Boşanma Davası Sürerken Çocuğun Durumu(Çocuk Hakkında Tedbirler)

Boşanma Davası Sürerken Çocuk Hakkında Alınacak Tedbirlerr

Boşanma Davası Sürerken Çocuk Hakkında Alınacak Tedbirler

TMK-m. 169’da boşanma davası açıldığında hakimin re sen çocuğun bakımı ve korunması için gerekli olan tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Burada, hakimin alabileceği tedbirler sınırlı olarak belirtilmiş değildir.

Hakim, duruma ve şartlara göre çocuğun bakımı ve korunması için hangi tedbirleri alması gerektiğini değerlendirmelidir ve bunu yaparken çocuğun yararı ve güvenliği ilkelerini de gözetmelidir. Bu noktada, boşanma davası sırasında TMK-m. 169 uyarınca alınan geçici tedbirlerin HMK anlamında ihtiyatî tedbir sayılıp sayılamayacaklarına da değinmek gerekmektedir. Yargıtay, TMK-m.169 kapsamında alınan tedbirleri ihtiyati tedbir olarak görmemektedir.

Hakim, TMK-m.169 kapsamındaki geçici tedbirlere resen karar verebilirken, ihtiyati tedbirlere HMK-m.390 uyarınca talep üzerine karar verebilmektedir. Ayrıca, HMK-m.394 uyarınca ihtiyatî tedbir kararına karşı itiraz yolu açıkken; TMK-m.169 kapsamında alınan geçici tedbirlere karşı itiraz yolu öngörülmemiştir. Yine HMK-m.395 uyarınca teminat karşılığında ihtiyati tedbirlerin değiştirilmesi ya da kaldırılması mümkünken; TMK-m.169 uyarınca alınan geçici tedbirlerin teminat karşılığı değiştirilmesi veya kaldırılması söz konusu değildir.

Hakimin alacağı bu geçici tedbirler, boşanma kararının kesinleşmesine dek devam edecektir. Hakim gerekli görürse, karar kesinleşene dek almış olduğu tedbirlerde değişiklikler yapabilecektir. TMK-m.l69’da “davanın devamı süresince” gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiş olmakla beraber, anılan maddede tedbirlerin başlangıç anı hakkında bir hüküm bulunmamaktadır. Bu noktada, alınan tedbirlerin dava tarihinden itibaren mi yoksa ara karar tarihinden itibaren mi sonuç doğuracağı sorusu akla gelmektedir. Uygulamada tedbir nafakası hariç diğer tedbirlerin, ara karar tarihinden itibaren sonuç doğurdukları görülmektedir.

Bu durum yerindedir; zira tedbir nafakası dışındaki tedbirler nitelikleri gereği dava tarihinden itibaren sonuç doğuramazlar. Örneğin kişisel ilişkiyi düşündüğümüzde, dava açıldıktan bir süre sonra hakimin, çocuk ve çocuğun kendisine bırakılmadığı ebeveyni arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verdiğini düşünelim. Bu durumda dava tarihinden ara karar tarihine dek olan süreç artık geçmişte kalmıştır ve bu süreç için kişisel ilişki kurulması imkansızdır.

Tedbir nafakasına ilişkin karar ise ileride de değinileceği üzere, dava tarihinden itibaren sonuç doğurur. Değinilmesi gereken başka bir husus, eşlerin, çocukların bakımı ve korunması açısından alınacak tedbirler konusunda anlaşmış olmalarıdır. Bu durumda eşler arasındaki bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için hakimin, TMK-m. 184/f. 1/b.5 uyarınca bunu onaylaması gerekir. Hakim, anlaşmayı çocuğun yararı ve güvenliği ilkeleri çerçevesinde inceler ve anlaşmayı onaylayıp onaylamayacağına buna göre karar verir.

