Boşanmanın Hukuki Sonuçları

«Boşanmanın hukukî sonuçları» deyimiyle, hâkimin boşanmaya karar vermesi halinde ortaya çıkacak olan sonuçlar ifade edilmek istenmektedir. Bu sonuçlar mahiyetleri ve doğuşları bakımından
çok çeşitlidir.

Boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları hâkimin verdiği boşanma kararı içinde yer alan veya alması mümkün olan sonuçlardır.

  1. Velâyet hakkının boşanan eşlerden hangisine ait olacağı,
  2. Velâyet hakkına sahip bulunmayan eşin çocuklarla şahsî ilişkisinin nasıl düzenleneceği,
  3. Kazaî bekleme (evlenme yasağı) süresi,
  4. Yoksulluk nafakası,
  5. Maddî ve manevî tazminat,
  6. Karı-koca mallarının tasfiyesi,
  7. Evvelce dul olan karının kızlık soyadını taşımasına izin verilmesi

gibi sonuçlar bakımından durum böyledir.

Bütün bu sonuçlar boşanma gerçekleşmeden ve boşanma kararında yer almadan kendiliğinden doğmazlar.

Boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları ise, boşanma kararında yer almadıkları halde boşanmaya karar verilmesiyle birlikte kendiliğinden doğan sonuçlardır.

  1. Boşanan eşler için yeniden evlenme imkânının doğması,
  2. Eşler arasında mevcut cebrî icra yasağının kalkması,
  3. Eşler arasında evlilik birliğinin devamı süresince durmuş olan zamanaşımının işlemeye başlaması,
  4. Karının evlenme ile kazandığı şahsî halleri muhafaza etmesi,
  5. Miras menfaatlarımn kaybedilmesi

gibi sonuçlar, boşanma kararında yer almadıkları halde kendiliğinden meydana gelirler.

Diğer taraftan, boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları her boşanmada mutlaka ortaya çıktıkları halde, bazıları her boşanmada ortaya çıkmazlar.

  1. Çocuklarla şahsî ilişki kurulması,
  2. iştirak nafakası,
  3. miras menfaatlarımn kaybedilmesi,
  4. eşler arasındaki cebrî icra yasağının kalkması,
  5. zamanaşımının işlemeye başlaması,
  6. karının evlenme ile kazandığı şahsi halleri muhafaza etmesi,
  7. karı – koca mallarının tasfiyesi,
  8. çocukların hangi tarafın velâyetinde bırakılacağı

gibi sonuçlar her boşanmada görülebilen sonuçlardır.

Buna karşılık,

  1. kazaî bekleme (evlenme yasağı) süresi,
  2. yoksulluk nafakası,
  3. maddî ve manevî tazminat gibi sonuçlar her boşanmada mutlaka da söz konusu olan sonuçlar değildir.

Bu sonuçların doğabilmesi için bazan eşlerden birinin kusurlu olması, bazan bir eşin boşanma sonunda zarurete düşmüş bulunması gerekir.

Nihayet, bir başka açıdan bakıldığında boşanmanın hukukî sonuçlarından bir kısmının «eşlerle ilgili», bir kısmının ise «çocuklarla ilgili» sonuçlar olduğu görülür.

O halde, boşanmanın hukukî sonuçlarını çeşitli açılardan bir ayırıma tâbi tutmak mümkündür.

Boşanmanın Eşler Açısından Hukuki Sonuçları

Boşanmanın eşlerle ilgili sonuçlarından bazıları «şahsî», bazıları ise «malî» niteliktedir.

Eşler Açısından Boşanmanın Şahsi Sonuçları

Hâkimin boşanmaya karar vermesi, daha doğru bir deyimle boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte eşlerle ilgili bir takım şahsî (malî olmayan) sonuçlar meydana gelir.

  • Evlilik birliğinin sona ermesi :

Boşanma kararının en başta gelen sonucu, evlenme akdinin yapılmasıyla birlikte eşler arasında doğmuş bulunan evlilik birliğinin (MK. m. 151/1) sona ermesidir. Boşanma halinde evlilik birliğinin eşlere yüklediği ödevler ve eşlere tanıdığı haklar da ortadan kalkar. Örneğin koca artık evlilik birliğinin reisi değildir, karı bir meslek ve sanatla uğraşmak için kocadan izin almak mecburiyetinden kurtulur.

