Boşanma Davasında Kusur Tespitine Dair Yargıtay Kararları

  • TÜRK MEDENÎ YASASI’NIN 166. MADDESİNE DAYANILARAK AÇILAN BOŞANMA DAVALARINDA TARAFLARDAN HANGİSİNİN TUTUM VE DAVRANIŞININ DAHA ZİYADE
    KUSUR SAYILACAĞINI, BAŞKA BİR SÖYLEYİŞLE KUSURUN DAHA ZİYADE HANGİ TARAFA AİT OLDUĞUNU SAPTAMAK VE DEĞERLENDİRMENİN HAKİMİN TAKDİR
    YETKİSİNE AİT OLDUĞU
  • HAKİM BU KONUDAKİ TAKDİR YETKİSİNİ VE HAKKINI OLAYLARIN KENDİ YAPILARINA VE OLUŞLARINA ÖZGÜ YÖNLERİ İÇİNDE KULLANMASI GEREKTİĞİ-
  • BU KONUDA ÖNCEDEN SOMUT BİR KURAL KOYMAK, BELLİ BİR ÖLÇÜ GETİRMENİN HAKMİN TAKDİR YETKİSİNİ VE HAKKINI ÖNLEYİCİ VE BAĞLAYICI NİCELİK TAŞIYACAĞINDAN SAKINCALI BİR UYGULAMA SAYILMAK GEREKECEĞİ

DAVA : Evlilik birliğine sadakatsizlik eden kan veya kocanın, bu tutumundan ötürü eşine karşı onur kinci davranışta buluna kan veya kocaya nazaran daha az yada daha çok kusurlu sayılıp sayılmıyacağı ve bu durumun Medeni Yasanın 134. maddesine dayanılarak boşanma davası açma hakkı yönünden nasıl değerlendirileceği hususunda Hukuk Genel Kurulu ile İkinci Hukuk Dairesini mevcut uygulamasının aksine; İkinci Hukuk Dairesinde çoğunluk kazanan yeni bir görüş oluştuğundan uyuşmazlığın içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesi 1730 sayılı Yargıtay Ya-
sasinın 20/1 maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığınca 12.6.1978 günlü ve 5 sayılı yazı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’ndan doğrudan doğruya istenmesi üzerine 3.7.1978 gününde toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nda; ön sorun olarak kararlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı, içhadı birleştirmeye gerek olmadığı hususu tartışılıp raportör üye dinlendikten sonra konu görüşüldü:

KARAR : Aralarında uygulama aykırılığı bulunduğu ileri sürülen ve bu yüzden içhadı birleştirmeye gidilmesi istenilen Hukuk Genel Kurulunun 20.6.1973 gün 1972/2-347/549, 10.7.1974 gün 1973/2-997/904 sayılı ve İkinci Hukuk Dairesinin 17.9.1974 gün 5116/5017, 16.11.1976 gün 7769/8229 sayılı kararlarının:

1 -Koca tarafından şiddetli geçimsizlik nedeniyle Medeni Yasanın 134. maddesine dayanılarak açılan boşanma davasını yerel mahkemece; kocanın evlilik birliği içindeki sadakatsizliğinin, bu tutumundan ötürü kocaya karşı onur kırıcı eylemde buluna karının davranışına nazara daha az kusur olarak değerlendirilip reddi hakkında verilen hükmün “kocanın sakadatsizliğine karşı kadının tepki göstermesi doğal sayılır ise de; bu tepkinin sınırsız olamıyacağı ve karıya kocasına sövme hakkı vermeyeceği gerekçesiyle bozulmasına,”

2 – İkinci Hukuk Dairesinin 2.33.1978 gün 411/672 ve 11.4.1978 gün 151/1064 sayılı kararlarının ise; yine koca tarafından şiddetli geçimsizlik nedeniyle Medeni Yasanın 134. maddesine dayanılarak açılan boşanma davasının yerel mahkemece reddin edair verilen hükmün, “kocanın sakadaksiz davranışının, karının onur kinci eylemine göre daha fazla kusur sayılacağı” gerekçesiyle onanmasına ilişkin olduğu görülmşütür.

Açıkça anlaşıldığı üzere anılan kararlarla ilgili davalarda maddi olguyu kocanın aile birliğine sadakatsizliği ve buna karşı karını tepkisi ve bu tepkinin ölçüsü sorunu oluşturmaktadır. Diğer bir deyişme kararlann tümünde kocam aile birliğine sadakatsizlik sayılan davranışını mı? yoksa onur kinci tepkisinin mi? daha ziyade kusur sayılacağı sorunu uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır.

Kusur çoğu kez kişilerin sosyal ve kültürel yapılanna, değer yargılarına ve çevrelerine göre değişen, bir ölçüde soyut, göreli bir kavramdır. O halde önceden şu yada bu eylemin ve davranışın daha ziyade kusur veya daha az kusur olarak kabulü ve bu konuda kesin, değişmez, nesle bir ölçü konulması olanak dışıdır. Bu nedenle Türk Medeni Yasasımn 134. maddesine dayanılarak açılan boşanma davalarında taraflardan hangisinin tutum ve davranışının daha ziyade kusur sayılacağım, başka bir söyleyişine kusurun daha ziyade hangi tarafa ait olduğunu saptamak ve de-
ğerlendirmek hakimin takdir yetkisine aittir. Elbette hakim ve konudaki takdir yetkisini ve hakkım olayların kendi yapılanna ve oluşlanna özgü yönleri içinde kullanacaktır. Kuşkusuz önceden somut bir kural koymak, belli bir ölçü getirmek hakmini takdir yetkisini ve hakkım önleyici ve bağlayıcı nitelik taşıyacağından sakıncalı bir uygulama sayılmak gerekir.

Aralarında aykırılık bulunduğu ileri sürülen ve içtihadı birleştirme isteğine konu yapılan yukanda sözü edilen kararlara bu açıdan bakılıp yaklaşıldığında sorunu tümüylü delillerin ve olguların olayına özgü biçimde takdirine ilişkin olduğu açıkça vurgulanmaktadır.

