005’te merkezi makama başvurmuştur. Dosya içerisinde iadeden kaçınmayı gerektirecek vahim bir tehlikenin varlığı isbat edilmemiştir. (Söz. md. 13/b) Küçük Rüzgar’ın beş yaşında anne bakım ve şefkatine muhtaç olması iadeden kaçırma sebebi kabul edilemez.Esas : 2006/18756 Karar : 2006/16305 Tarih : 23.11.2006

Türkiye’ye Tatile Gelip Geri Mutad Meskene Dönmemek Çocuğu Alıkoymaktır

Davalı annenin, 17.07.2012 tarihinde, mutat meskenleri olan Belçika’dan müşterek çocuk 23.08.2009 doğumlu Enes’i de alıp tatil amacıyla Türkiye’ye getirdiği, geri dönmesi gereken tarih olan 09.08.2012 tarihinde yeniden Belçika’ya dönmediği, çocuğu, babanın kanundan doğan koruma hakkını ihlal etmek suretiyle haksız olarak alıkoyduğu, davacı baba tarafından sözleşme hükümleri uyarınca çocuğun mutat meskene iadesinin temini için bir yıllık süre geçmeden 28.09.2012 tarihinde Belçika merkezi makamına başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. İade isteğinin reddini gerektirecek vahim bir tehlikenin varlığı veya geri dönmesinin çocuğun fiziksel ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir riskin (Söz. md. l3/b) ve sözleşmede kabul edilen diğer iadeden kaçınma sebeplerinin varlığı kanıtlanamamıştır. Küçüğün anne yanında bulunduğu ortama alışması ise sözleşmede iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmemiştir. Verilecek bu karar sonuç itibarıyla alıkoymadan önceki duruma dönülmesini sağlayan geçici bir tedbir özelliğini taşımaktadır Bu karar, ilgili mahkemece velayetin ayrıca düzenlemesine de engel teşkil etmemektedir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece iade kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması doğru bulunmamıştır. (Esas : 2014/5428, Karar : 2014/7050, Tarih : 27.03.2014)

Yurt Dışında Yapılan Evlilik Mevzuata Aykırı Olmadıkça Geçerlidir ve Velayet Bu Aşamada Ortak Kullanılmaktadır

Evlenme yönetmeliğinin 11. maddesinde de yurt dışında bulundukları ülkenin evlendirmeye yetkili makamları huzurunda kişilerin evlenebileceği, bu evliliğin Türkiye Cumhuriyeti mevzuatına aykırı olmadıkça geçerli olacağı düzenlenmiştir. Yabancı bir ülkede hukuken geçerli olarak yapılan bir evliliğin ülkemizde nüfus kayıtlarına işlenmesi idari bir işlem olup, evliliğin geçerliliğine etkili değildir. Tarafların boşanmalarına dair yabancı mahkeme kararının ülkemizde mahkemece tanınmasına karar verilmediğine göre, taraflar arasındaki evlilik Türk hukuku karşısında halen mevcut olup, devam etmektedir. Devam eden bir evlilikte ise, eşler velayeti birlikte kullanırlar (TMK.336/1.md). 5.1.2013 tarihinde davalı annenin müşterek çocuk 04.10.2010 doğumlu …’yı geçimsizlik üzere alıp ülkemize getirmesinden önce, taraflarla birlikte çocuğun da yaşadığı ülke olan Amerika Birleşik Devletlerinin çocuğun mutat meskeni ülkesi olduğunda bir ihtilaf yoktur. Davalı annenin babanın velayet hakkını ihlal ederek müşterek çocuğu mutat meskeni ülkesinden izinsiz olarak getirip alıkoyduğu, iade talebinde bulunan babanın çocuğun haksız olarak alıkonulma tarihinden itibaren yetkili makamlara 1 yıllık yasal süre içinde başvurduğu ve çocuğun iadesi halinde çocuk için muhtemel maddi ya da manevi bir tehlikenin varlığı da ispat edilemediğine göre, davanın kabulü ile çocuğun mutat meskeni ülkesine iadesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece tarafların evliliğinin nüfusa tescil edilmemiş olması sebebiyle annenin evlililk dışı doğum nedeniyle velayet hakkına sahip olduğu, babanın velayet hakkının ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.(Esas : 2014/17373, Karar : 2014/22817, Tarih : 17.11.2014)

