Medeni Kanun Uyarınca Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Kanunumuzun kabul ettiği boşanma sebepleri özel ve genel boşanma nedenleri olarak iki ana başlık altında toplanmaktadır.

Medeni Kanun’un aileyi ele alan ikinci kitabında çiftlerin hukuken hangi nedenlere dayanarak boşanabileceği ele alınmıştır.Belirtmek gerekir ki aşşağıda yer alan boşanma nedenlerinden herhangi birisine elinde tutan eş mahkemeden ister “ayrılık” ister ise “boşanma” talebinde bulunabilir. Boşanma sebeplerini, boşanma nedenlerini ve sonuçlarını başlıklar halinde inceleyelim:

Medeni Kanun Uyarınca Boşanma Sebepleri Nelerdir

Makalenin İçeriği - Özet

ÖZEL BOŞANMA SEBEBLERİ

1- ) ZİNA

Evliliğin eşlere getirdiği yükümlülüklerden birisi de eşlerin birbirlerine karşı sadakatli davranmaları yükümlülüğüdür. Sadakatsizlik aile birliğini ağır surette tahrip edici nitelik taşımaktadır.

Medeni Kanun’un 185/son maddesi gereğince karı – koca birbirine sadakat ve yardımla mükelleftir. Buna göre eşlerin en başta gelen aile görevinin sadakat olduğuna kuşku yoktur. Bu görev Türk toplumu dışındaki, tek kadınla evliliği kabul eden diğer toplumların kanunlarında da yer alan bir kuraldır.

Zina eyleminin toplumun dini, ahlaki inançlarına, örf ve adetlerine ters düştüğü, bu halin çevrede çeşitli yorumlara, dedikodulara yol açtığı, eşler dışında ailenin tüm bireylerini utanç içinde bıraktığı hususları yadsınamaz bir gerçektir.

Kanunda ilk olarak ele alınan özel boşanma nedeni “zina” nedeni ile boşanma davasıdır. Çiftlerden zina yaptığı ileri sürülen eş bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkına sahiptir. Avukat aracılığı ile açacağı boşanma davasının kanuni gerekçesi ise şu şekildedir:

Madde 161 – Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Devletin çekirdeğini oluşturan aile düzeni, asırlarca bireylerin genelde bu kurallara uymasıyla sağlanmıştır. Onun içindir ki çoğunluğu sadakatsiz bireylerden oluşan ailelere dayanan uygar bir toplumda kamu düzeninin sağlıklı oluşundan söz edilemez.

Bir başka anlatımla, eşin sadakatsiz tutum ve davranışları olayda doğrudan etkilenen aile bireyleri kadar kamu düzenine aykırı olduğu için dolaylı olarak ve etkin bir biçimde toplumu da ilgilendirir.

Zina eyleminin toplumun dini, ahlaki inançlarına, örf ve adetlerine ters düştüğü, bu halin çevrede çeşitli yorumlara, dedikodulara yol açtığı, eşler dışında ailenin tüm bireylerini utanç içinde bıraktığı hususları yadsınamaz bir gerçektir. Bunun doğal sonucu olarak sadakatsizlik boşanma nedeni olarak kabul edilmiştir.

Kanunun amacı ahlak dışına çıkılmayı bir ölçüde cezalandırmaktır. Zina için gerekli ortama girip de elde olmayan sebeplerle eylemin tamamlanmamış olması boşanma kararı verilmesine engel teşkil etmez( Y. 2. HD’nin 20.09.1976 gün ve 5323-6399 s. kararı) .

Zina; evlilik birliği sırasında eşlerden birinin karşı cinsten başka birisiyle cinsel ilişkide bulunmasıdır.

Büyük bir gizlilik içinde olması doğal olan zina fiilinin tam bir görgüye dayanarak ispatlanması pek nadir olmaktadır. Zina olayının varlığı bazı ip uçlan, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir.

Eşlerin ne tür eylemlerinin zina nedenine dayalı boşanma nedenleri olduğu ise her olayın özelliğine göre iddia edenin göstereceği delilerle mahkeme tarafından değerlendirilecektir. Hiç kuşkusuz mahkemenin hüküm kurmasında tarafların statüleri, toplumun değer yargılan ve yaşam tecrübeleri ön planda tutulacaktır.

Bu kapsamda örneğin çocuk yapma kudretinden tıbben yoksun kocaya rağmen kadının çocuk dünyaya getirmesi, kadının hamile kaldığı dönemde kocanın hapiste veya başka bir yerde bulunması, evlilik birliği sırasında kocanın gayri resmi ilişkisinden dünyaya gelen çocuğu tanıdığının nüfus kaydından anlaşılması, taraflar arasında görülen dava neticesinde kadının dünyaya getirdiği ve evlililik birliği içerisinde doğduğu için koca adına nüfusta kayıtlı çocuğun nesebinin reddine karar verilmesi gibi durumlarda karine olarak kadının zina yaptığının kabulü gerekecektir.

Aynı şekilde eşlerden her hangi birisinin başka birisiyle çıplak veya yarı çıplak halde yakalanması, birlikte çektirilen çok samimi, birbirlerine sarılmış veya öpüşür şekilde çektirdikleri resimler, cep telefonundan çekilen mesajlar, telefon görüşmelerine ait dokümanlar, eşlerden birinin başkası ile samimi şekilde dolaşmaları, yemek ve başka toplantılara birlikte katılmaları, tanık anlatımları vb. delilerle davanın ispatlanması mümkündür.

Her iki eşin de zina etmeleri dava açılmasını engellemez. Mahkemece sadece zina edilip edilmediği araştırılacak, eylemin tarafların evlilik birliğinin çekilmez hal almasına neden olup olmadığı üzerinde durulmayacaktır. Başka bir anlatımla zina mutlak boşanma sebebidir. Genel boşanma nedenleri ile birlikte açılması halinde ise önce zina eylemi halledilecek, zinanın varlığının kabul görmesi halinde bu nedenle, zina eyleminin sübuta ermemesi halinde ise genel boşanma sebebi üzerinde durularak dava halledecektir.

Zina eyleminin özgür irade ile yapılması gerekir. Bu kapsamda eşin tecavüze uğraması, uyuşturucu madde verilerek cinsel ilişkide bulunulması hallerinde zina nedenine dayalı olarak dava konusu edilemez. Ancak bu durumlar genel boşanma davasının konusunu oluşturabilecektir.

Davanın konusunu oluşturan zina eyleminin evlenme tarihinden sonra gerçekleşmiş olması gerekir, önceki döneme ait bu türden eylemler ise madde kapsamına girmez. Eylemden sonra eşin, zina eden eşini affetmesi halinde artık davanın görülme olanağı yoktur. Davalı eş tarafından affedilme savunmasında bulunulması halinde ise bunun ispatı davalıya aittir ve her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Bunun değerlendirilmesinde bilhassa eylemden sonra tarafların birlikte yaşamaya devam edip etmedikleri, birbirlerine karşı tutum ve davranışları, başkalarına bahsetmişlerse bahsettikleri şahısların eylemden sonra tarafların durumlarına ait anlatımları, eylemden sonra tarafların birlikte tatile çıkmaları vb. durumlar göz önünde tutulacaktır.

Zina nedenine dayalı boşanma davası özel boşanma davası olup terke ve akıl hastalığına dayalı boşanma davası dışında diğer özel boşanma nedenleri veya genel boşanma nedeni olan şiddetli geçimsizlik nedeniyle birlikte açılmasını engelleyen bir durum yoktur. Çoğunlukla ispatta güçlük çekildiğinden genel boşanma nedeni olan şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı boşanma davası ile birlikte açılmasında fayda bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

İspatlanamamasına rağmen belirlenen eylem yada eylemlerin şiddetli geçimsizlik oluşturduğu kanaatine varılması halinde ise davanın ıslahı göz ardı edilmemelidir. Bu kapsamda zina eyleminin ispatlanamamasına rağmen eşlerden birinin zina yaptığına ilişkin çevredeki yaygın inanışın diğer eş için evlilik birliğini çekilmez hal alacağı kabul görmektedir.

TMK’nın 170. maddesi uyarınca eşlerin hükmen ayrılığına karar verilmişse, belirlenen ayrılık süresinde de sadakat borcu devam ettiğinden bu sürede gerçekleştirilen zina eylemi diğer eşe zina nedenine dayalı olarak dava açma hakkı verir. Aynı şekilde boşanma davası açılmakla kanunen ayrı yaşamaya hak kazanan eşlerin boşanma davası süresince sadakat borcu devam edeceğinden zina eylemi halinde diğer eşin görülmekte olan davadan bağımsız olarak zina nedenine dayalı boşanma davası açmaya hakkı vardır. Evlenmenin butlan nedeniyle iptali dava-
sından sonra zina edilmesinde de durum aynıdır.

ZİNA  NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA TARAFLAR

DAVACI: Eşinin zina yaptığını iddia eden diğer eş.

DAVALI: Zina ettiği iddia edilen eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: Tüm boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkeme; TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

DAVA ZAMANAŞIMI VEYA HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

TMK’nm 161/2. maddesi uyarınca, dava açma hakkı esin zina eylemini öğrendiği tarihten başlayarak 6 ay ve her halde zina eyleminden itibaren 5 yılık hak düşürücü süreye tabidir. Şüphe yeterli olmayıp, tam öğrenme aranır. Mahkemece hak düşürücü süreleri resen nazara alacak olursa külfeti iddia sahibine düşer. Zina eyleminin bir defa gerçekleşmiş olması yeterlidir. Her zina eyleminde yeni dava açma hakkı doğar. Süregelmekte olan eylemlerde ise temadinin (son eylemin) bittiği tarihten itibaren süre işler. Davacı eşin de zina yapması davanın dinlenmesini engellemez, başka bir deyimle kötü niyetinden bahisle davanın dinlenme olanağını ortadan kaldırmaz.

YARGILAMA GİDERLERİ:

Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama gideri davalıdan tahsil edilerek davacıya verilir, davanın reddi halinde ise davacı tarafça yapılan yargılama giderleri davalıdan tahsiline, ayrıca davalı tarafından yapılan yargılama gideri varsa davalı üzerinde bırakılır. Dava maktu harç ve maktu vekalet ücretine tabidir. Boşanma davalarında anlaşmalı boşanma davası dışında davalının davayı kabul etmesi hukuki sonuç doğurmayacağı için davalının davayı kabul etmesi halinde dahi vekalet ücretinin tamamına karar verilmesi gerekir. Boşanma davasının ferileriyle ilgili ( nafakalar, maddi ve manevi tazminat, velayet, şahsi ilişki, soyadının kullanılması gibi  taleplerde bulunulması halinde bu talepler için ayrıca harç ve vekalet ücretlerine hükmedilmez.

Boşanmanın ferisi olmayan mal tasfiyesi gibi talepler hakkında ise talebin niteliğine göre ayrıca maktu- nisbi harç ve vekalet ücretine hükmedilir. Davanın resen devamı mümkün değildir ve takipsiz bırakılması durumunda Usulün 409. maddesi tatbik edilir. Dava yazılı yargılama usulüne tabidir.

2- )  Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Medeni Kanun’da yer alan boşanma nedenleri arasında bir diğeri ise “hayata kast ve pek kötü davranış”tır. Eşlerden birisinin diğerine karşı hayatına kast eden teşebbüsleri ve davranışları, toplum içinde onur kırıcı şekilde tarafı aşşağılayan hareketleri sonucu mağdur eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Hukuki gerekçe ise şu şekildedir.

Madde 162 – Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

TMK’nın 185/2. maddesi uyarınca eşlerin birbirlerinin mutluluğunu sağlama yükümlülükleri bulunmaktadır, bunun doğal bir sonucu olarak eşlerin bu maddede düzenlenen olumsuz tutum ve davranışları özel boşanma nedenleri olarak kabul edilmiştir. Özel ve mutlak boşanma nedenleri olan bu davaların genel boşanma nedeni olan şiddetli geçimsizlik talebiyle birlikte açılmasında bir engel durum yoktur.

