Boşanma Davası İstinaf Dilekçesi

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’NE

Sunulmak Üzere,

ADANA 3. AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO:

İSTİNAF KANUN YOLUNA

BAŞVURAN

DAVALI/K. DAVACI:

VEKİLİ:

ADRES:

DAVACI/K. DAVALI:

VEKİLİ:

ADRES:

TALEBİN KONUSU : ADANA 3. AİLE MAHKEMESİNİN sayılı kararının  Hukuka ve usule tamamen aykırı olması sebebi ile istinaf incelemesi isteminden ibarettir.

BAŞVURU SEBEPLERİ VE GEREKÇESİ:

DAVANIN ÖZETİ:

Müvekkil ile davacı/k.davalı X tarihinde severek  evlenmişlerdir. Bu evliliklerinden müşterek çocukları bulunmamaktadır.

Evliliğin kutsal bir kurum olması nedeniyle ve müvekkilin evlilikten çok şey beklemesi karşısında davacı/k.davalı ağustos X’den itibaren müvekkilden uzaklaşmaya başlamış, hatta ağustos ayının son günlerinde müvekkilimi müşterek konutlarının bulunduğu Kayseri den Konya ya getirerek müvekkilimi burada bırakarak terk etmek istemiştir.  Dolayısıyla müvekkilim manevi anlamda rencide edilmiştir.

Müvekkil, davacı/k.davalı kocaya her ne kadar iyi bir eş olmak istemiş ise de Davacı/k. davalı kocanın gayri resmi eşiyle birlikte boşanma süreci devam ederken cümle alemin önünde düğün yapmış ve hali hazırda şuan birlikte yaşamaya devam etmektedir.

İlk olarak karşı davalı dilekçesinde eşine bağlı olduğunu ve tüm imkanları seferber etmek suretiyle müvekkilemizin ihtiyaçlarını karşıladığını iddia etmiştir. Ancak söz konusu iddiaları gerçeğe aykırıdır. Nitekim tüm evlilik süresince müvekkilem çalışmış ve evin ihtiyaçlarını karşılamıştır. Bu husus SGK kayıtlarında da doğrulanmıştır. Evlilik müddetince Karşı davalı herhangi bir katkıda bulunmamıştır. Her ne kadar karşı davalı web tasarım işini yaptığını iddia etse de resmi belgelerde bu husus geçmemektedir. Söz konusu iddia dayanaktan yoksun ve soyuttur. Ek olarak karşı davalı gelirinin olduğunu dahi kanıtlayamamıştır. Dolayısıyla evlilik müddetince evin tüm ihtiyaçlarının müvekkilmiz tarafından karşılandığı sabittir. Bu hususta herhangi bir delil getiremeyen karşı davalının beyanları dikkate alınamayacak niteliktedir.

Karşı davalı sürekli olarak müvekkilemizi aşağılayıcı hal ve hareketlerde bulunmuştur. Ayrıca sürekli olarak müvekkili terketme girişimleri olmuş, müvekkilemizi yanında istemediğine ilişkin beyanlarda bulunmuştur. Ancak müvekkilemiz evlilik kurumunun öneminin bilincinde olan bir birey gibi sürekli birliği kurtarmak amaçlı girişimlerde bulunmuştur.

Davacı dava/k.davalı yerel mahkemede  müvekkil açısından kusur atfetmek amaçlı yanıltma içeren ibareler kullanmıştır. Nitekim müvekkilimizin aşırı kıskanç, kurgu dünyasında yaşayan bir birey olduğu iddiası tamamen asılsız olduğu ortada olup tarz iddialar artık dava dilekçelerinde kalıp haline gelmiştir. Kadın açısından ilk söylenegelen ibarelerden olup dayanaktan dahi yoksundur. Sürekli olarak tekrar ettiğimiz gibi yine delillendirilemeyen, iftira niteliğine girebilecek iddialarla karşılaşılmıştır.

Karşı davalının mesleki faaliyet çerçevesinde web tasarımı yaptığı ileri sürülmüştür. Ancak söz konusu mesleki faaliyeti kanıtlanamamaktadır. Bu husus dahi dayanaktan yoksundur.

KARŞI DAVALI …………………. ŞUAN BAŞKA BİR KADINLA İMAM NİKAHLA OLARAK BİRLİKTE YAŞAMAKTA OLUP YEREL MAHKEMEYE SUNMUŞ OLDUĞUMUZ KARŞI DAVALIYA AİT İNSTAGRAM HESABINDAN YAPMIŞ OLDUĞU PAYLAŞIMLARLA SABİTTİR.  AYRICA KARŞI DAVALININ SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRMEDİĞİ ve TÜM KUSURUN KARŞI DAVALIDA OLDUĞU tarafımızdan sunulan deliller ile de ALDATMA vakası netleşmiştir.

Müvekkilemizin cinsel birliktelikten kaçındığına dair beyanlara ilişkin olarak 18/06/2018 tarihli dilekçemizde açıklamalarda bulunmuştuk. Müvekkilemiz rahatsızlığını yendikten sonra herhangi bir şekilde cinsel birliktelikten kaçınmamıştır. Ek olarak karşı davalı geceleri sürekli olarak bilgisayar ve telefon başında vaktini geçirmekte, müvekkilemizin yanına gelmemektedir. Yine Müvekkilimizle aynı yatakta dahi yatmaktan imtina etmiştir. Dolayısıyla cinsel birliktelikten kaçan taraf asli olarak davacı / karşı davalıdır. Bu hususta tam kusurlu olan taraf da yine karşı davalıdır. Karşı davalı, müvekkilimizin vajinismus olduğu dönemlerinden dem vurarak müvekkilimizin kendisini yataktan kovduğu beyanları ile bağlantı kurmuştur. Ancak söz konusu bağlantı kurgudan ibarettir. Nitekim rahatsızlığıyataktan kovduğuna delil teşkil etmemekte, karşı davalının beyanlarını doğrulamaya yetecek illiyet bağı dahi bulunmamaktadır. Ayrıca şu husus da unutulmamalıdır ki, karşı davalı müvekkilemiz ile 2013 yılında evlenmiştir. Günümüze kadar 5 yıl geçmiştir. Müvekkilemizin rahatsızlığı evliliğin ilk 1 yılını almış, diğer yıllarda ise tedavi olup cinsel ilişki hususunda herhangi bir engeli olmamıştır. Yine Yargıtay tarafından da kabul gören görüş, affedilmiş olan hususların yargılamaya esas edilemeyeceğidir. Karşı davalı cinsel ilişki hususunda yıllar önce söz konusu boşanma davasını açmayarak vajinismus kaynaklı rahatsızlığı sorun etmemiştir. Sonuç olarak cinsel ilişki yönünden müvekkilimiz açısından herhangi bir engel olmamakla birlikte karşı davalı tarafından ilişkiden kasıtlı olarak kaçınılmak suretiyle asli kusur nitekliği taşıyan fiillerde bulunulmıuştur.

Özet olarak müvekkilemiz, geliri olmayan karşı davalının hizmetinde kullanılmak üzere krediler çekmiştir. Karşı davalının bedelli askerliğine ilişkin bedel dahi müvekkilimiz tarafından kredi çekilmek suretiyle ödenmiştir. Karşı davalı yıllarca müvekkilimiz tarafından kazanılmış olan para ile yaşamıştır. Karşı davalının bahsetmiş olduğu araç, yine karşı davalı tarafından iş kurma vaadiyle satılmıştır. Satıştan elde edilen gelirin nederede harcandığı bizim açımızdan muammadır. Müvekkilemzi tarafından yapılmış olan tüm bu fedakarlıklara rağmen karşı davalı müvekkilmizi aldatmaktan geri durmamış, sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiştir.

Müvekkilemizi aldatan, evlilik birliği müddetince maddi ve manevi desteğini esirgeyen, darp eden, eve almayan karşı davalının tam kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Yukarıda açıkladığımız ve delillendireceğimiz (bir kısmını delillendirdiğimiz) hususlar da dikkate alındığında karşı davalının beyanlarının itibar edilemeyecek derecede kurgu mahsulü olduğu, delillendirilemediği ve resmi tutanaklara aykırı olduğu görülecektir.

ESAS YÖNÜNDEN BAŞVURU SEBEPLERİMİZ

Yoksulluk Nafakası Yönünden;

İlgili Mahkeme müvekkil hakkında, “davalı kadının boşanma sonrası yoksulluğa düşmeyeceği kanaatine “ varıldığından  bahisle ve tamamen soyut ve eksik gerekçeyle yoksulluk nafakası talebimizi reddetmiştir. Bu karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki;

Yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi zorunlu giderlerini karşılamayacak düzeyde olan kişilerin yoksul kabul  edilmesi gerekir. Aldığı ücret kendisini yoksulluktan kurtarmayacak ve insanca yaşayıp geçinme olanağı sağlamayacak düzeyde olan eş, diğer yasal koşulların bulunması halinde yoksulluk nafakası talep edebilir.

Hemen belirtmek gerekir ki, Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında  asgari ücret düzeyinde gelire sahip olunması , Kira geliri bulunan bir eşin ailesiyle birlikte kalması  DAHİ yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul  edilmemiştir.

-YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2010/ 2-371 ESAS 2010/ 364 KARAR SAYILI KARARINA BAKILDIĞINDA , “ … Önemle belirtilmelidir ki, asgari ücretle çalışılıyor olması, yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu değildir. Aldığı ücret kendisini yoksulluktan kurtarmayacak ve insanca yaşayıp geçinme olanağı sağlamayacak düzeyde olan eş, diğer yasal koşulların bulunması halinde yoksulluk nafakası talep edebilir. O halde, yerel mahkemenin karşı davacı kadın lehine yoksulluk nafakası hükmedikmesi gerektiğine ilişkin direnme kararı yerindedir…” denilmektedir.

-YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2007/ 3-641 ESAS 2007/623 KARAR SAYILI KARARINA BAKILDIĞINDA, “ .. Kendi evini Kiraya Verip Ailesinin Yanında Kalan ve Başka Geliri Bulunmayan Kadının Yoksul Olmadığı Kabul edilemez..” denilmektedir.

-Ve yine, YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ 2004/ 10323 ESAS 2004/ 10219 KARAR SAYILI KARARINA BAKILDIĞINDA, “ÖZET: .. Boşanma anındaki şartlara göre değerlendirme yapılmalıdır. Asgari ücret düzeyinde gelir sahibi olmak yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmez.  Dosya kapsamında davacı kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. Uygun yoksulluk nafakasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetsizdir.”  Denilmektedir.

Dolayısıyla yukarıda verilen birçok karara ( örnekleri daha çok fazla olup)  bakılacak olursa, ASGARİ ÜCRETLE ÇALIŞAN ALDIĞI ÜCRET YOKSULLUKTAN KURTARMAYACAK VE İNSANCA YAŞAYIP GEÇİMİNME OLANAĞI SAĞLAMAYACAK DÜZEYDE OLAN EŞE BİLE YOKSULLUK NAFAKASI BAĞLANABİLECEĞİ BELİRTİLMİŞTİR. KALDI Kİ MÜVEKKİL ÇALIŞMAMAKTA VE HERHANGİ BİR GELİRİ VE MAL VARLIĞI DA BULUNMAMAKTADIR. müvekkilimiz açısından uygun bir yoksulluk nafakası takdiri gerekmektedir.

Maddi – Manevi Tazminat Yönünden;

Mahkeme ; Davacı/K. Davalı kocanın müvekkili istemediği, başka kadınla görüştüğü, yargılama aşamasında bu kadınla ilişkisini ilerlettiği, evin ihtiyaçlarının karşılamada sıkıntısının olduğu, karısının ailesine kızlarını götürmesini söylediği, davalı/karşı-davacı müvekkilin evliliği yürütmek için çaba gösterdiği ancak kıskanç bir yapısının olduğu ve sağlık problemlerinin olduğu, çocuk konusunda da problemlerinin olduğu anlaşılmakla, tarafların evlilik birliğinin temelden sarsıldığı, evlilik birliğinin sona ermesinde Davacı/K. Davalı kocanın AĞIR KUSURLU olduğu kanaatine varılarak boşanmaya hükmedilmiştir. Ancak tazminat konusunda müvekkil yerel mahkeme tarafından yaşadığı manevi yıpranmanın ve maddi yorgunluğun karşılığını görememiştir. Davacı/k. davalı koca eşine alenen yaptıkları ağır kusurunu ortaya koymaktadır. Yukarıda kısaca açıkladığımız hususlar ve istinaf başvurumuzun istinaden yerel mahkeme dosyasının mündericatından maddi ve manevi tazminat konusunda yerel mahkeme kararının tatminkar olmadığı sayın BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’nce anlaşılacaktır. Nitekim,

MÜVEKKİL BÜYÜK ANLAMDA MANEVİ OLARAK HÜSRANA UĞRAMIŞ, ACI VE ELEM İÇİNDE PSİKOLOJİK ÇÖKÜNTÜLER YAŞAMIŞTIR.

Gerçekleşen bu duruma göre ŞU ZAMANA KADAR Kİ SUNULAN TÜM DELİLLER BEYANLAR , TANIK BEYANLARINA BAKILACAK OLURSA, DAVACI TARAFIN GERÇEĞİ YANSITMAYAN BEYANLAR İLE MAHKEMEYİ SÜREKLİ BİÇİMDE YANILTMA YOLUNA GİTTİĞİ, BUNU SIRF MÜVEKKİLE HERHANGİ BİR ÖDEME GERÇEKLEŞTİRMEMEK İÇİN YAPTIĞI AÇIKTIR. YİNE SUNDUĞUMUZ RAPORLAR VE BELİRTTİĞİMİZ DELİLLER DAİRESİNDE MÜVEKİLİN  SAĞLIK PROBLEMİ OLDUĞUNU YEREL MAHKEME GEREKÇELİ KARARINDA YER ALMASINI RAĞMEN HASTALIĞIN KONUSU VE SÜRECİ AÇIKLANMAMIŞTIR. ( Kİ BU HUSUS HASTANE RAPORLARIYLA SABİT OLMASINA RAĞMEN KUSUR TAKDİR EDİLİRKEN VEYAHUT DELİLLER VE GEREKÇELER KARARDA BELİRTİLİRKEN HİÇ DEĞİNİLMEMİŞTİR. SÖZ KONUSU BU HUSUS DAHİ KARARIN EKSİK VE HUKUKA AYKIRI OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR)  MÜVEKKİLEYİ EVLİLİKLERİNİN İLK BAŞLARINDAN İTİBAREN DARP ETTİĞİ VE YİNE SÜREKLİ MÜVEKKİLİ AŞAĞILADIĞI VE HAKARETLERDE BULUNDUĞU, EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE MÜVEKKİL İSTEMEMESİNE RAĞMEN MÜVEKKİLİ KENDİ AİLESİNİN YANINA BIRAKIP TERK ETTİĞİ, DAVACI/K.DAVALIN KOCANIN EVLİLİK BİRLİĞİ İÇERİSİNDE BİR DEN FAZLA YABANCI KADINLA GÖNÜL İLİŞKİSİ OLDUĞU ANCAK BOŞANMA SÜRECİNDE BİR KADIN İLE İMAM NİKAHLI OLARAK YAŞAMAYA BAŞLADIĞI BU NEDENLE SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ İHLAL ETTİĞİ VE ALDATTIĞI ORTADIR. ( mahkeme kararı ile sübut bulmuştur.)

TÜM BU GERÇEKLER KARŞISINDA

(DARP, DAYAĞIN, AŞAĞILANMANIN,EZİLMENİN, ALDATMANIN ) ,SIRF MÜVEKKİLİN EVLİLİKLERİNİN İLK YILLARINDA GEÇİRMİŞ OLDUĞU GEÇİCİ  SAĞLIK PROBLEMİNİN DAVACI/K. DAVALININ SORUN ETMESİ VE HUZURSUZLUK YARATMASI, SADAKAT YÜKÜMLÜLÜNE İHLAL EDEREK ALDATMASI, BÜTÇEYİ AŞAN TALEPLERDE BULUNMASI ( Kİ BU İDDİALARIN DAVACI/K. DAVALI KOCANIN SOMUT BİR GEREKÇESİ OLMAZKEN)  NEDENİ İLE AĞIR KUSURLU OLAN KOCANIN MALİ İÇTİMAİ DURUMUNUN GÖZETİLEREK MÜVEKKİL LEHİNE DAVASININ KISMİ KABULÜ  KANATİNE VARILMASI BİZCE HİÇBİR ŞEKİLDE HAKKANİYETE SIĞMAMAKTADIR. Nitekim müvekkil  davalı/k davacı yararına 10.000 TL maddi ve 12.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi,  usul ve yasaya ve yine hakkaniyete  aykırıdır.  YÜKSEK MAHKEME KARARLARINDA DAHİ BÖYLEDİR.

Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi – manevi tazminat isteyen müvekkilin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır Boşanma sonucu az kusurlu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi ( MK.Md,4 BK.md.42 ve 44 ) dikkate alınarak, müvekkil yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Öte yandan boşanmada ağır ve eşit kusurlu olmayan müvekkil için, boşanmaya sebep olan olaylar kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden hakkaniyet prensibi de gözönünde bulundurularak uygun miktarda manevi tazminata da  hükmedilmesi gerekir. Yine Davalı müvekkilin yoksulluğa düşeceği anlaşıldığından, lehine uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekmektedir.

Ayrıca tarafımıza Vekalet ücreti de takdir edilmemiştir. Bu hususta hukuka ve hakkaniyete aykırı olup, tarafımız lehine vekalet ücreti takdiri gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah ettiğimiz üzere, istinaf dilekçesi ile belirttiğimiz gerekçelerle,

İstinaf talebimizin kabulüne, DAVACI-KARŞI DAVALININ DAVASININ REDDİNE,

MÜVEKKİL İÇİN HER AY 1.500 TL YOKSULLUK NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİNE VE  DAVACI/K.DAVALIDAN TAHSİLİNE

MÜVEKKİL İÇİN, DAVACI/K.DAVALI ALEYHİNE 100.000 TL MANEVİ TAZMİNAT, 100.000 TL MADDİ TAZMİNATA HÜKMEDİLMESİNE,

Yerel mahkemenin Esas sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde ‘kaldırılmasını’ ve yeniden yargılama yapılarak talebimiz doğrultusunda ‘davamızın kabulüne’ YARGILAMA GİDERLERİ İLE ÜCRETİ VEKALETİN DAVACI/K. DAVALI  TARAFA YÜKLETİLMESİNİ karar verilmesini bilvekale arz ve talep ederiz. (tarih)

                                                                                               DAVALI/K.DAVACI VEKİLİ

Boşanma Davasında İstinaf Dilekçesi


Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana Boşanma Avukatı

Boşanma İstinaf Dilekçesi -2-

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’NE

Gönderilmek Üzere

ADANA …. AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO    :

KARAR NO   :

İSTİNAF YOLUNA

BAŞVURAN

DAVACI        :

VEKİLİ          :

DAVALI         :

VEKİLİ           :

TEBLİĞ          :

KONU: Adana Aile Mahkemesince verilen ………. tarih, ………. Esas ve ……. Karar sayılı kararın İstinaf incelemesi sonucunda bozulması talebimizdir.

