Türk Boşanma Hukukunda İlkeler

Türk Boşanma Hukukunda İlkeler

Kusur İlkesi

Boşanma hakkı için eşlerden birinin kusurlu olması şartı aranmaktadır. Kusur ilkesi olmazsa olmaz şartı olarak arandığında akıl hastası, karakter uyuşmazlığı gibi hallerde kişileri istemedikleri bir evliliği devama zorlamak haksızlığı ve istenmeyen bu evlilik içinde eşleri ahlak dışı ilişkilere itebileceğinden eleştirilmektedir.

“Kusur ilkesine göre evliliğin devam edip etmeyeceğini eşlerin birisi veya her ikisinin kusurlu davranışları belirler. Kusur ise eşlerin evliliğin sürmesi için uymakla yükümlü oldukları aile yükümlülüklerine uymamaları veya ihmal etmeleridir.

Kusur ilkesine göre kusurlu eş boşanma davası açamaz. Zira hukukun evrensel bir ilkesine göre ‘kimse kendi kusuruna dayanarak hak elde edemez’.

Kusur ilkesi, zina (4721 s. TMK. m.161), hayata kast, pek kötü veya onur kinci davranış (4721 s. TMK. m. 162), Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (4721 s. TMK. m. 163), Terk, (4721 s. TMK m. 164)

Bu ilke; boşanmaya ancak, karı- kocadan birinin, evliliğin amaç ve niteliğine uygun bulunmayan bir kusurunun olması halinde izin verilmesi görüşüne dayanmaktadır.

Bu ilkeye göre; boşanma kusurlu eşe verilen bir ceza niteliğinde kabul edilmekte ve onun için de kusurlu eşe, boşanma davası açma hakkı tanınmamaktadır.

Örneğin tarih boyunca bir boşanma nedeni olarak kabul edilmiş bulunan; eşin akıl hastalığı olgusunda, bu eşe yüklenecek bir kusur olamayacağından, böyle bir ilkeye dayanan hukuk sisteminde akıl hastalığının boşanma nedeni olarak kabulü mümkün bulunmamaktadır.

Keza bu ilkenin kabulü halinde; karı-koca arasındaki karakter farklılıkları da bir boşanma sebebi sayılamayacağından; birbirlerine karşı gerekli uyumu hiçbir zaman gösteremeyecek olan insanların, aile olarak yaşamaya zorlanması gibi çekilmez bir durum ortaya çıkacaktır.

Esasen; “kusur” aile birliğinin yürümesine engel olan sebeplerden yalnızca biridir. Boşanma sisteminin tek ilkesi olarak “kusur”un kabul edilmesi durumunda diğer boşanma sebepleriyle bozulmuş ailelerin devamına olur vermek gibi ters bazı uygulamalara düşülmek kaçınılmaz olacaktır.

Ancak bütün bunların dışında; boşanmanın yalnızca kusur nedenine dayandırılması halinde; boşanmak isteyen tarafların, karşı tarafı kusurlu göstermek için bir takım ahlak ve gelenek dışı girişimlere başvurmaları ve böylece yeni uyuşmazlık ve huzursuzluklar yaratmaları tehlikesi de bulunmaktadır.

Evliliğin Temelden Sarsılması İlkesi

Evliliğin artık katlanılamaz oluşunun nesnel olarak ortaya çıkmasıdır. (4721 s. TMK. m. 166/1)

Evlilik birliği pek çok zaman eşlerin kendilerinden beklenen davranışlar dışında kusurlu davranışlarının da meydana geldiği bir birliktir. Diğer ifade ile eşler pek çok zaman aile birliğinin gerektirdiği gibi davranmayabilirler ve böylece birlik süresince kusurlu davranışlar olabilir. Ancak her kusurlu davranış evlilik birliğini sarsmaz. Birliğin sarsılmasının ölçüsü odur ki, artık eşlerin evliliği sürdürmesi kendilerinden beklenemez.

Ailenin yalnızca karı-koca yönünden değil, fakat; toplum düzeni ve yararı bakımından da çok önemli işlevleri bulunur. İşte aile birliğinin temelinden sarsılması durumu; bu sayılan niteliklerin işlevsiz kalması halini de kapsayan bir olguyu belirlemektedir.

Bu bakımdan, bu ilke; “Toplum Menfaati İlkesi” olarak isimlendirilmektedir. Özetle söylemek gerekirse; aile birliğinin temelinden sarsılması, artık ailenin, kendisinden beklenilen toplumsal yararı olduğu kadar mensuplarının birlikte olmaktan umduklarını kazanımları da sağlayamamaları durumunu ifade eder.

“Evlilik birliği her şeyden önce; eşlere ve çocuklara mutluluk getirmeli, onların gelişmelerine yardımcı olmalıdır.” Mensuplarına mutluluk sağlamayan, onların gelişmelerine yardımcı olamayan bir ailenin; toplum yönünden bir yarar ve anlamı olamayacağı açıktır.