Hayata kast; eşin diğer eşe karşı pek fena muamele kapsamı dışında kalan daha ağır ve onun yaşamını sona erdirmeye yönelik kasti eylemleridir. Kasten olmayan (örneğin tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesinde diğer eşin ağır şekilde yaralanması gibi) eylemler bu davanın konusunu oluşturmaz. Hangi eylemlerin bu kapsamda olduğu her somut olaya göre değerlendirilecektir. Örneğin eşini hayati tehlike doğuracak şekilde yaralamak, zehirlemek vb. öldürmek amacı ile gerçekleştirilen eylemler bu kapsamda değerlendirilebilecektir.

Eylem sonucunda mağdur eşin ölmesi şart değildir. Zaten ölüm halinde boşanma davasının açılması da mümkün olmayacaktır. Öldürmeye teşebbüsün eksik veya tam teşebbüs aşamasında kalmasının bir önemi yoktur, önemli olan husus öldürmeye teşebbüste bulunmaktır. Eylemin eşe karşı yapılması şarttır, eşin akrabalarına karşı yapılan eylemler bu davanın kapsamına girmez, genel boşanma nedeni olabilir.

Pek fena muamele ise; yukarıda tanımlanan cana kast eyleminden daha hafif diğer eşin beden bütünlüğüne karşı kasten yapılan eylemlerdir. Örneğin aile içi şiddet uygulamak, eşi dövüp evden kovmak, işkence yapmak, odaya hapsedip aç bırakmak, zorla cinsel ilişkiye zorlamak vb. muamelelerdir.

Eylemden dolayı mağdur eşin eylemden dolayı şikayetten vazgeçmesi ve açıkça hukuk davasından vazgeçildiğini kapsamıyorsa birliğin temelinden sarsılması olayını ortadan kaldırmaz.

Onur Kırıcı Davranış, yüze karşı veya gıyapta eşin namus ve şerefini ihlal edici özel bir ağırlığı olan ister yazı ister sözlü hakaretler, itibar sarsıcı eylem ve davranışlardır.

Hangi davranışların ağır derecede onur kırıcı olduğu ise, yaşanılan toplumun değer yargıları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve olayın özelliklerine göre takdir olunacaktır.

Yüksek Yargıtay uygulamalarında:

  1. Eşini küçümsemek, toplumda küçük düşürmek,
  2. Eşine sen adam mısın, alçak, deyyus şeklinde hakaret etmesi,
  3. Eşine karşı sırık, hayvan, hayvan oğlu hayvan gibi sözlerle hakaret etmek,
  4. Eşin kumar oynayıp, borçlanması, alacaklıların diğer eşi rahatsız etmelerine neden olması,
  5. Kendisi ve ailesi tarafından davacının başkaları ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıkartmak, müşterek çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmek,
  6. Eşine okumuş cahil, aptal, sersem, aşağılık, eşek oğlu eşek, kayınvalidesine orospu diye hakaret etmesi,
  7. Eşin daha önceki nişanlısı ile görüşmesini sürdürmesi ve eşi ile bir arada yaşamak istemediğini söylemesi,
  8. Seni sevmiyorum, seni ve çocuğunu istemiyorum, köpek, pezevenk şeklinde söz ve hakaretlerde bulunmak,
  9. Kadının evliliğe ısınamadığını, evliliğinin umduğu gibi olmadığını, eşi ile cinsel ilişki kuramadıklarını, eşinin erkekliğinin olmadığını başkalarına söylemek suretiyle kocasını aşağılamak,
  10. Eşin anne ve babasının azarlamalarına maruz kalması, eşin bu davranışlara sesiz kalması,
  11. Başkalarının yanında eşine karşı ağır hakaretlerde bulunmak,
  12. Eşine sen anlamazsın, bilmezsin, kültürsüzsün demesi davranışlar bu kapsamda kabul edilmektedir.

Bu madde kapsamına giren davalarda da iddia olunan cana kast, pek fena muamele veya ağır derecede onur kırıcı davranışın varlığının ispatı halinde davanın kabulüne karar verilecek, bu
davranışların eşler arasında evlilik birliğinin çekilmez hal alıp almadığı hususu araştırılmayacaktır. Yani mutlak boşanma sebebidir.

Tahrik boşanma sebebi olan eylemleri haklı kılmaz. Bu özel ve mutlak dava sebebinin genel boşanma sebebi olan şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma talebiyle birlikte açılması da mümkündür. Böyle bir durumda dava dilekçesinde ileri sürülen özel boşanma sebebinin varlığının ispatı halinde bu nedenle bunun ispatlanamaması durumunda ise iddia olunan ve toplanan delillere göre ileri sürülen nedenlerin eşler arasında evlilik birliğinin çekilmez hal alıp almadığının çözümü ile davanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir. Böyle davalarda bir nevi terditli taleplerde bulunulmaktadır.

Cana kast, pek kötü veya ağır onur kırıcı davranışa maruz kalan eşin affı halinde artık davanın dinlenme olanağı kalmaz. Bu konuda konu hakkında ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı hukuk hakimini bağlayacak, delil yetersizliğinden bahisle verilen beraat kararı ise hukuk hakimini bağlamayacaktır. Eyleme ilişkin ceza mahkemesinin mahkumiyet ilamının varlığı halinde mahkemece başkaca bir delil aranmasına gerek yoktur. Mağdur eşin olaya sebebiyet vermesi başka bir anlatımla tahriki dava için önem arzetmez, ancak kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylemden dolayı manevi tazminat talep edilmişse tazminatın takdirinde bu durumun göz önünde tutulması gerekecektir.

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Cana kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışa maruz ka-
lan eş.

DAVALI: Diğer eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

DAVA ZAMANAŞIMI VEYA HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

HAK DUŞURUCU VEYA ZAMANAŞIMI SURESİ: TMK’mn 162/2. maddesi uyarınca, dava açma hakkı yukarıdaki sebeplerin öğrenildiği tarihten başlayarak 6 ay ve her halde iddia olunan eylem tarihinden itibaren 5 yılık hak düşürücü süreye tabidir. Mahkemece hak düşürücü süreler resen nazara alınacak olup ispat külfeti iddia sahibine düşer.

YARGILAMA GİDERLERİ

YARGILAMA GİDERİ: Zina davası ile ilgili yapılan açıklamalar burada da geçerlidir.

3- ) Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

Kanunumuz aynı zamanda suç işleyen eşe karşı bir boşanma nedeni saymıştır. Hayasızca bir hayat süren ve kanuna aykırı işler yapan eşe karşı diğer eş boşanma davası açabilecektir.

Madde 163 – Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Maddede düzenlenen her iki boşanma nedeni de mutlak değil genel boşanma nedeni olup bu nedenlerin varlığı başlı başına boşanma nedeni olmayıp ayrıca bu nedenlerden dolayı davacı eş için hayatın çekilmez hal alması gereklidir. Bir diğer önemli olan husus da iddia edilen boşanma nedenlerinin evlenmeden sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Evlenmeden önceki durumlar ise bu davanın değil şartları mevcutsa evlenmenin iptali davasının konusunu oluşturacaktır.

Aynı şekilde evlendiğinde bu durumu bilen eşin, davalı eş aleyhine bu madde uyarınca boşanma talebi haksız ve yersiz olacağından reddine karar verilecektir. Örneğin, tarafların evlilik öncesi beraber yaşadığı sırada davacı kadına laf atılması yüzünden cinayet işlenmiş, davalı bu eyleminden dolayı cezaevinde bulunduğu sırada taraflar evlenmişlerse davacı bu durumu bildiği halde evlendiğinden boşanma istemi haksız ve yersiz olacağından davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.

Birinci boşanma sebebi eşlerden birisinin evlenmeden sonra küçük düşürücü suç işlemesidir. Açıkça suçtan bahsedilmiş olmakla yürürlülükteki mevzuata göre isnat edilen eylemin suç oluşturması şarttır. Bu kapsamda suç olmamakla birlikte toplumun değer yargılılarına göre ayıp sayılan veya utanç duyulan eylemler bu davanın konusunu oluşturmayacaktır. Şartlan varsa genel boşanma sebebi olarak değerlendirilebilecektir. Örneğin, davalı kocanın başka bir kadınla ve onun rızasıyla livatada bulunması eylemi yüz kızartıcı olmakla beraber suç (cürüm) niteliğini almadığından bu davanın konusunu oluşturmayacaktır.

Hangi suçların küçük düşürücü suç olduğu maddede belirtilmemiş olup, bu durum her somut olaya göre bilhassa toplumdaki değer yargılarına göre değerlendirilecektir. Günümüzde yüz kızartıcı suçlar olarak kabul gören kimsenin namusunu veya şeref ve haysiyetini ihlal edecek, isnadlarda bulunmak tehdidiyle menfaat istihsal etmek, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, dolanlı iflas, ırza
geçmek , ırza tasaddi, zimmet, irtikap vb. ahlaki yargıların şiddetle lanetlediği küçük düşürücü suçlar olarak değerlendirilmektedir.

Bunun dışında hangi suçların küçük düşürücü suç olduğu suçun işlenme şekli ve saik de nazara alınarak çözümlenmelidir. Örneğin başkasının canına veya malına yönelmiş bir saldırıyı insani duygularla önlemek veya defetmek için bir başkasım ağır yaralamak veya öldürmek küçük düşürücü suç olarak değerlendirilmeyecektir. Kasten işlenmeyen suçları da küçük düşürücü suç olarak değerlendirmemek gerekir. Aynı şekilde diğer eşin iştirakiyle işlenen suçlar da bu davanın konusunu teşkil etmez.

Uygulamada suç işlediği iddia olunan eş hakkında ceza davasının açılıp açılmaması, ceza mahkemesinde açılan dava sonucunda suç işlediği iddia olunan eşin delil yetersizliğinden dolayı beraat etmiş olmasının bir önemi olmadığı kabul edilmekte, buna gerekçe olarak da hukuk mahkemesindeki yargılama usul ve ilkeleri ile hukuk mahkemelerindeki yarılama usul ve ilkelerinin farklılığı gösterilmektedir.

Maddede açıkça suç işlemekten bahsedilmiş olmakla suç işlediği iddia olunan eşin ceza mahkemesi tarafından kesinleşmiş mahkûmiyet kararının varlığı şarttır. Henüz mahkumiyet yoksa bu durum ancak genel boşanma davasının konusu olabilecektir. Aksi ve halen genel kabul gören uygulama ise kötüniyetli ve bir türlü boşanmayı sağlayamayan eşin hayali senaryolarını hayata geçirip suç iddiasıyla boşanmayı elde etmesini sağlayacaktır. Örneğin ırza tasaddi veya sahtekarlık iddiasıyla şikâyette bulunarak ceza takibatı başlatıp, aile çevresinde de bu iddiayı yaygınlaştırarak birlikte yaşamanın çekilmez hal aldığım ileri sürüp emeline kavuşabilecek, yargılamada eşin böyle bir suç işlemediğini bildirmesine rağmen, ceza davasının sonucu da beklenmeyeceğinden, ceza yargılaması dosyasımn tetkik edilerek (ki şikayet halinde 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 170. maddesi uyarınca suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşmuşsa (171. maddedeki cezanın ortadan kaldırılmasını gerektiren şahsi sebep olarak etkin pişmanlık yada şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde dava açılıp açılmaması hususundaki takdir yetkisi dışında) dava açma mecburiyeti vardır.

Bu yorum tarzının yukarıda eşe karşı işlenen suçlar için belirtilen kanaat ile çelişir bir yanı da yoktur. Şöyleki, TMK’nın 162. maddesindeki eylemler eşe karşı yapılmakta, bu maddede düzenlenen eylemler ise eş dışında 3. kişiye karşı gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde memur suçu olan bir kısım yüz kızartıcı suçlardan dolayı kişinin eyleminin suç oluşturmadığından dolayı mahkumiyetle sonuçlanmadığı veya değişen vasfı ile görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma suçlarına dönüşebildiği gözlemlenebilmektedir. Böyle bir mahkumiyet kararının beklenmesi elbette iddia edilen suçtan dolayı birlikte yaşamın çekilmez hal aldığı eş için de adil olmayacaktır, böyle bir mahkumiyet kararını beklemek istemeyen eş genel boşanma nedenine dayalı olarak dava açabilecektir. Bu çözüm tarzının hakkaniyete daha uygun olacağı kanaatindeyim.Aksi yorumun ayrıca mahkeme karan ile suçluluğu sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğu yönündeki evrensel ve anayasal hukuk kuralının ihlali sonucunu doğuracağı da düşünülebilir.