AÇIKLAMALAR

  1. Sayın mahkemenizce yapılan … tarihli duruşma da kısa karar yüzümüze karşı tefhim olunarak istinaf yoluna başvuru süremiz başlamıştır. Bunun üzerine tarafımızca süre tutum dilekçesi verilmiş olup, tarafımıza tebliğ edilen gerekçeli karar ile süremiz başlamıştır. Süresi içerisinde itirazlarımızı ve istinaf sebeplerimizi sunuyoruz.
  2. … TARİHİNDE TARAFIMIZCA AÇILAN BOŞANMA DAVASINDA, KARARIN VERİLDİĞİ TARİHE KADAR HERHANGİ BİR ANLAŞMA YAHUT YAKINLAŞMA, BARIŞMA ANLAMINDA HERHANGİ BİR GELİŞME OLMAMIŞTIR. TARAFLAR BOŞANMA DAVASI AÇILMADAN EVVEL EVLERİNİ AYIRMIŞ VE AYRI YAŞAMAYA BAŞLAMIŞLARDIR. GEÇEN BUNCA ZAMAN İÇERİSİNDE TARAFLAR ARASINDA BARIŞMANIN OLMAMASI DAVACI MÜVEKKİLİMİN BOŞANMA YÖNÜNDE KARARLI OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ OLMASINA RAĞMEN BU ŞEKİLDE BİR KARAR VERİLMESİ HAKSIZ VE HUKUKA AYKIRIDIR.
  3. Dava dilekçemizde, cevap dilekçemizde ve mahkemenin uzmanından alınan … tarihli rapora cevaplarda herhangi bir şekilde davalıyı olumsuz yahut rencide edici beyanlarda bulunmamamıza rağmen, davalı taraf sürekli kendini iyi gösterme, davacı müvekkilimi de sürekli kötüleme girişiminde bulunmuştur. DAVALININ, MÜVEKKİLİMİ KÖTÜLEYİCİ BEYANLARDA BULUNMASINA RAĞMEN BOŞANMAMAK İSTEMESİ DE AYRI BİR ÇELİŞKİDİR.
  4. Tarafların 25 aydır ayrı yaşaması süresince de, dava açıldığı sırada 17 yaşında olup, dava süresinde 18 yaşına giren müşterek kızları Ayça ise bu durumdan herhangi bir şekilde etkilenmemiştir. Hem annesi ile hem de babası ile ayrı olmak üzere yaşantısı da devam etmektedir. Müşterek çocuk …’nın da farkında olduğu gibi bu evliliğin yürütülmesi söz konusu olamaz. Çünkü hiçbir çocuk zorla yürütülen bir evliliğin, mutsuz bir anne babanın çatısı altında düzgün bir psikoloji ile yetişemez.
  5. Taraflar arasındaki huzursuzluğa, tartışmalara en çok şahit olan ise tanıklarımızdan biri olan, müvekkilin de teyzesi …’dir. Müvekkil davacı ile davalının tartışmaları neticesinde teyzesinin evinde kalmıştır. TARAFLAR ARASINDAKİ HUZURSUZLUĞA ŞAHİT OLAN … BEYANLARINDA DA BUNU DİLE GETİRMİŞ ANCAK BU DETAYLAR HİÇBİR ŞEKİLDE ÖNEMSENMEDEN KARAR VERİLMİŞTİR. HALBUKİ, GEREKÇELİ KARARIN 2. SAYFASININ GEREKÇE KISMINDA DA DAVACI MÜVEKKİLİMİN TANIKLARININ BEYANLARINDA ANLAŞAMADIKLARINI, BOŞANMAK İSTEDİĞİNİ DİLE GETİRDİĞİ YAZILMIŞTIR. BURADAKİ ÇELİŞKİDEN DE BELLİ OLACAĞI GİBİ TARAFLARIN ANLAŞAMADIĞI ORTADA İKEN MAHKEMENİN, DAVACI MÜVEKKİLİM ADINA KARARLI OLMADIĞI KANISI YERİNDE DEĞİLDİR. KALDI Kİ BOŞANMAK İÇİN İLLA ELLE TUTULUR SOMUT BİR DELİLİN OLMASI GEREKMEZ, TARAFLARIN ANLAŞAMAMASI DA BİR BOŞANMA SEBEBİDİR.
  6. Mahkeme bu kararı verirken uzman raporundan yararlanmıştır. Ancak uzman raporunun alınmasının sebebi öncelikle müşterek çocuk Ayça’nın 18 yaşından küçük olmasıdır. Alınan raporda müvekkilim, öncelikle çocuğunun mutluluğunu düşünerek babası ile kalabileceğini, okula devam ederken düzeninin bozulmasını istemediğinden ılımlı şekilde yaklaşmış ancak boşanmakta herhangi bir kararsızlığın olduğunu dile getiren cümleler kurmamıştır. ALINAN RAPORUN YORUMLANMASINDAKİ HATA İSE MAHKEMENİN BU YÖNDE HAKSIZ BİR KARAR VERMESİNE SEBEBİYET VERMİŞTİR. MÜVEKKİLİM BOŞANMA KONUSUNDA HİÇBİR ZAMAN GERİ ADIM ATMAMIŞTIR.
  7. Gerekçeli kararda TARAFLARIN HER NE KADAR AYRI YAŞAMALARI SÜRESİNDE ORTAK PAYLAŞIMDA BULUNDUKLARI İFADE EDİLMİŞ İSE DE; BU PAYLAŞIM SADECE MÜŞTEREK ÇOCUK AYÇA İÇİN SÖZ KONUSU OLMUŞTUR. BU PAYLAŞIMIN BARIŞMAK ADINA YAPILAN BİR GÖRÜŞME OLMADIĞI ALENEN ORTADADIR. DAVACI MÜVEKKİLİN BARIŞMA GİBİ BİR İSTEĞİ OLSA İDİ KENDİSİ VE KIZI ADINA YENİ BİR DÜZEN KURMAK İÇİN ÇABA GÖSTERMEZDİ. BOŞANMA KONUSUNDA DAVACI MÜVEKKİL KESİN VE NET BİR TAVIR İÇİNDEYKEN AKSİ KANAATE VARILMASI İTİRAZ SEBEPLERİMİZ arasındadır.
  8. Davacı müvekkil kurmuş olduğu düzende mutludur. AYRI YAŞADIKLARI 2 YIL İÇERİSİNDE DAVALI İLE İLGİLİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNDE HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK OLMAMIŞTIR. BU EVLİLİĞE ZATEN ZAMAN İÇERİSİNDE BİRDEN FAZLA KEZ ŞANS TANINMIŞTIR. DAVA DİLEKÇEMİZDE DE BELİRTTİĞİMİZ GİBİ; MÜVEKKİLİN HASTA OLDUĞU ZAMANLARDA DAVALININ İLGİSİZLİĞİ, MÜVEKKİLİ KISITLAMASI, ŞİDDET UYGULAMIŞ OLMASI, TARTIŞMALAR SONUCUNDA EVDEN AYRILIP TEYZESİNE GİTMESİ VE AKABİNDE YENİDEN EVLİLİĞİ KURTARMAK İÇİN EVİNE DÖNMESİ GİBİ VERİLECEK BİRÇOK ÖRNEK BU EVLİLİĞE ŞANS TANINDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. ANCAK TARAFLAR ARASINDA DUYGUSAL BAĞIN, SAYGININ KALMAMASI YÜRÜTÜLECEK OLAN BİR EVLİLİĞİN EN BÜTÜN EKSİKLERİNDENDİR. BUNLARIN YANI SIRA TARAFLAR ARASINDA CİNSEL BİRLİKTELİK DE EVLERİNİ AYIRMADAN ÖNCE SON BULMUŞTUR.
  9. Davalı tarafın göstermiş olduğu tanıklar bu zamana kadar tarafların müşterek evlerine sürekli gelen-giden yahut, dışarıda da olsa iç içe olan birileri değildir. Haliyle yapmış oldukları tanıklığın kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. Hiçbir şekilde evliliğin içerisinde olan tartışmalara şahit olmadıkları gibi bununda bilincinde olabilecek yakınlığa sahip değillerdir.
  10. Bütün saydığımız sebepler neticesinde ortada sürdürülebilir bir evliliğin olmadığı açıktır. Her ne kadar mahkeme davacı müvekkilimin kesin ve net bir karara haiz olmadığını ifade etmiş ise de müvekkil mahkeme esnasında da boşanmak istediğini dile getirmiştir. Barışma isteği olan bir insanın 2 yıl boyunca ayrı kalıp, ev tutup düzenini kurması da hayatın olağan akışına aykırıdır. İşte tüm bu sebepler doğrultusunda mahkemenin vermiş olduğu karara karşı itiraz etme zaruretimiz hasıl olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: TMK., HMK, ilgili kanun maddeleri, her türlü delil ve ilgili mevzuat.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda kısaca arz ve izah edilen, resen dikkate de alacağınız nedenlerle, Adana …. Aile Mahkemesi’nin ……. tarih, …….Esas ve ….. Karar sayılı ilamının bozulmasına karar verilmesini davacı vekil kılan adına saygılarımla arz ve talep ederim.

Davacı Vekili

Boşanma İstinaf Dilekçesi(Affetmeye Karşı) -3-

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

İLGİLİ DAİRESİNE

Sunulmak Üzere

ADANA 2. AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN

DAVACI:

VEKİLİ:

DAVALI:

VEKİLİ:

TALEBİN KONUSU : Adana Aile Mahkemesinin …….. Esas- ……. Karar nolu, …….. tarihli kararı.