Eşlerin, çocukların bakımı ve korunması açısından alınacak tedbirler konusunda anlaşmış olmalarının, hâkimin geçici tedbirler bakımından takdir yetkisini sınırlamayacağı aşikardır; zira hakim onay vermedikçe bu anlaşma geçerli olmayacaktır. TMK-m. 169 kapsamında alınabilecek tedbirler sınırlı sayıda olmayıp hakim tarafından somut duruma göre belirlenecek olmakla beraber, genel olarak hakimin bir boşanma davası sırasında çocuklar yönünden hangi tedbirleri alabileceği hususu da irdelenmek durumundadır.

Hakimin, dava sırasında çocuğun hangi eşin yanında kalacağını, diğer eşin çocuğun bakımına ne şekilde katkıda bulunacağını ve bu eşle çocuk arasındaki kişisel ilişkileri düzenlemesi gerekecektir.

Boşanma Davası Süresince Çocuğun Barınması

Boşanma davası açıldığında, TMK-m.197 uyarınca eşler için ayrı yaşama hakkı doğar. Bu durumda çocukların hangi eşin yanında kalacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Hakim, dava sürecinde çocukların hangi eşin yanında kalacağını belirlerken çocuğu;

  1. Hangi eşin daha iyi koruyabileceğini değerlendirmeli,
  2. Çocuğun yaşam şartlarını olabildiğince korumaya çalışmalı,
  3. Ayrıca çocuğun yaşantısını sürdürdüğü çevrenin değiştirilmemesine gayret etmelidir.

Çocuğun yararı ve güvenliği gerektiriyorsa hakim, çocuğun eşlerden birinin yanında değil de başka bir yerde, örneğin çocuk sığınma evlerinde himaye altına alınarak barınması ve bakımına karar verebilmelidir. Her ne kadar normal gelişim sürecinde çocukların, anne ve baba ile kalmaları en sağlıklı seçenek olsa da somut durumda bu, çocuğun yararı ve güvenliği için tehlike arz ediyor olabilir. Bu düşünce, çocuğun korunması ile ilgili olan TMK-m.346 uyarınca hakimin, çocuğun korunması için uygun tedbirleri alabilmesine ilişkin hükümle de uyumludur. Nitekim TMK-m.347 de belli şartlar altında da olsa hakime açıkça bu yetkiyi vermektedir.

Hakim, çocuğun görüş ve isteklerini de dikkate almalı ve onun psikolojik ve fiziksel gelişimi için duruma göre en uygun olan kararı vermelidir.

Çocuğun Dava Süresince Tedbiren Velayeti

Hâkimin TMK-m.169 kapsamında geçici bir tedbir olarak velayeti düzenleyip düzenleyemeyeceği tartışmalıdır. Doktrinde bir görüş, velayetin boşanma kararının bir sonucu olarak düzenleneceğini ve hâkimin, TMK-m.l69’ne dayanarak geçici bir tedbir olarak velayeti düzenleyemeyeceğini savunmaktadır .

Hâkim, somut durumu ve şartları değerlendirerek, çocuğun yararı ve güvenliği gerektiriyorsa yargılama sürecinde, çocukların velayetini eşlerden birine bırakabilecektir. Uygulama da bu yöndedir. Yargıtay da velayetin tedbiren düzenlenebileceğini kabul etmektedir.

Çocuğun barınması ve korunması bakımından eşlerden birine bırakılmasının velayeti de kendiliğinden bu eşe geçirip geçirmeyeceğine de değinmek gerekmektedir. Bu husus doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre, çocuğun barınma ve korunma amaçlı olarak eşlerden birine bırakılmış olması, velayetin de bu eşe geçtiği anlamına gelir ve diğer eş velayetten mahrum kalır. Diğer bir görüş ise bunun aksini ileri sürerek, velayetin bu şekilde geçemeyeceğini ifade etmektedir. Ancak bunun yanında, çocuğun eşlerden birine bırakılmasının, fiilen diğer eşin velayet hakkını sınırlayacağı da belirtilmektedir.

Aslında olması gereken; hakim geçici tedbirlere ilişkin olarak karar verirken, çocuğun velayeti hususunu ayrıca düzenlememişse, her iki eşin de velayet hakkı devam eder.