Yukarıda belirtilen şekilde suçun davacı bakımından birlikte yaşanılmasını çekilmez hale soktuğunun da davacı tarafından ispatlanması gerekir. Mahkemece davalı eşin mahkumiyetine ilişkin ilamın celbi şarttır. Mahkumiyet kararının varlığı suçun varlığı ispatlanmış olduğundan mahkemece artık bu yönde bir araştırma yapılmayacak, sadece bu suçtan dolayı davacının davalı eşle birlikte yaşamasının beklenemeyecek bir hale gelip gelmediği tarafların gösterdikleri delilere (tarafların işgal ettikleri makam ve statülerine, yaşadıkları çevre, bilhassa tanık anlatımlarına) ve tarafların sosyal durumlarına göre (örneğin eşinin işlediği suçtan dolayı çevresinin kendisiyle görüşmek istememesi, çocukların okuldaki ve mahalledeki arkadaşlarının kendileriyle konuşmamaları ve aşağılamaları, iş çevresinin bundan dolayı kendisiyle iş yapmaması vb. olaylar) değerlendirilerek karar verilecektir.

Henüz karar verilmemekle birlikte iddia edilen suçtan dolayı derdest olan ceza mahkemesi dosyası veya takipsizlik karan verilmiş olsa dahi hazırlık tahkikatı evrakının varlığı halinde söz konusu ceza mahkemesi dosyası ve hazırlık tahkikatı evrakının celbi ile diğer delilere göre davalının söz konusu suçu işleyip işlemediği, bu suçun küçük düşürücü nitelikte olup olmadığı ve bu suçun davacı için davalı ile birlikte yaşanmasını çekilmez kılıp kılmadığı çözümlenecek, tüm bu şartların birlikte oluştuğunun anlaşılması halinde bu hukuksal nedenden dolayı davanın kabulüne, söz konusu şartlardan her hangi birinin varlığının ispatlanamaması durumunda ise davanın reddine karar verilmesi gerekecektir. Eşin, suç işleyen davalı eşini tutuklu iken cezaevinde ziyaret etmiş olması eşini affettiği anlamını taşımaz.

Haysiyetsizce hayat sürme; toplumun anlayışına göre şeref, namus ve itibar kayıtlarından ayrılmış şekilde yaşamaktır. Başka bir tanımla haysiyetsiz hayat sürme, namuslu ve şerefli bir insanın hoş görmediği bir hayat biçimini sürdürmekte devamlılık ve kararlılıktır.

Haysiyetsiz hayatın varlığından söz edilebilmesi için; yaşanılan ve toplumun değer yargılarına ters düşen namus, şeref ve haysiyet gibi kavramlarla bağdaşmayan bir hayat biçimini benimsemek ve devamlılık arz edecek şekilde yaşamış olmak gerekir. Öğretide haysiyetsiz hayata örnek olarak “genel ev çalıştırmak, muhabbet telalığı yapmak, ayyaşlık, kumarbazlık, esrarkeşlik, tabii olmayan cinsel ilişki, evli bir kadının bir başkasıyla aşk hayatı yaşaması vb. gibi gösterilmektedir. Bu itibarla haysiyetsiz hayatın bir unsuru, toplumun değer yargılarıyla bağdaşmayan, toplumca hoş görülmeyen ve ayıplanan davranış, diğer unsur ise; bu davranışların devamlılık arz etmesi, bu şekilde davranışın bir hayat biçimi olarak benimsenmiş olmasıdır.

Haysiyetsiz hayat için herkesle ilişki kurmanın bir yaşam biçimi olarak benimsenmiş olduğunun kanıtlanması gerekir. Ancak haysiyetsizlik nedeniyle boşanma davasının kusurlu tarafın birden çok kişi ile onur kırıcı temaslarda bulunması şart değildir. Ne tür davranışların bu kapsamda oldukları ise yukarıda belirtilen durum ve olgulara göre değerlendirilecektir. Örneğin eşlerden birinin başka birisiyle sürekli ilişkisinin bulunması, kadının gece geç saatlere kadar başka erkeklerle gece kulüplerinde eğlenmesi vb. eylemler bu davanın konusunu oluşturabilecektir.

Haysiyetsiz hayat her zaman ırz ve namusun haleldar edilmesi biçiminde olmaz. Bunun dışında söz gelimi, alkol alıp genel yerlerde rezalet çıkartmak, köşe başlarında sızıp kalmak, taşkınlıklar yapmak, sık sık mütecaviz sarhoşluk halinde bulunmak dahi haysiyetsiz hayat sürmektir.

Yukarıda da belirtildiği üzere bu boşanma sebebi mutlak değil nisbi boşanma sebebi olup, davalı eşin haysiyetsiz yaşam sürmesinin kanıtlanması başlı başına boşanma sebebi değildir, ayrıca haysiyetsiz yaşamın davacı eş bakımından davalı eşle birlikte yaşamasının kendisinden beklenmeyecek hal aldığının da yukarıda belirtilen delilerle ispatlanması da gereklidir.

İsnad olunan haysiyetsiz yaşam sürmenin evlenmeden sonra gerçekleşmesi gerekir. Evlenmeden önceki yaşam şekli ise bu davanın konusunu oluşturmaz, şartları varsa evlenmenin iptali sebebini oluşturur.

Davacı eş haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayalı dava hakkını iyiniyet kuralları dahilinde kullanmak durumundadır. Örneğin eşini para karşılığı başka erkeklerle cinsel ilişkiye zorlayan kocanın, eşinin başka erkeklerle sürekli ilişkisinin bulunduğundan yani haysiyetsiz yaşam sürdüğünden bahisle dava açması hakkın kötüye kullanılması olmasına rağmen kadının bu nedenle dava açması hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyecektir.

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Küçük düşürücü suçu işleyen veya haysiyetsiz bir hayat sürmen eşinin bu durumlarından dolayı onunla birlikte yaşaması kendisinden beklenmeyen eş.

DAVALI: Diğer eş. Diğer eşin 1 yıldan fazla süreyle hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûmiyetine karar verilmiş ve henüz şartla tahliye edilmediği anlaşılırsa öncelikle son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine resen ihbarda bulunularak vasi tayin ettirilip davanın vasiye yöneltilmesi gerekir. (HUMK m. 42)

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi(Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

DAVA ZAMANAŞIMI VEYA HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

Davanın açılması için her hangi bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi söz konusu değildir, kanunun ifadesiyle bu nedenlere dayalı olarak her zaman dava açılabilir. Olayın vehametinden dolayı herhangi bir süre öngörülmemiştir.

Yüz kızartıcı suç işlemekle koca yararına doğan boşanma hakkının geç kullanılması, hatta bir süre eşlerin birlikte yaşamış olmaları davanın reddi için sebep sayılamaz.

YARGILAMA GİDERLERİ

YARGILAMA GİDERİ: Zina davası ile ilgili yapılan açıklamalar bu dava için de geçerlidir.

4- ) Terk (Ortak Konutu Terk) Nedeniyle Boşanma

Eşlerden birisinin evi haklı nedeni olmaksızın terk etmesi durumunda diğer eş için bu durum bir boşanma nedenidir.

Burada önemli olan evi terk eden tarafın haklı bir nedeni olmaksızın, daha açık bir anlatımla diğer eş tarafından ortak konutu terke zorlanmadan evi kendi iradesiyle bir nedene dayanmadan terk etmiş olmasıdır. Kanunu gerekçesi ise şu şekildedir:

Madde 164 – Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Terk; eşlerden her hangi birisinin evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek için haklı veya haksız nedenlerle müşterek evden ayrılarak eşinden ayrı başka bir yerde
yaşamasıdır.

Evliliğin en önemli vecibelerinden birisi de hiç kuşkusuz eşlerin aynı müşterek evde birlikte yaşamalarıdır.

27.3.1957 gün ve 10/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereği “ihtar”, terke dayalı boşanma davasının dinlenebilirlik koşulu olup, bu nedenle davanın açılabilmesi için öncelikle davacı eşin elinde usulüne uygun düzenlenmiş ihtar kararının varlığı gerekeceğinden, konuyu ihtar kararı ve terk nedeniyle boşanma davası olarak incelemek gerekir.

İHTAR KARARI

Terk nedenine dayalı olarak boşanma davasından istenilen sonucun alınabilmesinin ilk ve en önemli koşulu terk edilen eş tarafından usulüne uygun ihtar kararının tebliğ olunmasıdır. Başka bir anlatımla ihtar terke dayalı boşanma davasının dinlenebilirlik koşulu olduğundan öncelikle ihtarın incelenmesi gerekmektedir.

İhtar göndermenin anlamı, karşı tarafı evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla bu birliğin sürdürüleceği eve davet etmektir. İhtar dava değildir. Onun için yetki söz konusu olmaz. Bu bakımdan davacı yetki kuralları ile bağlı olmaksızın herhangi bir mahkemeden eşinin evine dönmesi için ihtar isteğinde bulunabilir. Ancak boşanma davası yetkili mahkemede açmadığı takdirde davalı buna karşı koyabilir.

İhtar; bağımsız bir sonuç doğurmayan idari nitelikte işlem olup, nihai karar değildir. Talep halinde mahkemece, tartışması yapılmadan ihtar kararının verilmesi gerekir ve temyizi kabil değildir, ancak ihtar isteminin reddine ilişkin kararın temyizi mümkündür. Mahkemece evrak üzerinde talepte bulunanın dilekçesinde belirtmiş olduğu hususları belirtmek suretiyle kaleme alınarak terk ettiği ileri sürülen eşe tebliğ olunacaktır. Herhangi bir harç alınmaz, talepte bulunandan nüfus aile akit tablosunu ibrazı istenmez. İhtar kararı TMK’nın 164. maddesi uyarınca gerektiğinde ve talep halinde ilanen tebliğ şeklinde de yapılabilecektir.

Bu hükmün uygulanabilmesi için talep yeterlidir. Yani mahkemece tartışması yapılmadan ihtar çekileceğine göre ilanen tebligat için gerekli olan adres araştırmaları yapılmaksızın ilanen tebligat suretiyle ihtar yapılabilir. Ancak buna dayalı olarak boşanma davası açıldığında ise davalının adresi araştırılmadan ihtarın ilanen tebliği ihtarı geçersiz kılacaktır. Kanaatimce terk eden eşin adresinin bilinmemesi halinde talep halinde usul ve yasaya uygun tahdidi olmamak üzere terk eden eşin nüfusa kayıtlı olduğu yer kurum ve kuruluşlarından ve muhtemel bulunabileceği yerlerden geniş şekilde araştırılma suretiyle ilanen tebligat suretiyle ihtarın yapılması halinde dahi yol masrafları adresi bilinmediğinden konutunda ödemeli olarak gönderilemeyeceği için, başka bir ifadeyle eline ulaştırılamadığından terk nedenine dayalı olarak dava açma süresi de başlayamayacak ve dava açıldığında bile ihtar geçersiz olacaktır.

Talepte bulunanın mahkemeden ülke genelinde şubeleri bulunan bir bankayı tevdii mahalli tayin ettirerek, yol giderlerine ayrıca terk edenin bulunduğu yerdeki bankadan gidip yol giderlerini alabilmek için gerekli olan yol masrafını da dahil etmek suretiyle bloke ettirdiğine ilişkin evrakı da ihtar dilekçesine eklemesi ve belirtilen tüm bu hususları da hiçbir tereddüte yer bırakmaksızın dilekçe ve ihtar kararında belirtmesi halinde buna dayalı olarak ihtarın ilanen tebliği ve terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi olanaklı olabilecektir. Kanundaki bu düzenlemeye uyan bir içtihatta bulamadığımızdan Yüksek Yargıtayımızca bu ihtimalde ihtarın geçerliliği ve dava açma şartları hususundaki istisnai kuralların kabul edilip edilmeyeceği açıkçası merak konusudur.