Mutad Mesken Davasında Temyiz Usulu

Davacı adına C.Başsavcılığı tarafından yapılan temyizin geçerli bir temyiz olarak kabulüne imkân bulunmamaktadır. Zira Sözleşme uyarınca dava, belirlenen merkezi makam adına mahalli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davaname ile açıldığından C.Başsavcılığı ancak merkezi makam adına hükmü temyiz edebilir. C.Başsavcılığının Merkezi Makam adına bir temyizi olmadığına göre davacıyı temsilen temyiz yetkisi de bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekir.(Esas : 2014/1518, Karar : 2014/844, Tarih : 05.11.2014)

Babanın Olumsuz Davranışları İspatlanırsa İade Talebinin Reddine Karar Verilir

Davalı anne tarafından sunulan tarafların Almanya’da yaşadıkları döneme ilişkin doktor ve ebe kayıtlarının incelenmesinde ise; annenin ortak çocukla ilgili olduğu, babanın ise çocuğa karşı ilgisiz olduğu belirtilmiştir. Türkiye’ de alınan sosyal inceleme raporundan ve tanık beyanlarından ise; çocuğun Türkiye’ye geldiği ilk dönemlerde aile kavramında baba olgusuna yer vermediği, uzmanlara ve öğretmenlerine babanın kendisine yönelik fiziksel şiddetini ve kötü muamelesini anlattığı, çocuğun babasından korktuğu, babasının kendisini tuvalete kilitlemesi sebebiyle tuvalete gitmek istemediği, karşısında bir yetişkin gördüğünde korktuğu, servis şoförünü babasına benzettiği için okul servisine binmek istemediği, bu sebeplerle olumsuz davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. Tüm bu olaylar birlikte değerlendirildiğinde; babanın ortak çocuğa ilgisiz olduğu, çocuğa karşı fiziksel şiddete yönelik davranışlarda bulunduğu, bu sebeple ortak çocuğun cismani olarak zarar gördüğü gibi psikolojik gelişiminin de tehlikeye girdiği, çocuğun mutad meskenine iadesi halinde fiziki ve psikolojik bir tehlikeye maruz kalacağına dair ciddi bir riskin varlığının kabulü gerekir. Bu itibarla, çocuğun mutad meskene iadesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.(Esas : 2017/6098, Karar : 2017/12945, Tarih : 20.11.2017)

Mutad Meskene İade Davası ile Velayet Davası Birleştirilemez

Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanunun uygulanmasından doğan davalar adli tatilde görülebilir. İade davası ile velayet davası birleştirilmiş ise birleştirilen davalar tefrik edilerek öncelikle iade davası görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. (5717 sayılı Yasa md.15-16) Boşanma ve fer’ilerine ilişkin dava ile iade davasının yargılama usul ve esasları farklı olduğundan bu yön dikkate alınmadan davaların birleştirilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.(Esas : 2010/6336, Karar : 2010/12225, Tarih : 21.06.2010)


  1. Taraflar arasındaki “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi uyarınca çocukların mutad meskene iadesi “davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Eskişehir 4. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/530 K. sayılı kararı davacı başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.03.2013 tarihli ve 2013/4064 E., 2013/7473 K. sayılı kararı ile: “…Çocuğun, mutad meskenin bulunduğu Devletin kanunundan doğan babanın velayet hakkının ihlali suretiyle davalı anne tarafından Türkiye’de haksız olarak alıkonulduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. 1980 tarihli “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi” hükümlerine göre; kanuna aykırılık gerçekleşmiştir ( Sözleşme md. 3). Davalı tarafından Türkiye’de açılan boşanma davasında çocuğun velayetinin geçici olarak davalıya bırakılmış olmasının, anılan sözleşme hükümleri bakımından bir önemi bulunmamaktadır. İade isteğinin reddini gerektiren sebepler mevcut değildir. İsteğin kabulü yerine yasal olmayan gerekçe ile iade talebinin reddedilmesi doğru bulunmamıştır…”

    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava; Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi uyarınca çocukların mutad meskene iadesi istemine ilişkindir.

    Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü adına Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.08.2012 tarihli davanamesi ile; Belçika vatandaşı …. ve Türk Vatandaşı….’nun evliliklerinden olan 08.03.2008 doğumlu….. ile 21.10.2009 doğumlu…. ….’nun 2011 yılında Türkiye’ye tatil için geldikleri, davacı babanın kararlaştırıldığı gibi Ağustos ayında geri döndüğü, anne ve çocukların da bir müddet sonra geri dönmeleri gerekirken babalarının rızası dışında anne tarafından Türkiye’de alıkonulduğu belirtilerek Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine dayalı Lahey Sözleşmesi kapsamında küçüklerin Belçika’ya iade edilip edilmeyeceği hususunda karar verilmesi ve 5117 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince gerekli tedbirlerin alınması talep ve dava edilmiştir.

    Davalı anne cevap dilekçesinde, tarafların 26.05.2011 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptıklarını, eşinin 08.08.2011 tarihinde kendisine şiddet uygulaması nedeniyle şikâyetçi olduğunu ve rapor aldığını, bunun üzerine babanın çocukları da bırakarak Belçika’ya kaçtığını, baba hakkında ceza davasının halen derdest olduğunu, …. aleyhine açtığı boşanma davasının 22.08.2011 tarihli tensip ara kararıyla da “dava süresince müşterek çocukların anne yanında kalmasına” karar verildiğini, çocukların söz konusu mahkeme kararına istinaden Türkiye’de tutulduğunu, davalı babanın bu durumu Belçika makamlarından kasıtlı olarak gizlediğini ve Brüksel Bidayet Mahkemesince kendisine tebligat yapılmaksızın 16.02.2012 tarihli kararla “velayet hakkının taraflarca müştereken uygulanmasına” şeklinde bir karar tesis edildiğini, bu kararın tanınmasına ya da tenfizine karar verilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davalı tarafından açılan boşanma davasında müşterek çocukların dava süresince tedbiren davacı anne yanında kalmalarına karar verildiği, yargılama sonucunda tarafların boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetinin anneye bırakılmasına karar verildiği, başvurucunun da boşanma davasında vekil ile temsil edildiği, mahkemece verilen kararlardan vekili vasıtasıyla haberdar olduğu, müşterek çocukların kaçırılmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Davacı başvurucunun temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan sebeplerle bozulmuştur.

    Mahkemece, boşanma davası açılması ile birlikte anne….’nun ayrı yaşamaya hak kazandığı, çocukların da bu sürede anne yanında oldukları ayrıca mahkeme kararı ile anne yanında kalmalarına karar verildiği, hâli hazırda boşanmaya konu davada müşterek çocukların velayetlerinin davacı anneye bırakılmasına ilişkin hükmün temyiz incelemesinden geçerek 17.04.2013 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararı Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, Türkiye’ye ailece tatil amacıyla geldikten sonra davacı babanın geri dönmesi nedeniyle anne yanında kalan ve devam eden süreçte açılan boşanma davasında Yargıtay incelemesinden de geçmek suretiyle kesinleşen kararla velayetleri anneye verilen müşterek çocuklar 2008 doğumlu….. ile 2009 doğumlu….’ın Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi kapsamında mutad meskenleri olan babalarının yaşadığı Belçika’ya iade edilmelerinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

    Öncelikle Türkiye’nin de taraf olduğu ve l5 Şubat 2000 tarih ve 23965 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi hükümlerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.

    Sözleşmenin “amacı” 1’nci maddesinde; taraf devletlere gayri kanuni yollardan götürülen veya alıkonan çocukların derhal geri dönmelerini sağlamak ve taraf bir devletteki koruma ve ziyaret haklarına, diğer taraf devletlerde etkili biçimde riayet ettirmek olarak açıklanmıştır.

    Sözleşmenin 3’üncü maddesinde ise hangi hâllerde bir çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesinin haksız olarak nitelendirileceği belirlenmiştir. Buna göre: Sözleşmenin uygulanmasında, bir çocuğun yerinin değiştirilmesinin veya alıkonulmasının haksız olarak nitelendirilebilmesi için çocuğun yerinin değiştirilmesi veya alıkonulması, bu fiillerin gerçekleşmesinden hemen önce mutad meskeninin bulunduğu devletin hukuku uyarınca, bir kişiye veya bir kuruma tek başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan velayet hakkının ihlal edilmesi suretiyle meydana gelmiş olması ve ihlal edilmiş bulunan velayet hakkının yer değiştirme veya alıkoyma vakıasının gerçekleştiği sırada fiîlen kullanılmakta veya bu vakıa gerçekleşmemiş olsaydı, kullanılacak olması şartları aranmıştır.

