Bylock Suçlaması Savunma Dilekçesi

Bylock Suçlaması Savunma Dilekçesi

X AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

DOSYA NO:

SANIK:

KONU: ESASA KARŞI SAVUNMA

AÇIKLAMA:

Bana yöneltilen suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hakkım da isnat edilen hiçbir eylem olmadığı gibi iddia edilen hususlar. Hakkımda TCK.314/2 maddesine atıfla Terör Örgütü üyesi suçlamasıyla dava açılmıştır. Bu suçlama hukuken doğru olmadığı gibi Hukuk Devletinde de isnat edilen ve suç olduğu iddia edilen eylemler gerekçe gösterilerek dava açılması da kabul edilemez. Terör örgütü üyeliğinin suçunu asla oluşturmaz. Ben Terör örgütü üyesi değilim. Benim hakkında ifade veren Şüpheli şahıslar, kendilerini terör örgütü üyesi olduklarını kendi beyanlarında belirttikleri için alacakları cezayı hafifletmek için, benim ismimi ifadelerinde kullanarak, gerçek dışı ifadeler kullanarak şahsıma iftira atmıştırlar. Şüpheli Şahısların benim hakkımda ki beyanlarını kesinlikle kabul etmiyorum.

İŞTE YARGITAY KARARI

Ceza Dairesi Esas : 2017/1862 Karar : 2017/5796 Tarih : 20.12.2017

ÖRGÜT ÜYESİ NE DEMEKTİR?

Ayrıntıları Dairemizin 2015/3 E. sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilin de verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

SİLAHLI ÖRGÜT ÜYELİĞİ SUÇUNUN OLUŞABİLMESİ İÇİN NE GEREKLİDİR

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir.. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280)

Bana yöneltilen suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Hakkım da isnat edilen hiçbir eylem olmadığı gibi iddia edilen hususlar. Yargıtay’ın yukarıda yazdığım örgüt tanımına göre benim hangi durumum, hangi sanık beyanı ve hangi belge ile silahlı terör örgütü olduğumun kanıtıdır.  Benim şuan ki dururumum Yargıtay vermiş olduğu karara göre Silahlı Terör örgütü üyeliğinin suçunu asla oluşturmaz. Ben Terör örgütü üyesi değilim. Benim hakkında ifade veren Şüpheli şahıslar, kendilerini terör örgütü üyesi olduklarını kendi beyanlarında belirttikleri için alacakları cezayı hafifletmek için, benim ismimi ifadelerinde kullanarak, gerçek dışı ifadeler kullanarak şahsıma iftira atmıştırlar. Şüpheli Şahısların benim hakkımda ki beyanlarını kesinlikle kabul etmiyorum.

Beni ve ailemi terör örgütü ile anmak bana ve aileme büyük bir ihanettir. Sizlerde biliyorsunuz ki Terör örgütünden ceza almak şahsilik ilkesini yitirerek tüm sülalemi etkileyecek bu yüzden hakkımda verilecek ceza, beni, ailemi ve sülalemi etkileyecektir. Ben ve aileme ilerde bu cezadan dolayı hiçbir devlet kurumunda ( Asker, Polis v.b )olarak görev yapamayacaktır. Bana ceza verilmeden önce benim geriye dönük 24 yıllık Meslek hayatımın sorgulanması, çalıştığım kurumdan resmi olarak dosyamın istenerek mahkeme dosyama konmasını talep ederim. Ben 1992 yılında Samsun 19 Mayıs Polis okulunda polislik mesleğine öğrenci olarak başladım. Bir yıllık eğitim ardından Ankara İl Emniyet müdürlüğü Çevik Kuvvet şube müdürlüğüne atamam yapıldı. 1996 Yılının şubat ayında vatanı görevimi yapmak için çok sevdiğim mesleğimden ayrıldı. 18 aylık vatanı görevimi tamamladıktan sonra aynı yerde görevime 1997 yılının Temmuz ayında başladım. 1998 Yılında şark hizmeti için Erzurum iline atamam yapıldı burada 2005 yılına kadar çalıştım. Tercih dışı olarak Kastamonu ilçesine atamam yapıldı. 2010 tarihinde çocuklarımın eğitimi için Kocaeli iline atamam yapıldı. Kocaeli ilinde görev yaparken hain 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra 18 Temmuz günü açığa alındım ve 28 Temmuz günü gözaltına alındım, 11 Ağustos da tutuklandım ve Kocaeli Kandıra ceza evine kondu burada 17 ay tutuklu kaldıktan sonra 27 10/2017 da tahliye oldum. Açığa alındıktan ve ceza evine konduğum süre içinde duyduğum ve öğrendiğim kadarı ile cemaat üyesi olan şahıslar, bütün çalıştıkları kurumların en iyi yerlerinde çalıştıkları ve görevlerinde hep yükseldiklerini öğrendim sizlerde yapmış olduğunuz yargılamalarda çok kez buna şahit olmuşsunuzdur.