Çocuğun barınması ve korunması için eşlerden birinin yanına bırakılmasına ilişkin geçici tedbir kararı kendiliğinden velayeti de bu eşe geçirmiş olmaz. Velayetin de bu eşe geçtiğini söyleyebilmek için bunun ayrıca ve açıkça belirtilmesi gerekir.

Zira henüz boşanmamış oldukları için eşler, TMK- m.336/f.l uyarınca velayete birlikte sahip olmaya devam etmektedirler. Bu nedenle hakimin açık hükmü olmadıkça eşlerin çocuk üzerindeki ortak velayeti devam edecektir. Dava sürecinde hakimin TMK-m. 169 uyarınca, anne ve babadan velayeti kaldırıp kaldıramayacağı ve bunun sonucu olarak çocuğa vasi tayin edip edemeyeceği hususunun da açıklanması gerekmektedir.

Doktrinde hakimin, TMK-m.169 uyarınca anne ve babadan velayeti kaldırarak çocuğa vasi tayin etme yetkisinin bulunmadığı; ancak TMK-m.348’deki şartlar gerçekleşirse çocuğa vasi tayin edebileceği belirtilmektedir. TMK-m.169 uyarınca hakimin velayetle ilgili gerekli gördüğü tüm düzenlemeleri yapabileceğini ileri sürenler de vardır.

Bir başka görüşe göre, çocuğa vasi tayin edilmesi için velayetin kaldırılması şartlarının oluşmuş olması aranmamalıdır. Anne ve babadan velayetin kaldırılması, çocuğun vesayet altına alınmasını gerektiren hallerden biridir; ancak bu durum, çocuğa vasi tayin edilmesinin bir şartı değildir. Bu ayrımı yaptıktan sonra, hakimin, TMK-m.169 uyarınca anne ve babadan velayeti kaldırması ve bunun sonucu olarak çocuğa vasi tayin etmesi mümkün müdür sorusunu cevaplamamız gerekmektedir. Benimsediğimiz görüş uyarınca hakim, TMK-m.169 kapsamında velayeti de düzenleyebilecektir. Ancak anne ve babadan velayetin kaldırılabilmesi için TMK-m.348’deki şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Yoksa tek başına TMK-m. 169’un hakime bu yetkiyi vermesi söz konusu olmayacaktır. Zira kanun koyucu, velayetin kaldırılmasını ayrıca düzenleyerek bunun için gerekli şartları belirlemiştir. Bu sebeple hâkim ancak, TMK-m.348 uyarınca gerekli
şartlar oluşmuşsa, yargılama sürecinde anne ve babadan velayeti kaldırabilecektir. Ayrıca anne ve babanın her ikisinden de velayetin kaldırılabilmesi için, TMK-m.348’deki şartların hem anne hem de baba bakımından gerçekleşmiş olması gerekir.

Velayetin hem anneden hem de babadan kaldırılması durumunda, TMK-m.348/f.2 uyarınca çocuğa vasi tayin edilmesi gerekecektir. Bu noktada belirtilmelidir ki aile mahkemesinin, çocuğun vesayet altına alınmasına karar vermesinden sonra, sulh hukuk mahkemesine bildirimde bulunarak çocuğa vasi tayin edilmesini istemesi gerekecektir.

Çocuğa Ait Malların Dava Sürecinde Yönetimi

Çocuğun barınması ve korunması için eşlerden birine bırakılmasının, velayeti kendiliğinden bu eşe geçirmediği görüşünü benimsediğimiz için, kanımızca çocuk mallarının yönetimi hakkı da kendiliğinden bu eşe geçmiş olmaz. Zira çocuk mallarının yönetimi TMK-m.352/f.l uyarınca velayete bağlı bir haktır. Bu durumda velayet için hakim ayrıca bir düzenleme yapmadıkça her iki eş de yönetim hakkına, yargılama süresince sahip olacak; ancak hakim geçici tedbir olarak velayeti eşlerden birine bıraktıysa yönetim hakkı da bu eşe ait olacaktır.