Böylece gerek Hukuk Genel Kurulu’nun ve gerekse İkinci Hukuk Dairesinin yerleşmiş ve devam edegelen içhitadım yansıttığı ileri sürülen kararlan ile dairede bu kez oluştuğu savlanan görüşü yansıttığım söylene kararlar arasında uygulama yönünden bir fark ve aykınlık bulunmadığı; özellikle isteğe dayanak yapılan tüm kararlarda belirtilen görüş ve uygulamanın Türk Medeni Yasasının 134. maddesinde yer alan “aralarında müşterek hayatın çekilmez bir hale gelmesini mucip olacak derecede şiddetli bir geçimsizlik başgösterdiği takdirde kan kocadan her biri, boşanma davasında bulunabilir.

Eğer geçimsizlik, iki taraftan birine daha ziyade kabib isnat ise boşanma davasını ikame hakkı ancak diğer tarafa aittir.” Temel hüküm ve ilkeden hiç bir biçimde sapma söz konusu değildir.

SONUÇ: Yukanda belirtilen Hukuk Genel Kurulu kararlan ile İkinci Hukuk Dairesinin karalan ve sözü edilen dairenin yeni belirdiği söylenen görüşü arasında içtihat aykırılığı bulunmadığından içtihadı birleştirmeye gerek olmadığına 3.7.1978 günü oybirliğiyle karar verildi. (07.03.1978 gün ve 5 – 6 s. YİBK)

  • TARAFLAR ARASINDAKİ ESKİ DAVALAR SEBEBİYLE TARAFLARIN YÜZ-GÖZ OLMA HALİNİN BOŞANMA SEBEBİ SAYILAMAYACAĞI
  • ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE KUSURSUZ EŞ ALEYHİNE AÇILAN BOŞANMA DAVASININ KABULÜNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ
  • DAVACI EŞİN DAVRANIŞLARI KARŞISINDA DUYULAN ACI VE GELECEK ENDİŞESİ İLE SÖYLENMİŞ TEPKİ NİTELİĞİNDEN ÖTEYE GEÇMEYEN SÖZLERE DAYANILARAK BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ
  • BEYANLARI İNANDIRICI OLMAKTAN UZAK TANIK ANLATIMLARINA DAYANILARAK BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sakarya Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.3.1985 gün ve 1984/168-1984/48 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.1.1986 gün ve 1986/11336-302 sayılı ilamı: (…Medeni Kanunun 151/son maddesi gereğince kan – koca birbirine sadakat ve müzaheretle (yardımla) mükelleftir. Buna göre eşlerin en başta gelen aile görevinin sadakat olduğuna kuşku yoktur. Bu görev Türk toplumu dışındaki, tek ka-
dınla evliliği kabul eden diğer toplumlann kanunlarında da yer alan bir kuraldır. Kaynağı ise değer yargısıdır. Devletin çekirdeğini oluşturan aile düzeni, asırlarca bireylerin genelde bu kurallara uymasıyla sağlanmıştır. Onun içindir ki çocukluğu sadakatsiz bireylerden oluşan ailelere dayanan uygar bir toplumda kamu düzeninin sağlıklı oluşundan söz edilemez. Bir başka anlatımla, eşin sadakatsiz tutum ve düzeninin sağlıklı oluşundan söz edilemez. Bir başka anlatımla, eşin sadakatsiz tutum ve davranışları olayda doğrudan etkilenen aile bireyleri kadar kamu düzenine aykırı ol-
duğu için dolaylı olarak ve etkin bir biçimde toplumu da ilgilendirir. Tüm ailelerde eşlerden birinin diğerine karşı incitici sözde bulunması sadece bu söze muhatap olan eşi ilgilendirirken eşlerden birinin sadakatsiz tutumu aile boyutlarını aşarak toplumun tümüne karşı yapılmış olumsuz bir davranış niteliği kazanır.

Dosyada toplanan delillerden, davacımn evli iken başkaları ile ilişki kurduğu ve bu arada ilişkide bulunduğu kızlan iğfal ettiği, arkasından da cezai takipten kurtulmak için eşlerini boşadığı ve bunu adet haline getirdiği, son olarak da davalı ile evli iken yine başka birinin kızlığını bozarak tutuklandığı anlaşılmıştır. Ayrıca anlaşılmıştır ki, davacı iğfal ettiği kızlarla evlenmek istemekle beraber evvelce boşadığı karıları ve davalı ile kan-koca hayatına devam etmek istemiş, davalı ise kendisi için onursuz olan bu yaşam biçimini kabul etmeyerek davacının boşanma isteğine karşı koymuştur. Ekonomik bağımsızlığı olmayan davalının maruz kaldığı olaylar karşısında duyacağı acı ve endişeyi tahmin etmek zor değildir. Onun için böylesine haksız ve acımasız bir muameleye muhatap olan davalıdan her zaman sağlıklı bir davranış beklenmez. Bu nedenle de davacının kendisini ve ailesinin toplum içindeki saygınlığını yitirecek şekilde gazeteye resimleri ile birlikte manşet olması ve bu çeşit ilişkilerin değer yargılarının hiçe sayarak sürdürmek istemesi karşısında davalının incitici sözde bulunmuş olmasını hoşgörü ile karşılamak icap eder. Zira bazı davacı tanıklarının ifade ettikleri gibi davalı incitici sözlerde bulunmuş olsa bile, bunun meydana gelen olaylar karşısında duyulan acı ve gelecek endişesi ile söylenmiş tepki niteliğinden öteye geçmeyen sözler olarak kabu-
lü gerekir. îçinde bulunduğu durum nedeni ile kusurlu duruma düşmemek ya da düşürülmemek için kocasını tanıdığı kimseleri bile eve yalnız almaktan çekinmek sureti ile davranışlarına olabildiğince dikkat eden davalının, bazı davacı tanıklarının ifade ettiği gibi, çirkin sözlerde bulunması akıl ve mantıkla bağdaşmaz. Nitekim bu tanıklardan hemen sonra davacımn eve gelmesi rastlantı olamaz. Onun için bu tanıkların beyanları inandırıcı olmaktan uzak ve hatta davalının sarfettiği sözler açısından da tutarsız olmakla hükmü esas alınamaz.

