Boşanmanın Hukuki Sonuçları

«Boşanmanın hukukî sonuçları» deyimiyle, hâkimin boşanmaya karar vermesi halinde ortaya çıkacak olan sonuçlar ifade edilmek istenmektedir. Bu sonuçlar mahiyetleri ve doğuşları bakımından
çok çeşitlidir.

Boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları hâkimin verdiği boşanma kararı içinde yer alan veya alması mümkün olan sonuçlardır.

  1. Velâyet hakkının boşanan eşlerden hangisine ait olacağı,
  2. Velâyet hakkına sahip bulunmayan eşin çocuklarla şahsî ilişkisinin nasıl düzenleneceği,
  3. Kazaî bekleme (evlenme yasağı) süresi,
  4. Yoksulluk nafakası,
  5. Maddî ve manevî tazminat,
  6. Karı-koca mallarının tasfiyesi,
  7. Evvelce dul olan karının kızlık soyadını taşımasına izin verilmesi

gibi sonuçlar bakımından durum böyledir.

Bütün bu sonuçlar boşanma gerçekleşmeden ve boşanma kararında yer almadan kendiliğinden doğmazlar.

Boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları ise, boşanma kararında yer almadıkları halde boşanmaya karar verilmesiyle birlikte kendiliğinden doğan sonuçlardır.

  1. Boşanan eşler için yeniden evlenme imkânının doğması,
  2. Eşler arasında mevcut cebrî icra yasağının kalkması,
  3. Eşler arasında evlilik birliğinin devamı süresince durmuş olan zamanaşımının işlemeye başlaması,
  4. Karının evlenme ile kazandığı şahsî halleri muhafaza etmesi,
  5. Miras menfaatlarımn kaybedilmesi

gibi sonuçlar, boşanma kararında yer almadıkları halde kendiliğinden meydana gelirler.

Diğer taraftan, boşanmanın hukukî sonuçlarından bazıları her boşanmada mutlaka ortaya çıktıkları halde, bazıları her boşanmada ortaya çıkmazlar.

  1. Çocuklarla şahsî ilişki kurulması,
  2. iştirak nafakası,
  3. miras menfaatlarımn kaybedilmesi,
  4. eşler arasındaki cebrî icra yasağının kalkması,
  5. zamanaşımının işlemeye başlaması,
  6. karının evlenme ile kazandığı şahsi halleri muhafaza etmesi,
  7. karı – koca mallarının tasfiyesi,
  8. çocukların hangi tarafın velâyetinde bırakılacağı

gibi sonuçlar her boşanmada görülebilen sonuçlardır.

Buna karşılık,

  1. kazaî bekleme (evlenme yasağı) süresi,
  2. yoksulluk nafakası,
  3. maddî ve manevî tazminat gibi sonuçlar her boşanmada mutlaka da söz konusu olan sonuçlar değildir.

Bu sonuçların doğabilmesi için bazan eşlerden birinin kusurlu olması, bazan bir eşin boşanma sonunda zarurete düşmüş bulunması gerekir.

Nihayet, bir başka açıdan bakıldığında boşanmanın hukukî sonuçlarından bir kısmının «eşlerle ilgili», bir kısmının ise «çocuklarla ilgili» sonuçlar olduğu görülür.

O halde, boşanmanın hukukî sonuçlarını çeşitli açılardan bir ayırıma tâbi tutmak mümkündür.

Boşanmanın Eşler Açısından Hukuki Sonuçları

Boşanmanın eşlerle ilgili sonuçlarından bazıları «şahsî», bazıları ise «malî» niteliktedir.

Eşler Açısından Boşanmanın Şahsi Sonuçları

Hâkimin boşanmaya karar vermesi, daha doğru bir deyimle boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte eşlerle ilgili bir takım şahsî (malî olmayan) sonuçlar meydana gelir.

Eşler Açısından Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanma, eşler bakımından «mali» nitelikte bir takım sonuçlar da doğurur. Aşağıda kısaca bunlara temas edeceğiz.

Doktrinde «yoksulluk nafakası» olarak isimlendirilmiş bulunan nafaka, ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanan bir müessesedir. Medenî Kanunumuz bu müesseseyi 144 ncü maddesinde şöyle düzenlemektedir : «Kabahatsiz olan karı veya koca, boşanma neticesi olarak büyük bir yoksulluğa düşerse, diğeri boşanmaya sebebiyet vermemiş olsa dahi kudreti ile mütenasip bir surette bir sene müddetle nafaka itasına mahkum edilebilir».

