Boşanma Davasında Avukat Nasıl Bir Yol İzler?

Boşanma Davasında Avukat Nasıl Bir Yol İzler

İncelemiş olduğum olayda TMK 166 ‘’evlilik birliğinin temelden sarsılması’’ hükmü üzerinden boşanma davası dilekçemi hazırlamış bulunmaktayım. Öncelikle olayda Fatma Çelik’in eşi evi haklı sebebi olmadan terk etse de TMK 164 ‘’terk’’ hükmü üzerinden boşanma davası açmak için şartlar gerçekleşmemekle birlikte şartların gerçekleşmesini beklemek müvekkilin yararına olmayacaktır. Şöyle ki;

  • Terk sebepli boşanma davası açmak için belirli sürenin 4. Ayı geçmiş olmalıdır, hâkim bu şartı re’ sen araştıracaktır.( Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2003/4676 K: 2003/7447)
  • Terk sebepli boşanma davasında hâkim tarafından usulüne uygun ihtar yapılması dava şartıdır. ( Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E:2008/2-136 K:2008/12658)

Müvekkil menfaatine olmayan husus ise;

‘’Eve dön’’ ihtarının yapılması bu tarihten önceki olayların affedildiği en azından hoşgörü ile karşılandığı anlamına gelir. Hoşgörü ile karşılanan hadiseden dolayı maddi-manevi tazminat isteminde bulunulamaz, bundan dolayı koca kusurlu sayılmaz. Aşağıda yer verilen Yargıtay kararı da bunu desteklemiştir:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2010/13905 K:2011/14908

‘’ Terk ile evlilik birliğinin temelden sarsılması sebepleri aynı davada birleşemez. Davacı ihtar isteminde bulunmuşsa o güne kadar gerçekleşen olayları hoşgörü ile karşılamış anlamına gelir, ortak hayatın çekilebilir olduğunu kabul etmiş olur.’’

Evlilik birliğinin temelden sarsıldığı üzerinde dayanaklarım konusunda;

Müvekkilim aile içinde şiddet olduğu söylemiş ise de şiddet olaylarına tanık bulunmamaktadır. Toplum yapımızda aile içi olayların dışarıya yansıtılmaması anlaşılır ve çok rastlanır bir durum olsa da TMK madde 6 ‘ da açıkça ‘’ Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.’’ Bu nedenle dilekçemi yazarken müvekkilimin ifade ettiği şiddet olaylarına değinmemiş bulunmaktayım.

Olayımızda müvekkilim ve eşi arasında evlendikleri ilk günden beri süre gelen anlaşmazlıklar vardır. Müvekkilimin eşinin evi terk etmesi ve 40 gündür evde olmaması müvekkilimin bu iddiasını doğrular niteliktedir. Ayrıca aile içi ihtiyaçlara müvekkilimin eşinin katılmadığı ihtiyaçların müvekkilimin ailesi tarafından karşılandığı dikkate alınmalıdır. Zira TMK madde 185 eşlerin birlikte yaşamalarını hem hak hem yükümlülük olarak düzenlemiştir.

 Eşler ayrıca TMK 186’ya göre birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlığı ile katılmalıdır. Yargıtay 21.07.2008 tarihli E: 2008/678 K: 2008/898 kararı ile ekonomik şiddete dayalı boşanma davasına örnek karar vermiştir. Yargıtay bu kararında ekonomik şiddeti’’ zorunlu ihtiyaçların şartlar el verdiği halde karşılanmaması’’  biçiminde tarif etmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E:2002/1608 K:7160 kararında davalı eşin evine bakmamasını ekonomik şiddet olarak değerlendirmiş, davacıyı boşanma davası açmakta haklı bulmuştur.

Tüm bunlar dikkate alındığında ortak hayatı temelinden sarsan ve birliğin devamına imkân vermeyen bir geçimsizlik mevcuttur.