Çocuk mallarının yönetimi için kayyım atanıp atanamayacağı da cevaplanması gereken bir sorudur. TMK-m.361/f.l de çocuk mallarına yönelik tehlike başka şekilde bertaraf edilemiyorsa hakime, malların yönetimini kayyıma bırakma imkanı vermiştir. Bu hüküm de dikkate alındığında, çocuğun yararının da bunu gerektirmesi halinde hakim, geçici bir tedbir olarak çocuk mallarının yönetimini kayyıma bırakma imkanına sahip olmalıdır.

Dava Sürecinde Çocukla Kişisel İlişki Kurulması

Çocuk, geçici tedbir olarak barınması ve korunması bakımından eşlerden birine bırakıldığında, diğer eşin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı gündeme gelir. Bu noktada hakimin, boşanma veya ayrılığa hükmederken dikkate alacağı TMK-m. 182/f.l’i burada da uygulaması gerekecektir. Yani hakimin, kişisel ilişkilerin düzenlenmesi bakımından, anne ve babayı ve çocuğun vesayet altına alınmış olması durumunda vasi ve vesayet makamını dinleyerek görüşlerini alması gerekmektedir.

Kişisel ilişkilerin düzenlenmesi bakımından çocuğun da dinlenmesi gerekir. Çocuğun yararı ilkesi de bunu gerektirir. Nitekim TMK-m. 182-f.2’de kişisel ilişkilerin düzenlenmesinde çocuğun yararının göz önünde tutulacağı belirtilmiştir.

Hakimin, çocuğun bırakılmadığı eş ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasını sınırlama yetkisi var mıdır? Bu hususta Yargıtay uygulamasına bakıldığında, çocuğun yararının annelik ve babalık duygularından üstün tutulduğu anlaşılmaktadır.

TMK-m.169 uyarınca hakimin alabileceği tedbirler sınırlandırılmış olmadığından ve önemli olan çocuğun yararı olduğundan, çocuğun kendisine bırakılmadığı taraf ile çocuğun kişisel ilişki kurması, çocuğun yararını tehlikeye düşürebilecek ise hakim, kişisel ilişki kurulmasını sınırlayabilmelidir. Hatta durum ve şartlar gerektiriyorsa hakim, dava sürecinde kişisel ilişki kurulmamasına da karar verebilmelidir. Hakimin böyle bir karar verebilmesi için, somut durumu iyi bir şekilde tahlil etmesi ve çocuğun görüşlerini de dikkate alması gerekmektedir.

Çocuğun aile içi şiddete maruz kalması söz konusu olduğunda ise hakimin kişisel ilişki kurulmasını sınırlaması ve hatta tamamen kaldırması için bir engel bulunmamaktadır. Zira 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (AKHK)’un 5.maddesinin birinci fıkrasının ç bendinde, anne veya babası tarafından şiddete maruz bırakılan çocuk ile şiddet uygulayan anne veya baba arasında kişisel ilişki kurulmasının bir refakatçi bulundurulması suretiyle gerçekleştirilmesine veya kişisel ilişki kurulmasının sınırlanmasına yahut tamamen kaldırılmasına olanak tanımaktadır.

Son olarak, çocuğun bırakılmadığı taraf ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına dair geçici tedbir kararının verilmesinin ardından ilgili ebeveynin ölümü durumunda, ölümle beraber bu kişinin çocukla kişisel ilişki kurma hakkı da sona erecektir.

Dava Sürecinde Çocuğa Tedbir Nafakası

Eşlerin, yargılama sürecinde çocukların geçimine ne oranda katılacakları da hakimin düzenlemesi gereken hususlardan biridir. TMK- m.l85/f.2 ve TMK-m.327/f.1 uyarınca esasen her iki eş de çocukların bakımı ve geçiminden sorumludur. Ancak çocuk, taraflardan birine bırakıldığında, çocuğun kendisine bırakıldığı eş, fiilen çocuğun bakımını ve geçimini de sağlamak durumunda olacağından, diğer eşin de buna katılması gerekecek, yani nafaka ödeme yükümlüğü söz konusu olacaktır.

