Boşanma Davasının Reddi

Boşanma Davasının Reddi Talebi

Boşanma davasının reddedilmesini isteyen eşin karşı tarafın ağır kusurlu olduğunu ve kendisinin tamamen kusursuz olduğunu, yaşanan olayların ortak hayatı taraflar için çekilmez kılacak dereceye ulaşmadığını iddia edip ispatlaması gerekir.

“Medeni Kanun Madde 166

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir…

Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.

Yargıtay Kararları

Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir

Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı her ne kadar dava dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerden dolayı boşanmalarına karar verilmesini talep ve beyan etmiş ise de; Türk Medeni Kanunun 166/1. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa davacının tanığının beyanları Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlardır. Taraflar arasında var olduğu iddia olunan ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı bildirilen geçimsizlik olaylarına davalı kendi kusurlu davranışlarıyla sebebiyet vermemiştir. Reddedilen boşanma davasından sonra evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacak yeni vakıa ispatlanamamıştır.

Tam kusurlu olan davacının boşanma istemi, davalı tamamen kusursuz olduğundan red olunmalıdır. (MY. md. 170/3, 166)

  • Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen hüküm ayrılık kararı ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Ayrılığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması (TMY. md. 170/3) gerekir. Oysa toplanan delillerden kocanın (davacının) başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmaktadır. Kadından kaynaklanan evlilik birliğini temelinden sarsan maddi bir hadisenin varlığı ispat edilmemiştir.

    Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.

    Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

    Öyle ise Türk Medeni Kanunun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

    Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMY. md. 166/2).

    Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.  (Y.2.HD. 29.12.2004 T., 2004/14720 E.,- 2004/16121K.)

  • Mahkemece ” davanın TMK’nun 166/1-2 maddesi kapsamında ele alınması gerektiği, TMK’nun 166/1-2 maddesine göre boşanmaya karar verilebilmesi için özellikle davalıdan kaynaklanan geçimsizliğin, evlilik birliğini temelinden sarsması, evliliğin devamında eşler açısından bir yararın kalmaması, kısaca davalının az da olsa kusurlu olduğunun kanıtlanmasının gerektiği, eldeki davada ise gerçekleşen olaylar karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda davacı erkeğin tam kusurlu olup davalı kadına atfı kabil az da olsa bir kusurun ispatlanamadığı ” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından boşanmaya ilişkin olarak;” Boşanmanın TMK’nun hangi maddesine istinaden reddine karar verildiği açıklanmamıştır. ” şeklindeki bir ifadeyle temyiz edilmiştir. Mahkeme kararının gerekçe kısmında, açıkça davanın Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddesi uyarınca ele alındığı ve boşanmaya karar verilebilmesi için anılan kanun hükmü uyarınca evlilik birliğinin sarsılmasında davalının az da olsa kusuru kanıtlanamadığından davanın reddi gerektiğinin belirtilmesi sebebiyle, (2 HD Esas : 2016/1399, Karar : 2017/7208, Tarih : 08.06.2017)

  • Boşanmaya neden olan olaylarda eşini kovan ve ona şiddet kullanan koca tamamen kusurludur.

    Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

    Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

    Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK md 166/2)

    Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.(HGK Esas : 2005/2-655, Karar : 2005/622, Tarih : 16.11.2005)

  • Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı kadının boşanma davasının olmadığı, toplanan delillerden evlilik birliğinin sarsılmasında kadının kusuru ispatlanamamış ise de erkeğin eşini eve istemediği, eşinin ve çocuğunun umrunda olmadığını, istemediğini söyleyerek tamamen kusurlu olduğu ve bu hale göre erkeğin boşanma davasının reddinin sonucu gerekir. (Esas : 2016/21678, Karar : 2018/9666, Tarih : 20.09.2018)

Boşanma Davası Reddedildiği Taktirde Velayet Düzenlenemez, Yoksulluk ve İştirak Nafakası Verilemez

  • Mahkemece verilen ilk hükümle boşanma davası reddedilmiş, tarafların temyizi üzerine hüküm, boşanma davası reddedildiği halde velayet düzenlemesi yapılması, davalı kadın yararına yoksulluk nafakası, müşterek çocuk için iştirak nafakası verilmesi, davalı kadın yerine, davacı koca lehine vekalet ücretine hükmedilmesi ve davalı kadının yaptığı yargılama giderlerinin davacı kocadan tahsiline karar verilmemesi sebepleri ile bozulmuştur. 2 .hd Esas : 2014/7554 Karar : 2014/8811 Tarih : 14.04.2014