Müvekkilimin talepleri ve hakları konusunda:

VELAYET

Müvekkilimin biri 1 yaşında biri 14 yaşında olmak üzere 2 çocuğu vardır. Velayetin kime verileceği konusunda dikkate alınan hususlar olarak; çocuğun çıkarlarının hangi tarafta daha iyi korunacağı, çocuğun yaşı (0-3 yaş grubu anne bakımı ve şefkatine muhtaç kabul edilmiştir), çocuğun hangi tarafta düzenli ve sağlıklı yaşam şartlarında olacağı, çocuğun hangi tarafa duygusal anlamda daha bağlı ve hangi tarafta kardeşlerinden ayrılmayacağıdır.

Müvekkilimin 1 yaşındaki çocuğunun yukarıda sayılan hususlar doğrultusunda anneye verilmesini talep etmiş bulunmaktayım. Zira Yargıtay istikrarlı olarak verdiği kararlarda annenin çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı ispat edilmedikçe bu yaşlardaki çocuğun anne şefkati ve bakımına muhtaç olduğunu kıstasında çocuğun velayetini anneye vermiştir. ( Yargıtay 2. Hukuk dairesi E: 2014/6840 K:2014/19033, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/1493 K:2016/1077)

Müvekkilimin 14 yaşında olan diğer çocuğu için;

12 yaş üzeri dönemlerde, çocukların belli olgunluğa eriştikleri ve kendilerini ifade edebilecekleri düşünülmektedir. Hâkim bu durumlarda çocukları dinleyerek velayeti tayin edebilir. Ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. Maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. Maddesi; ifade kabiliyeti gelişmiş çocukların velayetine karar verilmeden önce çocukların dinlenilmesi gerektiğini kabul etmiştir. ( Yargıtay 2. Hukuk dairesi E: 2003/2-513 K:2003/ 521, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2011/884 K:2012/197, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E:2017/3059 K:2017/7002)

Ayrıca velayet verilecek taraf çocukların gelişimi ve eğitimi ile ilgilenebilecek durumda olmalıdır. Yargıtay’ın 2003/114 esaslı kararında bu hususu şöyle desteklemiştir; çocukların velayetini elinde bulunduran baba gece çalışması nedeniyle çocuklara yeterli ilgi gösterememiştir bunun neticesinde çocukların velayeti babadan alınmıştır.

Olayımızda müvekkilimin eşinin kamyon şoförü olması nedenli, şehir dışına çıkacak olması, gecede çalışması dikkate alındığında çocukların velayeti anneye verilmelidir.

Hukuk Genel Kurulu E: 2012/ 794, K:2013/ 310 kararında velayetin verilmesinde dikkate alınacak hususları belirtirken çocuğun cinsiyetinin de dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Olayımızda 2 çocuğunda kız olması nedenli gelişimler sırasında annenin yanında olmaları çocukların menfaati açısından önemlidir.

AİLE KONUTU

TMK madde 194’ göre eşlerin birlikte oturup, yaşamlarını ikame ettikleri ev aile konutudur. Bu durumda tapuda malik olan eş diğer eşin rızası olmadan tasarruf işlemi yapamaz. Ancak taşınmaz üzerinde bu haktan yararlanmak için taşınmaz üzerine tapuda aile konutu şerhi koyulması gerekir. Bu işlemi malik olmayan eş gerekli evraklarla tapu müdürlüğüne başvurarak yapabileceği gibi boşanma davası sırasında mahkemeden talep edebilir. Ancak şerhin mahkemeden talep edilmesi durumunda bu işlemin zaman alması nedenli hak kayıpları yaşamamak adına müzekkerelerin elden takibi gereklidir.

Bu açıklamalar kapsamında mahkemeden tapuya şerh koyulmasını talep etmiş bulunmaktayım.

MADDİ-MANEVİ TAZMİNAT

Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları ile kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaati dikkate alındığında TMK 174 uyarınca hakkaniyete uygun maddi ve mani tazminata hüküm verilir. Dilekçemde TMK 174’e dayanarak maddi ve manevi tazminat talep etmiş bulunmaktayım.