Mahkemece, davacının bu ağır ve affedilmez kusuru hiçe sayılarak üstelik davalının daha fazla kusurlu görülmüş olması delillerin takdirineki yanılgıyı açıkça göstermektedir. Her dava iddia olunan zaman sınırları içindeki olaylara göre değerlendirilir. Oysa mahkemece önceki davadaki muhalefet şerhi benimsenerek karara gerekçe yapılmıştır. Eski karada ısrar edilmesi gerekirken, bozmaya uyulmuş olmasına rağmen sonradan açılan işbu davada önceki kararın muhalefet şerhine dayanılmasındaki hukuka aykırı değerlendirmenin kanuna uygunluğu kabul edilemez.

Medeni Kanun’un saymadığı hususlara dayanılması da kanuna aykırıdır. Şöyle ki; taraflar arasındaki eski davalar sebebiyle tarafların yüzgöz olma hali boşanma sebebi sayılmıştır. Keza, Medeni Kanun’da aile birliğinin toplum yararlı olup olmaması bir boşanma sebebi olarak kabul edilmediği halde boşanmaya gerekçe yapılması Usul ve Kanuna aykırıdır.

Diğer taraftan babanın, nikahlı ve nikahsız olan kadınlarla birlikte yaşarken ve her gün eskisine, yenisini ekleyerek yaşamını sürdürürken bu hali ile çocuklarına ve annelerine ne kadar acı verdiği ve bu acının onlar üzerindeki olumsuz etkileri görmezlikten gelinerek baba tarafından yaratılan olayların hoşgörü ile karşılanması Türk Aile Hukuk ilkelerine ters düşer niteliktedir. Bu durumda, çocukların hayırsız birer evlat olarak yetişeceği sonucuna varılmasındaki mantığı da anlamak mümkün olmamıştır. Onun için gerçekleşen olaylar karşısında, kimin çocuklarına daha
kötü örnek olduğu ve olacağı, başka bir anlatımla, çocuklar hayırsız evlat olacaklarsa anne ve babadan hangisini örnek alacağı hususu açık bir şekilde ortada iken bu yönün tersine yorumlanarak bir boşanma sebebi sayılması da Usul ve Kanuna aykırıdır. Bu itibarla davacının sabit olan ağır kusuru nedeni ile dava açmağa haklı bulunmadığından davamn reddine karar verilmesi gerekir. Delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek olaya uymayan sebep ve düşüncelerle tarafların boşanmalarına karar verilmesi Usul ve Kanuna aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (YHGK’nın 13.05.1987 gün ve 1986/285 – 365 s. karan)

  • KUSURSUZ EŞ ALEYHİNE TMK 166/1-2. MADDEYE DAYANARAK BOŞANMAYA KARAR VERİLEMEYECEĞİ

DAVA: Taraflar arasındaki “şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma” davasında dolayı yapılan yargılama sonunda; Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.5.1982 gün ve 1982/59-94 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzrine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.9.1982 gün ve 1982/624-6712 sayılı ilamı: (… Kocanın başka bir kadınla 15 yıldan beri karı-koca gibi yaşadığı ilişkiden iki çocuklarının olduğu ve davacının daha önce açtığı iki davanın da reddedildiği, buna karşılık kadımn belirli bir eylem ve kusurunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Kocanın bu sadakatsiz tutumu karşısında davalının kadının boşanma davası açmamış olması kocayı haklı kılmaz. Zira hiç kimse kendi yararına bir hakkı kullanmaya zorlanamaz. (HUMK. 79) öte yandan kullanılmayan bir hakkın kötü kullanılmasından söz edilemez. Kimse kendi kusuruna dayanarak dava açamayacağma göre, davanın reddi gerekirken değerlendirmede yanılgıya düşülerek ve özelikle olaya uymayan sebep ve düşüncelerle boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaların, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (YHGK’nm 23.01.1985 gün ve 1983/91 -32 s. karan)

  • BOŞANMAYA NEDEN OLAN OLAYLARDA DİĞERİNE NAZARAN DAHA AZ KUSURLU EŞİN BOŞANMAYA KARŞI ÇIKMASININ HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI NİTELİĞİNDE OLMASI HALİNDE DEĞER VERİLEMEYECEĞİ

Boşanmaya sebebiyet veren hadiselerde davacı koca ziyade kusurlu ise de, davalının da davacıya “…bu iş bitti ben istemiyorum…” dediği, bu suretle birlikte yaşamaktan kaçındığı anlaşılmakta olup, boşanmakta az da olsa kusuru mevcuttur. Boşanma davasına itirazı, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, artık devamında bir fayda olmadığı anlaşıldığına göre boşanmaya karar verilmelidir. (Y. 2. HD’nin 10.11.2004 gün ve 12119-13368 s. Karan)

  • TMK 66/1-2. UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERÎLEBİLMESİ İÇİN DAVACININ KUSURSUZ VEYA DAVALIYA NAZARAN DAHA AZ KUSURLU OLMASININ GEREKECEĞİ

1-   Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayanılarak açılmıştır. (TMKmd. 166/1) Toplanan delillere göre: Boşanmaya yol açan olaylarda; karısını döven ve sadakatsiz davranışları bulunan davacı koca tam kusurludur. Anlaşmalı boşanma (166/3) koşullan da oluşmamıştır.

*Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yaranna boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafin hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olma-
dan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafin dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek ba-şına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK. md. 166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davramşlanndan kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak hükmün boşanma yönü temyiz olunmadığından, bozma nedeni yapılmayarak yanılgıya işaret olunmakla yetinilmiştir.