    Sözleşmenin 12’nci maddesinin 1’inci fıkrası iadeye ilişkin başvurunun çocuğun kaçırılmasından itibaren bir yıl içinde yetkili makamlara ulaşması hâlini; 2’nci fıkrası ise başvurunun bu sürenin geçmesinden sonra ulaşması hâlini düzenlemektedir.

    Buna göre başvuru, çocuğun kaçırılmasından itibaren bir yıl içinde yetkili makamlara ulaşmış ise, sözleşmenin 13 ve 20’nci maddelerinde belirlenmiş iadeden kaçınma nedenlerinden biri bulunmadığı takdirde, kural olarak çocuğun iade edilmesi yönünde karar verilmesi öngörülmüştür (m.12/f.1). Buna karşın başvurunun çocuğun kaçırılmasından bir yıl geçtikten sonra yetkili makamlara ulaşması durumunda, geniş taktir hakkına sahip bulunan mahkemenin, 13 ve 20’nci maddelerde yazılı iadeden kaçınma nedenleri yanında, çocuğun yeni çevresi ile uyum sağlamış olup olmadığını da gözetip buna göre bir karar vermesi gerekecektir (m.12/f.2).

    Sözleşmenin 12’nci maddesi emredici nitelikte bir düzenleme getirmiş ise de sözleşmenin 13 ve 20’nci maddelerinde 12’nci maddenin istisnaları düzenlenmiştir. 13’üncü maddede çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan kişi veya kurum yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu veya geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tespit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda olmadığı belirtilirken, 20’nci maddesinde de; çocuğun, 12’nci madde hükümleri uyarınca geri dönmesi, talepte bulunulan devletin insan haklarının korunması ve temel hürriyetlerine ilişkin ilkeleri, izin vermiyor ise, reddedilebilir istisnası getirilmiştir (m.13/son).

    Mahkemenin bu maddede yer alan şartları değerlendirirken adli veya idari makamların, çocuğun sosyal durumuna ilişkin bilgileri, merkezi makam veya çocuğun mutad ikametgâhı devletinin diğer herhangi bir yetkili makamı tarafından sağlanan bilgileri göz önünde bulundurması gerektiği de yine aynı maddenin son fıkrasında düzenlenmiştir.

    Yukarıda açıklandığı üzere sözleşme, çocuğun velayet hakkı ihlal edilerek bir ülkeden diğer bir ülkeye götürülmesi veya alıkonulmasının zararlı etkilerinden uluslararası alanda korunması amacına yönelik olduğundan, çocuğun derhal mutad meskeninin bulunduğu ülkeye geri dönmesini ve şahsi ilişki kurma hakkına riayet edilmesini sağlamak üzere hazırlanmıştır.

    Mahkemenin, çocuğun iadesi başvurusu hakkında bir karar verebilmesi için öncelikle çocuğun yerinin değiştirilmesinin veya alıkonulmasının haksız olup olmadığını tespit etmesi gereklidir. Mahkeme böyle bir tespiti yaparken, çocuğun mutad meskeni hukukunu veya çocuğun mutad meskeninin yetkili makamlarınca verilmiş olan kararları dikkate alabilir.

    Bu suretle, çocuğun haksız olarak yerinin değiştirilmiş olduğu veya alıkonulduğu tespit edilirse, sözleşmenin 12’nci maddesinin 1 ve 2’nci fıkraları ile 13 ve 20’nci madde hükümleri göz önünde tutularak iadesine karar verilip verilmeyeceği değerlendirilmelidir.

    Diğer taraftan 04.12.2007 tarih ve 26720 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve söz konusu sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenleyen 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun”un “Velayet hakkının iade kararına etkisi” başlıklı 13. maddesinde “Çocuğun iadesi başvurusunun yapılmasından sonra verilmiş bir velayet kararı, bu Kanun hükümleri çerçevesinde çocuğun iadesi talebinin reddine gerekçe oluşturmaz.” hükmü yer almaktadır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde;

    Dosyada bulunan nüfus kayıt örneği ve evrak kapsamına göre; davacı başvurucu …. ve davalı … ….’nun 23.02.2006 tarihinde evlendikleri, çocukları…..’nin 08.03.2008 tarihinde,….’ın ise 21.10.2009 tarihinde Belçika’da doğdukları ayrıca mutad meskenlerinin Belçika olduğu, başvurucu baba ve davalı annenin müşterek çocuklar ile birlikte tatilini geçirmek üzere 2011 yılı yaz ayında Türkiye’ye geldikleri, bu süreçte taraflar arasında yaşanan tartışmada davalı annenin eşinden fiziksel şiddet gördüğü gerekçesiyle şikâyetçi olduğu, davacı başvurucu hakkında açılan ceza davası derdest iken babanın Belçika ülkesine döndüğü anlaşılmaktadır.