  • Yeniden evlenme imkânının doğması :

Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik birliği sona ermiş, yani ikinci bir evlenmeyi engelleyen «mevcut evlilik» durumu ortadan kalkmış bulunduğundan, boşanan eşler bekleme sürelerine uymak şartıyla gerek birbirleriyle gerekse başkalarıyla yen i bir evlenme akdetmek imkânına kavuşurlar.

  • Şahsî hallerin değişmesi veya muhafazası :

Boşanma, eşlerin evlenme ile kazanmış oldukları şahsî hallere de etki yapar. Gerçekten, evlenmeyle kazanılmış olan şahsî hallerden bazıları değişirken (örneğin eşlerin «evli» olmaktan çıkarak «boşanmış» şahsî halini almaları, karının kocanın soyadını kaybederek eski kızlık soyadına dönmesi gibi), bazılarında bir değişiklik olmaz, eşler bunları muhafaza ederler (örneğin evlenme ile kazanılan rüşt, vatandaşlık ve sıhrî hısımlık gibi).

Sıhrî hısımlık devam etmekte olduğuna göre, boşanan eşler birbirlerinin usul ve füruu ile evlenemezler (MK. m. 92 b.2).

Kanun koyucu, şahsî hallerin muhafaza edileceği hakkındaki kaideye aynı madde içinde bir istisna da getirmektedir. Gerçekten, soyadı da şahsî hallere dahil bulunmasına rağmen, kadın boşanma ile birlikte kocanın soyadını kaybetmekte ve evlenmeden önceki kızlık soyadını taşımaya başlamaktadır. Kadın evlenmenin yapıldığı sırada dul idiyse, boşanmadan sonra, ölen eski kocasının soyadını alacak, ancak bu soyadını taşımak istemiyorsa, boşanmaya karar verecek olan hâkimden kendi ailesinin soyadını (yani kızlık soyadını) taşımasına izin vermesini talep edecek, hâkim de buna karar verebilecektir.

Boşanan kadının kocasının soyadını taşımaya devam edememesi, bazı hallerde sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Gerçekten, boşanan tarafların okul çağında çocuklarının bulunması ve bu çocukların velâyetinin de anaya bırakılmış olması halinde, bu çocuklar aynı zamanda okulda da «velileri» olan annelerinin kendilerininkinden başka bir soyadı taşımakta olması nedeniyle bir eziklik duygusuna kapılabilirler ve arkadaşlarının bu konuda çeşitli sorularına ve sataşmalarına muhatap olabilirler. Bu nedenledir ki hâkime, bir sakınca bulunmadığı ve meselâ boşanmada karının kusurlu olmadığı hallerde karının velâyetin sona ermesine kadar kocanın soyadını taşımaya devam etmesine izin verebilme imkânı tanınmalıdır. Bu imkân 141 nci maddeye aşağıdaki fıkra hükmünün eklenmesiyle sağlanabilir :

  • Miraşçılık sıfatının kaybedilmesi :

Boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra karı ve koca biribirinin kanunî mirasçısı olamazlar. Gerçi MK. m. 146/11 hükmünde «boşanan karı koca, biribirinin kanunî mirasçısı olamaz» denilmekle bu sonucun boşanma kararının verildiği anda mı, yoksa kararın kesinleştiği anda mı doğacağı hususunda bir tereddüt yaratılmış ise de, bugün doktrinde genellikle bu sonucun doğması için, hükmün kesinleşmiş olmasının gerekeceği kabul edilmektedir.

Eşler Açısından Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanma, eşler bakımından «malî» nitelikte bir takım sonuçlar da doğurur. Aşağıda kısaca bunlara temas edeceğiz.

  • Evlenme sözleşmesi ve ölüme bağlı tasarrufların hükümsüz hale gelmesi :

Boşanan karı koca, evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan evvel yapılmış ölüme bağlı bir tasarruf ile temin olunan menfaatleri zayi ederler» (MK. m. 146/11).

Yukarıdaki madde hükmünden de anlaşılacağı gibi, eşler evlenirken veya evlendikten sonra akdetmiş oldukları bir evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan önce yaptıkları bir ölüme bağlı tasarrufla, yani bir miras mukavelesi veya bir vasiyetle’ biribirlerine bir takım menfaatlar sağlamış iseler, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte bunları kaybederler.