“Madem ki evlilik, eşlerin kusuru olsun veya olmasın, gayesine hizmet edemeyecek derecede bozulmuş ve sarsılmıştır, o halde eşler bu birliktelikten manen ve maddeten ayrılmış, tek şahsiyetlerini ve ferdi hürriyetlerini fiilen iktisap etmiş demektir.  Artık bunları hukuken bağlı tanımanın hikmet ve manası kalmamıştır.”

Bu ilkenin uygulanmasında gözetilmesi ve vurgulanması gereken husus ise: Aile birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmanın gerçekleşmesi için, tarafların kusurlu olup olmamasının önemli olmadığı kuralıdır.

Eşlerden hiç birine kusur yüklenemeyecek durumlarda dahi; eğer böyle bir temelden sarsılma durumu varsa, yine de boşanma koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenledir ki; aile birliğinin temelinden sarsılması olgusu özel değil fakat nesnel bir durumu anlatır. Ancak bütün bu koşulların gerçekleşmesi halinde dahi; eşlerden birinin başvurusu olmadıkça; tarafların boşanmaları mümkün bulunmamaktadır.

Bu bakımdan; incelenen sistemde, boşanma sebeplerinin ortaya çıkması her ne kadar taraflardan bağımsız ise de; boşanmanın gerçekleşmesi ancak onların istençleriyle mümkün bulunmaktadır.

Aile birliğinin temelinden sarsılması ilkesi; Türkiye ve İsviçre Medeni kanunları tarafından kabul edilmiş olmakla; Türk toplumunu yakından ilgilendiren bir niteliğe de sahip bulunmaktadır.

İradilik (İrade) İlkesi

Tarafların iradesine belli şartlarda boşanma için önem vermekte olan ilkedir. Anlaşmalı boşanma gibi. (4721 s. TMK m. 166/3)

Eşlerin kendi özgür istençleri ve beğenileriyle kurdukları aile birliğini yine aynı tavır ve istençleriyle bozma haklarının bulunduğu iddiası; irade ilkesinin esasını oluşturur. Bu ilke; tarafların isteklerinin o yolda olması halinde mahkemelerin boşanma kararı vermek zorunda olduğu hususunda ısrar eder.

Ne var ki; aile görünürde karı ile kocanın serbest istençlerine dayanan bir olgu ise de; gerçekte toplumun çok önemli bir birimini oluşturmakla ve özellikle çocukların doğumu ve zamanla elde edilen malvarlıkları nedeniyle; geniş bir akrabalar grubunun yararlarıyla da yakından ilgili bulunmaktadır.

Bu bakımdan; “Bir defa kurulduktan sonra artık tarafların şahsiyetlerini
birleştiren bir rabıta, taraflara haklar ve vazifeler yükleyen bir münasebet” niteliğine girmektedir. Onun bozulması ve dağılması toplumu çok önemli ölçüde ilgilendirir. Bu bakımdan boşanmada tarafların iradesinin tek
başına bir ilke olarak kabulü mümkün olamaz.

Elverişsizlik İlkesi

Evlilik sürecinde eşlerden birinin ruhsal veya bedensel sağlığının önemli derecede bozulması diğer eş açısından evliliği çekilmez hale sokabilir: Akıl hastalığı, iktidarsızlık, cinsel sapıklık gibi. Bundan başka eşlerden birinin gelecek soylar açısından tehlike oluşturacak hastalıklardan birine yakalanmış olması da aile birliğinin devamı yönünden elverişsiz bir olgu olarak kabul edilmekte-
dir.

Elverişsizlik ilkesinden hareketle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 165’inci maddesinde “akıl hastalığı” boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir.

Boşanma konusunda Kanunumuz; ne bu çağda anlamı kalmayan yasaklama görüşünü ne de kadın ve çocuk haklarını gözardı eden serbestlik ilkesini benimsemiştir. Yasada belirtilen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ve bunun mahkemede kanıtlanması halinde boşanmaya karar verilebileceği esası, laik ve çağdaş hukuk anlayışına uygun düşen ve 75 yıllık uygulamayla hukukumuzda kökleşen bir düşünce biçimidir.

Eylemli Ayrılık İlkesi

Bu ilke; uzun zamandan beri ayrı yaşayan ve kendilerinde artık ortak yaşamı sürdürme isteği kalmamış ve bu durum kendi aralarında iyice kök-
leşmiş eşler yönünden geçerli bulunmaktadır.

Belli bir süre bu halde yaşayan eşlerin boşanmaları için izin verilmesinde toplum bakımından da büyük yarar bulunduğu yadsınamaz.


Kaynak:

  1. Akıntürk, Kaçak, Birsen, Velidedeoğlu
Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.