Savcılık mütalaasında; Hakkında iddia edilen MİT Bylock Raporu ve Tanık ifadelerin den yola çıkarak benim FETÖ/PDY Terör örgütüne kuruluş ve amaçlarını benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih ettiğimi bu şekilde örgüt ile organik bağ kurduğumu bundan dolayı cezalandırmam gerektiği belirtildi. Oysaki Hakkımda Şüpheli olarak ifade veren şahısların hiç biri benim cemaat sohbetine katıldığıma dair bir beyanda bulunmuyor. Ayrıca hiç biri Bylock Programı kullandığımı veya yüklediğimi beyan etmiyor. Ayrıca adı geçen örgüte ait Bank Asya da hesabım yoktur. Yine Gazete ve dergi aboneliğim yok. Yine örgüte ait özel okullara çocuklarımı göndermedim. Örgüte ait olan ve benim bilmediğim başka kurum ve kuruluşlarla bir bağlantım yoktur. Benim meslek hayatıma baktığımda çevik kuvvet ve Polis merkezinden başka bir şube de çalışmadım. Bir kez komiserlik sınavına girdim, kaybettim ve tarafıma haksızlık yapıldığını düşündüğüm için meslek içinde bir daha yükselme sınavlarına girmedim. Ben fetö cü olsaydım iyi şubelerde yada meslek içinde yükselmek istemez miydim.

Yargıtayın Bylock ile ilgili kararlarına bakıldığında, benim durumum ile uzak dan yakından bir alaka yoktur. Verilen kararda Süreklilik arz etmesi gerekir, oysa ki ne gelen BTK nede önceki Bylock raporun da nede şüpheliifadelerinde süreklilik olduğuna dair bir iz ve emare bulunmamaktadır. Telefon sinyallerimin (HTS) kayıt analizine göre, benim örgütün tepe yöneticileri ile yada alt yöneticileri ile kendim veya yakınlarım adına kayıtlı telefon numaralarıyla konuşup konuşmadığım tespit edildi mi ?Benim adı geçen örgüt deki hiyerarşim ne ? örgütteki görevim ne ?Örgüt içinde benim altımda yada üstümde kimler var ? Ben kimden emir aldım kime emir verdim ? Aldığım emirler neler nerede uyguladım veya kime emir verdim ? Örgüt yapılanmasında yaptığım eylemler neler ? Sorumlu olduğum kişiler, il içe yada bölge neresi ? Telefon incelemelerim de Bylock programı var mı ? Bylock Programını kimin talimatı ile yükledim veya örgüt adına kim yükledi talimatlar var mı ? Bylock içerikleri var mı varsa bunlarda suç ve suç unsuruna rastlandı mı?