Dava sürecinde, çocuğun kendisine bırakılmadığı eşten velayetin kaldırılmış olması ise bu yükümlülüğü sona erdirmeyecektir; zira TMK- m.350/f.l’de belirtildiği üzere velayet kaldırılsa dahi anne ve babanın, çocuğun bakım ve eğitim masraflarını karşılama yükümlülükleri devam edecektir.

Ancak bunun tedbir nafakası olarak değerlendirmesi gerektiğini; zira bu nafakaya dava sürecinde bir tedbir olarak hükmedildiğini belirtenler de bulunmaktadır. Uygulamada da bu nafakanın tedbir nafakası olarak nitelendirildiği görülmektedir. Dava sonucunda çocuk için hükmedilen nafakaya ise iştirak nafakası denir.

Hâkimin, vereceği kararda, eş ve çocuk için hükmedilen tedbir nafakalarını ayrı ayrı göstermesi gerekmektedir.

Tedbir Nafakasının Miktarı

Tedbir nafakasına hakim tarafından TMK- m.l69’a dayanılarak resen karar verildiğinden, boşanma davalarında hükmedilen tedbir nafakaları doğrudan kanundan doğan borç niteliği taşımaktadır.
Bir diğer önemli husus, hakimin tedbir nafakasının miktarını belirlerken hangi ölçütleri göz önünde tutacağıdır. Burada TMK-m.330/f.l  yol gösterici bir hükümdür. Bu hükümden yola çıkılarak denebilir ki hâkim;

  1. Çocuğun yaşını ve gereksinimlerini,
  2. Nafaka yükümlüsü ebeveynin yaşam şartlarını,
  3. Maddi ve sosyal durumunu, bir işte çalışıp çalışmadığını dikkate alacaktır,
  4. Çocuğun evlilik sürecindeki yaşam kalitesinin bozulmamasına özen gösterecektir.
  5. Nafaka yükümlüsünün doğrudan gelirlerinin yanı sıra malvarlığı gelirleri de dikkate alınır.
  6. Çocuk sayısı birden fazla ise her çocuk için ayrı bir değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.
  7. TMK-m.330/f.l’de de belirtildiği üzere, varsa çocuğun geliri de nafaka miktarının belirlenmesinde değerlendirmeye alınacaktır.

Nafaka yükümlüsü eşin hiçbir geliri veya serveti yoksa ve çalışması da kendi kusuru olmaksızın mümkün değilse, bu durumda nafakaya hükmedilmemesi uygun olur. Bu noktada belirtilmelidir ki hakim, tedbir nafakası için talep edilen miktarla bağlı değildir.

Taraflar, yabancı para üzerinden nafakaya hükmedilmesi hususunda anlaşmış olmadıkça, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 99.maddesinin 1.fıkrası uyarınca konusu para olan borcun ülke parası ile ödenmesi gerektiği için tedbir nafakasına Türk Lirası üzerinden hükmolunur.

Tedbir Nafakası Ne Zaman Verilir?

Çocuk için nafakaya resen hükmedildiğinden nafakanın başlangıcı, dava tarihi olarak belirlenmelidir; yargılama sürecinde doğan çocuklar içinse doğum tarihi esas alınmalıdır.

Çocuğun yargılama sırasında nafaka borçlusunun yanında kaldığı süre de çocuk için hükmedilecek tedbir nafakası belirlenirken dikkate alınacak ve bu süre için nafakaya hükmedilmeyecektir .

Tedbir Nafakası Ne Zaman Sona Erer?

Tedbir nafakası, boşanma davası sonucunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar işleyecektir; ancak çocuk, yargılama sürecinde erginliğini kazanırsa, nafaka, bu tarihte sona erecektir.

Ergin olmasına rağmen eğitimi devam eden kişi ise TMK-m.328/f.2 veya TMK-m.364/f.l’e dayanarak anne ve babasından nafaka talebinde bulunabilecektir. Bu talebin ayrı bir dava açılarak ileri sürülmesi gerekir; zira erginliğini kazanan kişi artık çocuk sayılamayacağından, boşanma davası kapsamında bu kişiye ilişkin düzenleme yapılması söz konusu değildir.