2- Hükmün temyiz itirazları yönünden incelenmesine gelince;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirir sebeplere ve özellikle davacının delil listesinde gösterdiği tanıkların tamamının dinlenmiş olmasına göre aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

3-  Önceki Medeni Kanunumuzdaki kocanın birliğin reisi olduğu, karısının ve çocuklarının iaşesinin ona ait olduğuna dair hüküm (743 S. TKM.md. 152) 4721 Sayılı yeni Medeni Kanunumuza alınmamıştır. Boşanma davası açılınca hakimin davanın devamı süresince gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına geçimine ilişkin önlemleri re’sen alacağını belirten 169. maddenin de somut olayda uygulama yeri yoktur. Çünkü toplanan delillere göre; tarafların ikisinin de emekli olduğu, gelirlerinin birbirine yakın bulunduğu ayrıca davacının kirada oturduğu halde davalının kira vermeden oğluna ait evde oturduğu anlaşılmaktadır. O halde; tedbir nafakası isteğinin reddi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 08.03.2004 gün ve 2086-2805 s. kararı)

  • TAM KUSURLU EŞİN ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİNE DAYALI BOŞANMA DAVASININ REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ
  • YASAL ŞARTLARIN VARLIĞI HALİNDE DAHA ZİYADE KUSURLU OLMAYAN EŞ LEHİNE TALEP HALİNDE YOKSULLUK NAFAKASI VE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ
  • ANA BAKIM VE ŞEFKATİNE MUHTAÇ MÜŞTEREK ÇOCUĞUN VELAYETİNİN ANNEYE VERİLMESİ GEREKTİĞİ-
  • YARGILAMA GİDERLERİNİN KENDİ ÜZERİNDE BIRAKLIMASINI TALEP EDEN DAVACI LEHİNE YARGILAMA GİDERİNE HÜKMEDİLEMEYECEĞİ

1-Terk nedenine dayalı bir dava bulunmamaktadır. Boşanmaya neden olan olaylarda eşini döven koca tamamen kusurludur.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan,
evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasım talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK. md. 166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykındır.Ancak boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bu yön boşanma ne deni yapılmamış yanılgıya işaret edilmekle yetinilmiştir.

Hükmün velayet, nafaka, tazminatlar ve yargılama giderleri yönünden temyize gelince;

2-   a) Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. maddesi, evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranlarında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarım öngörmüştür. Toplanan debilerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi ( MKmd,4 BK.md.42 ve 44 ) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

b) Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik haklan saldınya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsdmasma sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olaylann kişilik haklanma saldın teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlan, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. 4 BK 42,43,44,49) dikkate alınarak
kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

3-  Davalının yoksulluğa düşüp düşmeyeceği araştırılmadan yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

4-  Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde ana bakım, şefkatine muhtaç 20.12.1999 doğumlu küçük Kaan C’m Türk Medeni Kanununun 182, 336/2 maddeleri uyarınca babanın velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır.

5-  Davacı yargılama sırasında yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakıhnasım istemiştir. Bu beyan dikkate alınmadan yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesi doğru bulunrnamıştır.ÇY. 2. HD’nin 11.03.2004 gün ve 1935-3106 s. karan)

  • AYRILIĞA KARAR VERÎLEBÎLMESÎNÎN ŞARTLARI
  • ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENEYLE BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR

1-   Aynlığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması (TMKmd. 170/3) gerekir. Oysa toplanan delillerden kocanın (davacının) başka bir kadınla ilişkiye girdiği anlaşılmaktadır. Kadından kaynaklanan evlilik birliğini temelinden sarsan maddi bir hadisenin varlığı ispat edilmemiştir.

Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafin hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yarann kalmadığı anlaşılmalıdır. (TMK. md. 166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacımn tutum ve davranışlanndan kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykındır.Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma sebebi sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. (Y. 2. HD’nin 29.12.2004 gün ve 14720- 16121 s. karan)

  • TMK 166/1-2 UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERÎLEBİLMESÎNİN ŞARTLARI-
  • TAMAMEN KUSURLU EŞÎN BOŞANMA TALEBİNİN KABUL EDİLEMEYECEĞİ

1-  Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve özellikle davalı davacı kadının yetkili mahkemeyi doğru olarak göstermediğinin anlaşılmasına göre aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-  Toplanan delillere göre birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı davalı koca tamamen kusurludur. Davalı davacı kadının tepki niteliğindeki sözleri boşanma nedeni olamaz.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde emek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olma-
dan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yarann kalmadığı anlaşılmalıdır. ( TMK m. 166/2 )

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlanndan kaynaklanmış olup, davalıya atlı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 31.05.2006 günve 1831-8559 s. karan)

  • KUSURSUZ EŞ ALEYHİNE EVLİLİK BİRLİĞİNİN ÇEKİLMEZ HAL ALDIĞINDAN BAHİSLE AÇILAN BOŞANMA DAVASININ KABUL EDİLEMEYECEĞİ
  • BU NEDENE DAYALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN AZ DA OLSA DAVALI EŞİN DE EVLİLİK BİRLİĞİNİN ÇEKİLMEZ HAL ALMASINDA KUSURLU OLDUĞUNUN İSPATLANMASI GEREKTİĞİ-
  • DAHA AZ KUSURLU EŞİN DAVAYA KARŞI KOYMASI

Başka kadınla evlilik dışı yaşayan davacı koca tamamen kusurludur. Türk Medeni Kanunu”nun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, bir kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava
hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK. md. 166/2).

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 13.07.2005 gün ve 8991-11157 s. karan)

  • TMK 166/1-2 UYARINCA BOŞANMAYA, TMK 174. UYARINCA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATA KARAR VERİLEBİLMESİNİN ŞARTLARI VE MİKTARLARIN BELİRLENME-
    SİNDE DİKKATE ALINACAK UNSURLAR-
  • BEDENİ, FİKRİ, AHLAKİ GELİŞİMİNE ENGEL OLACAĞI YÖNÜNDE CİDDİ, İNANDIRICI VE DEMEN MEYDANA GELEVEK TEHLİKELERİN VARLIĞI İSPAT EDELEMEDİĞİ
    MÜDDETÇE ANA BAKIM VE ŞEFKATİN MUHTAÇ YAŞTAKİ KÜÇÜĞÜN VELAYETİNİ KULLANMA YETKİSİNİN ANAYA VERİLMESİ GEREKTİĞİ

1- Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma ka-ran verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacının tamklanmn sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma sebebi sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.

2-  Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma karan gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlan yersizdir.