Kanunumuzun bu hükmü, boşanmadan sonra büyük bir yoksulluğa düşecek olan eşi korumak gayesine müteveccih olduğu içindir ki, boşanmış eşe verilecek yoksulluk nafakası, bir tazminat veya ceza niteliğinde değildir. Eğer böyle olsaydı, sadece boşanmada kusurlu olan eşten talep edilebilmesi gerekirdi. Oysa, kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle mükelleftir. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan bakım yükümünün bir müddet daha devam ettirilmesidir.

-Şartları:

Hakimin eşlerden biri lehine yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması icap eder :

Eşlerden biri nafakayı talep etmelidir:

Eşlerden biri talep etmedikçe hakim kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez.

Nafaka talep eden eş kusursuz olmalıdır :

Nafaka talep edecek olan eş kusursuz olmalıdır. Bizzat kendi kusuruyla boşanmaya sebebiyet vermiş olan eş, boşanma yüzünden ne kadar büyük bir yoksulluğa düşecek olursa olsun, nafaka talebinde bulunamaz . «Kusursuz olma»dan ne anlaşılması gerektiğini evelce maddî tazminat bahsinde açıklamış olduğumuzdan, burada tekrar etmek istemiyoruz.

Buna karşılık, davalı eşin kusurlu olması gerekmez. Zaten maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası talebi arasındaki farklardan biri de budur. Bu itibarladır ki, akıl hastalığı sebebiyle boşanmada davalı eşin kusurundan söz edilemiyeceği ve dolayısıyla kendisinden manevi tazminat istenemeyeceği halde, şartları varsa bu eş yoksulluk nafakasına mahkum edilebilecektir.

Nafaka talep eden kusursuz eş boşanma yüzünden büyük bir yoksulluğa düşme tehlikesine maruz bulunmalıdır:

Nafaka talep eden eş, hiç bir geliri olmaması ve çalışamayacak durumda olması sebebiyle kendi kendini geçindiremiyecekse, boşanma yüzünden büyük bir yoksulluğa düşme tehlikesine maruz bulunuyor demektir. Başka bir deyişle, «geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlamak imkanından yoksun olan eşin; büyük yoksulluğa düşeceği kabul edilir» .

Nafaka bunu ödeyecek olan eşin mali kudretiyle mütenasip olmalıdır :

Hakimin takdir edeceği yoksulluk nafakasının, bunu ödeyecek olan eşin mali kudretiyle mütenasip olması da gerekir. Eğer nafaka talep etmekte olan eş lehine evvelce manevi tazminata hükmedilmiş bulunuyorsa, ‘yoksulluk ‘nafakasının miktarının tesbitinde bu noktanın da göz önünde bulundurulması ve talepte bulunan eşin hükmedilmiş olan manevi tazminata rağmen büyük bir yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tahkik edilmesi gerekir .

Yoksulluk nafakası, kusursuz eşin büyük bir yoksulluğa düşmesini önleyecek miktarda olmalıdır.

Süresi :

Hâkim, şartlar gerçekleştiği takdirde yoksulluk nakafasma süresiz olarak karar verebilecektir.

Gerçekten şimdiki 144 ncü maddede «……. nafaka itasına mahkûm edilebilir» denilmekte iken, Öntasarı, bunu «…………. nafaka ödemeye mahkûm edilir» şekline getirmekte ve böylece şartlar gerçekleştiği takdirde hâkimin nafakaya karar verip vermemek hususunda takdir hakkı kaldırılmakta ve hâkim nafakaya hükmetmek zorunda kalmaktadır. Pek tabi nafakanın miktarı bakımından hâkimin takdir hakkı eskiden olduğu gibi muhafaza edilmektedir.

-Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi :

Tazminat ve nafakanın ne biçimde, yani irad tarzında mı, yoksa sermaye tarzında mı ödeneceği, ya taraflar arasında yapılacak bir anlaşma ile veya hakimin kararıyla tayin ve tespit edilir. Bu konu Medenî Kanunumuzun 145 nci maddesinde düzenlenmiştir.

Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi eşler arasında yapılacak bir anlaşma ile tespit olunursa, bu anlaşmayı hakimin onaylaması gerekir (MK. m. 150 b. 5).

Nafaka ya sermaye, yani belli bir meblağın toptan ödenmesi biçiminde veya irad, yani belli taksitler halinde ödemesi biçiminde tayin edilebilirse de, uygulamada daha ziyade nafakanın irad şeklinde, tazminatların ise sermaye şeklinde tesbit olunduğuna şahit olmaktayız.

Tazminat veya nafakanın irad şeklinde ödenmesine karar verilmiş bulunuyorsa, alacaklının yeniden evlenmesi halinde ödemeler kesilir (MK. m. 145/1). Bu çözüm biçiminin nafakanın yanında maddi ve manevi tazminat ödemelerini de kapsamına alması tenkit edilebilir.