BTK Raporu ve önceden gelen MİT Bylock raporu arasında Bylock a giriş gün ve saatleri arasında tutarsızlıklar var. Bir tane bile benzer aynısı yoktur, İmei numaraları bir birini tutmuyor farklı, ben devamlı 24 saat görevli biri olarak çalışan biriyim, BTK raporunda ki çıkan günlerde ben iş de olursam sorun nasıl çözülecek, BTK Baz istasyonları daraltıldı mı? BTK raporları ceza almamı gerektirecek kadar doğru ve kesinmi? Gelen BTK Raporunda 08/11/2014 günü saat: 20:14:39 da Genel İP 37.154.52.42 No ile bylock a 165 kez girdiğimi ve bunu da adresini tam olarak bilediğim İzmit’te bulunan baz istasyonundan kaydedildiğini gördüm. BTK Raporuna göre ben Bylock Programına 08/11/2014 tarih ve 14/05/2015 tarihleri arasında toplam farklı tarih ve günde (15) on beş kez girmişim ve bu girişlerde toplam 225 kez giriş yapmış görünüyorum. Oysaki mahkemenize 19/07/2017 de gönderilen Bylock içerik raporunda 08/11/2014 günü Saat: 22:01:37 de Genel İP: 37.154.50.229 no ile girdiğim belirtilmiştir. Ayrıca BTK raporunda en son Bylock a 14/05/2015 günü saat: 15:44:59 da Genel İp: 46.166.164.181 ile giriş yaptığım. Önceki Bylock raporunda ise 14/05/2015 Günü saat: 14:40:56 da Genel İp: 170.32.108.248 İle giriş yaptığım belirtiliyor. Yine ilk gelen Bylock Raporunda son giriş tarihi olarak 21/05/2015 günü saat: 19:32:25 de Genel İp: 178.32.109.249 no ile girdiğimi ve toplam (41) kırk Bir kez Giriş yaptığım belirtilmektedir. Yine her iki raporu karşılıklı olarak incelendiğinde ne giriş tarihleri, ne Genel İp adresi, nede İMEİ numaralı bir biri ile ne eşleşiyor ne de bir tanesi bile benzememektedir.Bu kadar çeliş ki ve tutarsızlığın içinde benim Bylock kullandığıma karar vere bilirsimisiniz. Bunları yine Bilir kişi raporları ile mahkemenize sunuyorum. Ben kesinlikle Bylock kullanmadım kabul etmiyorum.

TCK 314. Maddede düzenlenen suçun devlet aleyhine işlenen bir suç olması gerekmektedir. Oysaki benim devlet aleyhinde herhangi bir fiilde bulunduğuma ilişkin somut hiçbir bulgu bulunmamaktadır. benim, sözde üyesi olduğum örgütün benimsediği siyasi ideoloji ve görüşe sahip olmam ve bu örgüte ilişkin eserleri okumam ve bulundurmam gerekmektedir. Oysaki benim evinde yapılan aramalarda, sözde örgüte ilişkin olarak hiçbir dokümana rastlanmamış olması benim var olduğu iddia edilen örgütle doğrudan yâda dolaylı olarak hiçbir bağlantısımın olmadığını göstermektedir.

ANAYASA MADDE 38. – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

T.C.K. MADDE 7. – (1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.

2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

(3) Güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında yürürlükte bulunan kanun uygulanır.

(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.

Ceza sorumluluğunun şahsîliği

T.C.K MADDE 20. – (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.