TEBLİĞ TARİHİ:

KARARIN ÖZETİ: Sayın Mahkeme, “…davadan sonraki ve yargılama aşamasında tarafların bir araya geldikleri, böylece birbirlerine karşı olan davranışlarında hoşgörü iradesi ortaya koydukları…” şeklinde gerekçelendirerek davanın reddine karar vermiştir.

BAŞVURU SEBEPLERİ VE GEREKÇESİ:

Davacı müvekkilim ve davalı evliliklerinin ilk günlerinden itibaren fikri ve ruhi anlaşmazlıklar yaşamışlardır. Yaşadıkları çevre ve yetişme tarzları bakımından anlaşamayacaklarını anlamışlardır. Davacı müvekkilimin …’de tutuklanmasıyla bağları tamamen kopmuş ve bir daha bir araya gelmemişlerdir.

Davalı ise, davacı müvekkilimin …’de tutuklandığında kendisine destek olduğunu, sık sık yanına gittiğini, Türkiye’ye döndükten ve tahliye olduktan sonra yanına gelmediğini ileri sürmüştür.

Davacı tanıkları genel olarak; davacının …’de tutuklandığını, 5 yıl orda kaldığını, daha sonra tarafların bir araya gelmediklerini, evliliklerinin kağıt üzerinde kaldığını, davalının gece hayatına alışkın olduğunu, pavyonda çalıştığını duyduğunu beyan etmişlerdir.

Davalı tanığı ise, davalının önceki evliliğinden öz çocuğu olup, tarafların davacı cezaevine girmeden önce evliliklerinin kısa sürdüğünü, davalı annesinin yurtdışına giderek davacıyı cezaevinde ziyaret ettiğini, cezaevinden çıktıktan sonra görüşmediklerini, annesinin davacı ile görüştüklerini söylediğini beyan etmiştir.

Sayın Mahkeme, “…davadan sonraki ve yargılama aşamasında tarafların bir araya geldikleri, böylece birbirlerine karşı olan davranışlarında hoşgörü iradesi ortaya koydukları…” şeklinde gerekçelendirerek davanın reddine karar vermiştir.

Oysa Sayın Mahkemenin gerekçesini oluşturan husus davalı tarafından ispatlanabilmiş değildir. Yeminli olarak dinlenen davacı tanıklarının üçü de tarafların bir araya gelmediklerini beyan etmişlerdir. Davalının öz çocuğu olmakla yeminsiz dinlenen tek tanığı sadece duyuma dayalı tanıklıkta bulunmuştur. Davalı annesinden duyduklarını aktarmıştır. Tarafları, iddia edildiği gibi cezaevi ziyaretinde ya da tahliyeden sonra bir arada görmemiştir. Davalının öz çocuğu olması ve görgüye dayalı tanıklığı olmaması sebebiyle davalının tek tanığının ifadesi ve davalının beyanlarını karara gerekçe yaparak Sayın Mahkeme hataya düşmüştür.

Davalı taraf bu iddiasını hiçbir maddi delille ispatlayamadığı gibi tanığı da görgü tanığı değildir.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda belirtilen sebepler ve gerekçelerle kamu düzeninden olan hususlar da dikkate alınarak yerel mahkeme tarafından verilen hükmün kaldırılması suretiyle davamızın kabulüne karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

İstinaf Yoluna Başvuran Davacı Vekili

Boşanma İstinaf Dilekçesi(Ses Kaydının Reddine İtiraz) -4-

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE

GÖNDERİLMEK ÜZERE

ADANA AİLE MAHKEMSİ HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO:

KARAR NO:

İSTİNAF KANUN

YOLUNA BAŞVURAN

DAVACI:

ADRES:

VEKİLİ:

DAVALI:

VEKİLİ:

TALEBİN KONUSU:

AÇIKLAMALAR:

1-) Davacı Müvekkilimiz Davalı eşi ile … tarihinde evlenmiştir. Tarafların bu evlilik birliğinden … adında iki müşterek çocuğu vardır. Müvekkil ile Davalı eşi arasında Davalının davranışlarından kaynaklı anlaşmazlıklar evlilik birliğinin ilk zamanlarında başlamış her geçen gün daha da katlanılmaz hale gelerek devam etmiştir. Müvekkil yıllarca çocuklarının geleceğini düşünerek boşanmayı istememiş, çocukları açısından bu evliliği devam ettirmeye çalışmış ve müvekkil … gitmeden önce fiili olarak ayrılmışlar müvekkil yurt dışına gitmiş, çocuklarını götürebilmek amacıyla eşini de buraya götürmüş ve ayrı evlerde yaşamaya devam etmişlerdir. Davalının müvekkili sıkıntıya sokmak için girişimlerde bulunmuş ve çocuklarını da alarak haber vermeden ülkeye dönmüştür.

2-) Davacı Müvekkil ailesinin geleceğini kurtarmak, ailesine daha refah bir hayat sunmak üzere …’ya gurbetçi olarak gitmiştir. Davalı eşin ailesinin dedikodu yapmaları aile içi meselelere müdahil olmaları, Davacı Müvekkili bezdirmiş çalışmak ve çocuklara daha iyi bir gelecek temin edebilmek için gurbetçi olarak çalışmayı göze almıştır. Davacı Müvekkil …’ya gittiğinde … pound borç edinerek eşi ve çocuklarını …’ ya getirtmiş yaklaşık olarak 4 ay kadar …’da kalmışlardır. Davacı Müvekkil ailesinin …da kalmasını sağlamak için birçok kez uğraşmış ancak Davalı eş çocuklarını da alarak Türkiye’ye dönmesi üzerine tüm bu çabalar boşa gitmiştir. Evlilik birliğini kurtarmak için Müvekkil, her türlü çabayı ve fedakarlığı göstermiş ancak daha fazla çaba sarf etmenin bir anlamının  kalmadığını kabul ederek Davalı eşe karşı işbu boşanma davasını açmayı zaruri olarak görmüştür. Müvekkil ile davalı taraf yıllardır ayrı olarak yaşamaktadırlar ve bir araya gelme ihtimalleri kalmamıştır. Davalı tanıkları da bu durumu kanıtlar nitelikte beyanlarda bulunmuştur.

3-) Davacı Müvekkil müşterek çocukların hatırı için, yaklaşık 11 yıldır zoraki olarak devam ettirdiği işbu birliktelik artık taraflar bakımından çekilmez hale gelmiştir. Müvekkil ile Davalı eş arasında her gün yaşanan kavgalar ve tartışmalar müşterek çocukların yaşları itibari ile psikolojilerinin olumsuz etkileyerek, eğitim ve öğrenim hayatlarında gerileme göstermesine sebebiyet vermiştir. Davacı Müvekkil müşterek çocuklarına iyi bir gelecek  sağlayarak eğitim hayatlarını daha başarılı ve yaşanabilir kılmak adına hayatı boyunca uğraş vermiş ve halen çocukları için çaba sarf etmektedir.

4-) Davacı Müvekkil ile Davalı eş uzun süredir ayrı yaşamaktadırlar. Davacı Müvekkil bir çok kez anlaşmalı boşanma talebinde bulunmuş ancak bir netice alamamıştır. Davalı taraf hakkaniyete aykırı şekilde beyanlarda bulunmuştur. Keza Davacı Müvekkil …’ya ailesinin geleceğini garanti altına almak refah yaşam düzeyi sağlamak için gitmiş, gittikten hemen sonra ailesini yanına alabilmek için çaba sarf etmiş 14.000 pound borç edinerek ailesini …ya getirtmiş Davalı eş 4 ay sonra çocuklarını da alarak Türkiye’ye dönmüştür. Davalı taraf bu durumu Davacı Müvekkilin ailesini terk ederek yurt dışına kaçtığını beyan etmiştir. Dosya kapsamında görülecektir bu beyan kötü niyetli olarak yapılmış bie beyandan öteye gidememiştir. Dosya kapsamında  Davacı Müvekkil ile Davalı eşin evlilik birliğinin temelden sarsıldığını ispat edecek nitelikte tanık beyanları mevcuttur. Şöyle ki;

Davacı tanığı … tanık beyanında; ”Ben Davacının kardeşi olurum, taraflar yaklaşık 12 yıl evli kaldılar, taraflar genellikle evliklerinin son dönemlerinde tartışırlardı. Tarafların son oturdukları yer …dır. Biz de gider gelirdik. Konuları tam hatırlamıyorum ama aralarında sürekli tartışma olurdu.

Davacı tanığı … tanık beyanında; ”Davacının eniştesi olurum taraflar 12/13 yıldır evlidirler. Davalı tarafın dili sürekli durmazdı, kocasına karşı sürekli muhalefet durumundaydı. Biz tarafların evine 2-3 ayda bir gider gelirdik. Çok sık gitmezdik. Ancak gittiğimizde her gitmemizde tarafların geçimsizliği vardı.

Davalı tanığı …  tanık beyanında; ”Ben tarafların müşterek çocuğu olurum, yaklaşık 1,5 yıl önce …’ye gitmeden önce annem ve babam tartışırlardı.