3-  Toplanan delillerden kocanın eşine karşı müessir fiilde bulunduğu ve birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Kadının evlilik birliğini sarsan kusurlu bir davranışı isbat edilmemiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik haklan saldmya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olaylann kişilik haklanna saldın teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, taraflann sosyal ve ekonomik durumlan, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kurallan ( TMK. 4 BK. 42, 43, 44, 49 ) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

4-  Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. maddesi, evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranlarında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O
halde mahkemece, taraflann sosyal ve ekonomik durumlan ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (MK md.4, BK md.42 ve 44) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

5-  Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandıncı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde ana bakım, şefkatine muhtaç 20.08.1999 doğumlu A’nın Türk Medeni Kanununun 182,336/2 maddeleri uyarınca babamn velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 11.11.2004 gün ve 12100-13459 s. karan)

  • BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN DAVACININ ÖLÜMÜ HALİNDE MİRASÇILARININ DAVAYA DEVAM ETMELERİ HALİNDE, DAVAYI TAKİP İRADESİNİN EŞLERİN
    KUSUR ORANINI BELİRLEMEYE İLİŞKİN OLMASI VE BU. YÖNDE TARAFLARIN DELİLLERİNİN TOPLANMASI GEREKTİĞİ

Davacı mirasçılan davayı Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesinde yazık eşlerin kusur nispetinin belirlenmesi yönünden talep edeceklerini beyan etmiş ve delil göstermişlerdir. Bu konuda davalıya da usulüne uygun önel verilmesi, gösterdiği taktirde taraf delillerinin toplanması sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazıl şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Y. 2. HD’nin 11.05.2004 gün ve 3103-6104 s. karan)

  • BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN DAVACININ ÖLÜ- MÜ ÜZERİNE MİRASÇILARININ DAVALININ DAHA ZİYADE KUSURLU OLDUĞUNUN TESPİTİNİ TALEP ETMELERİ HALİNDE BU İSTEMİN KABULÜNE KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAVALININ BOŞANMAYI GEREKTİRECEK AĞIRLIKTA BİR KUSURUNUN VARLIĞININ KANITLANMASI GEREKTİĞİ

Boşanma davası 08.06.2004 tarihinde açılmış, davacı 11.08.2004’te ölmüştür. Bu durumda, evlilik davacının ölümüyle sona ermiştir. Davaya, ölen davacının mirasçısı (ilk eşinden olma oğlu) Ş      , davalının kusurunun tespiti yönünden devam etmiştir. Devam edilen dava boşanma davası değil, boşanmada davalı eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik tespit davasıdır.

(TMK. md. 181/2) Toplanan delillerden; davalının boşanmayı gerektirecek ağırlıkta bir kusurunun varlığı kamtlanamamıştır.

Mahkemece verilen, davanın reddine dair olan karar; yukarıda açıklanan sebeple kusurun tespiti davasının reddine münhasır olmakla davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir. (Y. 2. HD’nin 11.04.2006    gün ve 2005/17867-5233 s. karan)

  • DAHA ÖNCE AÇILAN VE REDLE SONUÇLANIP KESİNLEŞEN BOŞANMA DAVASININ KESİNLEŞME TARİHİNDEN SONRA YASAL ÜÇ YILLIK SÜRE DOLDUKTAN SONRA DAVANIN AÇILMASINDAN VE SÜRE DOLMADAN ÖNCE AÇILAN DİĞER DAVANIN TMK 166/SON MADDESİ UYARINCA AÇILAN BU DAVAYA ÜÇ YILLIK SÜRENİN DOLMASI UNSURU BAIKMINDAN ETKİSİNİN OLMAYACAĞI

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış ise eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. (TMK 166/son md.) Davacının açtığı ilk boşanma davası ret edilip 22.5.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihinden itibaren 3 yıl geçtikten sonra Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayanılarak açılan iş bu davada delillerin toplanarak sonucu uyarınca karar verilme- si gerekirken 3 yıllık süre içerisinde başka bir davamn daha açıldığı gerekçesiyle yazıh şekilde hüküm tesisi doğru değildir. (Y. 2. HD’nin 01.04.2004 gün ve 2944-4139 s. karan)

  • TMK 166/SON UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİNİN ŞARTLARI-
  • DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAVANIN DAYANAĞINI OLUŞTURAN REDDEDİLEN DAVANIN SON DAVA OLMASININ ŞART OLMAYACAĞI

Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için boşanma sebeplerinden herhangi biri ile açılmış ve reddedilmiş olan davada kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç ydm geçmesi ve evlilik birliğinin yeniden kurulamaması yeterlidir. Reddedilen davamn taraflar arasındaki son dava olması koşul değildir. Reddedilen ilk dava 6.5.2000 tarihinde kesinleşmiş olup, bu dava üç yıllık fiili ayrılık süresi sonunda açılmıştır. Evlilik birliği yeniden kurulamadığından davamn kabulü gerekir.Daha sonra açılmış olan davamn kesinleşme tarihine göre
üç yıllık sürenin dolmadığından söz edilerek davamn reddi bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 11.05.2005 gün ve 5633-7727 s. karan)

  • İLK REDDEDİLEN BOŞANMA DAVASININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN SONRA YENİDEN EVLİLİK BİRLİĞİ KURULMADIĞI MÜDDETÇE AÇILAN İKİNCİ DAVANIN TMK 166/SON MADDESİ UYARINCA DAVA AÇILMASINA VE BU DAVANIN KABULÜNE ENGEL TEŞKİL ETMEYECEĞİ

Medeni Kanununun 166/son maddesi; boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu karan kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulmamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceğini hükme bağlamıştır.

Kocanın Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı boşanma davası reddedilmiş 13.9.1999’ da, yine daha sonra Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davada retle sonuçlanmış ve 13.9.2002’de kesinleşmiştir. Toplanan delillerden ilk davanın reddinden sonra eşlerin biraraya gelmedikleri anlaşılmaktadır. Kesinleşen ilk davadan sonra üç yıl geçtikten sonra bu dava açılmıştır. Daha sonra ikinci bir davanın açılmış olması ilk davanın boşanmaya esas alınmasını engellemez. Yasanın aradığı şartlar gerçekleşmiştir. Boşanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 28.09.2004 gün ve 9695-10824 s. karan)

  • TMK 166/1-2 MADDESİ UYARICA BOŞANMAYA KARAR VERÎLEBİLMESİNİN KOŞULLARI

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davadan sonra taraflar barışmış bir süre evlilik birliğini devam ettirmişlerdir. Daha sonra koca davalı kadım evden kovmuştur. Bu durumda davacı koca tamamen kusurludur.

Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yaranna boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasım talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yarann kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK. md. 166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 21.11.2005 gün ve 18374-15937 s. karan)

  • TMK 163. MADDEDE DÜZENLENEN KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ SUÇ İŞLEMEK VEYA HAYSİYETSİZ BİR YAŞAM SÜRMEK MUTLAK DEĞÎL NİSBÎ BOŞANMA SEBEBÎ OLUP, BUNA İLİŞKİN CEZA MAHKEMESİNİN MAHKUMİYET KARARININ TEK BAŞINA BOŞANMA NEDENİ DAYANAĞI YAPILAMAYACAĞI

Dava Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan “ … davalı eşin küçük düşürücü bir suç işlemesi “ sebebine dayanan boşanma isteğine ilişkindir.

Mahkemece kesinleşme şerhli mahkumiyet kararının ibrazı üzerine başkaca delil toplanmaksızm davanın kabulüne ve boşanmaya karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 163. madde gerekçesinde; küçük düşürücü suç ve haysiyetsiz hayat sürmenin nisbi boşanma sebebi haline getirildiği, buna göre ister küçük düşürücü bir suç işlenmiş olsun, ister haysiyetsiz bir hayat sürülmüş olsun boşanmaya hükmetmek için bu durumların diğer eş için birlikte yaşamayı çekilmez hale getirmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır.

Şu halde; suç işleme halinde birliğin diğer eş için çekilmez hal aldığının kanıtlanması gerekir. (Y. 2. HD’nin 01.12.2004 gün ve 13099-14288 s. karan)

  • TMK 166/3 GEREĞİNCE ANLAŞMALI BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ ZORUNLU UNSURLARI
  • TARAFLARIN İBRAZ ETTİKLERİ ANLAŞMA METNİNİN İÇERİĞİ, SADECE PROTOKOLE ATIF YAPILARAK VEYA PROTOKOLÜN TASDİKİNE ŞEKLİNDE KARAR VERİLE- MEYECEĞİ-
  • MAHKEMECE PROTOKOLDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI GEREKTİĞİNE İLİŞKİN ÖNERECEĞİ DÜZENLEMEYİ TARAFLARIN DA KABUL ETMELERİ GEREKTİĞİ

Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlan ile çocuklann durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.

Taraflar 18.5.2004 tarihli son oturumda mahkemeye sundukları 15.5.2004 tarihli protokol uyannca boşanmalarına karar verilmesi istemişlerdir. Mahkemece üçüncü kişileri ilgilendirdiği gerekçesi ile 3.3. ve 3.4. maddelerde belirtilen hususlar dışında protokolün tasdikine karar verilerek, protokolde gösterilen diğer hususlara uygun boşanma hükmü kurulmuştur. Üçüncü kişileri ilgilendirdiğinden bahisle, protokolün 3.3 ve 3.4 maddelerine hükümde yer verilmemesi, protokolde değişiklik yapılması niteliğindedir. Bu konuda tarafların beyanlarının alınması zorunludur. Mahkemece yapılan bu değişiklik hakkında taraflardan bir beyan alınmamış olması nedeniyle Türk Medeni Kanununun 166/3. madde koşulları gerçekleşmediğinden, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 04.10.2004 gün ve 9760-11194 s. karan)

  • TMK 166/1-2 UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİNÎN ŞARTLARI
  • AZ KUSURLU EŞÎN BOŞANMAYA KARŞI ÇIKMASI

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Başka kadınla evlilik dışı yaşayan davacı koca tamamen kusurludur. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, bir kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykm düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykm bir boşanma olgusunu ortaya çıkanr. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafin dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma karan verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yarann kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK. md. 166/2).

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede te melinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacımn tutum ve davranışlanndan kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aylandır. (Y. 2. HD’nin 13.07.2005 gün ve 8991-11157 s. karan)

  • BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN EŞLERİN ŞEKLEN AYNI ÇATI ALTINDA OTURMALARININ BOŞANMAYA KARAR VERİLMESİNE ENGEL TEŞKİL ETMEDİĞİ

Boşanma davası açılmış olmasına rağmen, şu yada bu sebeple eşlerden herhangi biri, müşterek evi henüz terketmemiş olabilir. Önemli olan husus, davaya rağmen ve davadan sonra eşler arasında ortak yaşantının, aile birliğinin amacına uygun olarak çekişmesiz ve sağlıklı bir şekilde devam etmekte olmasıdır. Yoksa ayrı odalarda, birbirleriyle konuşmadan insan ve çevre ilişkilerinden, aile birliğinin olağan gereklerini yerine getirmeden ve nihayet evliliğin önemli amaçlarından birin oluşturan cinsel ilişkiyi sürdürmeden yalnızca ve şeklen aym çatı altında oturmak, evlilik birliğinin sağlıklı bir biçimde yürüdüğü ve çekilebilir olduğu yolunda yorumlanıp değerlendirilemez. Mahkemece yapılacak iş, aynı çatı altındaki yaşamın nitelik ve kapsamı konusunda tarafların delillerini toplamak ve yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. (Y. 2. HD’nin 07.03.1988 gün ve 1366 – 2582 s. karan)

  • NİKAHTAN SONRA EŞLERİN BİRLEŞMEMİŞ OLMASININ BOŞANMA DAVASI AÇILMASINA ENGEL TEŞKİL ETMEYECEĞİ

Nikahtan sonra eşlerin birleşmemiş olmalan, boşanma davası açılmasına engel değildir. Başka bir anlatımla, taraflar birleşmemiş olsalar bile, şartlan bulunduğu takdirde boşanma davası açabilir. Davada, taraflar arasında aile birliğini temelli sarsıntıya uğratacak ve şiddetli geçimsizlik yaratacak bir olayın varlığı iddia ve ispat edilmelidir ki, boşanmaya karar verilebilsin. (Y. 2. HD’nin 27.11.1987 gün ve 8598 – 9447 s. kararı)

Davalı eşin sürekli şekilde davacıya ağir sözlerle saldırması (davacının sadakatsizliği bu durumu değiştirmez) (Y.2.H.D.nin 16.01.2003 gün ve 14269-355 s karan)

  • AFFEDİLEN OLAYLARA DAYANILARAK BOŞANMAYA KARAR VERÎLEMEYECEĞÎ-
  • KİŞİLİK HAKLARINA SALIDIRI TEŞKİL EDEN EYLEM BULUNMADIĞI SÜRECE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLEMEYECEĞİ

Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve taraflan gösterilen hükmün; Dairenin 23.11.2004 gün ve 11125-13776 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Sözü geçen Dairemiz karanmn düzeltilmesi istenilmekle, evrak okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.

1- Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre davacı kocanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme talebi yersizdir.

2-  Koca tarafından 11.12.1992 tarihinde açılan boşanma davası “..davacının başka bir kadınla ilişkisinin olduğu, eşini dövüp hakaret ettiği, davalının kusurlu bir davranışının bulunmadığı anlaşılmıştır… ” gerekçesiyle reddedilmiş karar 12.11.1993 tarihinde kesinleşmiştir.

Kocanın, bu ret kararma dayanarak ret kararının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmesi ve bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığından bahisle 13.12.1996 tarihinde açtığı boşanma davası ise: Yargıtay bozmasma uyularak mahkemece “…ilk boşanma davasının reddinden sonra tarafların biraraya gelip barıştıkları ve evlilik birliğini devam ettirdikleri belirlenmiştir. Türk Kanunu Medenisinin 134/son maddesi koşullan oluşmamıştır…” gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu ret karan da 10.4.2000 tarihinde kesinleşmiştir.

Eldeki temyize konu edilen boşanma davası ise 3.10.2003 tarihinde açılmıştır.

Davalı tanıklarının beyanlarında geçen olayların, ilk boşanma davasından önceye ait olduğu anlaşılmaktadır.

Tarafların ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra bir araya gelip barıştıkları ve evlilik birliğini 3-4 ay kadar devam ettirdikleri, ikinci açılan boşanma davasmda verilen kararla hükmen belirlendiğine göre, biraraya gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması, önceki olayların hoşgörüyle karşılandığım gösterir. Bundan sonra da kocanın kadının kişlik haklarına tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulunmamaktadır. Bu bakımdan kadın lehine manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır.

Kocanın manevi tazminat yönünden karar düzeltme talebinin kabulüne Dairemizin onama kararının manevi tazminata münhasıran kaldırılmasına, hükmün manevi tazminat yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440-442 maddeleri gereğince davacının manevi tazminata ilişkin karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 23.11.2004 gün ve 11125/13776 sayılı onama ilamının bu yöne ilişkin bölümünün kaldırılmasına, hükmün yukarıda 2.bentte gösterilen sebeple manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, davacının sair karar düzeltme sebeplerinin 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, (Y. 2. HD’nin 15.02.2005 gün ve 1024-2071 s. karan)

  • AFFEDİLEN OLAYLARA DAYANILARAK AÇILAN BOŞANMA DAVASININ REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

Davacı tanıklarının beyanlarında geçen olaylardan sonra davacı 27.01.2003 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu şikayet dilekçesinde eşinin eve dönmesini istemiştir. Bu nedenlerle önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Bu nedenle önceki olaylara dayak boşanmaya karar verilemez. (Y. 2. HD’nin 14.02.2005 gün ve 17021-1915 s. karan)

  • SIRF EŞİNİ CEZA TAKİBATINDAN KURTARMAK İÇİN ŞAHSÎ DAVADAN VAZGEÇMENİN BOŞANMA DAVASINDA ŞAHSİ DAVAYA KONU OLAYI AFFETMİŞ OLARAK DEĞERLENDİRİLMEYECEĞİ

Davacı – davalı kocanın davalı – davacı kadım dövdüğü, sabittir. Kadının şahsi davasından vazgeçmesi, eşini cezadan kurtarmaya matuf olup, boşanma davası yönünden eşini affettiği anlamına gelmez. Gerçekleşen bu durum karşısında kadının birleştirilen boşanma davasının da kabulü gerekirken yazılı şekilde red karan verilmesi doğru olmamıştır. (Y. 2. HD’nin 24.02.2005 gön ve 719-2799 s. karan)

  • FERAGATTAN ÖNCEKİ OLAYLARA İSTİNADEN BOŞANMA TALEP EDİLEMEYECEĞİ-
  • ZİYNETLERE KARŞILIK İSTENEN TAZMİNATIN BOŞANMAMININ EKİ OLMADIĞI

1-   Davacı, daha önce açmış olduğu boşanma davasından davalı ile barışmış olmaları nedeniyle 18.03.2003 tarihinde feragat etmiştir. Feragatten sonra tarafların davacının ifadesine göre bir hafta, davalının beyanına göre ise yaklaşık bir ay birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Davalı kadın, 12.05.2003 tarihinde nafaka davası açmış ve mahkemece “… ayn yaşamakta ve nafaka talep etmekte haklı görülerek” lehine nafakaya hükmedilmiştir. Davacı tanıklarının beyanı, feragat tarihinden önceye aittir. Feragatten sonra davalının kusurlu bir davranışı kamtlanamamıştır. Fe-
ragatten önceki olaylar ise artık boşanma sebebi yapılamaz. (HUMK. md. 95 ) Bu bakımdan davanın reddi gerekirken, boşanmaya karar verilmesi
 oğru görülmemiştir.

2-  Davalının maddi tazminat isteği Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamında değildir. Bozdurulup kullanıldığım iddia ettiği ziynetlerine karşılık tazminat talep etmiştir. Bu konuda harcı verilerek usulüne uygun, açılmış bir dava veya karşı dava bulunmadığı gözetilmeden kesin hüküm oluşturacak şekilde red karan verilmesi yasaya aykındır. (Y. 2. HD’nin 11.01.2005 gün ve 14920-242 s. karan.)