Yukarıda maddelerini saydığım T.C.K nın hangi maddesine göre ben yargılanıyorum.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi Anayasa’nın 38. maddesi ile Türk Ceza Kanununun 2. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesine göre “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” Yine TCK’nin 2. maddesinde; “1-Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. 2- İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. 3- Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” denilmektedir.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” veya kısaca “yasallık ilkesi” ya da “kanunilik ilkesi” denilen bu ilke, çağdaş ceza hukukunun önemli ilkelerinden biridir. Bu ilkenin benimsenmesi, kişilerin keyfi olarak cezalandırılması olasılığını ortadan kaldırır. İlke, hakimi, eylemleri suç sayma ve cezalandırma konusunda sınırlandırır. Hakim, yasadaki suç tanımında gösterilen unsurları taşımayan bir eylemi suç sayamaz ve yasada gösterilmeyen bir cezaya hükmedemez. Bireyler ise bu ilke dolayısıyla, suç teşkil eden eylemlerin ve bunlara öngörülen cezaların neler olduğunu önceden öğrenme ve buna göre davranma olanağını elde ederler.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine göre suçların kanunlarda gösterilmesi lazımdır. Kanunda gösterilmemiş olan eylem suç sayılmaz. Hatta bazen, Yaşayan Hukuka göre cezalandırılması gereken eylemlerin cezalandırılmaması pahasına da uygulanan bu prensip, fertlerin hürriyetlerini korumak için kabul edilmiştir. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” kuralı hakimin kanunda gösterilmeyen tipleri suç saymasına mani olmak için kabul edilmiştir. Hukuk devletinde, bir eylemin suç olup olmadığını siyasi makamlar ve/veya siyasetin etkisindeki kurumlar ve onların konjonktüre göre değişiklik arz edebilen fikir ve görüşleri değil, yasalar belirler. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine göre, suç ve ceza ancak yasayla konulabilir. Yasa tarafından suç olarak belirlenmemiş hiçbir eylem suç olmayacağı gibi Anayasal güvence altına alınmış temel hak ve özgürlük kapsamında yapılan faaliyetler gerekçe gösterilerek te insanlar terör örgütü üyesi kabul edilemez, edilmemelidir.

Hukuk devletinde, bir eylemin suç olup olmadığını siyasi makamlar ve/veya siyasetin etkisindeki kurumlar ve onların konjonktüre göre değişiklik arz edebilen fikir ve görüşleri değil, yasalar belirler. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine göre, suç ve ceza ancak yasayla konulabilir. Yasa tarafından suç olarak belirlenmemiş hiçbir eylem suç olmayacağı gibi Anayasal güvence altına alınmış temel hak ve özgürlük kapsamında yapılan faaliyetler gerekçe gösterilerek te insanlar terör örgütü üyesi kabul edilemez, edilmemelidir.

Örgüt üyeliği suçu temadi eden bir suçtur. Fiilin icrası örgüt üyeliği süresince devam ettiğinden suç tarihinin kesintinin gerçekleşeceği,üyeliğin sona erdiği ya da yakalanma tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

“Örgüte üye olma ve örgüt adına suç işleme suçu temadi eden suçlardandır, hukuki ve fiili kesinti gerçekleşinceye kadar gerçekleşen eylemler tek suç sayılır…”, (9 CD. 26/02/2013 tarih ve 2012/11086-2868 E/K sayılı kararı). “Silahlı terör örgütü üyesi olan sanığın suçu temadi eden suçlardan olduğundan 30.3.2004 olan yakalanma tarihi suç tarihi olduğu gözetilmeden 1996 yılı ve öncesi yazılması, mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür”, (9.CD. 06.03.2007 gün ve 2007/2495 E. 2007/1358 K.).

Sanığın TCK’nın 314. maddesinden cezalandırılabilmesi için işlediği suçun Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlenmiş olması gerekir. Bu suç için genel kasıt yanında özel kastın da bulunması gerekir. Örgüt belli bir amaç için kurulduğundan, failde bu amaca yönelik özel kasıt bulunmalıdır. Silahlı örgütün amacı örgüte katılanlar tarafından da bilinmelidir.

Örgütü yönetmek ve kurmak bakımından özel kasıt, belirli amaçları gerçekleştirmek için silahlı çete kurmak ve bu örgütü yönetmek iradesidir.