    Öncelikle belirtilmelidir ki; taraflar birlikte tatil amacıyla Türkiye’ye giriş yaptığına göre Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi hükümlerinin “İş bu sözleşmenin amacı” başlıklı 1. maddesinde ifade edildiği üzere davaya konu küçüklerin, “gayri kanuni yollardan” ülkeye getirildiğinden söz edilemeyeceği gibi, başvurucu babanın davalı anneyi ve çocukları Türkiye’de bırakarak, bir anlamda terk ederek Belçika ülkesine döndüğü göz önüne alındığında çocukların “alıkonulduğundan” da bahsedilemeyecektir.

    Diğer taraftan dosya içeriğinden; 18.08.2011 tarihinde…. tarafından …. aleyhine şiddetli geçimsizlik iddiası ile boşanma davası açıldığı, açılan davada 22.08.2011 tarihli tensip tutanağının 5 nolu ara kararında “davanın devamı süresince müşterek çocuklar….. ve….’ın tedbiren anneleri ile kalmalarına, davalının belirli gün ve saatte babaları ile kişisel ilişki kurulmasına” karar verildiği, baba ….’nun da yaşadığı Belçika makamlarına başvurduğu ve Brüksel Bidayet Mahkemesi’nce 16.02.2012 tarihinde “velayet hakkının taraflarca müşterek uygulanmasına, çocukların ikâmetgahlarının Bay ….’nun ikâmetgahı olmasına” şeklinde hüküm tesis edildiği, ardından 05.03.2012 tarihinde Belçika Merkez Makamına başvurarak müşterek çocukların mutad meskene iadesini talep ettiği görülmektedir.

    Bu durumda, “tedbiren velayet” kararının 22.08.2011 tarihinde verilmiş olduğu, çocukların iadesi başvurusunun ise 05.03.2012 tarihinde yapıldığı anlaşılmış olup, iade başvurusundan önce çocuğun velayeti tek başına anneye verildiğine ve baba bu hakkı fiilen kullanmadığına göre artık babanın velayet hakkının kanuna aykırı olarak ihlali suretiyle çocukların Türkiye’de alıkonulduğundan söz edilemez.

    Öte yandan mahkeme gerekçesinde yer aldığı gibi boşanma davasında ….’nun eşi….’ya şiddet uyguladığı gerekçesiyle boşanma kararı verilmiş ve müşterek çocukların velayeti davacı anneye bırakılmış, velayete ilişkin karar temyiz incelemesinden geçerek 17.04.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucu babanın müşterek çocukların iade başvurusu öncesinde verilmiş tedbiren velayet kararına, sonrasında ise kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geçerli bir nedenle anne yanında kaldıkları kabul edilmelidir.

    Açıklanan nedenlerle, mahkemenin “iade kararı verilmesi talebinin reddine” ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup direnme kararının onanması gerekir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