Eşler arasında yapılmış olan bir ölüme bağlı tasarruf, örneğin kocanın karı lehine yapmış olduğu bir vasiyet boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte kendiliğinden hükümsüz olur, yani örneğimizde kocanın vasiyetten rücu etmesine gerek yoktur.

Eşler akdettikleri evlenme sözleşmesine veya yaptıkları ölüme bağlı tasarrufa, bunların boşanmadan sonra dahi hüküm ifade edeceğine dair bir kayıt koymuşlarsa, böyle bir kayıt hüküm ifade etmiyecektir.

«Eşlerden birinin diğeri lehine yapmış olduğu bir ölüme bağlı tasarrufun, örneğin bir vasiyetin boşanmayla birlikte hükümsüz hale gelmesinin isabetli olup olmadığı tartışılabilir» diyen Prof. Te-
kinay bu konuda şöyle bir ayırım yapmaktadır : «Bir koca boşanmadan önce karısı lehine bir vasiyetname yapar ve boşandıktan 10 yıl sonra da ölürse, bu on yıl içinde vasiyetnamesinde değişiklik yapmış olmaması, boşanmaya rağmen onu muhafaza etmek istediğinin delilidir. Boşanmadan sonra değiştirilmeyen ölüme bağlı bir tasarruf, ancak ölüm tarihi ile boşanma arasındaki zaman devresi kısa olduğu takdirde hükümsüz sayılmalıydır» .

  • Malların tasfiyesi :

m. 146/1 hükmüne göre, «karı koca, mallarının idaresi hakkında hangi usulü kabul etmiş olursa olsun boşanma vukuunda her biri kendi şahsî envalini geri alır. Husule gelmiş olan ziyade, kabul ettikleri usulün hükümlerine tevfikan aralarında taksim olunur. Zuhur eden noksan, karısı tarafından sebebiyet verildiğini isbat etmedikçe kocaya aittir».

Bu hüküm daha ziyade, eşlerin yaptıkları bir evlenme mukavelesiyle akdî mal rejimlerinden birini, ezcümle mal birliği veya mal ortaklığını kabul etmiş olmaları halinde önem kazanır; zira Türk hukukunda kanunî mal rejiminin mal ayrılığı olması sebebiyledir ki, boşanma halinde eşler kendi mallarını zaten alabileceklerdir. îşte MK. m. 146/1 hükmü bu neticeyi, mal birliği ve mal ortaklığı rejimleri için de mümkün kılmaktadır; yani böylece akdî mal rejimlerinde eşlerden birinin ölümü halinde vuku bulacak tasfiyeden farklı bir tasfiye öngörülmektedir.

Eşler şahsî mallarını veya onların yerlerine geçenleri aldıktan sonra, ortada bir fazlalık kalmış olursa, bu fazlalık aralarında carî mal rejiminin hükümlerine göre taksim edilecektir.

Malların tasfiyesi sırasında şahsî mallarda bir noksanlık ortaya çıkarsa, bu noksanlıktan, karının sebebiyet verdiğini isbat etmedikçe koca sorumlu olacaktır.

Bu konuya son vermeden önce, nişan veya düğün sırasında gerek eşlerin birbirlerine gerekse hısımlarının eşlere verdikleri hediyelerin boşanmadan sonra geri istenip istenmiyeceği meselesine de temas etmekte yarar vardır.

Prof. Feyzioğlu kocanın veya hısımlarının karıya nişan veya düğün törenlerinde vermiş oldukları yüzük, kolye, otomobil gibi çeşitli hediyelerin boşanma halinde koca tarafından MK. m. 146 hükmüne dayanılarak geri istenemiyeceği görüşünü ileri sürüyor ve bu görüşü destekleyen iki Yargıtay kararı da zikrediyor .

Gerçekten Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.5.1961 tarih ve 10/24 sayılı kararında «tarafların evlenmeleri dolayısiyle verilen veya gönderilen hediyelerden kadın tarafından kulanılması mutad olanların kadının mülkiyetine geçtiğinin kabulü doğru olur» denilmektedir (14). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de 18.5.1961 tarih ve 1550/2967 sayılı kararında, «nişanlı iken ve bilâhare düğünde verilmiş olan hediyelerin boşanma halinde istirdat olunabileceği hakkında bir hüküm mevcut değildir. Bu itibarla davalı kadına, nişan ve düğün sırasında koca ve akrabaları tarafından hibe edilen eşya ve altınların geri alınmasına karar verilmesi ve evliliğin devamı esnasında koca tarafından kadın nâmına bankaya yatırılmak suretiyle hibe edildiği anlaşılan 2.500 liranın da kocaya iadesi cihetine gidilmesi yolsuzdur» demek suretiyle konuyu açıklığa kavuşturmuş bulunmaktadır (15).