Boşanmanın Reddi Hükmünün Kesinleşmesiyle Tedbir Nafakası Ortadan Kalkar

  • Davalı boşanma davası açmış, dava reddedilmiş, kesinleşmiştir. Davacı her ne kadar tedbir nafakasının artırılmasını istemiş ise de önceki tedbir nafakası boşanmanın reddi ile ilgili hükmün kesinleşmesiyle ortadan kalktığından bu dava yeni bir tedbir nafakası niteliğindedir. 2 HD Esas : 2000/2412 Karar : 2000/2782 Tarih : 18.09.1998

  • Kadın için nafakanın başlangıç tarihi olarak istek tarihinin esas alınması ve bitiş tarihinin açıklanmaması çocuklar içinde iştirak nafakası tabirinin kullanılması ve istek tarihinden geçerli olarak kabulü ile nafakanın kesinleşme ile kalkacağının açıklanmaması usul ve kanuna aykırıdır. (2 HD Esas : 2002/11060 Karar : 2002/12339 Tarih : 14.11.2002)

Boşanma Davasının Reddi Talebi Kötüniyetli Olmamalıdır

  • Somut olayda davalı kadın, Belçika’da Hainaut Bölgesi, Charleroi da bulunan 1.Asliye Mahkemesinde açtığı boşanma davasında Belçika Kanunlarının uygulanmasını da kabul etmiş ve lehine boşanma kararı almıştır. Bu suretle bu davadaki davacı erkeğin Belçika Kanunlarına uygun olarak boşanması sonucu Belçika’da yeniden evlenmesine imkan vermiştir. Gerek Belçika, gerekse Türkiye Mahkemelerinden verilen kararlarla evlilik birliğinin temelden sarsıldığı ve birliğin devamında eşler ve çocuklar yönünden bir yarar bulunmadığı ayrı ayrı tespit edilmiştir. Kadının kocanın açtığı bu davaya karşı çıkması Medeni Kanun’un 134/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Artık tam kusursuzluk savunmasına dayanamaz. Kendisinin yarattığı bir olgu vardır. Hakkın kötüye kullanılması yasal koruma dışındadır. (HGK Esas : 2002/2-108, Karar : 2002/185, Tarih : 13.03.2002)

  • Her ne kadar TMK. 166/II gereğince davalı eşin, daha az kusurlu olması nedeniyle açılan davaya itiraz hakkı bulunsa da tanık beyanlarından davalının da boşanmayı istediği, ancak davacı eşten daha fazla imkan sağlamak amacıyla itirazda bulunduğu anlaşıldığından, itiraz hakkını kötüye kullandığı ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmaktadır.

  • Davaya itirazının, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu kabule yeterli bir delil ve olgu dosyada bulunmamaktadır. Aksine itirazı, hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyecek deliller mevcuttur. Tarafların ergin olmayan ilk ve orta öğretim çağında çocuklarının bulunduğu da dikkate alındığında evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer yarar bulunmaktadır. Öyleyse davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. (Esas : 2013/23060, Karar : 2014/7277, Tarih : 27.03.2014)

  • “Evlilik birliği, müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenilmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden biri boşanma davası açabilir. Yukarıda belirtilen hallerde davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocukları bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” (MK. 134/1, 2). Daha çok kusurlu olan eşin açtığı boşanma davasının kabul edilebilmesi için davalının itirazının kötü niyetli olup olmadığının öncelikle belirlenmesi gerekir.

    “Bir hakkın doğumu için kanunen iyiniyetin şart olduğu hallerde asıl olan iyiniyettir” (MK. 3). O halde, olaylarda daha az kusurlu olan eşi prensip olarak iyiniyetli kabul etmek gerekir. Davalıyı kötü niyete götüren doğruluk, güven gibi objektif ahlak ve hukuk kurallarına aykırı bir davranış ortaya konmadıkça onu kötü niyetli kabul etmek mümkün olmaz. Davalının çelişkili davranışlar içinde olduğu zaman kötü niyetli kabulü mümkün olabilir. Bir yandan kocanın mevcut olaylar sebebiyle cezalandırılmasını istemek, diğer yandan boşanmaya karşı çıkmak gibi bir durum bu davranışın tipik örneğidir.

    Evlilik kurumunun sosyal amacından saptırıldığını gösteren olgular veya sırf davacıyı zararlandırma veya hakkın karşı taraf zararına acımasızca kullanılması gibi hallerin gerçekleşmesi kötü niyeti gösterir.