Yukarıda açıklanan sebepler ile boşanma davası açılmış, … Aile Mahkemesi’nin … tarihli kararı ile davamızı reddetmiş, kararın gerekçesi ise;

TMK 166/1 maddesi gereğince boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Her ne kadar davacı taraf ile Davalı taraf arasında şiddetli geçimsizliğin mevcut olduğunu, anlaşmazlıkların temelinde davalı eşin müvekkilinin ailesi konusunda sürekli dedikodu yapması her zaman durumundan şikayet etmiş olmasından kaynaklandığını, boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğunu iddia etmiş ise de; bu iddialarını dosyada ki mevcut kayıt, belge ve dinlenen tanık beyanları ile ispatlayamadığı, yine davacı taraf her ne kadar davalı kadının sadakatsiz davranışlarda bulunduğuna ilişkin cd’yi dosyaya ibraz etmiş ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/2-7/2 Esas 2011/70 Karar sayılı İçtihatının üzerine …….01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun ”ispat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin 2.fıkrasında yer alan; Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. ”hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.10.2008 tarih ve E. 2007/17220 K. 2008/13614 sayılı kararında ise; “Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, ( CD )’deki ses kayıtlarının, orjinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır. (…), evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur. ( TMK.m.185/3 ) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle bir araya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisininki kadar yakından ilgilendirir. O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz” denilmiştir.

Yargıtay bir kararında ise olayda eşlerden biri diğerinin telefonuna casus yazılım yüklemek suretiyle konuşmalarını kayıt altına almış ve bu kayıtları delil olarak mahkemeye sunmuş ise de; Yargıtay 2. Dairenin çoğunluk görüşü, söz konusu delillerin mahkemece değerlendirmeye alınmasını bir bozma sebebi görmeksizin kararı gerekçesini değiştirerek onamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.2.2012 tarihli ve E. 2011/2-703 K. 2012/70 sayılı kararında ise, “Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de H.G.K. Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. Somut olaya gelince; Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir” demiştir. Böylece eşin rızası olmaksızın davada delil olarak kullanılmak üzere bir kurgu sonucu hazırlanan bir video kaydının delil olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Dosya kapsamında ise müvekkilimin bir kurgu sonucu bu bilgilere ulaştığına dair bir iddia veya delil bulunmamaktadır. Davalı tarafta bu durumu red etmemiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.11.2014 tarih ve E. 2013/4-1183 K. 2014/960 sayılı bir kararında, “…uyuşmazlık; davalılardan B…’in davacı ile aralarındaki iş bu davadan önce görülmekte olan hukuk davasında delil elde etmek üzere, diğer davalıları hasta gibi davacı doktorun muayehanesine yönlendirerek, muayene sırasında aralarında yaptıkları görüşmeleri gizlice kaydettirip dosyaya sunması karşısında yapılan bu eylemin hukuka aykırı olup olmadığı, diğer bir deyişle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda ifade edildiği üzere, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. (…)dava konusu olayda ani gelişen bir durum söz konusu olmadığı gibi, aksine davacı ile davalılardan B. arasında uzun süredir devam etmekte olan uyuşmazlıklar ve davalar bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bunun dışında bir daha kanıt elde edememe durumu da yoktur. Çünkü davacının muayenehanesine giden davalıların tanık olarak gösterilmeleri ve dinlenmelerine engel bir durum bulunmamaktadır. Bu nedenle davalıların eylemlerinin davacının kişilik haklarına haksız bir saldırı oluşturduğu kabul edilmelidir” demek suretiyle tazminat davasına ilişkin olan direnme kararını uygun görmüştür.

Ancak taraflar arasında yaşanan sadakatsizlik olayı her türlü delille ispata elverişlidir.

Öncelikle Sayın Mahkeme sunulan dava dilekçemiz ve tanık beyanlarında bahsedilen şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davasının tüm iddia ve isnatların ispata haiz olmadığından mütevellit tarafların uzun zamandır ayrı kalmalarının; davalının tutum ve davranışlarının ispatlanmadığından evlilik birliğinin ortak hayatın sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerektiğinden açmış olduğumuz şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davasının reddini hakim taktir etmiştir.

Dava dilekçemizde açıkça beyan ettiğimiz tanık beyanları ile destekler nitelikteki tanık beyanlarının sayın mahkemece görmezden gelinmesi, tarafların ayrı yaşamalarına rağmen Davacı Müvekkilin Davalı eşi istememesi üzerine açılmış işbu davanın görüldüğü süre içerisinde Davacı Müvekkil ile Davalı tarafın birbirine olan sadakat ve güveninin sarsıldığı, birbirinden oldukça uzaklaştığı göz önüne alınmalıdır. Sayın mahkemenin vermiş olduğu  ”davanın reddi” sebebi ile eşler tekrar bir araya gelerek aile birlik ve beraberliklerini sağlayamayacak derece birbirinden uzaklaşmış ve dürüstlüklerini kaybetmiştir. Yargı süresince yaşanılan tüm kırgınlık ve ayrı kalmaların davada isnat edilen durumların yaşanması, Davacı Müvekkilin evlilik birliğini devam ettirmek istemesinin neticesi olarak Davacı Müvekkil ile Davalı eşin mahkeme kararı doğrultusunda hak ve özgürlüklerinin kısıtlanacağı bilinmelidir. Keza Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere eşlerin birbirine olan saygısız ve kırıcı davranışların dahi evlilik birliğinin temelden sarsılacağını kabul niteliğindedir.

Kadının agresif olduğu ve eşine karşı saygısız davrandığı hallerde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır (Y2HD-K.2017/3388).

TALEP SONUCU:

Arz ve izah edilen sebepler ile istinaf talebimizin kabulüne,

Yukarıda belirtilen sebepler ile HMK 365 m hükmü gereğince resen gözetilecek nedenlerle istinaf incelemesi yapılarak Adana Aile Mahkemesinin … sayılı kararının kaldırılarak tarafların boşanmasına karar verilmesine karar verilmesini arz ev talep ederiz.

Davacı Vekili

Boşanma İstinaf Dilekçesi -5-

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİ’NE

 Gönderilmek üzere;

ADANA 6. AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

Dosya No:

İstinaf Talebinde

Bulunan Davalı  :

Vekili:

Davacı:

Vekili:

T. Konusu: Adana Aile Mahkemesinin … tarih, … sayılı ilamının incelenerek, davalı müvekkil lehine bozulmasına karar verilmesi, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, “hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine” şayet mahkeme aksi kanaatte ise, dosyanın incelenerek yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davalı müvekkil lehine hüküm kurulmasına karar verilmesi istemidir.

Açıklamalar:

Adana Aile Mahkemesinin … sayılı ilamının incelenerek, müvekkil davalı lehine bozulmasına karar verilmesi, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değilse, “hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine” şayet mahkeme aksi kanaatte ise, dosyanın incelenerek yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davalı müvekkil lehine hüküm kurulmasına karar verilmesi istemidir. Şöyle ki;

Sayın yerel mahkemece … tarihli duruşmada davacı tarafın DAVASININ KABULÜNE ve davalı müvekkil ile davacı tarafın BOŞANMALARINA dair karar verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekirse; sayın yerel mahkemenin vermiş olduğu iş bu karar hukuki dayanaktan yoksun, usul ve yasaya aykırıdır. Davacı taraf işbu boşanma davasını açmakla kötü niyetli hareket etmiştir. Evlilik birliği içerisinde, davacı tarafın, davalı müvekkilime atfedeceği hiçbir kusur bulunmamaktadır. Dava dosyası incelendiğinde görüleceği üzere; davacı taraf tam kusurlu olup iş bu boşanma DAVASININ REDDİ gerekmekte iken; boşanma DAVASININ KABULÜNE dair verilen karar yerinde bir karar değildir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 02.04.2014 tarihli 2013/24527 Esas 2014/7694 Karar sayılı ilamında “Mevcut olaylara göre, evlilik birliğinin devamı, eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki; bu sonuca, tamamen davacının yukarıda açıklanan kusurlu tutum ve davranışlarıyla ulaşılmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Tam kusurlu eşin ise, dava hakkı yoktur. Bu durumda, davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.” Yargıtay kararları incelendiğinde de görüleceği üzere; tam kusurlu eşin açmış olduğu boşanma davasının reddi gerekmektedir. İş bu sebepten ötürü tam kusurlu olan davacı tarafın açmış olduğu Boşanma Davasının Reddine dair karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

İşbu davaya ilişkin olarak tarafların evlilik birliği içerisinde yaşamış oldukları, davaya yansıyan olayların akışı, şu şekilde gerçekleşmiştir: Taraflar … yılında evlenmişler ve bu evlilikten 2 tanesi reşit 3 müşterek erkek çocukları bulunmaktadır. Davacı taraf, … yılında, müvekkilimizin düğünde takılan altınlarının bir kısmını “ev alalım, ev aldıktan sonra ben sana geri altınlarını veririm” koşuluyla almış, işbu altınlarla taşınmaz alınmış ancak altınların geri ödemesi müvekkilime yapılmamıştır. 1993 yılında (evlilik birliği içerisinde) alınan taşınmaz 2000’li yılların başında davacı tarafça müvekkilimize haber verilmeksizin satılmış olup, taraflar kirada oturmaya başlamışlardır.  Davalı müvekkilimiz, satılan taşınmazın bedelinin ne kadar olduğu, bu ödeme ile davacı tarafın ne yaptığı hakkında en ufak bir bilgi sahibi dahi değildir. Davalı müvekkilimiz, ne zaman satılan taşınmazın bedeline ilişkin soru sorsa sert tepkilerle, bağrışlarla ve ara ara dayakla karşılaşmıştır.