Prof. Feyzioğlu, kan veya kocanın birbirlerine verdikleri hediyeleri MK. m. 146 hükmüne dayanarak geri isteyemiyecekleri, ancak BK. m. 244/2 deki şartlar varsa «hibeden rücu ve bağışlanan malların istirdadına» dair genel hükümlere dayanarak talep edebilecekleri görüşündedir.

  • Maddî tazminat :

Medenî Kanunumuz boşanmada kusuru bulunmayan eşe, boşanma yüzünden uğramış olduğu zararların kısmen giderilmesi amacıyla maddî tazminat talep etme hakkını tanımaktadır.

Gerçekten, MK. m. 143/1 uyarınca, «mevcut ve hatta muntazar bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsiz karı veya kocanın, kabahatli olan taraftan münasip maddî bir tazminat talebine hakkı vardır».

Şartları:

Yukarıda anılan madde uyarınca boşanan eşlerden birinin diğerinden maddî tazminat talep edebilmesi için, bazı şartların gerçekleşmiş olması lâzımdır :

-Tazminat isteyen eş kusursuz olmalıdır:

Maddî tazminat talep edebilmek için, talepte bulunan eşin kusursuz olması gerekir. Burada «kusursuz olma» deyimine verilecek anlam son derece önemlidir. Gerçekten, kusursuz olmadan maksat acaba tazminat talebinde bulunacak eşin mutlak kusursuzluğu mudur? Başka bir söyleyişle, «kusursuz eş» deyiminden, tamamiyle kusurdan âzâde eşi mi anlamak gerekecektir?

Doktrinde «kusursuz olma» deyiminden mutlak kusursuzluğun anlaşılmasının doğru olmayacağı kanaati yaygındır . Zira bir boşanma davasında eşlerden birinin mutlak olarak kusursuz olması pek nadirdir. Çoğunlukla iki eşin de kusurlu olması mümkündür. Eğer tazminat talep edecek eşin mutlak surette kusursuz olması aranacak olursa, bu, maddî tazminat talebinin sınırlarını çok daraltır ve onu ancak istisnaî hallere inhisar ettirir ki, böylece maddî tazminat müessesesi de pratik değerini büyük ölçüde kaybetmiş olur.

Bu itibarladır ki, kusursuzluk konusunda Federal Mahkemenin bir kararında getirdiği şu ölçüye uyulmakta yarar vardır : Acaba tazminat talebinde bulunan eşin herhangi bir kusuru ile evlilik birliğinin ortadan kalkması arasında sebep ve netice ilişkisi varımdır? Eğer hâkim böyle bir illiyet ilişkisini tesbit ederse, tazminat talep eden eşin kusursuzluğunu kabul etmeyecektir. Tazminat talep eden eşin kusurları bulunmakla beraber, bunlar evlilik birliğinin ortadan kalkmasına sebep olan diğer olaylara nisbetle ikinci derecede kalıyor veya bir takım kışkırtmaların, tahriklerin basit birer reaksiyonu olmaktan ileri gitmiyorsa, onu yine kusursuz saymak gerekir, fakat bu son durumda hâkim müterafık kusur dolayısıyla BK. m. 44 hükmünü uygulayarak tazminat miktarında indirme yapabilir.

-Davalı eş kusurlu olmalıdır:

Maddi tazminata hükmedilebilmesi için, davalı eşin kusurlu olması gerekir. Eğer davalı eş bir kusuru ile boşanmaya sebebiyet vermiş bulunmuyorsa, onun aleyhinde tazminata hükmedilemez. Örneğin akıl hastalığı sebebiyle boşanmada davalı eşin kusurlu olduğundan söz edilemeyeceği gibi, şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanmada da bazen her iki eşin de kusursuz olması mümkündür. İşte bu gibi hallerde davalı eş kusurlu olmadığından tazminata karar vermek imkânı yoktur.