    Taraflar, 1966 doğumlu olup 20.4.1990 tarihinde evlenmişlerdir. Evlilikten henüz üç ay geçmeden ayrı yaşamaya başlamışlar, 23.3.1991 tarihinde bu dava açılmıştır. Çok genç çağdaki davalının evliliğin devamında kendisi yönünden hiç bir yararın bulunmadığını, sırf davacıyı ızrar amacının güdüldüğünü kabul etmek hayatın olağan akışı içinde mümkün değildir. Ağır şartlar oluşmadıkça genç çiftin her zaman bir araya gelmeleri beklenebilir. Davacının evlendiğinden beri davalı eşini istemediği, ona bir aile göze ile bakmadığı, müşterek evden ayrılıp gitmesi için eşini tehdit ettiği, onun gebe kalmasına kızdığı, çocuğun aldırılmasını sağladığı ve nihayet evden kovduğu şahitler tarafından açıklanmıştır. Buna karşılık davalının eşine; “edebiyat yapma, beynime girme, üzerime gelme, kalk kendin (su) iç, sen ne biliyorsun” gibi sözleri söylediği anlaşılmaktadır. Evlilik birliği içinde olmaması lazım gelen davranışlar bakımından davacının ağır kusuru açıktır. Davalının çelişkili davranış içinde bulunduğunu, sırf davacıyı ızrar maksadı ile boşanmaya karşı çıktığını, evlilik kurumunu amacından saptıran davranışlar içine girdiğini kabule elverişli bir hal ortaya çıkmamıştır. Şu halde, Medeni Kanunun 134/2. maddesi şartları oluşmadığından davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru değildir. (Esas : 1992/10153, Karar : 1992/10218, Tarih : 23.10.1992)

  • Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; kocanın, eşine şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve birlik görevlerini yerine getirmediği; davalı-davacı kadının da eşini sevmediğini söylediği, hakaret ve bedduada bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı-davalı (koca) daha fazla kusurlu ise de, kadının da kusurunun bulunduğu, kadının, boşanmayı istemesi karşısında kocanın davasına itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup; kocanın davası bakımından Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşullarının oluştuğu görülmektedir. Öyleyse, kocanın boşanma davasının da kabulü ile tarafların boşanmalarına (TMK.m.166/1-2) karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile kocanın davasının reddedilmesi doğru bulunmamıştır. (Y2HD, 10.03.2011, E. 2010/2807, K. 2011/4295.)

Temelinden Sarsılmada Objektif ve Subjektif Unsur

  • Davalı vekili, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının davalıyı sürekli hor gördüğünü, müvekkilinin ev işlerini titizlikle yaptığını, davacının sürekli davalıya boşanmak için baskı yaptığını, en son gece yarısı davalının ailesine telefon açan davacının, gelip kızlarını almalarını söylediğini, sabahleyin de davalının ailesinin gidip kızlarını aldıklarını, bu nedenle öncelikle açılan davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise davalı lehine maddi ve manevi tazminat ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakalarına hükmedilmesini talep etmiştir.

    Yerel mahkemece, dosya kapsamından davacı eşin daha çok kusurlu olmasına rağmen evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuk bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı, davalının boşanmaya itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Anılan madde gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için; biri objektif, diğeri sübjektif olmak üzere başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Objektif şart; evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, sübjektif şart ise; ortak hayatın çekilmez hale gelmiş bulunmasıdır.

    Söz konusu hüküm uyarınca, evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kusurlu olsa dahi boşanma davası açabilir. Yani dava açabilme hakkı, eşlerden birinin kusursuz olması şartına bağlanmış değildir. Başka bir deyişle, boşanma davası açabilmek için, geçimsizlikten dolayı evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının mutlaka eşlerden birinin kusurundan ileri gelmiş olması gerekmediği gibi, davacı eşin de bunda kusurunun bulunmaması şart değildir. Eşlerden her ikisi de kusurlu olsa veya her ikisinin de kusuru bulunmasa bile, yine de boşanma davası açılabilir. Çünkü evlilik birliğinin sarsılması, kusura dayanan bir boşanma sebebi değildir (Turgut Akıntürk/Derya Ateş Karaman, Türk Medenî Hukuku Aile Hukuku, C. 2, 14. Baskı, İstanbul 2012, s. 261 vd.).

    Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması durumunda, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır (TMK m. l66/II). Bu durumda, davacının davalıdan daha fazla kusurlu olduğu itiraz yoluyla ispat edilirse, davanın reddedilmesi gerekir. Bu sonuç, bir kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaması ilkesinden doğan bir sonuçtur (Akıntürk/Ateş Karaman; s. 267).

    Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların 15.12.2004 tarihinde evlendikleri ve bu evliliklerinden 21.01.2007 doğumlu bir kız çocuklarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Toplanan deliller ve özellikle davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medenî Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Oysa Türk Medenî Kanununun 166/1- 2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Bu nedenle davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi yerinde değildir.

Davalının Kusurunun Kanıtlanamaması

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 17.09.2009 tarihinde evlendiği, eldeki davanın 31.12.2013 tarihinde açıldığı, tanık beyanlarına göre taraflar arasında geçimsizlik yaratan bazı olaylar sonrası kadının baba evine gittiği, ancak aracılar vasıtasıyla tekrar müşterek eve döndüğü, dolayısıyla evlilik birliğini sürdürme gayesiyle tarafların tekrar bir araya geldiği ve bu tarihten önce gerçekleştiği iddia edilen vakıaların hükme esas alınmayacağı açık olup, diğer yandan tarafların yeniden ayrılmalarına sebebiyet veren iddialar hakkında dinlenen tanık beyanlarının ise birliğin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli beyanlar olmadığı, sebep ve saiki açıklanmayan soyut ve inandırıcılıktan uzak olduğu görülmektedir. O hâlde, davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu bir davranışı ispatlanmamış olup, davacı kadının boşanma davasının reddi gerekmektedir. (Esas : 2017/1935, Karar : 2019/410, Tarih : 04.04.2019)

Davalı Kadın Dövülmesine Rağmen Kocasının Evine Gitmeye Devam Ediyorsa Boşanma Davasının Reddi Gerekir

  • Zira kadın dövülmelere ve olumsuzluklara rağmen kocasının evine dönmüştür. Kocasını istemeyen kadının kocası evine dönmesi olağan bir hal değildir. Kısaca koca karısını müşterek haneyi terke zorluyor, kadın tahammül gösterdikçe dövüyor, koca ihkakı hakka gidiyor, koca tam kusurludur. Kaldı ki mahkemenin kabulüne görede davalının davacıyı, cezalandırmak ona eza cefa çektirmek için boşanmaya karşı çıktığı, bu suretle itiraz hakkını kötüye kullandığını kabule yeterli delilde bulunmamaktadır. (Esas : 1998/2-705, Karar : 1998/697, Tarih : 14.10.1998)

  • Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 17.09.2009 tarihinde evlendiği, eldeki davanın 31.12.2013 tarihinde açıldığı, tanık beyanlarına göre taraflar arasında geçimsizlik yaratan bazı olaylar sonrası kadının baba evine gittiği, ancak aracılar vasıtasıyla tekrar müşterek eve döndüğü, dolayısıyla evlilik birliğini sürdürme gayesiyle tarafların tekrar bir araya geldiği ve bu tarihten önce gerçekleştiği iddia edilen vakıaların hükme esas alınmayacağı açık olup, diğer yandan tarafların yeniden ayrılmalarına sebebiyet veren iddialar hakkında dinlenen tanık beyanlarının ise birliğin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli beyanlar olmadığı, sebep ve saiki açıklanmayan soyut ve inandırıcılıktan uzak olduğu görülmektedir. O hâlde, davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu bir davranışı ispatlanmamış olup, davacı kadının boşanma davasının reddi gerekmektedir. (Esas : 2017/1935, Karar : 2019/410, Tarih : 04.04.2019)

Soyut fikir ve mizaç uyuşmazlığı bunu açığa çıkaran ciddi sebep ve olaylar bulunmadıkça boşanma için tek başına yeterli değildir.

Mahkemece de kabul edildiği üzere, taraflar arasında evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ve ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak nitellikte bir geçimsizliğin ispat edilmediği görülmektedir. Soyut fikir ve mizaç uyuşmazlığı, bunu açığa çıkaran ciddi sebep ve olaylar bulunmadıkça boşanma için tek başına yeterli değildir. Öyleyse davanın reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile boşanma kararı verilmesi doğru bulunmamıştır. (Y2HD, 28.12.2011, E. 2011/1970, K. 2011/23849.)3

Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Boşanma Avukatı

Son düzenleme tarihi 21 Haziran 2020 15:52

Paylaş
Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Adres: Turhan Cemal Beriker Blv. No:7, Ziya Algan İş Merkezi Kat:5 Daire:41 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz gizli tutulacaktır.