Evlilik birliğinin başlamasından 2003 yılına kadar davalı müvekkilim …de muhasebeci olarak çalışmış olup davacı taraf bu süre zarfında çalışmamıştır. Davacı taraf herhangi bir işe girmiş, girdikten 1-2 hafta sonra işten çıkmış ve bu durum hep böyle devam etmiştir. Evlilik birliği süresince, davacı tarafın evlilik birliğine yönelik hiçbir maddi desteği olmamıştır. Aile konutunun- müşterek çocukların giderlerini her zaman davalı müvekkilim karşılamaya çalışmıştır. Evlilik birliğinin gelir kaynağı yalnızca davalı müvekkilim olmuş, davacı taraf sanki hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi hiçbir zaman “bir işe girmem gerekiyor, benim de eve katkıda bulunmam gerekli” gibi düşünceleri benimsememiş, evlilik birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.

Davalı müvekkilim, 2003 yılında, çalıştığı …’den ayrılmıştır. Müvekkilim işten ayrıldığı dönemde, şu anda reşit olmayan en küçük müşterek çocuk …’a hamile olup, davacı taraf o dönemde hala çalışmamaktadır. Davalı müvekkilim 2003 yılında işyerinden ayrılırken 5.700 TL civarlarında tazminat almış ve yatırım yapmak için işbu tazminat bedelini bankaya yatırmıştır. Ancak; davacı taraf bu dönemde de herhangi bir işte çalışmamış olup, evlilik birliği davalı müvekkilimin 8 ay boyunca aldığı işsizlik maaşı ile idare edilmeye çalışılmıştır. 2005 yılında taraflar davacı tarafın babasının 3 katlı olan evinin 2. Katına taşınmışlardır. 2005 yılında davalı müvekkilim iş yerinden ayrıldığında almış olduğu tazminatının tamamını “geri ödemesi koşuluyla”, davacı tarafa, evin altına market açması için vermiştir. Tarafların oturdukları evin (davacı tarafın babasının evi) alt katına, tamamı davalı müvekkilim tarafından karşılanmak suretiyle, davacı taraf adına market açılmış olup, davacı tarafın veyahut davacı tarafın ailesinin iş bu markete en ufak maddi desteği dahi olmamıştır. İş bu marketin açılmasından sonra, 1 yıl içerisinde, 2006 yılında davacı tarafın abisi ….. de kendi oğlu…. adına market açmıştır. Marketin açılış tarihinden, 2010 yılına kadar maddi sıkıntılar, market açılmış olmasına rağmen devam etmiştir. Çünkü davacı taraf kazancını davalı taraf ve müşterek çocuklarla paylaşmak yerine abisiyle veyahut yeğenleriyle paylaşmayı tercih etmektedir. Davalı müvekkil tüm parasını market açmak için (geri ödemek koşuluyla) vermiş, “en azından bundan sonra maddi kazancımız artar” düşüncesiyle hareket etmiş olsa da hem vermiş olduğu parasını geri alamamış hem de market açılmadan önce yaşadıkları maddi sıkıntılar devam etmiş, müvekkilin beklentisi hiçbir şekilde karşılanmamış, emeklerinin karşılığı olarak almış olduğu tazminatının geri ödemesini de davacı taraftan alamamıştır.

2010 yılında davacı tarafın abisi …..’ün oğlu (davacı tarafın yeğeni) …. adına kayıtlı market iflas etmiştir. Bunun üzerine davacı tarafın abisi “Biz iflas ettik. Ya sen bizim markete ortak ol marketi eski haline getirelim ya da ben sizin markete ortak olayım” demiştir. Her ne kadar bu durum davalı müvekkilim tarafından uygun görülmediyse de, davacı taraf 2010 yılında, davalı müvekkilimizden habersiz, müvekkilimizin vermiş olduğu birikimi sayesinde açılan marketi kiraya vermiş, marketin içindeki her şeyi de kiralayan kişiye kira bedeli de dahil olmak üzere 50 bin TL civarına satmıştır. Müvekkilim marketin kiralandığını ve içindekilerin satıldığını, davacı tarafın abisinin marketine ortak olacağını öğrendiğinde haklı olarak davacı tarafa tepki göstermiş ancak; davacı taraf her zaman yaptığı gibi yalnızca kendi istekleri doğrultusunda hareket etmiş, davalı müvekkil buna tepki gösterdiğinde de müvekkili döverek bayıltmış, tanık beyanları da bu durumu destekler niteliktedir. Davacı taraf, marketin kirasından ve içindekilerin satımından elde ettiği bedeli yeğeni …. adına kayıtlı market için kullanmıştır. İflas etmiş halde bulunan market, davacı tarafın hem marketin kirası ve içindekilerin satımından elde edilen bedel hem de –daha önceden de yaptığı gibi- davalı müvekkilimin birkaç altınını çalıp bozdurması sonucu elde ettiği parayla adeta eski haline dönmüştür. Davacı tarafın abisi “ bizim aldığımız, kazandığımız her şey ortak” gibi sözlerle davacı tarafı, yıllarca tabiri caizse “kullanmış ve hala da kullanmaya, suistimal etmeye” devam etmektedir. Ancak; davacı taraf hiçbir zaman marketin kazancına ortak olmamış olacak ki müvekkilim evlilik birliği içerisinde maddi sıkıntı çekmeye devam etmiştir. İş bu durum dava dosyası ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde sübuta erecektir. Şöyle ki; davacı tarafın abisi …eyanında “Mustafa şu anda diğer kardeşimle birlikte markette çalışır”, davacı tarafın diğer abisi….se beyanında “ Mustafa bazen gelir markette bize yardım eder” demektedir. Sayın yerel mahkemece de “davacının, davacının kardeşine ait markette çalıştığı”  hususu kabul görmüş olup, davacı tarafın 25.12.2018 tarihli cevaba cevap dilekçesinde “müvekkil kardeşinin oğluna ait olan markette bulunup yardım etmekte ve hafta sonu müvekkile CEP HARÇLIĞI vermektedirler”  şeklinde ki beyanı da yukarıda bahsedilenleri destekler niteliktedir. Öncelikle belirtmek gerekirse; iş bu durumda düşünülmesi veyahut sorgulanması gereken iki husus vardır. Birincisi; marketinde kardeşini çalıştıran bir kişinin, kardeşine yalnızca CEP HARÇLIĞI vermesi hayatın olağan akışına uygun mudur? İkincisi; iflas etmiş durumda bulunan marketi, kardeşinin kendisine vermiş olduğu maddi destek sayesinde eski haline döndüren bir kişi, kardeşini kazancına ortak etmez mi, etmezse neden etmez?

Devam edecek olursak; Davacı taraf, eve hiçbir katkısı olmamakla beraber, nadiren, markette çalışmasından ötürü “mutfak alışverişi olarak dahi nitelendirilemeyecek” birkaç şeyi eve getirdiğinde de sanki evin tüm giderlerini kendi karşılıyormuş gibi tavırlar sergilemektedir. Oysaki; davacı taraf evlilik birliğinin başından beri hiçbir zaman sorumluluklarını yerine getirmemiş, sorumluluklarını yerine getirmediği gibi de her şeyi üstlenen davalı müvekkilimin bütün emeklerinin karşılığının hüsrana uğramasına sebebiyet vermiştir. Şöyle ki; davacı tarafın yeğeni adına kayıtlı marketi iflastan kurtararak, eski haline dönmesine vesile olan kişi aslında davalı müvekkilimdir. Çünkü; marketi iflastan kurtaran, eski haline dönmesini sağlayan gelirin kaynağını, davalı müvekkilimin altınlarının birkaçının çalınması sonucunda ve emekleri sonucunda verilen tazminatı oluşturmaktadır. Davacı taraf, markette abisi ve yeğeni ile birlikte çalışmasına, 2010 yılında müvekkilimden habersiz kiraladığı dükkanın kira gelirini de almasına rağmen evin ve müşterek çocukların tüm giderlerini davalı müvekkilim karşılamış, yıllarca da bu durum böyle devam etmiştir. Evlilik birliği boyunca davacı tarafın sık sık kullandığı cümle “borcum var” olmuş, davacı tarafın borçları hiçbir zaman bitmemiştir. Müvekkilim, davacı tarafa borcuna yönelik soru sorduğunda, davacı taraf kavga çıkarmakta, müvekkilime saldırmakta ve evdeki eşyaları kırıp dökmektedir. Davacı tarafın abisi …. beyanında “ Mustafa’nın parası yoktu. Mustafa’ya 5000 TL ben verdim.”, davacı tarafın abisi …. de beyanında “Emekli maaşı ile geçinmeye çalışıyorlardı” demektedir. İş bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere, kazancı olmasına rağmen sürekli borç içinde olan, evin geçiminin yalnızca davalı müvekkil tarafından zar zor geçinmesine sebebiyet veren taraf tam kusurlu olan davacı taraftır.