-Tazminat isteyen eşit mevcut veya muntazar bir menfaati boşanma yüzünden ihlal edilmiş olmalıdır :

Mevcut menfaatten maksat, evlilik birliği boşanmayla ortadan kalkmamış olsaydı, kusursuz eşin sağlamaya devam edecek olduğu yararlardır. Bunlara örnek olarak, karı veya kocanın nafaka haklarının ortadan kalkmasını, evlenme mukavelesinden doğan istifade haklarının kaybedilmesini, kusursuz olan eşin boşanma neticesinde diğerine ait malları, sermayeyi iadeye, ticarethaneyi tasfiyeye mecbur olmasını zikredebiliriz. Buna karşılık, evlenme sırasında yapılan masraflar ile evlenme münasebetiyle verilen hediyeler, maddi tazminat olarak istenemez .

Beklenen (muntazar) menfaat ise, sağlanmış veya sağlanmakta olan bir menfaat olmayıp, kusursuz eşin evlilik devam etmiş olsaydı ileride sağlıyacak olduğu bir takım yararlar demektir. Bunlara örnek olarak nafaka, eşler arasındaki ölüme bağlı tasarruflardan veya sigortadan mütevellit bir alacak, karının kocasının işyerinde çalışmasından elde ettiği gelir gibi menfaatlar zikredilebilir.

-Miktarı ve şekli:

Maddi tazminatın miktarını hakim, takdir hakkına dayanarak tesbit eder. Ancak, hâkim bunu yaparken her iki tarafın İktisadi ve sosyal durumlarını, evliliğin devam müddetini, eşlerin boşanmadaki kusur derecelerini de göz önünde bulundurmalıdır. Nitekim MK. m. 143/1 de de «münasip maddi bir tazminat» denilmekte olmasından da, kusursuz eşin boşanma yüzünden uğramış olduğu bütün zararların ödetilmesinin zaruri olmadığı anlaşılmaktadır.

Tazminatın şeklini de hâkim takdir eder. Tazminat muayen bir meblâğın ödenmesi şeklinde olabileceği gibi, bazı malların davacıya verilmesi biçiminde de olabilir.

Nihayet belirtilmesi gereken son bir nokta da, maddî tazminata ancak talep üzerine hükmedilebileceğidir; yani bir talep olmaksızın hakim kendiliğinden maddi tazminata hükmedemez. Hakimin hükmedeceği maddi tazminat miktarı kesin olup, sonradan azaltılıp çoğaltılamaz.

Maddi tazminat, boşanma davası görülürken istenebileceği gibi, boşanma hükmü kesinleştikten sonra ayrı bir dava ile de talep edilebilir.

  • Manevi tazminat :

Kanunumuz boşanmada kusursuz olan eşe sadece maddi değil, manevi tazminat talep etme hakkını da bahşetmiştir. Gerçekten m. 143/11 ye göre, «boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler kabahatsiz karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminat nameli muayyen bir meblağ dahi hükmedebilir».

-Şartları:

m. 143/11 uyarınca, boşanan eşlerden birinin diğerinden manevi tazminat talep edebilmesi için, aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması icap eder :

-Tazminat isteyen eş kusursuz olmalıdır :

Maddi tazminatla ilgili açıklamalar aynen manevi tazminat bakımından da geçerlidir.

-Davalı eş kusurlu olmalıdır:

Manevi tazminat talep edebilmek için, davalı eşin kusurlu olması şarttır. Ancak kanun koyucu burada BK. m. 49 dakinin aksine, davalının kusurunun ağır olmasını aramamıştır. Önemli olan, kusurun ağır olup olmaması değil, fakat kusursuz eşin şahsiyet haklarının ağır derecede ihlal edilmiş bulunmasıdır.

-Tazminat isteyen eşin şahsiyet hakları ağır şekilde ihlal edilmiş olmalıdır:

Manevi tazminat istenebilmesi için, her şeyden önce boşanmaya sebep olan hadiseler kusursuz eşin «şahsiyet haklarını ihlal etmiş» olmalıdır. Ancak ihlalin ağır olması da gerekir.

Kusursuz eşin şahsiyet haklarının hangi hallerde ağır derecede ihlal edilmiş olduğu, boşanmaya sebep olmuş bulunan hadiselerin mahiyetine ve kusursuz eşin duyduğu elem ve üzüntünün derecesine göre tayin edilir. Örneğin «eşlerden birinin kusuru sonucu vaki olan bir boşanmada diğer eş çok büyük bir manevi ıstıraba maruz kalmış, bu yüzden sıhhati ve sinirleri bozulmuşsa, yahut bu boşanma kabahatsiz eşin aleyhine birtakım dedikodulara yol açmış olduğu için onu çok büyük bir kedere düşürmüşse, onun lehine bir manevi tazminat talebi hakkı doğacağını kabul etmek lazımdır».

Diğer eşin şahsiyet haklarının ağır derecede ihlali ekseriya zina sebebiyle boşanmalarda söz konusudur. Ekseriya diyoruz, zira «eşinin zina işlemesine hiç aldırmayan, duyguları bundan rencide olmayan taraf —boşanma davasını açsa bile— manevi tazminat isteyemez» .

Kusursuz eşin, kendi eşiyle zina yapmış olan üçüncü şahıstan manevi tazminat talep edip edemeyeceği konusunda Prof. Velidedeoğlu şöyle diyor : «Bu suale cevap verebilmek için üçüncü şahsın, bu işte kötü niyetli olup olmadığına bakmak lazımdır. Eğer bu işi, karşısındakinin kiminle evli olduğunu bile bile, yani kasden yapmış ise, o zaman BK. m. 41/11 ve 49 hükümlerine göre, bu üçüncü şahıstan diğer eşin manevi tazminat talep edebileceğini kabul etmek lazımdır, zira ortada bir haksız fiil mevcuttur» .

-Miktarı ve şekli:

Manevi tazminatın miktarını da, maddi tazminatta olduğu gibi hakim tayin eder. Burada hakimin, davacı eşin boşanma yüzünden şahsiyet haklarının ne surette haleldar olduğunu tespit etmesi gerekir. Hakim boşanmaya sebep olan hadisenin ağırlığına göre manevi tazminatın miktarını tayin edecektir. Diğer taraftan manevi tazminatın miktarının, davalının mali gücüyle mütenasip olması da gerekir.

Hakimin manevi tazminat olarak mutlaka belli bir miktar paraya hükmetmesi lazımdır; BK. m. 49/11 de olduğu gibi paradan başka bir şeye hükmedemez. Zira MK. m. 143/11 de açıkça «muayyen bir meblağ» dan söz edilmektedir. Federal Mahkemenin içtihadı da bu istikamettedir .

Manevi tazminata da, aynen maddi tazminatta olduğu gibi talep üzerine hükmedilebilir. Aynı şekilde manevi tazminat da boşanma davası görülürken istenebileceği gibi, daha sonra ayrı bir davayla da istenebilir.

  • Yoksulluk nafakası :

Doktrinde «yoksulluk nafakası» olarak isimlendirilmiş bulunan nafaka, ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanan bir müessesedir. Medenî Kanunumuz bu müesseseyi 144 ncü madesinde şöyle düzenlemektedir : «Kabahatsiz olan karı veya koca, boşanma neticesi olarak büyük bir yoksulluğa düşerse, diğeri boşanmaya sebebiyet vermemiş olsa dahi kudreti ile mütenasip bir surette bir sene müddetle nafaka itasına mahkum edilebilir».

Kanunumuzun bu hükmü, boşanmadan sonra büyük bir yoksulluğa düşecek olan eşi korumak gayesine müteveccih olduğu içindir ki, boşanmış eşe verilecek yoksulluk nafakası, bir tazminat veya ceza niteliğinde değildir. Eğer böyle olsaydı, sadece boşanmada kusurlu olan eşten talep edilebilmesi gerekirdi. Oysa, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle mükelleftir. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan bakım yükümünün bir müddet daha devam ettirilmesidir.

-Şartları:

Hakimin eşlerden biri lehine yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması icap eder :

Eşlerden biri nafakayı talep etmelidir:

Eşlerden biri talep etmedikçe hakim kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez.

Nafaka talep eden eş kusursuz olmalıdır :

Nafaka talep edecek olan eş kusursuz olmalıdır. Bizzat kendi kusuruyla boşanmaya sebebiyet vermiş olan eş, boşanma yüzünden ne kadar büyük bir yoksulluğa düşecek olursa olsun, nafaka talebinde bulunamaz . «Kusursuz olma»dan ne anlaşılması gerektiğini evelce maddî tazminat bahsinde açıklamış olduğumuzdan, burada tekrar etmek istemiyoruz.