Silahlı örgüt üyeliği, örgütün amacını gerçekleştirinceye kadar uzun süreli faaliyetleri gerektirdiğinden somut olaydaki özelliklere göre kişinin konumunun örgüt üyesi sayılmasını gerektirecek boyuta ulaşıp ulaşmadığının ispat ve belirlenmesi gerekmektedir.

Bu suçun manevî unsurunu örgütün belli amaçlarını silahlı olarak gerçekleştirme gayesini (özel kastı) bilerek ve isteyerek örgüte girme iradesi oluşturduğuna göre herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde failin bu özel kastının dosyadaki kanıtlarla hukuken belirlenmesi gerekir. Failin örgüt gayesini benimsemiş olup olmadığı deruni bir nitelik arz ettiğinden bu durumun kanıtlanması, ancak iradenin bir dışa yansıması olan hareketleri ve bunu bilen bir tanık anlatımı veya aynı kanaati verebilecek kanıtlarla anlaşılabilir. Bu özel kastın dosyadaki kanıtlarla hukuken belirgin olması gerekir. Sanığın örgütün gayesini benimsediğini açığa çıkaracak nitelikteki hareketlerinin saptanması gerekir.

BU İTİBARLA FAİLİN SADECE ÖRGÜTÜN BENİMSEDİĞİ SİYASAL İDEOLOJİYE VE GÖRÜŞE SAHİP OLMASI, YAKINLIK DUYMASI, YANİ ÖRGÜTÜN SEMPATİZANI OLMASI, SOYUT OLARAK ÖRGÜTE VEYA İDEOLOJİSİNE AİT ESERLERİ OKUMASI, BULUNDURMASI İLE SINIRLI EYLEMLERİ ONUN SİLAHLI ÖRGÜTÜN SAİR EFRADI SAYILMASI KABULÜNE ELVERİŞLİ DEĞİLDİR.

Örgüte üye olmaktan anlaşılması gereken, örgütü kuranlar veya yönetenler dışında kalmakla beraber, örgütün amaçlarını benimseyerek verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmaktır.

Bu bakımdan sadece örgütün programının, örgüt faaliyetlerinin benimsenmesi yeterli değildir. Örgüte katılanın örgüte bir katkı sağlaması gerekir. Bu katkının maddî olması ise şart değildir. Örgüt üyesi tarafından bir görevin üstlenilmesi hâlinde, cezalandırılmak için üstlenilen bu görevin yerine getirildiğinin ispatı gerekmez. Örgüt açısından bu kişinin gerektiğinde kullanılabileceğini bilmek de örgütü güçlendiren bir katkıdır. Bu bakımdan bu kişinin sadece varlığı bile üye olmak için yeterli olacaktır. Böylece örgüte üye olma fiili, örgüte kendi gücünü, enerjisini sunma, istendiği zaman kendisinden yararlanılabileceğini kabul etme, örgütü en azından potansiyel olarak güçlendirme şeklinde açıklanabilir.

Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak örgüt üyeliği için yeterli değildir.

Kişi örgüt üyesi olma konusunda istekli olabilir; ancak bu isteği kabul görmediği sürece kendi başına örgüt üyesi olması mümkün değildir. Aksi takdirde, örgüte zarar vermek isteyen kimselerin de hiçbir onaya gerek olmaksızın örgüte dâhil olmaları ve örgütün yapısına ve varlığına zarar vermeleri söz konusu olabilecektir. Örgüt yöneticilerinin örgüt kapsamında işlenen suçlardan fail olarak sorumlu tutulması da göz önünde bulundurulduğunda bu husus daha iyi anlaşılacaktır.