Yukarıda izah edilen tüm sebepler birlikte değerlendirildiğinde; Davacı tarafın, evlilik birliği içerisinde ailenin hem maddi hem de manevi olarak hiçbir ihtiyacına destek olmadığı, müvekkil ve çocuklarını desteğinden yoksun bıraktığı, müvekkilin sık sık bir miktar altınlarını çaldığı, müvekkilin “geri almak” koşulu ile verdiği birikimlerinin geri vermediği gibi müvekkilden habersiz veyahut onun onay vermediği yerlerde kullandığı, müvekkile sık sık hem fiziksel hem de psikolojik şiddet uyguladığı apaçık ortadadır. Davacı tarafın tam kusurlu olmasından ötürü sayın yerel mahkemece verilen DAVANIN KABULÜNE, TARAFLARIN BOŞANMASINA dair karar hukuka ve usule aykırı bir karar olup, DAVANIN REDDİ gerekmektedir. Dava dosyası incelendiğinde görüleceği üzere; her ne kadar tarafımızca boşanma davasının reddi istenilmişse de, yerel mahkemece tarafların boşanmasına dair karar verilmesi durumunda; müvekkilim lehine, davacı taraftan 50.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiştir. Ancak yerel mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak MADDİ MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİMİZİN REDDİNE dair karar verilmiştir. Şöyle ki; boşanmaya sebep olan olayları yaratmayan tarafın, gerek maddi ve gerekse manevi olarak ödeyeceği bedeller vardır. Bu eş evlilik birliğinin yıkılmasında kusur olmadığı halde hiç de hak etmediği zorluklara göğüs germek zorunda kalmıştır. Manen yıkılmış dünyasının yanında bir de madden yıkılmış bir dünyası vardır. Davalı müvekkilimizin evlilik birliği içerisinde maddi kaybı fazla olduğu gibi, tüm emeklerinin boşa çıkması, evlilik birliğinin getirmiş olduğu sorumlulukları tek başına üstlenmesi, eşinden hem psikolojik hem de fiziksel şiddet görmesi gibi birçok durumdan kaynaklı olarak, talep edilen 50.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat talebimizin reddine dair karar hukuki dayanaktan yoksundur.

Davacı taraf 2. Cevap dilekçesinde “davacının babasının evinde ve dükkanında oturduğu zaman diliminde kira bedeli dahi ödemeden açtığı kendilerine ait marketi 10 yıl çalıştırmış ve sonradan devren satmış bu birikim ile elde edilen gelir ve ikisinin 20 bin+ 20 bin banka kredisi toplamı ile 138 bin liraya …..ki evi satın aldılar.” Beyanında bulunmuştur. Her ne kadar …….p adresinde bulunan taşınmaz evlilik birliği içerisinde alınmış olsa da davacı tarafın her şeyde olduğu gibi iş bu taşınmazın alımında da maddi desteği olmamıştır. Davacı tarafın beyanları kurmaca iddialardan ibarettir. Şöyle ki; davalı müvekkilim 1990’lı yıllardan beri çalışan, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, evin tüm sorumluluklarının üstesinden gelmeye çalışan bir kadındır. Dava dosyası incelendiğinde de görüleceği üzere; evlilik birliğinin geçimini müvekkilim sağlamış olup, davalı müvekkilim müşterek çocuklara hem anne hem de baba olmuştur. Davalı müvekkilimin 1990’lı yıllardan 2003 lü yıllara kadar olan süre zarfında çalışmalarının karşılığı olarak biriktirdiği ve ziynet eşyalarının (davacı tarafça çalınmayanlar) bedelleri ile birlikte………bankada 100 bin TL civarında birikmiş parası mevcut idi. Davalı müvekkilim Adana Koop’da bulunan taşınmazı, Akbank hesabında bulunan 100 bin TL civarındaki parasına ek olarak, Akbank’tan 20 bin, Finansbank’tan 20 bin TL değerinde kredi çekerek iş bu taşınmazı satın almıştır. Davacı tarafın iddiaları tamamen kurmacadır. İş bu taşınmazın satın alınmasında davacı tarafın en ufak bir maddi desteği dahi bulunmamaktadır.

Özellikle belirtmek gerekirse; davacı tarafın iş bu boşanma davasını açmakta ki asıl amacı “bir anca önce mal rejiminin gerçekleştirilmesi ve hiçbir emeğinin bulunmadığı işbu taşınmazdan hak iddia ederek, pay almaktadır.” Davacı tarafın boşanma davasını kötü niyetli olarak açtığı apaçık ortadadır.  Tanık….. beyanında “davacı bu davayı sırf ev satılması için açtı. Ben ne zaman evlerine gitsem bana buralar değerlendi diyip duruyordu”, tanık Hamiyet AKTAŞ beyanında “davacının amacı benim kuzenimin almış olduğu oturdukları evi sattırmak. Davacı boşanıp oturdukları o eve ortak olmak istiyor. Davacı ev alındığından iki sene sonra bak Hamiyet evin değeri arttı diyerekten bana söylerdi. Demek ki evde gözü varmış.” Demiş olup tanık beyanlarıyla da davacı tarafın kötü niyetli olarak iş bu davayı açmış olduğu apaçık ortadadır.

Davacı taraf dava süresince “evlilik birliği içerisinde müşterek çocuklara karşı ilgili bir babaydım” imajı sergilemek istese de evlilik birliği süresince müşterek çocuklara annelik yaptığı gibi babalık da yapan taraf davalı müvekkilimdir. Davacı taraf 2. Cevap dilekçesinde “Mersin Üniversitesinde okuyan oğlu ……..’e her ay 250-300 TL para göndermektedir. Sorumluluğunu bilmektedir.” beyanında bulunmuştur. Müşterek çocuklara yönelik olarak babalığın getirmiş olduğu sorumluluğun yalnızca çocuklara “para vermek” olarak algılanması çok üzücü bir durum olmakla beraber üniversitede okuyan bir çocuğa “250-300” TL nin hiçbir şekilde yetmeyeceği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. İşin aslına gelecek olursak; davacı taraf müşterek çocuk Fatih’e bahsedilen miktarı her ay göndermemekte nadiren göndermekte, Fatih’in giderlerini davalı müvekkilim karşılamaya çalışmakta, müşterek çocuk Fatih’te üniversite döneminde ara ara Portakal Bahçelerinde çalışarak, portakal toplamış ve harçlığını kendisi de çıkarmaya çalışmıştır. Davacı tarafın 24.09.2019 tarihli dilekçesinde müşterek çocuklara yönelik olarak “…….. serbest çalışan bir kişidir,…….askere gitmeyi düşünmektedir, ………17 yaşında …” beyanında bulunmuştur. Öncelikle en büyük müşterek çocuk….. serbest çalışan bir kişi değildir. Müşterek çocuk ………alışmamakta ve davalı müvekkilim ile birlikte yaşamaktadır. Ortanca çocuk ……….n askere gitmek gibi bir düşüncesi bulunmamaktadır. Ayrıca,…………, 20.11.2003 tarihinde doğmuş olup, davacı tarafın beyanda bulunulduğu tarihte 17 yaşında değildir. Ek olarak; davacı taraf müşterek çocuklarla iletişim kurmamakta ayda veyahut iki ayda bir müşterek çocukları, akşam 1 en fazla 2 saat yemek yemeye götürmektedir. Müşterek çocuklara herhangi bir maddi desteği evlilik süresince olmadığı gibi hala da yoktur. Müşterek çocukların üçü de şu anda çalışmamakta ve tüm giderleri davalı müvekkilim tarafından karşılanmaya çalışılmaktadır. Öncelikle sayın yerel mahkemece müşterek çocuk ………Z için aylık 400 TL iştirak nafakasına dair karar, yetersizdir. Sayın yerel mahkemece diğer 2 müşterek çocuğun da her ne kadar reşit olsalar da çalışmadıkları ve müvekkilim ile beraber yaşadıklarını göz ardı edilmiş olacak ki reşit olmayan müşterek çocuğa verilen nafaka miktarı çok yetersizdir. Ayriyeten, sayın yerel mahkemece “davalının emekli olup düzenli gelirinin bulunduğu, boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği” şeklindeki tabiri kabul edilebilir gibi değildir. Müvekkilimin emekli maaşı yıllarca 1400 TL civarında olmuş, daha yeni dönemlerde 1800 TL emekli maaşı almaya başlamıştır.  Günümüz şartları birlikte değerlendirildiğinde; 1800 TL asgari ücret tutarının çok aşağısında olduğu gibi; ne evin geçimine ne de evde çalışmayan 3 çocuğun giderine yetebilecektir. Üstelik davacı tarafın abisi…………….’ün “emekli maaşı ile geçinmeye çalışıyorlardı” beyanı da iş bu durumları destekler niteliktedir. İş bu sebeplerden dolayı sayın yerel mahkemece verilen “yoksulluk nafakası talebinin reddine” dair karar hukuka aykırıdır. Reşit olmayan müşterek çocuk için hükmedilen iştirak nafakasının miktarının artması gerektiği gibi, davalı müvekkilime de yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekmektedir. Ayrıca sayın yerel mahkemece, dava süresince 400 TL tedbir nafakasına hükmedip daha sonrasında yoksulluk nafakasına hükmedilmemesinin yerinde bir karar olmadığı kanaatindeyiz. Şöyle ki; Medeni Kanun m.169 “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.” hükmü gereğince gerekli önlemleri kendiliğinden alır. Demektedir. Dava süresince iş bu durumlar için geçici bir önlem alınmış olup, bu durumlar tarafların BOŞANMASI durumu kesinleşirse; devam edecektir. İş bu sebeplerden dolayı yoksulluk nafakası talebimizin reddine dair karar hukuki dayanaktan yoksun olup, reşit olmayan müşterek çocuk için hükmedilen iştirak nafakasının miktarının artması gerektiği gibi, davalı müvekkilim lehine de yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekmektedir.