TMK’nm 164. maddesine istinaden evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği iddia edilen eşe karşı yapılacak ihtar bağımsız yargısal sonuç doğurmayan ve boşanma davası öncesinde mahkeme kanalıyla yaptırılması gereken bir işlemdir. Maddenin 1. fıkrasının son cümlesi uyarınca; diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş eş konumundadır ve bu eşe karşı da aynı maddenin son fıkrası uyarınca terk süresi 4 ayı bulmuşsa diğer eş ihtar talebinde bulunabilecektir.

Buradaki iki ihtimalden ilkinde dikkat edilirse diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan eş için haklı sebebin bulunup bulunmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Haklı bir nedeni varsa bu eş, diğerini ortak konutu terk etmeye zorlamayıp boşanma, ayrılık davası vb. yolları kullanmalıdır.

İhtar kararının, terk nedenine dayalı olarak açılacak boşanma davasına dayanak teşkil edebilmesi için talepte bulunanın ihtarını usul ve yasaya uygun bir şekilde hazırlaması gerekir.Yukarıda bahsedilen Y.İ.B.K ve Yüksek Yargıtay içtihatları ile TMK’daki değişiklikler doğrultusunda ihtar kararında bulunması gerekli daha doğrusu talepte bulunanın yerine getirmesi gerekli olan şartları aşağıda ki şekilde özetleyebiliriz.

1-Terk eden eşin terk tarihi belirtilmelidir. Terk ihtarında bulunabilmek için terk tarihinin üzerinden yasal 4 aylık sürenin geçmiş olması şarttır.Terk tarihinden 4 ay geçmeden gönderiIen ihtar geçersizdir. İleride açılacak davada terk süresi her türlü delille ispatlanabilecektir.

2-   İhtar talebine havi dilekçede terk eden eşin dönmesi gerekli müşterek konutun açık ve ayrıntılı adresi ve evin anahtarının nereden ve kimden alınabileceğinin belirtilmesi gerekir. İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için, eşin çağırılan eve rahatça girebilmesinin sağlanması zorunludur. Bu itibarla iki aylık süre içinde terk edilen eşin ya bizzat evde beklemesi yada birisini evde bulundurması veyahut anahtarı, davalının alabileceği uygun bir yere bırakması ve bununda ihtar kararında bildirilmesi şarttır. Davet edilen evin bir anahtarının da aynı apartmanda oturan davalının kayınvalidesinde olması ve onun da bu anahtarla istediği zaman oğlunun evine girip, çıkabilmesi kuşkusuz evin manevi açıdan bağımsız olmadığını gösterir. Böyle bir durumda da-
valı kadın davete uymamakta haklılık kazanır. Aynı apartmanın başka bir dairesinde, davacının; anne, baba ve diğer yakınlarının oturması, hazırlanan evin manevi bağımsızlığını ortadan kaldırmaz. Aynı binanın başka bir dairesinde kocanın kardeşinin oturması davet edilen evin manevi bağımsızlığını ortadan kaldırmaz. Ancak terk edilen eşin anne ve babası ile birlikte altlı-üstlü iki dairede oturan, yeme içmelerini (misafir kabullerinin) birlikte gerçekleştiren, mutfak v.s bölümleri bulunmayan tarafların birlikte oturdukları daire ise evlilik birliğinin gereklerine uygun bağımsız nitelikte mesken olarak kabul edilemeyecektir. Bu durumda ihtar geçersiz olacaktır.

Müşterek yuvayı terk eden eşi davet eden, ihtar döneminde, eşi eve geldiğinde hiç bir sıkıntıya uğramadan içeriye girebilmesini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Bunun içinde, ihtar talebinde bulunurken, anahtarın kolaylıkla alınabileceği yerin, ihtar kararına yazılıp tebliğ edilmesini istemeli ve bu açıklığı taşıyan ihtar kararını eşine tebliğ ettirmelidir. Aksi halde, iki aylık yasal süre içinde ya kendisi evde bizzat beklemeli ya da eşi eve geldiği takdirde onu bahanesiz eve alacak bir kimseyi sırf bu amaçla hazır bulundurmalıdır.

Bu koşulları gerçekleştirmeyen kişi, ihtara uyup gelen ve eve girme imkanı bulamadan geri giden eşini kınama hakkına sahip değildir. Ancak, ihtara uyarak davet edildiği eve gelen eşe düşen görevde, içeriye giremediğini, ya da alınmak istenmediğini belgelendirmektir. Bu belgelendirme hakime başvurularak HUMK’un 368 ve sonraki maddeleri uyannca delil tespiti yolu ile yapılabileceği gibi zabıtaya veya muhtarlığa başvuruda bulunularak, onların tutacağı tutanakla tevsik biçiminde de olabilir. Gerekirse bu hususun noter aracılığı ile de tespiti mümkündür.

Bütün bunların mümkün olmaması halinde, eş beraberinde getirdiği tanıkları veya olayı gören kişileri dinletmek suretiyle iddiasını ispatlamalıdır. İhtarda eşlere düşen yükümlülüklere ilişkin öğretideki bu görüşler yargısal kararlarda da üke olarak devamlı biçimde yer almıştır.

3-Davet olunan evin tarafların terkten önce birlikte yaşamış oldukları bağımsız ve müstakil ev olmalıdır. Başka bir konuta bu kapsamda davette bulunan eşin yakınları ile birlikte oturulan konuta daveti içerir ihtarın geçerli olması mümkün değildir. Örneğin Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle artık, ortak konutu seçmek münhasıran kocanın yükümlülüğünde olan bir husus değildir. ( TMK. 186/1.)

Eşler oturacakları konutu, birlikte seçerler. Eşlerin birlikte seçtikleri bir konut yoksa ihtar geçersiz olacaktır. Örneğin kadının, kocasının kayınvalidesi ve kaymbabasıyla birlikte oturdukları ev, eşlerin birlikte seçtikleri bağımsız bir konut olarak nitelendirilemeyeceğinden, kadının bağımsız konut bulunmadığından dolayı evi terk etmesi halinde, ortak konut seçiminden kaçınarak, eşini,
rızası hilafına kendi anne ve babasıyla oturmaya mecbur bırakan koca, eşini terk etmiş sayılacağından, ( başka bir değimle terk edilen kadın olduğundan ) terk sebebiyle boşanma davası açma hakkı kadına aittir.

Ancak bu durumdaki kadın tarafından çekilecek ihtar “davalının ortak konuta dönmesi gerektiğine” ilişkin olmayıp, davalıya “sosyal ve ekonomik durumuna uygun bağımsız ev temin etmesi ve bu eve davacıyı çağırmasına” ilişkin olacağından eşlerin birlikte seçmiş oldukları bir konut da bulunmadığından ihtar geçersiz olacaktır.

Terk nedeni müstakil ve bağımsız konut teminine yanaşmamak ise ihtarda bulunanın ihtar kararından önce talepte bulunan ve terk eden eş ve varsa çocukların haline münasip ve bağımsız konut temin etmek, bu anlamda TMK’nm 186/1. maddesindeki hak ve görevini yerine getirmek için öncelikle oturulacak konutun seçimi hususunda mahkemeye müracaat ederek hasım olarak da diğer eşi göstermek suretiyle TMK’nm 195. maddesi gereğince müşterek konutu gerekli olan veya eksik olan eş alanın tespitini yaptırdıktan —Mahkemece yapılan keşifte de, evin mefruş halde olmasına rağmen mutfağında herhangi bir yiyecek, içeceğin bulunmadığı belirlenmişse, bu durumda davalı eve dönmemekte haklıdır.— sonra kendi üzerinde bulunan giderlerin miktarını da belirleyerek bu görevini ifa etmeli ve bağımsız ve müstakil müşterek konut için yükümlülüğünü yerine getirdiğini de dilekçesinde belirterek ihtar talebinde bulunmalıdır.

TMK’nın 164. maddesinde belirtilen 4 aylık sürenin başlangıcı mahkeme tarafından konutun seçimine ilişkin karar uyarınca bağımsız ve münasip ev temin ettiğine ilişkin yaptıracağı tespit kararının terk eden eşe tebliği tarihinden itibaren başlayacağı kanaatindeyiz. Bu şekilde terk eden eşe tanınan 4 aylık eve dönme süresinin sone erdiği tarihten sonra davacı istediği tarihte davalıya eve dönmesi için diğer koşullan da taşıyacak tarzda 2 aylık süre tanıyacak tarzda ihtar talebinde bulunacaktır. Aksi takdirde ihtar geçersiz olacaktır. Bu belirtilen çözüm tarzının terk edilen
eş için ne kadar zahmetli ve masraflı olacağı da bir gerçektir.

4-Eve davet edilen eşin davette bulunan diğer eş tarafından eve getirilmesi zorunlu değildir. Muhatap bulunduğu yerden başka bir yere çağrılıyorsa, TMK’nın 186/3. maddesi uyarınca; eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacaklarından terk eden eş ve yanında götürmüş bulunduğu varsa reşit olmayan müşterek çocukların yol giderlerini—İhtar isteğinde çocuklardan söz edilmesi zorunluluğu yoksa da çocuklar için de yol giderlerinin yatırılması gerekir.—ihtarda bulunan eş belirleyerek bunu da konutta ödemeli olarak terk eden eşe
göndermelidir. —Kadına ve yanında bulunan çocuğa gönderilen 25 milyon lira konutta ödemeli olarak gönderilmediği gibi Balıkesir-Lüleburgaz gidiş, dönüş ve makul süre konaklama giderlerini karşılayacak miktarda değildir. Bu nedenle ihtar hukuki sonuç doğurmaz.—Yukarıda da belirtildiği üzere ihtar kararı talep olunan mahkemenin hiçbir tartışma yapmadan talep gibi ihtar kararı vereceğinden yol giderinin talepte bulunan tarafından değerlendirilip belirlenmesi gerekir. Yol giderlerine gidişdönüş, makul süre konaklama, yemek vb. tüm giderler dahil olup terk eden eşin yurt dışında bulunması halinde buna vize, gidişdönüş uçak biletleri, devamlı oturma izni içeren resmi belge —İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için davalının misafir olarak değil, devamlı olarak Hollanda da oturması için o ülke resmi makamlarınca verilmiş belgenin de alınması, bu belgenin ihtar karan ile birlikte davalıya gönderilmesi gerekilidir.— gibi giderlerin ve belgelerin de dahil edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sadece gidiş masrafının gönderilmesi ve davalının ihtar kararına bu yönden itiraz etmemiş bulunması ihtarın geçersizliğini ortadan kaldırmaz.

5- Terk nedenine dayalı boşanma davasında ihtarın geçerli hukuki sonuç doğurabilmesi için ihtar gönderen eşin eve davette samimi olması gerekir. Bu olgu ihtar kararına istinaden açılacak terk nedenine dayalı davada tartışılacak olup ihtar dilekçesinde şartlı davet, tehdit veya hakaret edici şekilde ifadelerin bulunması başlı başına samimiyetsizliğin kanıtı olabilecektir. Bu itibarla İhtar talebinde samimi olarak eve davet edilme olgusunun belirtilmesi gerekir.—Davalının içerisinde bulunduğu durum özellikle felçli olması davacının davranışı birlikte değerlendirildiğinde ihtarın samimi olmadığı sonucuna varılmaktadır.

6- İhtar talebinde ve kararında ihtarın tebliğinden, yol giderleri gönderilmişse —PTT marifetiyle konutta ödemeli olarak gönderilecek- yol giderinin mahkeme veznesine yatırılması yeterli değildir— yol parasının terk eden eş tarafından alındığı yada alınmayacağını beyan ettiği günden itibaren 2 ay içerisinde müşterek konuta dönmesi, dönmediği takdirde TMK’nm 164. maddesinde düzenlenen terk nedeniyle boşanma davası açılacağının açıkça belirtmesi şarttır. —Gönderilen ihtar ihtara uyulmaması halinde boşanma davası açılacağma ilişkin uyarıyı taşımadığından terk nedenine dayalı boşanma davasına esas alınamaz.— Sürenin ay yerine gün olarak belirtilmesi ihtarın geçersizliğini doğurur.

İhtar kararında davalıya gönderilmesi öngörülen paranın, davalı gösterilen adreste bulunmadığı için, kendisine verilemediği, gönderici davacıya iade olunduğu gerekirse ilgili Posta İdaresinden sorulmak suretiyle tespit edilirse, davalının eve dönmesi için kanunda öngörülen iki aylık süre, paranın davalı tarafından alındığı veya almaktan imtina ettiği tarihten itibaren başlayacağından bu durumda davalının ihtar kararında sözü edilen yol parası kendisine ödenmediğinden ihtar sebebiyle dava açma süresi başlamış olmaz. Bu durumda davanın reddine karar vermek gereke-
cektir. Ancak yargılama sırasında davalı ihtar kararı ve paranın kendisine gönderildiğini ve parayı almadığını beyan etmişse artık ihtarın geçersizliğinden bahsedilmeyecek ve esasa girilmesi gerekecektir.

İhtar kararı ile davacı tarafından davalıya PTT kanalı ile gönderilen yol gideri PTT tarafından davalıya ödenmemiş yanlışlıkla da olsa davalının yakınına (örneğin içtihata konu olayda olduğu
gibi davalının anneannesine) ödenmişse BK. nın 457 ve müteakip maddeleri gereğince bu yanlışlığından davacı sorumlu olacağından ihtar hukuki sonuç doğurmayacaktır.

TMK’nın 132. maddesinde (TMK. m. 164) yer alan iki aylık sürenin hesaplanmasında, BK’nın 76 ve sonraki maddeleri ile Usulün 161 ve takip eden maddeleri uygulanmaz. Çünkü bu müddet, eşin evden ayrı yaşayacağı en az (asgari) süre olup mutlaktır. Her çeşit tatil günleri iki aya dahildir. Ay ile belirlenen süreler, müddetin son bulduğu ayın aynı günü iş saatinin sonunda biter (BK. 76). Bu tarih tatile rastlarsa tatil sonuna kadar uzar. MK’nın 132. (TMK 164) maddesinde öngörülen iki aylık sürede bu kural uygulanmaz. Çünkü, bu sürenin niteliği ve amacı itibarıyla, son gününün tatile rastlaması halinde uzama söz konusu olmaz. Zira, ihtar gönderilen eş, tatiller de dahil olmak üzere, her zaman eve dönmek hakkına sahiptir.

İhtar kararının bizzat terkeden eşe tebliğ edilmesi zorunludur, vekile yapılacak tebligat geçersizdir.

İHTAR KARARININ TARAFLARI

DAVACI: Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi gereğince, terk edilen eş boşanma davası açabilir. Terk eden eşin, bu sebebe dayanarak boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Diğerini, ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

DAVALI :Terk eden eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: Herhangi bir yer mahkemesi.

YARGILAMA GİDERİ

Talep üzerine mahkeme değişik işler defterine kaydedilerek gene değişik işlerden karar verilir. Bütün giderler talepte bulunan tarafından (Tebligat, yol giderleri gibi) karşılanır, herhangi bir harca tabi değildir. İhtar kararı temyizi kabil değildir, ihtar talebinin reddine ilişkin karar ise temyizi kabildir. Ancak Yargıtay ihtar talebinin reddine ilişkin kararın da kesin olduğunu belirtilmiştir. Bu karara muhalefet şerhinde de belirttiği üzere 27.03.1957 gün ve 1956/10-1 s. Y.İ.B.K uyanınca ihtar talebi üzerine takdir hakkı bulunmayan hakimin istenilen şekilde ihtar karan vermesinin zorunlu olması, dava şartı olan ihtar talebinin reddinin dava şartını engelleyen nitelik ve bu anlamda bağımsız nihai bir karar niteliği taşımasından dolayı ihtar talebinin reddine ilişkin kararın temyizi kabil olması gerekir.

TERK HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI BOŞANMA DAVASI

Yukarıda belirtilen şekilde evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla terk edilen eşin ihtar kararının terk eden eşe tebliğ ve konutta ödemeli olarak gönderdiği yol masraflarının terk eden eş tarafından alındığı veya almaktan imtina ettiği tarihten itibaren 2 ay beklemesine rağmen bu süre sonunda müşterek konuta dönmemesi halinde bu iki aylık süre sonunda istediği zaman terk hukuksal nedeniyle boşanma davası açmaya hakkı doğacaktır. Görüldüğü üzere ihtar karan için terk tarihinden itibaren 4 ay, ihtar karannın tebliği ve paranın alındığı veya almaktan imtina edildiği tarihten itibaren de 2 ay olmak üzere en az toplam 6 aylık sürenin dolması dava şartıdır, mahkemece resen nazara alınır ve bu sürelere uyulmaması halinde davanın reddine karar verilir. Bu sürelere riayet edilmek kaydıyla dava açmak için herhangi bir süre yoktur ve her zaman dava açılabilir.

İhtarın semeresiz kalması halinde ihtarda bulunan eş TMK’nm 164. maddesine dayanarak boşanma davası açtığında mahkemece; terkin vaki olup olmadığı, vaki ise terkin maddede
belirtilen şekilde evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yeri- ne getirmemek maksadıyla olup olmadığı veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönülüp dönülmediği, kanuni sürelerin dolup dolmadığı ve ihtarın yukarıda belirtilen şekil ve şartlarda yapılıp yapılmadığı irdelenip değerlendirilmelidir. Belirtilen hususların gerçekleşmesi halinde artık evlilik birliğinin çekilmez hal
alıp almadığı araştırılmayacaktır. İhtar kararı konusunda belirtilen hususlardan herhangi birinin eksikliği halinde ihtarın geçersiz ve haksız olacağında hiçbir tereddüt yoktur.

Bu davada genelde ihtar kararında belirtilen usul ve esasa ilişkin konularda ihtilaflar olmaktadır. Bu itibarla ihtar kararının önemi çok büyüktür. Boşanma davasının açılması halinde öncelikle davanın dayanağını oluşturan ihtar kararına ait mahkeme dosyası celbedilerek ihtarın usul ve yasaya uygun olup olmadığının denetlenmesi yapılıp, ihtarın usulüne uygun olduğunun anlaşılması halinde ise davalının savunmasına göre tarafların karşılıklı delillerinin toplanmasına müteakip dava çözümlenir. Mahkemece bu safhada ihtarın samimi olup olmadığı ve davete uyutmamasında davalı eşin haklı olup olmadığı halledilir.

İHTARIN SAMİMl -DAVETE UYULMAMASININ HAKLI OLUP OLMADIĞINA ÎLÎŞKİN HUSUSLAR

İhtarın evlilik birliğinin devamını sürdürme amacına dayalı bir arzunun ürünü olup olmadığı ve davete uymayan davalının göstereceği nedenlerin haklı olup olmadığı her somut olayın özelliğine göre tarafların gösterecekleri delillere göre çözümlenir.

Medeni Kanun’un 132. (TMK 164) maddesine göre terk sebebi ile açılan boşanma davalarının red edilebilmesi için, davalı eşin evi haklı sebeple terk etmesi değil, usulüne uygun davete rağmen sebep olmaksızın ihtara uymadığının (başka bir anlatımla haklı bir sebeple birlik dışında kaldığının) ispatlanması zorunludur. İspat yükü de, davalı eşe düşer. Davalının yargılamaya katılmamış ve herhangi bir delil göstermemesi durumda ise boşanmaya karar verilmesi gerekir. Davalının terkte haklı olması durumunda ihtar üzerine davete icabet etmemekte haklı olduğunu da ispatlanması gerekir. Aksi takdirde davanın kabulüne karar verilir.

Yüksek Yargıtay her ne kadar terke dayalı boşanma davasının açıldığı tarihten sonra ihtar tebliğ edilen eşin açacağı boşanma davasının, sırf terke dayalı boşanma davasını sonuçsuz bırakmaya matuf olduğundan bahisle reddine karar verilmesi gerekeceğini belirtmekteyse de ihtar kararından sonra terk eden eşin ihtar çeken eş aleyhine boşanma davası açması başlı başına, ihtara uymamayı haklı nedene dayandırmak amacı ile dava açıp terk nedeniyle boşanma davası müessessini işlemez hale getirme olarak değerlendirilemez. Bu halde gerçekten samimi olarak boşanma amacıyla geçimsizliğe dayalı boşanma davası açılıp açılmadığı hususunun olayların özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. yolundaki Genel Kurul’un Kararı eski tarihli olmasına rağmen daha yerindedir. Eve dönmemekte haklı nedeni bulunan ve eşinden boşanmak isteyen bu nedenle evi terk eden eşin bağımsız veya karşı dava şeklinde eşi aleyhine başka nedenlerle boşanma davası açması ve ispatlaması halinde eşinden boşanması kadar doğal bir hakkı olmasa gerekir.

İhtar kararında bulunması gerekli zorunlu ve terk nedenine dayalı boşanma davasında resen göz önünde tutulacak zorunlu unsurlardaki eksiklik halinde ihtarın geçersiz olacağını gördük. Terke dayalı boşanma davasında tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına göre terkin haklolup olmadığı hususunun çözümünde Yüksek Yargıtay içtihatları kapsamında terkte veya davete uymamakta haklılık ile haksızlık durumlarının çözümü gerekecektir.

Terkin, hukuki sonuç doğurabilmesi için evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi amacı ile yapılmış olması gerekir. Bu bağlamda iş nedeniyle, tatile çıkma veya ziya- retler terk olarak kabul edilmeyecektir. Aynı şekilde taraflar arasında görülmekte olan boşanma ve evliliğin iptali davalarının devamı, mahkemece verilmiş olan ayrılık kararının devamı yada ayrı mesken edinmeye karar verilmesi, 4320 sayılı yasa uyarınca aile içi şiddet uyguladığından bahisle kusurlu olan eşin evden uzaklaştırılması, ortak konutun eşlerden birisine tahsisine ilişkin tedbir kararı verilmesi durumlarında terk söz konusu olmaz. Keza ayırt etme gücünden yoksun eşin evden ayrılması da kasti olmadığından terk olarak itibar görmez. Eşler arasında müessir fiil veya hakaret sebebiyle ceza davası sürerken çekilen ihtar muteber değildir. Bu hallerde boşanma veya evliğin iptali davasının reddi kararının kesinleştiği, mahkemece verilen ayrılık kararındaki sü-
renin sona erip, boşanma davasının açılmaması halinde ayrılık kararındaki sürenin sona erdiği tarihten, 4320 sayılı yasa uyarınca verilen yukarıda belirtilen geçici tedbirlerin süresinin sona erdiği tarihten itibaren dört ay geçmekle ancak ihtar talebinde bulunulabilir.

Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlarda dört aylık sürenin başlangıcı ise kararın niteliği (Taraflar mazeretsiz olarak davayı takip etmemekle boşanmama yönünde zımni olarak irade beyan etmiş olacaklarından) gereği kesinleşme değil, karar tarihidir.

Taraflar asında görülen ve redle sonuçlanan boşanma davasının kesinleşeceği tarihten itibaren dört ay süre ile eşlerin ayrı yaşama hakları bulunduğundan, kesinleşme tarihinden itibaren dört ay
geçmeden çekilecek ihtar ise geçersiz olacağından bu ihtara dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekecektir.

Eve dönme için tanınan iki aylık süre içinde terk eden eş dilediği gün ortak konuta dönmeye hak kazandığından iki aylık süre dolmadan terk nedenine dayalı boşanma davası açılamaz.

Terk eden eş tarafından daha önce açılan evlilik birliği sırasında açılan bir nafaka davasının varlığı, nafaka davasının davalısı eş tarafından çekilecek ihtar karan ve terk nedenine dayalı boşanma davasının dinlenmesine engel değildir. Nafaka davasımn reddine karar verilirse terk edenin ayn yaşamada haksız olduğu kanıtlanmış olacağından terke dayalı açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekecektir.

Aynı şekilde fiili ayrılık döneminde terk eden eş tarafından açılan ve kesinleşen nafaka davasının terke dayalı boşanma davası açılmasına engel oluşturmaz. Fiili ayrılık döneminde açılan ve kabul
edilerek kesinleşen nafaka hükmü sadece nafaka davası davacısının nafaka davası açıldığı tarih itibariyle ayn yaşamakta haklılığını gösterir.

Terk eden eşin terk nedenini oluşturan ve ayrıca ihtara tekaddüm eden olayların kötü etkilerinden kurtulmasını veya hafifletilmesini sağlayacak makul bir süre geçmeden gönderilen ihtara uymama haklı bir nedendir. Makul süre her olayın somut özelliğine göre değerlendirilecektir. Örneğin hakaretten dolayı terk eden eşin yıllarca bunu bahane edip ihtara uymaması haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir.

Davet eden kocanın, askerlik görevini yapması, kocanın tutukluluk nedeniyle hastanede, hapishanede veya geçici görevle ayrı bir yerde bulunması davalı kadına evlilik birliğinin dışında kalma
hakkı vermediği gibi bu durumdaki kocanın karısını ortak eve davet etmesi de onun açısından samimiyetsizlik olarak yorumlanamaz. Çünkü kocası askerde, hapishanede, hastanede veya geçici görevle ayrı bir yerde bile olsa kadının görevi aile birliğini ortak konutta devam ettirmektir.

Davacının kendisi hakkında şikayette bulunup cezalandırılmasını istediği davalı eşini, ceza davası devam ederken eve davet etmesinde, iyiniyet ve samimiyetten söz edilemez. Haklar iyiniyetle kullanılmadıkça hukuki sonuç doğurmaz (MK. 2). Böyle bir durumda yapılan ihtar geçersiz olduğundan terk nedenine dayalı açılan boşanma davasının reddine karar verilmelidir.

Birlikte oturup o yeri benimseyen kadının ihtar üzerine evin niteliklerine itiraz etmesi dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eder. İtirazda iyiniyetli olmayan kadının haklı sebeple eve dönmediğini
de ispatlayamaması durumunda boşanmaya karar verilmesi gerekir.

Terke dayalı bir boşanma davasında, diğer boşanma sebeplerinin ileri sürülmesi mümkün değildir. Çünkü davacı ihtar göndererek eşini eve davet etmekle, evlilik birliğini devam ettirmek konusundaki istek ve kararını açıklamış ve o ana kadar meydana gelen bütün olayları unuttuğunu ve eşinin kusurlu davranışlarını bağışladığını kabul etmiş sayılır. Hal böyle olunca, ihtardan önceki olaylara dayanarak Medeni Kanunun 129 ve 131. maddelerine ( TMK. 161 ve 163 ) göre boşanma talebi geçersizdir.

İhtardan sonra eşler iki aylık süre içinde bir araya gelmişler ve bu dölıemde yeni olaylar olmuşsa ihtarda bulunan eş, dilerse terke, dilerse geçimsizlik sebebine dayanarak boşanma davası açabilir. Bu haklardan birinin kullanılması, öteki sebebe göre dava açmaya engel değildir. Ancak, ispat ve haklılık durumu açılacak davada tartışılacak bir konudur.

Evlenmeye rağmen fiilen bir araya gelmemek terk nedenine dayalı boşanma davası açılmasına engel değildir.

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: îhtar çeken eş.

DAVALI: Ortak konutu terk eden aleyhine ihtar kararı çekilen eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nm 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

DAVA ZAMANAŞIMI VEYA HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER

Davanın açılması için yukarıda belirtilen 4 ve 2 ay olmak üzere toplam 6 aylık sürenin sonunda açılmak şartıyla her hangi bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi söz konusu değildir.

YARGILAMA GİDERLERİ

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir, davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin de davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, davalının kendisini avukatla temsil etmesi durumunda ayrıca davalı lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.

Davada boşanmanın eki olan tedbir-iştirak-yoksulluk nafakaları, maddi ve manevi tazminat talepleri için aynca herhangi bir harç veya avukatlık ücretine hükmedilmez. Terk nedenine dayalı boşanma davasının kabulüne karar verildiğinde davalının haksız olduğu kanıtlandığından talep varsa davalı lehine yoksulluk, maddi ve manevi tazminata hükmedilemez.

5- ) Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma

Akıl hastalığı nedeni ile boşanma davası açmak çok hassasiyet gerektiren ve son çare olarak uygulanması gereken bir durumdur. Akıl hastalığının diğer eş bakımından hayatı çekilmez hale gelmiş olması gerekmektedir. Kanunu dayanağı ise şu şekildedir: 

Madde 165 – Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Akıl; bilip tanımayı, yargılamayı ve ilkelere göre davranmayı sağlayan insana özgü yetidir. Başka bir tanımla doğru davranmayı, doğru yargı vermeyi sağlayan düşünme biçimleri ve ilkeler bütünüdür. Akıl hastalığı ise, akıl ve ruhsal dengenin yitirilmesidir. Hukuken akıl hastalığı temyiz kudretini ve ceza ehliyetini kaldıran haldir.

Boşanma sebebi olan akıl hastalığının evlenmeden sonra olması oluşması, bundan dolayı diğer eş için ortak hayatın çekilmez hale gelmesi, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının da resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi gerekir ki, boşanmaya karar verilebilsin. Hangi tür rahatsızlıkların tedavisi mümkün bulunmayan nitelikte akıl hastalığı olduğu ise tıp ilminin alanına
girmektedir. Bu kapsamda rapor alınırken hastalığın niteliği, hastalığın diğer eş yönünden ortak hayatın çekilmez hale getirip getirmeyeceği ve bilhassa hastalığın geçmesine olanak bulunup
bulunmadığı hususlarının irdelenmesi gerekir.

Evlenmeden önceki akıl hastalığı boşanma davasının değil, evlenmenin iptali davasının konusu olabilecektir. Akıl hastalığına rağmen genel boşanma nedeni olan şiddetli geçimsizlik sebebine dayalı boşanma davasının açılması halinde ise rahatsızlığı nedeniyle evlilikte kendisine yüklenen görevleri yerine getirmesi beklenemeyeceğinden, başka bir anlatımla hasta olan davalı eşi davranışlarının iradı olduğu kabul edilemeyeceğinden ve ortada akıl hastalığı nedeniyle açılmış bir boşanma davası da bulunmadığından TMK’nın 166. maddesine dayalı olarak açılan davanın reddine karar verilecektir.

Başka bir anlatımla akıl hastası eş aleyhine davranışlarının iradi olmamasından dolayı akıl hastalığı dışında diğer özel veya genel boşanma nedenlerine dayanak olarak boşanma davası açılamaz.

Davalı eş hakkında vesayet dosyası varsa bu dosya da celbedilerek Adli Tıp Kurumu’ndan yukarıda belirtilen usul ve nitelikte mütalaa alınarak hüküm tesis edilmelidir. Davalıya vasi tayin edilmiş ve vesayet altına alınma ile ilgili raporun Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde yazılı unsurları taşımadığının anlaşılması halinde ise vesayet dosyası celbedilerek Adli Tıp Kurumu’ndan davalının hastalığının, ortak hayatın diğer eş yönünden çekilmez hale getirip getirmeyeceği, hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı hususlarında mütalaâ alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Akıl hastalığından dolayı aleyhine boşanma davası açılan davalının vesayet altına alınmasına ilişkin bir kararın mevcut olmaması halinde mahkemece TMK. m. 405, 462/8 ve HUMK’un 405 ve
42. maddeleri uyarınca öncelikle davalının vesayet altına alınıp alınmayacağı hususunda davalının son yerleşim yeri nöbetçi sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunarak bu davanın sonucunu
bekleyip, vasiyi davaya dahil ederek taraf teşekkülünü sağlayıp davanın esasına geçecektir.DAVA ZAMANAŞIMI VEYA HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRELER,
YARGILAMA GİDERLERİ:

DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Eşinin akıl hastası olduğunu iddia eden eş.

DAVALI: Akıl hastası olduğu iddia edilen eş -akıl hastalığına dayanan davalarda bile husumet doğrudan doğruya davalı eşe yöneltilmesi, hastalık mevcut ise temsilci sıfatı ile vasiye tebligat yapılması, gelirse onun huzuruyla duruşmaya devam olunması gerekir.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ VEYA ZAMANAŞIMI SÜRESÎ

Davanın açılması için herhangi bir süre söz konusu değildir.

YARGILAMA GİDERİ

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir, davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin de davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, davalının kendisini avukatla temsil etmesi durumunda ayrıca davalı lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Davada boşanmanın eki olan tedbir-iştirak-yoksulluk nafakaları, maddi ve manevi tazminat talepleri için ayrıca herhangi bir harç veya avukatlık ücretine hükmedilmez.

GENEL BOŞANMA SEBEBLERİ

6- ) Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (Şiddetli Geçimsizlikl) Sebebiyle Boşanma

Evlilikte karşılıklı saygı ve sevginin yitirilmesi ile evlilik birliğinden beklenebilecek herhangi bir yarar kalmamış olması durumunda söz konusu boşanma nedeni gündeme gelecektir. Şiddetli geçimsizlik ve sair nedenler bu başlık altındaki boşanma nedenleri arasına girmektedir.

Madde 166 – Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasından dolayı boşanmaya karar verilebilmesi için (maddenin 3. fıkrasında düzenlenen anlaşmalı boşanma ve son fıkrada düzenlenen daha önce herhangi bir nedenle açılıp da redle sonuçlanan boşanma davasının reddi kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıllık süre geçmesine karşın evlilik birliğinin yeniden tesis edilememesinden dolayı boşanma davası hariç) evlilik birliğinin eşler bakımından ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış -çekilmez hal alması- olması, evliliğin devamında gerek taraflar gerek toplum ve varsa taraf çocukları için hiçbir yararın kalmadığının anlaşılması ve evlilik birliğinin çekilmez hal almasında davalının az da olsa kusurlu olduğunun kanıtlanması gerekir.

Belirtilen bu unsurların gerçekleşip gerçekleşmediği her somut olaya göre ve tarafların gösterecekleri delillerin değerlendirilmesiyle anlaşılacaktır. Akıl hastalığı ve terk dışındaki diğer özel boşanma sebeplerinin aynı zamanda şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmanın dayanağını oluşturabilir.

Maddedeki düzenleme ile eşler arasındaki birçok geçimsizlik ad edilebilecek olayların boşanma sebebi olarak kabulünün mümkün olmayacağı,eşler arasında geçimsizlik kabul edilecek bir olayın boşanma sebebi olabilmesi için ; o olay sebebi ile eşler arasındaki evlilik birliğinin tarafların bir daha bir araya gelmelerine imkan vermeyecek şekilde temelinden sarsılmış olması gereği ifade edilmiştir.” Boşanmaya karar verilebilmesi için objektif ve sübjektif unsurların birlikte varlığı gerekir. 

Her ne kadar buradaki boşanma sebebi kusur esasına dayanmadığı aksine evlilikte başarısızlık esasına dayandığı dile getirilmekte ise de maddenin ikinci fıkrası uyarınca davacının kusuru daha
ağır ise davalının davaya itiraz hakkının bulunması ve bu itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması, evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebileceğinin hüküm altına alınmış olması karşısında başarısızlık ilkesi yanında kusur ilkesi de olmak üzere karma bir prensibin kabul edildiği sonucu çıkmaktadır.

Eğer biz bu maddede tamamen başarısızlık ilkesi kabul edilmiştir diyorsak eşine sadakatsiz davranan eşin açtığı davayı davalının hiçbir kusurunun bulunmadığından ve davacının dava açma hakkının bulunmaması gerekçesiyle reddine karar vermemiz gerekecektir. Oysaki davalının kusurunun bulunmamasından dolayı bu halde dava 2. fıkradaki düzenlemeden dolayı reddedilmektedir.