Yargıtay da tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olunamayacağını kabul etmiştir:” Failin salt silahlı örgüte ilgi duyması, örgüte katılmak için zemin arayışına girmesi, bu amaçla kendisini örgüte ulaştırabilecek kişilerle temasa geçmeye çalışması ve örgüt mensuplarıyla görüşüp buluşmadan, salt örgüte katılmak amacıyla başka bir bölgeye yolculuk yapması eylemlerinin silahlı örgüt üyeliği suçunun oluşumu için yeterli olmadığı…” (Yargıtay CGK., 10.062008, 270 E/164 K)

Benim suç işlemek için hareket ettiğim ya da suç işlendiğini veya suç işleneceğini bilerek herhangi bir oluşumun içerisine girdiğime dair somut tek bir delil ortaya konulmamıştır, konulması da mümkün değildir. Ne hain darbe girişimiyle doğrudan ya da dolaylı bir ilgim var ne de bu şekilde bir suç işleneceğini bilerek herhangi bir grubun, cemaatin, örgütün içerisine girmem söz konusu değildir, olamaz.

Mahkeme MİT’İN KENDİNE ÖZGÜ TEKNİK İSTİHBARAT USUL ARAÇ VE YÖNTEMLERİYLE ELDE EDİLEN VERİLERİN hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilip edilmediğini hem talebimiz hemde Anayasa md:38/6 gereği re’sen araştırmak zorundadır. Çünkü hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmeyen deliller ceza yargılamasında kullanılamaz. Anayasa m.38/6 uyarınca hukuka aykırı delillerin ve hatta bu deliller yoluyla elde edilen delillerin yargılamada şüpheli veya sanık aleyhine kullanılması, bu kapsamda şüphelinin tutuklanması veya sanığın mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. Anayasa m.38/6’ya göre; “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez”

Türk Ceza Muhakemesi Hukuku, iddianın kanıtlanmasında hukuka uygun delillerin varlığını zorunlu görmüştür. Şu an için benimsenen sistem, iddianın hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen delillerle kanıtlanmasını öngörmektedir.

Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma BİR BÜTÜN OLARAK ADİLSE hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir. Esasında CMK’nın ”Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulu’nun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması ADİL YARGILAMA İLKESİNİ zedeleyebilecektir.

Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK’nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK’nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir.

MİT TARAFINDAN BYLOCK UYGULAMASINA DAİR HAZIRLANAN TEKNİK RAPOR BİR HUKUKÇUNUN BİLGİ VE GÖRGÜSÜNÜ AŞACAK NİTELİKTE BİLİŞİM/YAZILIM KONUSUNDA ÖZEL VE TEKNİK UZMANLIK GEREKTİREN BİLGİLER İHTİVA ETTİĞİNDEN YAZILIM VE BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİ UZMANINDAN GEREKLİ BİLİRKİŞİ RAPORU ALINMADAN KARAR VERİLMEMESİ GÖRÜŞÜNDEYİM.

Gerek Anayasanın, Gerekse TCK nın maddeleri açıkça suçsuz olduğumu ve ortada suç yoksa yargılanamayacağımı, Şüphe varsa da on dan sanık yararlanır ilkesi olmasına rağmen ben hangi kanunun hangi maddesine göre suç işledim, Anayasaya ve Kanunlara göre geçerli delil ve belgeleriöğrenmek istiyorum. Ben 25 yıllık şeref ve namusu ile devletine ve milletine hizmet eden ve bu hizmetten gurur duyan, sıralı amirleri haricinde hiçbir kurum ya da kişiden emir almayan Türkiye Cumhuriyeti Polis memuruyum. Hakkımda yapılan hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum, ben terörist değilim, ben bir suç işlemedim, hakkımda iddia edilenler doğru değil, bir an olsun doğru olduğunu kabul etsek de hangi kanunu hangi maddesine göre suç işledim. Ben suçsuzum ve bu yargılanmadan dolayı ben ve ailem çok mağdur oldu. Bundan dolayı yüce mahkemenizden Beraatımı talep ederim.  

SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda izah edilen nedenlerle hakkımda BERAAT kararı verilmesine, mahkeme aksi kanatindeyse hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı dahil olmak kaydı ile tüm lehe hükümlerin uygulanmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz.  tarih

Sanık

Son düzenleme tarihi 20 Mayıs 2020 02:27

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.