  • DAVA DİLEKÇESİNDE BELİRTİLEN AÇIKLAMALARA GÖRE MAHKEMECE HUKUKİ NİTELENDİRME YAPILMASI GEREKTİĞİ-
  • AKIL HASTALIĞI NEDENİYLE AÇILAN BOŞANMA DAVASINDA RESMİ SAĞLIK KURULUNDAN TMK’nın 165. MADDESİNDE BELİRTİLEN UNSURLARI İÇERİR RAPOR ALINMASI GEREKECEĞİ

Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. Davalı kadına vasi tayin edildiği ve davamn da vasi tarafından takip edildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki açıklamalara göre davanın hukuki dayanağı Türk Medeni Kanununun 165. maddesine dayalı akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası olup resmi sağlık kurulu raporu da alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken şiddetli geçimsizlik sebebiyle (TMK. md. 166) boşanmaya karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Y. 2. HD’nin 30.03.2005 gün ve
3217-5084 s. karan)

  • TMK 166/SON MADDEYE DAYALI AÇILAN BOŞANMA DAVASİNİN REDLE SONUÇLANMASININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN SONRAKİ ÜÇ YILLIK SÜRE İÇERİSİNDE YENİDEN EVLİLİK BİRLİĞİNİ KURMALARI HALİNDE ÖNCEKİ OLAYLARI KARŞILIKLI OLARAK AFFETMİŞ SAYILICAKLARINDAN AFFEDİLEN OLAYLARA İSTİNADEN BOŞANMAYA KARAR VERİLMEYECEĞİ

Taraflann ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra bir araya gelip banştıklan ve evlilik birliğini 3-4 ay kadar devam ettirdikleri, ikinci açılan boşanma davasında verilen kararla hükmen belirlendiğine göre, bir araya gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması, önceki olayların hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Bundan sonra da kocanın kadının kişilik haklarına tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulunmamaktadır. Bu bakımdan kadın lehine manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırıdır. (Y. 2. HD’nin 15.02.2005 gün ve 1024-2071 s. karan)

  • TMK 166/SON UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DİĞER ZORUNLU UNSURLARIN YANINDA DAHA ÖNCE AÇILIP REDDEDİLEN BOŞANMANIN REDDİNE İLİŞKİN KARARIN KESİNLEŞMİŞ OLMASI GEREKTİĞİ, AKSİ TAKDİRDE AYRI YAŞAMAYA HAKKI BULUNAN DAVALI EŞ ALEYHİNE AÇILAN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKECEĞİ

Davacının Yığılca Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/124 esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine açtığı boşanma davası 13.3.2003 tarihinde ret edilmiş, ancak bu karar henüz kesinleşmemiştir. Hakkında boşanma davası açılmakla davalı kadın ayn yaşama hakkına sahiptir. Kocanın açtığı ve ret ile sonuçlanan 2002/124 esas sayılı dava kesinleşmediğine göre,Türk Medeni Kanunun 164. maddesi uyarınca davacının ayn yaşama hakkı devam eden davalıya ihtar göndermesi sonuç doğurmaz. Bu yönler nazara alınarak davanın reddi gerekirken boşanma karan verilmesi doğru olmamıştır. (Y. 2. HD’nin 10.02.2005 gün ve 2004/16853-1781 s. karan)

  • TMK 166/SON MADDESİ UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAHA ÖNCE GÖRÜLEN VE REDLE SONUÇLANAN DAVANIN TARAFLAR ARASINDAKİ SON DAVA OLMASININ ŞART OLMADIĞI

Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için boşanma sebeplerinden herhangi biri ile açılmış ve reddedilmiş olan davada kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç yılın geçmesi ve evlilik birliğinin yeniden kurulamaması yeterlidir. Reddedilen davanın taraflar arasındaki son dava olması koşul değildir. Reddedilen ilk dava 6.5.2000 tarihinde kesinleşmiş olup, bu dava üç yıllık fiili ayrılık süresi sonunda açılmıştır. Evlilik birliği yeniden kurulamadığından davanın kabulü gerekir.Daha sonra açılmış olan davanın kesinleşme tarihine göre üç yıllık sürenin dolmadığından söz edilerek davanın reddi bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 11.05.2005 gün ve 5633-7727 s. kararı)

  • TMK 166/SON UYARINCA BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN ÖNCEDEN REDDEDİLEN DAVANIN MUTLAKA TARAFLAR ARASINDAKİ SON DAVA OLMASINA GEREK OLMADIĞI

Türk Medeni Kanununun 166/son maddesi uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için boşanma sebeplerinden herhangi biri ile açılmış ve reddedilmiş olan davada kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç yılın geçmesi ve evlilik birliğinin yeniden kurulamaması yeterlidir. Reddedilen davanın taraflar arasındaki son dava olması koşul değildir. Reddedilen ilk dava 6.5.2000 tarihinde kesinleşmiş olup, bu dava üç yıllık fiili ayrılık süresi sonunda açılmıştır. Evlilik birliği yeniden kurulamadığından davanın kabulü gerekir.Daha sonra açılmış olan davanın kesinleşme tarihine göre
üç yıllık sürenin dolmadığından söz edilerek davanın reddi bozmayı gerektirmiştir. (Y. 2. HD’nin 11.05.2005 gün ve 5633-7727 s. karan)

  • BOŞANMA DAVASINDA DAVACININ ÖLÜMÜ

Mahkemece verilen boşanma hükmü kesinleşmeden, davacı kadın 3.8.2004 tarihinde ölmüş, mirasçısı kusur durumunu tespitini istemiştir. Boşanma hükmü kesinleşmeden davacımn ölmesi sonucu, evlilik birliği ölümle sona erdiğinden, boşanma davasının konusuz kalması nedeniyle “boşanma konusunda karar verilmesine yer olmadığına” ve davacı kadın mirasçısının Türk Medeni Kanunu’nun 181/2. maddeye dayalı isteğiyle ilgili olarak delillerin değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmek üzere, hükmün bozulması gerekmiştir. (Y.2.H.D.nin 15.02.2005 gün ve 2004/ 16235-2095 s. karan)

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.