Çocuğun yargılama sırasında ölmesi halinde ise dava tarihinden çocuğun vefat ettiği tarihe kadar olan süre için tedbir nafakasına hükmolunur.

Tedbir Nafakası Nasıl Ödenir?

TMK’da geçici bir tedbir nafakasının ödenme şekli ile ilgili özel bir hüküm yoktur. Tedbir nafakasının ödenme biçimini hakim takdir edecektir. Hakimin, nafakanın aylık yahut toptan ödenip ödenmeyeceğini, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunu göz önüne alarak belirlemesi gerekir.

Anne Çocuğun Nafakasından Vazgeçebilir Mi?

Anne veya babanın çocuk için ödenecek nafakadan vazgeçmesi mümkün müdür? Nafaka kişiye sıkı suretle bağlı bir hak olduğundan, anne veya babanın çocuk için hükmedilen nafakadan vazgeçmesi geçerli sayılmamalıdır. Ancak uygulamada durumun böyle olmadığı, çocuğun kendisine bırakıldığı ebeveynin, çocuk adına nafakadan vazgeçmesinin, mahkemelerce geçerli sayılabildiği görülmektedir.

Tedbir Nafakasının Azaltılması veya Arttırılması

Sosyal ve ekonomik durumlarında değişiklikler meydana gelmesi halinde taraflar, tedbir nafakasının miktarının arttırılması yahut azaltılmasını talep edebileceklerdir. Taraflar bu taleplerini bir dava ile ileri sürecek ve bu davayı boşanma veya ayrılık davasını yürüten hakim karara bağlayacaktır. Hakimin vereceği karar, dava tarihi itibariyle geçerli olacaktır.

Tedbir Nafakasına Ne Zamandan İtibaren Faiz İşletilir?

Nafaka için faize resen karar verilmez, faizin talep edilmesi gerekir. Dava tarihinde nafakaya ilişkin bir karar olmadığından ortada muaccel bir nafaka alacağı da yoktur ve bu nedenle dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi uygun değildir. Tedbir nafakası için ara karar tarihinden itibaren faiz işletilir.

Tedbir Nafakasının Zamanaşımı

TBK-m.146 uyarınca aksine hüküm yoksa her alacak için zamanaşımı süresi 10 yıl olduğundan, tedbir nafakası için de aksine bir hüküm bulunmadığından, nafakanın 10 yıllık zamanaşımı söz konusu olur.

TBK-m. 149/f.l uyarınca zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olmasından itibaren işler. Nafaka alacağının tahsili için icra takibi başlatılırsa, TBK-m.154 uyarınca zamanaşımı süresi kesilecektir ve borç, bir mahkeme kararına bağlı olduğundan , TBK-m.l56/f.2 uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi işleyecektir. Bu durumda, takip tarihinden geriye doğru 10 yıl önceki nafaka alacakları zamanaşımına uğramış olacaktır.

Tedbir Nafakası Kendiliğinden Yoksulluk Nafakasına Dönüşür Mü?

Bu konuda Yargıtay tedbir nafakasının kendiliğinden iştirak nafakasına dönüşmeyeceğini söylemektedir.

Çocuk Hakkında Alınabilecek Diğer Tedbirler

TMK-m.169’daki tedbirler sınırlayıcı değildir. Bu nedenle hakim, somut duruma göre çocuğun yararı ve güvenliğinin gerektirmiş olduğu başkaca tedbirler de alabilecektir. Hakimin bu yetkisi doğrudan doğruya kanundan doğmaktadır. Hâkim boşanma davası sürerken çocuğun korunması için gerekli görürse, diğer mevzuatlarda yer alan düzenlemelere, önleyici ve destekleyici tedbirlerin alınmasına karar verebilir.

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
    Generic placeholder image
    Avukat Saim İncekaş
    Avukat Saim İncekaş Avukatlık Ofisi'nde kurucu avukat.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Uyarı: Sağ tıklamak için üye olabilirsiniz !! Üye olabilmek için tarafımızdan referans kodu almanız gerekmektedir.