Buna karşılık, davalı eşin kusurlu olması gerekmez. Zaten maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası talebi arasındaki farklardan biri de budur. Bu itibarladır ki, akıl hastalığı sebebiyle boşanmada davalı eşin kusurundan söz edilemiyeceği ve dolayısıyla kendisinden manevi tazminat istenemeyeceği halde, şartları varsa bu eş yoksulluk nafakasına mahkum edilebilecektir.

Nafaka talep eden kusursuz eş boşanma yüzünden büyük bir yoksulluğa düşme tehlikesine maruz bulunmalıdır:

Nafaka talep eden eş, hiç bir geliri olmaması ve çalışamayacak durumda olması sebebiyle kendi kendini geçindiremiyecekse, boşanma yüzünden büyük bir yoksulluğa düşme tehlikesine maruz bulunuyor demektir. Başka bir deyişle, «geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlamak imkanından yoksun olan eşin; büyük yoksulluğa düşeceği kabul edilir» .

Nafaka bunu ödeyecek olan eşin mali kudretiyle mütenasip olmalıdır :

Hakimin takdir edeceği yoksulluk nafakasının, bunu ödeyecek olan eşin mali kudretiyle mütenasip olması da gerekir. Eğer nafaka talep etmekte olan eş lehine evvelce manevi tazminata hükmedilmiş bulunuyorsa, ‘yoksulluk ‘nafakasının miktarının tesbitinde bu noktanın da göz önünde bulundurulması ve talepte bulunan eşin hükmedilmiş olan manevi tazminata rağmen büyük bir yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tahkik edilmesi gerekir .

Yoksulluk nafakası, kusursuz eşin büyük bir yoksulluğa düşmesini önleyecek miktarda olmalıdır.

Süresi :

Hâkim, şartlar gerçekleştiği takdirde yoksulluk nakafasma süresiz olarak karar verebilecektir.

Gerçekten şimdiki 144 ncü maddede «……. nafaka itasına mahkûm edilebilir» denilmekte iken, Öntasarı, bunu «…………. nafaka ödemeye mahkûm edilir» şekline getirmekte ve böylece şartlar gerçekleştiği takdirde hâkimin nafakaya karar verip vermemek hususunda takdir hakkı kaldırılmakta ve hâkim nafakaya hükmetmek zorunda kalmaktadır. Pek tabi nafakanın miktarı bakımından hâkimin takdir hakkı eskiden olduğu gibi muhafaza edilmektedir.

-Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi :

Tazminat ve nafakanın ne biçimde, yani irad tarzında mı, yoksa sermaye tarzında mı ödeneceği, ya taraflar arasında yapılacak bir anlaşma ile veya hakimin kararıyla tayin ve tespit edilir. Bu konu Medenî Kanunumuzun 145 nci maddesinde düzenlenmiştir.

Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi eşler arasında yapılacak bir anlaşma ile tespit olunursa, bu anlaşmayı hakimin onaylaması gerekir (MK. m. 150 b. 5).

Nafaka ya sermaye, yani belli bir meblağın toptan ödenmesi biçiminde veya irad, yani belli taksitler halinde ödemesi biçiminde tayin edilebilirse de, uygulamada daha ziyade nafakanın irad şeklinde, tazminatların ise sermaye şeklinde tesbit olunduğuna şahit olmaktayız.

Tazminat veya nafakanın irad şeklinde ödenmesine karar verilmiş bulunuyorsa, alacaklının yeniden evlenmesi halinde ödemeler kesilir (MK. m. 145/1). Bu çözüm biçiminin nafakanın yanında maddi ve manevi tazminat ödemelerini de kapsamına alması tenkit edilebilir.

Nitekim Prof. Tekinay «bir defa manevi tazminatın yeniden evlenme sebebiyle kesilmesi asla tatmin edici değildir. Maddi tazminat ise, boşanma yüzünden kaybedilen nafaka menfaatlerinden ibaret olmadığına göre, tazminat alacaklısının yeniden evlenmesi üzerine, iradın tamamen kesilmesi doğru olmaz. Kaldı ki yeniden evlenmenin, boşanma yüzünden doğan bütün zararları telafi etmiş olacağı kabul edilemez. Diğer taraftan, yeniden evlenme ile iradın kesilmesi, irad alacaklısı olan kadının evlenmektense serbest birleşmeyi tercih etmesi gibi bir tehlikeye de yol açar.