Halbuki, eşler hangi gerekçelerle olursa olsun evlilik birliğini devam ettirmede başarısız kalmışlardır ve boşanmaya karar verilmelidir. Neticeten bu maddede sadece başarısızlık değil kusur esasının da karma şekilde kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Haksız eylemin kurucu unsuru olan kusurun, yasada tanımı yapılmamıştır. Kusur, hukuka aykırı bir fiil işleyen kimsenin hukuk  düzenince beğenilmeyen bir zihin ve ruh hali içinde bulunmasını ifade eder. Kusur bir irade eksikliği olarak ortaya çıkan davranıştır. Kanıtlanabilmenin sebebi zarar verenin başka türlü davranması mümkün ve zorunlu iken; o şekilde davranmayıp zarara yol açacak şekilde davranmış olmasıdır. Kusur, yasaca hoş görülmeyen, kınanan davranışlarda söz konusu olmaktadır.

Kusur çoğu kez kişilerin sosyal ve kültürel yapılarına, değer yargılarına ve çevrelerine göre değişen, bir ölçüde soyut, göreli bir kavramdır. O halde önceden şu yada bu eylemin ve davranışın daha ziyade kusur veya daha az kusur olarak kabulü ve bu konuda kesin, değişmez, nesnel bir ölçü konulması olanak dışıdır. Bu nedenle Türk Medeni Yasasını 134. maddesine (TMK.m.166) dayanılarak
açılan boşanma davalarında taraflardan hangisinin tutum ve davranışının daha ziyade kusur sayılacağını, başka bir söyleyişle kusurun daha ziyade hangi tarafa ait olduğunu saptamak ve değerlendirmek hakimin takdir yetkisine aittir.

Elbette hakim bu konudaki takdir yetkisini ve hakkını olayların kendi yapılarına ve oluşlarına özgü yönleri içinde kullanacaktır. Kuşkusuz önceden somut bir kural koymak, belli bir ölçü getirmek
hakimin takdir yetkisini ve hakkını önleyici ve bağlayıcı nitelik taşıyacağından sakıncalı bir uygulama sayılması gerekir.

Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK 166/2) Bu durumun tespiti mahkeme tarafından yapılacaktır. Sonuçta az kusurlu eşin boşanmaya karşı çıkmasına rağmen evlilik birliğinin çekilmez hal aldığı gerek toplum gerek taraflar ve müşterek çocuklar için bir yarar kalmadığı anlaşıldığında boşanmaya karar verilmesi gerekecek, az kusurlu eşin itirazına boşanmaya karar verilmesi noktasında itibar edilmeyecektir.

Örneğin karının cinsel ilişkiden kaçındığı buna rağmen kocanın da başka kadınla cinsel ilişkiye girdiği, yıllardır tarafların ayrı yaşadıklarının ispatlandığı bir boşanma davasında kadın kocasına rağmen daha az kusurlu ise de bu evliliğin korunmasında hukuki yarar kalmadığından ve davalı kadının boşanmaya karşı çıkması iyiniyetli bir davranış olarak yorumlanamayacağından boşanmaya karar verilmesi gerekecektir.

Kusurun aranmadığı yani tamamen başarısızlığın temel alındığı olaylar da karşımıza çıkabilmektedir.

Bazen eşlerde hiç kusur yokken bile yuva temelli bir sarsıntıya uğramış olabilir. Bu takdirde boşanma kararı verilmesine engel yoktur. Kusurun ağırlığı, karşılıklı kusur söz konusu olan hallerde, dava hakkı yönünden önem taşır.                                           .

Kadının ırzına geçilmiş olması, koca açısından ortak hayatı çekilmez hale getiren bir olaydır. Türk toplumu, karısı böyle bir duruma düşen kocadan, onu şefkatle bağrına basması beklenemez. Aksine kocanın bunu hoşgörü ile karşılaması toplum içindeki değerinin yitirilmesine yol açar. Bu yargı giderek onu herkesin gözünden düşürür. Öte yandan eşinin isteği dışında da olsa başka birisi tarafından ırzına geçilmesi hali kocada, istemeyerekte olsa, eşine karşı tiksinti ve benzeri duyguların doğumuna yol açar. Bu şartlar altında kocayı ortak hayatı devam ettirmeye zorlamak haksızlık olur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu benzeri bir olayda bu görüşü benimsemiştir.

Bu nitelikteki davalarda geçimsizliğe yol açan olayların mahiyetleri itibariyle dava dilekçesinde genel bir biçimde belirtilmesi yeterli olup, olayların dava dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklanması zorunluluğundan söz edilemez. Bunun doğal sonucu olarak olayların yargılama sırasında açıklanması, iddianın genişletilmesi niteliğinde sayılamaz. Ancak 4787 sayılı Kanun’daki düzenleme uyarınca tarafların duruşmada hazır bulunmaları halinde hakimin genel nitelikteki dava dilekçesini geçimsizlik sebeplerinin nelerden ibaret olduğunu tespit etmek zorunda olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Aile mahkemelerinde görülen dava ve işlerdeki özel yargılama usulü özel olarak işlenmiştir. 