  2. Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi; velayet sorumluluğunu düzenleyen veya velayet sorumluluğundan doğan ihtilaflarda yetkili hukuku gösteren bir sözleşme olmadığı gibi, çocukların velayetine ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ile velayetin yeniden tesisine ilişkin hükümler ihtiva eden bir sözleşme de değildir. Bu Sözleşme, hukuka aykırı olarak yeri değiştirilen veya bir akit Devlet ülkesinde hukuka aykırı olarak alıkonulan çocukların bir an önce mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesi için taraf Devletler arasında adli yardımlaşmayı Öngören bir. sözleşmedir. Sözleşme; çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesi, yer değiştirmesinden veya geri dönmemesinden hemen önce mutat ikametgahın bulunduğu Devlet Kanununa göre çocuk üzerinde koruma (velayet) hakkı olanların, bu haklarının ihlali şeklinde meydana gelmiş gelmiş ise kanuna aykırı addetmektedir. (Söz. m. 3) Uluslararası alanda kanuna aykırı olarak yeri değiştirilen çocuğun bir an evvel yer değiştirmeden önceki mutat meskeninin bulunduğu ülkeye geri dönmelerini sağlamak ve taraf bir Devletteki koruma ve kişisel ilişkide bulunma hakkının etkili bir şekilde tesisi 1980 tarihli Lahey Sözleşmesinin temel hedefidir.(Söz. m.2) Çocuğun mümkün olan en kısa sürede iade edilmek istenmesinin gerisinde yatan temel sebep, mevcut statükonun korunması, çocuğun üstün yararının bunu gerektirmesidir. Amaç, yer değişikliğinin çocuk üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin izlerini bir an önce bertaraf etmek ve çocuk üzerindeki koruma ve kişisel ilişki hakkını etkin bir şekilde tesis etmektir. Buda çocuğun seri şekilde ve en kısa sürede yer değişikliğinden önceki mutat meskenine iade edilmesiyle sağlanabilir. O nedenle Sözleşme bu amacın hasıl olması için, iadenin en kısa sürede ve derhal sağlanmasını öngörmüş, bunu gerçekleştirmeye yönelik seri usuller benimsemiş, akit Devletlere bu hususta pozitif yükümlülükler yüklemiştir. Bu bakımdan Sözleşmeye göre çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesi isteği, velayet ve koruma hakkının esasıyla ilgili bir dava değil, çocuğun mevcut statükosunun korunmasını hedef tutan bir tedbir niteliğindedir. Sözleşmenin bu niteliği, şu hükümlerden anlaşılabilir. Örneğin, Sözleşmeye göre, iade talebinde bulunan taraf, iddiasını bir mahkeme kararına dayandırmak mecburiyetinde değildir. Başka bir ifade ile iade talep edenin, çocuğun velayetinin münhasıran kendisinde olduğuna dair mutat meskeninin bulunduğu Devlet makamlarından alınmış bir karar sunması gerekmez. İade için başvurulan Devlet makamları da, iade isteğinde bulunandan böyle bir karar getirmesini isteyemez. (Söz. m. 15) Sözleşme bu yönüyle “Çocukların Velayetine İlişkin Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin 1980 tarihli Lüksemburg Sözleşmesinden ayrılır. Yine örneğin, Sözleşmeye göre; çocuğun kanuna aykırı olarak yerinin değiştirildiği veya alıkonulduğunun bulunduğu ülke makamlarına haber verilmesinden sonra, bu ülkenin adli veya idari makamları çocuğun geri dönmesi konusunda işbu Sözleşmedeki şartların bulunmadığını tespit edinceye kadar, koruma (velayet) hakkının esasına ilişkin bir karar veremezler. ( Söz. m. 16). Talepte bulunulan Devlette, çocuğun velayetine ilişkin bir kararın verilmiş ve bu kararın çocuğun mutad meskeninin bulunduğu Devlette tanınabilir veya tenfiz edilebilir nitelikte olması da, çocuğun geri gönderilmesinin reddini haklı göstermez. (Söz. m. 17) Sözleşme çerçevesinde verilen çocuğun geri dönmesine ilişkin bir karar, koruma hakkının esasım etkilemez. (Söz. m. 19) Nitekim Sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarılan ve 4.12.2007 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiş bulunan 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun” da , “çocuğun iadesi başvurusunun yapılmasından sonra verilmiş bir velayet kararının, bu Kanun hükümleri çerçevesinde çocuğun iadesi talebinin reddine gerekçe oluşturmayacağını” (m. 13) ve “iade davası ile velayet davası birleştirilmiş ise, birleştirilen davaların tefrik edilerek öncelikle iade davasının görülüp sonuçlandırılacağını” (m. 15) kabul etmiştir. O nedenle, iade davası, çocuk üzerindeki koruma (velayet) hakkının esasına ilişkin bir dava değildir. Bu bakımdan Sözleşme uygulanırken, davanın korunma hakkının esasıyla ilgili olmadığı ve iade kararının çocuk üzerindeki velayet hakkının esasım etkilemediği gözden ırak tutulmamalıdır.Esas : 2012/2-382 Karar : 2012/747 Tarih : 07.11.2012

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.