Nitekim Prof. Tekinay «bir defa manevi tazminatın yeniden evlenme sebebiyle kesilmesi asla tatmin edici değildir. Maddi tazminat ise, boşanma yüzünden kaybedilen nafaka menfaatlerinden ibaret olmadığına göre, tazminat alacaklısının yeniden evlenmesi üzerine, iradın tamamen kesilmesi doğru olmaz. Kaldı ki yeniden evlenmenin, boşanma yüzünden doğan bütün zararları telafi etmiş olacağı kabul edilemez. Diğer taraftan, yeniden evlenme ile iradın kesilmesi, irad alacaklısı olan kadının evlenmektense serbest birleşmeyi tercih etmesi gibi bir tehlikeye de yol açar.

Bizce doğru olan çözüm şekli, yeniden evlenme üzerine, iradın devam edip etmeyeceği veya miktarının azaltılabilmesi hususunda yargıcın yetkili kılınmasıdır. Fakat kanun böyle bir çözüm tarzını öngörmüştür» diyor . Nafakanın yeniden evlenme halinde kesilmesinde ise tenkide şayan bir cihet yoktur.

Yeniden evlenme halinde irad şeklindeki tazminatın kesilmesini önleyici biçimde kaleme alınmıştır.  «kendisine yoksulluk yüzünden irat bağlanmış olan eş yeniden evlenirse, iradı ödeme yükümü kesin olarak sona erer» hükmünü getirmektedir.

Kendisine yoksulluk nafakası bağlanmış olan eşin yoksulluktan tamamen veya hissedilir biçimde kurtulması yahutta nafaka borçlusunun mali gücünün nafaka miktarına oranla azalması halinde; hakim nafaka borçlusunun talebi üzerine nafakayı azaltabileceği gibi tamamen de kaldırabilir (MK. m. 145).

Buna karşılık, nafaka borçlusunun mali durumu eskisine oranla çok daha iyileşmiş bulunsa dahi, nafaka alacaklısının talebine rağmen hakimin nafaka miktarının arttırılmasına karar verme yetkisi yoktur; zira MK. m. 145 hükmü buna manidir. Nitekim Federal Mahkemenin görüşü de bu istikamettedir (34).

Tazminat ve nafaka alacaklarının miras yoluyla geçip geçmeyeceği meselesine gelince : Tazminat borcu, ister sermaye isterse irad şeklinde olsun, borçlunun ölümü üzerine onun mirasçılarına geçer. Doktrindeki hakim görüş bu istikamettedir.

Nafaka borcu bakımından durum farklıdır. Başka bir deyişle, nafaka borçlusunun ölümü halinde borcun onun mirasçılarına geçip geçmiyeceği tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar irad şeklinde hükmolunan nafaka borcunun borçlunun ölümü halinde mirasçılarına geçmeyeceği görüşündedirler. Nitekim Velidedeoğlu bu konuda «MK. 144’e göre, yoksulluk nafakasına irad şeklinde hükmolunmuşsa, burada borç tamamen şahsi bir karakter taşır ve evliliğin adeta devam etmekte olan bir sonucu niteliğini gösterir; bu bakımdan bu borç sadece, aleyhine nafaka hükmü verilmiş
olan eşe aittir, onun mirasçıları bunu ödemekle yükümlü tutulamazlar» diyor .

Buna karşılık bir kısım yazarlar, bu nafakanın niteliğine bakarak, ister sermaye ister irad şeklinde hükmolunmuş bulunsun nafaka borcunun mirasçılara geçmesi gerektiği görüşündedirler. Örneğin Tekinay bu konuda şöyle demektedir : «Gerçi genel bir kural olarak nafaka yükümü borçlunun mirasçısına geçmez; fakat 144 ncü maddenin sosyal amacı, bir insanı sefaletten kurtarmaktır. Kanun bu amacı gerçekleştirmek için, evlilik birliğinin son bulmasına rağmen, nafaka borcunu devam ettiriyor. O halde, artık bu mahiyetteki bir nafaka borcu, evlilik birliğinin kadrosunu aşmış, ondan bağımsız bir mahiyet almış demektir. Böyle olunca da yoksulluğa düşen eşin, nafaka alacağı için, borçlunun mirasçılarına başvurmasına imkan vermek ve bu hususta nafaka borcunun sermaye veya irat şeklinde olması arasında bir ayırım yapmamak gerekir» . Prof. Feyzioğlu bu görüşün daha gerçekçi olduğu fikrindedir.

Boşanmanın Çocuklar Açısından Hukuki Sonuçları

Boşanmada çocuğun velayeti kime verillir? İsimli yazımızda boşanmanın çocuklar açısından ne gibi hukuki etkilerini olduğunu detaylı olarak ele aldık.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.