YARGITAY İÇTİHATLARINDA KABUL GÖREN EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI (ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK ) HALLERİNE ÖRNEKLER:
  1. Davalı kadının eşini ve ailesini küçük düşürücü davranışlar içerisine girmesi, birlik görevlerini yerine getirmemesi,
  2. Türk Medeni Kanunu’nun 338/1. maddesi uyarınca; eşlerin, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlülüğü bulunmasına rağmen eşin üvey çocuklarına özen ve ilgi göstermemesi,
  3. Eşini evden kovup, hakaret etmek,
  4. Birlik görevlerini yerine getirmeyerek eşi ve çocuğuyla ilgilenmemek, borçlanıp eve haciz gelmesine neden olmak,
  5. Eşin zina yapması, buna karşın diğerinin de zina yapana “…bu iş bitti ben istemiyorum… diyerek, bu suretle birlikte yaşamaktan kaçınması,
  6. Eşine saldırıp, küfretmek,
  7. Eşin diğerinin ailesi ile birlikte oturması hususunda baskı yapması, kendi ailesi ile görüşmesine engel olması,
  8. Ailesinin eşini dövmelerine karşı duyarsız kalmak, eşinin annesinin ameliyatından sonra annesini ziyaret için göndermemek,
  9. Eşinin hastalığı ile ilgilenmemek, hastalığı sırasında eşini terk ederek çocuklarının yanına gitmek,
  10. Eve bakmamak, sürekli içki içip kumar oynamak suretiyle birlik görevlerini yerine getirmemek,
  11. Davalı ve ailesinin, davacının yakınlarına “kızınız şeker hastası, akıl hastası, bize hastalıklı kızı sattınız, alın götürün, kızınızı istemiyoruz” diyerek davacıyı evden göndermeleri,
  12. Davalının, davacının elini ısırıp, zehirlemekle tehdit etmesi,
  13. Güven sarsıcı davranışlar içerisine girmek. Örneğin eşin parklarda yabancı kişilerle oturup, geceleyin kocasının vardiyalı işçi olmasından da yararlanarak eve birden fazla kişiyi alması, alınan bu kişilerin geceleyin evde kalması, eve girenlerden birinin kartının da yatağın altında bulunması güven sarsıcı ve boşanmaya neden olan kusurlu davranışlar olarak değerlendirilebilecektir.
  14. Eşine sen adam mısın, alçak, deyyus şeklinde hakaret etmek, evin eşyalarını kırıp, eşini dövmek,
  15. Eşine karşı sırık, hayvan, hayvan oğlu hayvan gibi sözlerle hakaret etmek,
  16. Eşin kumar oynayıp borçlanması, alacaklıların diğer eşi rahatsız etmelerine neden olması,
  17. Eşi ve çocukları yokken eve karşı cinsten başkasını almak,
  18. Kendisi ve ailesi tarafından davacının başkaları ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıkartmak, müşterek çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmek, eski kayınvalidesiyle birlikte yaşamak,
  19. Eşin evlilik birliği görevlerini yerine getirmemesi, eve haciz gelmesine neden olması,
  20. Kocanın başka bir kadın ile gayri resmi olarak yaşaması ve o kadından çocuğunun olduğunun anlaşılması,
  21. Eşin yatağını ıslatmasına rağmen tedaviye yanaşmaması,
  22. Eşine okumuş cahil, aptal, sersem, aşağılık, eşek oğlu eşek, kayınvalidesine orospu diye hakaret etmesi,
  23. Eşin başka birisiyle birkaç gün aynı otel odasında beraber olması,
  24. Eşin boşandığı ilk eşi ile birlikte yaşamaya devam etmesi,
  25. Eşin daha önceki nişanlısı ile görüşmesini sürdürmesi ve eşi ile bir arada yaşamak istemediğini söylemesi,
  26. Seni sevmiyorum, seni ve çocuğunu istemiyorum, köpek, pezevenk şeklinde söz ve hakaretlerde bulunmak,
  27. Eşlerin sürekli olarak kavga edip, birbirlerine vurmaları ve karşılıklı hakaret etmeleri,
  28. Eşi ve çocuğu ile ilgilenmemek,
  29. Kadının evliliğe ısınamadım, evliliğinin umduğu gibi olmadığını, eşi ile cinsel ilişki kuramadıklarını, eşinin erkekliğinin olmadığını başkalarına söylemek suretiyle kocasını aşağılaması,
  30. Eşini zaman zaman dövüp, ailesinin de dövmesine sessiz kalması,
  31. Eşin anne ve babasının azarlamalarına maruz kalması, eşin bu davranışlara sesiz kalması,
  32. Birlik görevlerini yerine getirmemek,
  33. Psikolojik sebeplerle de olsa uzun evlilik süresi içinde cinsel ilişki kurulamaması,
  34. Nedensiz olarak eve geç saatlerde gelmek,
  35. Başkalarının yanında eşine karşı ağır hakaretlerde bulunmak,
  36. Eşine sen anlamazsın, bilmezsin, kültürsüzsün demesi, onu ergin olan çocuklarıyla birlikte oturmaya zorlaması,
  37. Kocanın seni boşadım, boşsun diyerek eşini evden kovması,
  38. Eşini sürekli tehdit etmek,
  39. Eşlerden birinin bağımsız müşterek konut belirlenmesine (TMK. m. 186) yanaşmaması,
  40. Eşin diğer eşe kişiliksiz, kişiliği gelişmemiş, bana layık değilsin diyerek hakaret etmesi,
  41. Sürekli kumar oynamak,
  42. Eşine sen kaç paralık adamsın diye hakaret edip onu itelemesi,
  43. Eşler arasında cinsel uyumsuzluk bulunması,
  44. Eşine tabak fırlatmak, diğerinin de papaz demesi,
  45. Eşin diğer eşi devamlı olarak silahla tehdit etmesi, dövüp, halıya sararak üzerine oturması,
  46. Eşini kastederek yakınlarına alın götürün, istemiyorum, başımı belaya sokacak demesi,
  47. Kocanın davacı karısı için ziynetleri çaldı, bakire değildi diyerek itham etmesi,
  48. Eşini itekleyip, kollarından tutup sarsması,
  49. Davalı kadının eniştesi ile ilişki kurduğu yolunda köyde yaygın bir dedikodu bulunduğunun gerçekleşmiş ve söylentiyi kocanın çıkarmadığının anlaşılması,
  50. Kocanın, tenasül organı normal yapıda olmasına rağmen psikolojik sebeple dahi olsa bir yıllık evlilik süresi içinde eşinin kızlığını bozamamış olması, (Aylarca kocasının cinsi ilişkiyi başaramamış olması gerçekleşeceği belli olmayan ve ondan sonra da devam edip etmeyeceği şüpheli bulunan cinsel yakınlaşmayı beklemek için kadını zorlamak haksızlık olur.)
  51. Kadının kocası ile yatak hallerini başkalarına anlatması, aynca sık sık (amcasının oğlunun aklından hiç çıkmadığını) söyleyerek başka bir erkeğe karşı özlemini dile getirmesi ve zaman zaman da kocası ile yatmaktan kaçınması,
  52. Davalı kadının evini ve çocuklarını ihmal ederek devamlı şekilde taksiyle dolaşması ve kadının bu tutumu sonucu davalının başka erkekle ilişkide bulunduğu yolunda çevrede yaygın söylentinin çıkması,
  53. Evlilik birliği sırasında, fiili ayrılık döneminde nişanlanmak ve güven sarsıcı davranışlarda bulunmak,
  54. Davalının evin kapısını kilitleyip davacının evden çıkmasına engel olup, davalı ve ailesinin, davacının yakınlarına “kızınız şeker hastası, akıl hastası, bize hastalıklı kızı sattınız, alın götürün, kızınızı istemiyoruz’ diyerek davacıyı evden göndermeleri,
  55. Kadının, kocasının cebinden habersiz para alması,
  56. Davalı kadının muhtelif zaman ve yerlerde kocasına “pezevenk seni boynuzlatacağım” diye ağır hareketlerde bulunması, kocasını ölümle tehdit etmesi,
  57. Tarafların cinsel organları normal yapıda olmasına rağmen, psikolojik sebeple de olsa uzun evlilik süresinde cinsel ilişki kuramamaları,
  58. Cinsel ilişkiye engel bulunmayan rahatsızlığını bahane ederek sürekli cinsel ilişkiden kaçınmak,
  59. Davalı kadının aile birliğine karşı yükümlü olduğu sadakat görev ve sınırlarını aştığı yolunda yorumlanmaya elverişli ve özellikle kocada gerçekten şüphe uyandıracak bir takım davranışlar içinde olması, bununla da yetinmeyerek eşini küçük görüp hakaret etmesi, kocasının verdiği paraları yırtıp atacak kadar dengesiz harekette bulunması, hiç bir kocanın hoşgörü ile karşılamayacağı istemleri kapsayacak biçimde başka bir kadına mektup yazması,
  60. Evli bir erkeğin; başka bir kadınla baş başa vermiş, elini boynuna dolamış biçimde ve samimi bir şekilde özel fotoğraf çektirmesi o kadınla ilişkisinin derecesi ne olursa olsun Medeni Kanunun 151. maddesinin (TMK 185) öngördüğü sadakat yükümlülüğüne aykırı ve en azından davacı eş açısından güven duygularını sarsıcı bir davranması ve davalının evlilik dışı ilişkileri konusunda mevcut dedikodularında bu şekilde davalının davranışlarından kaynaklandığının anlaşılması,
  61. Kadının açtığı boşanma davasının reddedilmesinden sonra, baba ile çocuk arasında kurulan şahsi ilişkinin yerine getirilmesi ve çocuk teslim zaptı düzenlendiği sırasında kadının (davalının) av tüfeğini alıp davacının üzerine yürüyüp, tehdit etmesi eyleminin bu olaydan sonra açılacak boşanma davasında şiddetli geçimsiz sayılacağı,
  62. Başka kadınla evlilik dışı birlikte yaşamak,
  63. Eşinin hastalığı ile ilgilenmemek,
  64. Evin kilidini değiştirerek eşini eve almamak,
  65. Eşini evden kovmak ve hakaret etmek,
  66. Çalışmayıp, karısını kendi anne-babasıyla oturtmak,
  67. Kadının eğlence hududunu aşacak şekilde ve para kazanmak amacı ile konken oynaması, kocasının apartman yöneticisi olarak topladığı paraları kumarda harcaması, bununla yetinmeyerek evden bir yatak satacak kadar kendisini bu işe kaptırması, yakınlarından borç para alıp, bu tutkusu yüzünden evini, eşini ve çocuklarım ihmal etmesi, ayrıca ailede ekonomik sıkıntıya ve yıkıntıya yol açması.
YARGITAY İÇTİHATLARINDA EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI (ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK) OLARAK KABUL EDİLMEYEN DAVRANIŞLARA ÖRNEKLER
  1. Gerek özel daire ve gerekse Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış olan uygulamalarına göre; bir taraf boşanma nedeni olacak olaylardan sonra karşı tarafı bağışlamış ise yeni olaylar meydana gelmedikçe boşanmak arzusunda olan taraf önceki olaylara dayanarak boşanma davası açamaz. Ancak kendisin döven eşini cezadan kurtarmak amacıyla kadının şahsi davasından vazgeçmesi ise boşanma davası yönünden eşini affettiği anlamına gelmez.
  2. Oyun alışkanlığının evlilik birliğini temelinden sarsan bir neden kabul edilebilmesi için oyun sebebiyle davalının evliliğin çeşitli yükümlülüklerini yerine getirmediği ekonomik sıkıntı doğurduğu, aile yapısında ve çevre ilişkilerinde çeşitli olumsuzluklar yarattığı hususlarının da sabit olması gerekir.
  3. Kadının ileri sürdüğü gibi kocanın, almayı vaadetse bile altınları almamış olması boşanma sebebi olamaz,
  4. Kadının doğurgan olmaması tek başına boşanma sebebi oluşturmaz. Vajinadaki cinsel ilişkiyi engelleyen olgunun tıbbi müdahale ve tedavisinin mümkün olduğu tıbben belirlenmiş ve kadında tedavi olmayı kabul etmişse ve bunun dışında şiddetli geçimsizliği ispatlayacak başkaca delil yoksa davanın kabulü mümkün değildir. Aksine kadın tedaviye yanaşmıyorsa bu durum boşanma sebebi olur.
  5. Ağız ve vücut kokusu başlı başına boşanma nedeni değildir. Davalıda varolduğu iddia edilen bu rahatsızlığın tedavisinin mümkün olup olmadığı, davalının tedaviden kaçınıp kaçınmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı koca için çekilmez hale getirip getirmediğinin uzman hekimlerden oluşan sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece davalıda iddia edilen bu rahatsızlığın bulunup bulunmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı için çekilmez hale getirip getirmediği hususunda sağlık kurulu raporu alınması için davalıya bu konulan içerir meşruhatlı davetiye tebliğ edilmesi, müracaat ettiğinde hastaneye sevk edilerek bu konularda rapor alınması gerekir.
  6. Davalının irade dışı oluşan davranışları Medeni Kanun’un 134/1. (TMK. 166/1) maddesi anlamında boşanma nedeni yapılamaz.
  7. Evlilik kader birliğini zorunlu kılıp, tasada ve kıvançta beraberlik ister. Evlilik devam ederken kadının rahminin ameliyatla alınması ve bu yüzden doğum yeteneğini yitirmesi bir çeşit Semavi afettir. Öyle ise eşlerin bunu birlikte göğüslemeleri gerekir. Kadının geçirdiği ameliyat sonucu çocuk yapamaz hale gelmesi kocaya, boşanma hakkı vermez.
  8. Babasından emekli maaşı almak için kadının boşanmak istemesi ve kocanın da buna razı olması boşanma kararı vermeyi mümkün kılmaz.
  9. Kadının gusul (boy abdesti) almakta ihmalkar davranması başlı başına boşanma sebebi sayılamaz.
  10. Fiili ayrılık başlı başına boşanma nedeni değildir.
  11. Nikahtan sonra eşlerin birleşmemiş olmaları, boşanma davası açılmasına engel değildir. Başka bir anlatımla, taraflar birleşmemiş olsalar bile, şartları bulunduğa takdirde boşanma davası açabilir. Davada, taraflar arasında aile birliğini temelli sarsıntıya uğratacak ve şiddetli geçimsizlik yaratacak bir olayın varlığı iddia ve ispat edilmesi gerekir. Kadının ileri sürdüğü gibi kocanın, almayı vaadetse bile altınları almamış olması da boşanma sebebi olamaz.
  12. Eşlerin ayrı yaşamakta olmaları, şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davasının kabulünü gerektirmez. Evvelce davacı tarafından açılan ve redle sonuçlanan boşanma davalarından sonra taraflar arasında herhangi bir olay meydana gelmemişse davanın reddi gerekir.
  13. Bağımsız evi boşaltıp anasının evine giden kocaya karşı kapı önündeki tartışmada kadının sırta vurması bu taşınmaya direnme niteliğinde olup, boşanma nedeni değildir.
  14. Eşler arasında kan uyuşmazlığının bulunması, boşanma sebebi sayılamaz. Çünkü: her şeyden önce bugünkü tıbbi imkanlar doğacak çocuğun geleceğini güven altına almaya elverişlidir. Esasen, evlilik tasa ve kıvanç paylaşmasıdır. Aslında eşlere kusur bile yükletilemeyecek böylesine talihsiz bir rastlantıdan dolayı karı kocanın birbirine destek olması gerekirken, aksine eşin aşırı bir duyarlık gösterip kan uyuşmazlığını boşanma sebebi olarak ileri sürmesi kanunen korumaya değer bir mazeret sayılamaz. Doğmuş çocuğun felçli olduğuna bakılarak, ileride doğacakların da aynı durumda olacakları endişesi ile de olsa kocanın cinsel ilişkiden çekinmesi az önce açıklanan, tasaları birlikte göğüslemek kuralına ters düşeceği kadar, kısırlığı boşanma sebebi olarak kabule de yol açar. Öte yandan, bu davranışı boşanma sebebi olarak ileri sürmek bir ölçüde iyi niyetle de bağdaşmaz.
  15. Kadının kocasının yaşayış tarzına ayak uydurmadığından bir gerçek payı mevcut olmakla beraber bu, felçli çocuğun bakımı ve özellikle onunla ilgilenmek gibi, aslında kocanın kıvanç duyması gereken bir davranış olup, çocuğun babaya gönderilmesi olayı ise kocayı yuvayı dağıtma hakkı vermez.
  16. Nikahtan sonra kocanın düğüne yanaşmaması (Kanunun öngörmediği bir konuda görenek ve geleneklere üstünlük tanımak caiz olamaz.) boşanma sebebi değildir.
  17. Hoşgörü ile karşılanabilecek; süreklilik arzetmeyen kızgınlık sonucu öfkeyle sarfedilen sözler, görgüye dayalı olmayan tarafların anlattıklarını aktaran tanık anlatımları veya neden ve sonucu, yer ve zamanı açıklanamayan tanık anlatımlarına istinaden boşanmaya karar verilemez. Boşanma davalarında tanıkların görgü ve bilgilerinin çok ayrıntılı olarak alınmasında fayda vardır. Unutmamak gerekir ki, kurtarılabilecek bir evliliğin devamı asildir.
  18. Nikahsız yaşanılan dönemde gerçekleşen olaylar boşanmaya esas alınamaz.
  19. Olaylardan sonra davacı Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu şikayet dilekçesinde eşinin eve dönmesini istemiştir. Bu nedenlerle önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Bu nedenle önceki olaylara dayalı boşanmaya karar verilemez.
DAVANIN TARAFLARI

DAVACI: Eşlerden herhangi birisi. Davacı eşin yargılamanın devamı sırasında ölümü halinde mirasçılarının davaya davalının daha ziyade kusurlu olduğunun tespitine ilişkin olarak devamı mümkündür. Bu konuda zina nedenine dayalı boşanma davasında ayrıntılı açıklama yapıldığından işaret edilmekle yetinilmiştir.

DAVALI: Diğer eş.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME: Aile Mahkemesi (Kurulmayan yerlerde ise bu sıfatla görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi)

YETKİLİ MAHKEME: TMK’nın 168. maddesi gereğince eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

HAK DÜŞÜRÜCÜ VEYA ZAMANAŞIMI SÜRESİ

Davanın açılması için herhangi bir süre söz konusu değildir.

YARGILAMA GİDERİ

Dava maktu harca tabidir. Davanın kabulü halinde davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davacının kendisini avukat ile temsil etmesi halinde avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca belirlenen maktu avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilir. Davanın reddine karar verilmesi halinde ise davacının yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin de davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, davalının kendisini avukatla temsil etmesi durumunda ayrıca davalı lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Davada boşanmanın eki olan tedbir-iştirak-yoksulluk nafakaları, maddi ve manevi tazminat talepleri için ayrıca herhangi bir harç veya avukatlık ücretine hükmedilmez.

 

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (3 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İLETİŞİM
Sosyal Medya
Soru Sor
WhatsApp
Telefon Görüşmesi ( Sadece Müvekkil )
tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.