Bizce doğru olan çözüm şekli, yeniden evlenme üzerine, iradın devam edip etmeyeceği veya miktarının azaltılabilmesi hususunda yargıcın yetkili kılınmasıdır. Fakat kanun böyle bir çözüm tarzını öngörmüştür» diyor . Nafakanın yeniden evlenme halinde kesilmesinde ise tenkide şayan bir cihet yoktur.

Yeniden evlenme halinde irad şeklindeki tazminatın kesilmesini önleyici biçimde kaleme alınmıştır.  «kendisine yoksulluk yüzünden irat bağlanmış olan eş yeniden evlenirse, iradı ödeme yükümü kesin olarak sona erer» hükmünü getirmektedir.

Kendisine yoksulluk nafakası bağlanmış olan eşin yoksulluktan tamamen veya hissedilir biçimde kurtulması yahutta nafaka borçlusunun mali gücünün nafaka miktarına oranla azalması halinde; hakim nafaka borçlusunun talebi üzerine nafakayı azaltabileceği gibi tamamen de kaldırabilir (MK. m. 145).

Buna karşılık, nafaka borçlusunun mali durumu eskisine oranla çok daha iyileşmiş bulunsa dahi, nafaka alacaklısının talebine rağmen hakimin nafaka miktarının arttırılmasına karar verme yetkisi yoktur; zira MK. m. 145 hükmü buna manidir. Nitekim Federal Mahkemenin görüşü de bu istikamettedir (34).

Tazminat ve nafaka alacaklarının miras yoluyla geçip geçmeyeceği meselesine gelince : Tazminat borcu, ister sermaye isterse irad şeklinde olsun, borçlunun ölümü üzerine onun mirasçılarına geçer. Doktrindeki hakim görüş bu istikamettedir.

Nafaka borcu bakımından durum farklıdır. Başka bir deyişle, nafaka borçlusunun ölümü halinde borcun onun mirasçılarına geçip geçmiyeceği tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar irad şeklinde hükmolunan nafaka borcunun borçlunun ölümü halinde mirasçılarına geçmeyeceği görüşündedirler. Nitekim Velidedeoğlu bu konuda «MK. 144’e göre, yoksulluk nafakasına irad şeklinde hükmolunmuşsa, burada borç tamamen şahsi bir karakter taşır ve evliliğin adeta devam etmekte olan bir sonucu niteliğini gösterir; bu bakımdan bu borç sadece, aleyhine nafaka hükmü verilmiş
olan eşe aittir, onun mirasçıları bunu ödemekle yükümlü tutulamazlar» diyor .

Buna karşılık bir kısım yazarlar, bu nafakanın niteliğine bakarak, ister sermaye ister irad şeklinde hükmolunmuş bulunsun nafaka borcunun mirasçılara geçmesi gerektiği görüşündedirler. Örneğin Tekinay bu konuda şöyle demektedir : «Gerçi genel bir kural olarak nafaka yükümü borçlunun mirasçısına geçmez; fakat 144 ncü maddenin sosyal amacı, bir insanı sefaletten kurtarmaktır. Kanun bu amacı gerçekleştirmek için, evlilik birliğinin son bulmasına rağmen, nafaka borcunu devam ettiriyor. O halde, artık bu mahiyetteki bir nafaka borcu, evlilik birliğinin kadrosunu aşmış, ondan bağımsız bir mahiyet almış demektir. Böyle olunca da yoksulluğa düşen eşin, nafaka alacağı için, borçlunun mirasçılarına başvurmasına imkan vermek ve bu hususta nafaka borcunun sermaye veya irat şeklinde olması arasında bir ayırım yapmamak gerekir» . Prof. Feyzioğlu bu görüşün daha gerçekçi olduğu fikrindedir.

Boşanmanın Çocuklar Açısından Hukuki Sonuçları

Boşanmada çocuğun velayeti kime verillir? İsimli yazımızda boşanmanın çocuklar açısından ne gibi hukuki etkilerini olduğunu detaylı olarak ele aldık.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İLETİŞİM
Sosyal Medya
Soru Sor
WhatsApp
Telefon Görüşmesi ( Sadece Müvekkil )
tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.