Davacı tarafın boşanma sebeplerinin büyük bir çoğunluğu “davalı, çamaşırları yıkamamakta, yemek yapmamakta, davacının bulunduğu odayı temizlememekte, cinsel birliktelik sağlamamakta, ilgisiz olmakta” gibi iddialardan oluşmaktadır. Şöyle ki; müvekkilimin yemek yapmama, çamaşır yıkamama, odayı temizlememe gibi tutumlar sergilemesi söz konusu dahi değildir.  Davacı taraf, zaten aile konutuna nadiren “uğradığı” için müvekkilimi, yemek yapmamak, çamaşır yıkamamak, temizlik yapmamak gibi şeylerle itham etmesi kabul edilebilir gibi değildir. Evde müşterek 3 çocuk varken bir annenin çamaşır yıkamaması, yemek-temizlik yapmaması ihtimali çok düşük olmakla birlikte müvekkilim kendi sorumluluklarını yerine fazlasıyla getiren bir bireydir. Ayrıca çamaşır yıkamamak ile ilgili durumu açıklamak gerekirse; 2018 yılının başlarında çamaşır makinesi bozulmuş ve davalı müvekkilim çamaşır makinesinin bozulduğunu davacı tarafa söylediğinde “ben makine falan alamam. Ne yaparsan yap, gider çamaşırlarımı abimlerde yıkatırım ben, banane” gibi sözler sarf etmiştir. Bunun üzerine, o dönemde maddi durumu çamaşır makinesi almaya elverişli olmadığı için, müvekkilim çamaşırları bir süre komşularında yıkamıştır. 2018 yılının yaz aylarında en büyük müşterek çocuğun (ara ara işe girip çıktığı için) ve müvekkilimin de katkısıyla çamaşır makinesi alınabilmiştir. Davacı tarafın iş bu durumlara yönelik iddiaları haksız davasını haklı göstermeye çalışmaktan ibarettir.

Davacı tarafın, müvekkilimin cinsel birliktelik istememesine yönelik iddiaları da diğer iddiaları gibi asılsızdır. Şöyle ki; davacı taraf prostat hastasıdır. Davacı tarafın cinsel iktidarsızlığı olup, taraflar her ne kadar cinsel birliktelik yaşamak isteseler de cinsel birliktelik gerçekleşmemektedir. Üstelik, davacı tarafın bu duruma yönelik olarak kullanmış olduğu Fox vb gibi ilaçlar da mevcuttur. Ayrıca, davacı taraf müvekkilimi anal yoldan ilişkiye defalarca zorlamıştır. Müvekkilim, bunu istemediğini söylediğinde de davacı taraf müvekkilimi dövmüştür. Davacı taraf; kendisinden kaynaklı olarak gerçekleşemeyen cinsel birlikteliği, sanki müvekkilim istemiyor gibi lanse etmeye çalışmış ve evlilik birliği içerisinde de gittiği her yerde bu durumu yalanlarla ve iftiralarla anlatmış, müvekkilimi rezil ettiği gibi aslında kendisini de rezil etmiştir. Davacı taraf, cinsel birliktelik gerçekleştirememesinden ötürü, psikolojisi bozulmuş gibi davranışlar sergilemektedir. Kendi el yazısıyla sayın yerel mahkemeye sunmuş olduğu 06.12.2019 tarihli dilekçesinde “dava açtıktan sonra evden kişisel eşyalarımı alırken Mustafa sen erkek misin olsaydın beni iyice döverdin diye hakaretler etti tahrikte bulundu” şeklinde bir beyanı mevcuttur. Hayatın olağan akışında, günümüzde, bir kadının eşine veyahut herhangi bir erkeğe “sen erkek misin olsaydın beni iyice döverdin” şeklinde bir cümle kurması neredeyse imkansız olup, bu durum hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacı tarafın, müvekkilimize yönelik iftiralarını, yalanlarını her yerde, her ortamda dile getirmesi kendi kusurlarını, kendi yaptığı yanlışları örtbas etmekten ibarettir.

Söz konusu dosya kapsamlı bir şekilde incelendiğinde de görüleceği üzere; davacı taraf sürekli sıkıntılar çıkarmakta olduğu, şiddet içerikli eylemlerde bulunduğu, örf ve adetlere aykırı hareketler sergileyerek davacı müvekkili zor durumda bıraktığı, her ortamda rezil ettiği, evlilik birliğinin kendisine yüklediği hiçbir sorumluluğu yerine getirmediği, müvekkilime yönelik yalanlar ve iftiralarda bulunduğu kısacası DAVACI TARAFIN TAM KUSURLU olduğu apaçık ortadadır. Evlilik birliğini yıpratan ve çekilmez hale getiren tarafın davalı müvekkil değil davacı taraf olduğu apaçık ortada olduğu halde BOŞANMA DAVASININ KABULÜNE dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatindeyiz. Sayılan tüm bu nedenlerden ötürü davacı tarafın BOŞANMA DAVASININ REDDİNE dair karar verilmesi gerekmektedir. Ancak; boşanma gerçekleşecek ise; Yukarıda izah edilen nedenlerden dolayı; maddi manevi tazminat talebimizin REDDİNE dair verilen hükmün bozularak, müvekkilim lehine 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminat talebimizin KABULÜNE, Yoksulluk nafakası talebimizin REDDİNE dair verilen hüküm bozularak aylık 1.000,00 TL Yoksulluk Nafakası talebimizin KABULÜNE ve müşterek çocuk reşit olmayana dair verilen iştirak nafakasının miktarının artırılmasına dair karar verilmesini talep etmekteyiz.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıkladığımız ve sayın başkanlığınızın re’sen nazara alınacak diğer nedenlerle;

-İstinaf talebimizin KABULÜNE, Davacının DAVASININ REDDİNE,

Mahkeme aksi kanaatteyse, boşanma gerçekleşecek ise;

-Müvekkil için her ay 1.000,00 TL Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesine ve davacıdan tahsiline

-Müvekkil lehine, davacı aleyhine 50.000,00 TL Maddi 50.000,00 TL Manevi Tazminata Hükmedilmesine ve davacıdan tahsiline

– Müşterek çocuk reşit olmayan için aylık 500,00 TL İştirak Nafakasına Hükmedilmesine ve davacıdan tahsiline

-… sayılı ilamının incelenerek, davalı müvekkil lehine “hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine” şayet mahkeme aksi kanaatte ise, dosyanın incelenerek yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davalı müvekkil lehine hüküm kurulmasına, Yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygıyla vekaleten arz ve talep ederiz.

İstinaf Talebinde Bulunan

Boşanma İstinaf Dilekçesi -6-

ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNE

GÖNDERİLMEK ÜZERE         

ADANA 3. AİLE MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO:

DAVACI:

VEKİLİ:

DAVALI:

VEKİLİ:

KONU: İstinaf dilekçemizin sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR:

Yukarıda esas numarası verilen dosyamız usul ve yasaya aykırı olup istinaf yoluna başvurmak hasıl olmuştur. Şöyleki ;

Yerel mahkeme tarafından müvekkil aleyhine 15.000 TL maddi , 13.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir. Ayrıca müvekkilin aylık 400 TL yoksulluk nafakası ödemesine , müşterek çocuk … için aylık 350 TL ve müşterek çocuk … için de aylık 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verilmiştir.  Usul ve yasaya aykırı olarak verilmiş olan işbu kararın kaldırılması gerekmektedir.

Müvekkil aleyhine yerel mahkemece hükmedilmiş olan maddi ve manevi tazminat miktarları çok yüksek olup hakkaniyete uygun değildir. Müvekkilin durumu göz önüne alındığında bu miktarlar fahiş miktarda yüksektedir, müvekkilin evlilik birliği süresince herhangi bir kusuru olmamasına karşın müvekkil aleyhine verilen bu tazminat hukuka aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkemenin vermiş olduğu maddi ve manevi tazminat kararı yerinde değildir ve kaldırılması gerekmektedir.

Evliliğin ilk zamanlarından beri davalı eviyle ve eşiyle ilgilenmemiş olup evlilik bütünlüğünde kendi üzerine düşen görevlerini yerine getirmemiştir. Müvekkil her zaman evlilik birliğini devam ettirmek için gerekli özeni göstermiştir. Bu nedenle yerel mahkemenin vermiş olduğu manevi tazminat kararı yerinde değildir ve kaldırılması gerekmektedir.

Yerel mahkeme müvekkilin karşı tarafa her ay 400 TL yoksulluk nafakası ödemesine, müşterek çocuk … için aylık 350 TL ve müşterek çocuk … için de aylık 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar vermiş olup müvekkilin yerel mahkeme tarafından belirlenen bu miktarları ödeyecek maddi gücü bulunmamaktadır. Dosya kapsamından ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı evlilik birliği karşı tarafın kusurlu hareketleri neticesinde bozulmuş olup bu nedenler yerel mahkemenin vermiş olduğu karar kaldırılarak ve müvekkilin ekonomik durumu da göz önünde bulundurularak nafakanın kaldırılmasına karar verilmesi mahkemeniz aksi kanaatte ise nafaka miktarının azaltılması gerekmektedir.

Evlilik birliği süresince davacı-karşı davalı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurludur. Tamamen kusurlu olan taraf yararına maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) ile yoksulluk nafakasına (TMK m. 175) hükmolunamaz. Bu bakımdan davacı-karşı davalı kadının maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgı sonucu, kadın lehine maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi isabetsizdir.

Yukarıda arz edilen bu gerekçeler karşısında Yerel Mahkeme hükmünün  kaldırılması gerekmektedir.

 HUKUKİ NEDENLER: M.K sair yasal mevzuat

NETİCE-İ TALEP: Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerden dolayı yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yoluyla kaldırılarak  açılmış olan haksız davanın reddine karar verilmesini saygıyla bilvekale arz ve talep ederiz. 02.03.2021

DAVACI VEKİLİ

Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Epistemofili teşhisi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Ayrıca

Boşanma Davası Kabul Dilekçesi

ADANA 2. AİLE MAHKEMESİNE DOSYA NO : DAVALI : VEKİLİ : DAVACI: VEKİL : KONU …

2 yorumlar

  1. çok güzel bir dilekçe

  2. “Davacı erkek tanıklarının beyanlarının bazıları davacıdan duyum, bazıları ise görgüye dayalı olmayan beyanlar olup boşanmaya esas alınamaz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: