Birden Çok Boşanma Sebebi Aynı Davada İleri Sürülebilir Mi?

Birden Çok Boşanma Sebebine Aynı Davada Dayanılabilinir Mi?

Özel boşanma sebepleriyle genel boşanma sebepleri arasında bir içtima(toplanma) durumunun bulunması olasılığında; boşanma davasının hangi sebebe dayanılarak açılması gerekeceği; Medeni Hukukun ilginç konularından birini oluşturmaktadır.

Genelde kabul edildiğine göre; birden çok özel boşanma sebebinin birbirlerinden ayrı olgular şeklinde ortaya çıkmaları halinde; her biri için ayrı dava açılması gerekmektedir. Örneğin; bir eş hem ortak konutu terk etmiş ve daha sonra da zina fiilini işlemişse; bu durumda eş hakkında her iki nedene dayanılarak ayrı ayrı boşanma davaları açılabilir. Ancak; “Fikri İçtima” durumunda bu kuralın uygulanması mümkün bulunmamaktadır.

Bilindiği üzere fikri içtima; bir tek eylemin yasanın birkaç değişik hükmünü birden etkilemesinde söz konu olmaktadır. Onun içindir ki; aynı olgunun, değişik özel boşanma sebeplerine konu edilmesi olanaksızdır. Böyle bir durumda birden çok boşanma sebebi söz konusu olsa da bu sebepler aynı davada öne sürülecektir.

Buna karşılık; aynı olay hem özel ve hem de genel boşanma sebeplerini yaratmışsa; var olan özel sebebin yanında ayrıca genel sebeplere de dayanılarak ayrı ayrı boşanma davaları açılması mümkün bulunmaktadır.

Yinelemek gerekirse; aynı olay nedeniyle, genel boşanma sebepleri ile özel boşanma sebeplerinin bir davada birleştirilmeleri ya da iki ayrı dava halinde ortaya konulmaları konusunda bir engel bulunmamaktadır.

Nitekim; taraflar, özel bir boşanma sebebinin yanında, ayrıca aile birliğinin temelden sarsılmış olması genel sebebine dayanılarak bir boşanma davası da açabilirler. Örneğin zina özel bir boşanma sebebi bulunduğu halde, aynı zamanda bir genel boşanma sebebinin doğmasına da neden olabilir.

Bu durumda taraflar arasında hem özel sebebe ve hem de genel sebebe dayanılarak dava açılması mümkün bulunmaktadır. Nitekim; Yargıtay 2. HD 31.5.1983 tarih ve 3732/4974 sayılı kararında: “Eşlerden birinin sadakatsizliği sebebiyle zinaya dayanılarak dava açılabileceği gibi; bu eylemin meydana getirdiği geçimsizlik yüzünden de ayrıca boşanma davası açılabilir” içtihadında bulunmuştur.

Keza yine; müşterek evi terk eden eşe karşı da, diğer eşin,kendisine eve dönmesi için ihtar gönderilmemiş olması halinde; geçimsizlik sebebine dayanılarak boşanma davası açılmasında bir engel bulunmamaktadır.

Ancak; “Birbirleriyle birleştirilmeleri olanaksız nedenlere dayanılarak birlikte dava açılamayacağı için”; karısına ihtar tebliğ ettirerek onu ortak konuta davet eden davacı koca bu hareketiyle, aralarında müşterek hayatı devam ettirmeye bir mani bulunmadığı ve o zamana kadar aralarında ortaya çıkmış olan olayların evlilik birliğini sürdürmelerine engel olmadığı düşüncesini ortaya koymuş olduğu için”; terk eden eşi aleyhine; ihtar tebliğinden önce ortaya çıkmış olan olaylara dayanarak ve bunların müşterek hayatı olanaksız kılacak derecede şiddetli geçimsizlik yaratmış olduğu iddiasıyla boşanma davası açamaz.

Diğer yönden: Yargıtay 2. HD nin 2.7.1946 tarih ve 2/2951 sayılı kararında: “taraflar yekdiğerini zina ve livata gibi fena suçlamalarla, boşanma isteğinde bulunmuşlarsa da yapılan yargılama sonucunda, yüklenen eylem ve hareketlerin gerçekliği saptanamamış, yalnız karı koca arasında şiddetli nefret duygusu ve geçimsizlik olduğu anlaşılmış ve… özel sebep kanıtlanmadığında genel sebebe dayanılarak hüküm kurulamayacağı hakkında bir yasal engel de bulunmamasına göre; boşanma hükmü doğrudur” içtihadında bulunmuştur.

Böylece; özel bir boşanma sebebiyle açılan davanın reddine karşılık, aynı olay sebebiyle genel boşanma nedenlerine dayanılarak boşanmayı kabul etmiştir.

Bu konuda yine Yargıtay HGK 12. 6. 1968 tarihi ve 1577/442 sayılı kararında da; “Sabit olan bir olgu, belli hukuksal bir sebep için yeterli sayılmadığı hallerde; diğer hukuksal bir sebebin koşullarına uygun bulunduğu takdirde; lehine olan tarafın ondan yararlanmasına engel bir sebep olmamak gerekir” görüşü bildirilmiştir. Böylelikle; haysiyetsiz hayat sürmek ve geçimsizliğe dayanarak açılan bu davada, haysiyetsiz hayat sürmek iddiası kanıtlanamamış ise de geçimsizlik sabit görülerek boşanmaya karar verilmiştir.

Ancak; akıl hastalığı ve haysiyetsiz hayat sürmenin boşanma sebebi olabilmesi için, bu olaylar nedeniyle eşler arasında, “çekilmezlik” koşulunun da gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Bu bakımdan örneğin; haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanılarak açılan dava eğer, eşler arasında “çekilmezlik bulunmadığı “sebebiyle ret olunmuş ise; artık aynı olguyla ilgili olarak; aile birliğinin temelinden sarsılması iddiasıyla da yeni bir boşanma davası açılması olanaksızdır.

Gerçek içtima halinde, özel sebeplerden dolayı ve her bir özel boşanma sebebi için, ayrı ayrı boşanma davaları açılabilmekteyken; fikri içtimaya dayanılarak ayrı ayrı boşanma davalarının açılmasının mümkün olmadığı söylenebilir.

Buna karşılık; özel boşanma sebepleri ile genel boşanma sebepleri bakımından hem gerçek içtima ve hem de fikri içtima dolayısıyla ayrı ayrı
boşanma davalarının açılmasının mümkün bulunduğu kabul edilmektedir.

Ancak; yeniden vurgulamak gerekir ki; davacı, ihtarname göndererek eve davet ettiği davalı karısı hakkında, hem terk ve hem de şiddetli geçimsizlik sebeplerine dayanarak boşanma davası açamayacaktır. Böyle bir davanın açılmış olması halinde ise; usule göre; mahkemece, davacıya davasını bu sebeplerden birisine hasretmesi için önel verilerek davaya bundan sonra devam edilmesi gerekecektir.

Ayrıca vurgulamak gerekir ki: Zina ve Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış sebeplerine dayanılarak ikame olunacak boşanma davalarının, eylemden itibaren 5 yıl içinde açılması gerekmektedir. Ancak; bu eylemlerden dolayı ve fakat geçimsizlik sebebine dayanılarak açılacak boşanma davalarında böyle bir hak düşürücü süre uygulanamaz. Bu eylemlerden dolayı dahi açılmış olsa; geçimsizlik nedenine dayanan davaların Türk Medeni Kanunun 166. maddesindeki şartlara tabi bulunacağı açıktır.


Kaynak:

  1. Aras, Y. Şahin- Şiddetli Geçimsizlik

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.