ZİYNET EŞYALARI

Müvekkilimizin düğünde takılan ziynet eşyaları ile otomobil satın alınmıştır. Müvekkilimin altınların bedeli talebi doğrultusunda;

Düğünde takılan ziynet eşyaları ve takılar kadına ait olup onun kişisel eşyasıdır.( Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/4634E, 2017/9893K)

Düğünde takılan ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı doğrultusunda bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca iadeden kurtulur. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E: 2017/11837 K: 2017/7065) Ancak TMK madde 6 kapsamında karşı taraf altınların kadının onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığını kanıtlamakla mükelleftir. Bu doğrultuda müvekkilim için altınları talep etmemde bir sakınca yoktur.

MÜVEKKİLİMİN ÇEKİLİŞTE KAZANDIĞI MOTOR

Şans oyunları, çekilişler, loto gibi şans üzerinde kazanılanların kişisel mal kabul edildiği doktrinde hâkim görüştür.

Ömer Uğur Gençcan; talih oyunlarından kazanılan para ya da malın eşin talihine dayalı hiçbir emek verilmeden kazanılmasından dolayı TMK 220/2 hükmünce kişisel mal olduğu kanaatindedir.

Doktrinde bu tarz şans oyunları ve çekilişlerde katılım için verilen paranın edinilmiş mallardan karşılanması durumunda sonuçta kazanılan mal veya paranın da edilmiş mal sayılacağı görüşü de vardır. Ancak olayımızda evin ihtiyaçlarına dahi kocanın katılmadığı göz önüne alındığında, çekiliş bedelinin karşılanmasında edinilmiş mallardan bir harcama bulunmamaktadır.

NAFAKA

Ev hanımı dolayısı ile yoksulluğa düşecek olan müvekkilime TMK 175 hükmünce yoksulluk nafakası, çocukların velayetinin müvekkilime verilmesi durumunda TMK 182 hükmünce iştirak nafakasına çevrilmek üzere dilekçemde nafaka talep etmiş bulunmaktayım.

BOŞANMA DAVASINDA MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASININ TEFRİK EDİLMEK ÜZERE TALEP EDİLMESİ:

Mal rejiminin tasfiyesinden doğan dava ve talepler boşanmanın fer’i niteliğinde olmayıp uygulamada boşanmada talep edilmesi halinde tefrik edilerek, bekletici mesele yapılmaktadır. Bu konudaki içtihatlar oturmuş olup örneğin:

Yargıtay 2. Hukuk dairesinin E:2005/1208 K:2008/4267 ve 17.03.2005 tarihli kararında:

 “Davacı-davalı kadının istediği eşya, borsa hesabı, mal rejimi nedeniyle binadan alacak, araca katkı bedeli ile ilgili istem, boşanmanın eki niteliğinde olmayıp, bu istemler ancak boşanma davası ile ilgili hüküm kesinleşip tasfiye gündeme geldiğinde karara bağlanabilir.

Bu nedenle bu konudaki dava ve istemler tefrik edilerek boşanma ile ilgili davanın bekletici mesele yapılması ve sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.” denilmektedir.

Ayrıca Yargıtay 8. Hukuk dairesi E: 2009/2870 K:2009/5842 ve 07.12.2009 tarihinde verdiği kararda ‘’katılma alacağı için iddia ve savunmalarının ayrıca dinlenmeleri ve detaylı bilgilerine başvurulması gerektiğini belirtmiştir. Tarafların varsa iddia ve savunmalarını kanıtlamaları için kendilerine ayrıca süre ve imkân tanınmasını tefrik edilen davada bu yönden ayrıca kendilerine süre ve imkân tanınmamasının savunma hakkının kısıtlanması anlamına geldiğini belirtmiştir. (1982 Anayasası m.36)

EVİN MÜVEKKİLİM ÜZERİNE TESCİLİ

Mal rejiminin tasfiyesi davaları alacak davaları olup, kural olarak bu tür davalarda ayni talepte bulunulamaz. Mal rejiminin tasfiyesi neticesinde ortaya çıkan alacak “katılma alacağı” olup, katılma alacağı kanundan doğan bir alacak hakkıdır.

Tasfiyede ayni talepte bulunulamaz kuralının bir istisnası TMK madde 226/II hükmüdür. Buna göre tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.